Showing posts with label mukayeseli edebiyat. Show all posts
Showing posts with label mukayeseli edebiyat. Show all posts

Friday, 22 August 2025


 

 MUKAYESELİ EDEBİYAT AÇISINDAN SESSİZ SOFRA VE MUHİTTİN ÇİFTÇİ

EDİT

Muhittin Çiftçinin Sessiz Sofra romanı,Bir köyün sükûnetine konuşan bu roman, yalnızlık ve iletişimsizlik üzerine dokunaklı bir demeç sunuyor. Kitap boyunca, içsel sessizliğine gömülmüş bir adamdan üç kuşak sonrası torunu Cihan’a uzanan hikâyede, kuşakların birbirine nasıl yabancılaştığına tanık oluyoruz. Dede ve torunun sofrası, kuşaktan kuşağa aktarılan sessiz mirasın ve kırılgan bağların simgesidir. Kopuk iletişimlerle örülü bu dünyada, doğanın dili ise onlarla konuşmaya devam etmektedir. Duygusal derinliğiyle okuru saracak olan Sessiz Sofra, insan ruhunun en izbe köşelerine sessizce dokunuyor.

Muhittin Çiftçi'nin "Sessiz Sofra" adlı eserini mukayeseli edebiyat (karşılaştırmalı edebiyat) perspektifinden değerlendirmek, eserin hem Türk edebiyatı içindeki konumunu hem de evrensel temalarla olan diyaloğunu ortaya koymak açısından zengin bir analiz imkânı sunar. İşte eserin başlıca karşılaştırma eksenleri ve anlam katmanları:


1. Tematik Karşılaştırmalar:

a) Sessizlik ve İletişimsizlik:

  • Dünya Edebiyatı:

    • Samuel Beckett'ın "Godot'yu Beklerken" (absürt tiyatro) eserindeki anlamsız diyaloglar ve iletişim çöküşü.

    • Albert Camus'nün "Yabancı"sında (Meursault) duygusal kopukluk ve topluma yabancılaşma.

    • Franz Kafka'nın "Dönüşüm"ündeki aile içi yabancılaşma ve sessiz şiddet.

  • Türk Edebiyatı:

    • Yusuf Atılgan'ın "Aylak Adam"ındaki toplumla uyumsuzluk ve içsel yalnızlık.

    • Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar"ındaki iletişim çıkmazları ve "sessiz" karakterler (Selim Işık).

Çiftçi'nin Katkısı: "Sessiz Sofra", iletişimsizliği bir ritüel (sofra) üzerinden somutlaştırır. Sofra, geleneksel olarak paylaşım mekânıyken, burada bir çatışma ve yabancılaşma alanına dönüşür. Bu, Beckett ve Kafka'daki sembolik mekânlarla (boş sahne, kapalı oda) benzer işlev taşır.

b) Aidiyet ve Kimlik Arayışı:

  • Karşılaştırma Örnekleri:

    • James Joyce'un "Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi" (Stephen Dedalus'un kimlik mücadelesi).

    • Orhan Pamuk'un "Yeni Hayat"ındaki kaybolma ve anlam arayışı.

  • Çiftçi'nin Yaklaşımı: Roman kahramanı, kültürel ve bireysel kimlik arasında sıkışmıştır. Bu ikilem, Pamuk'un "benlik parçalanması" temasına yakın dururken, Joyce'taki bireyin içsel monologlarıyla da ortak dil kurar.


2. Yapısal ve Biçemsel Analiz:

a) Bilinç Akışı ve İç Monolog:

  • Virginia Woolf'un "Mrs. Dalloway" veya William Faulkner'ın "Ses ve Öfke"sindeki zaman atlamaları ve içsel sesler, "Sessiz Sofra"daki karakterlerin zihinsel karmaşasıyla benzerlik gösterir. Çiftçi, geleneksel anlatıyı kırarak modern/postmodern teknikleri kullanır.

b) Sembolizm:

  • Sofra: Dostoyevski'nin "Karamazov Kardeşler"indeki "sohbet masası" veya Hemingway'in "Silahlara Veda"sındaki yemek sahneleri gibi, "Sessiz Sofra"da da yemek masası bir mücadele alanıdır.

  • Sessizlik: Thomas Mann'ın "Buddenbrooklar"ındaki bastırılmış duyguların metaforuyla paraleldir.


