Monday, 13 January 2014

19:37 haberleri

http://enerjienstitusu.com Mon, 13 Jan 2014 13:43:34 +0000 tr-TR hourly 1 http://wordpress.org/?v=3.8 http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/2013-yilinda-hazine-ozellestirmelerden-12-4-milyar-dolar-kazandi/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/2013-yilinda-hazine-ozellestirmelerden-12-4-milyar-dolar-kazandi/#commentsMon, 13 Jan 2014 13:43:34 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58518 Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) verilerinden derlenen bilgilere göre, geçen yıl özelleştirmelerden elde edilen tutar 12 milyar 484 milyon 572 bin 301 dolar olarak gerçekleşti. Geçen yıl elde edilen 12,4 milyar dolarlık gelir, 2012 yılında elde edilen yaklaşık 3 milyar 20 milyon dolarlık geliri neredeyse dörde katladı. Devletin kasasına giren 12,4 milyar dolarlıklık gelirin, 1 milyar […]

2013 yılında Hazine, özelleştirmelerden 12.4 milyar dolar kazandı
]]>
özelleştirmeler dolar 2988933
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) verilerinden derlenen bilgilere göre, geçen yıl özelleştirmelerden elde edilen tutar 12 milyar 484 milyon 572 bin 301 dolar olarak gerçekleşti.
Geçen yıl elde edilen 12,4 milyar dolarlık gelir, 2012 yılında elde edilen yaklaşık 3 milyar 20 milyon dolarlık geliri neredeyse dörde katladı.
Devletin kasasına giren 12,4 milyar dolarlıklık gelirin, 1 milyar 306 milyon doları blok satışlardan sağlandı. Geçen yıl Başkent Doğalgaz Dağıtım AŞ’nin yüzde 100 hissesi 1 milyar 162 milyon dolara Torunlar Gıda’nın oldu.
Yine Hamitabat Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ’nin yüzde 100′lük hissesi 105 milyon dolara Limak’ın olurken, Yeditepe Beynelmilel Otelcilik Turizm ve Ticaret AŞ de 39 milyon 693 bin dolara el değiştirdi.
Tesis ve varlık satışı veya devrinden geçen yıl elde edilen rakam, 11 milyar 158 milyon 633 bin 232 dolar olarak rekor seviyede gerçekleşti. Rakamın bu kadar yüksek çıkmasında, daha önce ihalesi gerçekleştirilen elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesine Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) onay vermesi ve bazı termik santrallerin özelleştirilmesi ile çok sayıda Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ (TEDAŞ) ve Maliye hazinesine ait taşınmazların satışı etkili oldu.
Geçen yıl EPDK, TEDAŞ’ın Boğaziçi Elektrik Dağıtım AŞ’deki (BEDAŞ) yüzde 100 oranındaki hissesinin 1 milyar 960 milyon dolara Cengiz-Kolin-Limak Ortak Girişim Grubu’na, Akdeniz Elektrik Dağıtım AŞ’nin 546 milyon dolara Cengiz-Kolin-Limak’a, Gediz Elektrik Dağıtım AŞ’nin ise 1 milyar 231 milyon dolara Elsan-Tümaş-Karaçay OGG’ye satışını onaylamıştı.
Aynı dönemde İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım AŞ (AYEDAŞ) 1 milyar 227 milyon dolara, Toroslar Elektrik Dağıtım AŞ ise 1 milyar 725 milyon dolara Sabancı Holding’in Alman E.ON ile yüzde 50-50 ortak olduğu Enerjisa Elektrik Dağıtım AŞ’ye devredilmişti.
Elektrik Üretim AŞ’ye (EÜAŞ) ait Kangal Termik Santrali ihalesine 985 milyon dolar ile en yüksek teklifi Konya Şeker Sanayi ve Ticaret AŞ-Siyahkalem Mühendislik İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Ortak Girişim Grubu, Seyitömer Termik Santrali için ise 2 milyar 248 milyon dolar ile Çelikler Holding AŞ vermişti.
2013 yılında Hazine, özelleştirmelerden 12.4 milyar dolar kazandı
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/2013-yilinda-hazine-ozellestirmelerden-12-4-milyar-dolar-kazandi/feed/ 0 http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/iran-4000-megavatlik-yeni-nukleer-santralin-yapimi-icin-rusya-ile-gorusuyor/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/iran-4000-megavatlik-yeni-nukleer-santralin-yapimi-icin-rusya-ile-gorusuyor/#comments Mon, 13 Jan 2014 12:51:11 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58516 İran Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Ali Ekber Salihi, Rusya ile 1992′de imzalanan protokolün hayata geçirilmesi ve 4000 megavatlık yeni bir nükleer santralin yapımı için görüşmeler yapıldığını söyledi. Salihi, resmi haber ajansı IRNA’da yer alan açıklamasında, İran ile Rusya cumhurbaşkanlarının geçen hafta telefon görüşmesi yaptığını söyledi ve “Bilindiği üzere Buşehr nükleer santrali tamamen İranlı uzmanlara devredildi. […]

İran, 4000 megavatlık yeni nükleer santralin yapımı için Rusya ile görüşüyor
]]>
iran nükleer 902245
İran Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Ali Ekber Salihi, Rusya ile 1992′de imzalanan protokolün hayata geçirilmesi ve 4000 megavatlık yeni bir nükleer santralin yapımı için görüşmeler yapıldığını söyledi.
Salihi, resmi haber ajansı IRNA’da yer alan açıklamasında, İran ile Rusya cumhurbaşkanlarının geçen hafta telefon görüşmesi yaptığını söyledi ve “Bilindiği üzere Buşehr nükleer santrali tamamen İranlı uzmanlara devredildi. Ayrıca Cumhurbaşkanı Ruhani, yeni yıl bütçesinde Buşehr’de ikinci nükleer santralin yapımı için bütçe ayrılması talimatını verdi” dedi.
Her 1000 megavatlık santralin yapımının planlar üzerinde yeniden çalışma yapılması göz önüne alındığında yaklaşık 8 yıl sürebileceğini ifade eden Salihi, “Buşehr tesisi hazır ve içerisinde dört reaktöre yer verebilecek kapasitede olduğu için ikinci santrali de burada yapmayı düşünüyoruz” diye konuştu.
Buşehr nükleer güç santralinin inşaasına ilk olarak 1974 yılında Almanya tarafından başlanmış ancak 1992 yılında Tahran ve Moskova arasında imzalanan nükleer anlaşma ile projeye Rusya devam etmişti.
Buşehr santrali fiziksel olarak ilk defa 21 Ağustos 2010′da Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı denetçileri kontrolünde çalıştırılmıştı. Rusya, nükleer santralin 1000 megavatlık ilk bölümünü 23 Eylül 2013′te törenle İran’a teslim etmişti.
İran, 4000 megavatlık yeni nükleer santralin yapımı için Rusya ile görüşüyor
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/iran-4000-megavatlik-yeni-nukleer-santralin-yapimi-icin-rusya-ile-gorusuyor/feed/ 0http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/almanya-ruzgar-ve-gunes-uretimi-yenilenebilir-enerji-rekor/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/almanya-ruzgar-ve-gunes-uretimi-yenilenebilir-enerji-rekor/#comments Mon, 13 Jan 2014 12:10:42 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58523 Almanya’nın rüzgar ve güneş enerjisi 2013 yılında yeni rekorlar kırdı. Toplam rüzgar ve güneş enerjisi üretimi 76,9 TWh’a ulaşarak bir önceki yıla göre yüzde 4 artış gösterdi. Rüzgar enerjisi 47,2 TWh ulaşarak bir önceki yıla göre yüzde 1,3 artış gösterdi. Güneş enerjisi üretimi ise 29.7 TWh ulaşarak yıllık yüzde 6 arttı. Diğer taraftan, Aralık ayında […]

Almanya’nın rüzgar ve güneş üretiminde yeni rekor
]]>
almanya ruzgar gunes enerjisi uretimi rekor 2014Almanya’nın rüzgar ve güneş enerjisi 2013 yılında yeni rekorlar kırdı. Toplam rüzgar ve güneş enerjisi üretimi 76,9 TWh’a ulaşarak bir önceki yıla göre yüzde 4 artış gösterdi. Rüzgar enerjisi 47,2 TWh ulaşarak bir önceki yıla göre yüzde 1,3 artış gösterdi. Güneş enerjisi üretimi ise 29.7 TWh ulaşarak yıllık yüzde 6 arttı.
Diğer taraftan, Aralık ayında rügzar üretimi yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Toplam 7.45 TWh elektrik rüzgar enerjisinden elde edildi. Kasım ayında elde edilen rüzgar enerjisine göre yüzde 72 artış gerçekleşti.
Almanya’nın geçtiğimiz yıl toplam rüzgar ve güneş enerjisi üretimi, 2013 yılı elektrik tüketiminin yüzde 13′ünü oluşturuyor. Dağılıma bakıldığında, rüzgar enerjisi yüzde 8′ini ve güneş enerjisi yüzde 5′ini oluşturuyor. Almanya’nın bütün yenilenebilir kaynakları dahil edildiğinde üretim kaynaklarının yüzde 25′ini oluşturuyor.
Almanya’nın rüzgar ve güneş üretiminde yeni rekor
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/almanya-ruzgar-ve-gunes-uretimi-yenilenebilir-enerji-rekor/feed/ 1 http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/bakan-yildiz-bir-ihalede-yolsuzluk-yapildi-diye-kenara-cekilemeyiz/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/bakan-yildiz-bir-ihalede-yolsuzluk-yapildi-diye-kenara-cekilemeyiz/#comments Mon, 13 Jan 2014 11:51:45 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58513 Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, ‘Kuzey Irak petrol gelirlerinin bir ABD bankasında toplanılacağından bahsediliyor; niçin ABD bankası da Türk bankası değil’ dedi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, son siyasi gelişmeleri stres testine benzetti. Yıldız, “Bunu geçenler oldu. Geçemeyen de var. Siyasi istikrarı tehdit eden her unsurda daha da sağlam durmalıyız. Biz yolsuzluklara hiçbir […]

Bakan Yıldız: Bir ihalede yolsuzluk yapıldı diye kenara çekilemeyiz
]]>
Taner Yıldız 2093482343465
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, ‘Kuzey Irak petrol gelirlerinin bir ABD bankasında toplanılacağından bahsediliyor; niçin ABD bankası da Türk bankası değil’ dedi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, son siyasi gelişmeleri stres testine benzetti. Yıldız, “Bunu geçenler oldu. Geçemeyen de var. Siyasi istikrarı tehdit eden her unsurda daha da sağlam durmalıyız. Biz yolsuzluklara hiçbir zaman müsaade etmeyiz. Yüzlerce binlerce ihale yapılıyor, velev ki bir ihalede yanlışlık var. Bunun gereği yapılır. Hepsi o. Bir ihalede yanlışlık yapıldı, ‘o zaman sen komple kenara çekil’ böyle bir şey yok” dedi.
Milliyet’ten Abdullah Karakuş’a konuşan Taner Yıldız, “Biz Kuzey Irak ile alakalı gelirlerin bir kamu bankasında toplanması lazım geldiğini söylemiştik. Bu da Halk Bankası olur diye düşünüyoruz. Ancak Bir ABD bankasından bahsediliyor. Ama kim istiyor bunu? Bize resmi olarak gelen bir şey yok. Kim istiyorsa bunu bize söylemesi lazım. Niçin ABD bankası da Türk bankası değil bunu bize söylemesi lazım’ ifadesini kullandı.
Taner Yıldız’ın açıklamalarından satırbaşları şöyle:
17 Aralık süreci enerji sektörünü nasıl etkiledi?
Enerji sektörüne 17 Aralık’ın mutlaka etkisi olduğunu söylemem lazım. Bir yolsuzluğun ve usulsüzlüğün üzerine gitmek bizim temel görevimiz.  Biri diyor ki, ‘1.5 milyar dolarlık bir yatırımı yapsam acaba ne tür sonuçlar alırım?’ Siz şimdi bunların her birini tedirgin edeceksiniz, ülkeye gelmesine mani olacaksınız. Bu son derece yanlış… O yüzden 17 Aralık’ın hızlıca toparlanması lazım ülkemizde.

‘Top artık Irak’ta’

Kuzey Irak petrolü ile ilgili görüşmeler ne aşamada?
Biz bütün olumlu göstergelerimizi ortaya koyduk. Şu anda, Irak merkezi hükümetinin görüşmeleri ile Kuzey Irak Kürt yönetimi görüşmeleri var. Takip ettiğimiz kadarıyla olumlu gelişmeler var. Ama olumlu ve olumsuz top onlarda.
Bu konuda Halk Bankası ile ilgili tartışmalar var.
Halk Bankası Türkiye’nin artık prestijli kurumlarından biri. Oradaki şu veya bu gerekçeyle bir yıpranma hepimize yönelebilecek bir yıpranma olur. Biz Kuzey Irak ile alakalı gelirlerin bir kamu bankasında toplanması lazım geldiğini söylemiştik. Bu da Halk Bankası olur diye düşünüyoruz. Merkezi Irak ile Kuzey Irak’ın kendi içindeki görüşmeler en son bize yansıyan haliyle olumlu. Biz Halk Bankası ile devam edilmesini istiyoruz.
Irak buna olumlu bakıyor mu?
Bir ABD bankasından bahsediliyor. Ama kim istiyor bunu? Bize resmi olarak gelen bir şey yok. Kim istiyorsa bunu bize söylemesi lazım. Niçin olması gerektiğini söylemesi lazım. Niçin ABD bankası da Türk bankası değil bunu bize söylemesi lazım. Biz diyoruz ki normalde her gün dekontlarını ve bütün şeffaflığı ile beraber bunu biz sağlayabiliyoruz, bu sistemi kurabiliyoruz. Biz Halk Bankası işinin Türkiye’nin siyasi istikrarını bozmak isteyenler için ciddi bir argüman olduğuna inanıyoruz. Enerji sektörü de öyle.
Japonya, Singapur ve Malezya gezisinde ne elde edildi?
Japonya ile nükleer santral anlaşması bir çırpıda geçilemez. Yerli sanayiyi hareketlendirecek. Singapur Türkiye’de bir limana ortak. 740 milyon dolara özelleştirmeden yarı yarıya almışlardı. Şimdi o yatırım 1 milyar dolara taşınıyor. Enerji santrali özelleştirmelerine davet ettik. Onlar inceleyeceklerini söylediler. Malezya’da enerji devi Petronas ile olumlu bir görüşme yaptık. Onlarla 3. ülkelerle çalışmayı düşünüyoruz. Petrolle alakalı ortaklık yapılabilir. Afrika’da olabilir.
Yaşanan krizi ve yargıya yönelik atılan adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her birimizin görev alanlarını çok iyi bilmesi lazım. Türkiye’nin siyasi istikrarına borçlu olanlar yalnızca siyasetçiler değil, yalnızca yürütme değil. Yargının da yasamanın da Türkiye’nin istikrarına borcu vardır. Aldıkları kararlar, yaptıkları işler bunu koruyup kollamaktır hukuk çerçevesinde. Biz hukukun üstünlüğüne inanan ama hukukun doğru kullanılması gerektiğini bilen kişileriz. O açıdan taşların yerine oturacağına inanıyorum.
Bakan Yıldız: Bir ihalede yolsuzluk yapıldı diye kenara çekilemeyiz
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/bakan-yildiz-bir-ihalede-yolsuzluk-yapildi-diye-kenara-cekilemeyiz/feed/ 0 http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/tureb-baskani-ataseven-turkiyenin-ruzgar-enerjisi-potansiyeli-avrupadan-fazla/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/tureb-baskani-ataseven-turkiyenin-ruzgar-enerjisi-potansiyeli-avrupadan-fazla/#comments Mon, 13 Jan 2014 11:21:19 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58510 Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Serdar Ataseven, “Türkiye rüzgar ve güneşte Avrupa’ya göre yüzde 25-30 civarında daha fazla enerji potansiyeline sahip. Biz 2023′te enerjimizin yüzde 20′sini rüzgardan karşılamayı hedefliyoruz. Yenilenebilir kaynaklarımız içinde yükü rüzgar sırtlayacak ve 20 bin MW’a ulaşacağız” dedi. Enerji ihtiyacının yüzde 27′sini yerli ve yenilenebilir kaynaklardan karşılayan Türkiye, […]

TÜREB Başkanı Ataseven: Türkiye’nin rüzgar enerjisi potansiyeli Avrupa’dan fazla
]]>
rüzgar santrali 75
Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Serdar Ataseven, “Türkiye rüzgar ve güneşte Avrupa’ya göre yüzde 25-30 civarında daha fazla enerji potansiyeline sahip. Biz 2023′te enerjimizin yüzde 20′sini rüzgardan karşılamayı hedefliyoruz. Yenilenebilir kaynaklarımız içinde yükü rüzgar sırtlayacak ve 20 bin MW’a ulaşacağız” dedi.
Enerji ihtiyacının yüzde 27′sini yerli ve yenilenebilir kaynaklardan karşılayan Türkiye, tükettiği enerjinin yüzde 73′ünü ithal ediyor. Enerji ithalatına her yıl yaklaşık 60 milyar dolar pay ayıran Türkiye’nin toplam kurulu gücü 61 bin MW üzerinde bulunuyor. 2023′te kurulu gücünü 100 bin MW seviyesine çıkarmayı hedefleyen Türkiye, 2023′teki kurulu gücününün yüzde 30′luk kısmını yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılamayı planlarken, bunda rüzgar enerjisi önemli bir yere sahip olacak.
Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Serdar Ataseven, yaptığı açıklamada, rüzgar sektörü açısından 2013′te ilklerin yaşadığını, kurulu güç ve inşa halindeki santraller açısından da iyi bir seviyeye gelindiğini vurguladı.
Ataseven, “2013 sonu itibariyle kurulu gücü 2900-3000 MW civarında rüzgar santrali hayata geçti. Bunun yanında 1000 MW inşa halinde gücümüz var. Bu yıl ilk kez 700 MW’a yakın rüzgar santralini devreye aldık” diye konuştu.
En fazla rüzgar santralinin devreye alındığı yılın 2013 olduğunu söyleyen Ataseven, rüzgar santrali inşasının başladığı yılın da yine 2013 olduğunu vurguladı.
Ataseven,”2014 hedefleri kapsamında Türkiye’de yaklaşık 800-1000 MW rüzgar santrali işletmeye alınacak, yıl sonuna kadar da rüzgar enerjisi santrallerinin kurulu gücü 3800-4000 MW’a ulaşacak” şeklinde konuştu.
Rüzgar enerjisinde 2023 hedeflerine de dikkat çeken Ataseven, şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’nin 2023 itibarıyla yenilenebilirde 20 bin MW’a ulaşma hedefi var. Biz de bu hedefe ulaşmak için çaba sarfediyoruz. Bunun gerçekleşmesi için 2020′de 25 bin MW’a ulaşmamız gerekiyor. Çünkü bunun içinden elenenler de olabilir. Ancak bu şekilde 2023 yılında 20 bin MW hedefine ulaşabiliriz.”

Katkı payı 2020′ye uzatıldı

Ataseven, 2013′de değiştirilen elektrik piyasası kanununu bir mihenk taşı olarak nitelendirdi. Ataseven, işletmeye giren yatırımcıların yerli katkıdan 2015 yerine 2020′ye kadar yararlanabilmesinin sağlandığını hatırlattı.
Yerli ve yenilenebilir enerjinin daha fazla ön planda tutulması gerektiğini vurgulayan Ataseven, “Türkiye’de ciddi bir rüzgar potansiyelimiz var bunu ekonomiye kazandırmamız gerekiyor. Hem siyasi olarak hem de enerji açısından bağımsız olabilmemiz için sürdürülebilir enerjide yenilenebilire ağırlık verilmesi gerekiyor” diye konuştu.

