Showing posts with label TEMEL KAMU PERSONELİ KANUNU TASARISI TASLAĞI. Show all posts
Showing posts with label TEMEL KAMU PERSONELİ KANUNU TASARISI TASLAĞI. Show all posts

Wednesday, 25 November 2015

TEMEL KAMU PERSONELİ KANUNU TASARISI TASLAĞI




 TEMEL KAMU PERSONELİ KANUNU TASARISI TASLAĞI



BİRİNCİ KISIM

Genel Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Tanımlar ve Temel İlkeler

Amaç

Madde 1- Bu Kanunun amacı, memurların,tüm kamu(vasıflı,vasıfsız,kadrosuz) işçilerinin  ve sözleşmeli personelin niteliklerini, atanma veya hizmete alınmalarını, görev ve yetkilerini, hakları ve yükümlülükleri ile diğer özlük işlerini; 4603 sayılı Kanun kapsamına giren bankalar, mahallî idarelerin kurduğu şirketlerin personeli hakkında, memurların,kamu işçilerinin,diğer kamu görevlileri ve sözleşmeli personelin aylık, ödenek ve ücretleri ile diğer malî hakları ve sosyal yardımlarını düzenlemektir.

Kapsam

Madde 2- Bu Kanun, genel ve özel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde, il özel idareleri ve belediyeler ile bunlara bağlı kuruluşlarda, üyelerinin tamamı köylerden oluşan birlikler (dahil) mahallî idare birliklerinde, düzenleyici ve denetleyici kurumlarda, sosyal güvenlik kurumlarında, kamu iktisadî teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları ile sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kuruluşlarda çalışan memurlar,kamu işçileri ve sözleşmeli personel hakkında uygulanır.

Birinci fıkra kapsamına giren kurumlardan 15/11/2000 tarihli ve  28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Kanun çerçevesinde kurulan borsaların personeli hakkında da kamu kurum ve kuruluşu değilse  bu Kanun hükümleri uygulanmaz.

Diğer kamu görevlileri malî hakları ve sosyal yardımları bakımından bu Kanun hükümlerine tâbidir.

Tanımlar

Madde 3- Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Memur: Kuruluş biçimine bakılmaksızın, bu Kanun kapsamındaki kurumların genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevleri kamu gücünü kullanarak yerine getirenler veya bu kurumlarda genel politika ve strateji tespiti ile planlama işlerinde görevli ve yetkili olanları,

b) Sözleşmeli personel: Bu Kanun kapsamındaki kurumlarda, memurlarca yerine getirilmesi gerekmeyen hizmetlerin ifası amacıyla, bu Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde sözleşme ile tam zamanlı veya günün belirli saatlerinde veya haftanın ya da ayın belirli gün veya saatlerinde kısmî zamanlı olarak çalıştırılan ve işçi sayılmayan personeli,

c) Geçici personel: Geçici ve süreli hizmetlerde Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca müştereken belirlenen süre, yaptırılacak iş, ücret ve sayılar ile diğer usul ve esaslar çerçevesinde sözleşme ile çalıştırılan, ücret üst sınırı merkezî yönetim bütçe kanununda belirlenen ve işçi sayılmayan personeli,

d) Diğer kamu görevlileri: Hâkimler ve savcılar, subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman erbaş ve uzman jandarmalar ile kadrolu veya sözleşmeli olarak istihdam edilen öğretim elemanlarını,4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre çalıştırılan personeli,( e bendi bu kanun yürülüğe girdikten sonra hükümsüz dür.)

e) İşçi: 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre çalıştırılan personeli,

f) Kadro: Kamu hizmetlerinin yürütülmesini sağlamak üzere memurun atandığı belirli yetki, hak, ödev ve sorumlulukla donatılmış görev mevkiini,

g) Pozisyon: Hizmetlerin yürütülmesi amacıyla sözleşmeli olarak istihdam edilen personelin yetki, hak, ödev ve sorumlulukları belirlenmiş görev mevkiini,

h) Malî haklar: Temel görev aylığı, temel görev ücreti, hizmet farkı ek ödeneği, performans ödemesi, ders ücreti, vekalet ücreti, ikinci görev ücreti ile yurt dışı aylık veya ücretini,

i) Sosyal yardımlar: Yiyecek yardımı, giyecek yardımı, aile yardımı ve cenaze yardımı olarak yapılan yardımları,

j) Basamak: Memurların,kamu işçilerinin ve sözleşmeli personelin, personel ve başarı değerlendirmesi olumsuz olan yıllar hariç olmak üzere, bu Kanun hükümlerine göre değerlendirilen her üç yıllık hizmet süresine bağlı olarak; diğer kamu görevlileri için de üç yıldan az olmamak üzere kanunlarında öngörülen hizmet süresine bağlı olarak bu Kanunun eki Temel Görev Aylığı veya Temel Görev Ücreti Gösterge Cetvellerindeki ilerleme adımını,

k) Aylık katsayısı: Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile sözleşmeli personelin malî hakları ile sosyal yardımlarının belirlenmesinde esas alınan gösterge rakamlarının parasal tutarlara çevrilmesinde uygulanacak sayıyı,

l) Ay sonu: Her ayın onbeşinci gününü,

m) Kurum: Kamu kurum ve kuruluşlarını,

n) Birim: Kurumların hizmet birimlerini,

o) En yüksek temel görev aylığı: Bu Kanunun eki (I) sayılı Temel Görev Aylığı Cetvelinin (A 1) Grubunun 10 uncu basamağında yer alan gösterge rakamının aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan tutarı,

p) Üst yönetici: 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 11 inci maddesinde belirtilen kişileri,

ifade eder.

Temel ilkeler

Madde 4- Bu Kanunun uygulanmasında esas alınacak temel ilkeler şunlardır:

a) Kamu hizmetlerine alınmada hizmetin gerektirdiği niteliklerden başka bir ayırım yapılamaz; mevzuat tüm kamu görevlilerine saydamlık, tarafsızlık ve adalet ilkeleri doğrultusunda uygulanır.

b) Memurlara ve sözleşmeli personele, yaptıkları hizmetler için gerekli eğitim, bilgi, yeterlik, tecrübe ve yetişme şartlarına uygun şekilde ilerleme ve yükselme imkanı sağlanır.

c) Memurların, kamu işçilerinin ve sözleşmeli personelin kamu hizmetlerine girmeleri, ilerlemeleri, yükselmeleri ve görevlerine son verilmesi mevzuatla önceden belirlenmiş kurallara ve başarı durumlarına dayanır.

d) Görevin etkili ve verimli yürütülmesi, yaratıcılık, girişimcilik, çalışma disiplini ve görevin yürütülmesinde gösterilen gayret, personel ve başarı değerlendirmesi ile ölçülür ve bu değerlendirmeler yeterliğin tespitinde, ilerleme ve yükselmelerde, hizmetle ilişiğin kesilmesinde başlıca dayanaktır.

e) Memurlar ve sözleşmeli personel, yaptıkları her türlü eylem ve işlemin sonuçlarından sorumludur.

İKİNCİ BÖLÜM

İstihdam Şekilleri, Kadro ve Pozisyonların Tespiti

İstihdam şekilleri

Madde 5- Bu Kanun kapsamındaki kurumlarda kamu hizmetleri, memurlar, diğer kamu görevlileri, tam zamanlı veya kısmî zamanlı sözleşmeli personel ile geçici personel ve işçiler eliyle yürütülür; bu istihdam şekilleri dışında personel çalıştıramaz.

Sözleşmeli personel istihdamını gerektiren hizmetlerden mevcut personel eliyle yürütülmesi mümkün olmayan, belirli bir sürede sona ermesi öngörülen ve personel istihdamına ilişkin koşul ve kurallar çerçevesinde temin edilemeyen nitelikli ve özel hizmetler, hizmet satın alınması yoluyla da gördürülebilir. Hizmet satın alınması yoluyla gördürülebilecek kamu hizmetlerine ilişkin diğer kanun hükümleri saklıdır.

Kadro ve pozisyonların tespiti

Madde 6- Kadrosuz memur,işçi ve pozisyonsuz sözleşmeli personel çalıştırılamaz.

Bu Kanun kapsamındaki kurumların hizmet gereklerine uygun olarak birim bazında memur ve sözleşmeli personel kadro ve pozisyonlarının ihdası, iptali, değişikliği ve aktarılması da bu kanun hükümlerine göre yapılır.Sözleşmeli personel pozisyonları, bu pozisyonlarda çalışan kişiler açısından iş sürekliliği sağlamaz.

İKİNCİ KISIM

Ödev ve Sorumluluklar ile

Genel Haklar ve Yasaklar

BİRİNCİ BÖLÜM

Ödev ve Sorumluluklar

Sadakat ve tarafsızlık

Madde 7- Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel, Anayasaya ve kanunlara sadakatle bağlı kalmak ve kanunları milletin hizmetinde sadakatle uygulamak zorundadır. Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel, aşağıdaki yemin metninin yazılı olduğu belgeyi imzalayarak göreve başlar:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına, Atatürk ilke ve inkılaplarına, Anayasada ifadesi bulunan Türk milliyetçiliğine sadakatle bağlı kalacağıma; kanunları milletin hizmetinde, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine bağlı kalarak uygulayacağıma; Türk milletinin millî, ahlâkî, insanî, manevî ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup bunları geliştirmek için çalışacağıma; insan haklarına ve Anayasanın temel ilkelerine dayanan millî, demokratik, laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek, bunları davranış hâlinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.”

Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel siyasî partilere üye olabilir,görev ve yetki alabilirler; görevlerini yerine getirirken herhangi bir siyasî parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamaz; dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayrımı yapamaz; hiçbir şekilde siyasî ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamaz ve bu eylemlere katılamaz.Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel, her durumda Devletin ve milletin menfaatlerini korumak zorunda olup; Anayasaya ve kanunlara aykırı olan, Devletin bağımsızlığını ve ülkenin bütünlüğünü bozan, Türkiye Cumhuriyetinin güvenliğini tehlikeye düşüren herhangi bir faaliyette bulunamaz.

Davranış ve işbirliği

Madde 8- Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel, resmî sıfatlarının gerektirdiği itibar ve güvene layık olduklarını hizmet içindeki ve dışındaki davranışlarıyla göstermek zorundadır.

Memurların,işçilerin ve sözleşmeli personelin, işbirliği içinde çalışmaları esastır.

Amirlerin sorumluluğu

Madde 9- Amir durumundaki memurlar ve sözleşmeli personel, mevzuatta ve görev tanımlarında belirlenen görevleri zamanında ve noksansız olarak yapmak, yaptırmak, maiyetindekileri yetiştirmek, bunların hâl ve hareketlerini takip ve kontrol etmekle yükümlü ve sorumludur.

Amir, maiyetindekilere hakkaniyet ve eşitlik içinde davranır; amirlik yetkisini mevzuatta belirtilen esaslar içinde kullanır.

Amir, maiyetindekilere mevzuata aykırı emir veremez ve maiyetindekilerden özel menfaat temin edecek talepte bulunamaz, hediye kabul edemez ve borç alamaz.

Memurların,işçilerin ve sözleşmeli personelin sorumluluğu

Madde 10- Memurla,işçiler ve sözleşmeli personel, mevzuatta ve görev tanımlarında belirtilen esaslara uymakla ve amirleri tarafından verilen görevleri zamanında ve noksansız olarak yerine getirmekle yükümlü ve görevlerinin iyi ve doğru yürütülmesinden amirlerine karşı sorumludur.

Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel, amirlerinden aldığı emri, Anayasa, kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, amir emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yinelerse emir yerine getirilir; bu hâlde, emri yerine getiren sorumlu olmaz, doğacak sorumluluk emri verene aittir.Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.Acele hâllerde kamu düzeninin ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır.

Kişisel sorumluluk ve zarar

Madde 11- Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel, görevlerini dikkat ve itina ile yerine getirmek, kendilerine teslim edilen Devlet malını korumak ve her an hizmete hazır hâlde bulundurmak için gerekli tedbirleri almak zorundadır.

Memurların,işçilerin ve sözleşmeli personelin kasıt, kusur, ihmal veya tedbirsizliğinden doğan zararın, ilgili memur veya sözleşmeli personel tarafından ödenmesi esastır.Zararların ödetilmesinde genel hükümler uygulanır. Ancak ilgilinin teklifi ve disiplin amiri veya yetkili disiplin kurulunun kararı üzerine zarar ilgili tarafından ödenir.

Kişilerin uğradıkları zararlar

Madde 12- Kişiler kamu hukukuna tâbi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açar. Ancak, kamu kurum ve kuruluşlarına tevdi veya bu kurum ve kuruluşlarca tahsil veya muhafaza edilen para ve para hükmündeki değerli kağıtların ilgili personel tarafından zimmete geçirilmesi hâlinde, zimmete geçirilen miktar, cezaî takibat sonucu beklenmeden Hazine tarafından hak sahibine ödenir.Kurum, genel hükümlere göre sorumlu personele rücu eder.İşkence ya da zalimane, gayriinsanî veya haysiyet kırıcı muamele suçları nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen kararlar sonucunda Devletçe ödenen tazminatlardan dolayı sorumlu personele rücu edilmesi hakkında da ikinci fıkra hükmü uygulanır.Bu madde ve 11 inci maddede belirtilen zararların türü, miktarının tespiti, takibi, ödeme usulü, amirlerin sorumlulukları ve yapılacak işlemlerle ilgili diğer hususlar Maliye Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

Mal bildirimi

Madde 13- Memurlar ve sözleşmeli personel kendilerine, eşlerine ve velayetleri altındaki çocuklarına ait taşınır ve taşınmazları ile alacak ve borçları hakkında özel kanunda yazılı hükümler uyarınca mal bildiriminde bulunur.

Basına bilgi verme veya açıklama yapma

Madde 14- Memurlar ve sözleşmeli personel, görev alanları ile ilgili olarak gizlilik derecesi bulunmayan bilgileri, basın ve yayın organları ile haber ajanslarına kurum amirinin izni ile verebilir.

Basın ve yayın organları ile haber ajanslarına kamu görevleri ile ilgili açıklamalar, Başbakanlık ve bakanlıklarda müsteşarlar, Başbakanlık ve bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarında en üst amirler, illerde valiler ile bakanların, belediye başkanlarının ve bu fıkrada sayılanların yetkili kılacakları görevliler tarafından yapılabilir.

Askerî hizmet ile ilgili bilgiler özel kanunların yetkili kıldığı personel dışında hiçbir kimse tarafından açıklanamaz.

Resmî belge, araç ve gereçlerin yetki verilen yerler dışına çıkarılmaması ve iadesi

Madde 15- Memurlar ve sözleşmeli personel, görevleri ile ilgili resmî belge, araç ve gereçleri, birim amirince izin verilen yerler dışına çıkaramaz ve özel işlerinde kullanamaz.

Memurlar ve sözleşmeli personel, görevleri icabı kendilerine teslim edilen resmî belge, araç ve gereçleri görevleri değiştiği veya sona erdiği zaman iade etmek zorundadır. Bu zorunluluk memur ve sözleşmeli personelin mirasçılarını da kapsar.

Kılık ve kıyafet kuralları

Madde 16- Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel, kanun, tüzük ve yönetmeliklerin öngördüğü kılık ve kıyafet kurallarına uymak mecburiyetindedir.

İKİNCİ BÖLÜM

Genel Haklar

Güvence

Madde 17- Kanunlarda yazılı hâller dışında hiç kimsenin görevine son verilemez ve hakları elinden alınamaz.

Bulunduğu kurumda veya diğer kurumlarda bu Kanuna göre aralıksız onbeş yıl süreyle sözleşmeli personel olarak istihdam edilenlerin, bu Kanunda ve sözleşmelerinde gösterilen görev, yetki ve sorumlulukları ihlal etmedikleri sürece sözleşmeleri yenilenir.

Emeklilik

Madde 18- Memurların,işçilerin ve sözleşmeli personelin, sosyal güvenlik mevzuatı hükümlerine göre emeklilik hakları vardır.

Çekilme, sözleşmeyi feshetme

Madde 19- Memurlar,işçiler,ve sözleşmeli personel bu Kanunda belirtilen usul ve esaslara göre görevlerinden çekilebilir. Sözleşmeli personel, sözleşmelerinde belirtilen usul ve esaslara göre sözleşmelerini feshedebilir.

Müracaat, şikayet ve dava açma

Madde 20- Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel kurumlarıyla ilgili işlerinden dolayı müracaat; amirleri veya kurumları tarafından kendilerine uygulanan idarî eylem ve işlemlerden dolayı şikayet ve dava açma hakkına sahiptir.

Müracaat ve şikayetler söz veya yazı ile en yakın amirden başlanarak silsile yolu ile yapılır. Şikayetlerde, şikayet edilen amirler atlanır.

Müracaat ve şikayetler incelenerek sonuç ilgiliye bildirilir. Müracaat ve şikayetlerle ilgili usul ve esaslar Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir.

Sendika kurma ve sendikaya üye olma

Madde 21- Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel özel kanununda belirtilen hükümlere göre sendika ve üst kuruluş kurabilir ve bunlara üye olabilir.

İzin

Madde 22- Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel, bu Kanunda gösterilen süre ve şartlarla izin hakkına sahiptir. Özel kanunlarda yer alan hükümler kaldırılmıştır.

Kovuşturma ve yargılama

Madde 23- Görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı memurlar,işçilerve sözleşmeli personel hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılması ile dava açılması bu kanun hükümlerine tâbidir.

İsnat ve iftiralara karşı koruma

Madde 24- Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel hakkında görevleriyle ilgili ihbar ve şikayetlerin, soruşturma veya yargılama sonucunda uydurma bir suç isnadı suretiyle yapıldığının anlaşılması hâlinde, merkezde bu memur ve sözleşmeli personelin en üst amiri, illerde valiler, ilçelerde kaymakamlar, belediyelerde ise belediye başkanları, isnatta bulunanlar hakkında kamu davası açılmasını Cumhuriyet savcılığından ister.

Hukukî yardım

Madde 25- Görevleri sebebiyle haklarında kamu davası açılmış olup da beraat eden memurlar,işçiler ve sözleşmeli personele, davanın avukata vekalet verilmesi suretiyle takip edilmiş olması durumunda avukatlık asgarî ücret tarifesinde öngörülen avukatlık ücreti ve belgelendirilmiş olmak kaydıyla dava ile ilgili olarak yaptıkları diğer masraflar kurumlarınca ödenir.

Bilgi verme ve görüş alma

Madde 26- Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personele, çalıştıkları kurumların iç işleyişine ilişkin olarak yapılacak değişikliklerde bilgi verilir; personelin bu konuda görüşleri alınır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yasaklar

Toplu eylem ve hareketlerde bulunma yasağı

Madde 27- Memurlar ve sözleşmeli personelin toplu olarak göreve gelmemeleri veya hizmetin yavaşlatılması veya aksatılması sonucunu doğuracak eylemlerde bulunmaları yasağı kalkmıştır.

Grev yasağı

Madde 28- Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personelin greve karar vermeleri, grev düzenlemeleri, ilan etmeleri ve bu yolda propaganda yapmaları yasağı kalkmıştır.
Ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağı

Madde 29- Memurlar ve tam zamanlı sözleşmeli personel, Türk Ticaret Kanununa göre tacir veya esnaf sayılmalarını gerektirecek bir faaliyette bulunamaz, ticarî ve sınai işletmelerde görev alamaz, ticarî mümessil veya ticarî vekil olamaz, serbest meslek faaliyetlerinde bulunamaz. .Memurlar ve tam zamanlı sözleşmeli personel, kollektif şirketlerde ortak veya komandit şirketlerde komandite ortak olamaz.Memurlar ve sözleşmeli personelin üyesi oldukları dernekler, yapı, kalkınma ve tüketim kooperatifleri, bunların kurdukları birlik veya üst birlikler, kanunla kurulmuş yardım sandıklarının yönetim ve denetim kurulu üyeliği görevleri ile her ne ad altında olursa olsun herhangi bir ödeme yapılmamak kaydıyla kurumlarını temsilen görevli oldukları kurumların iştiraklerinde alacakları görevler, bu yasağın dışındadır.

Ergin olmayan veya kısıtlı olan çocukları ile eşleri bu maddeyle yasaklanan faaliyetlerde bulunan memurlar ve tam zamanlı sözleşmeli personel, bu durumu onbeş gün içinde kurumlarına bildirmekle yükümlüdeğillerdir. Kısmî zamanlı sözleşmeli personel, kendisinin ve ergin olmayan veya kısıtlı olan çocukları ile eşlerinin bu nitelikteki faaliyetlerini de aynı süre içerisinde kurumlarına bildirmekle yükümlüdeğildir.

Hediye alma ve menfaat sağlama yasağı

Madde 30- Memurlar ve sözleşmeli personelin doğrudan veya aracı eliyle hediye istemeleri, görevleri sırasında olmasa dahi menfaat sağlama amacı ile hediye kabul etmeleri veya iş sahiplerinden borç para istemeleri veya almaları yasaktır.Kamu Görevlileri Etik Kurulu, hediye alma yasağının kapsamını belirlemeye ve en az genel müdür veya eşiti seviyedekiler tarafından alınan hediyelerin listesini gerektiğinde her takvim yılı sonunda bu görevlilerden istemeye yetkilidir.Memurlar ve sözleşmeli personel, denetimleri altında bulunan veya kendi görevleri veya mensup oldukları kurum ile ilgisi olan kişi veya kuruluşlardan, doğrudan veya aracı eliyle her ne ad altında olursa olsun menfaat sağlayamaz.

Gizli bilgileri açıklama yasağı

Madde 31- Memurlar  kamu hizmetleri ile ilgili gizli bilgileri görevlerinden ayrılmış bile olsalar, yetkili bakanın veya illerde valinin yazılı izni olmadıkça açıklayamaz.

ÜÇÜNCÜ KISIM

Göreve Alınma, Hizmet Şartları ve Şekilleri

BİRİNCİ BÖLÜM

Göreve Alınma Usul ve Şartları

Merkezî sınav şartı

Madde 32- İlk defa memur,işçi veya sözleşmeli personel olarak göreve alınacakların ülke genelinde merkezî olarak yapılacak yazılı sınava girerek başarılı olmaları şarttır.

Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel, memur statüsünden sözleşmeli personel statüsüne, tam zamanlı sözleşmeli personel statüsünden memur statüsüne,işçi personel,işçi statüsünden memur statüsüne geçişlerde ayrıca birinci fıkra uyarınca yapılacak merkezî yazılı sınava tâbi tutulmaz.

Sınavın duyurulması

Madde 33- İlk defa memur,işçi ve sözleşmeli personel olarak göreve alınacaklar için yapılacak merkezî yazılı sınav ve bu sınav sonucuna göre yapılacak yerleştirme işlemlerine ilişkin hususlar, Resmî Gazete ile ülke genelinde yayınlanan tirajı yüksek gazetelerden en az ikisi ve uygun görülecek diğer araçlarla duyurulur.

Merkezî yazılı sınav ile ihtiyaç duyulacak kadro ve pozisyonlar için yapılacak diğer sınavlara ve adayların yerleştirilmesine ilişkin usul ve esaslar Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir.

Genel ve özel şartlar

Madde 34- Memur ve sözleşmeli personel olarak göreve alınacaklarda aşağıdaki genel şartlar aranır:

a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak,

b) Onsekiz yaşını tamamlamış olmak,

c) En az önlisans mezunu olmak,

d) Kamu haklarından mahrum bulunmamak,

e) Taksirli suçlar ile ertelenmiş veya affa uğramış olanlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis cezasıyla yahut ertelenmiş veya affa uğramış olsalar bile 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının, dördüncü kısmının üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci bölümlerinde yazılı suçlarla zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, hürriyeti bağlayıcı ceza gerektiren kaçakçılık, ihaleye ve edimin ifasına fesat karıştırma gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçlardan dolayı mahkum olmamak,

f) Askerlikle ilgisi bulunmamak, askerlik çağına gelmiş ise muvazzaf askerlik hizmetini yapmış yahut ertelenmiş veya yedek sınıfa geçirilmiş olmak,

g) 35 inci madde hükmü saklı kalmak kaydı ile görevini devamlı yapmasına engel olabilecek vücut veya akıl hastalığı bulunmamak.


Türkiye Cumhuriyet vatandaşı olma şartının aranmayacağı pozisyonlar ile bunun usul ve esasları Bakanlar Kurulunca belirlenir.

Özürlülerin çalıştırılması

Madde 35- Bu Kanun kapsamındaki kurumlar, dolu memur kadroları ve sözleşmeli personel pozisyonları toplamının yüzde üçü oranında özürlü memur veya sözleşmeli personel çalıştırmak zorundadır.

Özürlülerin bu kadro veya pozisyonlara ilk defa alınmaları için yapılacak sınavlar, çalıştırılacakları görevler ile özürlü çalıştırılmasına ilişkin diğer hususlar Maliye, Sağlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları ile Özürlüler İdaresi Başkanlığının görüşleri alınarak Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.

İlk defa memur,işçi veya sözleşmeli personel olarak göreve alınma

Madde 36- İlk defa kamu personelliğine girmeye hak kazananlar kurumlarınca aday memur olarak atanır.

İlk defa sözleşmeli personel olmaya hak kazananlarla bir yıllık sözleşme yapılır. Bunlardan sözleşmelerinin yenilenmesine karar verilenlerle bir defaya mahsus olmak üzere o yılın sonuna kadar sözleşme yapılır. Sözleşmeli personel ile akdedilecek müteakip sözleşmeler takvim yılı itibarıyla yıllık olarak düzenlenir. Sözleşmelerin yapılmasına ve sözleşmelere ilişkin usul ve esaslar Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

İlk defa sözleşmeli personel olarak göreve alınıp da aylıktan kesme veya daha ağır bir disiplin cezası verilmesi veya personel ve başarı değerlendirmesinin olumsuz olması sebepleriyle birinci yılın sonunda sözleşmeleri yenilenmeyenler, üç yıl geçmeden ve yeni bir sınav sonucuna göre göreve alınma hakkı elde etmeden memur veya sözleşmeli personel olarak istihdam edilemez.

Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel kurumlarınca ayrı ayrı tutulacak kütüklere kaydolunur. Bunlar hakkında bir özlük dosyası tutulur ve kimlik belgesi düzenlenir. Her memur,işçi ve sözleşmeli personelin Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numarası, özlük dosyası numarası olarak kullanılır.

İKİNCİ BÖLÜM

Adaylık

Adaylık süresi

Madde 37- Adaylık süresi bir yıldır. Bu süre içinde aday kau personelinin  başka kurumlara naklen ataması yapılamaz.

Aday kau personelin yetiştirilmesi

Madde 38- Aday kamu personelleri, kurumları, görevleri ile  konularıyla ilgili olarak adaylık eğitimine ve staja tâbi tutulur. Eğitim ve stajda başarılı olan ve adaylık süresi sonunda personel ve başarı değerlendirmesi olumlu olan adaylar kau personeli olarak atanır.

Mazeret veya hastalık izinleri nedeniyle veya belgeyle ispatı mümkün zorlayıcı sebeplerle eğitim ve stajdaki başarı durumları değerlendirilemeyen veya haklarında personel ve başarı formu doldurulamayanların adaylık sürelerinde, bu süreler dikkate alınmaz.

Eğitim ve staj süreleri, programları, değerlendirme esasları ve diğer hususlar Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir.

Adaylıkta ilişik kesme

Madde 39- Adaylık süresi içinde aday memurlardan;

a) Adaylık eğitimi ve staj devrelerinin herhangi birinde başarısız olanların,

b) Aylıktan kesme veya daha ağır bir disiplin cezası verilenlerin,

c) Personel ve başarı değerlendirmesi olumsuz olanların,

personel ve başarı değerlendirme amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişikleri kesilir.

Birinci fıkranın (b) bendinde belirtilen cezaların verilmesini gerektiren fiil veya hâli bulunanların adaylık süresi, kararın adaylık süresi içinde verilememesi hâlinde, ceza verilmesine mahal olmadığına dair kararın veya cezanın verildiği tarihe kadar uzatılır.

