Showing posts with label JAPONYA. Show all posts
Showing posts with label JAPONYA. Show all posts

Saturday, 16 May 2015

ICA’DAN SURİYELİLER’İN YAŞADIĞI YEREL YÖNETİMLERE KREDİ DESTEĞİ



ICA’DAN SURİYELİLER’İN YAŞADIĞI YEREL YÖNETİMLERE KREDİ DESTEĞİ

IHA

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ilgili kuruluşu İller Bankası, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ile gerçekleştirdiği görüşmeler neticesinde Suriyeli misafirlerin yoğun olarak bulunduğu yerel yönetimlere destek olmak amacıyla JICA’dan 45 milyar JPY (yaklaşık 375 milyon dolar) uygun koşullu kredi desteği sağladı.
JICA tarafından verilecek olan kredi belediyelerin su, atıksu ve katı atık sektörlerindeki alt yapı projelerine yönelik kullanılacak. Kredi anlaşması, 15 Mayıs 2015 tarihinde Ankara’da JICA ile İller Bankası ve Nota Teatisi Japonya Büyükelçiliği ile Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı arasında Rixos Otel’de saat 15.00’de imzalanacak.
JICA kredisi, Türkiye’de geçici koruma altında olan Suriyeli misafirlerin yoğun olarak bulunduğu ve koruma kamplarının olduğu AdanaHatayKahramanmaraşGaziantepMalatyaŞanlıurfa veMardin Büyükşehir Belediyeleri Su ve Kanalizasyon İdareleri ile OsmaniyeKilis ve adıyamanBelediyelerini kapsıyor.

Friday, 19 September 2014

TÜRKİYE’NİN UZAK DOĞU ÜLKELERİ (ÇİN, HONG KONG, JAPONYA, GÜNEY KORE) İLE TİCARİ VE EKONOMİK İLİŞKİLERİ

TÜRKİYE’NİN UZAK DOĞU ÜLKELERİ (ÇİN, HONG KONG, JAPONYA, GÜNEY KORE) İLE TİCARİ VE EKONOMİK İLİŞKİLERİ



TÜRKİYE’NİN UZAK DOĞU ÜLKELERİ (ÇİN, HONG KONG, JAPONYA, GÜNEY KORE) İLE TİCARİ VE EKONOMİK İLİŞKİLERİ
Türklerin atayurdunun Orta Asya olması nedeniyle Uzak Doğu ülkeleriyle ilişkilerimiz çok eski tarihlere dayanmaktadır. Halen bu coğrafyadaki ülkelerle ekonomik, ticari, siyasi, politik, sosyo-kültürel açılardan ilişkilerimiz, değişik şekillerde ve tarihin değişik dönemlerinde ilişkilerin seyrine göre inişli ve çıkışlı olarak tarih sahnesinde kendini hissettirmektedir. Devletler günümüzde küreselleşen dünya ve sınır tanımayan ticaret anlayışı ile gelişen teknolojinin, hızlı iletişim, ulaşım, dağıtım ağlarının ve araçlarının da yardımı ile özellikle ekonomik ve ticari alanda birbirlerini daha iyi tanımaya ve karşılıklı işbirliği imkânlarını geliştirmeye büyük gayret etmektedirler.
Türkiye, Şangay İşbirliği Teştilatı bölgesinde alternatif bir ekonomik güç şeklinde görülmemelidir. Türkiye’nin bölgedeki geniş ekonomik potansiyeli harekete geçirebilmesi için gereken durumlarda Batılı ülkeleri de içerecek bir şekilde düzenlemelerde bulunmalı ve öncü rol üstlenmelidir.[1] Dünyanın 16. büyük ekonomisi olan Türkiye’nin 2023 yılı hedefleri arasında dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer almak istemesi, doğal olarak bu hedefe ve hedeflenen yarım milyar doları aşkın ihracat hamlesine bağlı olarak Uzak Doğu ile olan dış ticaret faaliyetlerini de önemsemesi anlamına gelir. Ülkemiz sanayisinin üretmiş olduğu mal ve hizmetleri yerinde sunarak ve pazarlayarak satışı gerçekleştirmenin ön koşulu olduğundan dolayı Türkiye ve Uzak Doğu ülkeleri arasında karşılıklı uçuşlar artmıştır.
Çin tarafından düşük maliyetle üretilen mallar Türkiye’deki tüketiciler tarafından düşük bir fiyattan alıcı bulmakta ve bunun sonucu olarak yerli sanayi zarara uğramaktadır.[2] Oysa Çin’de düşük kaliteli mal ve ürünler dışında ileri teknoloji ve know-how gerektiren dünya pazarlarında alıcı bulan ürünler de mevcuttur. Özellikle enerji ve inşaat sektöründe kullandıkları malzemeler Avrupa ve Amerika’ya göre düşük işçi ücretleri, lojistik ve enerji maliyetlerinde avantajları dolayısı ile rekabet ve satış olanağına imkân kılıyor. Çin gece gündüz çalışan sanayi kolları için umarsızca muhtaç olduğu ve ihtiyacı olan enerji talebini karşılayacak petrolü İran gibi uluslararası dışlanmışlardan edinmeye niyetli gibi. Uzak Doğu ülkeleri ile karşılıklı ziyaretler, ortak toplantılar, fuarlara katılım, diyaloglar artıp geliştikçe ikili ekonomik ilişkiler ve ticarette artacak, Uzak Doğu ile olan rekabet ileride karşıklı işbirliktelikleri, ortaklıklar ve know-how transferleri ile avantaja dönüşerek, ulusların istihdam ve büyümesinde hiç şüphesiz büyük rol oynayacaktır.
Batı ile Uzak Doğu arasındaki ticaretin en önemli geçiş yollarından tarihi İpek Yolu, eski çağlardan beri birçok toplumun hayatında, ekonomik ve sosyal anlamda çok önemli yer tutmuştur. Orta Çağ’da ticaret kervanları şimdiki Çin’in Xian  kentinden hareket ederek Özbekistan’ın Kaşgar kentine gelirler, burada ikiye ayrılan  yollardan ilkini izleyerek Afganistan ovalarından Hazar Denizi’ne, diğerleri ile de  Karakurum Dağlarını aşarak İran üzerinden Anadolu’ya ulaşırlardı. Anadolu’dan deniz yolu ile veya Trakya üzerinden karayolu ile Avrupa’ya giderlerdi. Dünyanın  doğu ekseninden batıya doğru gelişen bu ticari faaliyette önceki çağlardan beri kullanılmakta olan bir yol şebekesinden yararlanılmıştır. Söz konusu yol başta değerli madenler, baharat ve ipek olmakla birlikte, küçük sanayinin gelişmesiyle porselen ve kâğıt gibi ürünler de bu yol vasıtasıyla batı dünyasına taşınmıştır.[3]
8 Ekim 2010’da, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı ile Çin Halk Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı arasında Yeni İpekyolu Bağlantısı Ortak Çalışma Grubu kurulmasına ilişkin bir mutabakat zaptı imzalanmıştır. Türkiye ile ÇHC arasındaki ticari ilişkiler 1974 yılında Pekin’de imzalanan ticaret anlaşması ile başlamıştır. Gerçekte Türklerle Çinliler arasındaki ticari ilişkiler, Orta Asya’ya kadar uzanmaktadır. Tarihi İpek Yolu Çin’de başlıyor ve bu yol üzerinde Türk devletleri bulunuyordu. Eski Türk devletleri ticaretin güvenliliğini sağlamak için komşularıyla ortak çalışmalar yapıyorlardı.[4] 21. yüzyılda ÇHC’nde başlayıp Orta Asya ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanacak modern yeni bir İpek Yolu yaratılması hep gündemde olmuş, zihinleri meşgul etmiştir. Tarihi İpek Yolu’nun canlanmasına yönelik olarak Çin’den başlayan ve Orta Asya Devletlerini kapsayarak Avrupa’ya kadar ulaşması söz konusu olan bir hızlı demiryolu projesi mevcuttur.
Türkiye’nin Uzak Doğu ülkelerinin sunduğu imkânlardan yararlanması ve coğrafi uzaklığı hiç bahane etmeden lehine çevirmesi çok önemlidir. Müteahhitlik hizmetleri açısından Asya ülkelerinin altyapı yatırım programlarının yakinen takibi gereklidir. Asya Kalkınma Bankası, İslam Kalkınma Bankası ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası ve diğer uluslararası kuruluşların finansman programlarına giren projelerin mümkün olduğu ölçüde, daha projelendirme aşamasında takip edilmesi Türkiye’nin ilgisini göstermek ve gerekli bağlantıları zamanında kurmak bakımından yararlı olacaktır. Ayrıca, Batılı ve Asyalı müteahhitlik şirketleri ile Asya ülkelerinde işbirliği imkânlarının araştırılması da önem taşımaktadır.[5] ENR the Top 225 Global Contractors list 2010-2009 çalışmasına göre 35 ülkeden 225 küresel taahhüt firması arasında inşaat, altyapı ve müteahhitlik alanında faal 54 firması ile birinci sırada yer alan Çin’in ardından Türkiye 33 firma ile ikinci, Japonya 13 firma ile beşinci ardından Güney Kore 12 firma ile altıncı sıradadır.