En fazla yatırım Almanya’dan

Ataseven, Avrupa’da en fazla rüzgar santrali yatırımı yapan ülkenin Almanya olduğunu belirterek, “Almanya’nın 2012 sonu itibariyle 31 bin MW sadece rüzgarda kurulu gücü var. Yani Almanya Türkiye’nin toplam gücünün yarısı kadar rüzgarda kurulu güce sahip” dedi.
Rüzgar konusunda Avrupa’nın bir doyuma ulaştığını ifade eden Ataseven, Türkiye’nin yatırıma açık bir yapı olduğuna ve bunun avantajlarından yaralanılması gerektiğine dikkati çekti.
Ataseven, “Biz, Avrupa’ya göre biraz geride kaldık ama santrallerde yeni teknolojilere yatırım yapıyoruz. Avrupa eski tribünlerini değiştirip ilerliyor biz ise sıfırdan yeni teknoloji kullanarak üretim yapıyoruz. Bu bizim avantajımız” tespitinde bulundu.
2023 hedefleri kapsamında rüzgarın önemli bir yere sahip olduğunun altını çizen Ataseven, “Türkiye rüzgar ve güneşte Avrupa’ya göre yüzde 25-30 civarında daha fazla enerji potansiyeline sahip. Biz 2023′te enerjimizin yüzde 20′sini rüzgardan karşılamayı hedefliyoruz. Yenilenebilir kaynaklarımız içinde yükü rüzgar sırtlayacak ve 20 bin MW’a ulaşacağız” değerlendirmesinde bulundu.
TÜREB Başkanı Ataseven: Türkiye’nin rüzgar enerjisi potansiyeli Avrupa’dan fazla
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/tureb-baskani-ataseven-turkiyenin-ruzgar-enerjisi-potansiyeli-avrupadan-fazla/feed/ 2http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/sirnakta-sinira-sifir-noktada-petrol-bulundu/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/sirnakta-sinira-sifir-noktada-petrol-bulundu/#comments Mon, 13 Jan 2014 11:01:57 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58506 TPAO Batman Bölge Müdürü Gökhan Akın, ilk kez sınıra sıfır noktada gravitesi yüksek petrolün bulunduğu kuyu keşfettiklerini belirterek, “Kuyudaki petrol, komşudaki petrolün değerinde ama günlük kapasite için test çalışmalar hafta içinde sonuçlanacak” dedi. 2 BİN 900 METREDE BULUNDU TPAO, çözüm süreciyle birlikte Şırnak’ın Silopi İlçesi Çalışkan Beldesi’nin Irak sınırına sıfır noktadaki Hezil Çayı kıyısındaki güvenlikli […]

Şırnak’ta sınıra sıfır noktada petrol bulundu
]]>
sirnak petrol sinir oil tpao kuzey irakTPAO Batman Bölge Müdürü Gökhan Akın, ilk kez sınıra sıfır noktada gravitesi yüksek petrolün bulunduğu kuyu keşfettiklerini belirterek, “Kuyudaki petrol, komşudaki petrolün değerinde ama günlük kapasite için test çalışmalar hafta içinde sonuçlanacak” dedi.

2 BİN 900 METREDE BULUNDU

TPAO, çözüm süreciyle birlikte Şırnak’ın Silopi İlçesi Çalışkan Beldesi’nin Irak sınırına sıfır noktadaki Hezil Çayı kıyısındaki güvenlikli bölgede 6 ay önce Çalışkan 1 kuyusunu açarak petrol arama çalışmalarına başladı. Sınırı oluşturan Hezil Çayı’na 1 kilometre mesafede açılan kuyuda yapılan sondaj çalışmalarında 2 bin 900 metre derinlikte yüksek gravitede petrol artezyen halinde bulundu.

KAPASİTE HAFTAYA BELLİ OLACAK

TPAO Batman Bölge Müdürü Gökhan Akın, ilk kez sınıra sıfır noktada gravitesi yüksek petrolün bulunduğu kuyu keşfettiklerini söyledi. Kuyunun günlük kapasitesinin hafta içinde belirleneceğini ifade eden Akın, “İlk kez bu bölgede çalışıyoruz. Sınıra sıfır noktadaki güvenlik alanında açtığımız ve adını da yakın mesafedeki Çalışkan Beldesi’nin ismini verdiğimiz Çalışkan-1 kuyusunda sondaj ekiplerimiz gerekli çalışmayı tamamladı. Gravitesi yüksek petrol, komşu ülkedeki petrolün ayarında. Fakat üretim kapasitesi konusunda test çalışmalarımız henüz sonuçlanmadı. Bazen suyun da rastlanıldığı gravitesi yüksek petrolün kapasitesi hafta içinde netlik kazanacak. Zor koşullarda petrole ulaşan ekibimizi kutluyoruz” dedi.

Şırnak’ta sınıra sıfır noktada petrol bulundu
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/sirnakta-sinira-sifir-noktada-petrol-bulundu/feed/ 1 http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/akkuyuda-nukleer-santral-hazirlik-calismalari-tamamlanmak-uzere/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/akkuyuda-nukleer-santral-hazirlik-calismalari-tamamlanmak-uzere/#comments Mon, 13 Jan 2014 09:53:14 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58497 Rusya nükleer enerji ajansı Rosatom Başkanı Sergey Kriyenko, Mersin Akkuyu’da inşa edilecek nükleer santralle ilgili hazırlık çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu söyledi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e nükleer santral inşaatları ile ilgili bilgi veren Kriyenko, yurtdışında 20 nükleer santral inşaatı ile ilgili kontratları olduğunu, 40 nükleer santralle ilgili müzakerelerin sürdüğünü belirtti. Fukuşima’da yaşanan sorunun ardından taleplerin […]

Akkuyu’da nükleer santral hazırlık çalışmaları tamamlanmak üzere
]]>
akkuyu nükleer santrali 27
Rusya nükleer enerji ajansı Rosatom Başkanı Sergey Kriyenko, Mersin Akkuyu’da inşa edilecek nükleer santralle ilgili hazırlık çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu söyledi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e nükleer santral inşaatları ile ilgili bilgi veren Kriyenko, yurtdışında 20 nükleer santral inşaatı ile ilgili kontratları olduğunu, 40 nükleer santralle ilgili müzakerelerin sürdüğünü belirtti.
Fukuşima’da yaşanan sorunun ardından taleplerin neredeyse ikiye katlandığını kaydeden Kriyenko, “Çin ve Hindistan’da inşa edilen nükleer santrallere önem veriyoruz. Tianwan’da Rus uzmanlar 2 nükleer santral inşaatını tamamladı. Performansının değerlendirilmesinin ardından Çin, Rusya ile işbirliğini geliştirme kararı aldı. Burada Çin, Amerikalılar ve Fransızlar da nükleer santral inşa ediyor. Rekabet çok sert. Bu ortamda bizden iki blok inşa etmemizi istediler.” bilgisini verdi. Hindistan, Kudankulum nükleer santrali ile ilgili teklif verdiklerini ve yakın gelecekte sonuç almayı planladıklarını kaydeden Rosatom Başkanı, anlaşmanın Putin’in Yeni Delhi ziyaretinde imzalandığını hatırlattı. Vietnam’ın da Rusya’dan nükleer santral talep eden ülkelerden olduğunu kaydeden Kriyenko, 4 blokluk anlaşmanın genişletilmesi için talepleri olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de Mersin Akkuyu’ya inşa edilecek nükleer santral çalışmaları ile ilgili de konuşan Kriyenko, hazırlık çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu, lisansla ilgili formalitelerin 2013’te tamamlandığını söyledi.
Kriyenko, Rusya’da inşa edilecek nükleer santral çalışmaları ile ilgili de bilgi verdi. Dünyada ilk kez gerçekleşen yatırımla Rus nükleer enerji şirketi Rosatom santralin yüzde 93’üne sahip olacak. Atomstroyexport ve Rus enerji şirketi Inter RAO UES ise kalan yüzde 7’lik hisseyi paylaşıyor. Türkiye’den özel şirketlerin de projeye ortak olabilmeleri yönünde çalışmalar var. 2020-2023 yıllarında tamamlanması planlanan Akkuyu nükleer santrali her biri 1200 megavat olmak üzere 4 ayrı üniteden oluşacak. Türkiye projenin tamamlanmasının ardından 15 yıl boyunca elektrik alımını taahhüt ediyor. Anlaşmaya göre, Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt Anonim Şirketi (TETAŞ) proje şirketinden santralde üretilmesi planlanan elektriğin ünite 1, ünite 2 için yüzde 70’ine ve ünite 3, ünite 4 için yüzde 30’una karşılık gelen sabit miktarlarını, her bir güç ünitesinin ticari işletmeye alınma tarihinden itibaren 15 yıl boyunca KDV hariç 12,35 ABD senti/kWh fiyattan satın almayı garanti edecek.
Akkuyu’da nükleer santral hazırlık çalışmaları tamamlanmak üzere
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/akkuyuda-nukleer-santral-hazirlik-calismalari-tamamlanmak-uzere/feed/ 2 http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/turkiyenin-40-yillik-gaz-ihtiyacini-karsilayabilecek-kaya-gazi-rezervi-var/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/turkiyenin-40-yillik-gaz-ihtiyacini-karsilayabilecek-kaya-gazi-rezervi-var/#comments Mon, 13 Jan 2014 08:59:32 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58493 Amerika’nın üretim hamlesi ile dünyanın dikkatini çekmeye başlayan kaya gazı,  Türkiye’de de konuşulmaya başlandı. Uzmanlara göre Türkiye’nin üretilebilir kaya gazı rezervi 1,8 trilyon metreküp. Bu rakamla Türkiye’nin 40 yıllık gaz ihtiyacın karşılanabilir.  Petrol ve doğalgaza alternatif olarak gösterilen kaya gazına olan ilgi tüm dünyada artarak devam ediyor. Yıllardır bilinen ancak çıkarılamayan kaya gazı, özellikle son […]

‘Türkiye’nin 40 yıllık gaz ihtiyacını karşılayabilecek kaya gazı rezervi var’ iddiası
]]>
kaya gazı sondaj 29384902389043
Amerika’nın üretim hamlesi ile dünyanın dikkatini çekmeye başlayan kaya gazı,  Türkiye’de de konuşulmaya başlandı. Uzmanlara göre Türkiye’nin üretilebilir kaya gazı rezervi 1,8 trilyon metreküp. Bu rakamla Türkiye’nin 40 yıllık gaz ihtiyacın karşılanabilir. 
Petrol ve doğalgaza alternatif olarak gösterilen kaya gazına olan ilgi tüm dünyada artarak devam ediyor. Yıllardır bilinen ancak çıkarılamayan kaya gazı, özellikle son dönemde Amerika’nın üretim hamlesi ile dünyanın dikkatini çekmeye başladı. Türkiye’de de yakın zamanda arama çalışmalarına başlanılan kaya gazı dünyadaki enerji dengelerini ve bu piyasadaki oyuncuların pozisyonlarını değiştireceğe benziyor.
Özellikle yeterli doğalgaz rezervi olmayan ülkeler için umut ışığı olan kaya gazı neredeyse her ülkede bulunan bir enerji türü. Zaman Gazetesi’nden Esra Tur’un haberine göre, enerji fakiri ülkelerin dışa bağımlılığını azaltacağına inanılan kaya gazına ilişkin değerlendirmelerde bulunan uzmanlara göre Türkiye, enerjide dışa bağımlılığı kaya gazıyla aşabilir. Yıllık doğalgaz tüketimi 45 milyar metreküp olan Türkiye’nin kaya gazı rezervleri ile ilgili 500 milyar ile 1,8 trilyon metreküp arasında tahminler yapıldığını belirten Teksas Üniversitesi’nden Enerji Ekonomisti Dr. Gürcan Gülen’e göre Türkiye’deki kaya gazı rezervlerine ilişkin net bir rakam vermek zor. Buna rağmen Türkiye’nin kaya gazı rezervleri açısından potansiyeli olduğunu belirten Gülen, Türkiye’nin sahip olduğu kaya gazını değerlendirebilirse enerji kavşağı olabileceğini belirtiyor.
2000’li yıllardan bu yana Amerika’daki yoğun kaya gazı üretim hamlesi neticesinde 2012 yılında Amerika’nın yıllık kaya gazı üretimini 240 milyar metreküpe (m3) çıkardığını ifade eden Gülen, kaya gazının Amerika’ya ekonomik katkısının çok büyük olduğunu vurgulayarak, “2008’den sonra kaya gazı üretimi artmasaydı Amerika ekonomisinin toparlanması bu kadar çabuk gerçekleşmeyebilirdi.” diye konuştu.

Türkiye’de de var

Öte yandan “Dünyanın en fazla enerji ithal eden ve tüketen ülkelerinden biri olan Amerika’da kaya gazı ile enerjide devrim yaşanıyor.” diyen Çelik İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Namık Ekinci, bu durumun ülkedeki gaz fiyatlarını Avrupa’ya oranla 5 kat ucuzlattığını ve bunun da ekonomiyi canlandırdığını söyledi.
Türkiye’nin üretilebilir kaya gazı rezervini 1,8 trilyon metreküp olarak öngördüklerini belirten Türkiye Petrol Jeologları Derneği (TPJD) Başkanı İsmail Bahtiyar, “Yıllık tüketimimizin 45 milyar metreküp olduğunu düşünürsek, Türkiye’nin 40 yıllık tüketimini karşılayabilecek bir potansiyel var.” dedi. Eski dönemlerde doğalgaz tüketiminin fazla olmaması nedeniyle bu çalışmaların yavaş seyrettiğini vurgulayan Bahtiyar, doğalgaz ihtiyacının artmasıyla ABD’de kaya gazı üretim faaliyetlerine hız verildiğini kaydetti. Bu çalışmalar sonucunda ABD’nin 2012 yılında 240 milyar metreküp civarında kaya gazı üretimi gerçekleştirdiğine dikkati çeken Bahtiyar, ‘’Bunlar çok ciddi rakamlar. Şu anda bu rakam ABD’nin doğalgaz üretiminin yüzde 30’una tekabül ediyor.’’ dedi. Artan enerji ihtiyaçlarını karşılamak için son dönemde dünyada kaya gazı üretim çalışmalarının ciddi anlamda hızlandığını ifade eden Bahtiyar, “Kaya gazı üretimiyle gazın bulunduğu bölgelerde ekonomik kalkınma ve istihdam artacak. Enerji maliyetinde meydana gelecek olan azalma cari açık problemine de çözüm anlamına gelmektedir.” dedi. Bahtiyar, “ABD’nin son 10 yılda yaptığı çalışmaların sonucunda, Texas’ta 2010 yılında 51 milyar metreküp doğalgaz ürettiği biliniyor. Üretimin ülke ekonomisine katma değeri 13 milyar doları buldu. Sadece Teksas eyaletinde kaya gazı çıkarma ve işletmesinde istihdam edilen personel sayısı ise 12 bin kişi. Tüm bunlar ABD’nin kısa sürede petrol üretiminde en büyük petrol üreticisi ülke konumuna geleceği anlamına geliyor.” diye konuştu.

Dünyada kaya gazı üretimi

Dünyada kaya gazı rezervleri konusunda en etkin bilgi ABD Enerji Enformasyon Dairesi (EIA) tarafından veriliyor. EIA’ya göre 1.217 trilyon metreküp rezervi ile Çin dünyada en fazla kaya gazı rezervine sahip ülke. Ülkede kaya gazı üretimi yapılan kuyu sayısı ise sadece 10. Çalışmalar yoğun şekilde devam ediyor. Amerika ise 862 trilyon metreküpe sahip, geçtiğimiz yıl dünyada açılan yaklaşık 49 bin kuyunun (petrol ve gaz) bini Amerika’daydı. Avrupa’da kaya gazı denince ilk akla gelen ülke olan Polonya’da kaya gazı için açılan kuyu sayısı 34; Polonya’yı 3 kuyu ile Almanya, 1 kuyu ile Fransa takip ediyor. Fransa’da ise çevresel tepkiler nedeniyle kuyu açılmıyor ve üretim yapılmıyor. IEA’ya göre Türkiye, kaya gazı konusunda dünyanın hatırı sayılır ülkeleri arasında. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), kaba bir tahmini hesapla 20 trilyon metreküplük kaya gazı rezervi olabileceğini bildirdi. TPAO ile dev petrol şirketleri Shell, Transatlantik ve Valuera sismik çalışmalar başlattı. Diyarbakır Sarıbuğday-1 kuyusunda yapılan sondaj çalışmalarında 3 bin 850 metreye ulaşıldı. Sondaj çalışmalarının 2014 yılında tamamlanması planlanıyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Trakya, Karadeniz, Doğu Anadolu, Tuz Gölü civarı ve Toroslar, kaya gazı olduğu düşünülen alanlar.
Devamı için tıklayınız.
‘Türkiye’nin 40 yıllık gaz ihtiyacını karşılayabilecek kaya gazı rezervi var’ iddiası
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/turkiyenin-40-yillik-gaz-ihtiyacini-karsilayabilecek-kaya-gazi-rezervi-var/feed/ 0http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/bagdat-turk-kurt-petrol-anlasmasindan-rahatsiz/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/bagdat-turk-kurt-petrol-anlasmasindan-rahatsiz/#comments Mon, 13 Jan 2014 07:58:52 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58490 The Wall Street Journal Irak’taki Kürdistan bölgesinin bağımsız bir petrol ihracatçısı olma isteği, Bağdat’ın yarı özerk bölgeyi merkezi hükümet ile anlaşmaya varmadan uluslararası satış planları yapmakla eleştirmesi ile darbe aldı. Irak Petrol Bakanlığı, durumu hayretle izlediklerini belirterek Cuma günü yapılan açıklamada planları Irak anayasası provizyonlarının çirkince ihlal edilmesi’ olarak tanımladı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi, ilk parti […]