Bu madde uyarınca ilişikleri kesilenler, üç yıl geçmeden ve yeni bir sınav sonucuna göre göreve alınma hakkı elde etmeden  sözleşmeli personel olarak istihdam edilemez.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
 B kadrolar yalnız ve yalnız cumhurbaşkanınca atanır.
İstisnai Kadro ve Pozisyonlar

İstisnaî kadro ve pozisyonlar

Madde 40- Bu Kanunun sınav ve atamaya ilişkin hükümleriyle bağlı olarak aşağıdaki kadrolara atama ve pozisyonlara görevlendirme yapılabilir:

a) Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği kadro ve pozisyonları,

b) Müsteşar,

c) Başbakan Başmüşaviri, Başbakan Müşaviri; Başbakanlık ve bakanlıklarda Müşavir, Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri,

d) Başbakanlık Basın Müşaviri,

e) Özel Kalem Müdürü,

f) Vali, Büyükelçi, Elçi, Daimî Temsilci, Dışişleri Bakanlığı Hukuk Müşaviri, Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi,

g) Millî İstihbarat Teşkilatı kadro ve pozisyonları,

h) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde Müşavir, Hukuk Müşaviri ve Genel Sekreter Sekreteri,

ı) Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanı, Özelleştirme İdaresi Başkanı, Toplu Konut İdaresi Başkanı, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı, Türk Patent Enstitüsü Başkanı, Türk Standartları Enstitüsü Başkanı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı ile Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü, Devlet Su İşleri Genel Müdürü, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü, Gençlik ve Spor Genel Müdürü, Karayolları Genel Müdürü, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu Genel Müdürü, Vakıflar Genel Müdürü ile büyükşehir belediyelerinin bağlı kuruluşlarının genel müdürleri.

Millî Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve pozisyonlarında veya kadro açıklamalar bölümünde özel nitelikli olarak gösterilen görev yerleri ile olimpiyat şampiyonluğu veya olimpik spor dallarından birinde büyükler kategorisinde birden fazla Dünya şampiyonluğu kazananlar arasından spor müşavirliğine yapılacak atama ve görevlendirmelerde de birinci fıkra hükmü uygulanır.

İstisnaî kadro veya pozisyonlarda bulunanlar hakkında bu Kanunun  bütün hükümleri uygulanır.

İstisnaî kadro veya pozisyonlara 34 üncü maddede belirtilen genel şartları taşıyanlar atanabilir veya görevlendirilebilir. Kanunlarda öngörülen özel şartlar kaldırılmıştır. Birinci fıkranın (ı) bendinde belirtilen kadrolara bu maddeye göre atanacaklarda, ayrıca en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş ve atanacağı kurumun görev alanı ile ilgili olarak bu Kanuna tâbi kurumlarda  en az on yıl çalışmış olma veya kurumun görev alanına giren konularda doktora yapmış olma şartı aranır.

İstisnaî görevlerin sona ermesi

Madde 41- İstisnaî kadro veya pozisyonlarda bulunanlar, atanmalarındaki veya görevlendirilmelerindeki usule göre her zaman görevden alınabilir. Görevden alınanlardan açıktan atanmış veya görevlendirilmiş olanlardan beş yıldan az hizmeti bulunanların memuriyetle ve sözleşmeli personel statüsüyle ilişikleri kesilir.

Açıktan istisnaî kadrolara atananlar veya pozisyonlarda görevlendirilenler için bu kadro veya pozisyonlarda bulunmuş olmak, başka kadrolara atanmada veya pozisyonlarda görevlendirilmede herhangi bir hak teşkil etmez. Bu görevlere açıktan atanan veya görevlendirilenlerin, istisnaî görevlerin dışında bir kadroya atanmaları veya pozisyonda görevlendirilmeleri, kamu görevlerine ilk defa alınacaklara uygulanan usul ve esaslara tâbidir.

Memur, diğer kamu görevlisi veya sözleşmeli personel iken istisnaî görevlere kurum içinden veya başka kurumlardan geçenler, bu görevleri sona erdiğinde önceki kurumlarında niteliklerine uygun kadrolara atanır veya pozisyonlarda görevlendirilir.

İstisnaî görevlere ilişkin unvan ile malî haklar, diğer kadro ve pozisyonlar için kazanılmış hak teşkil etmez.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Göreve Başlamada Süre ve Göreve Başlamama Hâli

Göreve başlama süresi

Madde 42- kau personeli;

a) Aynı yerdeki bir göreve atandığında, en geç atama emrinin kendisine tebliğ edildiği günü izleyen işgünü,

b) Başka yerdeki bir göreve atandığında, atama emrinin kendisine tebliğ edildiği günü izleyen günden itibaren en geç onbeş gün içinde,göreve başlar. Savaş ve olağanüstü hâllerde bu süre Bakanlar Kurulu kararıyla kısaltılabilir.
Sözleşmeli personel sözleşmesinde belirtilen süre içinde göreve başlar.

Yukarıdaki süreler;

a) Kanunî izinlerin kullanılması sırasında ataması yapılan memurlar için iznin bitimi,

b) Geçici bir görevin yapılması sırasında ataması yapılan memurlar için geçici görevin bitimi,

c) Hesaplarını, yerlerine gelenlere devretmek zorunda bulunanlar için devrin sona ermesi,

d) Eski görevlerine devamları kurumlarınca yazılı olarak tebliğ edilenler için yerlerine atanan memurların göreve başlaması veya yeni görev yerlerine hareketlerinin kurumlarınca tebliği,

tarihinde başlar.

kamu personelinin  izinli veya geçici görevde olması tebligata engel olmaz.

Bu maddede geçen “aynı yer” ve “başka yer” ibarelerinin kapsamı, Devlet Personel Başkanlığınca belirlenir.

Göreve başlamama hâli

Madde 43- Bir göreve ilk defa veya yeniden atananlardan süresi içinde göreve başlamayan kamu personellerinin atamaları iptal edilir ve bunlar altı ay süreyle memur veya sözleşmeli personel olarak istihdam edilemez.

Süresi içinde göreve başlamayan sözleşmeli personelin sözleşmesi feshedilmiş sayılır ve bunlar altı ay süreyle memur veya sözleşmeli personel olarak istihdam edilemez.

Ancak, belge ile ispatlanan zorlayıcı sebeplerin bulunması durumunda memur ve sözleşmeli personelin göreve başlama süresi en çok iki aya kadar uzatılır.

Başka yerdeki bir göreve atanan memurlardan, belge ile ispatlanan zorlayıcı bir sebep olmaksızın süresi içinde yeni görevlerine başlamayanlar memurluktan çekilmiş sayılır.

BEŞİNCİ BÖLÜM

İlerleme ve Yükselme

Basamakların belirlenmesi

Madde 44- İlk defa memur ve işçi olarak atananlar 1 inci basamaktan göreve başlar ve basamak ilerlemesine ilişkin esaslar çerçevesinde 30 uncu basamağa kadar ilerleyebilir.

Basamak ilerlemesi ve kıdem yılı

Madde 45- Personel ve başarı değerlendirmesi olumsuz olan yıllar hariç, bulunduğu basamakta bir yıl çalışan memurlar ve işçiler, bu sürenin dolmasını izleyen yılın başından geçerli olmak üzere bir üst basamağa ilerlemiş sayılır.

Basamak ilerlemesi yapmış sayılanlardan ilerlemeye müstahak olmadığı sonradan tespit edilenlerin bu basamak ilerlemesi, ilerlemiş sayıldığı tarihten geçerli olmak üzere iptal edilir.

Sözleşmeli personel olarak istihdam edilenlerin, çalıştıkları her yıl bir kıdem yılı kabul edilir. Ancak, personel ve başarı değerlendirmesinin olumsuz olması nedeniyle sözleşmeleri feshedilen personelin daha sonra sözleşmeli personel olarak istihdam edilmesi hâlinde olumsuz değerlendirme alınan yıllar kıdem yılının hesabına dâhil edilmez.

Basamak ilerlemesinde ve kıdem yılının tespitinde değerlendirilecek hizmetler

Madde 46- Memurların ve işçilerin basamak ilerlemesinde değerlendirilen süreleri sözleşmeli personel statüsüne geçiş hâlinde kıdem yılının tespitinde; sözleşmeli personelin ve işçilerin kıdem yılında değerlendirilen süreleri ise memurluğa atanma hâlinde basamak ilerlemesinde değerlendirilir.

Bakan, milletvekili, belediye başkanı ve diğer kamu görevlisi olarak veya askerlikte, okul devresi dâhil yedek subaylıkta, yurt içi veya yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarında,bu maddede sayılanlar dışında olup hangi statüde olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar, uluslararası kuruluşlarda çalışılan sürelerin tamamı;ile onsekiz yaşını doldurduktan sonra yurt içinde veya yurt dışında sosyal güvenlik kurumlarına tâbi olarak özel sektörde veya serbest çalışanların bu hizmetlerde geçen sürelerinin yarısı basamak ilerlemesinde ve kıdem yılının tespitinde dikkate alınır.

Görevde yükselme

Madde 47- Özel kanunlarda yer alan hükümler saklı kalmak ve 46 ncı maddeye göre basamak ilerlemesinde değerlendirilen hizmet süreleri esas alınmak kaydıyla, bu Kanuna ekli (1) sayılı listenin;

a) (A 1), (A 2), (A 3), (A 4), (A 5) ve (A 6) gruplarında belirtilen kadrolara atanabilmek için en az oniki yıl,

b) (A 7), (A 8) ve (A 9) gruplarında belirtilen kadrolara atanabilmek için en az on yıl,

c) Hukuk müşaviri hariç olmak üzere (A 10) ve (A 11) gruplarında belirtilen kadrolara atanabilmek için en az sekiz yıl,

hizmet ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş olma şartı aranır.

Memurların ve işçilerin üst görevlere ve öğrenim durumları itibarıyla kazandıkları unvanlara ilişkin görevlere atanmaları hiçbir şekilde başkaca sınav gerektirmeksizin derhal ve kendiliğinde yapılmış sayılır.

ALTINCI BÖLÜM

Yer Değiştirme

Yer değiştirme suretiyle atama

Madde 48- Memurların ve işçilerin  yer değiştirme suretiyle atanmaları; hizmetlerin gereklerine ve özelliklerine göre ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım şartları yönünden benzerlik ve yakınlık gösteren iller ve/veya ilçeler gruplandırılarak tespit edilen bölgeler arasında adil ve dengeli bir sistem içinde yapılır.

Memurların yer değiştirme suretiyle atanmalarına ilişkin usul ve esaslar Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak genel yönetmelikle düzenlenir.

Karşılıklı olarak yer değiştirme

Madde 49- Aynı kurumun farklı birimlerinde bulunan aynı unvanlı memurları, karşılıklı olarak yer değiştirme suretiyle atanmalarını isteyebilir. Bu isteğin yerine getirilmesi, atamaya yetkili amirlerince uygun bulunmasına bağlıdır.

Görevin ve görev yerinin değiştirilmesi

Madde 50- Memurlar ve işçiler, nitelikleri ve hizmet gerekleri dikkate alınarak aynı veya başka yer ve birimlerdeki aynı veya başka unvanlı kadrolara atanabilir.

Memurlar ve işçiler, istekleri üzerine nitelikleri ve hizmet gerekleri dikkate alınarak, aynı veya başka yer ve birimlerdeki sözleşmeli personel pozisyonlarına geçirilebilir.

Başka bir kadroya atanmak üzere bulundukları görevlerden Bakanlar Kurulu kararı veya müşterek kararla alınmış olan memurlar, görevlerinden alınmalarını takip eden ay sonundan itibaren en geç üç ay içinde; diğer şekillerde görevden alınanlar ise görevden alma işlemi ile birlikte niteliklerine uygun bir kadroya atanmak veya önceki pozisyonlarına uygun bir pozisyonda görevlendirilmek zorundadır. Önceki pozisyonlarına uygun bir pozisyonda görevlendirilenler hakkında hizmet sürelerine bakılmaksızın 17 nci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.

Dışişleri Bakanlığı dışındaki kurumlardan sürekli görevle yurt dışına atanan memurların yurt dışındaki görev süreleri memuriyetleri süresince hiçbir şekilde toplam altı yılı geçemez.

Kurumlar arası naklen atama

Madde 51- Memurların ve işçilerin  bu Kanuna tâbi kurumlar arasında, kurumlarının muvafakati ile aynı veya başka unvanlı bir kadroya naklen atanmaları mümkündür.

Bir kadroya dayalı olarak istihdam edilen ve en az iki yıl başarılı görev yapmış olan diğer kamu görevlilerinin, bu Kanuna tâbi kurumlardaki memur kadrolarına naklen atanmalarında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.

Görevde iken, ilk defa atanacaklar için yapılan merkezî sınav sonucuna göre başka bir kurumdaki bir kadroya atanma hakkı elde eden aday memurlar ve işçiler hakkında başka kurumlara naklen atanma yasağı uygulanmaz.

Memurların ve işçilerin, ilk defa atanacaklar için yapılan merkezî sınav sonucuna göre başka kurumdaki bir kadroya atanmasında kurumunun muvafakati aranmaz.

Atamalarda aile birliğinin muhafaza edilmesi

Madde 52- Atamalarda, aile birliğini muhafaza etmek bakımından kurumlar arasında gerekli koordinasyon sağlanmak suretiyle memur; isteği hâlinde, atamaya tâbi tutulan memur ya da diğer kamu görevlisi olan eşinin atandığı veya sözleşmeli personel olarak çalıştığı yerde niteliğine uygun bir kadroya atanır. Bu yerde niteliğine uygun atanabileceği boş bir kadro bulunmaması hâlinde ve talebi üzerine memura eşinin görev süresi ile sınırlı olmak üzere aylıksız izin verilebilir.

Kadrosu kaldırılan memurlar ve işçiler

Madde 53- Kadrosu kaldırılan memurlar ve işçiler, en geç altı ay içinde kendi kurumlarında niteliklerine uygun bir kadroya atanır veya pozisyonda görevlendirilir. Bu memurlar ve işçiler, kurumlarında atama veya görevlendirme imkanı bulunmaması hâlinde aynı süre içinde başka bir kurumdaki kadrolara atanmak veya pozisyonlarda görevlendirilmek üzere Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Bunlar, atama veya görevlendirme işlemi yapılıncaya kadar kurumlarında niteliklerine uygun işlerde çalıştırılır ve yeni bir kadroya atanıncaya veya pozisyonda görevlendirilinceye kadar eski kadrolarına ait temel görev aylığı ile sosyal yardımlardan yararlanmaya devam eder.

Söz konusu memurların ve işçiklerin eski kadrolarına ait en son ayda aldığı temel görev aylığı net tutarının, atandıkları veya görevlendirildikleri yeni kadro veya pozisyonlarının temel görev aylığı veya temel görev ücreti net tutarından fazla olması hâlinde, aradaki fark, farklılık giderilinceye kadar, atandıkları kadro veya görevlendirildikleri pozisyonlarda veya bu kadro veya pozisyonlardan istekleri dışında atandıkları başka kadro veya görevlendirildikleri pozisyonlarda kaldıkları sürece, herhangi bir kesintiye tâbi tutulmaksızın tazminat olarak ödenir.

YEDİNCİ BÖLÜM

Silah Altına Alınma

Silah altına alınma

Madde 54- Muvazzaf askerliğe ayrılan memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel askerlik süresince görev yeri saklı kalarak aylıklı izinli sayılır.

Hazarda ve seferde muvazzaflık hizmeti dışında silah altına alınan memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel silah altında bulundukları sürece izinli sayılır.

Terhis edilenlerin görevlerine dönmeleri

Madde 55- Memur,işçiler veya sözleşmeli personel iken muvazzaf askerlik hizmetini yapmak üzere silâh altına alınanlardan askerlik hizmetini tamamlayıp görevine dönmek isteyenler, terhis tarihinden itibaren otuz gün içinde kurumlarına başvurmak ve kurumları da başvurma tarihinden itibaren azamî beş gün içinde ilgilileri göreve başlatmak zorundadır.

Hazarda eğitim ve manevra maksadıyla veya seferde muvazzaflık dışında silâh altına alınan memurlar ve sözleşmeli personel terhis tarihinden itibaren beş gün içinde göreve başlar.

SEKİZİNCİ BÖLÜM

Vekalet, İkinci Görev, Geçici Görev ve Ders Görevi

Vekalet görevi

Madde 56- Kanunî izin, geçici görev, görevden uzaklaştırma, tutuklanma, gözaltına alınma, hizmet içi eğitim, kurs veya seminer ve benzeri nedenlerle görevlerinden geçici olarak ayrılan işçiler ve  memurlarca yürütülen görevler ile boş kadrolara ait görevler, kurum içinden veya diğer kurumlardan görevlendirilecek  işçiler ve memurlara veya ihtiyaç duyulan durumlarda pozisyonunun tahsis edildiği yerdeki tam zamanlı sözleşmeli personele vekaleten gördürülebilir.

Vekalet görevi, Bakanlar Kurulu kararı veya müşterek karar ile atama yapılması gereken kadrolara ait görevler için ilgili bakan; diğer kadrolara ait görevler için asili atamaya yetkili amirin onayı ile verilir. Ancak, taşra teşkilatına ait dolu kadrolara ait görevler için üç ayı geçmeyen vekalet görevi vali tarafından verilir.

Vekalet onaylarında, vekil tarafından asıl görevin de yürütülüp yürütülmeyeceği belirlenir. Bir işçinin, memurun veya sözleşmeli personelin üstünde birden çok vekalet görevi bulunamaz.

Vekalet görevi ile ikinci görev aynı kişi üzerinde bulunamaz.

İkinci görev

Madde 57- işçilere,Memurlara veya tam zamanlı sözleşmeli personele esas görevlerinin yanında;

a) Hizmet olanakları elverişli bulunmak  şartıyla;

1) Avukatlara, bu Kanuna tâbi kurumların avukatlıkları,

2) Tabiplere, bu Kanuna tâbi kurumların tabiplikleri, işyeri hekimlikleri, Adlî Tıp Kurumu uzmanlıkları, baştabiplik ve baştabip yardımcılığı,

3) Diş tabiplerine ve veteriner hekimlere, meslekleri ile ilgili baştabiplik,

4) Veteriner hekimlere, bu Kanuna tâbi kurumların veteriner hekimlikleri,

5) Mühendis, mimar ve şehir plancılarına; asıl görevlerinin bulunduğu yerdeki belediyelerin, mühendis, mimar ve şehir plancılarınca yürütülmesi gereken hizmetler,

6) Veteriner hekim, diş tabibi ve eczacılara, baştabip yardımcılığı,

7) Öğretmenlere, okul müdürlüğü, başyardımcılığı ve yardımcılığı,

görevleri,

b) Özel kanunlarla veya özel kanunların verdiği yetkiye dayanılarak işçilere, memurlara veya sözleşmeli personele gördürülmesi öngörülen hizmetler,

ikinci görev olarak verilebilir.

Baştabip ve baştabip yardımcılığı, okul müdürlüğü, okul müdür başyardımcılığı ve okul müdür yardımcılığı ile birinci fıkranın (b) bendinde belirtilen görevler dışındaki görevlerin ikinci görev olarak yürütülebilmesi için boş kadro veya pozisyon bulunması şarttır. İkinci görev, kadro veya pozisyon şartı aranan görevlerde bu kadro veya pozisyonlara atamaya veya sözleşme imzalamaya yetkili amir, diğerlerinde mevzuatında belirlenen yetkililer tarafından verilir. Bir işçinin,memurun veya sözleşmeli personelin üstünde birden çok ikinci görev bulunamaz.

Yukarıda sayılan hâller dışında işçiler, memurlar ve sözleşmeli personele ikinci görev verilemez. Ancak, hakemliğe, tasfiye memurluğuna ve bilirkişiliğe; görevli oldukları kurumların iştiraklerinde kurumlarını temsilen alacakları görevlere; çeşitli kurul, komisyon, heyet ve jüri çalışmalarına; spor hizmetleri uygulamalarına; uluslararası anlaşmalar çerçevesinde yürütülen veya uluslararası kuruluşlar tarafından finansmanı sağlanan proje ve çalışmalar ile yükseköğretim kurumları, Adlî Tıp Kurumu, Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi Enstitüsü ve özel kanunlarla kurulan araştırma kurumları tarafından yapılan inceleme ve araştırma çalışmalarına ilişkin görevler hakkındaki hükümler saklıdır.

Geçici görev

Madde 58- Memurlar, bir görevin ifası için geçici olarak kadrosunun bulunduğu yer dışındaki birimlerde görevlendirilebilir.

Sözleşmeli personel, deprem, yangın, su baskını, yer kayması, çığ ve benzeri afetler, sıkıyönetim, olağanüstü hâl, seferberlik ve savaş hâli, yılda bir ayı geçmeyen hizmet içi eğitim çalışması ile hizmetin zorunlu kıldığı ihtiyaçlar sebebiyle bir sözleşme döneminde iki ayı aşmayan geçici görevlendirmeler hariç, pozisyonunun tahsis edildiği yer dışındaki birimlerde geçici veya sürekli olarak görevlendirilemez ve çalıştırılamaz.

Geçici görevlendirmeye ilişkin usul ve esaslar Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

Memurların ve işçilerin sürekli,sürekli geçici veya geçici olarak, sözleşmeli personelin ise geçici olarak kadrosunun veya pozisyonunun bulunduğu yer dışında görevlendirilmeleri halinde yol giderleri ve gündelikleri, yolluklar hakkındaki özel kanun hükümlerine göre ödenir.

Ders görevi

Madde 59- Bu Kanuna tâbi kurumlara ait her türlü eğitim ve öğretim kurumlarında, yaygın eğitim yapan kurumlarda veya kurslarda, ihtiyaç duyulması hâlinde, memurlara,işçilere, diğer kamu görevlilerine ve sözleşmeli personele veya açıktan görevlendirileceklere ders görevi verilebilir.

DOKUZUNCU BÖLÜM

Memur ve Sözleşmeli Personel Statüsünün Sona Ermesi ve Yeniden Göreve Alınma

Memurluğun sona ermesi

Madde 60- Memurların;

a) Bu Kanun hükümlerine göre memurluktan çıkarılması,

b) Memurluğa alınma şartlarından herhangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması veya bu şartlardan herhangi birinin sonradan kaybedilmesi,

c) Çekilmesi veya çekilmiş sayılması,

d) Haklarında emeklilik hükümlerinin uygulanması,

e) Ölümü,

hâllerinde memurluğu sona erer.

Çekilme ve çekilmiş sayılma

Madde 61- Memur, bağlı olduğu kuruma yazılı olarak müracaat etmek suretiyle memurluktan çekilme isteğinde bulunabilir.

Çekilmek isteyen memur çekilme isteğinin kabulüne kadar görevine devam eder. Çekilme isteği bir ay içinde kabul edilmeyen memur, üstüne yazılı olarak bildirerek görevini bırakabilir. Olağanüstü mazeretle çekilenler, üstüne haber vermek şartıyla bir aylık süre sınırlamasına tâbi değildir.

Memurlar, olağanüstü hâl, sıkıyönetim, seferberlik, savaş veya genel hayata müessir afet hâllerinde, çekilme isteğinin kabulüne kadar görevini bırakamaz.

İzinsiz veya kurumlarınca kabul edilen mazereti olmaksızın görevin terk edilmesi ve bu terkin kesintisiz on gün devam etmesi hâlinde, memur çekilmiş sayılır.

Çekilen memurlardan devir ve teslim ile yükümlü olanlar, bu işlemler sonuçlandırılıncaya kadar görevlerini bırakamaz. Hizmet gereklerine göre devir ve teslim işlemleri için gerekli süreler ile devir ve teslime ilişkin diğer usul ve esaslar, Maliye Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir.

Çekilen ve çekilmiş sayılanların yeniden atanmaları

Madde 62- İki defadan fazla olmamak üzere memurluktan kendi istekleriyle çekilenlerden veya bu Kanun hükümlerine göre çekilmiş sayılanlardan tekrar memurluğa dönmek isteyenler, boş kadro bulunmak ve bu kadronun niteliklerini taşımak şartıyla yeniden atanabilir.

Bir kadroya dayalı olarak istihdam edilen diğer kamu görevlilerinden en az iki yıl başarılı görev yaptıktan sonra görevlerinden çekilmiş olanlar, boş kadro bulunmak ve bu kadronun niteliklerini taşımak şartıyla memur kadrolarına atanabilir.

Ancak memurlardan, malî ve cezaî sorumlulukları saklı kalmak üzere;

a) Bu Kanunun çekilmeye ilişkin hükümlerine uygun olarak memuriyetten çekilenler altı ay geçmeden,

b) Bu Kanuna göre çekilmiş sayılanlar ile 61 inci maddenin ikinci fıkrasına uymadan görevlerinden ayrılanlar bir yıl geçmeden,

c) Çekilmede devir ve teslim ile ilgili yükümlülüklere uymayanlar üç yıl geçmeden,

d) 61 inci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen çekilme usulüne aykırı hareket edenler beş yıl geçmeden istihdam edilemez.

Sözleşmeli personelin görevinin sona ermesi

Madde 63- Sözleşmeli personelin;

a) Bu Kanun ve sözleşme hükümlerine göre sözleşmenin feshedilmesi veya feshedilmiş sayılması,

b) Göreve alınma şartlarından herhangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması veya bu şartlardan herhangi birinin sonradan kaybedilmesi,

c) Sözleşme süresinin sona ermesi,

d) Pozisyonunun kaldırılması,

e) Haklarında emeklilik hükümlerinin uygulanması,

f) Ölümü,

hâllerinde görevi sona erer.

Sözleşmeli personelin yeniden göreve alınması

Madde 64- Sözleşmesini feshedenler ile sözleşmeleri yenilenmeyenler, feshedilenler veya feshedilmiş sayılanlar, niteliklerini taşımak kaydıyla boş pozisyonlarda yeniden göreve alınabilir.

Sözleşmeli personel olarak çalışmakta iken zorunlu yer değiştirmeye tâbi memur veya diğer kamu görevlisi olan eşinin zorunlu olarak başka bir yere atanması nedeniyle sözleşmelerini feshedenler, eşlerinin atandığı yerde; 69 uncu maddenin birinci fıkrasında öngörülen nedenlerle sözleşmelerini feshedenler ise önceki görev yerlerinde, önceki unvanlarına ilişkin pozisyonlarda veya niteliklerine uygun başka bir pozisyonda göreve alınabilir.

ONUNCU BÖLÜM

Çalışma Süreleri ve İzinler

Çalışma süreleri

Madde 65- Memurların,işçilerin ve tam zamanlı sözleşmeli personelin haftalık çalışma süresi genel olarak kırk saattir. Bu süre Cumartesi ve Pazar günleri tatil olmak üzere düzenlenir.
Sözleşmeli personel, sözleşmelerine konulacak hükümlerle kurumların ve hizmetlerin özellikleri dikkate alınarak tam zamanlı ya da kısmî zamanlı olarak çalıştırılabilir. Kısmî zamanlı olarak çalıştırılacakların çalışma süreleri sözleşmelerinde belirtilir.

Bakanlar Kurulu, yurt dışı kuruluşlarda hizmetin gerektirdiği hâllerde, hafta tatilini Cumartesi ve Pazardan başka günler olarak tespit edebilir.

Günlük çalışmanın başlama ve bitme saatleri ile öğle dinlenme süresi, bölgelerin ve hizmetin özelliklerine göre merkezde Devlet Personel Başkanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca, illerde valiler tarafından tespit olunur.

Günün yirmidört saatinde devamlılık gösteren hizmetlerde çalışan memurların ve sözleşmeli personelin çalışma saat ve şekilleri, kurumlarınca düzenlenir. Ancak, kadın memurlara hamileliklerinin onaltıncı haftasından itibaren ve doğumdan sonraki bir yıl süreyle gece nöbeti ve gece vardiyası görevi verilemez.