TÜRKİYE – ÇİN HALK CUMHURİYETİ
GSYİH Büyüme: % 8,4 / GSYİH: 6.460 milyar $ / Enflasyon: % 3,5 / Nüfus: 1.345,7 milyon /
Kişi Başı GSYİH: 4.800 $ [6]
Çin, Türkiye için büyük bir pazar olmakla birlikte, Türkiye, Çin için dünyada Avrupa’ya ulaşmak için bir köprü vazifesi görmektedir. Çin için ister “Yükselen Yıldız”, “Şahlanan Ejderha” veya “Uyanan Dev” desinler, gerçek olan Çin’in Afrika’dan, Körfez ülkelerine, Orta Doğu’dan pek çok Avrupa ülkesine kadar çok yoğun şekilde ticarete etki etmesi ve bunu da zaman zaman kendi finansmani ile ilgili ülkelere girerek alt ve üst yapı işlerini yaparak ülkelerin gelişmesine katkı sağlayarak, çoğu zamanda hastane, okul, vb altyapı işlerini hibe ederek güven kazanması, bunları yaparken de diğer yandan bazı imtiyazlar elde ederek enerji, maden gibi alanlarda işletme hakkı ile ülkesinin taleplerini karşılayacak zengin kaynaklara sahip olmasıdır.
Çin mallarının ucuz ve kalitesiz olduğuna dair dünyada yaygın bir kanı vardır. Keza bir diğer yaygın düşünce, Çin mallarının bir şekilde kotaları da kırıp aşarak, ülkelerin gümrüklerinden direkt Çin’den veya gerektiğinde üçüncü bir başka ülke üzerinden ithalat yapan ülkelere girerek yerel üretici ve sanayiciyi zor durumda bırakmasıdır. Pazara hâkim olma gayretinin bir ürünü de Çin’in “Made in China” yerine “Made in P.R.C.” Çin Halk Cumhuriyeti’nin İngilizce başharflerininden oluşan P.R.C. kısaltmasını yazması idi. Çin’in uyguladığı stratejik pazarlama taktiklerinden bir yenisi ise yeni kalkınma döneminde slogan olarak “Made in China” Çin’de üretilmiştir yerine “Made by China” yani “Çin tarafından üretilmiştir” şeklindedir. Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) gelişmeleri yerinde incelemek ve üye kuruluşları ile Türk iş dünyasına katkı sağlaması amacıyla Çin’in başkenti Pekin’de de bir temsilcilik ofisi açmıştır.
Çin yüzyılı çoktan başladı ve Uzak Doğu bir zamanlar Güneş İmparatorluğu olan Japonya’dan sonra şimdilerde Çin ve Güney Kore mucizesine şahitlik etmektedir. Çin ekomik sisteminin en temel aktörü ve doğal olarak kalkınmasının mucidi tek söz sahibi olan Çin devleti ve iktidardaki partidir. İMF tahminlerine göre Çin ekonomik büyüklük açısından birkaç yıl içerisinde ABD’yi geçecektir. İMF tarafından  2016 yılında Çin’in, dünyanın bir numaralı ekonomisi olacağı ve küresel ekonomideki ABD devrinin sona ereceği, Çin’in hızlı ekonomik büyüme gücüyle ABD’yi geçebileceği belirtilmiştir. İMF tahminlerine göre Çin ekonomisinin büyüklüğü bu yıl 11,2 trilyon dolardan, 2016 yılında 19 trilyon dolarlık bir büyüklüğe erişecek. Buna karşın ABD ekonomisinin bu yılki 15,2 trilyon dolarlık büyüklükten, 2016’da 18,8 trilyon dolara çıksa da Çin’in altında kalacağı düşünülüyor. İMF tahminlerine göre 2016’da ABD’nin dünya ekonomisindeki üretim payı % 17,7 olurken Çin’in payı ise % 18 olacak.[7]
Çin’de ekonomik başarının sekiz anahtarı:
A-) Çin’i Batı dünyasının değerleriyle anlamaya çalışmaktan vazgeçmek.
B-) Merkezi hükümetin gücünü ve etkisini bilmek.
C-) Doğru kaynaklardan bilgilenmek.
Ç-) Çince öğrenmek, Çince bilen eleman istihdam etmek.
D-) Çin’de bulunmak, mutlaka bir temsilcilik açmak.
E-) Sabretmeyi bilmek.
F-) Güvenilir olmak.
G-) Profesyonel danışmanlık hizmeti almak.[8]
Çin ve Türkiye dünyada yükselen iki değerdir ve her ikisi de büyük değişim yaşayan ve her geçen gün dünyada söz hakkı elde etmekte olan Asya kıtasının iki ayrı ucunda yer alan tarihi ilişkileri olan ülkelerdir. Nüfus ve yüzölçümü dâhil pekçok açıdan ekonomik verileri, satınalması ve dış pazarlara olan hâkimiyeti ile bizden büyük rakamlara sahip olan Çin ile ancak ilişkileri geliştirerek ve ülkemize fiili yatırımlarını kaydırmasını sağlayarak ve böylece ülkemizin lojistik olarak Çin için sağlayacağı avantajları anlatarak ülkemizin dünyada Çin ile rekabetinde durumu biraz olsun lehimize çevirmeyi başararak ülkemiz yetişmiş iş ve insan gücünün istihdamına katkı sağlayabiliriz.
TÜRKİYE – HONG KONG
GSYİH Büyüme: % 4,4 / GSYİH: 220 milyar $ / Enflasyon: % 2,5 / Nüfus: 7,1 milyon
Kişi Başı GSYİH: 30.820 $ [9]
“Güzel kokulu liman” anlamına gelen Hong Kong, 1 Temmuz 1997’de Çin tarafından İngiltere’den devralınır. Türkiye’nin 800’de biri büyüklüğündeki Hong Kong’da ticaret yapan firmaların ve tüm ticaret odası, birlik ve özel sektör kuruluşlarının listesine, mevzuat ve fuar bilgilerine resmi bir kurum olan Hong Kong Trade Development Council (HKTDC) vasıtasıyla erişilebilmekte olup ülkemizde de bir temsilciliği mevcuttur.Çin’den farklı olarak Hong Kong, T.C. vatandaşlarından ülkeye yapılacak seyahatlerde vize istememektedir. Hong Kong Başkonsolosluğumuz Hong Kong’un 1 Temmuz 1997’de İngiltere’den ÇHC’ne devrinden bu yana T.C. Pekin Büyükelçiliğine bağlı olarak faaliyetlerine başarıyla devam etmektedir.
TÜRKİYE – JAPONYA
GSYİH Büyüme: % 1,3 / GSYİH: 5.621 milyar $ / Enflasyon: % 0,3 / Nüfus: 126,5 milyon
Kişi Başı GSYİH: 44.440 $ [10]
Bir ada ülkesi olan Japonya, Türkiye’nin yaklaşık yarısı kadar yüzölçümüne sahiptir. Türkiye’nin Japon yabancı sermaye hareketlerinden aldığı payın iki ülke arasındaki potansiyeli yansıtmaktan uzak olduğunu söylemek mümkündür. Nüfusun hızla yaşlanmasının bir sonucu olarak sosyal güvenlik harcamaları GSYİH’nin % 20’sinden 2025’e doğru GSYİH’nin % 35’ine çıkacaktır. Bu durum Japon kamu maliyesini daha da zor durumda bırakacaktır. İMF’in 2009 yılı raporuna göre Japonya nominal milli gelir hesabına göre Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra dünyanın ikinci büyük ekonomisi, ayrıca dünyanın en büyük dördüncü ihracatçı ve beşinci ithalatçı ülkesi konumundaydı. Bunun yanında yine İMF’in 2010 yılı raporuna göre Amerika ilk sırada ve uzun süredir ikinci sırada bulunan Japonya’nın yerini Çin Halk Cumhuriyeti almıştır. Japonya’nın önümüzdeki dört sene bu yerde kalması tahmin edilmiştir.
Türkiye ile Japonya arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin en önemli unsurunu Türkiye’de bulunan Japon yatırımları oluşturmaktadır. Zira bir ülkedeki Japon firma sayısı ve faaliyette bulundukları alanlar sadece yatırım açısından değil, aynı zamanda bulunduğu ülke ile ticari ilişkilerini ve ticarete konu ürün kompozisyonunu doğrudan etkilemektedir. Japon yatırımlarının Türkiye’ye istenilen düzeyde gelmeyişinin nedenleri uzun yıllar boyunca Türkiye’de ekonomik ve politik istikrarın sağlanamaması, yüksek enflasyon, idari mekanizma engelleri, mevzuatta değişiklikler, şeffaflığın sağlanamaması ve alınan kararlarda geriye dönük uygulamalar yapılması olarak sıralanmaktadır. Japonya ile ticari ilişkilerin artması için Japon pazarındaki tüketim normlarının iyi incelenmesi, buna göre bir imaj çalışmasının yapılması ve bu doğrultuda stratejiler oluşturulmasında yarar görülmektedir. Japon firmaları arasında Türkiye’nin coğrafi-jeopolitik önemi, potansiyeli gibi konuların bilindiği, dolayısı ile Türkiye’ye ilgi duyan Japon firmalarının Türkiye’yi tanıdığı ve artık daha detaylı ve teknik bilgilere ihtiyaç duyulduğu ifade edilmektedir.[11]
Japonya, Çin ve Güney Kore’den sonra Uzakdoğu’da en çok ticaret yaptığımız üçüncü ülkedir. 2009 yılında küresel krizin etkisiyle Japonya ile ihracatımız 2008 yılına göre % 30 oranında azalarak 233 milyon dolara, ithalatımız ise % 31 oranında azalarak 2,8 milyar dolara gerilemiştir. Ülkemize Japonya kaynaklı sermaye girişi 3 milyar doları aşmıştır. Ülkemizde faaliyet gösteren Japon sermayeli ve Japon ortaklı firmaların sayısı 114’tür. Japonya, finans ilişkileri açısından Türkiye’nin önemli ortaklarından birisidir. Bu ülkeden sağlanan ihtiyaç ve kalkınma amaçlı kredilerin toplamı 8 milyar dolara ulaşmıştır. Kredilerin yaklaşık % 47’sini resmi kalkınma yardımı oluşturmaktadır. Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA)   Japonya ayrıca 1995 yılında Ankara’da açtığı Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) Ofisi vasıtasıyla ülkemizde çok sayıda teknik işbirliği projesi yürütmektedir. Üretim, ulaşım, enerji, telekomünikasyon, tarım ve tıp alanlarında bugüne kadar Japonya’da düzenlenen programlara katılan Türk uzmanların sayısı 2000’i geçmiştir. Bilimsel ve Teknik İşbirliği projeleri çerçevesinde JICA ülkemize toplam 300 milyon dolar mali destek sağlamıştır.[12]Yalnız, 2011’de yaşanan Japonya depremi ve depreme bağlı olarak meydana gelen Tsunami sonrası oluşan Fuşikama nükleer santral sızıntısı soğutma sisteminde yaşanan arıza nedeniyle uzun bir süre önlenememiş, başta Japonya ve çevre ülkeleri nükleer sızıntı dolayısı ile Japonya’yı ulusal ve uluslararası alanda çok zor duruma düşürmüştür. Yaşanan beklenmeyen felaketler sonucu Japonya, Fuşikama’nın işletmesi olan TEPCO, Türkiye nükleer santrali için verdiği teklifi geri çekmiştir. 2003 yılında Japonya’da Türkiye Yılı’yla başlayan ve 2006 başında Başbakan Koizumi’nin ülkemize yaptığı ziyaretle güçlenen ivmenin kaybedilmemesi ve bunun somut yatırım ve iş ilişkilerine dönüştürülebilmesi için Japon iş dünyasına yönelik tanıtım ve işbirliği  faaliyetlerinin arttırılması gerekmektedir.
Türkiye’de yatırım yapan ülkeler arasında sekizinci sırada yer almasına rağmen Japonya’nın Türkiye’nin Japon dış yatırımları içindeki payı % 0,25 gibi çok düşük bir seviyededir. Türkiye ile Japonya arasındaki ekonomik ve ticari ilişkiler ağırlıklı olarak Japon firmalarının girişimleriyle yürütülmekte ve bu ilişkiler ticaretin yanısıra, finans ve yatırım alanlarında da işbirliğini kapsamaktadır. Önde gelen Japon uluslararası ticaret firmalarının Türkiye’de temsilcilikleri bulunmaktadır. Uluslararası çapta iş yapan Türk firmalarının veya finansman kuruluşlarımızın ise Japonya’da temsilciliği bulunmamaktadır. Bu eksiklik, Türk ve Japon gözlemciler tarafından, Japonya’ya yönelik ihracatımız ile ikili ekonomik ve ticari ilişkilerimizin arzu edilen seviyede arttırılamamasının önemli nedenlerinden biri olarak gösterilmektedir. Türkiye’nin Japonya’daki tanıtımına olumlu katkı yapan “2003 Japonya’da Türk Yılı” etkinliklerinden sonra ihracat rakamlarımızda nisbi de olsa artış gerçekleştiği görülmektedir. 2003 yılında bir önceki yıla göre % 25.2 artışla 209 milyon dolara ulaşan ihracat, 2004 yılında da % 28.4’lük bir artış göstererek 268 milyona ulaşmıştır. 2005 yılında sadece % 7’lik artışla 286 milyon dolar olarak gerçekleşen ihracatımızın, 2006 yılında % 20.8’lik bir artışla 346 milyon dolara ulaşmıştır. Japonya’nın toplam ithalatındaki payımızın % 0,06 (onbinde altı) düzeyinde olduğu düşünülecek olursa Japonya’ya yönelik ihracatımızın gerçek potansiyelinin çok altında olduğu açıktır.[13]
2010 Türkiye’de Japon Yılı kapsamında yıl boyunca pek çok etkinlik ve program gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda DEİK, Erdal Küçükyalçın’ın “Kont Otani Kozui ve Türkiye – Cumhuriyet Dönemi Türk-Japon ticari ilişkilerinin kurulmasında bir vizyonerin rolü” adlı kitabın yayımlanmasına Türk-Japon ticari ilişkilerinin tarihi bir anısı olarak katkı sağlamıştır. Bursa’daki ‘Türk-Japon İpek Dokuma ve Boyama Fabrikası’ 4 Ağustos 1929 yılında muhteşem bir açılış ile hizmete girmiş. Seçkin davetliler İstanbul’dan Mudanya’ya özel tutulan vapurla götürülmüş. Türk-Japon iş birliğinin ilk örneği konumundaki fabrika Kont Otani Kozui (1878–1949) ile Bursa’nın ileri gelenlerinden Saffetbeyzade Memduh Bey (1877–1932)’in önderliğinde kurulur. İstanbul Milletvekili ve İstanbul Ticaret Odası’nın eski başkanı Kavalalı Hüseyin Bey de ortaklar arasında yer alır. Fabrikanın arsası ile binası Türk ortaklar, makine ve edevatları Kont Otani tarafından karşılanır. Japonya Dışişleri Bakanlığı Arşivleri’nde fabrika ile ilgili belgelere ulaşmış Dr. Aoki Girardelli. Ortaklardan Kont Otani Kozui’nin ülkedeki Nishi Hongan-ji Budist mezhebinin emekli başrahibi olduğunu hatırlatıyor: “Kont Otani, gençliğinde İpek Yolu üzerine çalışmalarıyla uluslararası düzeyde ün kazanmıştı. Gençliğinde eski İpek Yolu ile uğraşan Otani’nin ipekçilik için Bursa’ya gelmesi oldukça manidardır. Emekli rahip Otani çok zengindi aynı zamanda. Kaynaklara göre fabrikanın kuruluşunda 70.593.310 lira veriyor. Türkiye tarafı da 60.516.500 lira kadar sermeye koyuyor. Toplam 131.109.810 lirayla kuruluyor fabrika.” 1931 tarihli bir belgeye göre, Bursa İpeği’nin işlendiği fabrikada 15’i Japon, 80’i Türk toplam 95 kişi istihdam edilmiş. İki yıl gibi bir sürede de aylık üretim 5 binden 10 bin metreye ulaşmış.[14]
Japon şirketleri, 202 trilyon yen (2.5 trilyon dolar) gibi bir nakit dağının tepesinde oturuyor. Finansal haber kaynağı Japon Nikkei’e göre, ülkenin halka açık 2.400 finans dışı şirketinin yarısının hiç borcu yok. Sonuç olarak 2010 ortasında Asya’da gerçekleşen Japon işlemleri 2009’un iki katına çıkarak son dört yılın en yüksek düzeyine ulaştı. Pek çok şirket, 2011 ve sonrasındaki satın almalar için büyük meblağlar ayırdı. 2011 birçok sebepten dolayı Japon birleşme ve satınalmalarının yılı olacak. İlk sebep, ülkenin yerel ekonomisi. Ülkenin nüfusu düşüyor ve ekonomik büyüme durgun, bu durumda büyümenin en kolay yolu ülke dışına açılmak. İç tüketimi ağırlaştıran deflasyon, firmaları daha da çabuk dışarıya itiyor.Yenin güçlenmesi de Japonya’nın uluslararası alım gücünü arttırdı.Yenin değeri sadece 2010’da yüzde 10’dan fazla artarak, 15 yıldan  beri en yüksek değerine ulaştı.Bu, ülke ihracatçıları tarafından pek hoş karşılanan bir durum olmasa da, uluslararası anlaşmalara hız kazandırdı.İkinci olarak, Japon şirketleri yükselen pazarlara girmekte çok geri kaldı ve bu nedenle şimdi satın almalarla yollarını açmak durumundalar.Üçüncü bir sebepte ölçek.Japon patronlar, küresel rekabet için şirketlerin siklet yükseltmek zorunda olduğunun farkında.Japon hükümeti de birleşme ve satınalmalara destek vermeye kararlı.[15]
Türkiye ile yakın ciddi işbirliği olan Japon kuruluşları arasında ise; Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) (http://www.jica.go.jp/english/) Türkiye Ofisi, teknik işbirliğinin etkin şekilde yönetilmesi ve yürütülmesi amacıyla 1995 yılında açılmış ve açıldığı tarihten bu yana Türkiye’de Japon teknik işbirliğinin geliştirilmesine yönelik odak noktası olarak hizmet vermekte. Öte yandan Japon Kalkınma Bankası (JBIC) 1971 yılından bu yana Türkiye’ye ODA (Resmi Kalkınma Yardımı) kredileri vermekte olup toplam taahhüt miktarı 523 milyar Japon yenine ulaşan çok büyük ölçekli altyapı projelerini de desteklemiştir.Bir diğer ise Japon Dış Ticaret Teşkilatı (JETRO) (http://www.jetro.go.jp/turkey/) Japon Dış Ticaret Teşkilatı, hükümet destekli olup, Japonya ile diğer tüm ülkeler arasında karşılıklı ticaret ve yatırımı desteklemek için çalışmaktadır.
TÜRKİYE – KORE CUMHURİYETİ (GÜNEY KORE)
GSYİH Büyüme: % 3,9 / GSYİH: 1.094 milyar $ / Enflasyon: % 3,3 / Nüfus: 49,6 milyon
Kişi Başı GSYİH: 22.050 $ [16]
Güney Kore Uzakdoğu’da ikinci büyük ticaret ortağımızdır. Günümüzde Güney Kore gelişmiş ülkeler statüsünde yer almaktadır ve İMF 2010 raporuna göre dünyanın en büyük on ikinci ekonomisine sahiptir. Güney Kore Merkez Bankası verilerine göre, Asya’nın dördüncü büyük ekonomisi Güney Kore olmuştur. Güney Kore ile tarihi bir dostluğa dayanan ilişkiler, sosyal, kültürel ve spor alanındaki gelişmelerin biraz gerisinden gelerek ticari ve ekonomik ilişkilere yansımaktadır. Yine de Hyundai, Samsung, LG gibi kuruluşlarla olan kalıcı ve istikrarlı ticari ilişkilerin G.Kore’nin diğer onlarca uluslararası markası ile de karşılıklı ortaklıklara ve ülkemizde yatırıma dönüşmesi arzu edilendir.
T.C. Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanırım Ajansı’ndan alınan verilere göre Haziran 2011 itibariyle Türkiye’de yerleşik Kore ve Türk-Kore ortaklığı firma sayısı 144’tür. İki bin beş yüze yakın Türk vatandaşı (Temmuz 2010) Kore Cumhuriyeti’da ikamet etmektedir. Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) ile 1997 yılında bir mutabakat zaptı imzalamış olan Kore Uluslararası Müteahhitler Birliği (ICAK) 2010 yılında % 3,6 oranında büyümüş olan müteahhitlik sektörünün; hükümetin altyapı projelerine yaptığı 40 milyar dolarlık yatırımın 32 milyar dolarlık payını almasıyla birlikte; yeni teknolojiyle uyumlu, doğaya karşı duyarlı kent projelerinde büyük yatırım fırsatlarının oluşmuştur.
İki ülke arasında ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinde öncelikli olan unsur, Türkiye’deki Güney Kore yatırımlarının desteklenmesidir. Sadece büyük sanayi yatırımları değil aralarında otomotiv yan sanayi, elektronik ve inşaat malzemeleri gibi sektörlerin de bulunduğu pekçok alanda Güney Kore sermayesinin teşvik edilmesine yönelik olarak girişimlerde bulunulması büyük önem taşımaktadır. Güney Koreli firmaların Türkiye’yi bölgedeki tüm ülkelere ulaşabilecek bir merkez olarak değerlendirmesi bu açıdan önemli bir avantajdır. Dünya Bankası’na göre dünya’nın en büyük 15’inci, Asya’nın ise en büyük 4’üncü ekonomisi konumundaki Güney Kore, Dünya Bankası’nca her yıl açıklanan “İş Yapma Kolaylığı” (Doing Business)  2010 yılında sıralamasında 19. sırada yer alan ülke 2011 yılında 16. sırada yer almaktadır. Türkiye ve Güney Kore arasında karşılıklı yatırımların arttırılmasının yanısıra, Türk ve Güney Kore’li firmaların iş birliği içinde olarak gelişmekte olan pazarlarda müteahhitlik, hizmet, sektörlerinde iş birliği yapmaları yönünde girişimlerin önü açılmalıdır. Güney Kore Uzakdoğu’da ikinci büyük ticaret ortağımızdır. Ticaret dengesi uzun yıllardır Güney Kore lehine gelişme göstermektedir.[17] Güney Kore’de gerçekleşen dünya futbol şampiyonası kapsamında Türk milli takımının üstün başarısı ve G.Kore insanın Türkiye’ye olan ilgisi zamanla G.Kore’li firmaların ülkemize olan ilgisini arttırmış ekonomik ve ticari olarak yansımıştır.
SONUÇ
Türkiye ile Uzak Doğu özelinde ilgili ülkelerle ve hatta diğer tüm Asya-Pasifik bölgesi ülkelerle diyaloglar son yıllarda çok ivme kazanmıştır. Türkiye’de Uzak Doğu ile ilgili olarak aşağıda adları yazılı bazı resmi ve sektörel sivil toplum kuruluşları ile yoğun şekilde ikili iş heyetleri toplantıları, b2b, forum ve konefaranslar gerçekleştirilmiştir. Ülkemize yapılan resmi ziyaretler kapsamında fırsat bilinerek heyetlerin kalış süreleri içinde ayrıca değerlendirilen ve gerçekleştirilen toplantılar ve etkinlikler olsun, iki ülke kurumlarının iş adamları ve iş dünyası örgütleri ile karşılıklı yapmış oldukları karşılıklı iş ve ticaret geliştirici ve arttırıcı faaliyetler olsun, hemen hemen hepsi olumlu sonuçlarını beraberinde herkesin menfaatine yönelik olarak meydana getirmiştir, getirmeye devam edecektir. Özellikle, 2008-2011 yıllarında İstanbul’da bizzat katıldığım toplantıları gerçekleştiren ve işbirliği yapılan kuruluşlara şöyle bir baktığımızda her birinin kendi ülkelerinin önemli kuruluşları olduğunu, bu etkinliklerin büyük çoğuna ilgili ülkelerden devlet ve özel sektörden en üst seviyede katılım sağlandığını, eşlik edildiğini ve iş dünyasından bunun karşılık bularak yoğun ilgi gösterildiği gözlemlenmektedir.
Dinamik yapısı ve genç nüfusu ile, Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan, Balkanlar, Akdeniz, Karadeniz, Ortadoğu, Körfez, Afrika ve Kafkaslar’a erişim olarak en elverişli jeopolitik ülke konumuna sahip olan Türkiye’nin AR-GE, İnovasyon ve girişimcilik alanlarında kamu-özel sektör işbirliği (PPP) ile çalışmaları önümüzdeki dönemde katmadeğeri yüksek uluslararası mal ve hizmet sunan, vasıflı ve donanımlı iş ve insan gücü, modern ekipman desteği ile bölgesinde başta enerji ve inşaat sektöründe bölgesel güç haline gelmektedir. İş ve finans dünyasının saygın uluslararası yayın kuruluşu Fortune Global 500 The World’s Largest Corporation 2010’a göre Türkiye’den listede adı yer alan tek küresel kuruluş arasında özel sektörden Koç Holding iken, Çin’den 3 tanesi Hong Kong merkezli olmak üzere 46 kuruluş, Japonya’dan 71 kuruluş ve G.Kore’den 10 kuruluş yer almaktadır. Global ölçekte çokuluslu kuruluşlara sahip bu ülkelerin ülkemizdeki yatırım ve iş ortaklıklarının çok düşük seviyelerde olması ve henüz tam anlamıyla bu ülkelerin yatırım yapılacak ülkeler klasmanında Türkiye’ye yeterince yer almaması hem Uzak Doğu ile olan ticari ve ekonomik ilişkilerimizde aleyhimize bir durum teşkil ediyor, hemde direkt ve dolaylı yatırımlarda bu ülkelerin ülkemize yabancı oldukları gibi bir durum sergileniyor.
Batılılara göre her ne kadar Uzak Doğu diye uzak olarak algılansa ve Uzak Doğu kelimesi kullanılsa bile ilgili bahsi geçen devletler Batı dünyasında iyice yakınlaşmakta ve hatta ekonomik, ticari anlamda üstünlük sağlayarak dengeleri bozmaktadırlar. Bahsi geçen ülkeler kendilerini uzak doğu olarak değil dünyanın merkezinde bir yere de koyabiliyorlar. Kime göre uzak doğu ve kim uzak. Batı dünyasına göre diğer bölgeler mi Batı’ya göre uzak, orta ve veya yakın doğu şeklinde uzaklıkları derecelendiriliyor yoksa Asya ve Asya Pasifik bölgesine göre Batı’mı uzak bu başlı başına ayrı bir konudur ki siyasi ve politik açıdan değerlendirilmesinde yarar var kanısındayım.
Tarkan DENİZ
KAYNAKÇA
- Prof. Dr. Hasret Çomak, “Geleceğin Süper Gücü Çin”, Uzakdoğu’daki Entegrasyonlar ve Şangay İşbirliği Örgütü, TASAM Yayınları.
- Atilla Sandıklı & İlhan Güllü, “Geleceğin Süper Gücü Çin”, Uzakdoğu’daki Entegrasyonlar ve Şangay İşbirliği Örgütü, TASAM Yayınları.
- Dr. Fatih Anıl, Eko Sentez, Turcomoney Dergisi, Ekim 2011.
- Serdar Cengiz, Daire Başkanı, Dışişleri Bakanlığı Genel ve İkili Ekonomik İşler Genel Müdür Yardımcılığı, T.C.Dışişleri Bakanlığı resmi portalı, Uzak Doğu Bölgesi ile Ekonomik İlişkilerimize Genel Bir Bakış,http://www.mfa.gov.tr/uzak-dogu-bolgesi-ile-ekonomik-iliskilerimize-genel-bir-bakis.tr.mfa.
- The Economist & Tempo 2011’de Dünya özel sayısı, Rakamlarla Dünya – Ülkeler.
- Reuters’in 26 Nisan 2011 kaynakli haberin T.C.Ekonomi Bakanlığı İhracat Bilgi Platformu  resmi portalı yayını “IMF tahmin büyüttü: Çin, 5 yıl sonra ABD’yi geçecek…” başlıklı haberi,  http://www.ibp.gov.tr/pg/section-pg-hab.cfm?haberkodu=1100707.
- China Today Türkiye Yayını Çin’de ekonomik başarının sekiz anahtarı bülteni.
- Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Japonya Ülke Bülteni Haziran 2011.
- T.C. Dışişleri Bakanlığı resmi portalı Türkiye-Japonya Ekonomik ve Ticari İlişkileri,http://www.mfa.gov.tr/turkiye-japonya_ekonomik-ve-ticari-iliskileri.tr.mfa.
- T.C. Tokyo Büyükelçiliği Ekonomi Müşavirliği resmi portalı, http://www.hmtokyo.jp/indexturk.htm.
- Erdal Küçükyalçın, Kont Otani Kozui ve Türkiye. Cumhuriyet Dönemi Türk – Japon ticari ilişkilerinin kurulmasında bir vizyonerin rolü adlı kitabı, DEİK Yayını,  http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-26795-mek%C3%A2nlara-sinen-turk-japon-dostlugu.html.
- Kenneth Cukier, Japon Ticaret ve Finans Dan., The Economist & Tempo 2011’de Dünya özel sayısı, İş Dünyası.
- T.C.Dışişleri Bakanlığı resmi portalı, Türkiye-Güney Kore Ekonomik İlişkileri, http://www.mfa.gov.tr/turkiye-guney-kore_ekonomik-iliskileri.tr.mfa.