Bağdat, Türk-Kürt petrol anlaşmasından rahatsız
]]>
ırak petrol boru 23425667
The Wall Street Journal
Irak’taki Kürdistan bölgesinin bağımsız bir petrol ihracatçısı olma isteği, Bağdat’ın yarı özerk bölgeyi merkezi hükümet ile anlaşmaya varmadan uluslararası satış planları yapmakla eleştirmesi ile darbe aldı.
Irak Petrol Bakanlığı, durumu hayretle izlediklerini belirterek Cuma günü yapılan açıklamada planları Irak anayasası provizyonlarının çirkince ihlal edilmesi’ olarak tanımladı.
Kürdistan Bölgesel Yönetimi, ilk parti petrol satışını Ocak ayı sonunda Irak Devlet Petrol Pazarlama Organizasyonu ile değil Kürdistan Petrol Pazarlama Organizasyonu aracılığı ile yapmayı planladığını açıkladı.
Bakanlık ayrıca Türk hükümetinin Kürt petrolünün Bağdat’ın rızası olmadan Irak-Türk boru hattından geçmesine izin vermesini de eleştirdi.
Bağdat’ın onayı olmadan ihracat yapılması sorunlara neden olabilir.
Irak Petrol Bakanlığı, Bağdat’ın onayı olmadan ihraç edilen Kürt petrolünü alan şirketlere karşı yasal girişimde bulunacağı tehdidinde bulunmuştu.
Türkiye, Kuzey Irak petrolünün Türk limanları aracılığıyla uluslararası pazarlara ulaştırılması konusundaki anlaşmazlıkların çözümlenmesi için Ankara, Bağdat’taki merkezi yönetim ve Erbil’deki Kürt otoriteleri arasında üç taraflı görüşmelerin başlamasına yardımcı olmuştu. Ancak satışları kimin kontrol edeceği ve gelirin nasıl paylaşılacağı konularında tartışmalar sürüyor.
Olası bir anlaşma, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nce yapılacak petrol satışlarında dönüm noktası olabilir. Bağdat ile Bölge arasındaki tansiyon, Erbil’in bir bütçe tartışması nedeniyle petrol ihracatını askıya aldığı 2012 sonlarından bu yana artmıştı.
Türkiye ile Irak’taki Kürdistan Yönetimi’nin Kasım sonunda Erbil’in ihracatını günde yaklaşık yarım milyon varile yükseltecek bir dizi anlaşma imzalaması da tartışmaları alevlendirmişti.
Türkiye, Irak anayasasını ve ülkenin birliğini baltalayacak bir işte yer almayacağını defalarca yinelemişti ki bu konu ABD’nin de en çok önem verdiği konulardan biri.
Enerji Bakanı Taner Yıldız 2 Ocak’ta yaptığı açıklamalarda Türkiye’nin Kürdistan’ın uluslararası pazarlara petrol satışı yapmasından önce Bağdat’ın onayını bekleyeceğini belirtmişti.
Açıklamada bulunma yetkisine sahip olmaması nedeniyle isminin verilmesini istemeyen bir Türk yetkili konu hakkında, “Türkiye’nin tutumu değişmedi. Kürtlerin mevcut boru hattı ile Ceyhan’a gönderdiği petrol saklanıyor. Henüz uluslararası pazarlara sevkiyat gerçekleştirilmedi,” diye konuştu.
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ile Perşembe günü yapılan telefon görüşmesinde Bölge liderini petrol ihracatı ve gelir paylaşımı konularında ortak bir yol bulunması için teşvik etti.
Taraflar arasındaki görüşmeler halen sürüyor. Bir KRG yetkilisine göre Erbil delegasyonu gelecek hafta Bağdat’taki mevkidaşları ile bir araya gelecek. Aynı yetkili, Kürt ve merkez Irak temsilcilerinin bu hafta bütçe konularını görüşmek üzere görüştükleri bilgisini de verdi.
Bağdat, Türk-Kürt petrol anlaşmasından rahatsız
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/bagdat-turk-kurt-petrol-anlasmasindan-rahatsiz/feed/ 1 http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/sayistay-baskentgazin-dusuk-bir-fiyata-satildigi-tespitini-yapti/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/sayistay-baskentgazin-dusuk-bir-fiyata-satildigi-tespitini-yapti/#comments Mon, 13 Jan 2014 07:35:16 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58487 Sayıştay, 2013 başlarında özelleştirilen Başkentgaz’ın düşük bir fiyata satıldığı tespitini yaptı. Başkentgaz Torunlar Gıda’ya 1 milyar 162 milyon dolara satılmıştı. Sayıştay ise gerekçeleri sayarak özelleştirmenin neden düşük kaldığını tek tek sıraladı. Başkentgaz’ın özelleştirilmesi ihalesi 25 Ocak 2013 tarihinde yapıldı. Pazarlık görüşmesinde Torunlar Gıda 1 milyar 162 milyon lira ile en yüksek teklifi verdi. 2011 yılında […]

Sayıştay, Başkentgaz’ın düşük bir fiyata satıldığı tespitini yaptı
]]>
baskentgaz torunlar ozellestirme ihalesi
Sayıştay, 2013 başlarında özelleştirilen Başkentgaz’ın düşük bir fiyata satıldığı tespitini yaptı. Başkentgaz Torunlar Gıda’ya 1 milyar 162 milyon dolara satılmıştı.Sayıştay ise gerekçeleri sayarak özelleştirmenin neden düşük kaldığını tek tek sıraladı. Başkentgaz’ın özelleştirilmesi ihalesi 25 Ocak 2013 tarihinde yapıldı.
Pazarlık görüşmesinde Torunlar Gıda 1 milyar 162 milyon lira ile en yüksek teklifi verdi. 2011 yılında Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı ihalelerde toplam 1 milyar 521 milyon dolar teklif gelmişti. Bu ihale daha sonra iptal edilmişti. Torunlar Gıda’nın aldığı ihale iki yıl önce yapılan ihaleye göre 359 milyon dolar daha az bedelle sonuçlanmıştı. Hürriyet’ten Neşe Karafil’in haberine göre, sayıştay 2013 yılının ilk 5 aylık dönemine ilişkin hazırladığı raporunda bu ihale ile ilgili gelişmeleri hatırlattıktan sonra ayrıca dikkate alınmayan bazı noktalara raporunda yer verdi.
İlk olarak Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın blok satış sırasında BOTAŞ’tan devirlerin dikkate alınmadığını ortaya koydu. Sayıştay, “Başkent Doğalgaz Dağıtım A.Ş.’nin, Ankara Belediyesi mücavir alan sınırları içinde 30 yıl süreyle sahip olduğu doğalgaz dağıtım lisansının geçerli olduğu hinterlant da Ankara’nın merkez ilçeleri dışındaki tüm ilçelerini kapsayacak şekilde genişlemiştir. Bu düzenleme ile alıcı şirket gerek konut abone sayısındaki artış, gerekse ilçelerde bulunan sanayinin gaz talebi nedeniyle önemli bir gelir avantajı elde etmiştir” tespitini yaptı.
Sayıştay, “… hususları dikkate alındığında, Başkentgazı satın alacak şirketin sağlayacağı avantajlar gözardı edilmiş ve yüzde 100 hisse için önceki ihalelerde ulaşılan toplam fiyata göre şirket düşük bir fiyatla satılmıştır” dedi.
Devamı için tıklayınız.
Sayıştay, Başkentgaz’ın düşük bir fiyata satıldığı tespitini yaptı
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/sayistay-baskentgazin-dusuk-bir-fiyata-satildigi-tespitini-yapti/feed/ 0 http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/kose-yazisi-elektrik-aboneliginde-hediye-yarisi-gorundu/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/kose-yazisi-elektrik-aboneliginde-hediye-yarisi-gorundu/#comments Mon, 13 Jan 2014 07:24:58 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58484 Vahap Munyar / Hürriyet Geçen yıl kasım ayı başında Kalekim’in fabrika açılışı için Erzurum’dayken eşim Emine Munyar aradı: - Faturayı yatırmamışsın, elektriği kesmek için kapıya dayanmışlar. Ben de iş yerindeyim. Eve gitmeye kalksam görevlilere yetişemem. Sitedeki bahçıvan imdadımıza yetişip faturayı yatırdı, kapa-aç yükünden kurtulduk. Hemen dağıtım özelleştirmesi sonrası bizim bölgeyi devralan şirketin yetkililerine ulaştım: - […]

Köşe Yazısı: Elektrik aboneliğinde ‘hediye’ yarışı göründü
]]>
2012 yili elektrik serbest tuketici limiti
Vahap Munyar / Hürriyet
Geçen yıl kasım ayı başında Kalekim’in fabrika açılışı için Erzurum’dayken eşim Emine Munyar aradı:
- Faturayı yatırmamışsın, elektriği kesmek için kapıya dayanmışlar. Ben de iş yerindeyim. Eve gitmeye kalksam görevlilere yetişemem.
Sitedeki bahçıvan imdadımıza yetişip faturayı yatırdı, kapa-aç yükünden kurtulduk. Hemen dağıtım özelleştirmesi sonrası bizim bölgeyi devralan şirketin yetkililerine ulaştım:
- 12 günlük gecikme nedeniyle elektrik kesilir mi?
- Evinize gelen fatura aslında ihbarnamedir. İhbarname 5 gün süre tanır. O sürede faturayı ödemezseniz elektriğinizi kesme hakkımız doğar.
- Faturasını 1-2 yıl ödemeyenler varken, 12 gün gecikene yüklenmek doğru mudur?
- Sistemi tam oturtamadık. Zamanla abonelerimizin ödeme alışkanlıklarını dikkate alacağız.
Fina Enerji’nin perakende elektrik şirketi Cere’an’ın Genel Müdürü Onur Yazgan’la buluştuğumuzda ilk sözü şu oldu:
- Abone ile dağıtım şirketleri arasındaki ilişki hep “faturanı ödemezsen elektriğin kesilir” korkusu üzerine kuruluydu.
Yazgan’ın bu sözü üzerine yaşadığımız “elektriğinizi kesiyoruz” telaşımızı anımsayıp anlattım. Önümüzdeki dönemde bu durumun değişeceğini belirtti:
- Türkiye’de 32 milyon abone var. Yüzde 10’u elektriği alacağı şirketi serbestçe seçme hakkına sahip. Serbest seçim için aylık elektrik tüketim alt sınırı 150 lira. 31 Ocak 2014’te alt sınır büyük olasılıkla 75 liraya inecek. 15 milyon abone serbest seçime girebilecek.
Serbest seçimin abone açısından ne anlama geldiğini anlattı:
- 31 Ocak’tan itibaren elektrik perakendesi hizmeti veren şirketlerin rekabeti daha yaygın devreye girecek. Aboneye hediye çekinden fatura indirimine, 2 yıl sabit fiyat garantisinden ücretsiz hayat sigortasına kadar çeşitli avantajlar sunulacak.
- Hediye ve avantajlar neden verilecek?
- Aboneyi mevcut dağıtım şirketinden kendimize çekebilmek için.
- Örneğin Cere’an kimin elektriğini pazarlıyor?
- Fina’nın elektriğini satıyoruz. Ayrıca Yunanistan ve Bulgaristan’dan da ucuz elektrik ithalatı söz konusu.
Elektrikte serbest seçime geçme temposunun hızlı olmadığını vurguladı:
- 3 yılda 6 milyon abonenin “serbest seçim”e geçeceğini öngörüyoruz.
- Abonenin şirket değiştirmesi zor değil mi?
- Adresi gösteren fatura ve nüfus cüzdanı fotokopisi ile sözleşmeye atılacak ıslak imza yeterli olacak.
31 Ocak’ta alt sınır 75 liraya inerse, 10 milyon hane ve 5 milyon işyeri elektriğini istediği şirketten alma hakkına kavuşacak. 2015’ten itibaren de sınır tümüyle kalkacak. Yani, 32 milyon abone serbest seçime girecek.
Böylece, abonelerle ilişkide “elektriğini keserim” korkusunun yerini “müşteri kraldır” bakışı alacak…
Four Seasons, Frankfurt’a Türk yatırımcıyla gidecek
STAGE Halkla İlişkiler Başkanı Zehra Güngör’ün Uluslararası Halkla İlişkiler Federasyonu (IPRA) Başkanlığını Fransız Christophe Ginisty’den devraldığı tören için Sultanahmet’teki Four Seasons Otel’deyiz.
Masamızda KAGİDER’in kurucu üyelerinden AK Parti Grup Başkanvekili Belma Satır, KAGİDER Başkanı Gülden Türktan, 1995’te IPRA’nın ilk Türk Başkanı olan Betül Mardin ve Astay’ın CEO’su Atilla Öztürk var. Öztürk’e yeni projelerini sordum:
- Yönetim Kurulu Başkanımız Mesut Toprak bu aralar Tunus’ta tekstile dönük yatırımlar üzerinde çalışıyor. Ben de Londra ve Frankfurt’ta otel projeleri için adımlar atıyorum.
Frankfurt’taki otelin Four Seasons tarafından işletilmesini öngördüklerini vurguladı:
- Franfurt’ta Four Seasons yok. Bizimle girmiş olacak.
Devamı için tıklayınız.
Köşe Yazısı: Elektrik aboneliğinde ‘hediye’ yarışı göründü
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/kose-yazisi-elektrik-aboneliginde-hediye-yarisi-gorundu/feed/ 0 http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/kose-yazisi-kibrista-barisi-enerji-saglayabilir/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/kose-yazisi-kibrista-barisi-enerji-saglayabilir/#comments Mon, 13 Jan 2014 07:17:26 +0000http://enerjienstitusu.com/?p=58481 Erdal Sağlam / Hürriyet AB ile ilişkiler başta olmak üzere Türkiye diplomasisinin eline kolunu bağlayan en önemli konulardan biri olan, kangren haline gelmiş Kıbrıs sorununun çözümü ve Ada’da barış sağlanması için yeni bir umut doğdu. İşadamları da bu barışın biran önce sağlanmasını istiyor ve siyasileri göreve çağırıp, bu fırsatın kullanılmasını istiyor. TÜSİAD geçen hafta Kıbrıs’ta […]

Köşe Yazısı: Kıbrıs’ta barışı enerji sağlayabilir
]]>
kıbrıs doğalgaz 983245
Erdal Sağlam / Hürriyet
AB ile ilişkiler başta olmak üzere Türkiye diplomasisinin eline kolunu bağlayan en önemli konulardan biri olan, kangren haline gelmiş Kıbrıs sorununun çözümü ve Ada’da barış sağlanması için yeni bir umut doğdu.
İşadamları da bu barışın biran önce sağlanmasını istiyor ve siyasileri göreve çağırıp, bu fırsatın kullanılmasını istiyor.
TÜSİAD geçen hafta Kıbrıs’ta barışın zorlanması amacıyla önemli bir organizasyon gerçekleştirdi. Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye’nin önde gelen iş dünyası kuruluşları ortak bir deklarasyon yayımlayarak, “Her iki toplumu Kıbrıs sorununun kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaştırma yolunda müzakerelere iyi niyet içinde başlamaya çağırıyoruz” dediler. Kıbrıs sorununda çözümün ilgili tüm taraflar arasında yüksek düzeyde bir ekonomik işbirliği yaratacağının bundan tüm halkların ve bölgenin faydalanacağının altı çizilerek, özellikle Doğu Akdeniz’de çıkan enerji fırsatının değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.
Özetle; 2008 küresel krizinin Güney Kıbrıs’a büyük darbe vurması ve Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan büyük doğalgaz kaynaklarından yararlanma ihtiyacı aynı zamanda Ada’da barışın sağlanmasını gerektiren bir iklim yarattı. Başka bir deyişle savaşlara neden olan enerji bu kez barışın sağlanması için imkan sağladı.
Kıbrıs’ta Türk tarafının artık bir çözümün olması konusunda kararlı olduğunu, Türkiye’nin bu konuda ciddi destek verdiği biliniyor. Krizden büyük yara olan Rum kesimi de, eline gelen gaz imkanından ancak Türk tarafı ile barış yapması halinde yararlanabileceğini görmeye başladı. Daha önce Türk tarafı ile barışı referandumda reddeden Rum halkının barış için eskisinden daha istekli olduğu söyleniyor. Ancak barış için yetecek mi, göreceğiz.
TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz ve beraberindeki heyet deklarasyon yayınlamanın yanısıra Cumhurbaşkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı ve Türkiye Büyükelçisine ziyaretlerde bulundular, yapılan girişimi anlattılar ve Kıbrıs’ta barış için bundan sonra da üzerlerine düşen görev varsa yine hazır olduklarını söylediler.
Büyükelçi Halil İbrahim Akça yapılan ziyarette, açıklama ve Rum tarafının işadamları yoluyla barışa zorlanmasının, bu çabalara önemli katkı sağlayacağına inandığını, Türk tarafında fazla sorun olmadığını, Rumlarda ise hala ikircikli tutumlar gördüklerini ama barış yanlılarının artmasını beklediklerini söyledi.

Bizim siyasi krizimiz Kıbrıs’ı etkilememeli

TÜSİAD Başkanı ve ekibi ile dönüşte yaptığımız sohbetlerde de bu kez umutlu olduklarını ancak barış için daha fazla baskı gelmesi gerektiğini söylediler. Çok açıkça dile getirmeseler de, Türkiye’de yaşanan siyasi krizin Kıbrıs’ta barış için gereken yoğun çabaları olumsuz etkilemesinden dikkatlerin dağılmasından endişe ediyorlar. AB ile ilişkiler açısından da buradaki barışın önemine dikkat çeken Yılmaz, enerjinin getirdiği fırsatın mutlaka kullanılması gerektiği görüşünde. Bu arada aynı kapsamda İsrail ile de barışın artık gerekip gerekmediğini sorduğumda ise geçen ay İsrail’de yine işadamları örgütleri ile ortak toplantılar yaptıklarını hatırlatıp, ilişkilerin normalleştirilmesinin önemli katkı yapacağını söyledi.
Bence K. Irak enerji kaynakları için bu kadar riski göze alan Hükümet, gerçekten enerji ve Türkiye’nin geleceği için bunu yaptığını anlatacaksa, samimi olduğunu gösterecekse, İsrail’le de ilişkileri de biran önce normalleştirmeli.
İsrail ile ilişkilerini düzeltip, Kıbrıs’ta barışı sağlayan Türkiye, hem enerji alanında stratejik konumunu geliştirir, hem aksayan AB ile bütünleşme sürecini hızlandırır. Bu da ekonomi ve demokratikleşme için çok büyük ivme demektir. Mevcut anlayışla bunların becerilebilmesi mümkün mü derseniz; zor görünüyor.
Köşe Yazısı: Kıbrıs’ta barışı enerji sağlayabilir
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/13/kose-yazisi-kibrista-barisi-enerji-saglayabilir/feed/ 1 http://enerjienstitusu.com/2014/01/12/kurtler-turkiyeye-petrol-satarsa-butcelerini-keseriz/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/12/kurtler-turkiyeye-petrol-satarsa-butcelerini-keseriz/#comments Sun, 12 Jan 2014 18:29:57 +0000http://enerjienstitusu.com/?p=58471 Irak Başbakanı Nuri el Maliki merkezi hükümetin onayı olmadan yeni boru hattı aracılığıyla Türkiye’ye petrol ihraç etmesi halinde, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin federal bütçeden aldığı payı kesecekleri tehdidinde bulundu.Kürdistan Bölgesel Yönetimi, geçen hafta Türkiye’ye ham petrol akışının başladığını duyurmuştu. Erbil yönetimi ihracatın bu ay sonunda başlayacağını ve Şubat ve Mart’ta artacağını duyurmuştu. Maliki Reuters ajansına açıklamasında […]

Maliki’den sert çıkış: ‘Kürtler Türkiye’ye petrol satarsa, bütçelerini keseriz’
]]>
Iraqi FreedomIrak Başbakanı Nuri el Maliki merkezi hükümetin onayı olmadan yeni boru hattı aracılığıyla Türkiye’ye petrol ihraç etmesi halinde, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin federal bütçeden aldığı payı kesecekleri tehdidinde bulundu.Kürdistan Bölgesel Yönetimi, geçen hafta Türkiye’ye ham petrol akışının başladığını duyurmuştu.
Erbil yönetimi ihracatın bu ay sonunda başlayacağını ve Şubat ve Mart’ta artacağını duyurmuştu.
Maliki Reuters ajansına açıklamasında “Bu anayasanın ihlalidir. Bölgeye (Bölgesel Yönetim) ve Türk hükümetine
asla izin vermeyeceğiz” dedi.
Nuri el Maliki, Irak’ın enerji kaynakları üzerinde sadece merkezi hükümetin söz hakkı olduğunu savundu, “Türkiye, Irak’ın egemenliğini zedeleyen bir meseleye karışmamalı” diye konuştu.
Kürdistan Yönetimi, petrol gelirlerinin paylaşımı konusunda Bağdat Hükümeti’nden farklı tezler savunuyor.
Ajansa göre, teoride Kürtlerin petrol gelirlerinin yüzde 17′sini alması gerekiyor. Ancak Reuters Kürt yönetiminin her zaman daha az pay aldığındna yakındığına dikkat çekiyor.
Irak dünyanın dördüncü büyük petrol ülkesi.
Maliki’den sert çıkış: ‘Kürtler Türkiye’ye petrol satarsa, bütçelerini keseriz’
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/12/kurtler-turkiyeye-petrol-satarsa-butcelerini-keseriz/feed/ 3 http://enerjienstitusu.com/2014/01/12/epdknin-yeni-musteri-hizmetleri-yonetmelik-taslagina-faiz-ayari-cekti/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/12/epdknin-yeni-musteri-hizmetleri-yonetmelik-taslagina-faiz-ayari-cekti/#comments Sun, 12 Jan 2014 18:19:10 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58465 Başbakanlık, EPDK’nın yeni ‘Müşteri Hizmetleri Yönetmelik Taslağı’na ‘faiz’ ayarı çekti. Elektrikte faturasını zamanında ödemeyen ve temerrüde düşen aboneye, yıllık yüzde 16.8 yerine yüzde 9 faiz uygulanacak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), Başbakanlık’ın uyarısı üzerine elektrikte faturasını zamanında ödemeyen ve temerrüde düşen aboneye, yıllık yüzde 16.8 yerine yüzde 9 faiz uygulayacak. TASLAK BAŞBAKANLIKTA Habertürk gazetesinin haberine […]

Elektrik faturasını ödemeyene faiz ayarı
]]>
elektrik faiz borcu epdk musteri hizmetleri yonetmeligiBaşbakanlık, EPDK’nın yeni ‘Müşteri Hizmetleri Yönetmelik Taslağı’na ‘faiz’ ayarı çekti.
Elektrikte faturasını zamanında ödemeyen ve temerrüde düşen aboneye, yıllık yüzde 16.8 yerine yüzde 9 faiz uygulanacak
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), Başbakanlık’ın uyarısı üzerine elektrikte faturasını zamanında ödemeyen ve temerrüde düşen aboneye, yıllık yüzde 16.8 yerine yüzde 9 faiz uygulayacak.