Yıllık izin

Madde 66- Memurların ve tam zamanlı çalışan sözleşmeli personelin yıllık izin süresi, bu Kanuna tâbi kurumlarda adaylık ve askerlik dâhil her türlü statüde çalışılan süreler dikkate alınarak hizmeti bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dâhil) olanlar için onbeş işgünü, beş yıldan fazla, onbeş yıldan az olanlar için yirmi işgünü, onbeş yıl (dâhil) ve daha fazla olanlar için yirmialtı işgünüdür.

Kısmî zamanlı olarak çalışan sözleşmeli personelin yıllık izin süreleri, tam zamanlı olarak çalışılan süreler gözönünde bulundurularak sözleşmelerinde belirlenir.

Yıllık iznin kullanımından vazgeçilemez ve bulunulan yıl içinde kullandırılması zorunluluğu kaldırılmıştır.

Öğretmenler yaz tatili ile yarı yıl tatillerinde izinli sayılır. Bunlara ayrıca yıllık izin verilmez.

Radyoloji işleri ile radyum ve radyoaktif maddelerle yapılan işlerde çalışanlara, hizmet süresine bakılmaksızın kesintisiz toplam kırkbeş işgünü yıllık izin kullandırılır.

Kurumların gerekli durumlarda günlük çalışma saatleri dışında çalıştırdığı personele, yaptırılan fazla çalışmanın her sekiz saati için bir gün hesabı ile izin verilir. Bu suretle verilecek izinler de yılı içinde kullandırılır.

Mazeret izni

Madde 67- Memura, işçilere ve sözleşmeli personele ana, baba, eş ve çocuklarından birinin hastalığı hâlinde kendisinden başka bakacak kimsenin bulunmaması ve doktor raporu ile refakatçi tahsisi gerektiğinin belgelendirilmesi kaydıyla onbeş güne kadar izin verilir. Gerektiğinde bu süre bir katına kadar uzatılır.Memura, işçiye ve sözleşmeli personele, eşinin doğum yapması, kendisinin veya çocuğunun evlenmesi, eşinin veya çocuğunun ölümü, kendisinin veya eşinin ana, baba ve kardeşinin ölümü hâlinde isteği üzerine beş işgünü izin verilir.

Yukarıda belirtilen hâller dışında, merkezde atamaya ve sözleşme imzalamaya yetkili amirler, illerde valiler, ilçelerde kaymakamlar ve yurt dışında diplomatik misyon şefleri tarafından birim amirinin muvafakati ile bir yıl içinde toptan veya parça parça olarak, mazeretleri sebebiyle memurlara ve sözleşmeli personele beş işgünü izin verilebilir. Zaruret hâlinde öğretmenler hariç olmak üzere aynı usulle beş işgünü daha mazeret izni verilebilir. Bu takdirde ikinci defa alınan bu izin yıllık izinden düşülür.

Kadın memur ve sözleşmeli personele çocuklarını emzirmeleri için doğum tarihinden itibaren ilk altı ayda günde dört saat, ikinci altı ayda günde üç saat süt izni verilir. Süt izninigünün ikinciyarısında  kullanılır.

Yıllık izin ve mazeret izinleri sırasında malî haklar ile sosyal yardımlara dokunulmaz.

Hastalık ve analık izni

Madde 68- Memurlara,işçiler ve sözleşmeli personele, hastalıkları hâlinde, verilecek raporlarda gösterilecek lüzum üzerine, aşağıdaki fıkralarda belirtilen esaslara göre izin verilir.

Memurlar ve işçiler kanser, verem ve akıl hastalıkları gibi uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç gösteren hastalıkları hâlinde onsekiz aya kadar, diğer hastalık hâllerinde ise oniki aya kadar izin verilir.

Bu süreler; tam zamanlı çalışan sözleşmeli personel için yarısı kadar, kısmî zamanlı olarak çalışan sözleşmeli personel için çalıştıkları sürelerin tam zamanlı sürelere oranı dikkate alınarak belirlenecek süre kadar uygulanır.

Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personelin, hastalıkları sebebiyle yataklı tedavi kurumlarında yatarak gördükleri tedavi süreleri hastalık izinlerine ait sürelerin hesabında dikkate alınmaz

Bu maddede yazılı en çok süreler kadar izin verilenler, bu izinlerinin sonunda işe başlayabilmek için, iyileştiklerine dair raporu (yurt dışındaki memurlar için mahallî usule göre verilecek raporu) getirmek zorundadır. İzin süresinin sonunda hastalıklarının devam ettiği resmî sağlık kurullarının raporu ile tespit edilenlerin izinleri iki katına kadar uzatılır. Bu sürelerin sonunda da iyileşmeyen memurlar ve sözleşmeli personel hakkında emeklilik hükümleri uygulanır. Bunlardan gerekli sağlık şartlarını yeniden kazandıkları resmî sağlık kurullarınca tespit edilen ve emeklilik hakkını elde etmemiş olanlar tekrar görev almak istedikleri takdirde, niteliklerine uygun görevlere öncelikle atanır.

Görevlerinden dolayı saldırıya uğrayan memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel ile görevleri sırasında ve görevlerinden dolayı bir kazaya uğrayan veya bir meslek hastalığına tutulan memurlar ve sözleşmeli personel, iyileşinceye kadar izinli sayılır.

Kadın memur ve sözleşmeli personele doğumdan önce 16, doğumdan sonra 16 hafta olmak üzere toplam 32 hafta süre ile analık izni verilir. Çoğul gebelik hâlinde doğum öncesi 16 haftalık analık izni süresine 4 hafta eklenir.

Ancak beklenen doğum tarihinden 4 hafta öncesine kadar, sağlık durumunun çalışmaya uygun olduğunu doktor raporuyla belgeleyen kadın memur ve sözleşmeli personel, isterse doğumdan önceki 1haftaya kadar kurumunda çalışabilir. Bu durumda kadın memurun ve sözleşmeli personelin isteği hâlinde, doğum öncesinde bu rapora dayanarak fiilen çalıştığı süreler doğum sonrası analık izni süresinden sayılmaz. Doğumun erken gerçekleşmesi nedeniyle doğum öncesi 16 haftalık analık izninin kullanılamayan bölümü de doğum sonrası analık izni süresine eklenir.

Hastalık ve analık izni süresince sosyal yardımların, temel görev aylığı veya temel görev ücretinin, varsa performans ödemesinin ve altıncı fıkrada belirtilen hallerde ayrıca hizmet farkı ek ödeneğinin ödenmesine devam edilir. Ancak, bu dönemlere ilişkin olarak sosyal güvenlik mevzuatına göre yapılacak ödemeler ilgilinin götereceği ayrıca bir hesaba yapılır.

Aylıksız izin

Madde 69- Memurun vev işçinin ana, baba, eş ve çocukları ile kardeşlerinden birinin ağır bir kaza geçirmesi veya önemli bir hastalığa yakalanması hâllerinde, refakat edilmesi gerektiğinin raporla belgelendirilmesi şartıyla bu personellere istekleri üzerine bu hâllerin devamı süresince aylıksız izin verilebilir.

Doğum yapan memur,işçi ve sözleşmeli personele, 68 inci madde uyarınca verilen doğum sonrası analık izni sürelerinin bitimi tarihinden itibaren; eşi doğum yapan memurişçi ve sözleşmeli personele, çocuğun doğduğu tarihten itibaren en fazla oniki aya kadar, istekleri üzerine aylıksız veya ücretsiz izin verilir. Bu izin, üç yaşını doldurmamış bir çocuğun evlat edinilmesi hâlinde, çocuğun ana ve babasının rızasının kesinleştiği tarihten veya vesayet dairelerinin izin verme tarihinden itibaren evlat edinen memur ve sözleşmeli personele de aynı koşullarla verilir. Evlat edinen her iki eşin de memur veya sözleşmeli personel olması hâlinde bu süre eşlerin talebi üzerine toplam aylıksız veya ücretsiz izin süresini geçmeyecek şekilde birbirini izleyen iki bölüm hâlinde eşlere kullandırılabilir. 4857 sayılı İş Kanununa tâbi olarak çalışan ve doğum yapan veya evlat edinen işçinin memur veya sözleşmeli personel olan eşine de aynı süre ve koşullarla aylıksız veya ücretsiz izin verilir. Münferit olarak evlat edinme hâlinde çocuğun ana ve babasının rızasının kesinleştiği tarihten veya vesayet dairelerinin izin verme tarihinden itibaren erkek ya da kadın memur veya sözleşmeli personel de aynı izin haklarından yararlanır. Ancak, sözleşmeli personelin takip eden sözleşme döneminde de bu fıkrada öngörülen izinlerden yararlanabilmesi için doğum veya evlat edinme hâlinden bağımsız olmak üzere ilgilinin sözleşmesinin yenilenmesine karar verilmiş olması şarttır.

Sürekli görevle yurt dışına atanan veya şahsen özel burs sağlayan ve burstan istifade etmesi için kendisine aylıksız izin verilenler de dâhil olmak üzere burslu olarak ya da bütçe imkanlarıyla yetiştirilmek üzere yurt dışına gönderilen memur, sözleşmeli personel, diğer kamu görevlisi veya öğrencilerin memur olan eşlerine, memuriyetleri süresince en çok altı yıla kadar aylıksız izin verilebilir.

Memurlara; yıllık izinde esas alınan süreler itibarıyla beş hizmet yılını tamamlamış olmaları ve istekleri hâlinde memurluk süreleri boyunca ve en fazla iki defada kullanılmak üzere ayrıca toplam bir yıla kadar aylıksız izin verilebilir. Ancak, sıkıyönetim veya olağanüstü hâl ilan edilen bölgelere 48 inci madde gereğince belli bir süre görev yapmak üzere zorunlu olarak sürekli görevle atananlar hakkında bu bölgelerdeki görev süreleri içinde bu fıkra hükmü uygulanmaz.

Yabancı memleketlerde veya uluslararası kuruluşlarda kurumlarının muvafakati ile görev alacak memurlara, ilgili bakanın izni ile ve her üç yılda bir iznin yenilenmesi kaydıyla, memuriyeti süresince yabancı memleketlerde toplam on yıla, uluslararası kuruluşlarda toplam yirmibir yıla kadar aylıksız izin verilebilir.

Aylıksız izin süresinin bitiminden önce mazereti gerektiren sebebin ortadan kalkması hâlinde, on gün içinde göreve dönülmesi zorunludur. Aylıksız izin süresinin bitiminde veya mazeret sebebinin kalkmasından sonraki on gün içinde görevine dönmeyenler, memuriyetten çekilmiş veya sözleşmesi feshedilmiş sayılır.

Aylıksız izin süresince bu Kanunda öngörülen malî haklar ile sosyal yardımlardan yararlanılamaz.

ONBİRİNCİ BÖLÜM

Personel ve Başarı Değerlendirmesi

Personel ve başarı değerlendirme dosyası

Madde 70- Her memur,işçi ve sözleşmeli personele ait bir personel ve başarı değerlendirme dosyası bulunur. Personel ve başarı değerlendirme amirleri tarafından düzenlenecek personel ve başarı değerlendirme formları, mal bildirimleri, varsa inceleme, soruşturma veya denetim raporları, disiplin cezaları ile takdirname verilmesine ilişkin bilgi ve belgeler, personel ve başarı değerlendirme dosyalarına konulur.

Özlük ile personel ve başarı değerlendirme dosyalarının önemi

Madde 71- Memurların ve işçilerin ehliyetlerinin tespitinde, ilerleme ve yükselmelerinde, emekliye ayırma veya görevle ilişiklerinin kesilmesinde; sözleşmeli personelin ise ehliyetlerinin tespitinde, yükselmelerinde, sözleşmelerinin yenilenmesi veya feshinde özlük ile personel ve başarı değerlendirme dosyaları başlıca dayanaktır. Bu dosyalara il milli eğitim müdürlüklerince verilen kur bitirme ve katılım ile başarı sertifikalarıoda eklenir.

Personel ve başarı değerlendirme amirleri

Madde 72- Personel ve başarı değerlendirme formunu düzenlemeye yetkili personel ve başarı değerlendirme amirleri kurumlarınca, Devlet Personel Başkanlığının olumlu görüşü alınmak suretiyle genel yönetmeliğe uygun olarak çıkarılacak yönetmeliklerde belirlenir.

Personel ve başarı değerlendirme formlarının düzenlenmesi

Madde 73- Personel ve başarı değerlendirme amirleri, düzenleyecekleri personel ve başarı değerlendirme formlarında, memurların ve sözleşmeli personelin görevlerinde başarılarını, bilgilerini, yöneticilik ehliyetleri ile temsil kabiliyetlerini, kişiliklerini, yaratıcılıklarını, girişimciliklerini, çalışma disiplinlerini, genel ehliyet ve liyakatlerini değerlendirir.

Personel ve başarı değerlendirme amirlerinin adil ve tarafsız davranmaları zorunludur.

Memurların ve sözleşmeli personelin başarılarının değerlendirilmesinde, performans değerlendirme sonuçları ile varsa, kurum çalışanlarının ve kurum hizmetlerinden yararlananların, genel kabul görmüş bilimsel yöntemlerle belirlenen hizmete ilişkin değerlendirmelerinden de yararlanılır.

Personel ve başarı değerlendirme amirleri hakkında, daha üst amirlerce düzenlenecek personel ve başarı değerlendirme formlarında, maiyetlerinde çalışanların başarılarını değerlendirme düzeyi de gözönünde bulundurulur.

Personel ve başarı değerlendirme formları her yıl Aralık ayı içinde, aday memurların personel ve başarı değerlendirme formları adaylık süresinin bitiminden önceki onbeş gün içinde, ilk defa göreve alınan sözleşmeli personelin personel ve başarı değerlendirme formları ise bir yıllık sözleşme süresinin bitiminden önceki onbeş gün içinde düzenlenir. Bu formun düzenlendiği yıl için başka bir personel ve başarı değerlendirme formu düzenlenmez.

Başarının geliştirilmesi

Madde 74- Personel ve başarı değerlendirme formlarının düzenlenmesi ve personelin izlenmesi sonucu, olumsuz davranışların, kusur veya noksanlıkların ya da teknik veya davranışsal yetersizliklerin tespiti hâlinde;

a) Kurumun hedefleri,

b) Yöneticilerin hedefleri,

c) Çalışanların kurumdan beklentileri ve amaçları ile üretim veya hizmetin kalitesinin yükseltilmesine yönelik görüş ve önerileri,

dikkate alınarak, personelin bireysel gelişimi ve kurumsal ilerleme ve kuruma yapacakları katkı için ihtiyaç duydukları eğitim ve alt yapı olanaklarının sağlanması esastır.

Personel ve başarı değerlendirmeleri ve bildirilmesi

Madde 75- Memur,işçi ve sözleşmeli personelden, 100 tam not üzerinden yapılan değerlendirme sonucu, personel ve başarı değerlendirme notu ortalaması 0-59 olanlar “yetersiz”, 60-69 olanlar “geliştirilmesi gerekli”, 70-79 olanlar “yeterli”, 80-89 olanlar “iyi”, 90-100 olanlar “çok iyi” kabul edilir. Personel ve başarı değerlendirmesinde yetersiz kabul edilenlerin değerlendirmeleri “olumsuz”, diğerleri “olumlu” sayılır.

Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel hakkındaki personel ve başarı değerlendirmeleri kişiye özel bir yazı ile kendilerine tebliğ edilir.

Kendilerine tebligat yapılan memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel, buna karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde atamaya veya sözleşme imzalamaya yetkili amirlerine itiraz edebilir. İlgililer hakkında personel ve başarı değerlendirme formunu düzenlemiş olan en üst amirler, atamaya veya sözleşme imzalamaya yetkili amirlerce kendilerine intikal ettirilen itirazla ilgili kararlarını, itiraz tarihinden itibaren altmış gün içinde yazılı olarak ilgiliye ve atamaya veya sözleşme imzalamaya yetkili amire bildirir.

Personel ve başarı değerlendirmesi iki defa üst üste olumsuz olan memurlar başka bir personel ve başarı değerlendirme amirinin emrine atanır. Burada da değerlendirmesi olumsuz olan memurlar ile on yıl içinde toplam dört defa olumsuz değerlendirme alan memurların görevlerine son verilir ve bunlar bir daha memur veya sözleşmeli personel olarak istihdam edilemez.

Personel ve başarı değerlendirmesi olumsuz olan sözleşmeli personelin sözleşmeleri yenilenmez. Bu şekilde sözleşmesi yenilenmeyenler bir yıl geçmedikçe memur veya sözleşmeli personel olarak istihdam edilemez. İkinci kez olumsuz değerlendirme alması nedeniyle sözleşmesi yenilenmeyenler beş yıl geçmedikçe; üçüncü defa olumsuz değerlendirme alması nedeniyle sözleşmesi yenilenmeyenler ise bir daha memur veya sözleşmeli personel olarak istihdam edilemez.

Personel ve başarı değerlendirme genel yönetmeliği

Madde 76- Personel ve başarı değerlendirme formunun şekli, içereceği sorular, düzenleneceği hâller ve düzenlenme zamanı, bunlarda bulunacak bilgiler, ayrılma sebebiyle düzenleneceği hâller, muhafaza ile görevli makamlara dair esaslar ile itiraz ve bunu inceleyecek merciler; vali ve kaymakamların hangi memurların ve sözleşmeli personelin birinci, ikinci ve üçüncü personel ve başarı değerlendirme amirleri olduğu, hangi memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel hakkında da ek personel ve başarı değerlendirme formu düzenleneceği ve personel ve başarı değerlendirmesiyle ilgili diğer hususlar Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak genel yönetmelikle düzenlenir.

Takdirname

Madde 77- Görevlerinde olağanüstü gayret ve çalışması ile başarı sağlayan memurlara,işçilere ve sözleşmeli personele, merkezde atamaya veya sözleşme imzalamaya yetkili amirler, il ve ilçelerde valiler ve kaymakamlar tarafından takdirname verilebilir.

Takdirname verilenler ile takdirname verme gerekçesi uygun araçlarla ilan edilir.

ONİKİNCİ BÖLÜM

Disiplin

Disiplin cezaları

Madde 78- Kamu hizmetlerini mevzuat hükümlerine uygun bir şekilde yerine getirmeyen, uyulması zorunlu hususlara uymayan veya yasaklanan işleri yapan memur veya sözleşmeli personele, durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre uyarma, kınama, aylıktan kesme, basamak ilerlemesinin durdurulması ve memurluktan çıkarma cezalarından biri verilir.

Sözleşmeli personele disiplin cezalarının verilmesinde memurlara uygulanan usuller uygulanır.

Uyarma cezası

Madde 79- Uyarma cezası, memura ve sözleşmeli personele görevinde gayretli veya davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.

Uyarma cezası verilmesini gerektiren fiil ve hâller şunlardır:

a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esaslara uyulmasında, görevle ilgili resmî belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımında kayıtsızlık göstermek veya özensiz davranmak, görevinin gerektirdiği gayreti göstermemek,

b) İzinsiz veya özürsüz olarak göreve geç gelmek, erken ayrılmak, görev mahallini terk etmek,

c) Kurumlarca belirlenen tasarruf tedbirlerine riayet etmemek,

d) Usulsüz müracaat veya şikayette bulunmak,

e) Kamu görevlisine yakışmayan tutum ve davranışta bulunmak,

f) Görevine veya iş sahiplerine karşı kayıtsızlık göstermek veya ilgisiz kalmak,

g) Kılık ve kıyafete ilişkin mevzuat hükümlerine aykırı davranmak,

h) Görevin takım çalışması, eşgüdüm ve işbirliği içinde yürütülmesini engelleyen davranışlarda bulunmak.

Kınama cezası

Madde 80- Kınama cezası, memura ve sözleşmeli personele, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir.

Kınama cezası verilmesini gerektiren fiil ve hâller şunlardır:

a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esaslara uyulmasında, görevle ilgili resmî belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımında kusurlu davranmak,

b) Kazanç getiren sürekli faaliyetlerin bildirilmesine ilişkin yükümlülüklere uymamak,

c) Görev sırasında amire hâl ve hareketi ile saygısız davranmak,

d) Hizmet dışında kamu görevlisinin saygınlığını ve kamu görevlisine duyulan güveni sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak,

e) Resmî belge, araç, gereç ve benzeri eşyayı kaybetmek veya özel işlerinde kullanmak,

f) İş arkadaşlarına, maiyetindeki personele ve iş sahiplerine söz veya hareketle sataşmak veya kötü muamelede bulunmak,

g) İzinsiz veya özürsüz olarak bir gün göreve gelmemek,

h) Görev mahallinde genel ahlak ve edep dışı davranışlarda bulunmak,

i) Yazılı emir ve konusu suç teşkil eden emre ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, verilen emirlere itiraz etmek,

j) Borçlarını kasten ödemeyerek hakkında yasal yollara başvurulmasına neden olmak,

k) Kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenini bozmak,

l) Görev yeri sınırları içerisinde herhangi bir yerin görevle ilgili olmayan toplantı, tören ve benzeri amaçlarla izinsiz olarak kullanılmasına yardımcı olmak,

m) İzinli veya yetkili olmadığı hâlde basın ve yayın organları ile haber ajanslarına bilgi vermek veya açıklama yapmak.

Aylıktan kesme cezası

Madde 81- Aylıktan kesme cezası, memurun temel görev aylığından, sözleşmeli personelin temel görev ücretinden beşte bir oranında kesinti yapılmasıdır.

Aylıktan kesme cezası verilmesini gerektiren fiil ve hâller şunlardır:

a) Kasıtlı olarak; verilen emir ve görevleri tam ve zamanında yapmamak, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esaslara uymamak, görevle ilgili resmî belge, araç ve gereçleri korumamak, bakımını yapmamak, hor kullanmak,

b) İzinsiz veya özürsüz olarak kesintisiz iki ila dört gün göreve gelmemek,

c) Resmî belge, araç, gereç ve benzeri eşyayı özel menfaat sağlamak için kullanmak,

d) Görevle ilgili konularda yükümlü olduğu kişilere yalan ve yanlış beyanda bulunmak,

e) Hizmet içinde kamu görevlisinin saygınlığını ve kamu görevlisine duyulan güveni sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak,

f) Görev yeri sınırları içinde herhangi bir yeri görevle ilgili olmayan toplantı, tören ve benzeri amaçlarla izinsiz kullanmak veya kullandırmak,

g) Amirine, maiyetindekilere, iş arkadaşlarına veya iş sahiplerine sözle saygısızlık etmek, küçük düşürücü veya aşağılayıcı fiil ve hareketlerde bulunmak.

Basamak ilerlemesinin durdurulması cezası

Madde 82- Basamak ilerlemesinin durdurulması cezası, memurun basamak ilerlemesinin iki yıl süre ile durdurulmasıdır.

Basamak ilerlemesinin durdurulması cezası verilmesini gerektiren fiil ve hâller şunlardır:

a) Göreve sarhoş veya uyuşturucu ya da uyarıcı madde kullanmış hâlde gelmek veya görev yerinde alkollü içki içmek veya uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanmak,

b) İzinsiz veya özürsüz olarak kesintisiz beş ila dokuz gün göreve gelmemek,

c) Görevi ile ilgili olarak çıkar sağlamak,

d) Gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek,

e) Yasaklanan kazanç getirici faaliyetlerde bulunmak,

f) Görevin yerine getirilmesinde dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayrımı yapmak, kişilerin yarar veya zararını hedef tutan davranışlarda bulunmak,

g) İhtara rağmen belirlenen durum ve sürelerde mal bildiriminde bulunmamak,

h) Açıklanması yasaklanan bilgileri açıklamak,

i) Amirine, maiyetindekilere, iş arkadaşları veya iş sahiplerine cinsel tacizde veya hakarette bulunmak veya bunları tehdit etmek,

j) Diplomatik statüsünden yararlanmak suretiyle yurt dışında, haklı bir sebep göstermeksizin ödeme kabiliyetinin üstünde borçlanmak ve borçlarını ödemedeki tutum ve davranışlarıyla Devlet itibarını zedelemek veya zorunlu bir sebebe dayanmaksızın borcunu ödemeden yurda dönmek,

k) Verilen görev ve emirleri kasten yapmamak,

l) Herhangi bir siyasî parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak.

İkinci fıkrada belirtilen fiilleri işleyen sözleşmeli personelin sözleşmesi feshedilir. İkinci fıkranın (b) bendi sözleşmeli personel için izinsiz veya özürsüz olarak bir sözleşme dönemi içinde beş gün göreve gelmemek şeklinde uygulanır. Bu madde hükmüne göre sözleşmesi feshedilenler bir yıl süreyle memur veya sözleşmeli personel olarak istihdam edilemez.

Memurluktan çıkarma cezası

Madde 83- Memurluktan çıkarma cezası, memurun bir daha atanmamak üzere memurluktan çıkarılmasıdır.

Memurluktan çıkarma cezası verilmesini gerektiren fiil ve hâller şunlardır:

a) İdeolojik veya siyasî amaçlarla kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenini bozmak; boykot, işgal, engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak,

b) Yasaklanmış her türlü yayını veya siyasî veya ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kurumların herhangi bir yerine asmak veya teşhir etmek,

c) Siyasî partiye üye olmak, bu şart kaldırılmıştır.

d) İzinsiz veya özürsüz olarak bir yılda toplam yirmi gün göreve gelmemek,

e) Savaş, olağanüstü hâl veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği görev veya emirleri yapmamak,

f) Amirine, maiyetindekilere, iş arkadaşlarına ve hizmet sunmakla yükümlü olduğu kişilere karşı fiilî tecavüzde bulunmak,

g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,

h) Görevini kendisine veya başkasına çıkar sağlamak amacıyla kötüye kullanmak,

i) Yetki almadan gizli bilgileri açıklamak,

j) Siyasî ve ideolojik eylemlerden arananları görev mahallinde gizlemek,

k) Yurt dışında Devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak,

l) 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanuna aykırı fiilleri işlemek.

Memurluktan çıkarma cezası verilmesini gerektiren fiil ve hâllerin oluşması hâlinde sözleşmeli personelin sözleşmeleri feshedilir.

Bu maddeye göre kendilerine ceza verilenler bir daha memur ya da sözleşmeli personel olarak istihdam edilemez. Bu fıkra kaldırılmıştır.

Disiplin cezası verilmesinde özel durumlar

Madde 84- Aşağıdaki hâllerde bir derece ağır disiplin cezası verilir:

a) Disiplin cezası verilmesine sebep olmuş bir fiil veya hâlin cezaların silinmesine ilişkin süre içinde tekrarlanması,

b) Farklı fiil veya hâller nedeniyle verilen aynı disiplin cezasının üçüncü defa uygulanması,

c) Aynı disiplin cezasını gerektiren birden çok fiil veya hâlin bir arada bulunması.

Son üç yıllık personel ve başarı değerlendirmeleri iyi veya çok iyi derecede olan ve disiplin cezası almamış olanlara; memurluk ve işçilikten çıkarma cezası hariç, ceza verilmesini gerektiren fiil ve hâli için öngörülen cezadan bir derece hafif olan ceza verilebilir, uyarma cezası verilmesini gerektiren fiil ve hâller için ise ceza verilmeyebilir.

Son basamakta bulunanların, basamak ilerlemesinin durdurulması cezası verilmesini gerektiren hâllerinin bulunması ve fiilleri işlemeleri durumunda, temel görev aylıklarından veya temel görev ücretlerinden dörtte bir oranında kesinti yapılır. Bu kişiler hakkında basamak ilerlemesinin durdurulması cezası verilmesini gerektiren fiil veya hâlin bu cezanın silinmesine ilişkin süre içinde tekrarı hâlinde memurluktan çıkarma cezası verilir.

Özel kanunların disiplin suç ve cezalarına ilişkin hükümleri saklıdır.