[1] Prof. Dr. Hasret Çomak, “Geleceğin Süper Gücü Çin, Uzakdoğu’daki Entegrasyonlar ve Şangay İşbirliği Örgütü”, TASAM Yayınları, s. 251.
[2] Atilla Sandıklı & İlhan Güllü, “Geleceğin Süper Gücü Çin, Uzakdoğu’daki Entegrasyonlar ve Şangay İşbirliği Örgütü”, TASAM Yayınları, s. 270.
[3] Dr. Fatih Anıl, “Eko Sentez,” Turcomoney Dergisi, Ekim 2011, s. 76-77.
[4] Atilla Sandıklı & İlhan Güllü, Geleceğin Süper Gücü Çin, Uzakdoğu’daki Entegrasyonlar ve Şangay İşbirliği Örgütü, TASAM Yayınları, s. 309.
[5] Serdar Cengiz, Daire Başkanı, Dışişleri Bakanlığı Genel ve İkili Ekonomik İşler Genel Müdür Yardımcılığı, T.C.Dışişleri Bakanlığı resmi portalı, Uzak Doğu Bölgesi ile Ekonomik İlişkilerimize Genel Bir Bakış,
[6] The Economist & Tempo 2011’de Dünya özel sayısı, Rakamlarla Dünya – Ülkeler, s. 103.
[7] Reuters’in 26 Nisan 2011 kaynaklı haberin T.C.Ekonomi Bakanlığı İhracat Bilgi Platformu  resmi portalı yayını “İMF tahmin büyüttü: Çin, 5 yıl sonra ABD’yi geçecek…” başlıklı haberi,
[8] China Today Türkiye Yayını Çin’de ekonomik başarının sekiz anahtarı Bülteni, s.14.
[9] The Economist & Tempo 2011’de Dünya özel sayısı, Rakamlarla Dünya – Ülkeler, s.104.
[10] The Economist & Tempo 2011’de Dünya özel sayısı, Rakamlarla Dünya – Ülkeler, s. 104.
[11]  Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Japonya Ülke Bülteni Haziran 2011.
[12] T.C.Dışişleri Bakanlığı resmi portalı Türkiye-Japonya Ekonomik ve Ticari İlişkileri,http://www.mfa.gov.tr/turkiye-japonya_ekonomik-ve-ticari-iliskileri.tr.mfa.
[13] T.C. Tokyo Büyükelçiliği Ekonomi Müşavirliği resmi portalı, http://www.hmtokyo.jp/indexturk.htm.
[14] Erdal Küçükyalçın, Kont Otani Kozui ve Türkiye. Cumhuriyet Dönemi Türk – Japon ticari ilişkilerinin kurulmasında bir vizyonerin rolü adlı kitabı, DEİK Yayını,  http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-26795-mek%C3%A2nlara-sinen-turk-japon-dostlugu.html.
[15] Kenneth Cukier, Japon Ticaret ve Finans Dan., The Economist & Tempo 2011’de Dünya özel sayısı, İş Dünyası, s. 119.
[16] The Economist & Tempo 2011’de Dünya özel sayısı, Rakamlarla Dünya – Ülkeler, s. 105.
[17] T.C.Dışişleri Bakanlığı resmi portalı, Türkiye-Güney Kore Ekonomik İlişkileri,http://www.mfa.gov.tr/turkiye-guney-kore_ekonomik-iliskileri.tr.mfa.