TASLAK BAŞBAKANLIKTA

Habertürk gazetesinin haberine göre; EPDK, elektrik sektöründe 35milyona yakın abone ile elektrik dağıtım(perakende) şirketleri arasında ‘hak, yükümlülük ve sorumlulukları’ düzenleyen yeni ‘Müşteri Hizmetleri Yönetmelik Taslağı’nı Başbakanlığa gönderdi.
Başbakanlık, faturasını zamanında ödemeyen, bu nedenle temerrüde düşen abonelerin yüklenecekleri faizlerle ilgili önemli uyarı ve öneridekiler de bulundu. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın verdiği ‘görüşe’ de işaret eden Başbakanlık, özel hukuk hükümlerine tabi sözleşmelerde ‘amme alacaklarına’ ilişkin mevzuatın işletilemeyeceğini vurguladı.
Gümrük Bakanlığı’nın TÜİK tarafından belirlenen aylık TÜFE oranlarının uygulanmasının ‘yerinde’ olacağını belirttiğine dikkat çeken Başbakanlık, temerrüde düşen abone için yüzde 9 faiz önerdi.

YENİ YÖNETMELİKTE FAİZ YÜZDE 9 OLACAK

Başbakanlık, ‘Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği’nde faiz alacakları için 3095 sayılı ‘Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Yasa’nın uygulanmasını, bu yasada öngörülen faiz oranının da yıllık yüzde 9 olduğunu vurguladı. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu kaynakları, Başbakanlık’ın uyarısı ve saptamalarına katıldıklarını belirterek “Yeni yönetmelikte, bu faiz oranı dikkate alınacak” dedi.
Elektrik faturasını ödemeyene faiz ayarı
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/12/epdknin-yeni-musteri-hizmetleri-yonetmelik-taslagina-faiz-ayari-cekti/feed/ 1 http://enerjienstitusu.com/2014/01/12/sanayi-2014te-sera-gazi-emisyonlarinin-takibi-yonetmeligi-ile-tanisacak/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/12/sanayi-2014te-sera-gazi-emisyonlarinin-takibi-yonetmeligi-ile-tanisacak/#comments Sun, 12 Jan 2014 18:04:10 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58460 Dr.Hüdai KARA / Global Sanayici Dergisi Sera gazı emisyonu 2016 yılının Nisan ayı sonunda zorunlu olarak bir rapor olarak sunulacak. Bu raporlar, 1 Ocak-31 Aralık 2015 tarihleri arasında izlenecek yıllık emisyon miktarlarını kapsayacak. Yıllık emisyonların izlenmesi, raporların hazırlanması, doğrulanması ve onaylanması işlemleri bu tarihlerden itibaren her yıl aynı süreçten geçilerek gerçekleştirilecek. 2015 yılında emisyon izleniminin […]

Sanayi 2014’te sera gazı emisyonlarının takibi yönetmeliği ile tanışacak
]]>
sanayi co2 emisyon sera gazi 2014Dr.Hüdai KARA / Global Sanayici Dergisi
Sera gazı emisyonu 2016 yılının Nisan ayı sonunda zorunlu olarak bir rapor olarak sunulacak. Bu raporlar, 1 Ocak-31 Aralık 2015 tarihleri arasında izlenecek yıllık emisyon miktarlarını kapsayacak. Yıllık emisyonların izlenmesi, raporların hazırlanması, doğrulanması ve onaylanması işlemleri bu tarihlerden itibaren her yıl aynı süreçten geçilerek gerçekleştirilecek. 2015 yılında emisyon izleniminin yapılabilmesi için yönetmeliğe tabi olan firmaların izleme planlarının hazırlanması ve 30 Haziran 2014’e kadar onaylanması gerekiyor.
…………………
Büyüyen Türkiye’nin uluslararası düzeydeki sorumlulukları da büyüyor. Sanayi odaklı olan büyümeyle birlikte sera gazı emisyonları da artıyor. 2011 TÜİK verilerine göre sera gazı emisyonları 422 milyon ton CO2 eşdeğeri olarak karşımıza çıkıyor. Referans yıl olarak alınan 1990 yılına göre bu artış yüzde 124 olarak belirtiliyor. Bu da sera gazlarının tüm dünyada kontrolünü sağlayan Kyoto anlaşmalarında Türkiye’nin önüne bir sorun olarak çıkacak gibi görünüyor. Bunun önüne geçmek isteyen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı “Türkiye İklim Değişikliği Stratejisi” planını hazırladı.
Bu belge, “iklim değişikliği ile mücadele kapsamında ilgili sektörlerde öncelikli olarak yapılması gereken çalışmaları ve iklim değişikliğine uyuma yönelik önlemleri” tanımlamaktadır. Bu belgenin yedinci bölümü, “Sera Gazı Emisyon Kontrolü” başlığı altında, sera gazı emisyonunun Enerji, Ulaştırma, Sanayi, Atık ile Arazi Kullanımı, Tarım ve Hayvancılık alanlarında kontrol edilmesi stratejilerini içermektedir.
Hazırlanan bu strateji belgesinin hayata geçirilmesinin ilk adımlarında biri 25 Nisan 2012 tarihinde 28274 sayılı Resmi Gazete’ de yayınlanan Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmeliği oldu. Bu yönetmelik, iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir adım olarak görülüyor. Bu yönetmeliğe göre işletmeler 1/1/2015 tarihi itibari ile sera gazı emisyonlarının izlenmesi, 1/1/2016 tarihi itibari ile de Bakanlığa raporlanması ile yükümlü olacaklardır. Bu yönetmeliğe tabi olacak üreticiler:
1. Kok üreticileri
2. Metal Cevheri (20MW ve üzeri)
3. Klinker üretimi (Günlük 500 ton ve üzeri)
4. Kireç üretimi
5. Mineral Elyaf üretimi
6. Alçı Taşı Ürünlerinin üretimi
7. Asit üreticileri
8. Günlük üretim kapasitesi 25 ton ve üzeri, reforming veya kısmî yükseltgenme ile hidrojen (H2) ve sentez gazının üretimi.
9. Soda külü (Na2CO3) ve sodyum bikarbonat (NaHCO3) üretimi.
Bu yeni yönetmelik ile kurumları nasıl bir süreç bekliyor? Kurumlar nasıl bir raporlama ve ölçme stratejisine göre hareket edecekler? 2016 yılının Nisan ayı sonunda zorunlu olarak sunulacak bu raporlar, 1 Ocak-31 Aralık 2015 tarihleri arasında izlenecek yıllık emisyon miktarlarını kapsayacaktır. Yıllık emisyonların izlenmesi, raporların hazırlanması, doğrulanması ve onaylanması işlemleri bu tarihlerden itibaren her yıl aynı süreçten geçilerek gerçekleştirilecektir. 2015 yılında emisyon izleniminin yapılabilmesi için yönetmeliğe tabi olan firmaların izleme planlarının hazırlanması ve 30 Haziran 2014’e kadar onaylanması gerekiyor.
Yönetmeliğe aykırı hareket edenler ile yönetmelikte öngörülen mükellefiyetlerin gereklerine uymayanlar hakkında 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca yaptırım uygulanacak.
Her ne kadar tarihler biraz uzak gibi görünse de firmalarımızın 2014 yılı başından itibaren çalışmalarına başlamaları gerekmektedir. 2014 yılının daha sürdürülebilir olması dileklerimle iyi yıllar diliyorum.
Sanayi 2014’te sera gazı emisyonlarının takibi yönetmeliği ile tanışacak
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/12/sanayi-2014te-sera-gazi-emisyonlarinin-takibi-yonetmeligi-ile-tanisacak/feed/ 0http://enerjienstitusu.com/2014/01/10/tasarruflu-ampuller-kamudan-baslayarak-yayginlastirilacak/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/10/tasarruflu-ampuller-kamudan-baslayarak-yayginlastirilacak/#comments Fri, 10 Jan 2014 13:55:11 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58452 Özellikle çok soğuk ve çok sıcak dönemlerde yaşanan elektrik sıkıntısı için çözüm yolu aranıyor. Ekonomi yönetimi ilk etapta memurları tasarruflu lamba kullanmaya teşvik edecek. Yeterli miktarda petrol ve doğalgazı olmayan Türkiye tasarrufa ağırlık verecek. Bugün Gazetesi’nden Mustafa Yağmurlu’nun haberine göre, kamu binalarından başlamak üzere özel sektörle birlikte verimlilik ön planda tutulacak. Çok fazla enerji harcayan […]

Tasarruflu ampuller kamudan başlayarak yaygınlaştırılacak
]]>
evlerde evde ev aletleri ampul lamba enerji tasarrufu verimliligi tavsiyeleri
Özellikle çok soğuk ve çok sıcak dönemlerde yaşanan elektrik sıkıntısı için çözüm yolu aranıyor. Ekonomi yönetimi ilk etapta memurları tasarruflu lamba kullanmaya teşvik edecek.
Yeterli miktarda petrol ve doğalgazı olmayan Türkiye tasarrufa ağırlık verecek. Bugün Gazetesi’nden Mustafa Yağmurlu’nun haberine göre, kamu binalarından başlamak üzere özel sektörle birlikte verimlilik ön planda tutulacak. Çok fazla enerji harcayan ampuller tasarruflularla değiştirilecek. Enerjinin verimli kullanılması konusunda memurlara bilgilendirme yapılacak. Enerji yönetimi güneşle tarımsal sulama, sokak aydınlatmaları ve elektrik santrallerine uzanan çok sayıda kalemde tasarruf planı belirledi. Hedef öncelikli olarak enerjiyi verimli kullanarak ve tasarruf ederek yılda 15 milyar liralık dövizin yurtiçinde kalmasını sağlamak.

Cadde ve sokaklara LED

Tasarrufa kamu binalarının yanı sıra sokaklardan başlayacak olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, cadde ve sokak lambalarının LED’li armatürlerle değiştirilmesinde pilot çalışmaları Ankara’da bakanlığın bulunduğu bulvar ve birkaç caddede başlatmıştı. Meclis ile bakanlık arasındaki bulvarın aydınlatılmasında yaklaşık yüzde 41 oranında enerji tasarrufu sağlandığı belirtilmişti. Bazı bölgelerde ise bu oran yüzde 50’lere çıktı. Hedef, sokak lambalarını değiştirme projesini Türkiye geneline yaymak.

2.5 yılda kendini amorti ediyor

Enerji Bakanlığı tarafından sanayide özellikle enerji yoğun sektörlerde maliyet analizleri yapıldı. Demir, seramik ve çimento gibi enerji yoğun sektörlerde yapılacak 1 ton petrole eş değer enerji tasarrufu için yatırım maliyeti 600-700 dolar olarak hesaplandı. Tasarruf dönüşü ise 2 yıl olarak tahmin ediliyor. 150 kamu binası 48 milyon dolarlık yatırımla daha ve- rimli hale getirilmesi durumunda yıllık 18 milyon dolar tasarruf edilecek ve 2,5 yılda kendini amorti edecek.
Devamı için tıklayınız.
Tasarruflu ampuller kamudan başlayarak yaygınlaştırılacak
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/10/tasarruflu-ampuller-kamudan-baslayarak-yayginlastirilacak/feed/ 0 http://enerjienstitusu.com/2014/01/10/rusya-iran-ile-petrol-karsiligi-mal-takasi-anlasmasi-imzalamaya-hazirlaniyor/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/10/rusya-iran-ile-petrol-karsiligi-mal-takasi-anlasmasi-imzalamaya-hazirlaniyor/#comments Fri, 10 Jan 2014 12:59:37 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58446 Moskova’nın, İran ile “petrol karşılığı mal takası” anlaşması imzalamaya hazırlandığı bildirildi. İran ve Rusya, İran’ın nükleer programını sona erdirmek için başlatılan yaptırımlara karşı yeni bir strateji geliştirdi. Petrol karşılığı mal takası öngören müzakerelerin sürdüğü ve anlaşma imzalanması durumunda İran’ın petrol ihracatının gözle görülür şekilde artacağı kaydediliyor. Müzakerelere yakın Rus ve İranlı kaynaklar, Rus ekipmanı ve […]

Rusya, İran ile ‘petrol karşılığı mal takası’ anlaşması imzalamaya hazırlanıyor
]]>
putin ruhani rusya iran 23749233
Moskova’nın, İran ile “petrol karşılığı mal takası” anlaşması imzalamaya hazırlandığı bildirildi.
İran ve Rusya, İran’ın nükleer programını sona erdirmek için başlatılan yaptırımlara karşı yeni bir strateji geliştirdi. Petrol karşılığı mal takası öngören müzakerelerin sürdüğü ve anlaşma imzalanması durumunda İran’ın petrol ihracatının gözle görülür şekilde artacağı kaydediliyor.
Müzakerelere yakın Rus ve İranlı kaynaklar, Rus ekipmanı ve malları karşılığında günlük 500 bin varil İran petrolü satın alınmasını sağlayacak bir takas anlaşması için son detayların tartışıldığını söyledi.
Bir Rus kaynak “ayrıntıları tartışıyoruz ve anlaşma tarihi bu detaylara bağlı” dedi.
Anlaşmanın, Rusya dahil olmak üzere altı dünya gücü ile İran arasında Cenevre’de Kasım ayında varılan nükleer uzlaşmanın resmen yürürlüğe girmesinden önce açıklanıp açıklanmayacağı netlik kazanmadı.
ABD ve Avrupa’nın yaptırımları İran’ın petrol ihracatını yary yarıya azaltmış durumda. Rusya, İran’a herhangi bir yaptırım uygulamıyor.
İran’ın Rusya’ya günlük 500 bin varil petrol satması durumunda ihracatının yüzde 50 oranında artacağı ekonomisine önemli bir ivme kazandıracağı belirtiliyor. Karşılığında Rusya’dan ne tür ekipman ve mal takasının teklif edildiğine dair bilgi henüz bilgi verilmedi.
Rusya, İran ile ‘petrol karşılığı mal takası’ anlaşması imzalamaya hazırlanıyor
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/10/rusya-iran-ile-petrol-karsiligi-mal-takasi-anlasmasi-imzalamaya-hazirlaniyor/feed/ 1http://enerjienstitusu.com/2014/01/10/israil-dogalgazini-avrupaya-turkiye-uzerinden-tasimayi-tartisiyor/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/10/israil-dogalgazini-avrupaya-turkiye-uzerinden-tasimayi-tartisiyor/#comments Fri, 10 Jan 2014 11:57:30 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58444 Doğu Akdeniz’de gaz arama çalışmalarını hızlandıran İsrail, gazı Avrupa’ya Türkiye üzerinden taşımayı tartışıyor. Özel sektörün kazançlı gördüğü güzergahı siyasiler riskli buluyor. Türkiye’nin dünya enerji politikasındaki ağırlığı giderek artıyor. Ortadoğu, Hazar, Basra Körfezi ve Orta Asya’daki enerjiden sonra Doğu Akdeniz havzasında yeni keşfedilen dev rezervlerin de yine Türkiye üzerinden dünya pazarlarına aktarılmasının yolları aranıyor. Doğu Akdeniz’deki […]

İsrail, doğalgazını Avrupa’ya Türkiye üzerinden taşımayı tartışıyor
]]>
misir akdeniz israil dogalgaz
Doğu Akdeniz’de gaz arama çalışmalarını hızlandıran İsrail, gazı Avrupa’ya Türkiye üzerinden taşımayı tartışıyor. Özel sektörün kazançlı gördüğü güzergahı siyasiler riskli buluyor.
Türkiye’nin dünya enerji politikasındaki ağırlığı giderek artıyor. Ortadoğu, Hazar, Basra Körfezi ve Orta Asya’daki enerjiden sonra Doğu Akdeniz havzasında yeni keşfedilen dev rezervlerin de yine Türkiye üzerinden dünya pazarlarına aktarılmasının yolları aranıyor. Doğu Akdeniz’deki doğalgaz arama ve çıkarma çalışmaları hız kazandıkça Türkiye’ye dair yeni ittifak arayışları da netleşmeye başladı. Yeni Şafak’tan Sinem Köseoğlu’nun haberine göre, İsrailli siyasetçiler doğalgazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasını politik nedenler ile riskli bulurken İsrail özel sektörü Türkiye üzerinden geçecek boru hattının maliyetleri dörtte bire düşürebileceğini belirtiyor ve tercihin Türkiye’den yana kullanılmasını istiyor. Siyasi karar vericiler NATO ve diğer ittifaklar nedeniyle Kıbrıs Rum kesimini sürece dahil etmekte ısrarcı olsa da İsrailli şirketler Türkiye ve İsrail özel şirketlerinin bu süreci siyasetçilerden bağımsız yürütebileceği görüşünde.
Son iki senedir enerji şirketlerinin temasları devam ederken İsrail tarafı siyasilerin bu projeyi ekonomik değil siyasi bir karar olarak göreceklerini, bu nedenle özel şirketlerin kendi aralarında harekete geçerek projeyi hayata geçirmelerinin doğru olacağını belirtiyor. Kudüs’te gerçekleşen bir toplantıda İsrail tarafı bunun için bazı fizibilitelerin yapıldığı, Avrupa Yatırım Bankası EIB’nin finansman sağlayabileceği bir model üzerinde çalışıldığını ifade etti.
Doğu Akdeniz’deki enerji hazinesinin keşfinden sonra İsrailli yetkililer ve sahada çalışan enerji şirketleri gazı Avrupa’ya taşımak için alternatif yollar önermişti. Boru hattı ile önce Kıbrıs Rum kesimi ve ardından Girit üzerinden Yunanistan’a ulaştırılmasını öngören proje daha ilk baştan elendi. Shell’in gündeme getirdiği ‘yüzen LNG’ terminali yani FLNG alternatifi ise İsrail açısından güven arz etmiyor. İsrail, kıyılarının hemen açığında olabilecek FLNG terminali modeli Hizbullah’ın hedefinde olur endişesiyle gündemden düştü.
Tamar ve Leviathan gaz sahalarından çıkan doğal gazın Türkiye’ye ulaşması için İsrail-Lübnan-Suriye açığından yukarı doğru Türkiye’ye uzanan bir boru hattıyla taşınması söz konusu. Ancak İsrail bu hatla ilgili güvenlik endişeleri taşırken Kıbrıs üzerinden Türkiye’ye ulaşacak bir boru hattını tercih ediyor. Fakat Türk ve Rum kesimleri arasındaki münhasır ekonomik bölge ihtilafı ve 12. parselde bulunan Afrodit gazının paylaşımı ise bunun önündeki en büyük engel.
Ayrıca bu gazın ihracı da zor. Eco Energy Finans ve Stratejik Danışmanlık’ın CEO’su ve Dünya Bankası eski danışmanlarından Amit Mor, İsrail’in Kıbrıs’ın kendi doğal gazını işlemesi ve ihraç edebilmesi konusundaki çabaları için ‘Kıbrıs Rum Kesimi için Afrodit’ten gazı adaya taşıyıp LNG’ye dönüştürüp tekrar gemilerle Asya ve Avrupa’ya ihraç etmek hem çok zaman alır, hem de çok maliyetli’ yorumunu yaptı. Öte yandan Türkiye’ye 500 deniz mili mesafeden gelecek boru hattı ise sadece 3,5 milyar dolara mal olabilecek. Diğer alternatif hatların maliyeti ise 10 milyar dolardan az değil.
Türkiye’den geçen boru hatlarının maliyeti 3,5 milyar doları bulurken Türkiye dışındaki alternatif rotaların maliyeti ise 10 milyar dolara ulaşıyor.