Disiplin cezası verme yetkisi

Madde 85- Uyarma ve kınama cezaları disiplin amirleri tarafından, aylıktan kesme ve basamak ilerlemesinin durdurulması cezaları disiplin amirlerinin isteği ve merkezde ve mahallî idarelerde memurun veya sözleşmeli personelin bağlı olduğu kurumdaki disiplin kurulunun kararı üzerine atamaya veya sözleşme imzalamaya yetkili amirler, taşrada ilgili disiplin kurulları kararına dayanan hâllerde valiler tarafından verilir.

Memurluktan çıkarma cezası, disiplin amirlerinin isteği üzerine, memurun bağlı bulunduğu kurumun yüksek disiplin kurulu kararı ile verilir.

Disiplin kurulu ve yüksek disiplin kurulunun ayrı bir ceza tayinine yetkisi yoktur, ceza teklifini kabul veya reddeder. Ret hâlinde ilgili disiplin amirlerinin, ret kararının kendilerine ulaştığı tarihten itibaren onbeş gün içinde yetkileri dâhilindeki başka bir disiplin cezasını verme veya doğrudan vermeye yetkili olmadıkları başka bir disiplin cezasını ilgili disiplin kuruluna önerme yetkileri saklıdır.

Özel kanunların disiplin cezası vermeye yetkili amir ve kurullarla ilgili hükümleri saklıdır.

Disiplin amirleri

Madde 86- Disiplin amirleri, kurumların kuruluş yapıları, hiyerarşik kademeleri ve görev özellikleri dikkate alınarak Devlet Personel Başkanlığının görüşü alınmak suretiyle kurumlarca çıkarılacak yönetmeliklerde belirlenir.

Disiplin kurulları

Madde 87- Disiplin ve soruşturma işlerinde kanunlarla verilen görevleri yapmak üzere kurum merkezinde bir yüksek disiplin kurulu ile bir disiplin kurulu; her ilde, bölge esasına göre çalışan kuruluşlarda bölge merkezinde ve ayrıca Millî Eğitim müdürlüklerinde birer disiplin kurulu kurulur.

Disiplin cezası verilmesini gerektiren bir fiil veya hâlin vukuundan sonra görev yeri değişenlerin disiplin soruşturması eski kurum veya birimince yapılır. Soruşturma sonucunda soruşturma evrakı ve ekleri ilgilinin yeni kurumuna veya birimine gönderilir. Bu durumdakilere disiplin cezası verilmesi hususunda ilgilinin yeni kurum veya birimindeki disiplin amirleri ve kurulları yetkilidir.

Disiplin ve yüksek disiplin kurullarının kuruluş, üyelerinin görev süresi, görüşme ve karar usulü, hangi memurlar ve sözleşmeli personel hakkında karar verebilecekleri ve disiplin amirlerinin tayin ve tespitinde uygulanacak esaslar, bakanlık müsteşarları ve Başbakanlık ve bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının üst yöneticileri, taşrada valiler veya müşterek kararla atananlar hakkında karar vermeye yetkili disiplin ve yüksek disiplin kurulları ve kurulların yetki ve sorumlulukları ile uygulamaya ilişkin diğer usul ve esaslar Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak genel yönetmelikle düzenlenir.

Zamanaşımı

Madde 88- Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hâllerin öğrenildiği tarihten itibaren;

a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve basamak ilerlemesinin durdurulması cezası verilmesini gerektiren durumlarda bir ay içinde,

b) Memurluktan çıkarma cezası verilmesini gerektiren durumlarda altı ay içinde,

disiplin soruşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.

Disiplin cezası gerektiren fiil ve hâllerin işlendiği tarihten itibaren üç yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar.

Karar süresi

Madde 89- Disiplin amirleri, uyarma ve kınama cezalarına ilişkin kararlarını soruşturmanın tamamlandığı günden itibaren otuz gün içinde vermek zorundadır.

Aylıktan kesme, basamak ilerlemesinin durdurulması ve memurluktan çıkarma cezalarını gerektiren hâllerde soruşturma dosyası, kararını bildirmek üzere ilgili disiplin kuruluna savunmanın alınmasını müteakip yedi gün içinde tevdi edilir. Disiplin kurulu, dosyayı aldığı tarihten itibaren otuz gün, yüksek disiplin kurulu ise altı ay içinde kararını bildirir.

Yüksek disiplin kurullarının soruşturma usulü

Madde 90- Yüksek disiplin kurulları kendilerine intikal eden dosyaların incelenmesinde, gerekli gördükleri takdirde, ilgilinin personel ve başarı değerlendirme dosyasını ve her nevi evrakı incelemeye, ilgili kurumlardan bilgi almaya, yeminli tanık ve bilirkişi dinlemeye veya niyabeten dinletmeye, mahallen keşif yapmaya veya yaptırmaya yetkilidir.

Hakkında memurluktan çıkarma cezası istenenler, soruşturma evrakını incelemeye, tanık dinletmeye, yüksek disiplin kurulunda sözlü veya yazılı olarak kendisi veya vekili vasıtasıyla savunma yapma hakkına sahiptir.

Savunma hakkı

Madde 91- Memurlar,işçiler ve sözleşmeli personel hakkında savunması alınmadan disiplin cezası verilemez.

Disiplin amirinin soruşturmanın tamamlanmasını müteakip yedi günden az olmamak üzere verdiği süre içinde veya belirtilen bir tarihte savunmasını yapmayan memur ve sözleşmeli personel, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır. Yetkili disiplin kurulu da ihtiyaç duyması hâlinde ilgilinin savunmasını isteyebilir.

Cezaî kovuşturma ile disiplin soruşturmasının birlikte yürütülmesi

Madde 92- Aynı olaydan dolayı memur veya sözleşmeli personel hakkında ceza kovuşturmasına başlanmış olması, disiplin soruşturmasını geciktiremez.

Ceza kanununa göre mahkum olunması veya olunmaması hâlleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olmaz.

İşledikleri iddia edilen fiiller sebebiyle memurlar ve sözleşmeli personel hakkında yetkili mercilerce düzenlenen; soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine ilişkin kararlar, takipsizlik kararları, iddianame ile mahkemelerce verilen nihai kararların bir örneği ilgili mercilerce, personelin bağlı olduğu kuruma gönderilir.

Uygulama

Madde 93- Disiplin cezaları verildiği tarihten itibaren hüküm ifade eder ve derhal uygulanır.

Aylıktan kesme cezası, cezanın verildiği tarihi takip eden ay sonunda uygulanır.

Verilen disiplin cezaları sıralı personel ve başarı değerlendirme amirine, memurluktan çıkarma cezası ayrıca Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.

Kendilerine aylıktan kesme veya basamak ilerlemesinin durdurulması cezası verilenler merkez teşkilatında daire başkanlığı ve hiyerarşik olarak daha üstü kadrolara, taşra teşkilatında ise bölge müdürlüğü ile il müdürlüğü, defterdarlık ve il müftülüğü kadrolarına atanamaz.

Atamaları Bakanlar Kurulu kararı ile yapılanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.

Disiplin cezalarının silinmesi

Madde 94- Disiplin cezaları, memurun ve sözleşmeli personelin personel ve başarı değerlendirme dosyasına işlenir. Memur ve sözleşmeli personel, uyarma ve kınama cezalarının uygulanmasından itibaren beş yıl; aylıktan kesme ve basamak ilerlemesinin durdurulması cezalarının uygulanmasından itibaren on yıl çalıştıktan sonra atamaya veya sözleşme imzalamaya yetkili amire başvurarak, verilmiş olan cezaların dosyasından silinmesini isteyebilir.

Memur ve sözleşmeli personelin, cezaların silinmesine ilişkin süreler içinde personel ve başarı değerlendirmelerinin olumsuz olmaması ve yeni bir disiplin cezası almamış olması kaydıyla, disiplin cezasının silinmesine karar verilir. Bu karar ilgilinin dosyasına işlenir.

İtiraz

Madde 95- Uyarma ve kınama cezalarına karşı disiplin kuruluna; diğer disiplin cezalarına karşı ise yüksek disiplin kuruluna, kararın tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde itiraz edilebilir.

İtiraz hâlinde, itiraz mercileri kararı gözden geçirerek verilen cezayı aynen kabul edebilecekleri gibi cezayı hafifletebilir veya tamamen kaldırabilirler.

İtiraz mercileri, itiraz dilekçesi ile karar ve eklerinin kendilerine intikalinden itibaren yirmi gün içinde kararlarını vermek zorundadır.

Süresi içinde itiraz edilmeyen disiplin cezaları ile itiraz üzerine verilen kararlara karşı yargı yoluna başvurulabilir.

ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Görevden Uzaklaştırma

Görevden uzaklaştırma

Madde 96- Kamu hizmetlerinin yürütülmesi bakımından görevi başında kalmasında sakınca görülen memurlar ve sözleşmeli personel ihtiyatî bir tedbir olarak görevden uzaklaştırılır.

Görevden uzaklaştırma kararı, soruşturmanın veya ceza kovuşturmasının herhangi bir safhasında da alınabilir.

Görevden uzaklaştırma yetkisi

Madde 97- Görevden uzaklaştırma kararı almaya yetkili olanlar şunlardır:

a) Atamaya ve sözleşme imzalamaya yetkili amirler (Bakanlar Kurulu kararı veya müşterek karar ile atananlar için ilgili bakan),

b) Başbakanlık, bakanlık, bağlı veya ilgili kuruluş şeklinde kurulan müsteşarlık, başkanlık veya genel müdürlük müfettişleri,

c) İllerde valiler,

d) İlçelerde kaymakamlar (ilçe idare şube başkanları hakkında valinin muvafakati şarttır).

Valiler ve kaymakamlar tarafından alınan görevden uzaklaştırma kararı, memurun kurumuna derhal bildirilir.

Görevden uzaklaştırmada amirin sorumluluğu

Madde 98- Görevinden uzaklaştırılan memurlar ve sözleşmeli personel hakkında görevden uzaklaştırmayı izleyen on işgünü içinde soruşturmaya başlanması şarttır.

Memuru veya sözleşmeli personeli görevden uzaklaştırdıktan sonra süresi içinde soruşturmaya başlamayan, keyfî olarak veya garaz veya kini dolayısıyla bu tasarrufu yaptığı, yaptırılan soruşturma sonunda anlaşılan veya göreve tekrar başlatılmanın zorunlu olduğu hâllerde görevden uzaklaştırma kararını kaldırmayan amirler, idarî, malî ve cezaî sorumluluğa tâbidir.

Görevden uzaklaştırılan veya görevinden uzak kalanların hak ve yükümlülüğü

Madde 99- Görevden uzaklaştırılan ve görevi ile ilgili olsun veya olmasın herhangi bir suçtan tutuklanan veya gözaltına alınan memurlara, bu süre içinde temel görev aylığının üçte ikisi ödenir. Bunlar bu Kanunun öngördüğü sosyal yardımlardan faydalanmaya devam eder.

100 üncü maddede belirtilen hâllerde, görevden uzaklaştırılan veya görevinden uzak kalan memurların aylıklarından kesilmiş olan üçte biri kendilerine ödenir ve görevden uzakta geçirdikleri süre, basamak ilerlemelerinde değerlendirilir.

Haklarında memur olarak istihdama engel olmayacak bir cezaya hükmedilip cezalarının infazı nedeniyle görevlerine devam edemeyenler, infaz süresince aylıksız izinli sayılır. Bunlar infaz sürelerinin bitiminden itibaren on gün içinde göreve başlar.

Sözleşmeli personel hakkında da bu madde hükümleri uygulanır. Ancak, sözleşmeli personelin takip eden sözleşme döneminde bu maddede öngörülen haklardan yararlanabilmesi için görevden uzaklaştırma, gözaltına alınma, tutukluluk ya da infaz durumundan bağımsız olmak üzere ilgilinin sözleşmesinin yenilenmesine karar verilmiş olması şarttır.

Göreve tekrar başlatılmanın zorunlu olduğu hâller

Madde 100- Görevden uzaklaştırma kararı;

a) Haklarında disiplin cezası verilmesine gerek görülmeyenler veya memurluktan çıkarmayı ya da sözleşmenin feshini gerektiren ceza dışında bir disiplin cezası verilenler,

b) Soruşturma izni verilmeyenler ile haklarında takipsizlik veya beraat kararı verilenler,

c) Görevlerine ilişkin olsun veya olmasın memur veya sözleşmeli personel olarak istihdama engel olmayacak bir cezaya mahkum olup cezası ertelenenler,

d) Af kanunları uyarınca soruşturma veya kovuşturması kaldırılanlar,

hakkında yetkili kişilerce, müfettişler tarafından görevden uzaklaştırılanlar hakkında ise atamaya veya sözleşme imzalamaya yetkili amirlerce kaldırılır.

Görevden uzaklaştırma kararının kaldırılmasında amirin takdiri

Madde 101- Görevden uzaklaştırma kararı, memurun ve sözleşmeli personelin görevine dönmesinde kamu hizmetinin yürütülmesi bakımından sakınca görülmeyen hâllerde; müfettişler tarafından görevden uzaklaştırılanlar hakkında atamaya veya sözleşme imzalamaya yetkili amirlerce, diğerleri için ise görevden uzaklaştırma kararını alanlarca her zaman kaldırılabilir.

Süre

Madde 102- Bir disiplin soruşturması nedeni ile alınan görevden uzaklaştırma kararı en çok üç ay devam edebilir. Bu süre sonunda hakkında bir karar verilmeyen memur veya sözleşmeli personel görevine başlatılır.

Bir ceza kovuşturması sebebiyle görevden uzaklaştırma kararı alınması hâlinde, müfettişlerce görevinden uzaklaştırılanlar için atamaya veya sözleşme imzalamaya yetkili amir, diğerleri için ise görevden uzaklaştırma kararını alanlarca, ilgilinin durumunu her iki ayda bir inceleyerek görevine dönüp dönmemesi konusunda karar verir ve ilgiliye yazı ile tebliğ eder.

ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Hizmet İçinde Yetiştirme

Hizmet içi eğitim

Madde 103- Memurları ve sözleşmeli personeli yetiştirmek ve verimliliklerini artırmak amacıyla uygulanacak hizmet içi eğitim kurumlarca yürütülür.

Hizmet içi eğitim amacıyla eğitim merkezleri veya tesisleri açılamaz. Bu ihtiyaçlar hizmet satın alma suretiyle karşılanabilir. Özel kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.

Yetiştirilmek amacıyla yurt dışına gönderilme ve mecburî hizmet

Madde 104- Adaylığı sona ermiş memurlar ile en az üç yıl aralıksız çalışmış olan tam zamanlı sözleşmeli personel, meslekleriyle ilgili ve ihtiyaç duyulan alanlarda yetiştirilmek amacıyla; eğitim, araştırma, inceleme veya staj yapmak, bilgilerini artırmak ve kurs görmek üzere, kurumlarınca açılacak yarışma sınavlarında başarı göstermek veya seçme sonucu belirlenmek suretiyle, bütçe imkanları çerçevesinde veya kurumlarınca sağlanan dış burslara dayanılarak Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenecek kontenjanlar dâhilinde veyahut anılan kontenjanlar dışında kurumlarınca sağlanan dış burslara dayanılarak bir yıldan fazla olmamak üzere program süresiyle sınırlı olarak yurt dışına gönderilebilir. Memurlar bu esaslara göre lisans üstü öğrenim görmek üzere iki yılı geçmemek kaydıyla yurt dışına gönderilebilir. Ayrıca, Dışişleri Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenecek kontenjanlar dâhilinde uluslararası kuruluşlarda staj yapmak üzere kurumların teklifi ve Başbakanlığın seçimi ile belirlenen memurlar ile sözleşmeli personel de bütçe imkanlarıyla yurt dışına gönderilebilir. Bu usuller dışında yetiştirilmek amacıyla yurt dışına memur veya sözleşmeli personel gönderilemez.

Birinci fıkrada belirtilen amaçlarla şahsen özel burs sağlayan memurlara iki yıla kadar aylıksız izin verilebilir.

Lisans üstü öğrenimin süresi içinde tamamlanamaması hâlinde, söz konusu öğrenim için öngörülen süre, kurumlarınca en çok yarısına kadar uzatılabilir.

Birinci fıkra uyarınca bütçe imkanları çerçevesinde veya kurumlarınca sağlanan dış burslara dayanılarak yurt dışına gönderilenler, kadrolarında veya pozisyonlarında bırakılır ve bunlara temel görev aylığı veya temel görev ücreti net tutarının yüzde altmışı ile sosyal yardımları kurumlarınca ödenir. Bunların ilerlemeleri, emeklilik ve diğer bütün hakları ve yükümlülükleri devam eder.

Kurumlarınca bütçe imkanları çerçevesinde gönderilenlere, 1 inci basamaktan aylık alan bekar Dışişleri meslek memurlarına gittikleri ülkede ödenmesi öngörülen yurtdışı net aylığının üçte ikisi ödenir. Kurumlarınca sağlanan dış burslara dayanılarak Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenen kontenjanlar dâhilinde gönderilenlere ise, aldıkları burs miktarlarının bu miktarın altında olması hâlinde aradaki fark kurumlarınca ayrıca ödenir. Anılan kontenjanlar dışında kurumlarınca sağlanan dış burslara dayanılarak gönderilenlere bu fark ödenmez. Bu fıkra uyarınca yapılacak ödemeler, her türlü vergiden müstesnadır.

Başbakanlığın seçimi üzerine uluslararası kuruluşlarda staj yapmak üzere Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenecek kontenjanlar dâhilinde ve bütçe imkanlarıyla yurt dışına gönderilenlere uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan her türlü ödeme, kurumlarınca kendilerine yapılan ödemelerin toplamından mahsup edilir.

Bu madde hükümlerine göre yurt dışına gönderilenler veya kendilerine aylıksız izin verilenler, program süresinin veya iznin bitimini takip eden on gün içinde görevlerine başlarlar.

Bütçe imkanları çerçevesinde veya kurumlarınca sağlanan dış burslara dayanılarak üç ay veya daha fazla süreyle gönderilenler, yurt dışında kaldıkları sürenin iki katı kadar mecburî hizmetle yükümlüdür. Mecburî hizmet yükümlülüğü, bu Kanun kapsamına giren kurumlar arasında devredilebilir.

Yasama organı üyeliğinde, belediye başkanlığında ve muvazzaf askerlikte geçen süre mecburî hizmetten sayılmaz ve bu görevler süresince mecburî hizmet yükümlülüğü ertelenir.

Yetiştirilmek amacıyla bu madde uyarınca lisansüstü öğrenim için yurt dışına gönderilecek memurlar, sadece Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilen yabancı yükseköğretim kurumlarında öğrenim görebilir. Lisansüstü öğretime ilişkin giderler, fatura veya benzeri gider belgesinin bizzat öğrenim görülen yüksek öğretim kurumu tarafından düzenlenmesi koşuluyla ödenir.

Yetiştirilmek amacıyla yurt dışına gönderileceklerin eğitim ve öğrenim konuları, kurumsal ihtiyaçlar, öncelikler ve hedefler doğrultusunda bir program çerçevesinde tespit edilir.

Yurt dışındaki eğitim masraflarının tahsili

Madde 105- Üç ay veya daha fazla süreyle; bu Kanuna göre meslekleriyle ilgili ve ihtiyaç duyulan alanlarda yetiştirilmek amacıyla; eğitim, araştırma, inceleme veya staj yapmak, bilgilerini artırmak, kurs veya lisans üstü öğrenim görmek üzere yurt dışına gönderilecek memur ve sözleşmeli personelden örneği Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanmış yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi alınır.

Süresi içinde görevine başlamayanlar veya mecburî hizmet yükümlülüğünü yerine getirmeden görevinden ayrılanlar, çekilmiş sayılanlar, sözleşmeleri feshedilenler veya bir ceza ile görevine son verilenler, kendileri için kurumlarınca yapılmış olan yurt içi ve yurt dışı aylıklar ile harcırah dâhil her türlü ödemeler karşılığında aynı para birimi ve miktarı üzerinden borçlandırılır. Borç toplamından mecburî hizmetin tamamlanan kısmına tekabül eden miktar indirilir. Hesaplanan borç, ilgilinin durumu ve ödetilecek meblâğ dikkate alınarak beş yıla kadar taksitlendirilebilir. Borç, Türk Lirası ile ödenir ve yapılan ödeme, tahsil tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca ilan edilen efektif satış kuru üzerinden dövize çevrilerek borç toplamından mahsup edilir.

Başarısızlık ve geri çağrılma hâllerinde de ilgililer için yapılmış olan her türlü masraf aynı esaslara göre ödetilir.

Yurt dışına gönderileceklere ilişkin hususlar

Madde 106- Bu Kanuna göre yetiştirilmek amacıyla yurt dışına gönderilecek memurların ve sözleşmeli personelin yarışma sınavları ile seçilme usul ve esasları, çalışmalarının nasıl izlenip denetleneceği, haklarındaki disiplin soruşturmasının ne suretle yapılacağı ve geri çağrılmalarını gerektirecek hâller ile kurumlarca sağlanan dış burs ve şahsen özel burs sağlanmasına ilişkin hususlar, Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir.

Millî İstihbarat Teşkilâtı Müsteşarlığı mensupları hakkında yukarıdaki hususlar, Başbakan tarafından belirlenir.

Koordinasyon ve denetim

Madde 107- Devlet Personel Başkanlığı, memurlar ile sözleşmeli personelin yurt içi ve yurt dışı eğitim programlarının hazırlanmasında ve uygulanmasında yol göstermek, yurt içi ve yurt dışı eğitimlerin uygun maliyetle gerçekleştirilmesini sağlamak üzere gerekli tedbirleri almak, eğitim faaliyetlerinin koordinasyonunu sağlamak ve bu faaliyetleri denetlemekle görevlidir.

DÖRDÜNCÜ KISIM

Malî Haklar ile Sosyal Yardımlar

BİRİNCİ BÖLÜM
Malî Haklar

Temel görev aylığı

Madde 108- Memurlara bu Kanuna ekli (I) sayılı; subay, astsubay ve uzman jandarmalara (II) sayılı; hâkim ve savcılara (III) sayılı; kadrolu üniversite öğretim üyelerine ise (IV) sayılı Temel Görev Aylığı Cetvellerinde yer alan göstergelerin aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda temel görev aylığı ödenir. Temel görev aylığı cetvellerinde yer alan gruplarda bulunan kadro ve görevler bu Kanuna ekli (1) sayılı listede gösterilmiştir.

Temel görev aylığı göstergeleri, ilgili kadro veya görevlere adaylık dâhil asaleten atananlar için bu kadro veya görevlerde bulunulduğu sürece ödemelere esas olup, başka kadro veya görevlere atanma hâlinde kazanılmış hak teşkil etmez.

Temel görev aylığının belirlenmesinde; memurlar ve diğer kamu görevlilerinden kadroya dayalı olarak istihdam edilenlerin göreve başlamasında, basamak ilerlemesinde değerlendirilen hizmet süresinin bulunmaması veya üç yıldan az süresinin bulunması hâlinde, 1 inci basamakta yer alan temel görev aylığı gösterge rakamı esas alınır. İlgili personelin basamak ilerlemesinde değerlendirilen üç yıldan fazla hizmet süresinin bulunması hâlinde her üç yıllık hizmet süresi bir basamağa karşılık gelmek ve memurlar için üç yıllık hizmet süresinin dolmasını izleyen yılbaşını; kadroya dayalı olarak istihdam edilen diğer kamu görevlilerinden basamak ilerleme tarihi farklı belirlenmiş olanlar için ise bir ileri basamağın göstergesine hak kazandığı tarihi takip eden ay sonundan geçerli olmak üzere, ilerlenmiş sayılan basamak için öngörülen gösterge rakamları esas alınır.

Temel görev ücreti

Madde 109- Sözleşmeli personele bu Kanuna ekli (V) sayılı; uzman erbaşlara (VI) sayılı; sözleşmeli üniversite öğretim elemanlarına ise (VII) sayılı Temel Görev Ücreti Cetvellerinde yer alan göstergelerin aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda temel görev ücreti ödenir. Temel görev ücreti cetvellerinde yer alan gruplarda bulunan pozisyonlar bu Kanuna ekli (2) sayılı listede gösterilmiştir.

Temel görev ücretinin belirlenmesinde; sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinden sözleşmeli olarak istihdam edilenlerin göreve başlamasında, kıdem yılında değerlendirilen hizmet süresinin bulunmaması veya üç yıldan az süresinin bulunması hâlinde, 1 inci basamakta yer alan temel görev ücreti gösterge rakamı esas alınır. İlgili personelin kıdem yılında değerlendirilen üç yıldan fazla hizmet süresinin bulunması hâlinde her üç yıllık hizmet süresi bir basamağa karşılık gelmek ve sözleşmeli personel için üç yıllık hizmet süresinin dolmasını izleyen yılbaşını; sözleşmeli olarak istihdam edilen diğer kamu görevlilerinden terfi tarihi farklı belirlenmiş olanlar için ise bir ileri basamağın göstergesine hak kazandığı tarihi takip eden ay sonundan geçerli olmak üzere, ilerlenmiş sayılan basamak için öngörülen gösterge rakamları esas alınır.

Hizmet farkı ek ödeneği

Madde 110- Memurlar, diğer kamu görevlileri ve tam zamanlı sözleşmeli personelden ikinci fıkrada belirtilen kriterlere göre Bakanlar Kurulunca uygun bulunanlara, en yüksek temel görev aylığının yüzde yirmisini geçmemek üzere hizmet farkı ek ödeneği ödenebilir. Bu ödeme hiçbir şekilde personelin kendi temel görev aylığının veya temel görev ücretinin yüzde kırkını; Türk Silâhlı Kuvvetleri mensubu pilot, silah sistem operatörü, uçuş ekibi personeli, paraşütçü, denizaltıcı, dalgıç ve kurbağa adamlar ile bunların adaylarına; Emniyet Genel Müdürlüğü ile diğer kurumlardaki memurlar ile sözleşmeli personelden pilot, pilot adayı ve uçuş ekibi personeline yüzde ellisini geçemez.

Yapılan hizmetin güçlüğü, sorumluluğu ve riskleri, iş yoğunluğu, çalışma şartları, hizmet yerinin sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi, geçim şartları ve coğrafî özellikleri ile hizmete ve hizmet yerine ilişkin olarak, aynı kadro veya pozisyonlarda görev yapmakta olan emsallerine, emsalinin bulunmaması durumunda da benzer kadro veya pozisyonlarda görev yapmakta olanlara göre farklılıkları ayrı ayrı veya birlikte dikkate alınarak, bu ödemenin kimlere ve hangi miktarlarda yapılacağı kurumlarınca Maliye Bakanlığına önerilir. Kamu iktisadî teşebbüslerine ilişkin öneriler Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlığa; mahallî idarelere ilişkin öneriler İçişleri Bakanlığına; üniversitelere ilişkin öneriler Yükseköğretim Kurulu aracılığıyla Millî Eğitim Bakanlığına yapılır ve bu bakanlıklar tarafından uygun görülenler birleştirilmek suretiyle Maliye Bakanlığına gönderilir.

Kurumların önerileri, Devlet Personel Başkanlığının görüşü ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Başbakanlık Müsteşarının başkanlığında, Maliye Bakanlığı Müsteşarı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı, Hazine Müsteşarı ve Devlet Personel Başkanından oluşan komisyon tarafından değerlendirilerek; ödeme miktarları ile ödemeye ilişkin usul ve esaslar, ödemeden yararlanacaklar, ödemeden yararlanma süresi, bu ödemeden hangi hâllerde yararlanılamayacağı ve ödemeye ilişkin diğer hususlar Bakanlar Kurulunun onayına sunulur.

Bu ödemeye ilişkin olarak ikinci fıkrada belirtilen kriterler uyarınca ortaya çıkan farklılıklar sebebiyle kurumların değişiklik önerilerinin bulunması hâlinde, bu öneriler en geç Mayıs ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına gönderilir ve Komisyonca uygun görülmesi hâlinde değişiklikler, izleyen malî yılda yürürlüğe girmek üzere, Eylül ayı sonuna kadar ve yılda bir defada aynı usulle gerçekleştirilir.