Bir Makale

The International New Issues In SOcial Sciences Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül Yurt Sağlık Bakanlığı rgulyurt@gmail.com Orcid : 0000-0003-3076-3423 Year : 2025 Number : 13 Volume : 2 pp : 279-306 Makalenin Geliş Tarihi Kabul Tarihi Makalenin Türü Doi : 08/12/2025 : 24/12/2025 : Araştırma makalesi : https://zenodo.org/records/18044127 İntihal/Plagiarism: Bu makale, en az iki hakem tarafından incelenmiş, telif devir belgesi ve intihal içermediğine ilişkin rapor ve gerekliyse Etik Kurulu Raporu sisteme yüklenmiştir. / This article was reviewed by at least two referees, a copyright transfer document and a report indicating that it does not contain plagiarism and, if necessary, the Ethics Committee Report were uploaded to the system. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül YURT Öz Son yıllarda boşanma oranlarındaki artış, evlilik oranlarındaki belirgin düşüş aile yapısına yönelik kaygıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu kaygılar, özellikle aile içi bağların çözülmesi, aile yapısının erozyona uğraması ekseninde yoğunlaşmaktadır. Aile yapısındaki dönüşümlerin dijital çağın dinamikleriyle ilişkili olduğuna dair yaklaşımlar yaygınlaşırken, dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz etme hızı da dikkat çekici biçimde artmaktadır. Bu makale, dijital çağın aile içi ilişkilere etkisini analiz etmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu doğrultuda dijital çağda aile, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi kavramlara ilişkin literatür nitel araştırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Literatürdeki bulgular, aile yapısındaki çözülmenin ve aile içi ilişkilerdeki zayıflamanın tarihsel olarak sanayileşme süreciyle hız kazandığını; ancak dijital çağda yaygınlaşan dijital iletişim araçlarıyla bu dönüşümün çok daha ivmeli bir hâl aldığını göstermektedir. Bu çerçevede çalışma, ailenin temel işlevlerini, aile içi ilişkilerin bütünlüğünü dijital çağın baş döndürücü yenilikleri karşısında koruyabilmek için “dijital muhafazakârlık” kavramını önererek bu kavramın aile kurumu açısından sunduğu imkânları değerlendirmektedir. Anahtar kelimeler: Dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital muhafazakârlık, dijital çağda aile ilişkileri. Risks of Family Relationship Disintegration and Preservation Strategies in the Digital Age: An Assessment within the Context of Digital Conservatism Abstract The increase in divorce rates and the significant decrease in marriage rates in recent years have led to concerns about the family structure. These concerns are particularly focused on the disintegration of intra-family ties and the erosion of the family structure. While approaches suggesting that transformations in the family structure are related to the dynamics of the digital age are becoming widespread, the speed at which digital technologies permeate all areas of life is also increasing remarkably. This article was written to analyze the impact of the digital age on intra-family relationships. In this context, the literature on concepts such as family in the digital age, digital addiction, and digital loneliness has been examined using a qualitative research method. The findings in the literature show that the disintegration of the The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 280 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. family structure and the weakening of intra-family relationships historically accelerated with the industrialization process; however, this transformation has become much more rapid with the widespread use of digital communication tools in the digital age. In this framework, the study proposes the concept of "digital conservatism" to protect the basic functions of the family and the integrity of intra family relationships in the face of the dizzying innovations of the digital age, and evaluates the opportunities that this concept offers for the family institution. Keywords: Digital age, digital addiction, digital loneliness, digital conservatism, family relationships in the digital age. 1. Giriş Dijital çağ, insanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı, sınırsız ve görünmez bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bu dönüşüm yalnızca kamusal alanların değil, toplumun en kadim ve mahrem kurumu olan ailenin de doğrudan etkilendiği bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu çağda gerçekleşen iletişim yöntemi bireyler arasındaki etkileşim biçimlerini yeniden şekillendirmektedir. Dijital araçlarla gerçekleşen iletişimde bir yandan mekânsal sınırlar ortadan kalkarken, aynı zamanda bireyler arasında yeni mesafeler ortaya çıkmaktadır. Yüz yüze ilişkilerin yerini ekran aracılığıyla gerçekleşen yeni bir gündelik hayat ve yaşam şekli almaktadır. Dijital araçlarla şekillenen yeni iletişim yöntemleri hiç kuşkusuz aile içi bireylerin iletişimlerini derinden etkilemektedir. Aile, bir yandan dijital imkânların sağladığı olanaklardan faydalanırken diğer yandan yalnızlık, iletişimsizlik ve değer aşınması gibi risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla 21. yüzyıl, dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerinin çok boyutlu biçimde tartışılmasını zorunlu kılan kritik bir dönem olarak öne çıkmaktadır. İletişim biçimlerinden kamu hizmetlerine, kültürel aktarım pratiklerinden siyasal söylemlere kadar geniş bir etki alanına sahip olan dijital teknolojiler, yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda değerler, normlar ve toplumsal yapılar üzerinde derin dönüşümler yaratan sosyolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital platformlar ideolojilerin, kimliklerin ve değer sistemlerinin üretildiği, dolaşıma sokulduğu ve yeniden müzakere edildiği başlıca alanlardan biri hâline gelmiştir. Dijitalleşmenin liberal, popülist veya küreselci söylemlerle ilişkisi yoğun biçimde tartışılırken, muhafazakâr değerlerin dijital çağda nasıl konumlandığı meselesi görece sınırlı bir alan olarak kalmıştır. Bu dönüşüm süreci, özellikle muhafazakâr The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 281 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. düşünce açısından dijital çağda değerlerin nasıl korunacağı, yeniden üretileceği ve aktarılacağı sorularını gündeme getirmektedir. Dijitalleşmenin hayatın her alanına hızla nüfuz etmesi bu teknolojilere yönelik eleştirel yaklaşımların giderek artmasına yol açmaktadır. Dijitalleşmeye yönelik eleştirilerin kümelendiği konular ahlaki aşınma, kültürel çözülme ve toplumsal yabancılaşma ile ilişkilendirmektedir. Bu teknolojilerden korunmanın çözümünü dijital alanın dışında kalmak olarak kurgulamak ve dijital mecraların sunduğu imkânları göz ardı etmek faydalı bir yaklaşım değildir. Her yenilik gibi dijital teknolojiler de hem fayda hem de riskleri eş zamanlı olarak barındırmaktadır. Bu bağlamda, dijital teknolojilerin olumsuz yönlerine odaklanmak, bu teknolojilerin sunduğu çok yönlü imkânları göz ardı etmek anlamına gelecektir. Oysa dijital platformlar, bilinçli ve stratejik biçimde kullanıldığında, kültürel ve ahlaki değerlerin görünür kılınması, aktarılması ve sürekliliğinin sağlanması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu bakış açısından hareketle makale “dijital muhafazakârlık” kavramını tartışmaya açarak bireylerin dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alan bir yaklaşımın önemini savunmaktadır. Uluslararası literatürde dijital muhafazakârlık kavramının özellikle Rusya bağlamında tartışmaya açıldığı görülmektedir. Eurasia 2.0: Russian Geopolitics in the Age of New Media adlı çalışmada dijital muhafazakârlık vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeni medya aracılığıyla yeniden çerçevelenmesi bağlamında ele alınmakta; dijital platformlar, değerlerin aşındığı alanlar olmaktan ziyade ideolojik ve kültürel sürekliliğin sağlandığı stratejik mecralar olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makale dijital dönüşüm çağında muhafazakâr hukuki düşüncenin, kamu sistemlerinin dijitalleşme süreçlerini etik, ahlaki ve sosyo-normatif düzenlemelerle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmalar, dijital muhafazakârlığın dijital teknolojilere karşı bir mesafe koyma tutumundan ziyade, dijital alanı değerlerin korunması ve yeniden inşası için stratejik bir zemin olarak konumlandırdığını ortaya koymaktadır. Türkiye bağlamında ise dijital muhafazakârlık kavramının henüz sistematik bir çerçeveye oturtulmadığı görülmektedir. Türkiye’de yazın alanında dijitalleşme ile ilgili ele alınan çalışmalar çoğu zaman kültürel yozlaşma, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 282 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. ahlaki erozyon veya dijital bağımlılık ekseninde tartışılmakta; dijital alanın değerleri koruyucu ve yeniden üretici bir potansiyel taşıyabileceği yeterince ele alınmamaktadır. Dijital muhafazakârlık kavramının ulusal literatürde yer almaması, bu alandaki tartışmaların dağınık ve kavramsal bütünlükten yoksun kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, dijital çağda muhafazakâr değerlerin nasıl korunacağına ilişkin tartışmaların teorik derinlik kazanmasını zorlaştırmaktadır. Oysa dijitalleşmenin geri döndürülemez bir gerçeklik olduğu dikkate alındığında, değerleri korumanın yolu dijital alanın dışında kalmak değil, bu alanı değer temelli ilkeler doğrultusunda yeniden anlamlandırmaktan geçmektedir. Dolayısıyla kaleme alınan bu makale, Rusya literatüründe geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarından yola çıkarak, dijital çağda değerleri korumanın dijital platformlardan uzak durmakla değil, bu platformları bilinçli, etik ve normatif ilkeler çerçevesinde etkin biçimde kullanmakla mümkün olabileceğini savunmaktadır. Bu doğrultuda makalenin amacı, dijital muhafazakârlık kavramını kuramsal olarak tartışmak ve Türkiye bağlamında dijitalleşme-değer ilişkisine yönelik kavramsal bir katkı sunmaktır. Bu yönüyle makale, dijital çağda değerlerin korunmasına ilişkin tartışmalara yeni bir perspektif kazandırmakta ve dijitalleşme karşısında muhafazakâr düşüncenin değerlerin muhafazası ekseninde önemli bir rol üstlenebileceğini savunmaktadır. 2. Çalışmanın Amacı ve Beklenen Yararlar Bu çalışmanın temel amacı, dijitalleşmenin toplumsal ve kültürel yapılar üzerindeki dönüştürücü etkilerini, muhafazakâr değerler ekseninde ele alarak “dijital muhafazakârlık” kavramını kuramsal bir çerçeve içerisinde tartışmaktır. Dijital teknolojilerin aile yapısı, değer aktarımı ve gündelik yaşam pratikleri üzerindeki etkilerinden hareketle çalışma, dijital alanın muhafazakâr düşünce açısından yalnızca bir tehdit ya da kaçınılması gereken bir mecra olarak değil; değerlerin korunması, yeniden üretilmesi ve görünür kılınması açısından stratejik bir alan olarak nasıl konumlandırılabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu bağlamda makale, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı etik, normatif ve kültürel ilkeler doğrultusunda aktif biçimde kullanmayı öneren bir yaklaşımı savunmaktadır. Çalışmanın bir diğer amacı, uluslararası literatürde özellikle Rusya bağlamında geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarını Türkiye The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 283 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bağlamına taşıyarak, dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin kavramsal bir boşluğu doldurmaktır. Türkiye’de dijitalleşmenin çoğunlukla kültürel yozlaşma, ahlaki aşınma ve bağımlılık gibi sorunlar etrafında ele alındığı dikkate alındığında, bu çalışma dijital alanın değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alınabileceğini göstermeyi amaçlamaktadır. Böylece muhafazakâr düşüncenin dijital çağda nasıl bir konum alabileceğine dair teorik bir tartışma zemini oluşturulmaktadır. Beklenen yararlar açısından değerlendirildiğinde bu çalışmanın, dijital muhafazakârlık kavramını sistematik biçimde ele alarak ulusal literatüre kavramsal ve teorik bir katkı sunması beklenmektedir. Ayrıca dijitalleşmenin aile, değerler ve kültürel süreklilik üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalara çok boyutlu bir bakış açısı kazandırarak, dijital teknolojilerin bilinçli ve etik kullanımına yönelik farkındalık oluşturması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr değerlerin korunmasına ilişkin akademik tartışmalara yeni bir perspektif sunmakta; politika yapıcılar, akademisyenler ve toplumsal aktörler için dijital alanın değer temelli biçimde nasıl değerlendirilebileceğine dair düşünsel bir çerçeve sağlamaktadır. 