Boru hattı barış hattı olacak mı?

İsrail-Kıbrıs-Türkiye ya da İsrail-Türkiye hattı üzerinden Avrupa’ya uzanabilecek boru hattının yıllardır süre gelen Kıbrıs probleminin ve hatta Türkiye-İsrail gerginliğinin çözümü olabileceği ileri sürülüyor. Ancak ekonomisi dipte olan Kıbrıs Rum kesiminin şu an elindeki tek ekonomik ve siyasi koz doğalgaz. Özellikle AB nezdinde Türkiye’ye karşı söylemek istediklerini bu kozu kullanarak söylemeye çalışıyor. İsrail-Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan arasındaki askeri, güvenlik ve stratejik ortaklığı ise Rum kesimine cesaret veren bir diğer faktör. Türkiye İsrail ilişkileri açısından bakıldığında ise iş dünyası söz konusu boru hattı projesinin bir an önce sonuçlanmasını bekliyor. Fakat yine de her şey siyasetçilerin iki dudağının arasında. Türkiye’nin Filistin meselesindeki duruşu oldukça net ve kırmızı çizgileri var.

Yeni enerji ittifakları doğuyor

Yeni yılın ilk günlerinde, 6 Ocak’ta Leviathan ortakları (ABD Merkezli Noble Energy, Delek Group ve Ratio Oil Exploration) ile Filistin enerji şirketi Palestine Power Generation Co ile 1 milyar 200 milyon dolarlık 20 yıl süreli doğal gaz satışına yönelik anlaşmaya imza attı. Uzun zamandır yüksek enerji fiyatları yüzünden Cuma protestolarına sahne olan Ürdün’de enerji ihtiyacı bitmezken İsrail’in Ürdün’e 15 km uzunluğunda bir boru hattı döşeyecek olması da söylentiler arasında. Türkiye ile siyasi ilişkilerin bir süredir gergin olmasından ötürü tüm yumurtaları aynı sepete koymak istemeyen İsrail, Mısır’a gaz satabilmek için Mısır yönetimi ile sıkı görüşmeler yapıyor. Bir sürpriz gelişme de geçtiğimiz yılın son günlerinde 25 Aralık’ta Suriye ve Rusya arasında imzalanan offshore gaz anlaşması oldu. Rusya bu anlaşmayla Suriye’nin Akdeniz sularında gaz arama hakkı elde etti. İsrail komşu ülkeler ve Avrupa’dan oluşan bir pazara yönelirken Rusya doğu Akdeniz’de oyunda ben de varım diyor.
Devamı için tıklayınız.
İsrail, doğalgazını Avrupa’ya Türkiye üzerinden taşımayı tartışıyor
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/10/israil-dogalgazini-avrupaya-turkiye-uzerinden-tasimayi-tartisiyor/feed/ 0 http://enerjienstitusu.com/2014/01/10/ukrayna-avrupadan-dogalgaz-alimini-durdurdu/ http://enerjienstitusu.com/2014/01/10/ukrayna-avrupadan-dogalgaz-alimini-durdurdu/#comments Fri, 10 Jan 2014 10:59:17 +0000 http://enerjienstitusu.com/?p=58442 Ukrayna Enerji ve Kömür Sanayisi Bakanı Eduard Stavitskiy, Ukrayna’nın Avrupa’dan gaz alımını durdurduğunu açıkladı. Bakan Stavitskiy, kararın gerekçesi olarak ise Rus gazının Avrupa’dan satın alınan gazdan daha ucuz olmasını gösterdi. Ukrayna’nın Avrupa’dan doğalgaz alım kararını durdurmasına ilişkin açıklamalarda bulunan Avrupa Birliği Enerji Komiseri Günther Oettinger, Avrupa gazının Ukrayna’nın rekabet gücünü ve enerji güvenliğini arttırdığına dikkati […]

Ukrayna Avrupa’dan doğalgaz alımını durdurdu
]]>
rusya ukrayna almanya avrupa birligi dogalgaz
Ukrayna Enerji ve Kömür Sanayisi Bakanı Eduard Stavitskiy, Ukrayna’nın Avrupa’dan gaz alımını durdurduğunu açıkladı.
Bakan Stavitskiy, kararın gerekçesi olarak ise Rus gazının Avrupa’dan satın alınan gazdan daha ucuz olmasını gösterdi.
Ukrayna’nın Avrupa’dan doğalgaz alım kararını durdurmasına ilişkin açıklamalarda bulunan Avrupa Birliği Enerji Komiseri Günther Oettinger, Avrupa gazının Ukrayna’nın rekabet gücünü ve enerji güvenliğini arttırdığına dikkati çekti. Avrupa Komisyonu’nun bu konuda sadece aracı olduğunu ifade eden Oettinger, “Karar ülkeler ve şirketler tarafından alınmaktadır” dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile 17 Aralık’ta Moskova’da gerçekleştirdiği görüşme sonrasında Ukrayna’nın Rusya’dan satın aldığı doğalgazın fiyatı 400 dolardan 268,5 dolara düşürülmüştü.
Ukrayna Avrupa’dan doğalgaz alımını durdurdu
]]> http://enerjienstitusu.com/2014/01/10/ukrayna-avrupadan-dogalgaz-alimini-durdurdu/feed/ 1

No comments:

Post a Comment

Bir Makale

The International New Issues In SOcial Sciences Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül Yurt Sağlık Bakanlığı rgulyurt@gmail.com Orcid : 0000-0003-3076-3423 Year : 2025 Number : 13 Volume : 2 pp : 279-306 Makalenin Geliş Tarihi Kabul Tarihi Makalenin Türü Doi : 08/12/2025 : 24/12/2025 : Araştırma makalesi : https://zenodo.org/records/18044127 İntihal/Plagiarism: Bu makale, en az iki hakem tarafından incelenmiş, telif devir belgesi ve intihal içermediğine ilişkin rapor ve gerekliyse Etik Kurulu Raporu sisteme yüklenmiştir. / This article was reviewed by at least two referees, a copyright transfer document and a report indicating that it does not contain plagiarism and, if necessary, the Ethics Committee Report were uploaded to the system. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül YURT Öz Son yıllarda boşanma oranlarındaki artış, evlilik oranlarındaki belirgin düşüş aile yapısına yönelik kaygıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu kaygılar, özellikle aile içi bağların çözülmesi, aile yapısının erozyona uğraması ekseninde yoğunlaşmaktadır. Aile yapısındaki dönüşümlerin dijital çağın dinamikleriyle ilişkili olduğuna dair yaklaşımlar yaygınlaşırken, dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz etme hızı da dikkat çekici biçimde artmaktadır. Bu makale, dijital çağın aile içi ilişkilere etkisini analiz etmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu doğrultuda dijital çağda aile, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi kavramlara ilişkin literatür nitel araştırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Literatürdeki bulgular, aile yapısındaki çözülmenin ve aile içi ilişkilerdeki zayıflamanın tarihsel olarak sanayileşme süreciyle hız kazandığını; ancak dijital çağda yaygınlaşan dijital iletişim araçlarıyla bu dönüşümün çok daha ivmeli bir hâl aldığını göstermektedir. Bu çerçevede çalışma, ailenin temel işlevlerini, aile içi ilişkilerin bütünlüğünü dijital çağın baş döndürücü yenilikleri karşısında koruyabilmek için “dijital muhafazakârlık” kavramını önererek bu kavramın aile kurumu açısından sunduğu imkânları değerlendirmektedir. Anahtar kelimeler: Dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital muhafazakârlık, dijital çağda aile ilişkileri. Risks of Family Relationship Disintegration and Preservation Strategies in the Digital Age: An Assessment within the Context of Digital Conservatism Abstract The increase in divorce rates and the significant decrease in marriage rates in recent years have led to concerns about the family structure. These concerns are particularly focused on the disintegration of intra-family ties and the erosion of the family structure. While approaches suggesting that transformations in the family structure are related to the dynamics of the digital age are becoming widespread, the speed at which digital technologies permeate all areas of life is also increasing remarkably. This article was written to analyze the impact of the digital age on intra-family relationships. In this context, the literature on concepts such as family in the digital age, digital addiction, and digital loneliness has been examined using a qualitative research method. The findings in the literature show that the disintegration of the The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 280 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. family structure and the weakening of intra-family relationships historically accelerated with the industrialization process; however, this transformation has become much more rapid with the widespread use of digital communication tools in the digital age. In this framework, the study proposes the concept of "digital conservatism" to protect the basic functions of the family and the integrity of intra family relationships in the face of the dizzying innovations of the digital age, and evaluates the opportunities that this concept offers for the family institution. Keywords: Digital age, digital addiction, digital loneliness, digital conservatism, family relationships in the digital age. 1. Giriş Dijital çağ, insanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı, sınırsız ve görünmez bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bu dönüşüm yalnızca kamusal alanların değil, toplumun en kadim ve mahrem kurumu olan ailenin de doğrudan etkilendiği bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu çağda gerçekleşen iletişim yöntemi bireyler arasındaki etkileşim biçimlerini yeniden şekillendirmektedir. Dijital araçlarla gerçekleşen iletişimde bir yandan mekânsal sınırlar ortadan kalkarken, aynı zamanda bireyler arasında yeni mesafeler ortaya çıkmaktadır. Yüz yüze ilişkilerin yerini ekran aracılığıyla gerçekleşen yeni bir gündelik hayat ve yaşam şekli almaktadır. Dijital araçlarla şekillenen yeni iletişim yöntemleri hiç kuşkusuz aile içi bireylerin iletişimlerini derinden etkilemektedir. Aile, bir yandan dijital imkânların sağladığı olanaklardan faydalanırken diğer yandan yalnızlık, iletişimsizlik ve değer aşınması gibi risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla 21. yüzyıl, dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerinin çok boyutlu biçimde tartışılmasını zorunlu kılan kritik bir dönem olarak öne çıkmaktadır. İletişim biçimlerinden kamu hizmetlerine, kültürel aktarım pratiklerinden siyasal söylemlere kadar geniş bir etki alanına sahip olan dijital teknolojiler, yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda değerler, normlar ve toplumsal yapılar üzerinde derin dönüşümler yaratan sosyolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital platformlar ideolojilerin, kimliklerin ve değer sistemlerinin üretildiği, dolaşıma sokulduğu ve yeniden müzakere edildiği başlıca alanlardan biri hâline gelmiştir. Dijitalleşmenin liberal, popülist veya küreselci söylemlerle ilişkisi yoğun biçimde tartışılırken, muhafazakâr değerlerin dijital çağda nasıl konumlandığı meselesi görece sınırlı bir alan olarak kalmıştır. Bu dönüşüm süreci, özellikle muhafazakâr The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 281 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. düşünce açısından dijital çağda değerlerin nasıl korunacağı, yeniden üretileceği ve aktarılacağı sorularını gündeme getirmektedir. Dijitalleşmenin hayatın her alanına hızla nüfuz etmesi bu teknolojilere yönelik eleştirel yaklaşımların giderek artmasına yol açmaktadır. Dijitalleşmeye yönelik eleştirilerin kümelendiği konular ahlaki aşınma, kültürel çözülme ve toplumsal yabancılaşma ile ilişkilendirmektedir. Bu teknolojilerden korunmanın çözümünü dijital alanın dışında kalmak olarak kurgulamak ve dijital mecraların sunduğu imkânları göz ardı etmek faydalı bir yaklaşım değildir. Her yenilik gibi dijital teknolojiler de hem fayda hem de riskleri eş zamanlı olarak barındırmaktadır. Bu bağlamda, dijital teknolojilerin olumsuz yönlerine odaklanmak, bu teknolojilerin sunduğu çok yönlü imkânları göz ardı etmek anlamına gelecektir. Oysa dijital platformlar, bilinçli ve stratejik biçimde kullanıldığında, kültürel ve ahlaki değerlerin görünür kılınması, aktarılması ve sürekliliğinin sağlanması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu bakış açısından hareketle makale “dijital muhafazakârlık” kavramını tartışmaya açarak bireylerin dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alan bir yaklaşımın önemini savunmaktadır. Uluslararası literatürde dijital muhafazakârlık kavramının özellikle Rusya bağlamında tartışmaya açıldığı görülmektedir. Eurasia 2.0: Russian Geopolitics in the Age of New Media adlı çalışmada dijital muhafazakârlık vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeni medya aracılığıyla yeniden çerçevelenmesi bağlamında ele alınmakta; dijital platformlar, değerlerin aşındığı alanlar olmaktan ziyade ideolojik ve kültürel sürekliliğin sağlandığı stratejik mecralar olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makale dijital dönüşüm çağında muhafazakâr hukuki düşüncenin, kamu sistemlerinin dijitalleşme süreçlerini etik, ahlaki ve sosyo-normatif düzenlemelerle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmalar, dijital muhafazakârlığın dijital teknolojilere karşı bir mesafe koyma tutumundan ziyade, dijital alanı değerlerin korunması ve yeniden inşası için stratejik bir zemin olarak konumlandırdığını ortaya koymaktadır. Türkiye bağlamında ise dijital muhafazakârlık kavramının henüz sistematik bir çerçeveye oturtulmadığı görülmektedir. Türkiye’de yazın alanında dijitalleşme ile ilgili ele alınan çalışmalar çoğu zaman kültürel yozlaşma, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 282 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. ahlaki erozyon veya dijital bağımlılık ekseninde tartışılmakta; dijital alanın değerleri koruyucu ve yeniden üretici bir potansiyel taşıyabileceği yeterince ele alınmamaktadır. Dijital muhafazakârlık kavramının ulusal literatürde yer almaması, bu alandaki tartışmaların dağınık ve kavramsal bütünlükten yoksun kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, dijital çağda muhafazakâr değerlerin nasıl korunacağına ilişkin tartışmaların teorik derinlik kazanmasını zorlaştırmaktadır. Oysa dijitalleşmenin geri döndürülemez bir gerçeklik olduğu dikkate alındığında, değerleri korumanın yolu dijital alanın dışında kalmak değil, bu alanı değer temelli ilkeler doğrultusunda yeniden anlamlandırmaktan geçmektedir. Dolayısıyla kaleme alınan bu makale, Rusya literatüründe geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarından yola çıkarak, dijital çağda değerleri korumanın dijital platformlardan uzak durmakla değil, bu platformları bilinçli, etik ve normatif ilkeler çerçevesinde etkin biçimde kullanmakla mümkün olabileceğini savunmaktadır. Bu doğrultuda makalenin amacı, dijital muhafazakârlık kavramını kuramsal olarak tartışmak ve Türkiye bağlamında dijitalleşme-değer ilişkisine yönelik kavramsal bir katkı sunmaktır. Bu yönüyle makale, dijital çağda değerlerin korunmasına ilişkin tartışmalara yeni bir perspektif kazandırmakta ve dijitalleşme karşısında muhafazakâr düşüncenin değerlerin muhafazası ekseninde önemli bir rol üstlenebileceğini savunmaktadır. 2. Çalışmanın Amacı ve Beklenen Yararlar Bu çalışmanın temel amacı, dijitalleşmenin toplumsal ve kültürel yapılar üzerindeki dönüştürücü etkilerini, muhafazakâr değerler ekseninde ele alarak “dijital muhafazakârlık” kavramını kuramsal bir çerçeve içerisinde tartışmaktır. Dijital teknolojilerin aile yapısı, değer aktarımı ve gündelik yaşam pratikleri üzerindeki etkilerinden hareketle çalışma, dijital alanın muhafazakâr düşünce açısından yalnızca bir tehdit ya da kaçınılması gereken bir mecra olarak değil; değerlerin korunması, yeniden üretilmesi ve görünür kılınması açısından stratejik bir alan olarak nasıl konumlandırılabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu bağlamda makale, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı etik, normatif ve kültürel ilkeler doğrultusunda aktif biçimde kullanmayı öneren bir yaklaşımı savunmaktadır. Çalışmanın bir diğer amacı, uluslararası literatürde özellikle Rusya bağlamında geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarını Türkiye The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 283 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bağlamına taşıyarak, dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin kavramsal bir boşluğu doldurmaktır. Türkiye’de dijitalleşmenin çoğunlukla kültürel yozlaşma, ahlaki aşınma ve bağımlılık gibi sorunlar etrafında ele alındığı dikkate alındığında, bu çalışma dijital alanın değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alınabileceğini göstermeyi amaçlamaktadır. Böylece muhafazakâr düşüncenin dijital çağda nasıl bir konum alabileceğine dair teorik bir tartışma zemini oluşturulmaktadır. Beklenen yararlar açısından değerlendirildiğinde bu çalışmanın, dijital muhafazakârlık kavramını sistematik biçimde ele alarak ulusal literatüre kavramsal ve teorik bir katkı sunması beklenmektedir. Ayrıca dijitalleşmenin aile, değerler ve kültürel süreklilik üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalara çok boyutlu bir bakış açısı kazandırarak, dijital teknolojilerin bilinçli ve etik kullanımına yönelik farkındalık oluşturması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr değerlerin korunmasına ilişkin akademik tartışmalara yeni bir perspektif sunmakta; politika yapıcılar, akademisyenler ve toplumsal aktörler için dijital alanın değer temelli biçimde nasıl değerlendirilebileceğine dair düşünsel bir çerçeve sağlamaktadır. 3. Araştırmanın Yöntemi ve Kapsamı Modernleşme, kentleşme, sanayileşme ve medya teknolojilerinin aile yapısında değişime-dönüşüme yol açtığı literatürde tartışılan konular arasındadır. Ancak dijital çağın hız, erişilebilirlik, sınırların belirsizleşmesi ve bireysel iletişim pratiklerini yeniden tanımlaması gibi özellikleriyle aile yapısında ve aile içi ilişkilerde nasıl bir sürecin yaşanabileceğine dair çalışmalar sınırlı sayıdadır. Makale literatürde yer alan bu sınırlı çalışmalardan biri olmakla birlikte tartışmaya açtığı dijital muhafazakârlık kavramıyla hem teknolojinin hızına uyum sağlamayı hem de aile kurumu gibi kadim yapıları korumayı hedefleyen çift yönlü bir strateji sunmaktadır. Bu çerçevede makale, dijital teknolojilerin yol açtığı risk ve tehditleri asgariye indirmek amacıyla dijital muhafazakârlık kavramını teorik ve pratik boyutlarıyla tartışmaya açan disiplinlerarası bir yaklaşımla literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, dijital çağın aile ilişkileri üzerindeki etkilerini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek amacıyla nitel derleme yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Derleme yöntemi, belirli bir konuya ilişkin mevcut literatürü The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 284 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sistematik bir çerçevede incelemeyi, bulguları karşılaştırmayı ve alandaki eğilimleri ortaya koymayı mümkün kılmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital ebeveynlik ve dijital muhafazakârlık gibi kavramları ele alan ulusal ve uluslararası akademik yayınlar incelenmiştir. Araştırma sürecinde öncelikle konu ile ilgili temel kavramlar belirlenmiş; ardından bu kavramlarla ilişkili çalışmalar, belirlenen temalar doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Çalışmaların seçiminde, konuyla doğrudan ilişkili olması, alana katkı sunması ve güncel literatürü temsil etmesi temel ölçütler olarak benimsenmiştir. Elde edilen bulgular, aile yapısındaki dönüşümleri tarihsel, sosyolojik ve dijital bağlamlarda ele alan teorik yaklaşımlar ışığında yorumlanmıştır. Bu yaklaşım sayesinde, dijital çağın aile ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne dair çok boyutlu bir değerlendirme yapılmış ve “dijital muhafazakârlık” kavramı bu dönüşümün anlaşılmasında bir analitik çerçeve olarak tartışılmıştır. Bu yöntem doğrultusunda çalışma, mevcut literatürü sentezleyerek alandaki güncel eğilimleri görünür kılmayı, dijital çağda aile kurumuna yönelik risk ve imkânları akademik bir zeminde ortaya koymayı amaçlamaktadır. 4. Dijital Çağda Bağımlılık ve Yalnızlık Dijital çağ, dijital devrim ve dijitalleşme olarak adlandırılan 21. yüzyıl, insanlık tarihindeki en önemli devrimlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu devrimin fitilini ateşleyen ilk adım, Amerikalı bilim insanları tarafından 1947 yılında üretilen transistördür (Özdoğan, 2017:25). Transistörün elektronik cihazların temel bileşeni hâline gelmesi, bilgisayar sistemlerinin ortaya çıkmasını ve bilgilerin dijitalleşmesini sağlamıştır (Özdoğan, 2017:27). Dijital iletişimin ana kaynağı olan internetin doğuşu ise 20. yüzyılın üçüncü çeyreğine dayanmaktadır. Amerika Savunma Bakanlığına bağlı bir birim olan Advanced Research Projects Agency (ARPA) tarafından 1957 yılında kesintisiz bir iletişim ağı kurularak internetin ilk adımı atılmıştır. Bu gelişmeyi takiben 1960 yılında ARPANET projesi kapsamında internetin kullanım alanını yaygınlaştırılmıştır. Büyük bilgisayarlar arasında bağlantılar kurularak paylaşım yapabilen ağlar oluşturulmuş ve zamanla üniversiteler ile diğer kurumlar da bu ağa dahil edilmiştir. Farklı işletim sistemine sahip bilgisayarların ağa bağlanmasıyla “İNTERNET” adı verilen küresel bir network meydana gelmiştir (Yıldırım, 2021:3). Bu networkün The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 285 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gelişim ivmesi ve kullanım alanı her geçen gün katlanarak artmıştır. Dijital araçlarla iletişim kurulabilmesi, bilgiye kolay erişim sağlanması ve birçok hizmetin kısa sürede mekândan bağımsız şekilde sunulabilmesi, dijital çağın küresel zeminde hızla benimsenmesini sağlamıştır (Yetkin & Coşkun, 2021:2). 20.yüzyılda televizyon ve radyo gibi “geleneksel medya” araçları, bireylerin yüzyıllardır sürdürdüğü iletişim pratiklerini köklü biçimde dönüştürmüşken (Alkan, 2023: 15), 21. yüzyıl bu dönüşümün çok daha kapsamlı bir versiyonuna tanıklık etmektedir. Günümüzde cep telefonları, dijital kameralar, sosyal medya platformları ve çeşitli dijital iletişim teknolojileri, gündelik yaşamın merkezine yerleşmiş ve bireylerin etkileşim biçimlerinin başat belirleyicileri hâline gelmiştir (Akar, 2025:10). Devlet yönetiminden bürokratik süreçlere, ticaretten alışveriş kültürüne; eğitim politikalarından sağlık hizmetlerine kadar hemen her alanda dijital dönüşüm belirgin bir etki oluşturmaktadır (Yurt, 2025:26). Dijital iletişimin en belirgin avantajı, zaman ve mekân sınırlamasından bağımsız olarak, anlık, dijital platformların mevcut olduğu sahalarda kullanılabilmesidir. Bu sayede milyonlarca, hatta milyarlarca bireyin aynı anda iletişim kurması mümkündür. Fiziki sınırlardan bağımsız olarak dijital uygulamalar sayesinde kişilerarası iletişim tek bir tıklamayla kolaylaşmıştır. Mektup, telefon ve telgraf gibi klasik iletişim araçlarıyla kıyaslandığında, dijital dünyanın iletişim açısından sunduğu olanaklar insanlık için paha biçilemez niteliktedir. Dijital iletişimin bu hızda yaygınlaşması bu araçlara yönelik kaygıların zaman içinde artmasına yol açmaktadır. Bu araçlar yoluyla kurulan dijital sosyalleşmelerin, aile üyeleri arasındaki iletişimi zayıflattığına, aile içi bağlara zarar verdiğine yönelik endişeler medyada ve akademik platformlarda geniş yer bulmaktadır (Duran, 2022: 13). Hayatın tüm katmanlarına nüfuz eden bu dijitalleşme sürecinin aile içi ilişkileri yönlendirme ve dönüştürme gücünün giderek artması, dijital teknolojilere ve dijital iletişim biçimlerine yönelik eleştirel yaklaşımların doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu çağın kavramları da kuşkusuz dijital ön ekiyle her geçen gün genişlemekte ve kullanım alanları yaygınlaşmaktadır. Dijital sağlık, dijital eğitim, dijital bankacılık, dijital kurumlar (e-devlet, e-vergi, e-imza), dijital oyunlar ve dijital ticaret dijitalleşmenin somut örneklerinden yalnızca birkaçıdır. Bununla birlikte dijital iletişim, dijital yalnızlık, dijital din ve dijital toplum gibi soyut kavramlar da giderek yaygınlaşmaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 286 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Önümüzdeki yıllarda dijital ön ekiyle birçok yeni somut ve soyut kavramın türeyeceği kaçınılmazdır. Çünkü her yeni gelişme, dijital hizmetler ve araçların kullanım alanını genişletirken, aynı zamanda bu yenilikler bireylerin günlük yaşamına da entegre olmaktadır. Dijital çağda öne çıkan ve giderek yaygınlaşan bağımlılık türlerinden biri de dijital bağımlılıktır (Yengin, 2019:2). Bu kavram, ilk kez 1995 yılında Ivan Goldberg tarafından literatüre kazandırılmış ve ardından Amerika medyasında “internet addiction” olarak yer bulmuştur (Ersoy & Ağlar, 2024:3; Yıldırım, 2021:7). Kimberly Young tarafından dijital bağımlılığı araştırmak üzere kurulan araştırma merkezi ve geliştirilen bağımlılık testleri dijital bağımlılık alanındaki bilimsel çalışmalara öncülük etmiştir (Havalı, 2024:20). Bağımlılık bir nesneye, kişiye, objeye duyulan önlenemez istek, iradenin yetersiz kalması veya başka bir iradenin etkisi altında olma durumu olarak tanımlanabilir. Dijital bağımlılık ise, bireyin kendisini yeterli hissetmeme dürtüsüyle tetiklenen, teknolojik ve davranışsal bir bağımlılık türüdür (Özsarı & Deli, 2023:2). Bu bağımlılık türünde bireyin zihni sürekli dijital öğelerle meşgul olmaktadır. Birey zamanla dijital araçlardan kopamamaktadır. Birey, bu araçlara erişim sağlayamadığında huzursuz, gergin, kaygılı, mutsuz bir durum sergilemektedir. Dijital bağımlılığın şiddeti, haftalık 40-48 saate varan internet kullanımına kadar ulaşabilirken birey dijitali kullanma isteğinin önüne geçmekte zorlanmaktadır. Bağımlılık düzeyine ulaşan bireylerde, internete bağlı olunmayan zamanın önemi kaybolmakta, saldırganlık gibi davranışsal değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Günlük yaşamda sorumlulukların yerine getirilmesinde aksaklıklar meydana gelirken iş, okul ve aile hayatındaki görevler ihmal edilmektedir. Zamanla bağımlı bireyler, evden dışarı çıkamama gibi ciddi sorunlarla karşılaşabilmektedir (Alyanak, 2016: 1). Literatürde dijital bağımlılık ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir bölümünde olumsuz aile ilişkilerinin yaşandığı ortamlarda bağımlılığın daha yaygın olduğu vurgulanmaktadır. Dijital bağımlılığa yol açan çalışma sonuçları makalenin “literatürde dijital bağımlılık ve aile ilişkileri” başlığında ele alınmıştır. Dijital Yalnızlık The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 287 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Yalnızlık kavramı, Türkçe sözlükte “yalnız olma, kimsenin bulunmaması durumu” olarak tanımlanmaktadır. Ancak Türk Dil Kurumu (TDK), 2024 yılında “kalabalık yalnızlık” kavramını yılın kelimesi olarak açıklayarak, bu kavrama olan ilgiyi önemli ölçüde artırmıştır (Karayaman, Boz, Şener, & Güler, 2025:1). TDK’nın internet sitesinde halk oylamasına sunulan “merhamet”, “yabancılaşma”, “algoritma”, “yozlaşma”, “yapay zekâ” ve “dijital yorgunluk” kelimeleri arasından seçilen “kalabalık yalnızlık”, birey toplum ilişkisi hakkında birçok mesaj barındırmaktadır (tdk.gov.tr, 30 Temmuz 2025). Yaklaşık bir milyon kişinin katılımıyla yapılan oylamada bu kavramın seçilmesi, birey-toplum, sosyoloji ve psikoloji zemininde kapsamlı araştırmaların önemini göstermektedir. Aynı zamanda kavram, toplumsal ve sosyolojik dönüşümün hangi yönlere evrilebileceği konusunda uyarıcı bir niteliğe sahiptir. Birbirine zıt anlamlar taşıyan “kalabalık” ve “yalnızlık” kelimelerinin bir arada kullanılması ilk bakışta tezat gibi görünse de kavramın derinlemesine incelenmesi bireylerin içinde bulunduğu durumun ne denli travmatik olabileceğini ortaya koymaktadır. Carl Gustaw Jung’un yalnızlık ile ilgili tanımı, bu kavramın bireylerin yaşadığı durumu özetler niteliktedir. Jung’a göre yalnızlık, bireyin yanında kimsenin olmaması değil; bireye ait duygu, düşünce ve fikirlerin karşı tarafa iletilememesi veya kabul