Bu maddeye ilişkin olarak Bakanlar Kuruluna ve komisyona verilen yetkiler, emsali personele yapılan ödemeyi geçmemek üzere Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği için Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı için Başbakan tarafından kullanılır.

Performans ödemesi

Madde 111- Personelin yıllık performans değerlendirme sonuçlarına göre, temel görev aylığının veya temel görev ücretinin yüzde beşini ve ilgili kurum bütçesine memurlar, diğer kamu görevlileri ve sözleşmeli personel için konulan toplam personel giderleri ödeneğinin yüzde birini geçmemek üzere öngörülen performans ödeneğinden karşılanmak suretiyle, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin üst yöneticilerinin, belediyelerin kurdukları birliklerde birlik meclisinin, kamu iktisadî teşebbüsleri ile bağlı ortaklıklarında yönetim kurulunun onayı üzerine, değerlendirmeyi takip eden yılda aylık olarak performans ödemesi yapılabilir. Bu şekilde bir malî yıl için ödenmesi öngörülen performans ödemesi toplam tutarı, kurum bütçesinde öngörülmüş olan performans ödeneği tutarını geçemez.

Yıllık performans değerlendirmesine esas olmak üzere kurumlarda ve bunların birimlerinde uygulanacak performans kriterleri, Devlet Personel Başkanlığının görüşü üzerine ilgili kurumlarca belirlenerek performans değerlendirmesinin yapılacağı malî yılın ilk ayı içinde kurum personeline duyurulur.

Performans ödemesine esas teşkil edecek kriterlerde, personelin yılı içinde yaptığı fazla çalışma süreleri de gözönünde bulundurulur.

Kurumlarda, varsa en çok üyeye sahip kamu görevlileri sendikası temsilcisinin katılımıyla ilgili kurumun üst yöneticisinin belirleyeceği beş kişilik performans değerlendirme komisyonu veya komisyonlarınca, Haziran ve Aralık aylarında yapılacak değerlendirme sonuçlarına göre, memurlar, diğer kamu görevlileri ve sözleşmeli personelin yıllık performans değerlendirme sonuçları, uygun araçlarla ilan edilir.

Performans değerlendirme komisyonlarının oluşturulması ve ödemeye ilişkin usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca belirlenir.

Hâkimler ve savcılar için yapılacak performans ödemesine ilişkin usul ve esaslar bu maddede belirtilen oranlar dâhilinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca kararlaştırılır.

Ders ücreti

Madde 112- Bu Kanuna tâbi kurumlara ait her derece ve türdeki eğitim ve öğretim kurumlarında, yaygın eğitim yapan kurumlarda veya kurslarda fiilen ders veren memurlar, diğer kamu görevlileri ve sözleşmeli personel ile açıktan ders vermek üzere görevlendirilenlere, her ders saati için (150) gösterge rakamının aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunacak tutarı geçmemek üzere ders ücreti ödenir.

Millî Eğitim Bakanlığına bağlı örgün ve yaygın eğitim kurumlarının kadro ya da pozisyonlarında görevli öğretmenler ile okul müdürlüğü, müdür başyardımcılığı veya müdür yardımcılığını ikinci görev olarak yürütenler, temel görev aylığı veya ücreti karşılığında öğretmenler için haftada onsekiz, diğerleri için sekiz saatten az olmamak üzere, ders okutmakla yükümlüdür. Yükümlü oldukları ders saatlerini kurumunda dolduramayan öğretmenlere, görev yaptıkları veya ikamet ettikleri belediye sınırları içinde kalmak kaydıyla, öğretmen ihtiyacı bulunan kurumlarda görevlendirilmek suretiyle zorunlu ders saatleri tamamlatılır. Haftalık ders programında yer alması ve fiilen yapılması şartıyla haftada en fazla yirmi saate kadar ders ücreti ödenir. Branşlar itibarıyla haftalık okutulması gereken ders saati ile ücretle okutulacak zorunlu ve isteğe bağlı ek ders saati sayıları, ek ders görevi karşılığı ödenecek ders ücreti miktarı, açıktan ders vermek üzere görevlendirileceklerde aranılacak nitelikler ve yükümlü bulunulan ders saatlerinin diğer kurumlarda tamamlatılmasına ilişkin usul ve esaslar, Maliye Bakanlığının uygun görüşü ve Millî Eğitim Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenir.

Üniversite ve yüksek teknoloji enstitülerinin kadro ya da pozisyonlarında görev yapan diğer kamu görevlilerinden, temel görev aylığı veya ücreti karşılığı, öğretim üyelerinin ders yükü haftalık on saatten, öğretim görevlileri ile okutmanların haftalık ders yükü ondört saatten az olamaz. Haftalık okutulması gereken ders yükü dışında kısmî statüde bulunanlar da dâhil olmak üzere mecburî ve isteğe bağlı ek ders ve diğer faaliyetler için bu ek ders ve faaliyetlerin haftalık ders programında yer alması ve fiilen yapılması şartıyla normal öğretimde on saate, ikinci öğretimde ise beş saate kadar ders ücreti ödenir. Ders yüklerinin tamamlanmasında ve ders ücretinin hesaplanmasında öncelikle normal örgün öğretimde verilen ders ve faaliyetler dikkate alınır. Yaz ve yarıyıl tatillerinde yapılan öğretim için verilecek ders ücretinin hesabında ders yükü dikkate alınmaz. Üniversite ve yüksek teknoloji enstitülerinin yönetim kademelerinde bulunanlardan hangileri için ders yükü zorunluluğu aranmayacağı veya daha az aranacağı, öğretim elemanlarının yaptırdıkları uygulama, yönettikleri tez, seminer ve doktora çalışmalarının ve öğrenci sayısı dikkate alınarak sınavların ne ölçüde ders yükünden sayılacağı ve bir kadro veya pozisyona bağlı olmaksızın açıktan ders vermek üzere görevlendirilecek öğretim görevlilerine ödenecek ders ücretine ilişkin usul ve esaslar, Yükseköğretim Kurulunun görüşü ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenir. Bakanlar Kurulu birinci fıkrada yer alan gösterge rakamını normal örgün öğretimde iki katına kadar, ikinci öğretimde üç katına kadar, öğrencilerden para alınmak suretiyle yürütülen yaz okullarında dört katına kadar, tezsiz yüksek lisans programlarında beş katına kadar artırmaya ve artırılan göstergeleri unvanlar itibarıyla farklılaştırmaya yetkilidir.

Millî Eğitim Bakanlığına bağlı örgün ve yaygın eğitim kurumları ile üniversite ve yüksek teknoloji enstitüleri dışındaki kurumlarda ders okutmakla yükümlü olanların temel görev aylığı veya temel görev ücreti karşılığı haftada okutmakla yükümlü olduğu ders saati ile ücretle okutulacak ek ders saati sayıları, ek ders görevi karşılığı ödenecek ders ücreti miktarı, ders görevi alacakların nitelikleri ile diğer usul ve esaslar, Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenir.

Öğretim elemanları ve öğretmenler hariç olmak üzere, kurumların personeline yönelik olarak yapılan eğitimlerde görev yapan memurlar, diğer kamu görevlileri ve sözleşmeli personele ders ücreti ödenmez.

Vekalet ücreti

Madde 113- Boş bir kadroya ait görevin vekaleten yürütülmesi hâlinde, vekalet görevinin başladığı tarihten itibaren en çok altı ay süreyle; dolu bir kadroya ait görevin vekaleten yürütülmesi hâlinde ise, vekalet görevinin üç aydan fazla süren kısmı için, vekalet görevini fiilen yürüten memurlara ve sözleşmeli personele, vekaleten yürüttüğü göreve ait kadronun temel görev aylığının, kendi temel görev aylığından veya temel görev ücretinden fazla olması hâlinde, aradaki fark vekalet ücreti olarak ödenir.

Vekalet görevi verilenlere vekalet ücreti ödenebilmesi için, vekalet onayının usulüne uygun olarak alınmış olması ve vekilin vekaleten yürüttüğü göreve ait kadroya atanma şartlarını taşıması zorunludur.

İkinci görev ücreti

Madde 114- 57 nci maddenin birinci fıkrası çerçevesinde usulüne uygun olarak verilen ikinci görevi fiilen yürüten memur veya sözleşmeli personele, bir kadro veya pozisyona ait görevin ikinci görev olarak yürütülmesi hâlinde bu kadro veya pozisyonun temel görev aylığı veya temel görev ücretinin yüzde yirmisi; herhangi bir kadro veya pozisyon ihdas edilmeyen görevlerin ikinci görev olarak yürütülmesi hâlinde ise almakta oldukları temel görev aylığı veya temel görev ücretinin yüzde yirmisi ikinci görev ücreti olarak ödenir.

Okul müdürlüğü ile müdür başyardımcılığı ve yardımcılığı, baştabiplik ve baştabip yardımcılığı görevlerini ikinci görev olarak yürütenler için yüzde yirmi oranını, okul ve hastanelerin iş hacimlerine göre yüzde kırk oranına kadar yükseltmeye veya yüzde on oranına kadar indirmeye Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu yetkilidir.

Memurlar, diğer kamu görevlileri ve sözleşmeli personele, çeşitli kurul, komisyon, heyet ve jüri çalışmalarına ilişkin görevler ile kurumlarının iştiraklerindeki görevler nedeniyle bu Kanun kapsamındaki kurumlardan her ne ad altında olursa olsun herhangi bir ödeme yapılamaz. Bu Kanun kapsamı dışındaki kuruluşlarda memurlara, diğer kamu görevlilerine ve sözleşmeli personele bu sıfatları dolayısıyla verilen görevler için yapılan ödemeler ilgilinin kurum bütçesine gelir kaydedilir.

Yurt dışı aylık ve ücretleri

Madde 115- Yurt dışı kadro veya pozisyonlarda bulunan memurlar, diğer kamu görevlileri ve sözleşmeli personelin yurt dışı aylık ve ücretlerini her ülkenin ekonomik durumu, para birimi ve geçim şartları ile temsil görevi ve aile yükümlülüğü gözönünde tutulmak suretiyle tespit etmeye, sosyal güvenlik primi ve diğer kesintiler ile ödemeye ilişkin usul ve esasları belirlemeye, Dışişleri Bakanlığının görüşü ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu yetkilidir. Yurt dışında verilecek aylık ve ücretin üst sınırları merkezî yönetim bütçe kanununda belirlenir. Bu şekilde tespit olunacak yurtdışı aylıklar net olarak belirlenir ve bu tutarlardan herhangi bir vergi ve kesinti yapılmaz.

Sürekli görevle yurt dışına atananların aylık ve ücretleri görevlerine başladıkları tarihten itibaren; bunlardan yurt içinde veya yurt dışında başka bir göreve atananların aylık ve ücretleri ise atanma emrinin tebliği tarihini izleyen onbeşinci gün sonuna kadar birinci fıkra uyarınca yapılan belirlemelere göre ödenir.

Yurt dışında bulunanlardan yerlerine atananların gelişine kadar bekleme emri alanlara atama emirlerinin tebliğ tarihinden itibaren iki ayı geçmemek üzere, geçici görevle merkeze çağırılanlara ise en çok bir ay süreyle yurt dışı aylık ve ücreti ödenir.

Sürekli görevle yurt dışına atananlara, geçici görevle merkeze çağrılanların bir aylık süreleri ile yıllık izin süreleri dışında, yurt içinde geçirilen süreler için yurt dışı aylık ve ücreti ödenmez. Ancak, yurt dışı görev süresince toplam dört ayı geçmemek üzere, yurt içinde yataklı tedavi kurumlarında yatarak görülen tedavi süresince birinci fıkrada yer alan esaslara göre belirlenen aylık ve ücretin üçte biri esas alınarak yurt dışı aylık ve ücreti ödenir.

Sürekli görevle yurt dışında bulunanların başka bir ülkeye naklen atanmalarında yurt dışı aylık ve ücretleri ikinci ve üçüncü fıkrada yer alan esaslara göre ödenir.

Bakanlıklararası Ortak Kültür Komisyonu tarafından yurt dışında görevlendirme

Madde 116- Türk kültürünün yurt dışında tanıtılması, yayılması ve korunması, yurt dışındaki Türk vatandaşları ile soydaşların kültürel bağlarının korunması, güçlendirilmesi ve dinî konularda aydınlatılması ile Türk dilinin öğretilmesi amacıyla memurlar, diğer kamu görevlileri ve tam zamanlı sözleşmeli personel arasından, Bakanlıklararası Ortak Kültür Komisyonu tarafından yurt dışında görevlendirilenler, bu görevleri süresince aylıklı izinli sayılır ve bunlara ayrıca, görevlendirildikleri ülkede sürekli görevle bulunan 1 inci basamaktan aylık alan bekar Dışişleri meslek memuruna ödenmesi öngörülen yurt dışı net aylığının yüzde altmışını geçmemek üzere hiçbir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilecek miktarda ödeme yapılır. Bu şekilde görevlendirilen personele yurt dışında aynî veya nakdî olarak yapılan diğer ödemeler bu ödemeden mahsup edilir.

Kapsama dâhil personel, yurt dışı görevleri karşılığında diğer kurumlar tarafından ödeme yapılması suretiyle Bakanlıklararası Ortak Kültür Komisyonu tarafından bu maddeye göre görevlendirilebilir.

Bu madde uyarınca yurt dışında görevlendirilecek personelin unvanı, sayısı, nitelikleri, seçim usul ve esasları, görev yerleri ve süreleri, ücretleri, izinleri, yurt dışındaki görevlerinin sona erdirilmesi ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar, Dışişleri, Millî Eğitim, Kültür ve Turizm Bakanlıkları ile Diyanet İşleri Başkanlığının görüşleri ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir.

İKİNCİ BÖLÜM

Sosyal Yardımlar

Yiyecek yardımı

Madde 117- Emniyet Genel Müdürlüğü özel harekat birimi personeli, çevik kuvvet birimlerinde çalışan personel ve bunlarla birlikte harekata katılan diğer personelden beslenmesi ve kumanya verilmesi gerekenler; yataklı tedavi kurumları, pansiyonlu okul, cezaevi ve infaz kurumlarında hasta, öğrenci, tutuklu ve hükümlüler için çıkarılan yemeklerden ücretsiz olarak yararlanacak memur, diğer kamu görevlisi ve sözleşmeli personel ile bu kapsamda yapılacak yardıma ilişkin diğer hususlar Maliye Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

Memurlar, diğer kamu görevlileri ile sözleşmeli personele nakdî veya birinci fıkrada belirtilenlerin dışında aynî olarak yiyecek yardımı yapılmaz.

Subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar için özel kanunlarında yer alan aynî yiyecek yardımı ve beslenmeye ilişkin hükümler saklıdır.

Giyecek yardımı

Madde 118- Memurlar, diğer kamu görevlileri ve sözleşmeli personelden ilgili mevzuatı uyarınca üniforma giymeleri zorunlu olanlara yapılacak giyecek yardımına ilişkin usul ve esaslar, Maliye Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

Subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşların giyim, kuşam ve istihkakları ilgili kanun ve yönetmelik hükümlerine göre yürütülür.

Aile yardımı

Madde 119- Memurlar, diğer kamu görevlileri ve tam zamanlı sözleşmeli personele aşağıdaki fıkralara göre eş ve çocuk yardımından oluşan aile yardımı ödenir.

Memurlar, diğer kamu görevlileri ile sözleşmeli personele, her ne şekilde olursa olsun menfaat karşılığı çalışmayan veya Sosyal Güvenlik Kurumundan aylık almayan eşi için (1.250) gösterge rakamının aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık eş yardımı ödenir. Bu yardıma, göreve başlandığı veya evliliğin beyan edildiği tarihi izleyen ay sonundan itibaren hak kazanılır. Bu yardım, boşanmayı veya eşin ölümünü izleyen ay sonundan itibaren kesilir.

Memurlar, diğer kamu görevlileri ile sözleşmeli personele, her bir çocuğu için (500) gösterge rakamının aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık çocuk yardımı ödenir. Ancak ikiden fazla çocuk için bu yardım yapılmaz. Diğer eşe iş akdi veya toplu sözleşme gereği çocukları için yapılan çocuk yardımı daha düşük ise, yalnız aradaki fark ödenir. Boşanmaya veya ayrılığa ilişkin mahkeme kararında bu yardımın eşlerden hangisine ve ne oranda verileceği de belirtilir. Memurlar, diğer kamu görevlileri ve sözleşmeli personelin geçimini sağladığı üvey çocukları ile evlat edindikleri çocukları için de bu yardım verilir. Bu yardıma, kapsama giren çocuğun beyan edildiği tarihi izleyen ay sonundan itibaren hak kazanılır. Bu yardım, çocuğun;

a) Ölümü,

b) Evlenmesi,

c) Onsekiz yaşını doldurması,

d) Kendileri hesabına ticaret yapması veya gerçek veya tüzel kişiler yanında her ne şekilde olursa olsun menfaat karşılığı çalışması,

e) Sosyal Güvenlik Kurumundan aylık bağlanması,

f) Devletçe okutulması,

hâllerinde, bu hâllerin meydana gelmesini izleyen ay sonunda kesilir. Ancak, onsekiz yaşını doldurduğu hâlde orta ve yükseköğrenim yapmakta bulunan çocuklar için yirmibeş yaşını geçmemek üzere öğrenimlerini bitirinceye kadar; çalışamayacak derecede malullükleri sağlık kurulu raporu ile tespit edilenler için süresiz olarak yardım verilmesine devam olunur.

Üçüncü fıkrada belirtilen gösterge rakamı, yüzde kırk ve daha fazla özürlü olduğu usulüne uygun olarak belgelenen çocuklar için (2000) olarak uygulanır.

Eşlerden her ikisinin de çocuk yardımına müstahak olması hâlinde sadece birine ödeme yapılır.

Cenaze yardımı

Madde 120- Memurlar, diğer kamu görevlileri ve sözleşmeli personelden; sosyal güvenlik mevzuatına göre cenaze yardımından yararlanmayan eşi ile ikiden fazla dahi olsa çocuk yardımına müstahak çocuğu ölenlere, (15.000) gösterge rakamının aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda cenaze yardımı ödenir.

Çocuğu ölen eşlerden her ikisinin de bu yardıma müstahak olması hâlinde sadece birine ödeme yapılır.

Memurlar, diğer kamu görevlileri ve sözleşmeli personel ile bunların sosyal güvenlik mevzuatına göre bakmakla yükümlü oldukları kişilerden ölenlerin cenazelerinin yurt içinde başka bir yere nakli veya yurt dışından yurt içine getirilmesi için yapılması zorunlu olan giderlerden sosyal güvenlik mevzuatına göre karşılanmayan kısmı kurumlarınca karşılanır. Yurt dışında ölen memur, diğer kamu görevlisi ve sözleşmeli personelin yanlarında bulunan eşleri ile bakmakla yükümlü oldukları ana, baba ve çocuklarının yurda dönüş yol giderleri de ayrıca kurumlarınca ödenir.

Cenaze yardımına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Malî Haklar ile Sosyal Yardımlara İlişkin Ortak Hükümler

Malî haklar ile sosyal yardımlara ilişkin düzenlemeler

Madde 121- Memurlar, diğer kamu görevlileri ile sözleşmeli personelin malî hakları ile sosyal yardımları bu Kanunda öngörülen istisnalar dışında ancak bu Kanunda düzenlenir. Bunlara, bu Kanunla öngörülen malî haklar ile sosyal yardımlar dışında herhangi bir ödeme yapılamaz ve malî imkan sağlanamaz.

Ancak;

a) Hakemliğe, tasfiye memurluğuna ve bilirkişiliğe; spor hizmetleri uygulamalarına; uluslararası anlaşmalar çerçevesinde yürütülen veya uluslararası kuruluşlar tarafından finansmanı sağlanan proje ve çalışmalara; yükseköğretim kurumları, Adlî Tıp Kurumu, Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi Enstitüsü ve özel kanunlarla kurulan araştırma kurumları tarafından yapılan inceleme ve araştırma çalışmalarına ilişkin görevler için mevzuatı uyarınca belirlenen ücretlere,

b) İlgili kanunları uyarınca;

1) Kaçakçılıkla mücadele kapsamında verilen ikramiyelere,

2) Tabiî afet nedeniyle meydana gelen hasar ve tahribata ilişkin hizmetlerde görev alanlara yapılan tazminat ödemelerine,

3) Telif ücretlerine,

c) 4458 sayılı Gümrük Kanununun 221 inci maddesi uyarınca yapılan ödemelere,

d) Temel görev aylığı veya ücretinin iki katını geçmemek üzere 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun 202 nci maddesi uyarınca yapılan ödemelere,

e) Temel görev aylığının iki katını geçmemek üzere 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 86 ncı maddesi uyarınca yapılan ödemelere,

f) 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38 inci maddesi uyarınca yapılan ödemelere,

g) Bir takvim yılında (6000) gösterge rakamının aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarın oniki katını geçmemek üzere avukatlara ve hukuk müşavirlerine verilen avukatlık vekalet ücretlerine,

h) 26/4/1961 tarihli ve 298 sayılı Kanunun 182 nci maddesine göre yapılan ödemelere,

ilişkin hükümler saklıdır.

İkinci fıkranın (g) bendine göre kurumlarının bütçelerine gelir kaydedildikten sonra ödenecek avukatlık vekalet ücretinin dağıtımına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir.

Aylık katsayısı

Madde 122- Bu Kanunda yer alan malî haklar ile sosyal yardımların hesaplanmasına esas olmak üzere belirlenen gösterge rakamlarının parasal tutarlara çevrilmesinde uygulanacak aylık katsayısı; genel ekonomik durum ve malî imkanlar ile geçim şartları gözönünde bulundurulmak suretiyle merkezî yönetim bütçe kanunu ile belirlenir.

Vergi ve kesintiler

Madde 123- Memurlar, diğer kamu görevlileri ve sözleşmeli personel için yurt dışı aylık ve ücreti hariç olmak üzere 3 üncü maddede tanımlanan malî haklar arasında sayılan ödemelerden gelir ve damga vergisi kesintisi yapılır. Sosyal yardımlar arasında sayılanlardan ise herhangi bir vergi ve kesinti yapılmaz ve bunlar borç için haczedilemez.

Sosyal güvenlik priminin hesaplanmasında memurlar için temel görev aylığı, tam zamanlı sözleşmeli personel için temel görev ücreti, kısmî zamanlı sözleşmeli personel için ise kendi temel görev ücreti esas alınır.

Bu Kanunda ve diğer kanunlarda öngörülen ceza ya da başka nedenlerle yapılacak zorunlu kesintilerde temel görev aylığı veya temel görev ücreti esas alınır.

Aylık ve ücretlere ilişkin özel hükümler

Madde 124- Düzenleyici ve denetleyici kurumlar ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kurulunun başkanlarına, bu görevde bulundukları sürece, 10 uncu basamakta Başbakanlık Müsteşarı için öngörülen gösterge rakamı esas alınarak temel görev aylığı; üyelerine ise bu miktarın yüzde doksanbeşi aylık olarak ödenir. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu başkan yardımcıları, daire başkanları ve meslek personeline sırasıyla bulundukları basamakta, düzenleyici ve denetleyici kurumların başkan yardımcıları, daire başkanları ve meslek personeli için öngörülen gösterge rakamı esas alınarak temel görev aylığı ödenir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanına bu görevde bulunduğu sürece 10 uncu basamakta Başbakanlık Müsteşarı için öngörülen gösterge rakamı esas alınarak temel görev aylığı ödenir.

Sayıştay Başkanı, Sayıştay daire başkanları ve üyelerine bu görevde bulundukları sürece sırasıyla, bulundukları basamakta Danıştay Başkanı, Danıştay daire başkanları ve üyeleri için öngörülen gösterge rakamı esas alınarak temel görev aylığı ödenir. Sayıştay savcılarına bulundukları basamakta Sayıştay denetçileri için öngörülen gösterge rakamı esas alınarak temel görev aylığı ödenir.

Askerî Yargıtay Başkanı, Askerî Yargıtay Başsavcısı, Askerî Yargıtay İkinci Başkanı, Askerî Yargıtay daire başkanları ve üyelerine sırasıyla, bulundukları basamakta Yargıtay Birinci Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Birinci Başkanvekili ve Yargıtay daire başkanları ve üyeleri; Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkanı, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi daire başkanları ve üyelerine sırasıyla, bulundukları basamakta Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı ve Danıştay daire başkanları ve üyeleri için öngörülen gösterge rakamı esas alınarak temel görev aylığı ödenir. Birinci sınıfa geçirildikten sonra bu sınıfta altı yılını tamamlamış ve askerî yüksek yargı organı üyeliklerine seçilme niteliklerini kaybetmemiş olan askerî hâkim ve savcılara, bu Kanunun eki (III) sayılı Temel Görev Aylığı Cetvelinde bulundukları basamakta birinci sınıf hâkim ve savcılar için; birinci sınıfa geçirilmiş ve askerî yüksek yargı organı üyeliklerine seçilme niteliklerini kaybetmemiş olan askerî hâkim ve savcılara, bu Kanunun eki (III) sayılı Temel Görev Aylığı Cetvelinde bulundukları basamakta birinci sınıfa ayrılmış ve Yargıtay ve Danıştay üyeliğine seçilme hakkını kaybetmemiş hâkim ve savcılar için; bunların dışında kalan askerî hâkim ve savcılara ise bu Kanunun eki (III) sayılı Temel Görev Aylığı Cetvelinde bulundukları basamakta diğer hâkim ve savcılar için öngörülen gösterge rakamı esas alınarak temel görev aylığı ödenir. Ancak, askerî hâkim ve savcılardan, temel görev aylıkları aynı rütbedeki subaylara ödenen temel görev aylığından az olanlara, aynı rütbedeki subaylara ödenen temel görev aylığı ödenir.

Askerî öğretim üyelerine, bulundukları rütbe ve basamaktaki temel görev aylıklarının, aynı unvan ve basamaktaki üniversite öğretim üyeleri için öngörülen gösterge rakamı esas alınarak belirlenen temel görev aylığından az olması hâlinde, aynı unvan ve basamaktaki üniversite öğretim üyeleri için öngörülen gösterge rakamı esas alınarak temel görev aylığı ödenir.

Astsubaylıktan subay nasbedilenlerle uzman jandarma ve uzman erbaş iken astsubay nasbedilenlerden, nasbedildikleri teğmen veya astsubay çavuş rütbesinin temel görev aylığından fazla temel görev aylığı veya ücreti alanlar, daha önce emsali rütbe ve basamaktaki astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar gibi temel görev aylığı almaya devam eder. Ancak, yükselebilecekleri subaylık ve astsubaylık rütbe ve basamağındaki temel görev aylıkları daha önce emsal oldukları astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşların temel görev aylıklarına eşit hâle gelince, bunlara görev yaptıkları subay veya astsubay rütbe ve basamağındaki temel görev aylıkları ödenir.

Sözleşmeli subay ve sözleşmeli astsubaylara, aynı rütbe ve basamaktaki muvazzaf subay ve astsubaylar hakkında uygulanan temel görev aylığı göstergeleri üzerinden temel görev ücreti ödenir. Sözleşmeli subay yetiştirilmek üzere ön sözleşme yapılanlara asteğmenler için belirlenen temel görev aylığı gösterge rakamı üzerinden; sözleşmeli astsubay yetiştirilmek üzere ön sözleşme yapılanlara Temel Görev Ücreti Cetvelinin 1 inci basamağında uzman onbaşılar için belirlenen gösterge rakamı üzerinden temel görev ücreti ödenir.

Kısmî statüde bulunan üniversite öğretim üyeleri ile mesleklerini serbest olarak icra eden Gülhane Askerî Tıp Akademisinde görevli profesör ve doçentlere temel görev aylıklarının yarısı; özel kanunlarında yer alan hükümler uyarınca mesleklerini serbest olarak icra eden tam zamanlı sözleşmeli personele temel görev ücretlerinin üçte ikisi ödenir.

İstisnai kadrolara, 47 nci madde hükmüne göre aranan belli hizmet süresi şartını taşımadan atananlara, anılan kadrolar için öngörülen hizmet yılını dolduruncaya kadar, bu kadrolar için belirlenen en düşük basamaktaki gösterge rakamı esas alınarak temel görev aylığı ödenir.