3. Araştırmanın Yöntemi ve Kapsamı Modernleşme, kentleşme, sanayileşme ve medya teknolojilerinin aile yapısında değişime-dönüşüme yol açtığı literatürde tartışılan konular arasındadır. Ancak dijital çağın hız, erişilebilirlik, sınırların belirsizleşmesi ve bireysel iletişim pratiklerini yeniden tanımlaması gibi özellikleriyle aile yapısında ve aile içi ilişkilerde nasıl bir sürecin yaşanabileceğine dair çalışmalar sınırlı sayıdadır. Makale literatürde yer alan bu sınırlı çalışmalardan biri olmakla birlikte tartışmaya açtığı dijital muhafazakârlık kavramıyla hem teknolojinin hızına uyum sağlamayı hem de aile kurumu gibi kadim yapıları korumayı hedefleyen çift yönlü bir strateji sunmaktadır. Bu çerçevede makale, dijital teknolojilerin yol açtığı risk ve tehditleri asgariye indirmek amacıyla dijital muhafazakârlık kavramını teorik ve pratik boyutlarıyla tartışmaya açan disiplinlerarası bir yaklaşımla literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, dijital çağın aile ilişkileri üzerindeki etkilerini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek amacıyla nitel derleme yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Derleme yöntemi, belirli bir konuya ilişkin mevcut literatürü The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 284 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sistematik bir çerçevede incelemeyi, bulguları karşılaştırmayı ve alandaki eğilimleri ortaya koymayı mümkün kılmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital ebeveynlik ve dijital muhafazakârlık gibi kavramları ele alan ulusal ve uluslararası akademik yayınlar incelenmiştir. Araştırma sürecinde öncelikle konu ile ilgili temel kavramlar belirlenmiş; ardından bu kavramlarla ilişkili çalışmalar, belirlenen temalar doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Çalışmaların seçiminde, konuyla doğrudan ilişkili olması, alana katkı sunması ve güncel literatürü temsil etmesi temel ölçütler olarak benimsenmiştir. Elde edilen bulgular, aile yapısındaki dönüşümleri tarihsel, sosyolojik ve dijital bağlamlarda ele alan teorik yaklaşımlar ışığında yorumlanmıştır. Bu yaklaşım sayesinde, dijital çağın aile ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne dair çok boyutlu bir değerlendirme yapılmış ve “dijital muhafazakârlık” kavramı bu dönüşümün anlaşılmasında bir analitik çerçeve olarak tartışılmıştır. Bu yöntem doğrultusunda çalışma, mevcut literatürü sentezleyerek alandaki güncel eğilimleri görünür kılmayı, dijital çağda aile kurumuna yönelik risk ve imkânları akademik bir zeminde ortaya koymayı amaçlamaktadır. 4. Dijital Çağda Bağımlılık ve Yalnızlık Dijital çağ, dijital devrim ve dijitalleşme olarak adlandırılan 21. yüzyıl, insanlık tarihindeki en önemli devrimlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu devrimin fitilini ateşleyen ilk adım, Amerikalı bilim insanları tarafından 1947 yılında üretilen transistördür (Özdoğan, 2017:25). Transistörün elektronik cihazların temel bileşeni hâline gelmesi, bilgisayar sistemlerinin ortaya çıkmasını ve bilgilerin dijitalleşmesini sağlamıştır (Özdoğan, 2017:27). Dijital iletişimin ana kaynağı olan internetin doğuşu ise 20. yüzyılın üçüncü çeyreğine dayanmaktadır. Amerika Savunma Bakanlığına bağlı bir birim olan Advanced Research Projects Agency (ARPA) tarafından 1957 yılında kesintisiz bir iletişim ağı kurularak internetin ilk adımı atılmıştır. Bu gelişmeyi takiben 1960 yılında ARPANET projesi kapsamında internetin kullanım alanını yaygınlaştırılmıştır. Büyük bilgisayarlar arasında bağlantılar kurularak paylaşım yapabilen ağlar oluşturulmuş ve zamanla üniversiteler ile diğer kurumlar da bu ağa dahil edilmiştir. Farklı işletim sistemine sahip bilgisayarların ağa bağlanmasıyla “İNTERNET” adı verilen küresel bir network meydana gelmiştir (Yıldırım, 2021:3). Bu networkün The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 285 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gelişim ivmesi ve kullanım alanı her geçen gün katlanarak artmıştır. Dijital araçlarla iletişim kurulabilmesi, bilgiye kolay erişim sağlanması ve birçok hizmetin kısa sürede mekândan bağımsız şekilde sunulabilmesi, dijital çağın küresel zeminde hızla benimsenmesini sağlamıştır (Yetkin & Coşkun, 2021:2). 20.yüzyılda televizyon ve radyo gibi “geleneksel medya” araçları, bireylerin yüzyıllardır sürdürdüğü iletişim pratiklerini köklü biçimde dönüştürmüşken (Alkan, 2023: 15), 21. yüzyıl bu dönüşümün çok daha kapsamlı bir versiyonuna tanıklık etmektedir. Günümüzde cep telefonları, dijital kameralar, sosyal medya platformları ve çeşitli dijital iletişim teknolojileri, gündelik yaşamın merkezine yerleşmiş ve bireylerin etkileşim biçimlerinin başat belirleyicileri hâline gelmiştir (Akar, 2025:10). Devlet yönetiminden bürokratik süreçlere, ticaretten alışveriş kültürüne; eğitim politikalarından sağlık hizmetlerine kadar hemen her alanda dijital dönüşüm belirgin bir etki oluşturmaktadır (Yurt, 2025:26). Dijital iletişimin en belirgin avantajı, zaman ve mekân sınırlamasından bağımsız olarak, anlık, dijital platformların mevcut olduğu sahalarda kullanılabilmesidir. Bu sayede milyonlarca, hatta milyarlarca bireyin aynı anda iletişim kurması mümkündür. Fiziki sınırlardan bağımsız olarak dijital uygulamalar sayesinde kişilerarası iletişim tek bir tıklamayla kolaylaşmıştır. Mektup, telefon ve telgraf gibi klasik iletişim araçlarıyla kıyaslandığında, dijital dünyanın iletişim açısından sunduğu olanaklar insanlık için paha biçilemez niteliktedir. Dijital iletişimin bu hızda yaygınlaşması bu araçlara yönelik kaygıların zaman içinde artmasına yol açmaktadır. Bu araçlar yoluyla kurulan dijital sosyalleşmelerin, aile üyeleri arasındaki iletişimi zayıflattığına, aile içi bağlara zarar verdiğine yönelik endişeler medyada ve akademik platformlarda geniş yer bulmaktadır (Duran, 2022: 13). Hayatın tüm katmanlarına nüfuz eden bu dijitalleşme sürecinin aile içi ilişkileri yönlendirme ve dönüştürme gücünün giderek artması, dijital teknolojilere ve dijital iletişim biçimlerine yönelik eleştirel yaklaşımların doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu çağın kavramları da kuşkusuz dijital ön ekiyle her geçen gün genişlemekte ve kullanım alanları yaygınlaşmaktadır. Dijital sağlık, dijital eğitim, dijital bankacılık, dijital kurumlar (e-devlet, e-vergi, e-imza), dijital oyunlar ve dijital ticaret dijitalleşmenin somut örneklerinden yalnızca birkaçıdır. Bununla birlikte dijital iletişim, dijital yalnızlık, dijital din ve dijital toplum gibi soyut kavramlar da giderek yaygınlaşmaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 286 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Önümüzdeki yıllarda dijital ön ekiyle birçok yeni somut ve soyut kavramın türeyeceği kaçınılmazdır. Çünkü her yeni gelişme, dijital hizmetler ve araçların kullanım alanını genişletirken, aynı zamanda bu yenilikler bireylerin günlük yaşamına da entegre olmaktadır. Dijital çağda öne çıkan ve giderek yaygınlaşan bağımlılık türlerinden biri de dijital bağımlılıktır (Yengin, 2019:2). Bu kavram, ilk kez 1995 yılında Ivan Goldberg tarafından literatüre kazandırılmış ve ardından Amerika medyasında “internet addiction” olarak yer bulmuştur (Ersoy & Ağlar, 2024:3; Yıldırım, 2021:7). Kimberly Young tarafından dijital bağımlılığı araştırmak üzere kurulan araştırma merkezi ve geliştirilen bağımlılık testleri dijital bağımlılık alanındaki bilimsel çalışmalara öncülük etmiştir (Havalı, 2024:20). Bağımlılık bir nesneye, kişiye, objeye duyulan önlenemez istek, iradenin yetersiz kalması veya başka bir iradenin etkisi altında olma durumu olarak tanımlanabilir. Dijital bağımlılık ise, bireyin kendisini yeterli hissetmeme dürtüsüyle tetiklenen, teknolojik ve davranışsal bir bağımlılık türüdür (Özsarı & Deli, 2023:2). Bu bağımlılık türünde bireyin zihni sürekli dijital öğelerle meşgul olmaktadır. Birey zamanla dijital araçlardan kopamamaktadır. Birey, bu araçlara erişim sağlayamadığında huzursuz, gergin, kaygılı, mutsuz bir durum sergilemektedir. Dijital bağımlılığın şiddeti, haftalık 40-48 saate varan internet kullanımına kadar ulaşabilirken birey dijitali kullanma isteğinin önüne geçmekte zorlanmaktadır. Bağımlılık düzeyine ulaşan bireylerde, internete bağlı olunmayan zamanın önemi kaybolmakta, saldırganlık gibi davranışsal değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Günlük yaşamda sorumlulukların yerine getirilmesinde aksaklıklar meydana gelirken iş, okul ve aile hayatındaki görevler ihmal edilmektedir. Zamanla bağımlı bireyler, evden dışarı çıkamama gibi ciddi sorunlarla karşılaşabilmektedir (Alyanak, 2016: 1). Literatürde dijital bağımlılık ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir bölümünde olumsuz aile ilişkilerinin yaşandığı ortamlarda bağımlılığın daha yaygın olduğu vurgulanmaktadır. Dijital bağımlılığa yol açan çalışma sonuçları makalenin “literatürde dijital bağımlılık ve aile ilişkileri” başlığında ele alınmıştır. Dijital Yalnızlık The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 287 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Yalnızlık kavramı, Türkçe sözlükte “yalnız olma, kimsenin bulunmaması durumu” olarak tanımlanmaktadır. Ancak Türk Dil Kurumu (TDK), 2024 yılında “kalabalık yalnızlık” kavramını yılın kelimesi olarak açıklayarak, bu kavrama olan ilgiyi önemli ölçüde artırmıştır (Karayaman, Boz, Şener, & Güler, 2025:1). TDK’nın internet sitesinde halk oylamasına sunulan “merhamet”, “yabancılaşma”, “algoritma”, “yozlaşma”, “yapay zekâ” ve “dijital yorgunluk” kelimeleri arasından seçilen “kalabalık yalnızlık”, birey toplum ilişkisi hakkında birçok mesaj barındırmaktadır (tdk.gov.tr, 30 Temmuz 2025). Yaklaşık bir milyon kişinin katılımıyla yapılan oylamada bu kavramın seçilmesi, birey-toplum, sosyoloji ve psikoloji zemininde kapsamlı araştırmaların önemini göstermektedir. Aynı zamanda kavram, toplumsal ve sosyolojik dönüşümün hangi yönlere evrilebileceği konusunda uyarıcı bir niteliğe sahiptir. Birbirine zıt anlamlar taşıyan “kalabalık” ve “yalnızlık” kelimelerinin bir arada kullanılması ilk bakışta tezat gibi görünse de kavramın derinlemesine incelenmesi bireylerin içinde bulunduğu durumun ne denli travmatik olabileceğini ortaya koymaktadır. Carl Gustaw Jung’un yalnızlık ile ilgili tanımı, bu kavramın bireylerin yaşadığı durumu özetler niteliktedir. Jung’a göre yalnızlık, bireyin yanında kimsenin olmaması değil; bireye ait duygu, düşünce ve fikirlerin karşı tarafa iletilememesi veya kabul görmemesidir (Deveoğlu, 2024:2). Literatürde dijitalleşme ve yalnızlık arasındaki ilişki üzerine birçok araştırma bulunmaktadır. Alkan, Alyanak, Deveoğlu, Göldağ, Kavlak, Yıldırım, Şen & Erol, bu ilişkinin farklı boyutlarını inceleyen çalışmalara örnek olarak gösterilebilir. Araştırmalar, yalnızlığa yol açan çeşitli etmenleri ortaya koymaktadır. Aile içi olumsuz ilişkiler, dijital araçlar, dijital oyunlar, dijital hedonizm, anlaşılmama hissi, mobbing ve boşluk hissi bunlardan sadece birkaçıdır. Ancak ortak olarak vurgulanan ve dikkat çeken unsur, aile içi olumsuz ilişkilerden kaynaklanan yalnızlıktır. İnsan doğası, temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra ait olma, sevilme, sayılma ve anlaşılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç, Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin üçüncü basamağında, sosyal aidiyet basamağı olarak yer almaktadır. Birey, bu ihtiyacını sevgi, sosyal yakınlık ve dostluk ilişkileriyle karşılamaktadır (Şengöz, 2022:4). Ancak aile içinde ait olma, anlaşılma, sevgi ve değer görme ihtiyacı karşılanamadığında birey, bu boşluğu farklı kanallarla doldurmaya çalışabilmektedir. Bireyin iş, okul ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 288 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sosyal hayatındaki ilişkiler zaman zaman sekteye uğrayabilmektedir. Bu durumlara aile içi iletişimsizlik, anlaşılmama ve değersizlik hissi eşlik ettiğinde bireysel izolasyonla başlayan yalnızlık zamanla bireyi dijital dünyanın zeminine sürükleyebilmektedir. Hayatın neredeyse her alanına entegre olmuş ve mekândan bağımsız sayısız seçenek sunan dijital dünya, bireyleri sanal bir çevreyle kuşatırken bireylerin yalnızlıklarını derinleştirmektedir. Bu yalnızlaşmanın sonucunda, aile ve toplum içindeki iş birliği, dayanışma ve yardımlaşma gibi değerlerin önemi zamanla azalmaktadır. Bireylerde yabancılaşma ve aidiyet duygularının kaybolması kaçınılmaz hâle gelmektedir. Oysa insan, yaratılış itibarıyla toplumsal bir varlıktır ve tarih boyunca milletlerin, devletlerin oluşumunda toplumsal bağlar belirleyici bir rol oynamıştır. Gerçek anlamda tarihin öznesi olabilmek, güçlü toplumsal bağlarla bir arada yaşamakla mümkündür. Toplumlar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş yığınlar değildir. Toplumları bir arada tutan, birlikte yaşamalarını sağlayan ortak tarih, sosyal ve kültürel bağlardır. Bu bağlar zamanla güçlenebileceği gibi gevşeyip çözülme tehlikesi de taşımaktadır. Toplumun hangi yöne evrileceği ortak irade ve birlikte yaşama kararlılığıyla doğrudan bağlantılıdır (Çapcıoğlu, 2024: 17-18). Ancak “kalabalık yalnızlık” içinde yaşayan bireylerin artışı, bireylerde birlikte yaşama arzusunun azalmasına yol açacaktır. Bu durumda nihai olarak toplumsal bağların çöküşüne zemin hazırlayacaktır. Dijitalleşme ve Muhafazakârlık Muhafazakârlık Latince’de korumak, saklamak, muhafaza etmek, tutmak gibi anlamlara gelen conservare sözcüğüne dayanmaktadır (Güngörmez, 2004:2). Kavram Ortaçağ’da yasaları, düzeni, belli grupları koruyan, kollayan anlamında “Conservator” terimiyle kullanılmıştır (Akkaş, 2003:2). Arapça sözlükte koruma, himaye etme, gözetme anlamlarına gelen hafaza kökünden türemiştir. Türkçe sözlükte de muhafaza etme, koruma anlamına gelmektedir. Muhafazakârlık kavramının Türkçe’de conservatismin karşılığı olarak ne zamandan itibaren kullanıldığı net olarak bilinmemekle birlikte geleneği koruma sürekliliği ifade etme anlamı uzun bir geçmişe dayanmaktadır (Çamurdaş, 2023:2). Muhafazakârlık modern siyasi bir ideoloji olarak Fransız Devrimi’ne karşı bir tepki hareketi olarak Edmund Burke’ün (1729-1797) fikirleriyle şekillense The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 289 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. de bir yaşam formu, bir düşünce şekli olarak kökeni 4. yüzyılın Kilise babalarından Saint Augustin’e, hatta Antik Yunan’a Aristo’ya kadar uzanmaktadır (Yurt, 2025:16). Edmund Burke tarafından kaleme alınan “Reflections on the Revolution in France 1790 (Fransız İhtilali Üzerine Düşünceler 1790)” muhafazakâr geleneğin en üst referans metni olarak kabul edilmektedir (Beneton, 2016: 15). Muhafazakârlıkla ilgili yaygın kabul, bu düşünce geleneğinin değişime bütünüyle karşı olduğu yönündedir. Ancak bu yaklaşım, muhafazakârlığın gerçek doğasını tam olarak yansıtmamaktadır. Muhafazakârlığın değişime bakışı, kökten ve ani dönüşümlere direnmekle birlikte, değişimin tedrici, kontrollü ve toplumsal istikrarı gözeten bir biçimde gerçekleşmesi gerektiği yönündedir. Nitekim literatür incelendiğinde muhafazakârlığın zaman içerisinde “neo-muhafazakârlık” ve “Yeni Sağ” gibi farklı biçimlere evrilerek dönemin toplumsal ve siyasal koşullarına uyum sağladığı görülmektedir (Yurt, 2025:27). Aile kurumu, insanlık tarihi boyunca toplumsal düzenin köklü yapılarından biri olarak varlığını muhafaza etmiştir. Bu kurum, “bireylerin sosyal bir varlık olmayı öğrendikleri ilk etkileşim ağı olması nedeniyle bireysel hayatlar ve toplum hayatı için en temel kurumdur” (Dikeçligil, 2012:24). Biyolojik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik ve hukukî boyutlarıyla aile; üyeler arasındaki ilişkileri belirli normlara bağlayan, toplumun kültürel ve karakteristik özelliklerini kuşaktan kuşağa aktaran ve en yoğun birincil ilişkilerin yaşandığı temel sosyalleşme ortamını oluşturan bir kurumdur (Zorlu, 2025:2). Muhafazakâr düşünce geleneğinde aile, toplumsal yapının inşasında ve sürekliliğinde merkezi bir konuma sahiptir. Toplumsal hayatın en eski kurumu olan aile, yalnızca biyolojik bir birliktelik değil; aynı zamanda değerlerin aktarımını, otoritenin meşruiyetini ve toplumsal düzenin devamlılığını sağlayan temel bir yapı olarak görülmektedir. Muhafazakâr ideolojinin erken dönem teorisyenlerinden Louis de Bonald’a göre aile toplumsal ve siyasal düzenin küçük bir yansıması niteliğindedir (Güler, 2016:127). Muhafazakâr düşüncede aile, bireyin kimlik kazanma sürecinde belirleyici bir kurumsal yapı olarak konumlandırılmaktadır. Aile, bireylerine yalnızca aidiyet duygusu kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda onları toplumsal hayata hazırlayarak belirli roller ve konumlar üzerinden toplumsal yapı içine dâhil eder. Bu yönüyle aile, birey ile toplum arasındaki temel aracı The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 290 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. kurumlardan biri olarak işlev görmektedir. Thomas Fleming de benzer biçimde, bireyin esas kimliğini oluşturan tarihsel süreklilik ve gelecek tasavvurunun aile aracılığıyla şekillendiğini ileri sürmektedir. Fleming’e göre insan doğası gereği unutkandır; buna karşılık aile, kuşaklar arası aktarımı mümkün kılan kolektif bir hafıza işlevi üstlenmektedir. Talcott Parsons, aile kurumunun toplumsal düzen içindeki rolünü; neslin devamlılığının sağlanması, bireylerin sosyal ve psikolojik rehabilitasyonu ile toplumsal norm ve değerlerin aktarımını sağlamak şeklinde üç temel işlev üzerinden tanımlamaktadır (Çaha, 2004: 8). Aile, bireylerde topluma ve devlete yönelik sevgi, aidiyet ve bağlılık duygularının gelişmesinde merkezi bir işleve sahiptir. Toplumsal bütünlüğün ve siyasal istikrarın sürdürülebilirliği, bireyler arasındaki bu duygusal ve normatif bağların gücüne doğrudan bağlıdır. Sevgi ve bağlılık temelinde inşa edilmemiş toplumların ve devlet yapıların çözülmeye daha açık olduğu görülmektedir. Bu bağlamda aile değerlerine yönelen herhangi bir tehdidin zamanında engellenememesi, söz konusu tehdidin giderek derinleşmesine ve yalnızca aile kurumunu değil, toplumsal düzeni ve nihai aşamada devletin bütünlüğünü hedef alan yapısal bir soruna dönüşmesine zemin hazırlamaktadır (Gilbert, 2016:74). Durkheim, toplumsal yapıda ortaya çıkan anomi ve yabancılaşma olgusunu, toplumun ortak değer dünyasında meydana gelen çözülmeyle ilişkilendirmektedir. Ona göre toplumsal düzenin zayıflaması ani bir kırılmanın sonucu değil, daha derin ve kademeli bir sürecin ürünüdür. Bu çözülme sürecinin ilk aşaması ise aile kurumunda başlamaktadır. Aile bağlarının zayıfladığı ve aileye atfedilen değerlerin aşındığı toplumlarda, kolektif bilinç giderek güç kaybetmekte; buna bağlı olarak toplumsal bağların ve ortak değerlerin çözülmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir (Çaha, 2004:8). Türk sosyoloji geleneğinde Ziya Gökalp, aileyi yalnızca bireylerin bir araya geldiği özel bir alan olarak değil, ulusun varlığını sürdüren ve kültürel sürekliliği sağlayan merkezi bir yapı olarak ele alır. Ona göre aile, toplumsal dirliği teminat altına alan, millî değerleri nesilden nesile aktaran ve ulusal bütünlüğü güçlendiren bir çekirdek kurumdur. Bu yaklaşım, aileyi hem ahlaki hem de ulusal sorumluluk alanı olarak konumlandırmaktadır. Benzer şekilde İhsan Sezal da aileyi toplumsal düzenin inşasında ve kurumsallaşmasında başlangıç noktası olarak değerlendirir. Sezal’in The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 291 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. perspektifinde aile, birey ile toplum arasındaki bağın kurulduğu; toplumsal yapının canlılığını, dayanıklılığını ve sürekliliğini güvence altına alan temel örgütlenme biçimidir (Kır, 2011:2). Bu makalenin odağı gereği, aile kurumunun önemine ilişkin tanımlar sınırlı tutulmuş; esas amaç olarak dijital çağın aile yapısı üzerindeki etkilerini irdelemek ve bu yeni çağda aileyi korumaya yönelik stratejiler geliştirmek benimsenmiştir. Literatürdeki çalışmalar, geleneksel aile modelinin tarihsel süreç içerisinde çekirdek aile formuna evrildiğini; dijital çağla birlikte çekirdek yapısının da farklılaşarak çoklu aile tipolojilerine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Araştırmalar, aile yapısındaki çözülme eğiliminin Sanayi Devrimi sonrasında hız kazanan kentleşme ve göç süreçleri, kadın hakları mücadelesi, eğitimde fırsat eşitliğinin genişlemesi, kadınların iş gücüne aktif katılımı gibi çeşitli toplumsal dinamiklerle bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır (Turgut, 2017:18). Bunun yanı sıra aile içi ilişkilerin belirgin biçimde zayıfladığı; tek ebeveynli aileler, dijital aileler, arkadaş temelli aile yapıları ve çocuksuz aile modelleri gibi yeni aile formlarının dijital çağın ilk çeyreğinde dikkat çeken bir seviyede artış gösterdiği literatür bulgularındandır (Bayer, 2013:12). Dolayısıyla aile yapısındaki dönüşüm çok boyutlu nedenlerle şekillenmekte olup bu nedenlerin etkisi, dijitalleşmenin hızlandırıcı niteliğiyle günümüzde daha görünür ve daha belirgin hale gelmiştir. Dijital Muhafazakârlık 2016 yılında yayımlanan Russian Geopolitics in the Age of New Media (Yeni Medya Çağında Rus Jeopolitiği) adlı eserde, dijitalleşmenin jeopolitik yapılar üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Anılan eserde Rusya’daki bölgelerin yerel ve jeopolitik mekânsal kimliklerine ilişkin anlatıların dijital platformlar aracılığıyla inşa edilmesi, bölgesel öz belirlemeye yönelik politik bir yönelimin oluşturulmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu anlatıların, “dijital jeopolitik” kavramını görünür ve analiz edilebilir bir olgu hâline getirdiği; dolayısıyla Rusya’daki sosyologlar tarafından incelenmesi gerektiği eserde vurgulanan temel hususlar arasındadır. Eserde özellikle dikkat çeken bölümlerden biri, “Digital Conservatism: Framing Patriotism in the Era of Global Journalism” (Küresel Gazetecilik Çağında Vatanseverliğin Çerçevelenmesi) başlığıdır (Bassin ve diğerleri, 2016:185). Bu başlıkta yazar, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 292 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Rusya’nın yeni medya ortamı içerisinde gelenekselci ve muhafazakâr anlatıların nasıl yeniden üretildiğini incelemektedir. Dijital platformların yalnızca teknik araçlar olmadığı, aksine tarihsel hafıza, ulusal kimlik ve muhafazakâr değerlerin dolaşıma sokulduğu ideolojik mekânlar hâline geldiği vurgulanmaktadır. Eserde dijital gazetecilik, devletle uyumlu aktörler ile taban hareketlerinin çevrimiçi katılım pratiklerini bir araya getirerek muhafazakâr bir jeopolitik dünya görüşünü pekiştiren stratejik bir mecra işlevi görmektedir. Böylece dijital muhafazakârlık; medya biçimi, siyasal ideoloji ve ulusal kimliğin, Rusya’nın Sovyet sonrası coğrafyadaki jeopolitik hedefleri çerçevesinde karşılıklı olarak birbirini ürettiği bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle dijital muhafazakârlık, geleneksel değerlerin dijital formlar içinde yeniden üretilmesini ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu eserde “dijital muhafazakârlık” kavramının kullanılması uluslararası literatür açısından bir ilki barındırmakla birlikte muhafazakârlığın dijital çağda kendini yenilemesi ve dijital bir forma evrilmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu göstermektedir. Dijital muhafazakârlığın konu edindiği başka bir çalışma Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makalede yer almaktadır. Anılan yazarlar “Conservatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems’ Digital Transformation (Muhafazakârlık ve Muhafazakâr Hukuk Düşüncesi: Kamu Sistemlerinin Dijital Dönüşümü Çağı) başlıklı makalede muhafazakârlığın genel kavramsal yapısını tartıştıktan sonra, dijital dönüşümün hukuki ve sosyal etkileri bağlamında muhafazakâr düşüncenin nasıl konumlanması gerektiğini belirtirler. Kazachanskaya ve Mamychev dijital teknolojilerin hızla kamu sistemlerine entegre olduğu bir dönemde, muhafazakâr hukuki düşüncenin salt geleneksel değerleri korumaya dönük değil, aynı zamanda dijitalleşme süreçlerini bu değerlerle uyumlu bir şekilde düzenlemeye odaklanan bir çerçeve geliştirmesi gerektiğini savunurlar. Söz konusu çalışmada toplumsal yaşamda dijital teknolojilerin geliştirilmesi ve etkin biçimde kullanılabilmesi için doktrinel nitelikte hukuki ve düzenleyici politikaların yanı sıra etik standartlar ve ahlaki ilkelerin oluşturulmasının gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Kazachanskaya ve Mamychev’e göre, 21. yüzyılda güçlü bir devlet yapısının inşası açısından dijital ortamda sunulan hizmetlerin; deontolojik kodlar, biyolojik tehditler ve çevresel riskler dikkate alınarak tasarlanması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, dijital çağın The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 293 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gereklerine uyum sağlayabilmek için kamu yönetiminde ve kamu hizmetlerinde gerçekleştirilen dijital dönüşümlere ek olarak, sosyo-normatif düzenlemelerin de hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmektedir (Kazachanskaya ve Mamychev, 2021:447-455). Bu çerçevede dijital muhafazakârlık, dijitalleşmenin değerler üzerinde yarattığı dönüştürücü etkilere karşı geliştirilen savunmacı bir refleks olmanın ötesinde, dijital çağın imkânlarını dikkate alan kurucu bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görüldüğü üzere, dijital platformlar muhafazakâr değerlerin aşındığı değil, aksine yeniden üretildiği ve dolaşıma sokulduğu stratejik alanlar hâline gelebilmektedir. Kazachanskaya ve Mamychev’in dijital dönüşüm bağlamında muhafazakâr hukuki düşünceye ilişkin ortaya koyduğu normatif çerçeve, dijitalleşmenin etik, ahlaki ve toplumsal sorumluluk ilkeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye bağlamında ise dijitalleşme sürecinin hızına karşın, değerlerle dijital platformlar arasındaki ilişkinin henüz kavramsal ve kuramsal bir bütünlük içinde ele alınmadığı görülmektedir. Bu durum, dijital çağda değerleri koruma ve aktarma çabalarının dağınık ve tepkisel bir düzeyde kalmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak tartışmaya açılması, dijitalleşmenin kaçınılmazlığı karşısında değerlerin korunmasına yönelik yeni ve sistematik bir düşünme biçimi sunmaktadır. Bu çerçevede sınırların görünmez hâle geldiği, küresel kültür ve değer aktarımının hızlandığı ve dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz ettiği bu dönemde Türkiye açısından da aileyi, bireyi, kimliği, inancı, değerleri koruyan, kamusal alanlardaki gerçekleşecek olan dijital dönüşümlerin her kademesinde koruyucu çerçeveye duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu ihtiyacı en kapsamlı biçimde karşılayan ve söz konusu dönüşümü teorik olarak açıklayan yaklaşım dijital muhafazakârlık perspektifidir. Dijital muhafazakârlık perspektifi, insanı merkeze alan tüm değerleri ailenin, kimliğin, inancın, tarihin, kadim kültürel mirasın ve hatta insan psikolojisinin- dijital çağın dönüştürücü ve çoğu zaman aşındırıcı etkilerinden korumayı amaçlayan kapsamlı bir stratejik çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda dijital sınırların belirlenmesi, ekran sürelerinin denetimi, sosyal medya kullanımının kontrollü biçimde düzenlenmesi ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 294 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bireyin özel alanının korunması temel stratejik başlıklar olarak öne çıkmaktadır. Bu makalenin odağında ise aile kurumunun korunmasına yönelik dijital muhafazakârlık stratejiler yer almaktadır. 5. Dijital Muhafazakârlık Stratejileri Dijital Sınırların Belirlenmesi Dijital çağın diğer tarihsel dönemlerden ayırt edici özelliği, fiziksel sınırların anlamını yitirmesidir. Artık kıta, ülke veya sınır kavramları dijital mecralarda büyük ölçüde erimektedir. Bireylerin paylaşımları, saniyeler içinde uçsuz bucaksız mesafeleri aşarak dünyanın herhangi bir noktasındaki bireylerin erişimine açılmaktadır. Sosyal medya platformları üzerinden bireyler, toplumsal, kültürel ve sosyal içeriklere sürekli maruz kalmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin sahip oldukları kültürel değerleri ve kadim mirası koruyabilmeleri, dijital araçları ve sosyal medyayı bilinçli, kontrollü ve iradeli bir şekilde kullanmalarını zorunlu kılmaktadır. Dijital mecraların bilinçli kullanımı, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile içi ilişkilerin sağlıklı biçimde sürdürülmesi açısından da hayati öneme sahiptir. Ekran süresinin sınırlandırılması, özellikle çocuklar için güvenli içerik filtrelerinin uygulanması, özel alan ve mahremiyetin korunması, bu alanların dijital mecralarda paylaşılmaması temel dijital muhafazakârlık stratejilerini oluşturmaktadır. Aile Değerlerinin Dijital Ortama Taşınması Dijital ortamda aile değerlerinin -yardımlaşma, koruma, işbirliği, merhamet, sevgi, saygı vb.