3. Kültürel ve Sosyolojik Bağlam:

a) Modernite vs. Gelenek Çatışması:

  • Batı Edebiyatı: Thomas Hardy'nin "Tess"i (kırsal değerlerin çözülüşü).

  • Türk Edebiyatı: Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" (Doğu-Batı ikilemi).

  • Çiftçi'nin Perspektifi: Anadolu'nun dönüşen toplumsal yapısı içinde, bireyin gelenekle hesaplaşmasını "sessizlik" üzerinden yorumlar. Tanpınar'ın melankolik tonu, Çiftçi'de daha sert bir varoluşsal sancıya evrilir.

b) Toplumsal Cinsiyet Rolleri:

  • Eserdeki kadın karakterler, Nawal El Saadavi'nin "Sıfır Noktasındaki Kadın"ı veya Duygu Asena'nın "Kadının Adı Yok"u ile karşılaştırılabilir. Sofradaki "sessizlik", ataerkil tahakkümün bir yansımasıdır.


4. Varoluşçu ve Absürt Boyut:

  • Varoluşçuluk: Sartre'ın "Bulantı"sındaki anlamsızlık duygusu, "Sessiz Sofra"daki karakterlerin eylemsizliğinde yankı bulur.

  • Absürtlük: Beckett'taki "boşuna bekleyiş", romandaki umutsuz diyaloglarla örtüşür. Kahramanlar, bir türlü dökülmeyen sözlerle "Godot"yu bekler gibidir.



Muhittin Çiftçi, bu eserle Türk edebiyatının yerel sorunlarını evrensel varoluşçu temalarla harmanlar. Eser:

  • Kafkaesk bir bürokrasi ve yabancılaşma,

  • Beckettvari bir iletişim çıkmazı,

  • Tanpınar-eski bir kültürel buhran,

  • Atayvari "tutunamama" hali
    taşır.

Özgünlüğü ise, tüm bu temaları Anadolu insanının gündelik ritüelleri (sofra) üzerinden somutlaştırmasıdır. "Sessiz Sofra", Doğu'nun melankolisini Batı'nın varoluşçu kaygılarıyla buluşturan, çok katmanlı bir metin olarak mukayeseli edebiyat incelemelerine değer bir yapıttır.


Bu değerlendirme, eseri "küresel edebi söylemin" bir parçası olarak konumlandırmayı amaçlar. Detaylı analiz için romandaki karakterlerin diyalogları, mekân kullanımı ve zamanın yapısı üzerine odaklanılabilir.    

"Sessiz Sofra" ve Şehirlerin Önemi:

  • Tematik Bağ: Roman, Türkiye'nin farklı bölgelerindeki (özellikle Doğu/Güneydoğu Anadolu) aile yapılarını, kültürel çatışmaları, göçü ve kimlik sorunlarını merkeze alıyor. Listelediğiniz şehirler bu temalar için kritik öneme sahip:

    • Diyarbakır: Romanın ruhu ve ana temalarıyla (bölge gerçekleri, kültür, kimlik) en doğrudan bağlantılı şehir. Okur kitlesinin önemli bir kısmını barındırır.

    • Adana: Doğu/Güneydoğu'dan göç alan, kültürel geçiş ve karşılaşmaların yoğun yaşandığı bir merkez. Romanın göç ve uyum süreçleriyle doğrudan ilişkili.

    • Ankara: Hem bürokrasi hem de Anadolu'nun her köşesinden göç almış bir şehir olarak romanın "merkez-taşra", "devlet-birey" temalarına dokunur. Politik ve kültürel tartışmaların merkezi.

    • İstanbul: Türkiye'nin kültürel/ekonomik başkenti, en büyük göç alan ve kitap pazarının kalbi. Her türlü edebiyat eserinin geniş okur kitlesine ulaşması için vazgeçilmez.

    • İzmir: Ege'nin kültürel merkezi, farklı bir sosyal yapı ve okur profiline sahip. Romanın evrensel temalarının (aile, kimlik, iletişimsizlik) burada da yankı bulması muhtemel.


1. Bölüm / Akşamın Gölgesinde

Roman, köyün akşam sessizliği içinde açılır. Halil’in eve dönüşü, Emine’nin sabrı ve Elif’in çocuk masumiyeti sofrada birleşir. Sessizlik, hem huzurun hem de söylenmeyen acıların dilidir. İlk bölüm, köyün dinginliği ile yaklaşan fırtınaların işaretini bir arada taşır.