Bu Kanunda öngörülen sosyal yardımlar bu maddede belirtilenlere de aynı usul ve esaslara göre ödenir. Hizmet farkı ek ödeneğine ilişkin olarak ise 110 uncu madde hükümleri uygulanır.

Ödeme zamanı ve esasları

Madde 125- Memurlar, diğer kamu görevlileri ve sözleşmeli personele bu Kanun kapsamındaki malî hakları ile sosyal yardımları, çalışılan ay sonunda ödenir. Emekliye ayrılma ve ölüm hâlinde o aya ait söz konusu ödemeler ay sonunda tam olarak ödenir. Yukarıda sayılan hâller dışında ay içinde memur, diğer kamu görevlisi veya sözleşmeli personel statüsü sona erenlere ise çalıştıkları günlere isabet eden bu ödemeler ay sonunda gün hesabıyla ödenir.

Ay içinde kadro veya pozisyon unvanı değişenler yeni malî hakları ve sosyal yardımlarına değişikliği izleyen ay sonundan itibaren; temel görev aylığı ve temel görev ücreti cetvellerinde bir üst basamağa ilerlemiş sayılanlar ise ilerlemiş sayıldığı basamağın göstergesine tekabül eden temel görev aylığına veya temel görev ücretine, basamağa ilerlemiş sayıldığı tarihi takip eden ay sonundan itibaren hak kazanır.

Bulundukları yerden başka yerlerdeki görevlere atanan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile başka kurumlara atanan memurlar ve diğer kamu görevlilerinin eski görevlerinden ayrıldıkları tarihten sonraki malî hakları ile sosyal yardımları yeni görev yerinde ödenir. Yeni görev yerinde alınan malî haklar ile sosyal yardımlar için kurumlar arasında herhangi bir hesaplaşma yapılmaz.

Görev yeri değiştirilen memurlar ve diğer kamu görevlilerinden, izin kullanılması, geçici görev, hesapların devir ve teslim işlemleri veya eski görevlerine devamlarının kurumlarınca yazılı olarak tebliğ edilmesi nedeniyle yeni görevlerine başlayamayanların malî hakları ile sosyal yardımları, eski görev yerlerinde ödenir.

Başka bir kadroya atanmak üzere bulundukları görevlerden Bakanlar Kurulu kararı veya müşterek kararla alınmış olan memurlara, 50 nci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen süreyi aşmamak kaydıyla, yeni bir kadroya atanıncaya kadar önceki kadrolarına ait temel görev aylığının ödenmesine devam edilir.

Kısmî zamanlı olarak çalışan sözleşmeli personele, aynı unvan ve kıdem yılındaki tam zamanlı sözleşmeli personelin temel görev ücreti esas alınarak, çalıştığı süreyle orantılı olarak bulunacak miktarı aşmamak üzere sözleşmelerinde belirlenecek temel görev ücreti ödenir. Bunlar, temel görev ücreti ve performans ödemesi dışındaki malî haklar ile cenaze yardımı dışındaki sosyal yardımlardan yararlanamaz.

BEŞİNCİ KISIM

Diğer Hükümler

Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalışan memurlara ilişkin hükümler

Madde 126- 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliğinin, 353 sayılı Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun ve bunlar hakkında hâlen yürürlükte bulunan diğer mevzuatın uygulanmasını sağlamak bakımından Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalışan memurlar ve sözleşmeli personel hakkında 65 inci ve 97 nci maddeler uygulanmaz.

Bu Kanunun Üçüncü Kısmının Onikinci Bölümünde yer alan hükümlerin Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalışan memurlar ve sözleşmeli personel hakkında uygulanmasında, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği, 353 sayılı Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu ve konu ile ilgili diğer hükümleri saklıdır.

İzleme Komitesi

Madde 127- Bu Kanunun uygulanmasında zaman içinde ortaya çıkabilecek yeni durumları izlemek, tespit ve değerlendirmek suretiyle oluşturulacak çözüm önerilerini Bakanlar Kuruluna sunmak üzere; Devlet Personel Başkanının başkanlığında, Bütçe ve Malî Kontrol Genel Müdürü, Mahallî İdareler Genel Müdürü, Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Genel Müdürü ile en çok üyeye sahip üç kamu görevlileri sendikaları konfederasyonun başkanları ve Devlet Personel Başkanlığının bağlı bulunduğu Bakan tarafından belirlenecek iki öğretim üyesinden oluşan dokuz kişilik bir İzleme Komitesi kurulur.

İzleme Komitesinin çalışma usul ve esasları Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

Uygulamaya yön verme

Madde 128- Bu Kanunun uygulanmasında yeterli hüküm bulunmaması nedeniyle kesin bir şekilde sonuçlandırılmasına imkan bulunmayan durumları, bu Kanunun benzer hükümleri ile genel ilkeleri çerçevesinde ve varsa İzleme Komitesinin önerilerini de dikkate almak suretiyle konuya ilişkin kanunî düzenleme yapılıncaya kadar çözümlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.

Bildirim

Madde 129- Bu Kanun kapsamındaki kurumlarda memur, sözleşmeli personel, geçici personel, diğer kamu görevlisi ve işçi olarak göreve alınanlar, adaylıkları kaldırılanlar ve kurumlarıyla her ne suretle olursa olsun ilişikleri kesilenler, personel ve başarı değerlendirmesinin olumsuz olması nedeniyle sözleşmesi yenilenmeyenler ile yönetmelikte belirtilen diğer hususlar kurumlarınca Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.

Birinci fıkrada belirtilenlerden göreve alınma ile ilişiğin kesilmesine ilişkin bilgiler kurumlarınca Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına da bildirilir.

Bu madde ile ilgili usul ve esaslar Devlet Personel Başkanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Yönetmelikler

Madde 130- Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulur.

Atıflar

Madde 131- Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce mevzuatta, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa yapılan atıflar bu Kanuna; memurlara yapılan atıflar ilgisine göre memurlara veya sözleşmeli personele; sınıflara yapılmış atıflar bu Kanuna ekli (1) sayılı cetvelde yer alan ilgili unvanlara; derece ve kademelere yapılmış atıflar bu Kanun gereğince değerlendirilmesi öngörülen hizmetlere göre belirlenen basamaklara; sicile yapılmış atıflar personel ve başarı değerlendirmesine; sicil amirlerine yapılmış atıflar personel ve başarı değerlendirme amirlerine yapılmış sayılır.

Yürürlükten kaldırılan hükümler

Madde 132- 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile memurlar ve sözleşmeli personel hakkında diğer kanunların bu Kanuna aykırı hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.

ALTINCI KISIM

Geçici ve Son Hükümler

Çalışanların durumu

Geçici Madde 1- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte bu Kanuna tâbi kurumlarda ilgili mevzuat hükümlerine göre hangi statüde olursa olsun istihdam edilen ve unvanları, ekli (1) sayılı listede belirtilenler, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte bulundukları unvanları dikkate alınarak, kadro ve pozisyonlara ilişkin kanun hükümlerine göre ihdas edilmiş olan memur kadrolarına atanmış sayılır.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte bu Kanuna tâbi kurumlarda ilgili mevzuat hükümlerine göre hangi statüde olursa olsun istihdam edilen ve unvanları ekli (2) sayılı listede belirtilenlerden;

a) Memur olarak çalışmakta olup da bu statüde kalmak isteyenler kadrolarında bırakılır ve bu kadrolar herhangi bir nedenle boşaldığında başka bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. Bu durumdaki personelin malî hakları ile sosyal yardımları, aynı unvanda sözleşmeli personel olarak istihdam edilenler için belirlenmiş bulunan hükümler dikkate alınarak belirlenir. Sözkonusu personel hakkında bunun dışında kalan hususlarda bu Kanunda memurlar için belirlenmiş hükümler uygulanır.

b) Memur olarak çalışmakta olup da bulunduğu kadro unvanı ile aynı unvandaki sözleşmeli personel pozisyonuna geçmek isteyenler sözleşmeli personel pozisyonlarına geçirilir ve bunlar hakkında, sözkonusu memur kadrosundaki hizmet süresine bakılmaksızın 17 nci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır. Bunların kadroları başka bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.

c) Sözleşmeli personel olarak çalışmakta olanların, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte bulundukları pozisyon unvanları dikkate alınarak başka bir işleme gerek kalmaksızın, kadro ve pozisyonlara ilişkin kanun hükümlerine göre belirlenmiş bulunan sözleşmeli personel pozisyonlarına bu Kanun hükümleri çerçevesinde geçişleri sağlanır.

d) 657 sayılı Kanun kapsamında olmayıp da bu Kanun kapsamına alınan kurumlarda, geçici olarak istihdam edilen personel hariç, çalışmakta olan ve unvanları ekli (2) sayılı listede sözleşmeli personel pozisyon unvanları arasında belirtilenler, kadro ve pozisyonlara ilişkin kanunda kurumları itibarıyla ihdas edilecek sözleşmeli personel pozisyonlarına geçirilir. Önceki kadro veya pozisyonlarında geçirdikleri hizmet sürelerine bakılmaksızın, bunlar hakkında 17 nci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.

e) 657 sayılı Kanuna ve kurumların teşkilat kanunlarına göre geçici personel olarak çalışanlar bu Kanun hükümlerine göre de geçici personel sayılır.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte şahsa bağlı kadrolarda bulunanların kadroları iptal edilmiş sayılır. Bunlar en geç bir ay içerisinde niteliklerine uygun kadrolara atanır veya pozisyonlarda görevlendirilir. Bunlardan sözleşmeli personel pozisyonlarında görevlendirilenler hakkında 17 nci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.

Bu madde hükümlerine göre memur kadrolarına ya da sözleşmeli personel pozisyonlarına geçenlerin temel görev aylığı ya da temel görev ücretinin belirlenmesine esas basamaklarının tespitinde geçici 2 nci madde hükümleri uygulanır.

İkinci fıkranın (c) bendi uyarınca sözleşmeli personel pozisyonlarına geçenlerin bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte sözleşmeli personel statüsünde geçen ve 46 ncı madde hükümleri çerçevesinde basamak ilerlemesi ile kıdem yılının tespitinde değerlendirilen hizmet süreleri toplamı onbeş yıldan çok olanlar hakkında 17 nci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.

Hizmet sürelerinin değerlendirilmesi

Geçici Madde 2- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce bu Kanuna tâbi kurumlarda hangi statüde olursa olsun çalışmakta olanlardan bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra geçici 1 inci madde hükümlerine göre memur kadrolarına veya sözleşmeli personel pozisyonlarına geçenlerin temel görev aylığı ve temel görev ücreti göstergelerine esas basamaklarının tespitinde 46 ncı maddeye göre basamak ilerlemesinde ve kıdem yılının tespitinde değerlendirilmesi öngörülen süreleri dikkate alınır. Ancak, 657 sayılı Kanuna tâbi olmayıp da bu Kanun kapsamına alınan kurumlarda çalışmakta olan personelin, görevli bulunduğu kurumlarda memur kadrosuna ya da sözleşmeli personel pozisyonuna geçiş hakkı veren görevlerde hangi statüde olursa olsun çalıştıkları sürelerin tamamı temel görev aylığı ve temel görev ücreti göstergelerine esas basamaklarının tespitinde değerlendirilir. Bunların daha önce tâbi bulundukları mevzuat hükümlerine göre olumsuz sicil veya disiplin cezası almaları nedeniyle değerlendirilmeyen hizmet süreleri, temel görev aylığı ve temel görev ücreti göstergelerine esas basamaklarının tespitinde de dikkate alınmaz.

Geçici 1 inci madde hükümlerine göre memur kadrolarına veya sözleşmeli personel pozisyonlarına geçirilenlerin temel görev aylığı ve temel görev ücreti göstergelerine esas basamaklarının tespitinde fiilî çalışmaya bağlı hizmet süreleri dikkate alınır. Bu fıkra hükmü diğer kamu görevlileri hakkında da uygulanır.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte herhangi bir şekilde görevde bulunmayan personelden; aylıksız izin, askerlik ve benzeri sebeplerle belirli süreyle görevlerinden ayrılmış olanların bu mazeretlerinin bitiminden itibaren bu Kanunda öngörülen süreler içinde bu Kanuna tâbi kadro ve pozisyonlara atanma işlemleri, kurumlarca yerine getirilir ve ilgililerin temel görev aylığı veya temel görev ücreti göstergelerinin tespitine esas basamaklarının belirlenmesi bu madde hükümlerine göre yapılır.

Bu madde hükümlerine göre temel görev aylığı ve temel görev ücreti göstergelerine esas basamakları tespit edilen memurlar ile sözleşmeli personelin bir ileri basamak için öngörülen temel görev aylığı ve temel görev ücreti göstergelerinden yararlanmaya hak kazandıkları tarih, birinci fıkra hükmüne göre değerlendirilen her üç yıllık hizmet süresinin tamamlandığı tarihi takip eden yılın ilk aysonudur. İlgililerin temel görev aylığı ve temel görev ücretleri bu tarihten itibaren yeni basamakları için öngörülen göstergeler esas alınarak belirlenir.

Fark tazminatı

Geçici Madde 3- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte;

a) Bu Kanuna tabi kurumlarda 657 sayılı Kanun hükümlerine göre memur (kadro karşılığı sözleşmeli personel dahil) ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelde belirtilen personel olarak veya daha önce farklı statülerde çalışmakta olup da unvanları ekli (1) sayılı listede belirtilenler ile memur olarak çalışmakta olup da unvanları ekli (2) sayılı listede belirtilenlerden memur statüsünde kalmak isteyenlerin veya memur olarak çalışmakta olup sözleşmeli statüye geçenlerin, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki kadro veya pozisyonlarına ilişkin olarak 15/12/2005 tarihi itibarıyla almakta oldukları,

1) Aylık, taban aylığı, kıdem aylığı, ek gösterge, 657 sayılı Kanunun 152 nci maddesi uyarınca ödenen zam ve tazminatlar, makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı,

2) En yüksek Devlet memuru aylığının belli bir oranı dahilinde ödenen nispi fazla çalışma ücretleri,

3) Okul müdürlüğü, müdür başyardımcılığı ve yardımcılığı görevini ikinci görev olarak yürütenlere ödenenler hariç, fiilen yapılmayan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti,

4) Kadro karşılığı sözleşmeli personele ilgili kanunları uyarınca ödenen ikramiye (teşvik ikramiyesi dahil),

5) Sözleşme ücreti,

6) 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 25 inci maddesi uyarınca ödenen ek tazminat,

7) 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Kanunun ek 21 inci maddesi uyarınca yapılan ödeme,

8) 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Kanunun ek 17 nci maddesi uyarınca memurlara ödenen ek özel hizmet tazminatı,

9) 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Kanunun ek 13 üncü maddesinin (4) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca yapılan ödeme,

10) 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası kapsamında yapılan ödemeler,

11) 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin son fıkrası kapsamında yapılan ödeme,

12) 10/10/1984 tarihli ve 3056 sayılı Kanunun 31 inci maddesi uyarınca yapılan ödemeler,

13) 8/1/1986 tarihli ve 3254 sayılı Kanunun 32/D maddesi uyarınca yapılan ödeme,

14) 9/1/1985 tarihli ve 3146 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin son fıkrası uyarınca yapılan ödeme,

15) 24/6/1994 tarihli ve 4009 sayılı Kanunun 56 ncı maddesinin (a) fıkrası uyarınca yapılan ödeme,

16) 9/12/1994 tarihli ve 4059 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesi uyarınca yapılan ödeme,

17) 23/2/1995 tarihli ve 4077 sayılı Kanunun 29 uncu maddesi uyarınca yapılan ödeme,

18) 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Kanunun 222 nci maddesi uyarınca yapılan ödeme,

19) 2/5/2001 tarihli ve 4668 sayılı Kanunun 17 nci maddesi uyarınca yapılan ödeme,

20) 16/4/2003 tarihli ve 4848 sayılı Kanunun 32 nci maddesi uyarınca yapılan ödeme,

21) 1/5/2003 tarihli ve 4856 sayılı Kanunun 35 inci maddesi uyarınca yapılan ödeme,

22) 25/6/2003 tarihli 4904 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin beşinci ve altıncı fıkrası kapsamında yapılan ödemeler,

23) 29/7/2003 tarihli ve 4958 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile beşinci fıkrasına göre en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) yüzde yüzyetmişbeşine kadar yapılan ödemeler,

24) 3/3/2004 tarihli ve 5102 sayılı Kanunun 5 inci maddesi uyarınca yapılan ödeme,

25) 14/7/2004 tarihli ve 5217 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi uyarınca yapılan ödeme,

26) Bu Kanunun geçici 3 üncü maddesi uyarınca yapılan ödeme,

27) 28/12/2004 tarihli ve 5277 sayılı Kanunun 37 nci maddesi uyarınca Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatı personeline yapılan ek ödeme,

28) 22/2/2005 tarihli ve 5302 sayılı Kanunun 28 inci ve 63 üncü maddeleri uyarınca yapılan ödeme,

toplamı net tutarının; bu Kanun uyarınca bulundukları kadro veya pozisyonlarına ilişkin olarak ödenen temel görev aylığı veya temel görev ücretinin net tutarından fazla olması halinde, aradaki fark tutarı herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın ve farklılık giderilinceye kadar, ayrıca tazminat olarak ödenir. Bu fıkrada sayılan ve 15/12/2005 tarihi itibarıyla fark tazminatına esas alınacak ek ücret veya ek ödeme niteliğindeki ödemelerin belirlenmesinde ilgili mevzuatı uyarınca 15/1/2005 tarihinde geçerli olan oranlar, ….. bendinde belirtilenler için ….. tarihinde geçerli olan oranlar esas alınır. Bu bentte belirtilen ve fark tazminatına dahil edilecek ödemelerden aylık mutad olarak yapılmayıp belirli bir dönemi kapsayanların ödendiği tarih itibarıyla net tutarları toplamının 2005 yılı içinde çalışılan aylara bölünmesi suretiyle bulunacak tutarı, 15/12/2005 tarihi itibarıyla tespit edilecek tutara ilave edilir. Geçici 1 inci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilenler hakkında bu bent hükümleri uygulanır.

b) Diğer kamu görevlisi olarak istihdam edilenler ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce hakimlik ve savcılık mesleğinden sayılanların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki kadro ve görevlerine ilişkin olarak 15/12/2005 tarihi itibarıyla almakta oldukları aylık, taban aylığı, kıdem aylığı, ek gösterge, makam tazminatı, yüksek hakimlik tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı, yargı ödeneği, üniversite ödeneği, idari görev ödeneği, eğitim öğretim ödeneği, 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Kanunun ek 3 ve ek 17 inci maddeleri uyarınca yapılan ödemeler, 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Kanunun 21 inci maddesi ve 2692 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca ödenen tazminat ödemelerinin toplam net tutarının; bu Kanun uyarınca bulundukları kadro ve pozisyonlarına ilişkin olarak yapılan temel görev aylığı veya temel görev ücretinin net tutarından fazla olması halinde, aradaki fark tutarı herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın ve farklılık giderilinceye kadar ayrıca tazminat olarak ödenir.

c) 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (II) sayılı cetvelde belirtilen sözleşmeli personel, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrasına göre istihdam edilen sözleşmeli personel, ilgili mevzuatı uyarınca herhangi bir kadroya dayalı olmaksızın sözleşmeli personel olarak istihdam edilenler ile memurluk dışındaki statülerde çalışmakta iken bu Kanuna ekli (2) sayılı listede unvanları belirtilenlerin bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki pozisyonlarına ilişkin olarak 15/12/2005 tarihi itibarıyla almakta oldukları sözleşme ücreti, ikramiye (teşvik ikramiyesi dahil) ve varsa aylık olarak yapılan ek ödemelerin toplam net tutarının; bu Kanun uyarınca bulundukları kadrolarına ilişkin olarak ödenen temel görev ücretinin net tutarından fazla olması halinde, aradaki fark tutarı herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın ve farklılık giderilinceye kadar ayrıca tazminat olarak ödenir. Bu bentte belirtilen ve fark tazminatına dahil edilecek ödemelerden aylık mutad olarak yapılmayıp belirli bir dönemi kapsayanların ödendiği tarih itibarıyla net tutarları toplamının 2005 yılı içinde çalışılan aylara bölünmesi suretiyle bulunacak tutarı, 15/12/2005 tarihi itibarıyla tespit edilecek tutara ilave edilir.

d) İlgili mevzuatı uyarınca hakları şahıslarına bağlı olarak saklı tutulan personelin bu hakları bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte sona erer. Bunlardan herhangi bir kadro veya pozisyona ataması yapılmamış olanlar, en geç bir ay içerisinde niteliklerine uygun kadro veya pozisyonlara atanır. Bunlar ve ilgili mevzuat uyarınca fark tazminatı uygulamasından yararlanan personel hakkında bankacılık tazminatı da dikkate alınmak şartıyla durumlarına göre yukarıdaki fıkralar uygulanır ve bu Kanun uyarınca ödenecek fark tazminatının hesabında 15/12/2005 tarihi itibarıyla almakta oldukları tutarlar esas alınır.

Geçici 24 üncü maddede belirlenen ek ödemeden yararlanamayan Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı, Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı ve Orman Genel Müdürlüğü merkez, taşra ve döner sermaye kadrolarında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre istihdam edilen memurlara, bu madde kapsamında yapılacak fark tazminatı ödemelerinde, geçici 24 üncü maddenin üçüncü fıkrası uyarınca Bakanlar Kurulunca aynı veya benzer unvanlı memurlar için belirlenen tutarlar esas alınır. 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesinde öngörülen döner sermaye ödemesinden yararlanmayıp bu Kanunun geçici 24 üncü maddesinde belirlenen ek ödemeden yararlanan personele bu madde kapsamında yapılacak fark tazminatı ödemelerinde ise anılan madde uyarınca yapılan ödeme dikkate alınmaz.

28/2/1985 tarihli ve 3160 sayılı Kanun hükümlerinden yararlanan Emniyet Genel Müdürlüğü merkez ve taşra teşkilatının memur kadrolarında istihdam edilen personel ile 28/2/1982 tarihli ve 2629 sayılı Kanun hükümlerinden yararlanan Türk Silahlı Kuvvetleri personeline bu madde kapsamında ödenecek fark tazminatı hesabında 15/12/2005 tarihi itibarıyla fark tazminatına esas aylığının belirlenmesinde anılan Kanun hükümleri dikkate alınmayarak aynı tarih itibarıyla kadrolarının veya rütbelerinin karşılığı olarak belirlenmiş olan özel hizmet tazminatı veya silahlı kuvvetler hizmet tazminatı esas alınır.

15/12/2005 tarihinde aylıksız izin, askerlik, sürekli görevle yurt dışında bulunma gibi sebeplerle belirli süreyle görevlerinde bulunmayanların fark tazminatının belirlenmesinde, anılan tarihte görevlerinde bulunmaları halinde alabilecekleri tutarlar dikkate alınır.

Yıllık izinler

Geçici Madde 4- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte memur ve sözleşmeli personelin, daha önce tâbi oldukları mevzuat hükümlerine göre o yıl için kullanmaya hak kazandıkları ve bir önceki yıl hak kazandıkları hâlde kullanmadıkları yıllık izinleri hakkında, o takvim yılı sonuna kadar tâbi oldukları önceki mevzuat hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. O takvim yılı sonuna kadar kullanılmayan izin hakları 66 ncı maddenin yürürlüğe girdiği tarihte sona erer.

Ticaret yasağı

Geçici Madde 5- Kısmî zamanlı sözleşmeli personel bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde 29 uncu maddede belirtilen faaliyetlerini kurumlarına bildirir. Bu süre içinde bildirim yükümlülüğüne uymayanlar hakkında ilgili disiplin cezaları uygulanır.

Önceki sınav sonuçları

Geçici Madde 6- Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olan Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) sonuçları, anılan sınavlar için öngörülmüş olan geçerlik süresi içerisinde kalmak kaydıyla, 32 nci maddede öngörülen merkezî sınav sonucu olarak esas alınır.

Aday memurlar

Geçici Madde 7- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte aday memur olanlardan, adaylık eğitimi ile bir yıllık adaylık süresini tamamlamış ve olumlu sicil almış olanlar hakkında geçici 1 inci madde hükümleri uygulanır. Bir yıllık adaylık süresini tamamlamamış olanlar hakkında da bir yıllık sürenin dolduğu tarihte bu madde hükmü uygulanır.

İstisnai memuriyet

Geçici Madde 8- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce mülga 657 sayılı Kanun hükümlerine göre istisnaî görevlere atanmış bulunanlardan;

a) Bulundukları kadro ve pozisyonları, bu Kanun hükümlerine göre istisnaî görev olarak belirlenmemiş olanların aynı unvanlı kadro veya pozisyonlara atanmalarında geçici 1 inci madde hükmü uygulanır.

b) Bulundukları kadro ve pozisyonları, bu Kanun hükümlerine göre de istisnaî görev olarak belirlenmiş olanlar hakkında, bu Kanunda yer alan istisnaî görevlere ilişkin hükümler uygulanır. İstisnai görevlere açıktan atanmış olanlardan bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra görevi sona erenler hakkında geçici 1 inci madde hükmü uygulanır.

Hizmet süresi şartını taşımayanlar

Geçici Madde 9- 47 nci maddede belirtilen hizmet süresi ve öğrenim şartı, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte anılan kadrolarda bulunanlar hakkında uygulanmaz.

Yurt dışında sürekli görevle bulunanlar

Geçici Madde 10- 50 nci maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen süre sınırı, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte yurt dışında sürekli görevle bulunanlar hakkında yurt dışı görevleri sona erinceye kadar uygulanmaz.

Kadrosu kaldırılan memurlar

Geçici Madde 11- Bu Kanunun eki (1) sayılı listede yer alan memur unvanları esas alınarak yapılacak düzenlemelerle kadroları kaldırılan memurlar hakkında 53 üncü madde hükümleri uygulanır. Yeni kadro ve pozisyonların tespit ve ihdası yapılıncaya kadar mevcut kadroların kullanımına devam olunur.

Açıktan vekil ve vekaleten atananlar

Geçici Madde 12- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte bir görevi vekil olarak yürütenlerin vekalet görevi ile vekalet ettiği görev nedeniyle kendisine sağlanan malî haklar ile sosyal yardımlar sona erer.

657 sayılı Kanunun 86 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına göre 1/6/2005 tarihinden önce vekaleten göreve başlamış olup hâlen görev yapanlardan, 34 üncü maddede belirtilen şartları taşıyanlar talepleri üzerine sözleşmeli personel olarak istihdam edilir ve bunların temel görev ücretinin belirlenmesine esas basamak göstergelerinin tespitinde geçici 2 nci madde hükmü uygulanır. Kurumların dolu veya boş kadrolarına açıktan vekil olarak atanmış olmak başka bir göreve atanmada kazanılmış hak teşkil etmez.

Çekilen ve çekilmiş sayılanlar

Geçici Madde 13- 62 nci maddenin uygulamasında, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce Devlet memurluğundan çekilme ve çekilmiş sayılma hâlleri de dikkate alınır.

Bu Kanun yürürlüğe girmeden önce 657 sayılı Kanunun 96 ncı maddesine uymadan çekilen veya çekilmiş sayılanlar yeniden memur veya sözleşmeli personel olarak istihdam edilemez.

Sicil dosyasının personel ve başarı değerlendirme dosyasıyla birleştirilmesi

Geçici Madde 14- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar 657 sayılı Kanunun
110 uncu maddesi uyarınca her memur için düzenlenen sicil dosyası, bu Kanunla memur ve sözleşmeli personel için düzenlenmesi öngörülen personel ve başarı değerlendirme dosyası ile birleştirilerek kurumlarınca muhafaza edilir.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki yıl içinde kanunî izinlerini kullanmakta olanlardan o yıla ilişkin değerlendirme yapılacak süre kadar görevde bulunmayanların sicil değerlendirmeleri ile olumsuz sicil almış olan memurların itirazları ve bu itirazların sonuçlandırılması 657 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılır.