- paylaşılması ve ailenin toplumsal önemi üzerine üretilen içerikler, söz konusu mecralarda ailenin işlevinin ve öneminin sürekli hatırlanmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür paylaşımlar, aile bireyleri arasında etkili iletişimi teşvik ederek, karşılıklı anlayış ve işbirliği ortamını güçlendirmektedir. Özellikle rehber niteliğindeki içerikler, aile içi karar alma süreçlerinde farkındalık yaratmakta, çatışma yönetimi ve duygusal destek mekanizmalarının geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca, bu paylaşımlar, bireylerin aile değerlerini içselleştirmesini destekleyerek, toplum genelinde kültürel ve ahlaki normların korunmasına dolaylı yoldan hizmet etmektedir. Sonuç olarak, aile değerlerinin dijital zeminde görünür kılınması ve bu değerlerin sürdürülebilir biçimde paylaşılması, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından hem bireysel hem de toplumsal açıdan kritik bir rol oynamaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 295 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Eğitim ve Farkındalık Stratejileri Dijital ortamda paylaşılan içeriklerin bireyler üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları, dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu çalışmaların özellikle aile yapısı, aile içi ilişkiler ve aile üyeleri bağlamında yürütülmesi ayrı bir önem taşımaktadır; çünkü aile, toplumu bir arada tutan temel işlevlerden birine sahiptir. Aile yapısının zayıfladığı toplumların uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir. Bireyler toplumsal değerleri, kültürel mirası ve insana, ahlaka ilişkin normları ilk olarak aile içinde öğrenmektedir. Bu yönüyle aile, toplumun adeta bir sigortası işlevi görmektedir. Bu nedenle, ilgili kurumların1 öncülüğünde aile üyelerine dijital dünyadaki riskler ve fırsatlar hakkında eğitim verilmesi dijital muhafazakârlık stratejilerinin merkezi bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, çocuklar ve gençlere dijital sorumluluk bilinci kazandırmaya yönelik yürütülecek eğitim ve farkındalık faaliyetleri de dijital muhafazakârlığın stratejik hedefleri arasında yer almaktadır. Toplumsal ve Kültürel Bağların Güçlendirilmesi Dijital çağın hızla ilerleyen dinamikleri ve kıtalararası kültürel etkileşimler karşısında, ulusal değerlere yönelik toplumsal ve kültürel bağların güçlendirilmesi kritik bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Dijital mecralarda üretilen içeriklerin, toplumsal bağları pekiştirecek ve kültürel mirasın yaygınlaşmasına katkı sağlayacak nitelikte olması, ulusal kültürün yabancı kültürler karşısında erimesini önleyecektir. Ayrıca, dijital araçlar aracılığıyla ulusal ve kültürel değerlerin paylaşımı bu paylaşımların sürdürülebilirliği, ulusal değerlerin korunmasına önemli katkılar sunmaktadır. Bu bağlamda, aile yapısının güçlendirilmesi, aile değerlerinin yaşatılması ve ailenin toplum içindeki rolünün vurgulanması yönündeki dijital içerikler de toplumsal bütünlüğün korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Dijitalin Bilinçli Kullanımı Dijital dünyanın sunduğu sayısız hizmet arasında kaybolmak ve bireysel özden uzaklaşmak yerine, dijitali bilinçli ve ölçülü bir şekilde tüketme iradesi, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından son derece kritik bir 1Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşlar vb. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 296 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. tutum olarak değerlendirilmektedir. Bireye herhangi bir fayda sağlamayan, zaman kaybına yol açan ve psikolojik sıkıntılara neden olabilecek sınırsız dijital kullanım, ciddi bir risk ve tehlike unsuru taşımaktadır. Her bireyin öz disiplin bilinciyle güçlü bir irade göstermesi, dijital bağımlılık tuzağından korunmasına önemli katkılar sunacaktır. Bu öz disiplin ve dijital mecraların iradeli kullanımı, aile üyeleri arasında da sağlanmalıdır. Aile fertlerinin işbirliği ve dayanışmasıyla, dijitalin eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaçlar dışında belirli zamanlarda kullanılmaması -başka bir deyişle, dijitalin minimal düzeyde ve ihtiyaç odaklı kullanımı- dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. 6. Dijitalleşme ve Aile İlişkileri Literatür Bulguları ve Tartışma Bu başlık altında dijital bağımlılık, dijital yalnızlık ve dijital çağda aile içi ilişkiler konusuna dair literatür araştırmalarında öne çıkan bulgular ele alınmaktadır. Söz konusu bulgular, dijital araçların aile içi ilişkiler üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla anlamaya yöneliktir. Bu bağlamda, literatür taramaları, dijital çağın aile dinamikleri üzerindeki karmaşık etkilerini daha bütüncül bir perspektifle değerlendirme imkânı sunmaktadır. Bu çerçevede literatür bulguları: Bayhan’ın (2020:119) lise öğrencileri üzerinde gerçekleştirdiği araştırma, internet bağımlılığının aile içi ilişki kalitesiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular, ebeveynlik tutumlarının çocukların dijital davranışlarını doğrudan etkilediğini göstermekte; özellikle ilgisiz, mesafeli veya yetersiz ebeveynlik pratiklerinin internet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet oranlarını anlamlı düzeyde artırdığı belirtilmektedir. Ayrıca aile bağlarının zayıf olduğu ya da ebeveynlerin ayrı yaşadığı aile tiplerinde çocukların dijital risklere maruz kalma olasılığının belirgin şekilde yükseldiği vurgulanmaktadır. Benzer biçimde Kavlak ve arkadaşlarının (2022:9) çalışması da aile ilişkilerinde yaşanan çatışma, iletişimsizlik veya duygusal kopukluk gibi olumsuzlukların internet bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık düzeyleriyle pozitif yönlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, dijital bağımlılık davranışlarının yalnızca bireysel faktörlerle değil, güçlü biçimde aile içi etkileşim örüntüleriyle şekillendiğine işaret etmektedir. Göldağ’ın (2018:14) lise öğrencileri üzerine gerçekleştirdiği araştırma, dijital oyun kullanımının aileler tarafından yeterince denetlenmediğini ve oyun The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 297 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. süreleri ile içeriklerinin çoğu zaman kontrolsüz kaldığını göstermektedir. Çalışmanın bulguları, dijital oyunlar üzerinde etkin bir ebeveyn kontrolü sağlanmadığında öğrencilerin internet bağımlılığı eğilimlerinin belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Alyanak’ın (2016:4) çalışması, internet bağımlılığının tedavi sürecinde güçlü aile ilişkilerinin kritik bir değişken olduğunu vurgulamaktadır. Araştırmaya göre, bağımlılığın altında yatan iletişim problemleri ve aile içi çatışmaların giderilmesi, bireyin bağımlılıkla baş etme kapasitesini önemli ölçüde güçlendirmekte; bu bağlamda aile içi iletişim kanallarının güçlendirilmesi, destekleyici bir iş birliği ortamının sağlanması ve duygusal dayanışmanın artırılması tedavi sürecinin başarısı açısından temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu iki çalışma birlikte değerlendirildiğinde, dijital bağımlılık davranışlarının önlenmesinde ve tedavi edilmesinde aile kurumu ile ebeveynlik pratiklerinin merkezi bir role sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ersoy ve Ağlar’ın (2024:17) araştırması, aile içinde açık iletişim kanallarının bulunmasının ve demokratik bir aile atmosferinin sağlanmasının dijital bağımlılık riskini anlamlı biçimde azaltan temel etkenler olduğunu göstermektedir. Çalışma, aile içi iletişimin niteliğinin çocukların dijital davranış örüntülerini doğrudan biçimlendirdiğini vurgulamaktadır. Buna paralel olarak Şen ve Erol (2024:3), aile içi iletişimin başlangıç noktasının ebeveynler olduğunu ifade etmekte ve anne-babanın sergilediği tutarlı, yapıcı ve sağlıklı iletişim biçiminin çocuklarla kurulacak ilişkinin temelini oluşturduğunu belirtmektedir. Araştırma bulguları, dijital teknolojilerin aile içi iletişimi zayıflatıcı etkilere sahip olabileceğini; ancak güçlü aile bağları, nitelikli etkileşim ve destekleyici ebeveyn tutumlarının bu olumsuz etkileri önemli ölçüde sınırlayabildiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda çalışmalar, dijital bağımlılığın önlenmesinde yalnızca teknolojik faktörlere değil, aile içi iletişim süreçlerinin kalitesine de odaklanılması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Haberli (2023:7), ebeveynlerin çocukların dijital araçlarla kurdukları ilişkiyi yönlendirmede belirleyici bir konumda bulunduğunu vurgulamakta ve literatürde ebeveynlik tutumlarının arabulucu, otoriter ve ortak izlenme şeklinde üç kategori altında incelendiğini aktarmaktadır. Arabulucu tutumdaki ebeveynler, çocuklarıyla dijital içeriklerin olumlu ve olumsuz yönlerini tartışarak rehberlik sağlayan, dijital farkındalık ve eleştirel medya okuryazarlığı gelişimini destekleyen bir yaklaşım benimsemektedir. Buna The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 298 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. karşılık otoriter tutum, baskıcı ve tek yönlü bir kontrol mekanizmasına dayandığından, çoğu zaman çocukların dijital içeriklere yönelik merak ve yönelimlerini artırmakta; ayrıca aile içi iletişimde çatışma ve uzlaşma sorunlarına yol açabilmektedir. Ortak izlenme tutumunda ise ebeveynler çocuklarıyla birlikte dijital araçları kullanarak daha etkileşimli, paylaşımcı ve işbirlikçi bir iletişim modeli geliştirmektedir. Araştırma bulguları, bu işbirlikçi yaklaşımın çocukların öğrenme süreçlerine ve dijital deneyimlerinin niteliğine anlamlı düzeyde olumlu katkı sunduğunu göstermektedir. Böylece çalışma, ebeveynlik tarzlarının dijital davranışları şekillendiren güçlü bir sosyopedagojik faktör olduğunu ileri sürmektedir. Karaboğa (2019:16) araştırmasında, uzun süreli dijital medya kullanımında aile içi iletişimin ve aile bağlarının zayıflayacağı vurgulanmaktadır. Araştırma, aile üyeleri arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi için ebeveynlere dijital medya okuryazarlığı eğitimini önermektedir. Bu eğitimin zaman yönetimi başta olmak üzere hem eşler arasındaki iletişime hem de ebeveyn-çocuk iletişimine olumlu katkı sağlayacağı eğitimin sağlayacağı faydalar olarak öne çıkmaktadır. Barış ve Yeşilyurt’un (2025:8) araştırmasında dijital mecraların yalnızca kullanım sıklığının değil, bu platformlarda paylaşılan içeriklerin niteliğinin de aile ilişkilerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Özellikle kıyaslama, rekabet ve idealize edilmiş yaşam temsilleri içeren paylaşımların aile içi iletişimde güvensizlik, yetersizlik hissi ve duygusal kopukluk gibi sonuçlara yol açtığı belirtilmektedir. Fenomenleşmiş içeriklerin de benzer biçimde aile dinamiklerini olumsuz etkilediği ifade edilmektedir. Çalışma, bu olumsuz etkilerin azaltılabilmesi için ailelere dijital içerik yönetimine yönelik stratejik öneriler sunmakta; bilinçli kullanım, içerik seçimi ve dijital etkileşim sınırlarının belirlenmesi gibi uygulamaların önemine dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda her iki araştırma, dijital mecraların aile yapısı üzerindeki etkilerinin hem kullanım biçimi hem de içerik türleri üzerinden çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Akbaş ve Dursun’un (2020:11) araştırması, dijital teknolojilerin uzun süreli kullanımının özellikle çocuklar üzerinde bilişsel, davranışsal ve sosyal düzeyde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, bu olumsuzlukların önlenmesinde baskıcı veya yasaklayıcı ebeveynlik tarzlarının etkili olmadığını, aksine ebeveynlerin dijital teknolojiyi bilinçli, kültürel ve pedagojik bir perspektifle kullanma The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 299 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. becerilerini geliştirmelerinin kritik bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. Çalışma, bu bağlamda dijital ebeveynlik kavramını öne çıkararak dijital kültürün aile içinde geliştirilmesinin, Arslan’ın (2020:2) ifadesiyle “dijital yerlilerin” sağlıklı biçimde yetiştirilmesi açısından temel bir gereklilik olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde Yurdakul, Dönmez, Yaman ve Odabaşı (2013:6), dijital bağımlılığın önlenmesinde dijital ebeveynliğin merkezi bir rol üstlendiğini ifade ederek kavramı; dijital araçlara hâkim olan, dijital mecralardaki fırsat ve risklerin bilincinde bulunan, çocuklarını çevrimiçi tehditlere karşı koruyan, gerçek ve sanal dünyada haklara saygı kültürünü aktaran ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilen bireylerin sergilediği ebeveynlik biçimi olarak tanımlamaktadır. Bu doğrultuda dijital ebeveynlik, çocukların dijital dünyada güvenli, bilinçli, etik ve sürdürülebilir biçimde var olabilmelerini sağlayan temel bir rehberlik çerçevesi sunmaktadır. 7. Sonuç İnsanlık tarihi, her büyük yeniliğin arkasındaki köklü toplumsal dönüşümlerin itici gücüyle durmaksızın şekillenen bir değişim ve dönüşüm yolculuğudur. Ateşin bulunması, yazının icadı, buharlı makinelerin üretime dâhil edilmesi, elektriğin keşfi ve nihayetinde internetin ortaya çıkışı, insan yaşamında paradigmatik kırılmalara yol açan başlıca dönüm noktalarıdır. Bu yenilikler, toplumların beslenme alışkanlıklarından yerleşik yaşam pratiklerine, ticaret ve üretim yöntemlerinden iletişim biçimlerine kadar geniş bir yelpazede radikal değişim süreçlerini tetiklemiştir. 