görmemesidir (Deveoğlu, 2024:2). Literatürde dijitalleşme ve yalnızlık arasındaki ilişki üzerine birçok araştırma bulunmaktadır. Alkan, Alyanak, Deveoğlu, Göldağ, Kavlak, Yıldırım, Şen & Erol, bu ilişkinin farklı boyutlarını inceleyen çalışmalara örnek olarak gösterilebilir. Araştırmalar, yalnızlığa yol açan çeşitli etmenleri ortaya koymaktadır. Aile içi olumsuz ilişkiler, dijital araçlar, dijital oyunlar, dijital hedonizm, anlaşılmama hissi, mobbing ve boşluk hissi bunlardan sadece birkaçıdır. Ancak ortak olarak vurgulanan ve dikkat çeken unsur, aile içi olumsuz ilişkilerden kaynaklanan yalnızlıktır. İnsan doğası, temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra ait olma, sevilme, sayılma ve anlaşılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç, Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin üçüncü basamağında, sosyal aidiyet basamağı olarak yer almaktadır. Birey, bu ihtiyacını sevgi, sosyal yakınlık ve dostluk ilişkileriyle karşılamaktadır (Şengöz, 2022:4). Ancak aile içinde ait olma, anlaşılma, sevgi ve değer görme ihtiyacı karşılanamadığında birey, bu boşluğu farklı kanallarla doldurmaya çalışabilmektedir. Bireyin iş, okul ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 288 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sosyal hayatındaki ilişkiler zaman zaman sekteye uğrayabilmektedir. Bu durumlara aile içi iletişimsizlik, anlaşılmama ve değersizlik hissi eşlik ettiğinde bireysel izolasyonla başlayan yalnızlık zamanla bireyi dijital dünyanın zeminine sürükleyebilmektedir. Hayatın neredeyse her alanına entegre olmuş ve mekândan bağımsız sayısız seçenek sunan dijital dünya, bireyleri sanal bir çevreyle kuşatırken bireylerin yalnızlıklarını derinleştirmektedir. Bu yalnızlaşmanın sonucunda, aile ve toplum içindeki iş birliği, dayanışma ve yardımlaşma gibi değerlerin önemi zamanla azalmaktadır. Bireylerde yabancılaşma ve aidiyet duygularının kaybolması kaçınılmaz hâle gelmektedir. Oysa insan, yaratılış itibarıyla toplumsal bir varlıktır ve tarih boyunca milletlerin, devletlerin oluşumunda toplumsal bağlar belirleyici bir rol oynamıştır. Gerçek anlamda tarihin öznesi olabilmek, güçlü toplumsal bağlarla bir arada yaşamakla mümkündür. Toplumlar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş yığınlar değildir. Toplumları bir arada tutan, birlikte yaşamalarını sağlayan ortak tarih, sosyal ve kültürel bağlardır. Bu bağlar zamanla güçlenebileceği gibi gevşeyip çözülme tehlikesi de taşımaktadır. Toplumun hangi yöne evrileceği ortak irade ve birlikte yaşama kararlılığıyla doğrudan bağlantılıdır (Çapcıoğlu, 2024: 17-18). Ancak “kalabalık yalnızlık” içinde yaşayan bireylerin artışı, bireylerde birlikte yaşama arzusunun azalmasına yol açacaktır. Bu durumda nihai olarak toplumsal bağların çöküşüne zemin hazırlayacaktır. Dijitalleşme ve Muhafazakârlık Muhafazakârlık Latince’de korumak, saklamak, muhafaza etmek, tutmak gibi anlamlara gelen conservare sözcüğüne dayanmaktadır (Güngörmez, 2004:2). Kavram Ortaçağ’da yasaları, düzeni, belli grupları koruyan, kollayan anlamında “Conservator” terimiyle kullanılmıştır (Akkaş, 2003:2). Arapça sözlükte koruma, himaye etme, gözetme anlamlarına gelen hafaza kökünden türemiştir. Türkçe sözlükte de muhafaza etme, koruma anlamına gelmektedir. Muhafazakârlık kavramının Türkçe’de conservatismin karşılığı olarak ne zamandan itibaren kullanıldığı net olarak bilinmemekle birlikte geleneği koruma sürekliliği ifade etme anlamı uzun bir geçmişe dayanmaktadır (Çamurdaş, 2023:2). Muhafazakârlık modern siyasi bir ideoloji olarak Fransız Devrimi’ne karşı bir tepki hareketi olarak Edmund Burke’ün (1729-1797) fikirleriyle şekillense The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 289 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. de bir yaşam formu, bir düşünce şekli olarak kökeni 4. yüzyılın Kilise babalarından Saint Augustin’e, hatta Antik Yunan’a Aristo’ya kadar uzanmaktadır (Yurt, 2025:16). Edmund Burke tarafından kaleme alınan “Reflections on the Revolution in France 1790 (Fransız İhtilali Üzerine Düşünceler 1790)” muhafazakâr geleneğin en üst referans metni olarak kabul edilmektedir (Beneton, 2016: 15). Muhafazakârlıkla ilgili yaygın kabul, bu düşünce geleneğinin değişime bütünüyle karşı olduğu yönündedir. Ancak bu yaklaşım, muhafazakârlığın gerçek doğasını tam olarak yansıtmamaktadır. Muhafazakârlığın değişime bakışı, kökten ve ani dönüşümlere direnmekle birlikte, değişimin tedrici, kontrollü ve toplumsal istikrarı gözeten bir biçimde gerçekleşmesi gerektiği yönündedir. Nitekim literatür incelendiğinde muhafazakârlığın zaman içerisinde “neo-muhafazakârlık” ve “Yeni Sağ” gibi farklı biçimlere evrilerek dönemin toplumsal ve siyasal koşullarına uyum sağladığı görülmektedir (Yurt, 2025:27). Aile kurumu, insanlık tarihi boyunca toplumsal düzenin köklü yapılarından biri olarak varlığını muhafaza etmiştir. Bu kurum, “bireylerin sosyal bir varlık olmayı öğrendikleri ilk etkileşim ağı olması nedeniyle bireysel hayatlar ve toplum hayatı için en temel kurumdur” (Dikeçligil, 2012:24). Biyolojik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik ve hukukî boyutlarıyla aile; üyeler arasındaki ilişkileri belirli normlara bağlayan, toplumun kültürel ve karakteristik özelliklerini kuşaktan kuşağa aktaran ve en yoğun birincil ilişkilerin yaşandığı temel sosyalleşme ortamını oluşturan bir kurumdur (Zorlu, 2025:2). Muhafazakâr düşünce geleneğinde aile, toplumsal yapının inşasında ve sürekliliğinde merkezi bir konuma sahiptir. Toplumsal hayatın en eski kurumu olan aile, yalnızca biyolojik bir birliktelik değil; aynı zamanda değerlerin aktarımını, otoritenin meşruiyetini ve toplumsal düzenin devamlılığını sağlayan temel bir yapı olarak görülmektedir. Muhafazakâr ideolojinin erken dönem teorisyenlerinden Louis de Bonald’a göre aile toplumsal ve siyasal düzenin küçük bir yansıması niteliğindedir (Güler, 2016:127). Muhafazakâr düşüncede aile, bireyin kimlik kazanma sürecinde belirleyici bir kurumsal yapı olarak konumlandırılmaktadır. Aile, bireylerine yalnızca aidiyet duygusu kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda onları toplumsal hayata hazırlayarak belirli roller ve konumlar üzerinden toplumsal yapı içine dâhil eder. Bu yönüyle aile, birey ile toplum arasındaki temel aracı The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 290 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. kurumlardan biri olarak işlev görmektedir. Thomas Fleming de benzer biçimde, bireyin esas kimliğini oluşturan tarihsel süreklilik ve gelecek tasavvurunun aile aracılığıyla şekillendiğini ileri sürmektedir. Fleming’e göre insan doğası gereği unutkandır; buna karşılık aile, kuşaklar arası aktarımı mümkün kılan kolektif bir hafıza işlevi üstlenmektedir. Talcott Parsons, aile kurumunun toplumsal düzen içindeki rolünü; neslin devamlılığının sağlanması, bireylerin sosyal ve psikolojik rehabilitasyonu ile toplumsal norm ve değerlerin aktarımını sağlamak şeklinde üç temel işlev üzerinden tanımlamaktadır (Çaha, 2004: 8). Aile, bireylerde topluma ve devlete yönelik sevgi, aidiyet ve bağlılık duygularının gelişmesinde merkezi bir işleve sahiptir. Toplumsal bütünlüğün ve siyasal istikrarın sürdürülebilirliği, bireyler arasındaki bu duygusal ve normatif bağların gücüne doğrudan bağlıdır. Sevgi ve bağlılık temelinde inşa edilmemiş toplumların ve devlet yapıların çözülmeye daha açık olduğu görülmektedir. Bu bağlamda aile değerlerine yönelen herhangi bir tehdidin zamanında engellenememesi, söz konusu tehdidin giderek derinleşmesine ve yalnızca aile kurumunu değil, toplumsal düzeni ve nihai aşamada devletin bütünlüğünü hedef alan yapısal bir soruna dönüşmesine zemin hazırlamaktadır (Gilbert, 2016:74). Durkheim, toplumsal yapıda ortaya çıkan anomi ve yabancılaşma olgusunu, toplumun ortak değer dünyasında meydana gelen çözülmeyle ilişkilendirmektedir. Ona göre toplumsal düzenin zayıflaması ani bir kırılmanın sonucu değil, daha derin ve kademeli bir sürecin ürünüdür. Bu çözülme sürecinin ilk aşaması ise aile kurumunda başlamaktadır. Aile bağlarının zayıfladığı ve aileye atfedilen değerlerin aşındığı toplumlarda, kolektif bilinç giderek güç kaybetmekte; buna bağlı olarak toplumsal bağların ve ortak değerlerin çözülmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir (Çaha, 2004:8). Türk sosyoloji geleneğinde Ziya Gökalp, aileyi yalnızca bireylerin bir araya geldiği özel bir alan olarak değil, ulusun varlığını sürdüren ve kültürel sürekliliği sağlayan merkezi bir yapı olarak ele alır. Ona göre aile, toplumsal dirliği teminat altına alan, millî değerleri nesilden nesile aktaran ve ulusal bütünlüğü güçlendiren bir çekirdek kurumdur. Bu yaklaşım, aileyi hem ahlaki hem de ulusal sorumluluk alanı olarak konumlandırmaktadır. Benzer şekilde İhsan Sezal da aileyi toplumsal düzenin inşasında ve kurumsallaşmasında başlangıç noktası olarak değerlendirir. Sezal’in The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 291 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. perspektifinde aile, birey ile toplum arasındaki bağın kurulduğu; toplumsal yapının canlılığını, dayanıklılığını ve sürekliliğini güvence altına alan temel örgütlenme biçimidir (Kır, 2011:2). Bu makalenin odağı gereği, aile kurumunun önemine ilişkin tanımlar sınırlı tutulmuş; esas amaç olarak dijital çağın aile yapısı üzerindeki etkilerini irdelemek ve bu yeni çağda aileyi korumaya yönelik stratejiler geliştirmek benimsenmiştir. Literatürdeki çalışmalar, geleneksel aile modelinin tarihsel süreç içerisinde çekirdek aile formuna evrildiğini; dijital çağla birlikte çekirdek yapısının da farklılaşarak çoklu aile tipolojilerine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Araştırmalar, aile yapısındaki çözülme eğiliminin Sanayi Devrimi sonrasında hız kazanan kentleşme ve göç süreçleri, kadın hakları mücadelesi, eğitimde fırsat eşitliğinin genişlemesi, kadınların iş gücüne aktif katılımı gibi çeşitli toplumsal dinamiklerle bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır (Turgut, 2017:18). Bunun yanı sıra aile içi ilişkilerin belirgin biçimde zayıfladığı; tek ebeveynli aileler, dijital aileler, arkadaş temelli aile yapıları ve çocuksuz aile modelleri gibi yeni aile formlarının dijital çağın ilk çeyreğinde dikkat çeken bir seviyede artış gösterdiği literatür bulgularındandır (Bayer, 2013:12). Dolayısıyla aile yapısındaki dönüşüm çok boyutlu nedenlerle şekillenmekte olup bu nedenlerin etkisi, dijitalleşmenin hızlandırıcı niteliğiyle günümüzde daha görünür ve daha belirgin hale gelmiştir. Dijital Muhafazakârlık 2016 yılında yayımlanan Russian Geopolitics in the Age of New Media (Yeni Medya Çağında Rus Jeopolitiği) adlı eserde, dijitalleşmenin jeopolitik yapılar üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Anılan eserde Rusya’daki bölgelerin yerel ve jeopolitik mekânsal kimliklerine ilişkin anlatıların dijital platformlar aracılığıyla inşa edilmesi, bölgesel öz belirlemeye yönelik politik bir yönelimin oluşturulmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu anlatıların, “dijital jeopolitik” kavramını görünür ve analiz edilebilir bir olgu hâline getirdiği; dolayısıyla Rusya’daki sosyologlar tarafından incelenmesi gerektiği eserde vurgulanan temel hususlar arasındadır. Eserde özellikle dikkat çeken bölümlerden biri, “Digital Conservatism: Framing Patriotism in the Era of Global Journalism” (Küresel Gazetecilik Çağında Vatanseverliğin Çerçevelenmesi) başlığıdır (Bassin ve diğerleri, 2016:185). Bu başlıkta yazar, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 292 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Rusya’nın yeni medya ortamı içerisinde gelenekselci ve muhafazakâr anlatıların nasıl yeniden üretildiğini incelemektedir. Dijital platformların yalnızca teknik araçlar olmadığı, aksine tarihsel hafıza, ulusal kimlik ve muhafazakâr değerlerin dolaşıma sokulduğu ideolojik mekânlar hâline geldiği vurgulanmaktadır. Eserde dijital gazetecilik, devletle uyumlu aktörler ile taban hareketlerinin çevrimiçi katılım pratiklerini bir araya getirerek muhafazakâr bir jeopolitik dünya görüşünü pekiştiren stratejik bir mecra işlevi görmektedir. Böylece dijital muhafazakârlık; medya biçimi, siyasal ideoloji ve ulusal kimliğin, Rusya’nın Sovyet sonrası coğrafyadaki jeopolitik hedefleri çerçevesinde karşılıklı olarak birbirini ürettiği bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle dijital muhafazakârlık, geleneksel değerlerin dijital formlar içinde yeniden üretilmesini ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu eserde “dijital muhafazakârlık” kavramının kullanılması uluslararası literatür açısından bir ilki barındırmakla birlikte muhafazakârlığın dijital çağda kendini yenilemesi ve dijital bir forma evrilmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu göstermektedir. Dijital muhafazakârlığın konu edindiği başka bir çalışma Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makalede yer almaktadır. Anılan yazarlar “Conservatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems’ Digital Transformation (Muhafazakârlık ve Muhafazakâr Hukuk Düşüncesi: Kamu Sistemlerinin Dijital Dönüşümü Çağı) başlıklı makalede muhafazakârlığın genel kavramsal yapısını tartıştıktan sonra, dijital dönüşümün hukuki ve sosyal etkileri bağlamında muhafazakâr düşüncenin nasıl konumlanması gerektiğini belirtirler. Kazachanskaya ve Mamychev dijital teknolojilerin hızla kamu sistemlerine entegre olduğu bir dönemde, muhafazakâr hukuki düşüncenin salt geleneksel değerleri korumaya dönük değil, aynı zamanda dijitalleşme süreçlerini bu değerlerle uyumlu bir şekilde düzenlemeye odaklanan bir çerçeve geliştirmesi gerektiğini savunurlar. Söz konusu çalışmada toplumsal yaşamda dijital teknolojilerin geliştirilmesi ve etkin biçimde kullanılabilmesi için doktrinel nitelikte hukuki ve düzenleyici politikaların yanı sıra etik standartlar ve ahlaki ilkelerin oluşturulmasının gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Kazachanskaya ve Mamychev’e göre, 21. yüzyılda güçlü bir devlet yapısının inşası açısından dijital ortamda sunulan hizmetlerin; deontolojik kodlar, biyolojik tehditler ve çevresel riskler dikkate alınarak tasarlanması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, dijital çağın The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 293 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gereklerine uyum sağlayabilmek için kamu yönetiminde ve kamu hizmetlerinde gerçekleştirilen dijital dönüşümlere ek olarak, sosyo-normatif düzenlemelerin de hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmektedir (Kazachanskaya ve Mamychev, 2021:447-455). Bu çerçevede dijital muhafazakârlık, dijitalleşmenin değerler üzerinde yarattığı dönüştürücü etkilere karşı geliştirilen savunmacı bir refleks olmanın ötesinde, dijital çağın imkânlarını dikkate alan kurucu bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görüldüğü üzere, dijital platformlar muhafazakâr değerlerin aşındığı değil, aksine yeniden üretildiği ve dolaşıma sokulduğu stratejik alanlar hâline gelebilmektedir. Kazachanskaya ve Mamychev’in dijital dönüşüm bağlamında muhafazakâr hukuki düşünceye ilişkin ortaya koyduğu normatif çerçeve, dijitalleşmenin etik, ahlaki ve toplumsal sorumluluk ilkeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye bağlamında ise dijitalleşme sürecinin hızına karşın, değerlerle dijital platformlar arasındaki ilişkinin henüz kavramsal ve kuramsal bir bütünlük içinde ele alınmadığı görülmektedir. Bu durum, dijital çağda değerleri koruma ve aktarma çabalarının dağınık ve tepkisel bir düzeyde kalmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak tartışmaya açılması, dijitalleşmenin kaçınılmazlığı karşısında değerlerin korunmasına yönelik yeni ve sistematik bir düşünme biçimi sunmaktadır. Bu çerçevede sınırların görünmez hâle geldiği, küresel kültür ve değer aktarımının hızlandığı ve dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz ettiği bu dönemde Türkiye açısından da aileyi, bireyi, kimliği, inancı, değerleri koruyan, kamusal alanlardaki gerçekleşecek olan dijital dönüşümlerin her kademesinde koruyucu çerçeveye duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu ihtiyacı en kapsamlı biçimde karşılayan ve söz konusu dönüşümü teorik olarak açıklayan yaklaşım dijital muhafazakârlık perspektifidir. Dijital muhafazakârlık perspektifi, insanı merkeze alan tüm değerleri ailenin, kimliğin, inancın, tarihin, kadim kültürel mirasın ve hatta insan psikolojisinin- dijital çağın dönüştürücü ve çoğu zaman aşındırıcı etkilerinden korumayı amaçlayan kapsamlı bir stratejik çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda dijital sınırların belirlenmesi, ekran sürelerinin denetimi, sosyal medya kullanımının kontrollü biçimde düzenlenmesi ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 294 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bireyin özel alanının korunması temel stratejik başlıklar olarak öne çıkmaktadır. Bu makalenin odağında ise aile kurumunun korunmasına yönelik dijital muhafazakârlık stratejiler yer almaktadır. 5. Dijital Muhafazakârlık Stratejileri Dijital Sınırların Belirlenmesi Dijital çağın diğer tarihsel dönemlerden ayırt edici özelliği, fiziksel sınırların anlamını yitirmesidir. Artık kıta, ülke veya sınır kavramları dijital mecralarda büyük ölçüde erimektedir. Bireylerin paylaşımları, saniyeler içinde uçsuz bucaksız mesafeleri aşarak dünyanın herhangi bir noktasındaki bireylerin erişimine açılmaktadır. Sosyal medya platformları üzerinden bireyler, toplumsal, kültürel ve sosyal içeriklere sürekli maruz kalmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin sahip oldukları kültürel değerleri ve kadim mirası koruyabilmeleri, dijital araçları ve sosyal medyayı bilinçli, kontrollü ve iradeli bir şekilde kullanmalarını zorunlu kılmaktadır. Dijital mecraların bilinçli kullanımı, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile içi ilişkilerin sağlıklı biçimde sürdürülmesi açısından da hayati öneme sahiptir. Ekran süresinin sınırlandırılması, özellikle çocuklar için güvenli içerik filtrelerinin uygulanması, özel alan ve mahremiyetin korunması, bu alanların dijital mecralarda paylaşılmaması temel dijital muhafazakârlık stratejilerini oluşturmaktadır. Aile Değerlerinin Dijital Ortama Taşınması Dijital ortamda aile değerlerinin -yardımlaşma, koruma, işbirliği, merhamet, sevgi, saygı vb.- paylaşılması ve ailenin toplumsal önemi üzerine üretilen içerikler, söz konusu mecralarda ailenin işlevinin ve öneminin sürekli hatırlanmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür paylaşımlar, aile bireyleri arasında etkili iletişimi teşvik ederek, karşılıklı anlayış ve işbirliği ortamını güçlendirmektedir. Özellikle rehber niteliğindeki içerikler, aile içi karar alma süreçlerinde farkındalık yaratmakta, çatışma yönetimi ve duygusal destek mekanizmalarının geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca, bu paylaşımlar, bireylerin aile değerlerini içselleştirmesini destekleyerek, toplum genelinde kültürel ve ahlaki normların korunmasına dolaylı yoldan hizmet etmektedir. Sonuç olarak, aile değerlerinin dijital zeminde görünür kılınması ve bu değerlerin sürdürülebilir biçimde paylaşılması, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından hem bireysel hem de toplumsal açıdan kritik bir rol oynamaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 295 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Eğitim ve Farkındalık Stratejileri Dijital ortamda paylaşılan içeriklerin bireyler üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları, dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu çalışmaların özellikle aile yapısı, aile içi ilişkiler ve aile üyeleri bağlamında yürütülmesi ayrı bir önem taşımaktadır; çünkü aile, toplumu bir arada tutan temel işlevlerden birine sahiptir. Aile yapısının zayıfladığı toplumların uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir. Bireyler toplumsal değerleri, kültürel mirası ve insana, ahlaka ilişkin normları ilk olarak aile içinde öğrenmektedir. Bu yönüyle aile, toplumun adeta bir sigortası işlevi görmektedir. Bu nedenle, ilgili kurumların1 öncülüğünde aile üyelerine dijital dünyadaki riskler ve fırsatlar hakkında eğitim verilmesi dijital muhafazakârlık stratejilerinin merkezi bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, çocuklar ve gençlere dijital sorumluluk bilinci kazandırmaya yönelik yürütülecek eğitim ve farkındalık faaliyetleri de dijital muhafazakârlığın stratejik hedefleri arasında yer almaktadır. Toplumsal ve Kültürel Bağların Güçlendirilmesi Dijital çağın hızla ilerleyen dinamikleri ve kıtalararası kültürel etkileşimler karşısında, ulusal değerlere yönelik toplumsal ve kültürel bağların güçlendirilmesi kritik bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Dijital mecralarda üretilen içeriklerin, toplumsal bağları pekiştirecek ve kültürel mirasın yaygınlaşmasına katkı sağlayacak nitelikte olması, ulusal kültürün yabancı kültürler karşısında erimesini önleyecektir. Ayrıca, dijital araçlar aracılığıyla ulusal ve kültürel değerlerin paylaşımı bu paylaşımların sürdürülebilirliği, ulusal değerlerin korunmasına önemli katkılar sunmaktadır. Bu bağlamda, aile yapısının güçlendirilmesi, aile değerlerinin yaşatılması ve ailenin toplum içindeki rolünün vurgulanması yönündeki dijital içerikler de toplumsal bütünlüğün korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Dijitalin Bilinçli Kullanımı Dijital dünyanın sunduğu sayısız hizmet arasında kaybolmak ve bireysel özden uzaklaşmak yerine, dijitali bilinçli ve ölçülü bir şekilde tüketme iradesi, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından son derece kritik bir 1Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşlar vb. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 296 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. tutum olarak değerlendirilmektedir. Bireye herhangi bir fayda sağlamayan, zaman kaybına yol açan ve psikolojik sıkıntılara neden olabilecek sınırsız dijital kullanım, ciddi bir risk ve tehlike unsuru taşımaktadır. Her bireyin öz disiplin bilinciyle güçlü bir irade göstermesi, dijital bağımlılık tuzağından korunmasına önemli katkılar sunacaktır. Bu öz disiplin ve dijital mecraların iradeli kullanımı, aile üyeleri arasında da sağlanmalıdır. Aile fertlerinin işbirliği ve dayanışmasıyla, dijitalin eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaçlar dışında belirli zamanlarda kullanılmaması -başka bir deyişle, dijitalin minimal düzeyde ve ihtiyaç odaklı kullanımı- dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. 