4483 sayılı Kanunun uygulanması

Geçici Madde 15- Geçici 1 inci madde hükümlerine göre tam zamanlı sözleşmeli personel olarak istihdam edilmeyi kabul eden memurlar hakkında, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam edilir.

Disiplin cezaları

Geçici Madde 16- Bu Kanun uyarınca, memur veya sözleşmeli personel tanımına giren personel tarafından işlendiği zaman yürürlükte bulunan ve ilgilinin tâbi olduğu disiplin hükümlerine göre ceza öngörülmemiş olan fiil ve hareketler hakkında ceza verilemez. Anılan personel tarafından fiil ve hareketlerin işlendiği zaman yürürlükte bulunan ve ilgilinin tâbi olduğu disiplin hükmü ile bu Kanunun disiplin hükümlerine göre ceza verilmesini gerektiren fiil ve hareketler için personelin lehine olan ceza uygulanır. Disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil veya hareketin bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra tespit edilmesi durumunda bu Kanunda öngörülen usul hükümleri uygulanır. Ceza verilmesi öngörülen fiil veya hareketleri nedeniyle bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ilgili personel hakkında devam eden disiplin soruşturmaları, bu Kanunda yer alan usule göre sonuçlandırılır.

Eğitim tesislerinin devir ve tasfiyesi

Geçici Madde 17- Özel kanunlarındaki hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanun kapsamındaki kurumların eğitim merkezi, sosyal tesis veya dinlenme tesisi gibi yerlerde yürütülen faaliyetlerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte son verilir. Bu faaliyetlerin yürütüldüğü veya bu faaliyetlere tahsis edilen yerlerdeki taşınır ve taşınmazlardan devri mümkün olanlar, ihtiyaç duyan kurumlara devredilebilir. Kurumca satılması öngörülen taşınır ve taşınmazlar genel hükümlere göre satılır.

Bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca müştereken hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

Hizmet farkı ek ödeneğine ilişkin düzenleme

Geçici Madde 18- 111 inci maddede belirtilen Bakanlar Kurulu kararı, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulanmak üzere, ... tarihine kadar yürürlüğe konulur.

Ödemelerin başlangıcı

Geçici Madde 19- Bu Kanun uyarınca 15/1/...tarihinde temel görev aylığı, temel görev ücreti ve hizmet farkı ek ödemesi olarak yapılacak ödemeler 16/12/... – 15/1/... dönemi için yapılmış sayılır.

En yüksek Devlet memuru aylığı

Geçici Madde 20- Yeni düzenleme yapılıncaya kadar, ilgili mevzuatta en yüksek Devlet memuru aylığına yapılan atıflar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren (9.500) gösterge rakamının aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutara yapılmış sayılır.

Sağlık personeli ile üniversite personeline yapılacak performans ödemesi

Geçici Madde 21- Döner sermayeli işletmelerin yeniden yapılandırılmasına ilişkin bir düzenleme yapılıncaya kadar;

a) Sağlık Bakanlığına bağlı birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurum ve kuruluşlarının kadro veya pozisyonlarında fiilen görev yapan Sağlık Bakanlığı personeline, katkılarına dayalı olarak elde edilen döner sermaye gelirlerinden karşılanmak üzere performans ödemesi yapılabilir. Bu kurum ve kuruluşlarda Sağlık Bakanlığınca belirlenen hizmet sunum şartları ve kriterleri de dikkate alınmak suretiyle, bu ödemenin oranı ile usul ve esasları; personelin unvanı, görevi, normal çalışma süreleri içinde ve dışında gelirin oluşmasına ve hizmete katkısı, çalışma şartları ve süresi, serbest çalışıp çalışmaması ile muayene, ameliyat, anestezi, girişimsel işlemler ve özellik arz eden riskli bölümlerde çalışma gibi unsurlar esas alınarak Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca belirlenir. Personelin katkısıyla elde edilen döner sermaye gelirlerinden personele bir ayda yapılacak ödemenin tutarı, ilgili personelin temel görev aylığı veya temel görev ücretinin pratisyen tabip ve diş tabiplerinden serbest çalışanlara yüzde kırkını, serbest çalışmayanlara yüzde seksenini, uzman tabip, Tıpta Uzmanlık Tüzüğünde belirtilen dallarda bu Tüzük hükümlerine göre uzman olanlar ve uzman diş tabiplerinden serbest çalışanlara yüzde yüzünü, serbest çalışmayanlara yüzde yüzyirmisini, serbest çalışmayan klinik şef ve şef yardımcılarına yüzde yüzkırkını, diğer personele ise yüzde otuzunu geçemez. İşin ve hizmetin özelliği dikkate alınarak yoğun bakım, doğumhane, yeni doğan, süt çocuğu, yanık, diyaliz, ameliyathane, kemik iliği nakil ünitesi ve acil servis gibi özellikli hizmetlerde çalışan personel için yüzde otuz oranı, yüzde kırk olarak uygulanır. Sağlık Bakanlığı, personel temininde güçlük çekilen yerlerde çalıştırılacak uzman tabipler için, serbest çalışmamaları kaydıyla, bu oranları yüzde ellisine kadar artırarak uygulayabilir. Yapılacak ödemelerin toplamı, hazine payı ile personelin katkısına dayanmayan ilaç ve tıbbi malzeme gelirleri ile faiz ve bağış gelirleri düşüldükten sonra bulunacak tutarın ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarında yüzde ellisini, birinci basamak sağlık kuruluşlarında ise, yüzde altmışbeşini aşamaz.

b) Üniversite ve yüksek teknoloji enstitülerinde öğretim elemanlarının katkısıyla elde edilen döner sermaye gelirlerinden karşılanmak üzere, üniversite personeline performans ödemesi yapılabilir. Bu ödemenin oranı ile usul ve esasları; personelin unvanı, görevi, normal çalışma süreleri içinde ve dışında gelirin oluşmasına, hizmete ve eğitime katkısı, tıp fakültelerinde ayrıca muayene, ameliyat, anestezi, girişimsel işlemler ve özellik arz eden riskli bölümlerde çalışma gibi unsurlar esas alınarak Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Yükseköğretim Kurulunca belirlenecek genel esaslar çerçevesinde üniversite yönetim kurullarınca belirlenir. Öğretim elemanlarının katkısıyla elde edilen döner sermaye gelirlerinden personele bir ayda yapılacak ödemenin tutarı, ilgili personelin temel görev aylığı veya temel görev ücretinin öğretim üyelerinde yüzde üçyüzünü, diğer öğretim elemanlarında yüzde yüzünü, diğer personelde ise yüzde otuzunu geçemez. İşin ve hizmetin özelliği dikkate alınarak yoğun bakım, doğumhane, yeni doğan, süt çocuğu, yanık, diyaliz, ameliyathane, kemik iliği nakil ünitesi ve acil servis gibi özellikli hizmetlerde çalışan personel için yüzde otuz oranı, yüzde kırk olarak uygulanır. Yapılacak ödemelerin toplamı, hazine payı ile bilimsel araştırma projelerine ayrılacak pay ve personelin katkısına dayanmayan ilaç ve tıbbi malzeme gelirleri ile faiz ve bağış gelirleri düşüldükten sonra bulunacak tutarın yüzde ellisini aşamaz.

Bu madde kapsamına giren personele 112 nci madde çerçevesinde ayrıca performans ödemesi yapılmaz.

Kadro unvanı değişenler

Geçici Madde 22- Tâbi olduğu mevzuat hükümlerine göre ihdas edilmiş bulunan kadro unvanlarından; ekli (1) sayılı listede yer alanlar hariç olmak üzere, “Memur” kadro unvanı “Büro Görevlisi”, diğer kadro unvanlarında geçen “Memur” ibaresi “Görevli”, “Memuru” ibaresi de “Görevlisi” olarak değiştirilmiştir.

Kadro ve pozisyonlara ilişkin düzenleme

Geçici Madde 23- 6 ncı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen kanun altı ay içinde yürürlüğe konulur.

Bakanlar Kurulu, birinci fıkrada belirtilen kanun yürürlüğe girinceye kadar, pozisyonun dâhil olduğu grupta değişiklik yapmamak kaydıyla, ekli (2) sayılı listede yer alan pozisyon unvanlarında değişiklik yapmaya, yeni unvanlar eklemeye ve farklı unvanlarla benzer hizmeti yürütmekte olan personel açısından bu listede yer alan unvanlar için öngörülen gösterge rakamlarından yararlanacak unvanları belirlemeye yetkilidir.

İlave ödemesi bulunmayan personele yapılacak ek ödeme

Geçici Madde 24- Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Yüksek Seçim Kurulu, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Karayolları Genel Müdürlüğü, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Yükseköğretim Kurulu, üniversiteler ile yüksek teknoloji enstitüleri (2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesinden yararlanan personel dahil), Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı ile bağlı kuruluşları, Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Genel Müdürlüğü, Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı, Savunma Sanayii Müsteşarlığı, Millî Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, İller Bankası Genel Müdürlüğü ile Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğünün merkez ve taşra teşkilatı ile varsa bunların döner sermaye kadrolarında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre istihdam edilen memurlara bu Kanunun malî haklar ile sosyal yardımlara ilişkin hükümleri yürürlüğe girinceye kadar ikiyüz Yeni Türk Lirasına kadar aylık ek ödeme yapılabilir. Bu ödeme ayrıca  Mülkî İdare Amirliği Hizmetleri Sınıfı, Emniyet Hizmetleri Sınıfı ve Eğitim Öğretim Hizmetleri Sınıfı kadrolarında bulunanlara, temsil ve görev tazminatı ödenenlere, sözleşmeli (kadro karşılığı sözleşmeli olarak çalışanlar dahil) personele, fiilen yapılmayan ders karşılığı ek ders ücretinden yararlananlara, hakim ve savcı adayları, Kültür ve Turizm uzmanı ve yardımcıları ile Çevre ve şehircilik uzmanı ve yardımcıları ile tüm işçilerine ödenir.

Ek ödeme,  herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz ve ilgili mevzuatı uyarınca ödenmekte olan zam, tazminat, ödenek, döner sermaye payı, ikramiye, ücret ve her ne ad altında olursa olsun yapılan benzeri ödemelerin hesabında dikkate alınmaz.

Bu ödemenin; görev yapılan kurum, birim ve iş hacmi, görev mahalli, görevin önem ve güçlüğü, çalışma süresi, personele aylık ve özlük hakları dışında ilgili mevzuatı uyarınca yapılan diğer ödemeler, personelin sınıfı, kadro unvanı ve derecesi gibi kriterler ayrı ayrı veya birlikte dikkate alınmak suretiyle hangi hallerde ve tutarlarda yapılacağı, hangi hallerde yapılmayacağı veya kesileceği ile ödemeye ilişkin diğer hususlar Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir.

Bu madde kapsamında ek ödeme yapılması öngörülen personele döner sermaye katkı payı ödemesi, döner sermaye gelirlerinden ek ödeme, fazla çalışma ücreti, 8/5/1991 tarihli ve 3717 sayılı Kanunun 2 nci maddesi uyarınca yol tazminatının yarısı olarak kamu bankalarına yatırılan tutarlardan yapılan ödeme, fon, ek ödeme, ek ücret, ikramiye, teşvik ödemesi, teşvik primi ve benzeri adlar altında başkaca bir ödeme yapılmaz.

Bildirimler

Geçici Madde 25- Bu Kanun kapsamına giren kurumlarda memur, sözleşmeli personel, geçici personel, diğer kamu görevlisi ve işçi olarak çalışanlarla ilgili 129 uncu maddede öngörülen yönetmelikte belirtilen veriler, kurumlarınca bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren altı ay içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.

Yurt dışındaki eğitim masraflarının tahsili

Geçici Madde 26– Yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar, 30/4/1992 tarihli ve 3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun (ı) bendi kapsamında bulunanlar hakkında 105 inci maddenin üçüncü fıkrası, 8/4/1929 tarihli ve 1416 sayılı Ecnebî Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanun ve diğer kanun hükümleri uyarınca yurtdışına gönderilen öğrenciler hakkında da 105 inci madde hükümleri uygulanır.

Yönetmelikler

Geçici Madde 27- Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler en geç ... tarihine kadar yürürlüğe konulur.

Yürürlük

Madde 133-

Yürütme

Madde 134- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.