21.yüzyıl diğer adıyla dijital çağ, internetin keşfiyle birlikte dijital iletişimin küresel ölçekte yeniden biçimlendiği bir döneme işaret etmektedir. İnternetin sağladığı altyapı sayesinde dünya üzerindeki milyarlarca insan, fiziksel sınırların belirleyiciliğinden bağımsız olarak aynı dijital zeminde bir araya gelebilme imkânına kavuşmuştur. Bu yeni iletişim ortamı bireylere önemli fırsatlar sunmakla birlikte, beraberinde çeşitli risk ve tehditleri de taşımaktadır. Söz konusu risklerin ulusal ve yerel kültürler açısından kritik yönü, farklı kültürel kodlara ve değer sistemlerine kontrolsüz biçimde maruz kalma sonucunda ulusal değerlerden uzaklaşma ihtimalinin artmasıdır. Bireyin sosyalleşmesinde ve toplumun sürekliliğinde temel bir rol üstlenen aile kurumunun dijital ortamlardan gelebilecek olası tehditlere karşı korunması, toplumsal bütünlük açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede makale bireyin kendisiyle ve çevresiyle (aile, toplum vb.) olan The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 300 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. iletişimini dijital çağın baş döndüren teknolojileri karşısında korumak için “dijital muhafazakârlık” kavramını teklif etmesiyle özgün ve ayırt edici yönüyle öne çıkmaktadır. Dijital muhafazakârlık yaklaşımı, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma geliştirmek yerine, dijital alanı değer temelli bir mücadele ve üretim sahası olarak ele almakta; değerlerin korunmasını dijital platformların etkin ve stratejik kullanımına bağlamaktadır. Dijital muhafazakârlık, muhafazakâr değerlerin dijital çağın iletişim biçimleriyle yeniden ifade edilmesini ve dolaşıma sokulmasını esas alan bir kavramsallaştırmadır. Bu yaklaşım, geleneği dijitalleşmenin karşısında sabit ve değişmez bir unsur olarak değil, dijital mecralarla etkileşim hâlinde yeniden müzakere edilen dinamik bir yapı olarak ele almaktadır. Rusya’da dijital muhafazakârlık, özellikle yeni medya aracılığıyla vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeniden çerçevelenmesi bağlamında teorik bir içerik kazanmıştır. Buna karşılık Türkiye’de kavram henüz literatürde sistematik biçimde ele alınmamış olsa da hızlı dijitalleşmenin toplumsal yapılar üzerindeki etkileri, dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Makale, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi bireysel deneyimlerin aile bağlarını nasıl zayıflattığına ilişkin bulguları bir araya getirerek literatürdeki dağınık bilgi birikimini sistematik bir çatı altında toplamaktadır. Bununla birlikte dijital iletişimin hızlanmasıyla aile üyeleri arasındaki fiziksel ve duygusal mesafenin nasıl yeniden tanımlandığına dair özgün tespitler sunarak, aile sosyolojisi ve iletişim çalışmaları alanlarında önemli bir tartışma zemini oluşturmaktadır. Sonuç olarak makale, dijital muhafazakârlığı Türkiye literatüründe kavramsal bir öneri olarak tartışmaya açarak, dijitalleşme ile değerler arasındaki ilişkiye yönelik dağınık tartışmaları bütünlüklü bir çerçeveye oturtmayı hedeflemektedir. Çalışmanın özgünlüğü, dijital muhafazakârlığı ne dijitalleşmeye karşı bir reddiye ne de geleneksel değerlerden kopuş olarak ele alması; aksine dijital platformların değer temelli ve normatif ilkeler doğrultusunda etkin kullanımını savunan kurucu bir yaklaşım geliştirmesinde yatmaktadır. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görülen dijital muhafazakârlık tartışmalarının Türkiye bağlamına taşınması, karşılaştırmalı bir perspektif sunarak literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr düşüncenin edilgen değil, yönlendirici ve üretken bir rol üstlenebileceğini The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 301 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. göstermekte; dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin akademik tartışmalara özgün bir katkı sunmaktadır. 8. Öneriler Dijital çağın olumsuz etkilerini azaltmak, dijital mecraların daha bilinçli, kontrollü ve kültürel duyarlılıkla kullanılmasını sağlamak amacıyla makale genç, ebeveyn, akademi, bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, resmî kurumlar ve daha birçok kurum-kuruluşa çeşitli öneriler sunmaktadır. *Birey, aile ve toplumların dijital mecraların olumsuz etkilerine karşı daha kırılgan hâle geldiği görülmektedir. Bu nedenle, değer üreten ve değer aktarımını önceleyen bir dijital zeminin inşası zorunludur. Bu zemini ifade eden en kapsamlı kavram dijital muhafazakârlıktır. Dijital muhafazakârlık, dijital teknolojilerin hayatın her alanına nüfuz ettiği çağımızda birey, aile ve toplumların değerlerini, kimliklerini ve geleneksel normlarını koruma yönündeki bilinçli duruşu ifade etmektedir. *Dijital muhafazakârlık yaklaşımının Türkiye bağlamında işlevsel hâle gelebilmesi için, dijitalleşme politikalarının yalnızca teknik altyapı ve verimlilik ekseninde değil, değer temelli bir perspektifle ele alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda, kamu yönetimi ve kamu hizmetlerinde yürütülen dijital dönüşüm süreçlerinin etik ilkeler, mahremiyet hassasiyeti ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla birlikte yapılandırılması önem taşımaktadır. Dijital platformların, kültürel sürekliliği destekleyen ve toplumsal değerlerin aktarımını güçlendiren araçlar olarak değerlendirilmesi, dijitalleşmenin değerlerle çatışan değil, değerleri yeniden üreten bir sürece dönüşmesine katkı sağlayacaktır. *Akademik düzeyde dijital muhafazakârlık kavramının sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk ve iletişim çalışmaları ekseninde disiplinlerarası biçimde ele alınması, kavramın teorik derinliğini artıracaktır. Eğitim, medya ve dijital okuryazarlık politikalarında değer temelli içeriklerin teşvik edilmesi de dijital muhafazakârlığın pratik karşılıklarını güçlendirecek önemli adımlar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda dijital alan, muhafazakâr değerlerin savunulduğu bir “tehdit alanı” olmaktan çıkarılarak, değer temelli bir toplumsal inşa zemini olarak yeniden düşünülmelidir. *Yerli ve değer odaklı dijital içerik üretimi teşvik edilmelidir. Bu kapsamda kamu destekli projelerin yaygınlaşmasına ihtiyaç vardır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 302 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. *Dijital ortamlarda özel alanın korunması ve mahremiyet bilincinin güçlendirilmesi, bireylerin dijitalleşme sürecinde psikolojik bütünlüklerini korumaları açısından kritik önem taşımaktadır. *Dijital ebeveynlik farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, çocukların ve gençlerin dijital risklerden korunması ve sağlıklı dijital alışkanlıklar geliştirmesi için gereklidir. *İlköğretimde seçmeli ders olarak sunulan “Medya Okuryazarlığı” dersinin lise ve yükseköğretim düzeylerinde de zorunlu hâle getirilmesi, eleştirel dijital bilinç geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir. *Dijital mecralarda doğruluk, adalet, saygı ve mahremiyet gibi etik değerlerin yaşatılmasına yönelik içerik üretiminin artırılması, dijital kültürün etik zeminde şekillenmesine katkı sağlayacaktır. *Baskıcı, otoriter ve yasaklayıcı ebeveyn modelleri yerine; hoşgörülü, empati kurabilen, çocuklarıyla iletişim ve müzakere becerisi geliştirebilen bir ebeveyn yaklaşımının teşvik edilmesi gerekmektedir. *Aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın niteliğinin artırılması, ortak etkinliklerle duygusal ve sosyal bağların anlamlı biçimde güçlendirilmesi önemlidir. *Aile içi ilişkilerde merhamet, saygı, sevgi, aidiyet, paylaşım, hoşgörü ve güven temelli ilişkilerin güçlendirilmesi hem aile bütünlüğünü hem de toplumsal dayanıklılığı destekleyen temel bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. *Dijital mecralarda dezenformasyon, manipülasyon ve sahte içeriklerle mücadele için hem teknolojik hem de pedagojik temelli doğrulama mekanizmaları geliştirilerek kullanıcıların eleştirel dijital düşünme becerileri desteklenmelidir. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 303 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Kaynakça Akkaş, Hasan Hüseyin (2003). Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4(2), 241-254. Aksan, Gamze. (2025) Ebeveyn ve Genç İlişkisinde Aile Tutumları ve Aile Değerleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Habitus Toplumbilim Dergisi, 6, 95-124. Alkan, Buse (2023). Instagram’ın Evli Çiftlerin Aile Yaşantısına Etkileri. İletişim Bilimi Araştırmaları Dergisi 3(3), 218-235. Alyanak, Behiye (2016). İnternet Bağımlılığı. Klinik Tıp Pediatri Dergisi 8 (5), 20-24. Akbaş, Özge Zeybekoğlu ve Dursun, Cansu (2020). Teknolojinin Aileye Etkisi: Değişen Ailenin Dijital Ebeveyn ve Çocukları. Turkish Studies-Social, 15(4), 2245-2265. Akar, Damla (2025). Sosyal Medyada Aile Algısı: Ekşi Sözlük Tanımları Üzerine Bir Değerlendirme. Trt Akademi, 10(24), 800-829. Arslan, Aysel 2020). Üniversite Öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Düzeylerinin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi. International E-Journal of Educational Studies, 4(7), 27-41. Barış, Özlem ve Yeşilyurt, Segah (2025). Sosyal Medyada Ailelerin Medyatikleşmesi: Popüler Aileler Örneği, TRT Akademi, 10(24), 624-651. Bassin, Mark ve diğerleri (2016). Eurasia 2.0: Russian geopolitics in the age of new media. Bloomsbury Publishing PLC. Bayer, Ali (2013). Değişen Toplumsal Yapıda Aile. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4(8), 101-129. Bayhan, Vehbi (2020). Z Kuşağı Lise Gençlerinde Sosyal Medya Bağımlılığı İle Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyet Deneyimleri. İlahiyat Akademi (12), 117-144. Beneton, Phillipe (2016). Muhafazakârlık, Le Conservatisme. (C. Akalın Çev.), İstanbul: İletişim. Çaha, Ömer (2004). Muhafazakâr Düşüncede Toplum, Liberal Düşünce Dergisi, (34), 15-24. Çamurdaş, Kübra (2023) Türkiye’de Gelenek ve Modernite Geriliminde Muhafazakârlık: Hareket Dergisi Örneği1. Çiftçi, Ayşe Nur (2023). Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü Örneği.” Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 25 (Özel Sayı), 489-514. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 304 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Duran, Resul (2022). Türkiye Aile Yapısının Geleceğine Yönelik Çıkarımların Değerlendirilmesi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Dergisi, 2(1), 147-164. Gilbert, Andrew Norman (2016). British Conservatism and The Legal Regulation of İntimate Adult Relationships, 1983-2013 (Doctoral Dissertation, Ucl (University College London)). Güler, Zeynep (2016). Muhafazakârlık, Kadim Geleneğin Savunusundan Faydacılığa. H.B.Örs (Der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler (Ss. 115-162). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi. Göldağ, Battal (2018). Lise Öğrencilerinin Dijital Oyun Bağımlılık Düzeylerinin Demografik Özelliklerine Göre İncelenmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 15 (1), 1287-1315. Güngörmez, Bengül (2004). Muhafazakâr Paradigma: “Dogma” ve “Önyargı. Muhafazakâr Düşünce Dergisi, 1(1), 11-30. Deveoğlu, Müge (2024). Yalnızlığın Yeni Hali: Dijital Yalnızlık. Sosyologca, 9/18-19, 341-352. Dikeçliğil, F. Beylü (2012). Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu, Muhafazakâr Düşünce, 8(31), 21-52 Ersoy, Mustafa ve Ağlar, Cengiz (2024). Trdizin Veri Tabanındaki Dijital Bağımlılık Araştırmalarına Genel Bakış (2013-2023). Haberli, Mehmet (2023). Dijital Çağda Aile: Ebeveynleriyle İlişkisi Çerçevesinde Gençlik ve Din. Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi, 7(3), 374-389. Havalı, Sibel (2024). Dijital Bağımlılık Üzerine Güncel Tartışmalar. Ankara: Berikan Yayınevi. Karaboğa, Mehmet Tahir (2019). Dijital Medya Okuryazarlığında Anne ve Baba Eğitimi.” Opus International Journal of Society Researches, 14(20), 2040-2073. Karayaman, Saffet ve diğerleri (2025) Kalabalık Yalnızlık Ölçeği. Kazachanskaya, Elena ve Mamychev, Alexey (2021). Conser-vatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems' Digital Transformation. European Proceedings of Social and Behavioural Sciences. Kır, İbrahim (2011). Toplumsal Bir Kurum Olarak Ailenin İşlevleri. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 10(36), 381–404. Özdoğan, Ogan (2017). Endüstri 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi ve Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları, Pusula. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 305 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Özsarı, Arif ve Deli, Şekip Can (2023). Dijital Okuryazarlık ve Dijital Bağımlılık İlişkisi: Hokey Sporcuları Araştırması. The Online Journal of Recreation and Sports, 12(4), 491-501. Şen, Gülyaşar Erol, Ayten (2024). Modernleşme Sürecinde Dijital Medyanın Aile Üzerindeki Etkileri.” Kaide Dergisi (Asbü Uluslararası Aile Araştırmaları Dergisi), 2 (1), 1-30. Turğut, Faruk (2017). Tarihsel Süreçte Aile Kurumunun Dönüşümü ve Geleceğine Yönelik Çıkarımlar. Medeniyet ve Toplum Dergisi, 1(1), 93-117. Ültay, Eser ve diğerleri (2021), Sosyal Bilimlerde Betimsel İçerik Analizi.” Ibad Sosyal Bilimler Dergisi, (10), 188-201. Yengin, Deniz (2019). Teknoloji Bağımlılığı Olarak Dijital Bağımlılık. Turkish Online Journal of Design Art and Communication, 9(2), 130-144. Yetkin, Elif Gizem ve Coşkun, Kemal (2021). Endüstri 5.0 (Toplum 5.0) ve Mimarlık, Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi, (27), 347-353. Yurdakul, Işıl ve diğerleri (2013). Dijital Ebeveynlik ve Değişen Roller. Gaziantep University Journal of Social Sciences, 12(4), 883-896. Yıldırım, İrfan (2021). Sosyal Medya, Dijital Bağımlılık ve Siber Zorbalık Ekseninde Değişen Aile İlişkileri Üzerine Bir Değerlendirme.” Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9 (5), 1237-1258. Yurt, Remziye Gül (2025). Dijital Muhafazakârlık: Gelenekten Dijitale Muhafazakârlığın Dönüşümü. İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları. Zorlu, Yaşar (2025). Sosyal ve Dijital Medyanın Aile İçi İletişim Üzerindeki Olumsuz Etkileri Ve Sosyal Sonuçları. Erciyes İletişim Dergisi, 12(2), 599-620. Https://Tdk.Gov.Tr/İcerik/Basindan/2024-Yilinin-Kelimesi-Kavrami-Kalabalik Yalnizlik/ The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 306 https://dergipark.org.tr/tr/pub/tinisos/article/1838435

Featured post

İRAN-İSRAİL-ABD SAVAŞI VE TÜRKİYE'NİN BARIŞI SAĞLAMA ÇABALARI

  Birinci Haftanın Bilançosu: Ateş Çemberinde Diplomasi 7 Mart 2026 Ortadoğu, 28 Şubat 2026'da başlayan ve bir haftayı geride bıra...