2. Bölüm / Halil’in Geçmişi, Müfettiş ve Gölgeler

Halil’in çocukluğu, babasının ölümü ve toprakla kurduğu bağ anlatılır. Köye gelen müfettiş ve devletin toprak reformu söylentileri köylüleri huzursuz eder. Toprağın kime ait olduğu sorusu, hem hukuki hem de vicdani bir çatışmayı gündeme getirir. Gölgeler, köydeki belirsizliğin simgesidir.

3. Bölüm / Emine’nin Geçmişi ve Gecenin Fısıltıları

Emine’nin kasaba kökeni, şiir defteri ve gençlik hayalleri hatırlanır. Onun iç sesi, gecenin sessizliğinde yankılanır. Evliliği ve köye uyum süreci, kadının hayallerini terk etmesi pahasına gelişmiştir. Bu bölüm, kadınların iç dünyasına açılan ilk penceredir.

4. Bölüm / Elif’in İç Dünyası

Elif’in masum hayalleri, annesinin defterinden aldığı ilhamla şekillenir. Babasını “toprak doktoru” olarak görür. Çocukluğun masumiyeti ile geleceğe dair bilinçli bir umut aynı potada erir. Elif’in iç sesi, romanın ruhsal büyüme temasını taşır.

5. Bölüm / Karanlık Pazarlık, Ailenin Krizi ve Dayanışma

Borçlar, kuraklık ve pazar sorunları aileyi krize sürükler. Traktörün satışı gündeme gelir, ama köyün dayanışması devreye girer. Dayanışma, bireysel gururun önüne geçer. Sessiz sofranın ardında gizli bir toplumsal güç olduğu gösterilir.

6. Bölüm / İtiraflar, Ailenin Hayalleri ve Gelecek Planları

Emine’nin hastalığına dair ipuçları ortaya çıkar. Elif’in şehirde okuma hayali, babasının geleneksel düşünceleriyle çatışır. Ailenin bireysel hayalleri, ortak gelecekle çelişmeye başlar. Sessiz sofrada artık konuşulmayan itiraflar ağır basar.

7. Bölüm / Büyük Fırtına ve Sarsıntı

Doğal afetler, ekonomik kriz ve aile içi çatışmalar birleşir. Köyün üstüne çöken fırtına, toplumsal düzenin de metaforudur. Herkesin sınavı farklıdır: Halil için gurur, Emine için sabır, Elif için özgürlük. Sarsıntı, hem fiziksel hem de manevi anlamdadır.

8. Bölüm / Yeni Başlangıç ve Nesiller Arası Umut

Aile köyden şehre göç kararı alır. Eski düzen dağılırken yeni bir hayatın ihtimali doğar. Göç, köyün “kıyameti” olduğu kadar çocukların “yeniden doğuşu”dur. Umut, nesiller arası devredilen bir miras olarak işlenir.

9. Bölüm / Sonbahar: Sessiz Vedalar ve Sonsuz Hasret

Vedaların mevsimi olan sonbahar, hem doğanın hem de insanların içsel çöküşünü yansıtır. Göç edenler geride kalanlara hasret bırakır. Sessizlik, vedaların en güçlü ifadesidir. Bu bölümde ayrılık, köy romanının en derin acısı olarak işlenir.

10. Bölüm / Gölgedeki Işık — Leyla’nın Zamanı

Leyla karakteriyle, köyde kadınların sesi farklı bir boyut kazanır. Gölgenin içinden çıkan küçük ışık, kadınların var olma mücadelesidir. Leyla, toplumsal baskılara rağmen kendi yolunu arar. Onun hikâyesi, kadın direnişinin sembolüdür.

11. Bölüm / Kayıpların Etrafında — Cihan’ın Gözünden

Cihan’ın bakışıyla kayıplar anlatılır. Her kayıp, köyün hafızasında derin yaralar açar. Cihan’ın gözünden görülen köy, acının kolektif yüzüdür. Bu bölüm, bireysel acıların toplumsal bir resim haline gelişini gösterir.

12. Bölüm / Toprakta Kalan Sesler — Halil’in Gençliğine Dönüş

Halil’in gençlik anıları, toprakla iç içe geçmiş bir ses olarak anlatılır. Toprak, sadece ekin değil, geçmişin izlerini de taşır. Geçmişin sesleri, bugünkü kararların köklerini gösterir. Bu bölüm, hafıza ile toprak arasındaki bağı güçlendirir.