6. Dijitalleşme ve Aile İlişkileri Literatür Bulguları ve Tartışma Bu başlık altında dijital bağımlılık, dijital yalnızlık ve dijital çağda aile içi ilişkiler konusuna dair literatür araştırmalarında öne çıkan bulgular ele alınmaktadır. Söz konusu bulgular, dijital araçların aile içi ilişkiler üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla anlamaya yöneliktir. Bu bağlamda, literatür taramaları, dijital çağın aile dinamikleri üzerindeki karmaşık etkilerini daha bütüncül bir perspektifle değerlendirme imkânı sunmaktadır. Bu çerçevede literatür bulguları: Bayhan’ın (2020:119) lise öğrencileri üzerinde gerçekleştirdiği araştırma, internet bağımlılığının aile içi ilişki kalitesiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular, ebeveynlik tutumlarının çocukların dijital davranışlarını doğrudan etkilediğini göstermekte; özellikle ilgisiz, mesafeli veya yetersiz ebeveynlik pratiklerinin internet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet oranlarını anlamlı düzeyde artırdığı belirtilmektedir. Ayrıca aile bağlarının zayıf olduğu ya da ebeveynlerin ayrı yaşadığı aile tiplerinde çocukların dijital risklere maruz kalma olasılığının belirgin şekilde yükseldiği vurgulanmaktadır. Benzer biçimde Kavlak ve arkadaşlarının (2022:9) çalışması da aile ilişkilerinde yaşanan çatışma, iletişimsizlik veya duygusal kopukluk gibi olumsuzlukların internet bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık düzeyleriyle pozitif yönlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, dijital bağımlılık davranışlarının yalnızca bireysel faktörlerle değil, güçlü biçimde aile içi etkileşim örüntüleriyle şekillendiğine işaret etmektedir. Göldağ’ın (2018:14) lise öğrencileri üzerine gerçekleştirdiği araştırma, dijital oyun kullanımının aileler tarafından yeterince denetlenmediğini ve oyun The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 297 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. süreleri ile içeriklerinin çoğu zaman kontrolsüz kaldığını göstermektedir. Çalışmanın bulguları, dijital oyunlar üzerinde etkin bir ebeveyn kontrolü sağlanmadığında öğrencilerin internet bağımlılığı eğilimlerinin belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Alyanak’ın (2016:4) çalışması, internet bağımlılığının tedavi sürecinde güçlü aile ilişkilerinin kritik bir değişken olduğunu vurgulamaktadır. Araştırmaya göre, bağımlılığın altında yatan iletişim problemleri ve aile içi çatışmaların giderilmesi, bireyin bağımlılıkla baş etme kapasitesini önemli ölçüde güçlendirmekte; bu bağlamda aile içi iletişim kanallarının güçlendirilmesi, destekleyici bir iş birliği ortamının sağlanması ve duygusal dayanışmanın artırılması tedavi sürecinin başarısı açısından temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu iki çalışma birlikte değerlendirildiğinde, dijital bağımlılık davranışlarının önlenmesinde ve tedavi edilmesinde aile kurumu ile ebeveynlik pratiklerinin merkezi bir role sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ersoy ve Ağlar’ın (2024:17) araştırması, aile içinde açık iletişim kanallarının bulunmasının ve demokratik bir aile atmosferinin sağlanmasının dijital bağımlılık riskini anlamlı biçimde azaltan temel etkenler olduğunu göstermektedir. Çalışma, aile içi iletişimin niteliğinin çocukların dijital davranış örüntülerini doğrudan biçimlendirdiğini vurgulamaktadır. Buna paralel olarak Şen ve Erol (2024:3), aile içi iletişimin başlangıç noktasının ebeveynler olduğunu ifade etmekte ve anne-babanın sergilediği tutarlı, yapıcı ve sağlıklı iletişim biçiminin çocuklarla kurulacak ilişkinin temelini oluşturduğunu belirtmektedir. Araştırma bulguları, dijital teknolojilerin aile içi iletişimi zayıflatıcı etkilere sahip olabileceğini; ancak güçlü aile bağları, nitelikli etkileşim ve destekleyici ebeveyn tutumlarının bu olumsuz etkileri önemli ölçüde sınırlayabildiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda çalışmalar, dijital bağımlılığın önlenmesinde yalnızca teknolojik faktörlere değil, aile içi iletişim süreçlerinin kalitesine de odaklanılması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Haberli (2023:7), ebeveynlerin çocukların dijital araçlarla kurdukları ilişkiyi yönlendirmede belirleyici bir konumda bulunduğunu vurgulamakta ve literatürde ebeveynlik tutumlarının arabulucu, otoriter ve ortak izlenme şeklinde üç kategori altında incelendiğini aktarmaktadır. Arabulucu tutumdaki ebeveynler, çocuklarıyla dijital içeriklerin olumlu ve olumsuz yönlerini tartışarak rehberlik sağlayan, dijital farkındalık ve eleştirel medya okuryazarlığı gelişimini destekleyen bir yaklaşım benimsemektedir. Buna The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 298 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. karşılık otoriter tutum, baskıcı ve tek yönlü bir kontrol mekanizmasına dayandığından, çoğu zaman çocukların dijital içeriklere yönelik merak ve yönelimlerini artırmakta; ayrıca aile içi iletişimde çatışma ve uzlaşma sorunlarına yol açabilmektedir. Ortak izlenme tutumunda ise ebeveynler çocuklarıyla birlikte dijital araçları kullanarak daha etkileşimli, paylaşımcı ve işbirlikçi bir iletişim modeli geliştirmektedir. Araştırma bulguları, bu işbirlikçi yaklaşımın çocukların öğrenme süreçlerine ve dijital deneyimlerinin niteliğine anlamlı düzeyde olumlu katkı sunduğunu göstermektedir. Böylece çalışma, ebeveynlik tarzlarının dijital davranışları şekillendiren güçlü bir sosyopedagojik faktör olduğunu ileri sürmektedir. Karaboğa (2019:16) araştırmasında, uzun süreli dijital medya kullanımında aile içi iletişimin ve aile bağlarının zayıflayacağı vurgulanmaktadır. Araştırma, aile üyeleri arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi için ebeveynlere dijital medya okuryazarlığı eğitimini önermektedir. Bu eğitimin zaman yönetimi başta olmak üzere hem eşler arasındaki iletişime hem de ebeveyn-çocuk iletişimine olumlu katkı sağlayacağı eğitimin sağlayacağı faydalar olarak öne çıkmaktadır. Barış ve Yeşilyurt’un (2025:8) araştırmasında dijital mecraların yalnızca kullanım sıklığının değil, bu platformlarda paylaşılan içeriklerin niteliğinin de aile ilişkilerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Özellikle kıyaslama, rekabet ve idealize edilmiş yaşam temsilleri içeren paylaşımların aile içi iletişimde güvensizlik, yetersizlik hissi ve duygusal kopukluk gibi sonuçlara yol açtığı belirtilmektedir. Fenomenleşmiş içeriklerin de benzer biçimde aile dinamiklerini olumsuz etkilediği ifade edilmektedir. Çalışma, bu olumsuz etkilerin azaltılabilmesi için ailelere dijital içerik yönetimine yönelik stratejik öneriler sunmakta; bilinçli kullanım, içerik seçimi ve dijital etkileşim sınırlarının belirlenmesi gibi uygulamaların önemine dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda her iki araştırma, dijital mecraların aile yapısı üzerindeki etkilerinin hem kullanım biçimi hem de içerik türleri üzerinden çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Akbaş ve Dursun’un (2020:11) araştırması, dijital teknolojilerin uzun süreli kullanımının özellikle çocuklar üzerinde bilişsel, davranışsal ve sosyal düzeyde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, bu olumsuzlukların önlenmesinde baskıcı veya yasaklayıcı ebeveynlik tarzlarının etkili olmadığını, aksine ebeveynlerin dijital teknolojiyi bilinçli, kültürel ve pedagojik bir perspektifle kullanma The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 299 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. becerilerini geliştirmelerinin kritik bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. Çalışma, bu bağlamda dijital ebeveynlik kavramını öne çıkararak dijital kültürün aile içinde geliştirilmesinin, Arslan’ın (2020:2) ifadesiyle “dijital yerlilerin” sağlıklı biçimde yetiştirilmesi açısından temel bir gereklilik olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde Yurdakul, Dönmez, Yaman ve Odabaşı (2013:6), dijital bağımlılığın önlenmesinde dijital ebeveynliğin merkezi bir rol üstlendiğini ifade ederek kavramı; dijital araçlara hâkim olan, dijital mecralardaki fırsat ve risklerin bilincinde bulunan, çocuklarını çevrimiçi tehditlere karşı koruyan, gerçek ve sanal dünyada haklara saygı kültürünü aktaran ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilen bireylerin sergilediği ebeveynlik biçimi olarak tanımlamaktadır. Bu doğrultuda dijital ebeveynlik, çocukların dijital dünyada güvenli, bilinçli, etik ve sürdürülebilir biçimde var olabilmelerini sağlayan temel bir rehberlik çerçevesi sunmaktadır. 7. Sonuç İnsanlık tarihi, her büyük yeniliğin arkasındaki köklü toplumsal dönüşümlerin itici gücüyle durmaksızın şekillenen bir değişim ve dönüşüm yolculuğudur. Ateşin bulunması, yazının icadı, buharlı makinelerin üretime dâhil edilmesi, elektriğin keşfi ve nihayetinde internetin ortaya çıkışı, insan yaşamında paradigmatik kırılmalara yol açan başlıca dönüm noktalarıdır. Bu yenilikler, toplumların beslenme alışkanlıklarından yerleşik yaşam pratiklerine, ticaret ve üretim yöntemlerinden iletişim biçimlerine kadar geniş bir yelpazede radikal değişim süreçlerini tetiklemiştir. 21.yüzyıl diğer adıyla dijital çağ, internetin keşfiyle birlikte dijital iletişimin küresel ölçekte yeniden biçimlendiği bir döneme işaret etmektedir. İnternetin sağladığı altyapı sayesinde dünya üzerindeki milyarlarca insan, fiziksel sınırların belirleyiciliğinden bağımsız olarak aynı dijital zeminde bir araya gelebilme imkânına kavuşmuştur. Bu yeni iletişim ortamı bireylere önemli fırsatlar sunmakla birlikte, beraberinde çeşitli risk ve tehditleri de taşımaktadır. Söz konusu risklerin ulusal ve yerel kültürler açısından kritik yönü, farklı kültürel kodlara ve değer sistemlerine kontrolsüz biçimde maruz kalma sonucunda ulusal değerlerden uzaklaşma ihtimalinin artmasıdır. Bireyin sosyalleşmesinde ve toplumun sürekliliğinde temel bir rol üstlenen aile kurumunun dijital ortamlardan gelebilecek olası tehditlere karşı korunması, toplumsal bütünlük açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede makale bireyin kendisiyle ve çevresiyle (aile, toplum vb.) olan The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 300 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. iletişimini dijital çağın baş döndüren teknolojileri karşısında korumak için “dijital muhafazakârlık” kavramını teklif etmesiyle özgün ve ayırt edici yönüyle öne çıkmaktadır. Dijital muhafazakârlık yaklaşımı, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma geliştirmek yerine, dijital alanı değer temelli bir mücadele ve üretim sahası olarak ele almakta; değerlerin korunmasını dijital platformların etkin ve stratejik kullanımına bağlamaktadır. Dijital muhafazakârlık, muhafazakâr değerlerin dijital çağın iletişim biçimleriyle yeniden ifade edilmesini ve dolaşıma sokulmasını esas alan bir kavramsallaştırmadır. Bu yaklaşım, geleneği dijitalleşmenin karşısında sabit ve değişmez bir unsur olarak değil, dijital mecralarla etkileşim hâlinde yeniden müzakere edilen dinamik bir yapı olarak ele almaktadır. Rusya’da dijital muhafazakârlık, özellikle yeni medya aracılığıyla vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeniden çerçevelenmesi bağlamında teorik bir içerik kazanmıştır. Buna karşılık Türkiye’de kavram henüz literatürde sistematik biçimde ele alınmamış olsa da hızlı dijitalleşmenin toplumsal yapılar üzerindeki etkileri, dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Makale, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi bireysel deneyimlerin aile bağlarını nasıl zayıflattığına ilişkin bulguları bir araya getirerek literatürdeki dağınık bilgi birikimini sistematik bir çatı altında toplamaktadır. Bununla birlikte dijital iletişimin hızlanmasıyla aile üyeleri arasındaki fiziksel ve duygusal mesafenin nasıl yeniden tanımlandığına dair özgün tespitler sunarak, aile sosyolojisi ve iletişim çalışmaları alanlarında önemli bir tartışma zemini oluşturmaktadır. Sonuç olarak makale, dijital muhafazakârlığı Türkiye literatüründe kavramsal bir öneri olarak tartışmaya açarak, dijitalleşme ile değerler arasındaki ilişkiye yönelik dağınık tartışmaları bütünlüklü bir çerçeveye oturtmayı hedeflemektedir. Çalışmanın özgünlüğü, dijital muhafazakârlığı ne dijitalleşmeye karşı bir reddiye ne de geleneksel değerlerden kopuş olarak ele alması; aksine dijital platformların değer temelli ve normatif ilkeler doğrultusunda etkin kullanımını savunan kurucu bir yaklaşım geliştirmesinde yatmaktadır. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görülen dijital muhafazakârlık tartışmalarının Türkiye bağlamına taşınması, karşılaştırmalı bir perspektif sunarak literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr düşüncenin edilgen değil, yönlendirici ve üretken bir rol üstlenebileceğini The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 301 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. göstermekte; dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin akademik tartışmalara özgün bir katkı sunmaktadır. 8. Öneriler Dijital çağın olumsuz etkilerini azaltmak, dijital mecraların daha bilinçli, kontrollü ve kültürel duyarlılıkla kullanılmasını sağlamak amacıyla makale genç, ebeveyn, akademi, bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, resmî kurumlar ve daha birçok kurum-kuruluşa çeşitli öneriler sunmaktadır. *Birey, aile ve toplumların dijital mecraların olumsuz etkilerine karşı daha kırılgan hâle geldiği görülmektedir. Bu nedenle, değer üreten ve değer aktarımını önceleyen bir dijital zeminin inşası zorunludur. Bu zemini ifade eden en kapsamlı kavram dijital muhafazakârlıktır. Dijital muhafazakârlık, dijital teknolojilerin hayatın her alanına nüfuz ettiği çağımızda birey, aile ve toplumların değerlerini, kimliklerini ve geleneksel normlarını koruma yönündeki bilinçli duruşu ifade etmektedir. *Dijital muhafazakârlık yaklaşımının Türkiye bağlamında işlevsel hâle gelebilmesi için, dijitalleşme politikalarının yalnızca teknik altyapı ve verimlilik ekseninde değil, değer temelli bir perspektifle ele alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda, kamu yönetimi ve kamu hizmetlerinde yürütülen dijital dönüşüm süreçlerinin etik ilkeler, mahremiyet hassasiyeti ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla birlikte yapılandırılması önem taşımaktadır. Dijital platformların, kültürel sürekliliği destekleyen ve toplumsal değerlerin aktarımını güçlendiren araçlar olarak değerlendirilmesi, dijitalleşmenin değerlerle çatışan değil, değerleri yeniden üreten bir sürece dönüşmesine katkı sağlayacaktır. *Akademik düzeyde dijital muhafazakârlık kavramının sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk ve iletişim çalışmaları ekseninde disiplinlerarası biçimde ele alınması, kavramın teorik derinliğini artıracaktır. Eğitim, medya ve dijital okuryazarlık politikalarında değer temelli içeriklerin teşvik edilmesi de dijital muhafazakârlığın pratik karşılıklarını güçlendirecek önemli adımlar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda dijital alan, muhafazakâr değerlerin savunulduğu bir “tehdit alanı” olmaktan çıkarılarak, değer temelli bir toplumsal inşa zemini olarak yeniden düşünülmelidir. *Yerli ve değer odaklı dijital içerik üretimi teşvik edilmelidir. Bu kapsamda kamu destekli projelerin yaygınlaşmasına ihtiyaç vardır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 302 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. *Dijital ortamlarda özel alanın korunması ve mahremiyet bilincinin güçlendirilmesi, bireylerin dijitalleşme sürecinde psikolojik bütünlüklerini korumaları açısından kritik önem taşımaktadır. *Dijital ebeveynlik farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, çocukların ve gençlerin dijital risklerden korunması ve sağlıklı dijital alışkanlıklar geliştirmesi için gereklidir. *İlköğretimde seçmeli ders olarak sunulan “Medya Okuryazarlığı” dersinin lise ve yükseköğretim düzeylerinde de zorunlu hâle getirilmesi, eleştirel dijital bilinç geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir. *Dijital mecralarda doğruluk, adalet, saygı ve mahremiyet gibi etik değerlerin yaşatılmasına yönelik içerik üretiminin artırılması, dijital kültürün etik zeminde şekillenmesine katkı sağlayacaktır. *Baskıcı, otoriter ve yasaklayıcı ebeveyn modelleri yerine; hoşgörülü, empati kurabilen, çocuklarıyla iletişim ve müzakere becerisi geliştirebilen bir ebeveyn yaklaşımının teşvik edilmesi gerekmektedir. *Aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın niteliğinin artırılması, ortak etkinliklerle duygusal ve sosyal bağların anlamlı biçimde güçlendirilmesi önemlidir. *Aile içi ilişkilerde merhamet, saygı, sevgi, aidiyet, paylaşım, hoşgörü ve güven temelli ilişkilerin güçlendirilmesi hem aile bütünlüğünü hem de toplumsal dayanıklılığı destekleyen temel bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. *Dijital mecralarda dezenformasyon, manipülasyon ve sahte içeriklerle mücadele için hem teknolojik hem de pedagojik temelli doğrulama mekanizmaları geliştirilerek kullanıcıların eleştirel dijital düşünme becerileri desteklenmelidir. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 303 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Kaynakça Akkaş, Hasan Hüseyin (2003). Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4(2), 241-254. Aksan, Gamze. (2025) Ebeveyn ve Genç İlişkisinde Aile Tutumları ve Aile Değerleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Habitus Toplumbilim Dergisi, 6, 95-124. Alkan, Buse (2023). Instagram’ın Evli Çiftlerin Aile Yaşantısına Etkileri. İletişim Bilimi Araştırmaları Dergisi 3(3), 218-235. Alyanak, Behiye (2016). İnternet Bağımlılığı. Klinik Tıp Pediatri Dergisi 8 (5), 20-24. Akbaş, Özge Zeybekoğlu ve Dursun, Cansu (2020). Teknolojinin Aileye Etkisi: Değişen Ailenin Dijital Ebeveyn ve Çocukları. Turkish Studies-Social, 15(4), 2245-2265. Akar, Damla (2025). Sosyal Medyada Aile Algısı: Ekşi Sözlük Tanımları Üzerine Bir Değerlendirme. Trt Akademi, 10(24), 800-829. Arslan, Aysel 2020). Üniversite Öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Düzeylerinin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi. International E-Journal of Educational Studies, 4(7), 27-41. Barış, Özlem ve Yeşilyurt, Segah (2025). Sosyal Medyada Ailelerin Medyatikleşmesi: Popüler Aileler Örneği, TRT Akademi, 10(24), 624-651. Bassin, Mark ve diğerleri (2016). Eurasia 2.0: Russian geopolitics in the age of new media. Bloomsbury Publishing PLC. Bayer, Ali (2013). Değişen Toplumsal Yapıda Aile. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4(8), 101-129. Bayhan, Vehbi (2020). Z Kuşağı Lise Gençlerinde Sosyal Medya Bağımlılığı İle Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyet Deneyimleri. İlahiyat Akademi (12), 117-144. Beneton, Phillipe (2016). Muhafazakârlık, Le Conservatisme. (C. Akalın Çev.), İstanbul: İletişim. Çaha, Ömer (2004). Muhafazakâr Düşüncede Toplum, Liberal Düşünce Dergisi, (34), 15-24. Çamurdaş, Kübra (2023) Türkiye’de Gelenek ve Modernite Geriliminde Muhafazakârlık: Hareket Dergisi Örneği1. Çiftçi, Ayşe Nur (2023). Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü Örneği.” Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 25 (Özel Sayı), 489-514. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 304 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Duran, Resul (2022). Türkiye Aile Yapısının Geleceğine Yönelik Çıkarımların Değerlendirilmesi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Dergisi, 2(1), 147-164. Gilbert, Andrew Norman (2016). British Conservatism and The Legal Regulation of İntimate Adult Relationships, 1983-2013 (Doctoral Dissertation, Ucl (University College London)). Güler, Zeynep (2016). Muhafazakârlık, Kadim Geleneğin Savunusundan Faydacılığa. H.B.Örs (Der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler (Ss. 115-162). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi. Göldağ, Battal (2018). Lise Öğrencilerinin Dijital Oyun Bağımlılık Düzeylerinin Demografik Özelliklerine Göre İncelenmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 15 (1), 1287-1315. Güngörmez, Bengül (2004). Muhafazakâr Paradigma: “Dogma” ve “Önyargı. Muhafazakâr Düşünce Dergisi, 1(1), 11-30. Deveoğlu, Müge (2024). Yalnızlığın Yeni Hali: Dijital Yalnızlık. Sosyologca, 9/18-19, 341-352. Dikeçliğil, F. Beylü (2012). Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu, Muhafazakâr Düşünce, 8(31), 21-52 Ersoy, Mustafa ve Ağlar, Cengiz (2024). Trdizin Veri Tabanındaki Dijital Bağımlılık Araştırmalarına Genel Bakış (2013-2023). Haberli, Mehmet (2023). Dijital Çağda Aile: Ebeveynleriyle İlişkisi Çerçevesinde Gençlik ve Din. Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi, 7(3), 374-389. Havalı, Sibel (2024). Dijital Bağımlılık Üzerine Güncel Tartışmalar. Ankara: Berikan Yayınevi. Karaboğa, Mehmet Tahir (2019). Dijital Medya Okuryazarlığında Anne ve Baba Eğitimi.” Opus International Journal of Society Researches, 14(20), 2040-2073. Karayaman, Saffet ve diğerleri (2025) Kalabalık Yalnızlık Ölçeği. Kazachanskaya, Elena ve Mamychev, Alexey (2021). Conser-vatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems' Digital Transformation. European Proceedings of Social and Behavioural Sciences. Kır, İbrahim (2011). Toplumsal Bir Kurum Olarak Ailenin İşlevleri. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 10(36), 381–404. Özdoğan, Ogan (2017). Endüstri 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi ve Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları, Pusula. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 305 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Özsarı, Arif ve Deli, Şekip Can (2023). Dijital Okuryazarlık ve Dijital Bağımlılık İlişkisi: Hokey Sporcuları Araştırması. The Online Journal of Recreation and Sports, 12(4), 491-501. Şen, Gülyaşar Erol, Ayten (2024). Modernleşme Sürecinde Dijital Medyanın Aile Üzerindeki Etkileri.” Kaide Dergisi (Asbü Uluslararası Aile Araştırmaları Dergisi), 2 (1), 1-30. Turğut, Faruk (2017). Tarihsel Süreçte Aile Kurumunun Dönüşümü ve Geleceğine Yönelik Çıkarımlar. Medeniyet ve Toplum Dergisi, 1(1), 93-117. Ültay, Eser ve diğerleri (2021), Sosyal Bilimlerde Betimsel İçerik Analizi.” Ibad Sosyal Bilimler Dergisi, (10), 188-201. Yengin, Deniz (2019). Teknoloji Bağımlılığı Olarak Dijital Bağımlılık. Turkish Online Journal of Design Art and Communication, 9(2), 130-144. Yetkin, Elif Gizem ve Coşkun, Kemal (2021). Endüstri 5.0 (Toplum 5.0) ve Mimarlık, Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi, (27), 347-353. Yurdakul, Işıl ve diğerleri (2013). Dijital Ebeveynlik ve Değişen Roller. Gaziantep University Journal of Social Sciences, 12(4), 883-896. Yıldırım, İrfan (2021). Sosyal Medya, Dijital Bağımlılık ve Siber Zorbalık Ekseninde Değişen Aile İlişkileri Üzerine Bir Değerlendirme.” Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9 (5), 1237-1258. Yurt, Remziye Gül (2025). Dijital Muhafazakârlık: Gelenekten Dijitale Muhafazakârlığın Dönüşümü. İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları. Zorlu, Yaşar (2025). Sosyal ve Dijital Medyanın Aile İçi İletişim Üzerindeki Olumsuz Etkileri Ve Sosyal Sonuçları. Erciyes İletişim Dergisi, 12(2), 599-620. Https://Tdk.Gov.Tr/İcerik/Basindan/2024-Yilinin-Kelimesi-Kavrami-Kalabalik Yalnizlik/ The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 306 https://dergipark.org.tr/tr/pub/tinisos/article/1838435

Featured post

İRAN-İSRAİL-ABD SAVAŞI VE TÜRKİYE'NİN BARIŞI SAĞLAMA ÇABALARI

  Birinci Haftanın Bilançosu: Ateş Çemberinde Diplomasi 7 Mart 2026 Ortadoğu, 28 Şubat 2026'da başlayan ve bir haftayı geride bıra...