13. Bölüm / Ateş Düşen Kuyular — Halil’in Gençliğinde Aşk, Kayıp ve Sessiz Devrim

Halil’in gençlik aşkı, kayıpları ve köydeki kırılma noktaları işlenir. “Ateş düşen kuyu” metaforu, kişisel acıların kolektif bir sarsıntıya dönüşmesidir. Sessiz devrim, görünmez bir kuşağın kırılma anıdır. Geçmiş, bugünü belirleyen görünmez bir zincir haline gelir.

14. Bölüm / Kır Çiçeği Gibi — Elif’in Genç Kızlığı

Elif’in genç kızlık dönemi, kır çiçekleri gibi kırılgan ama dirençli bir umutla betimlenir. Kadınlıkla birlikte özgürlük isteği belirginleşir. Elif’in gençliği, yeni kuşağın simgesidir. Kır çiçeği, narinliğin içindeki direnci anlatır.

15. Bölüm / Çöküş ve Değişim — Halil’in Yaşlılığı, 1980’lerde Köy

1980’lerin siyasi ve ekonomik çalkantıları köye yansır. Halil’in yaşlılığı, köyün çöküşünü simgeler. Geleneksel düzen çökerken yeni toplumsal ilişkiler belirir. Halil’in hayatı, köyün değişiminin aynasıdır.

16. Bölüm / Yankı

Geçmişin sesleri, yankı gibi bugüne ulaşır. Her olay, sonraki kuşaklarda farklı bir şekilde tekrar eder. Yankı, köyün hafızasının sürekliliğini anlatır. Bu bölüm, romanın “kolektif bellek” temasını pekiştirir.

17. Bölüm / Sessizliğin Toprağında Açan Filizler

Sessizlik içinde yeni umutların filizlendiği anlatılır. Toprak, hem mezar hem de hayat kaynağıdır. Sessizlik, yeni filizlerin koruyucu örtüsüdür. Gelecek, sessizliğin içinde yeşerir.

18. Bölüm / Sorular ve Cevaplar: Sessizliğin Kırılan Zincirleri

Karakterler, sessizliklerini sorgular. Sorular çoğaldıkça zincirler kırılır. Konuşmak, özgürlüğün ilk adımıdır. Sessizlikten çıkan ses, zincirlerin parçalanmasını simgeler.

19. Bölüm / Yeni Kökler: Mezar Başındaki İlk Sözler

Mezar başında dile gelen sözler, yeni köklerin başlangıcıdır. Ölüm, yaşamın sürekliliğini garanti eder. Mezar, bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Kökler, geçmişle geleceği bağlar.

20. Bölüm / Sözlerin Kök Saldığı Toprak

Sözlerin toprağa ekildiği anlatılır. Toprak, hem sözleri hem de umutları saklar. Konuşulan her cümle, gelecek nesiller için bir mirastır. Dil ve toprak, yaşamın ortak deposu haline gelir.

21. Bölüm / Köklerin Gölgesindeki Genç Filizler

Genç kuşaklar, kökün gölgesinde büyür. Eskiyle yeninin çatışması burada görünür. Filizler, geçmişin gölgesinden çıkmaya çalışır. Bu bölüm, kuşak çatışmasını simgeler.

22. Bölüm / Anahtarın Açtığı Kapılar: Vatan’ın Günlüğü

Vatan karakterinin günlüğü, kilitli kapıları açar. Günlük, bireysel hafızayı toplumsal tarihe dönüştürür. Anahtar metaforu, hem bilgiye hem de geleceğe açılan kapıdır. Bu bölüm, bireysel yazının kolektif anlamını vurgular.

23. Bölüm / Kardeşlik Evinin Gölgesi

Kardeşlik evi, dayanışmanın ve birlikte yaşamın simgesidir. Ancak gölgesi, kırılganlığını gösterir. Birlikteliğin de kendi içinde çatışmaları vardır. Kardeşlik evi, hem umut hem de sınavdır.

24. Bölüm / Toprağın Hatıraları ve Geleceğin Tohumları

Toprak, geçmişi saklayan ve geleceği besleyen çift anlamlı bir alandır. Hatıralar köklerde, umutlar tohumlarda yaşar. Bu bölüm, köyün hafızası ile gelecek nesillerin bağını kurar.

25. Bölüm / Yüzyıllık Çınar Altında Son Başlangıç

Çınar, köyün hafızasının sembolüdür. Onun gölgesinde yapılan son başlangıç, sürekliliği anlatır. Eski kuşakların gölgesinde yeni bir hayat kurulur. Çınar, köyün direncini simgeler.

26. Bölüm / Kader Sandığı

Sandık, saklanan sırların ve yazgının simgesidir. Açıldığında geçmiş ortaya çıkar. Kader, bireysel tercihler kadar gizli sırlarla da belirlenir. Sandık, hem umut hem de ağırlıktır.

27. Bölüm / Kırık Kökler ve Derin Gölgeler

Köklerin kırılması, gölgelerin derinleşmesine yol açar. Aile bağları, göçler ve kayıplarla sarsılır. Bu bölüm, kopuş ve yalnızlığı vurgular. Kırık kökler, yeni bağların da habercisidir.

28. Bölüm / Toprağın Savunucuları

Toprağı korumak için mücadele edenler anlatılır. Savunuculuk, sadece mülkiyet değil, aidiyet meselesidir. Toprak, kimliğin ve onurun alanıdır. Savunucular, köyün vicdanını temsil eder.

29. Bölüm / Sessizliğin Efendileri

Köyün görünmez otoriteleri, sessizliğin efendileridir. Gözetim, töre ve gelenek aracılığıyla işler. Sessizlik, bir tür iktidar mekanizmasıdır. Bu bölüm, panoptikonvari bir düzeni açığa çıkarır.

30. Bölüm / Siranuş’un İzinde

Siranuş’un hikâyesi, unutulan hafızaları hatırlatır. Onun izi, köyün çokkültürlü geçmişini açığa çıkarır. Siranuş, kaybolmuş bir kimliğin simgesidir. İz, kolektif belleğin yeniden keşfidir.

31. Bölüm / Halep’in Gölgesinde Kardeşlik Sofrası

Köyün tarihi, Halep’in gölgesinde bir kardeşlik sofrasında hatırlanır. Bu bölüm, sınır ötesi hafızayı ve ortak kültürü öne çıkarır. Sofra, farklı kimliklerin birleşme mekânıdır.

32. Bölüm / Kara Yollarda Umut: Zepür, Yusuf, Rauf ve Leyla

Köyden göç edenlerin yolculukları anlatılır. Kara yollar, hem zorluk hem de umut yoludur. Bu karakterlerin hikâyeleri, göçün bireysel yüzlerini gösterir. Umut, yolculuğun en büyük yüküdür.

35. Bölüm / Toprakta Büyüyen Barış

Toprak, sadece ekin değil, barış da büyütür. Birlikte yaşamanın koşulları, toprakla özdeşleştirilir. Barış, köyün en derin arzusu olarak işlenir.

36. Bölüm / Bir Sonraki Yolun Başlangıcı: Barış ve Huzur

Yeni yol, barış ve huzur için açılır. Geçmişin yükleri bırakılır, geleceğe umutla bakılır. Bu bölüm, romanın “yeniden doğuş” temasını vurgular.

37. Bölüm / Sessiz Taşların Fısıltısı

Köydeki taşlar bile hafızayı taşır. Sessiz taşlar, geçmişten bugüne fısıldar. Bu bölüm, mekânın hafızasını kişileştirir. Taşlar, suskunluğun dilini konuşur.

38. Bölüm / Uzlaşının Haritası

Roman, uzlaşıyla son bulur. Çatışmaların ardından barışın yolları çizilir. Harita, yeni bir toplumsal düzenin sembolüdür. Uzlaşı, romanın son mesajıdır: Sessizlik, direnişin değil barışın dili olmalıdır.

Kaynakça

Kaynakça (Sessiz Sofra – Uluslararası Uyarlama)

Çiftçi, Muhittin. Sessiz Sofra. İstanbul: Lotus Yayıncılık, 2025.

Lotus Yayıncılık. “Sessiz Sofra.” Erişim 19 Ağustos 2025. https://www.lotuskitap.com/sessiz-sofra


Featured post

Visit from Hızır International Search and Rescue Association and Ankara Provincial Presidency of Turkish Retired Specialist Chiefs Association to Mr Yusuf Sipahi, President of Turkish Disabled Persons Federation

  Ali Gürgen, President of Hızır International Search and Rescue Association, who made statements on his social media account regarding...