Bir Makale

The International New Issues In SOcial Sciences Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül Yurt Sağlık Bakanlığı rgulyurt@gmail.com Orcid : 0000-0003-3076-3423 Year : 2025 Number : 13 Volume : 2 pp : 279-306 Makalenin Geliş Tarihi Kabul Tarihi Makalenin Türü Doi : 08/12/2025 : 24/12/2025 : Araştırma makalesi : https://zenodo.org/records/18044127 İntihal/Plagiarism: Bu makale, en az iki hakem tarafından incelenmiş, telif devir belgesi ve intihal içermediğine ilişkin rapor ve gerekliyse Etik Kurulu Raporu sisteme yüklenmiştir. / This article was reviewed by at least two referees, a copyright transfer document and a report indicating that it does not contain plagiarism and, if necessary, the Ethics Committee Report were uploaded to the system. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül YURT Öz Son yıllarda boşanma oranlarındaki artış, evlilik oranlarındaki belirgin düşüş aile yapısına yönelik kaygıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu kaygılar, özellikle aile içi bağların çözülmesi, aile yapısının erozyona uğraması ekseninde yoğunlaşmaktadır. Aile yapısındaki dönüşümlerin dijital çağın dinamikleriyle ilişkili olduğuna dair yaklaşımlar yaygınlaşırken, dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz etme hızı da dikkat çekici biçimde artmaktadır. Bu makale, dijital çağın aile içi ilişkilere etkisini analiz etmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu doğrultuda dijital çağda aile, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi kavramlara ilişkin literatür nitel araştırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Literatürdeki bulgular, aile yapısındaki çözülmenin ve aile içi ilişkilerdeki zayıflamanın tarihsel olarak sanayileşme süreciyle hız kazandığını; ancak dijital çağda yaygınlaşan dijital iletişim araçlarıyla bu dönüşümün çok daha ivmeli bir hâl aldığını göstermektedir. Bu çerçevede çalışma, ailenin temel işlevlerini, aile içi ilişkilerin bütünlüğünü dijital çağın baş döndürücü yenilikleri karşısında koruyabilmek için “dijital muhafazakârlık” kavramını önererek bu kavramın aile kurumu açısından sunduğu imkânları değerlendirmektedir. Anahtar kelimeler: Dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital muhafazakârlık, dijital çağda aile ilişkileri. Risks of Family Relationship Disintegration and Preservation Strategies in the Digital Age: An Assessment within the Context of Digital Conservatism Abstract The increase in divorce rates and the significant decrease in marriage rates in recent years have led to concerns about the family structure. These concerns are particularly focused on the disintegration of intra-family ties and the erosion of the family structure. While approaches suggesting that transformations in the family structure are related to the dynamics of the digital age are becoming widespread, the speed at which digital technologies permeate all areas of life is also increasing remarkably. This article was written to analyze the impact of the digital age on intra-family relationships. In this context, the literature on concepts such as family in the digital age, digital addiction, and digital loneliness has been examined using a qualitative research method. The findings in the literature show that the disintegration of the The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 280 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. family structure and the weakening of intra-family relationships historically accelerated with the industrialization process; however, this transformation has become much more rapid with the widespread use of digital communication tools in the digital age. In this framework, the study proposes the concept of "digital conservatism" to protect the basic functions of the family and the integrity of intra family relationships in the face of the dizzying innovations of the digital age, and evaluates the opportunities that this concept offers for the family institution. Keywords: Digital age, digital addiction, digital loneliness, digital conservatism, family relationships in the digital age. 1. Giriş Dijital çağ, insanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı, sınırsız ve görünmez bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bu dönüşüm yalnızca kamusal alanların değil, toplumun en kadim ve mahrem kurumu olan ailenin de doğrudan etkilendiği bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu çağda gerçekleşen iletişim yöntemi bireyler arasındaki etkileşim biçimlerini yeniden şekillendirmektedir. Dijital araçlarla gerçekleşen iletişimde bir yandan mekânsal sınırlar ortadan kalkarken, aynı zamanda bireyler arasında yeni mesafeler ortaya çıkmaktadır. Yüz yüze ilişkilerin yerini ekran aracılığıyla gerçekleşen yeni bir gündelik hayat ve yaşam şekli almaktadır. Dijital araçlarla şekillenen yeni iletişim yöntemleri hiç kuşkusuz aile içi bireylerin iletişimlerini derinden etkilemektedir. Aile, bir yandan dijital imkânların sağladığı olanaklardan faydalanırken diğer yandan yalnızlık, iletişimsizlik ve değer aşınması gibi risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla 21. yüzyıl, dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerinin çok boyutlu biçimde tartışılmasını zorunlu kılan kritik bir dönem olarak öne çıkmaktadır. İletişim biçimlerinden kamu hizmetlerine, kültürel aktarım pratiklerinden siyasal söylemlere kadar geniş bir etki alanına sahip olan dijital teknolojiler, yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda değerler, normlar ve toplumsal yapılar üzerinde derin dönüşümler yaratan sosyolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital platformlar ideolojilerin, kimliklerin ve değer sistemlerinin üretildiği, dolaşıma sokulduğu ve yeniden müzakere edildiği başlıca alanlardan biri hâline gelmiştir. Dijitalleşmenin liberal, popülist veya küreselci söylemlerle ilişkisi yoğun biçimde tartışılırken, muhafazakâr değerlerin dijital çağda nasıl konumlandığı meselesi görece sınırlı bir alan olarak kalmıştır. Bu dönüşüm süreci, özellikle muhafazakâr The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 281 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. düşünce açısından dijital çağda değerlerin nasıl korunacağı, yeniden üretileceği ve aktarılacağı sorularını gündeme getirmektedir. Dijitalleşmenin hayatın her alanına hızla nüfuz etmesi bu teknolojilere yönelik eleştirel yaklaşımların giderek artmasına yol açmaktadır. Dijitalleşmeye yönelik eleştirilerin kümelendiği konular ahlaki aşınma, kültürel çözülme ve toplumsal yabancılaşma ile ilişkilendirmektedir. Bu teknolojilerden korunmanın çözümünü dijital alanın dışında kalmak olarak kurgulamak ve dijital mecraların sunduğu imkânları göz ardı etmek faydalı bir yaklaşım değildir. Her yenilik gibi dijital teknolojiler de hem fayda hem de riskleri eş zamanlı olarak barındırmaktadır. Bu bağlamda, dijital teknolojilerin olumsuz yönlerine odaklanmak, bu teknolojilerin sunduğu çok yönlü imkânları göz ardı etmek anlamına gelecektir. Oysa dijital platformlar, bilinçli ve stratejik biçimde kullanıldığında, kültürel ve ahlaki değerlerin görünür kılınması, aktarılması ve sürekliliğinin sağlanması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu bakış açısından hareketle makale “dijital muhafazakârlık” kavramını tartışmaya açarak bireylerin dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alan bir yaklaşımın önemini savunmaktadır. Uluslararası literatürde dijital muhafazakârlık kavramının özellikle Rusya bağlamında tartışmaya açıldığı görülmektedir. Eurasia 2.0: Russian Geopolitics in the Age of New Media adlı çalışmada dijital muhafazakârlık vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeni medya aracılığıyla yeniden çerçevelenmesi bağlamında ele alınmakta; dijital platformlar, değerlerin aşındığı alanlar olmaktan ziyade ideolojik ve kültürel sürekliliğin sağlandığı stratejik mecralar olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makale dijital dönüşüm çağında muhafazakâr hukuki düşüncenin, kamu sistemlerinin dijitalleşme süreçlerini etik, ahlaki ve sosyo-normatif düzenlemelerle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmalar, dijital muhafazakârlığın dijital teknolojilere karşı bir mesafe koyma tutumundan ziyade, dijital alanı değerlerin korunması ve yeniden inşası için stratejik bir zemin olarak konumlandırdığını ortaya koymaktadır. Türkiye bağlamında ise dijital muhafazakârlık kavramının henüz sistematik bir çerçeveye oturtulmadığı görülmektedir. Türkiye’de yazın alanında dijitalleşme ile ilgili ele alınan çalışmalar çoğu zaman kültürel yozlaşma, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 282 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. ahlaki erozyon veya dijital bağımlılık ekseninde tartışılmakta; dijital alanın değerleri koruyucu ve yeniden üretici bir potansiyel taşıyabileceği yeterince ele alınmamaktadır. Dijital muhafazakârlık kavramının ulusal literatürde yer almaması, bu alandaki tartışmaların dağınık ve kavramsal bütünlükten yoksun kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, dijital çağda muhafazakâr değerlerin nasıl korunacağına ilişkin tartışmaların teorik derinlik kazanmasını zorlaştırmaktadır. Oysa dijitalleşmenin geri döndürülemez bir gerçeklik olduğu dikkate alındığında, değerleri korumanın yolu dijital alanın dışında kalmak değil, bu alanı değer temelli ilkeler doğrultusunda yeniden anlamlandırmaktan geçmektedir. Dolayısıyla kaleme alınan bu makale, Rusya literatüründe geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarından yola çıkarak, dijital çağda değerleri korumanın dijital platformlardan uzak durmakla değil, bu platformları bilinçli, etik ve normatif ilkeler çerçevesinde etkin biçimde kullanmakla mümkün olabileceğini savunmaktadır. Bu doğrultuda makalenin amacı, dijital muhafazakârlık kavramını kuramsal olarak tartışmak ve Türkiye bağlamında dijitalleşme-değer ilişkisine yönelik kavramsal bir katkı sunmaktır. Bu yönüyle makale, dijital çağda değerlerin korunmasına ilişkin tartışmalara yeni bir perspektif kazandırmakta ve dijitalleşme karşısında muhafazakâr düşüncenin değerlerin muhafazası ekseninde önemli bir rol üstlenebileceğini savunmaktadır. 2. Çalışmanın Amacı ve Beklenen Yararlar Bu çalışmanın temel amacı, dijitalleşmenin toplumsal ve kültürel yapılar üzerindeki dönüştürücü etkilerini, muhafazakâr değerler ekseninde ele alarak “dijital muhafazakârlık” kavramını kuramsal bir çerçeve içerisinde tartışmaktır. Dijital teknolojilerin aile yapısı, değer aktarımı ve gündelik yaşam pratikleri üzerindeki etkilerinden hareketle çalışma, dijital alanın muhafazakâr düşünce açısından yalnızca bir tehdit ya da kaçınılması gereken bir mecra olarak değil; değerlerin korunması, yeniden üretilmesi ve görünür kılınması açısından stratejik bir alan olarak nasıl konumlandırılabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu bağlamda makale, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı etik, normatif ve kültürel ilkeler doğrultusunda aktif biçimde kullanmayı öneren bir yaklaşımı savunmaktadır. Çalışmanın bir diğer amacı, uluslararası literatürde özellikle Rusya bağlamında geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarını Türkiye The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 283 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bağlamına taşıyarak, dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin kavramsal bir boşluğu doldurmaktır. Türkiye’de dijitalleşmenin çoğunlukla kültürel yozlaşma, ahlaki aşınma ve bağımlılık gibi sorunlar etrafında ele alındığı dikkate alındığında, bu çalışma dijital alanın değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alınabileceğini göstermeyi amaçlamaktadır. Böylece muhafazakâr düşüncenin dijital çağda nasıl bir konum alabileceğine dair teorik bir tartışma zemini oluşturulmaktadır. Beklenen yararlar açısından değerlendirildiğinde bu çalışmanın, dijital muhafazakârlık kavramını sistematik biçimde ele alarak ulusal literatüre kavramsal ve teorik bir katkı sunması beklenmektedir. Ayrıca dijitalleşmenin aile, değerler ve kültürel süreklilik üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalara çok boyutlu bir bakış açısı kazandırarak, dijital teknolojilerin bilinçli ve etik kullanımına yönelik farkındalık oluşturması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr değerlerin korunmasına ilişkin akademik tartışmalara yeni bir perspektif sunmakta; politika yapıcılar, akademisyenler ve toplumsal aktörler için dijital alanın değer temelli biçimde nasıl değerlendirilebileceğine dair düşünsel bir çerçeve sağlamaktadır. 3. Araştırmanın Yöntemi ve Kapsamı Modernleşme, kentleşme, sanayileşme ve medya teknolojilerinin aile yapısında değişime-dönüşüme yol açtığı literatürde tartışılan konular arasındadır. Ancak dijital çağın hız, erişilebilirlik, sınırların belirsizleşmesi ve bireysel iletişim pratiklerini yeniden tanımlaması gibi özellikleriyle aile yapısında ve aile içi ilişkilerde nasıl bir sürecin yaşanabileceğine dair çalışmalar sınırlı sayıdadır. Makale literatürde yer alan bu sınırlı çalışmalardan biri olmakla birlikte tartışmaya açtığı dijital muhafazakârlık kavramıyla hem teknolojinin hızına uyum sağlamayı hem de aile kurumu gibi kadim yapıları korumayı hedefleyen çift yönlü bir strateji sunmaktadır. Bu çerçevede makale, dijital teknolojilerin yol açtığı risk ve tehditleri asgariye indirmek amacıyla dijital muhafazakârlık kavramını teorik ve pratik boyutlarıyla tartışmaya açan disiplinlerarası bir yaklaşımla literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, dijital çağın aile ilişkileri üzerindeki etkilerini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek amacıyla nitel derleme yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Derleme yöntemi, belirli bir konuya ilişkin mevcut literatürü The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 284 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sistematik bir çerçevede incelemeyi, bulguları karşılaştırmayı ve alandaki eğilimleri ortaya koymayı mümkün kılmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital ebeveynlik ve dijital muhafazakârlık gibi kavramları ele alan ulusal ve uluslararası akademik yayınlar incelenmiştir. Araştırma sürecinde öncelikle konu ile ilgili temel kavramlar belirlenmiş; ardından bu kavramlarla ilişkili çalışmalar, belirlenen temalar doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Çalışmaların seçiminde, konuyla doğrudan ilişkili olması, alana katkı sunması ve güncel literatürü temsil etmesi temel ölçütler olarak benimsenmiştir. Elde edilen bulgular, aile yapısındaki dönüşümleri tarihsel, sosyolojik ve dijital bağlamlarda ele alan teorik yaklaşımlar ışığında yorumlanmıştır. Bu yaklaşım sayesinde, dijital çağın aile ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne dair çok boyutlu bir değerlendirme yapılmış ve “dijital muhafazakârlık” kavramı bu dönüşümün anlaşılmasında bir analitik çerçeve olarak tartışılmıştır. Bu yöntem doğrultusunda çalışma, mevcut literatürü sentezleyerek alandaki güncel eğilimleri görünür kılmayı, dijital çağda aile kurumuna yönelik risk ve imkânları akademik bir zeminde ortaya koymayı amaçlamaktadır. 4. Dijital Çağda Bağımlılık ve Yalnızlık Dijital çağ, dijital devrim ve dijitalleşme olarak adlandırılan 21. yüzyıl, insanlık tarihindeki en önemli devrimlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu devrimin fitilini ateşleyen ilk adım, Amerikalı bilim insanları tarafından 1947 yılında üretilen transistördür (Özdoğan, 2017:25). Transistörün elektronik cihazların temel bileşeni hâline gelmesi, bilgisayar sistemlerinin ortaya çıkmasını ve bilgilerin dijitalleşmesini sağlamıştır (Özdoğan, 2017:27). Dijital iletişimin ana kaynağı olan internetin doğuşu ise 20. yüzyılın üçüncü çeyreğine dayanmaktadır. Amerika Savunma Bakanlığına bağlı bir birim olan Advanced Research Projects Agency (ARPA) tarafından 1957 yılında kesintisiz bir iletişim ağı kurularak internetin ilk adımı atılmıştır. Bu gelişmeyi takiben 1960 yılında ARPANET projesi kapsamında internetin kullanım alanını yaygınlaştırılmıştır. Büyük bilgisayarlar arasında bağlantılar kurularak paylaşım yapabilen ağlar oluşturulmuş ve zamanla üniversiteler ile diğer kurumlar da bu ağa dahil edilmiştir. Farklı işletim sistemine sahip bilgisayarların ağa bağlanmasıyla “İNTERNET” adı verilen küresel bir network meydana gelmiştir (Yıldırım, 2021:3). Bu networkün The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 285 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gelişim ivmesi ve kullanım alanı her geçen gün katlanarak artmıştır. Dijital araçlarla iletişim kurulabilmesi, bilgiye kolay erişim sağlanması ve birçok hizmetin kısa sürede mekândan bağımsız şekilde sunulabilmesi, dijital çağın küresel zeminde hızla benimsenmesini sağlamıştır (Yetkin & Coşkun, 2021:2). 20.yüzyılda televizyon ve radyo gibi “geleneksel medya” araçları, bireylerin yüzyıllardır sürdürdüğü iletişim pratiklerini köklü biçimde dönüştürmüşken (Alkan, 2023: 15), 21. yüzyıl bu dönüşümün çok daha kapsamlı bir versiyonuna tanıklık etmektedir. Günümüzde cep telefonları, dijital kameralar, sosyal medya platformları ve çeşitli dijital iletişim teknolojileri, gündelik yaşamın merkezine yerleşmiş ve bireylerin etkileşim biçimlerinin başat belirleyicileri hâline gelmiştir (Akar, 2025:10). Devlet yönetiminden bürokratik süreçlere, ticaretten alışveriş kültürüne; eğitim politikalarından sağlık hizmetlerine kadar hemen her alanda dijital dönüşüm belirgin bir etki oluşturmaktadır (Yurt, 2025:26). Dijital iletişimin en belirgin avantajı, zaman ve mekân sınırlamasından bağımsız olarak, anlık, dijital platformların mevcut olduğu sahalarda kullanılabilmesidir. Bu sayede milyonlarca, hatta milyarlarca bireyin aynı anda iletişim kurması mümkündür. Fiziki sınırlardan bağımsız olarak dijital uygulamalar sayesinde kişilerarası iletişim tek bir tıklamayla kolaylaşmıştır. Mektup, telefon ve telgraf gibi klasik iletişim araçlarıyla kıyaslandığında, dijital dünyanın iletişim açısından sunduğu olanaklar insanlık için paha biçilemez niteliktedir. Dijital iletişimin bu hızda yaygınlaşması bu araçlara yönelik kaygıların zaman içinde artmasına yol açmaktadır. Bu araçlar yoluyla kurulan dijital sosyalleşmelerin, aile üyeleri arasındaki iletişimi zayıflattığına, aile içi bağlara zarar verdiğine yönelik endişeler medyada ve akademik platformlarda geniş yer bulmaktadır (Duran, 2022: 13). Hayatın tüm katmanlarına nüfuz eden bu dijitalleşme sürecinin aile içi ilişkileri yönlendirme ve dönüştürme gücünün giderek artması, dijital teknolojilere ve dijital iletişim biçimlerine yönelik eleştirel yaklaşımların doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu çağın kavramları da kuşkusuz dijital ön ekiyle her geçen gün genişlemekte ve kullanım alanları yaygınlaşmaktadır. Dijital sağlık, dijital eğitim, dijital bankacılık, dijital kurumlar (e-devlet, e-vergi, e-imza), dijital oyunlar ve dijital ticaret dijitalleşmenin somut örneklerinden yalnızca birkaçıdır. Bununla birlikte dijital iletişim, dijital yalnızlık, dijital din ve dijital toplum gibi soyut kavramlar da giderek yaygınlaşmaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 286 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Önümüzdeki yıllarda dijital ön ekiyle birçok yeni somut ve soyut kavramın türeyeceği kaçınılmazdır. Çünkü her yeni gelişme, dijital hizmetler ve araçların kullanım alanını genişletirken, aynı zamanda bu yenilikler bireylerin günlük yaşamına da entegre olmaktadır. Dijital çağda öne çıkan ve giderek yaygınlaşan bağımlılık türlerinden biri de dijital bağımlılıktır (Yengin, 2019:2). Bu kavram, ilk kez 1995 yılında Ivan Goldberg tarafından literatüre kazandırılmış ve ardından Amerika medyasında “internet addiction” olarak yer bulmuştur (Ersoy & Ağlar, 2024:3; Yıldırım, 2021:7). Kimberly Young tarafından dijital bağımlılığı araştırmak üzere kurulan araştırma merkezi ve geliştirilen bağımlılık testleri dijital bağımlılık alanındaki bilimsel çalışmalara öncülük etmiştir (Havalı, 2024:20). Bağımlılık bir nesneye, kişiye, objeye duyulan önlenemez istek, iradenin yetersiz kalması veya başka bir iradenin etkisi altında olma durumu olarak tanımlanabilir. Dijital bağımlılık ise, bireyin kendisini yeterli hissetmeme dürtüsüyle tetiklenen, teknolojik ve davranışsal bir bağımlılık türüdür (Özsarı & Deli, 2023:2). Bu bağımlılık türünde bireyin zihni sürekli dijital öğelerle meşgul olmaktadır. Birey zamanla dijital araçlardan kopamamaktadır. Birey, bu araçlara erişim sağlayamadığında huzursuz, gergin, kaygılı, mutsuz bir durum sergilemektedir. Dijital bağımlılığın şiddeti, haftalık 40-48 saate varan internet kullanımına kadar ulaşabilirken birey dijitali kullanma isteğinin önüne geçmekte zorlanmaktadır. Bağımlılık düzeyine ulaşan bireylerde, internete bağlı olunmayan zamanın önemi kaybolmakta, saldırganlık gibi davranışsal değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Günlük yaşamda sorumlulukların yerine getirilmesinde aksaklıklar meydana gelirken iş, okul ve aile hayatındaki görevler ihmal edilmektedir. Zamanla bağımlı bireyler, evden dışarı çıkamama gibi ciddi sorunlarla karşılaşabilmektedir (Alyanak, 2016: 1). Literatürde dijital bağımlılık ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir bölümünde olumsuz aile ilişkilerinin yaşandığı ortamlarda bağımlılığın daha yaygın olduğu vurgulanmaktadır. Dijital bağımlılığa yol açan çalışma sonuçları makalenin “literatürde dijital bağımlılık ve aile ilişkileri” başlığında ele alınmıştır. Dijital Yalnızlık The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 287 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Yalnızlık kavramı, Türkçe sözlükte “yalnız olma, kimsenin bulunmaması durumu” olarak tanımlanmaktadır. Ancak Türk Dil Kurumu (TDK), 2024 yılında “kalabalık yalnızlık” kavramını yılın kelimesi olarak açıklayarak, bu kavrama olan ilgiyi önemli ölçüde artırmıştır (Karayaman, Boz, Şener, & Güler, 2025:1). TDK’nın internet sitesinde halk oylamasına sunulan “merhamet”, “yabancılaşma”, “algoritma”, “yozlaşma”, “yapay zekâ” ve “dijital yorgunluk” kelimeleri arasından seçilen “kalabalık yalnızlık”, birey toplum ilişkisi hakkında birçok mesaj barındırmaktadır (tdk.gov.tr, 30 Temmuz 2025). Yaklaşık bir milyon kişinin katılımıyla yapılan oylamada bu kavramın seçilmesi, birey-toplum, sosyoloji ve psikoloji zemininde kapsamlı araştırmaların önemini göstermektedir. Aynı zamanda kavram, toplumsal ve sosyolojik dönüşümün hangi yönlere evrilebileceği konusunda uyarıcı bir niteliğe sahiptir. Birbirine zıt anlamlar taşıyan “kalabalık” ve “yalnızlık” kelimelerinin bir arada kullanılması ilk bakışta tezat gibi görünse de kavramın derinlemesine incelenmesi bireylerin içinde bulunduğu durumun ne denli travmatik olabileceğini ortaya koymaktadır. Carl Gustaw Jung’un yalnızlık ile ilgili tanımı, bu kavramın bireylerin yaşadığı durumu özetler niteliktedir. Jung’a göre yalnızlık, bireyin yanında kimsenin olmaması değil; bireye ait duygu, düşünce ve fikirlerin karşı tarafa iletilememesi veya kabul görmemesidir (Deveoğlu, 2024:2). Literatürde dijitalleşme ve yalnızlık arasındaki ilişki üzerine birçok araştırma bulunmaktadır. Alkan, Alyanak, Deveoğlu, Göldağ, Kavlak, Yıldırım, Şen & Erol, bu ilişkinin farklı boyutlarını inceleyen çalışmalara örnek olarak gösterilebilir. Araştırmalar, yalnızlığa yol açan çeşitli etmenleri ortaya koymaktadır. Aile içi olumsuz ilişkiler, dijital araçlar, dijital oyunlar, dijital hedonizm, anlaşılmama hissi, mobbing ve boşluk hissi bunlardan sadece birkaçıdır. Ancak ortak olarak vurgulanan ve dikkat çeken unsur, aile içi olumsuz ilişkilerden kaynaklanan yalnızlıktır. İnsan doğası, temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra ait olma, sevilme, sayılma ve anlaşılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç, Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin üçüncü basamağında, sosyal aidiyet basamağı olarak yer almaktadır. Birey, bu ihtiyacını sevgi, sosyal yakınlık ve dostluk ilişkileriyle karşılamaktadır (Şengöz, 2022:4). Ancak aile içinde ait olma, anlaşılma, sevgi ve değer görme ihtiyacı karşılanamadığında birey, bu boşluğu farklı kanallarla doldurmaya çalışabilmektedir. Bireyin iş, okul ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 288 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sosyal hayatındaki ilişkiler zaman zaman sekteye uğrayabilmektedir. Bu durumlara aile içi iletişimsizlik, anlaşılmama ve değersizlik hissi eşlik ettiğinde bireysel izolasyonla başlayan yalnızlık zamanla bireyi dijital dünyanın zeminine sürükleyebilmektedir. Hayatın neredeyse her alanına entegre olmuş ve mekândan bağımsız sayısız seçenek sunan dijital dünya, bireyleri sanal bir çevreyle kuşatırken bireylerin yalnızlıklarını derinleştirmektedir. Bu yalnızlaşmanın sonucunda, aile ve toplum içindeki iş birliği, dayanışma ve yardımlaşma gibi değerlerin önemi zamanla azalmaktadır. Bireylerde yabancılaşma ve aidiyet duygularının kaybolması kaçınılmaz hâle gelmektedir. Oysa insan, yaratılış itibarıyla toplumsal bir varlıktır ve tarih boyunca milletlerin, devletlerin oluşumunda toplumsal bağlar belirleyici bir rol oynamıştır. Gerçek anlamda tarihin öznesi olabilmek, güçlü toplumsal bağlarla bir arada yaşamakla mümkündür. Toplumlar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş yığınlar değildir. Toplumları bir arada tutan, birlikte yaşamalarını sağlayan ortak tarih, sosyal ve kültürel bağlardır. Bu bağlar zamanla güçlenebileceği gibi gevşeyip çözülme tehlikesi de taşımaktadır. Toplumun hangi yöne evrileceği ortak irade ve birlikte yaşama kararlılığıyla doğrudan bağlantılıdır (Çapcıoğlu, 2024: 17-18). Ancak “kalabalık yalnızlık” içinde yaşayan bireylerin artışı, bireylerde birlikte yaşama arzusunun azalmasına yol açacaktır. Bu durumda nihai olarak toplumsal bağların çöküşüne zemin hazırlayacaktır. Dijitalleşme ve Muhafazakârlık Muhafazakârlık Latince’de korumak, saklamak, muhafaza etmek, tutmak gibi anlamlara gelen conservare sözcüğüne dayanmaktadır (Güngörmez, 2004:2). Kavram Ortaçağ’da yasaları, düzeni, belli grupları koruyan, kollayan anlamında “Conservator” terimiyle kullanılmıştır (Akkaş, 2003:2). Arapça sözlükte koruma, himaye etme, gözetme anlamlarına gelen hafaza kökünden türemiştir. Türkçe sözlükte de muhafaza etme, koruma anlamına gelmektedir. Muhafazakârlık kavramının Türkçe’de conservatismin karşılığı olarak ne zamandan itibaren kullanıldığı net olarak bilinmemekle birlikte geleneği koruma sürekliliği ifade etme anlamı uzun bir geçmişe dayanmaktadır (Çamurdaş, 2023:2). Muhafazakârlık modern siyasi bir ideoloji olarak Fransız Devrimi’ne karşı bir tepki hareketi olarak Edmund Burke’ün (1729-1797) fikirleriyle şekillense The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 289 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. de bir yaşam formu, bir düşünce şekli olarak kökeni 4. yüzyılın Kilise babalarından Saint Augustin’e, hatta Antik Yunan’a Aristo’ya kadar uzanmaktadır (Yurt, 2025:16). Edmund Burke tarafından kaleme alınan “Reflections on the Revolution in France 1790 (Fransız İhtilali Üzerine Düşünceler 1790)” muhafazakâr geleneğin en üst referans metni olarak kabul edilmektedir (Beneton, 2016: 15). Muhafazakârlıkla ilgili yaygın kabul, bu düşünce geleneğinin değişime bütünüyle karşı olduğu yönündedir. Ancak bu yaklaşım, muhafazakârlığın gerçek doğasını tam olarak yansıtmamaktadır. Muhafazakârlığın değişime bakışı, kökten ve ani dönüşümlere direnmekle birlikte, değişimin tedrici, kontrollü ve toplumsal istikrarı gözeten bir biçimde gerçekleşmesi gerektiği yönündedir. Nitekim literatür incelendiğinde muhafazakârlığın zaman içerisinde “neo-muhafazakârlık” ve “Yeni Sağ” gibi farklı biçimlere evrilerek dönemin toplumsal ve siyasal koşullarına uyum sağladığı görülmektedir (Yurt, 2025:27). Aile kurumu, insanlık tarihi boyunca toplumsal düzenin köklü yapılarından biri olarak varlığını muhafaza etmiştir. Bu kurum, “bireylerin sosyal bir varlık olmayı öğrendikleri ilk etkileşim ağı olması nedeniyle bireysel hayatlar ve toplum hayatı için en temel kurumdur” (Dikeçligil, 2012:24). Biyolojik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik ve hukukî boyutlarıyla aile; üyeler arasındaki ilişkileri belirli normlara bağlayan, toplumun kültürel ve karakteristik özelliklerini kuşaktan kuşağa aktaran ve en yoğun birincil ilişkilerin yaşandığı temel sosyalleşme ortamını oluşturan bir kurumdur (Zorlu, 2025:2). Muhafazakâr düşünce geleneğinde aile, toplumsal yapının inşasında ve sürekliliğinde merkezi bir konuma sahiptir. Toplumsal hayatın en eski kurumu olan aile, yalnızca biyolojik bir birliktelik değil; aynı zamanda değerlerin aktarımını, otoritenin meşruiyetini ve toplumsal düzenin devamlılığını sağlayan temel bir yapı olarak görülmektedir. Muhafazakâr ideolojinin erken dönem teorisyenlerinden Louis de Bonald’a göre aile toplumsal ve siyasal düzenin küçük bir yansıması niteliğindedir (Güler, 2016:127). Muhafazakâr düşüncede aile, bireyin kimlik kazanma sürecinde belirleyici bir kurumsal yapı olarak konumlandırılmaktadır. Aile, bireylerine yalnızca aidiyet duygusu kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda onları toplumsal hayata hazırlayarak belirli roller ve konumlar üzerinden toplumsal yapı içine dâhil eder. Bu yönüyle aile, birey ile toplum arasındaki temel aracı The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 290 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. kurumlardan biri olarak işlev görmektedir. Thomas Fleming de benzer biçimde, bireyin esas kimliğini oluşturan tarihsel süreklilik ve gelecek tasavvurunun aile aracılığıyla şekillendiğini ileri sürmektedir. Fleming’e göre insan doğası gereği unutkandır; buna karşılık aile, kuşaklar arası aktarımı mümkün kılan kolektif bir hafıza işlevi üstlenmektedir. Talcott Parsons, aile kurumunun toplumsal düzen içindeki rolünü; neslin devamlılığının sağlanması, bireylerin sosyal ve psikolojik rehabilitasyonu ile toplumsal norm ve değerlerin aktarımını sağlamak şeklinde üç temel işlev üzerinden tanımlamaktadır (Çaha, 2004: 8). Aile, bireylerde topluma ve devlete yönelik sevgi, aidiyet ve bağlılık duygularının gelişmesinde merkezi bir işleve sahiptir. Toplumsal bütünlüğün ve siyasal istikrarın sürdürülebilirliği, bireyler arasındaki bu duygusal ve normatif bağların gücüne doğrudan bağlıdır. Sevgi ve bağlılık temelinde inşa edilmemiş toplumların ve devlet yapıların çözülmeye daha açık olduğu görülmektedir. Bu bağlamda aile değerlerine yönelen herhangi bir tehdidin zamanında engellenememesi, söz konusu tehdidin giderek derinleşmesine ve yalnızca aile kurumunu değil, toplumsal düzeni ve nihai aşamada devletin bütünlüğünü hedef alan yapısal bir soruna dönüşmesine zemin hazırlamaktadır (Gilbert, 2016:74). Durkheim, toplumsal yapıda ortaya çıkan anomi ve yabancılaşma olgusunu, toplumun ortak değer dünyasında meydana gelen çözülmeyle ilişkilendirmektedir. Ona göre toplumsal düzenin zayıflaması ani bir kırılmanın sonucu değil, daha derin ve kademeli bir sürecin ürünüdür. Bu çözülme sürecinin ilk aşaması ise aile kurumunda başlamaktadır. Aile bağlarının zayıfladığı ve aileye atfedilen değerlerin aşındığı toplumlarda, kolektif bilinç giderek güç kaybetmekte; buna bağlı olarak toplumsal bağların ve ortak değerlerin çözülmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir (Çaha, 2004:8). Türk sosyoloji geleneğinde Ziya Gökalp, aileyi yalnızca bireylerin bir araya geldiği özel bir alan olarak değil, ulusun varlığını sürdüren ve kültürel sürekliliği sağlayan merkezi bir yapı olarak ele alır. Ona göre aile, toplumsal dirliği teminat altına alan, millî değerleri nesilden nesile aktaran ve ulusal bütünlüğü güçlendiren bir çekirdek kurumdur. Bu yaklaşım, aileyi hem ahlaki hem de ulusal sorumluluk alanı olarak konumlandırmaktadır. Benzer şekilde İhsan Sezal da aileyi toplumsal düzenin inşasında ve kurumsallaşmasında başlangıç noktası olarak değerlendirir. Sezal’in The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 291 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. perspektifinde aile, birey ile toplum arasındaki bağın kurulduğu; toplumsal yapının canlılığını, dayanıklılığını ve sürekliliğini güvence altına alan temel örgütlenme biçimidir (Kır, 2011:2). Bu makalenin odağı gereği, aile kurumunun önemine ilişkin tanımlar sınırlı tutulmuş; esas amaç olarak dijital çağın aile yapısı üzerindeki etkilerini irdelemek ve bu yeni çağda aileyi korumaya yönelik stratejiler geliştirmek benimsenmiştir. Literatürdeki çalışmalar, geleneksel aile modelinin tarihsel süreç içerisinde çekirdek aile formuna evrildiğini; dijital çağla birlikte çekirdek yapısının da farklılaşarak çoklu aile tipolojilerine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Araştırmalar, aile yapısındaki çözülme eğiliminin Sanayi Devrimi sonrasında hız kazanan kentleşme ve göç süreçleri, kadın hakları mücadelesi, eğitimde fırsat eşitliğinin genişlemesi, kadınların iş gücüne aktif katılımı gibi çeşitli toplumsal dinamiklerle bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır (Turgut, 2017:18). Bunun yanı sıra aile içi ilişkilerin belirgin biçimde zayıfladığı; tek ebeveynli aileler, dijital aileler, arkadaş temelli aile yapıları ve çocuksuz aile modelleri gibi yeni aile formlarının dijital çağın ilk çeyreğinde dikkat çeken bir seviyede artış gösterdiği literatür bulgularındandır (Bayer, 2013:12). Dolayısıyla aile yapısındaki dönüşüm çok boyutlu nedenlerle şekillenmekte olup bu nedenlerin etkisi, dijitalleşmenin hızlandırıcı niteliğiyle günümüzde daha görünür ve daha belirgin hale gelmiştir. Dijital Muhafazakârlık 2016 yılında yayımlanan Russian Geopolitics in the Age of New Media (Yeni Medya Çağında Rus Jeopolitiği) adlı eserde, dijitalleşmenin jeopolitik yapılar üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Anılan eserde Rusya’daki bölgelerin yerel ve jeopolitik mekânsal kimliklerine ilişkin anlatıların dijital platformlar aracılığıyla inşa edilmesi, bölgesel öz belirlemeye yönelik politik bir yönelimin oluşturulmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu anlatıların, “dijital jeopolitik” kavramını görünür ve analiz edilebilir bir olgu hâline getirdiği; dolayısıyla Rusya’daki sosyologlar tarafından incelenmesi gerektiği eserde vurgulanan temel hususlar arasındadır. Eserde özellikle dikkat çeken bölümlerden biri, “Digital Conservatism: Framing Patriotism in the Era of Global Journalism” (Küresel Gazetecilik Çağında Vatanseverliğin Çerçevelenmesi) başlığıdır (Bassin ve diğerleri, 2016:185). Bu başlıkta yazar, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 292 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Rusya’nın yeni medya ortamı içerisinde gelenekselci ve muhafazakâr anlatıların nasıl yeniden üretildiğini incelemektedir. Dijital platformların yalnızca teknik araçlar olmadığı, aksine tarihsel hafıza, ulusal kimlik ve muhafazakâr değerlerin dolaşıma sokulduğu ideolojik mekânlar hâline geldiği vurgulanmaktadır. Eserde dijital gazetecilik, devletle uyumlu aktörler ile taban hareketlerinin çevrimiçi katılım pratiklerini bir araya getirerek muhafazakâr bir jeopolitik dünya görüşünü pekiştiren stratejik bir mecra işlevi görmektedir. Böylece dijital muhafazakârlık; medya biçimi, siyasal ideoloji ve ulusal kimliğin, Rusya’nın Sovyet sonrası coğrafyadaki jeopolitik hedefleri çerçevesinde karşılıklı olarak birbirini ürettiği bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle dijital muhafazakârlık, geleneksel değerlerin dijital formlar içinde yeniden üretilmesini ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu eserde “dijital muhafazakârlık” kavramının kullanılması uluslararası literatür açısından bir ilki barındırmakla birlikte muhafazakârlığın dijital çağda kendini yenilemesi ve dijital bir forma evrilmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu göstermektedir. Dijital muhafazakârlığın konu edindiği başka bir çalışma Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makalede yer almaktadır. Anılan yazarlar “Conservatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems’ Digital Transformation (Muhafazakârlık ve Muhafazakâr Hukuk Düşüncesi: Kamu Sistemlerinin Dijital Dönüşümü Çağı) başlıklı makalede muhafazakârlığın genel kavramsal yapısını tartıştıktan sonra, dijital dönüşümün hukuki ve sosyal etkileri bağlamında muhafazakâr düşüncenin nasıl konumlanması gerektiğini belirtirler. Kazachanskaya ve Mamychev dijital teknolojilerin hızla kamu sistemlerine entegre olduğu bir dönemde, muhafazakâr hukuki düşüncenin salt geleneksel değerleri korumaya dönük değil, aynı zamanda dijitalleşme süreçlerini bu değerlerle uyumlu bir şekilde düzenlemeye odaklanan bir çerçeve geliştirmesi gerektiğini savunurlar. Söz konusu çalışmada toplumsal yaşamda dijital teknolojilerin geliştirilmesi ve etkin biçimde kullanılabilmesi için doktrinel nitelikte hukuki ve düzenleyici politikaların yanı sıra etik standartlar ve ahlaki ilkelerin oluşturulmasının gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Kazachanskaya ve Mamychev’e göre, 21. yüzyılda güçlü bir devlet yapısının inşası açısından dijital ortamda sunulan hizmetlerin; deontolojik kodlar, biyolojik tehditler ve çevresel riskler dikkate alınarak tasarlanması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, dijital çağın The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 293 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gereklerine uyum sağlayabilmek için kamu yönetiminde ve kamu hizmetlerinde gerçekleştirilen dijital dönüşümlere ek olarak, sosyo-normatif düzenlemelerin de hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmektedir (Kazachanskaya ve Mamychev, 2021:447-455). Bu çerçevede dijital muhafazakârlık, dijitalleşmenin değerler üzerinde yarattığı dönüştürücü etkilere karşı geliştirilen savunmacı bir refleks olmanın ötesinde, dijital çağın imkânlarını dikkate alan kurucu bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görüldüğü üzere, dijital platformlar muhafazakâr değerlerin aşındığı değil, aksine yeniden üretildiği ve dolaşıma sokulduğu stratejik alanlar hâline gelebilmektedir. Kazachanskaya ve Mamychev’in dijital dönüşüm bağlamında muhafazakâr hukuki düşünceye ilişkin ortaya koyduğu normatif çerçeve, dijitalleşmenin etik, ahlaki ve toplumsal sorumluluk ilkeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye bağlamında ise dijitalleşme sürecinin hızına karşın, değerlerle dijital platformlar arasındaki ilişkinin henüz kavramsal ve kuramsal bir bütünlük içinde ele alınmadığı görülmektedir. Bu durum, dijital çağda değerleri koruma ve aktarma çabalarının dağınık ve tepkisel bir düzeyde kalmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak tartışmaya açılması, dijitalleşmenin kaçınılmazlığı karşısında değerlerin korunmasına yönelik yeni ve sistematik bir düşünme biçimi sunmaktadır. Bu çerçevede sınırların görünmez hâle geldiği, küresel kültür ve değer aktarımının hızlandığı ve dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz ettiği bu dönemde Türkiye açısından da aileyi, bireyi, kimliği, inancı, değerleri koruyan, kamusal alanlardaki gerçekleşecek olan dijital dönüşümlerin her kademesinde koruyucu çerçeveye duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu ihtiyacı en kapsamlı biçimde karşılayan ve söz konusu dönüşümü teorik olarak açıklayan yaklaşım dijital muhafazakârlık perspektifidir. Dijital muhafazakârlık perspektifi, insanı merkeze alan tüm değerleri ailenin, kimliğin, inancın, tarihin, kadim kültürel mirasın ve hatta insan psikolojisinin- dijital çağın dönüştürücü ve çoğu zaman aşındırıcı etkilerinden korumayı amaçlayan kapsamlı bir stratejik çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda dijital sınırların belirlenmesi, ekran sürelerinin denetimi, sosyal medya kullanımının kontrollü biçimde düzenlenmesi ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 294 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bireyin özel alanının korunması temel stratejik başlıklar olarak öne çıkmaktadır. Bu makalenin odağında ise aile kurumunun korunmasına yönelik dijital muhafazakârlık stratejiler yer almaktadır. 5. Dijital Muhafazakârlık Stratejileri Dijital Sınırların Belirlenmesi Dijital çağın diğer tarihsel dönemlerden ayırt edici özelliği, fiziksel sınırların anlamını yitirmesidir. Artık kıta, ülke veya sınır kavramları dijital mecralarda büyük ölçüde erimektedir. Bireylerin paylaşımları, saniyeler içinde uçsuz bucaksız mesafeleri aşarak dünyanın herhangi bir noktasındaki bireylerin erişimine açılmaktadır. Sosyal medya platformları üzerinden bireyler, toplumsal, kültürel ve sosyal içeriklere sürekli maruz kalmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin sahip oldukları kültürel değerleri ve kadim mirası koruyabilmeleri, dijital araçları ve sosyal medyayı bilinçli, kontrollü ve iradeli bir şekilde kullanmalarını zorunlu kılmaktadır. Dijital mecraların bilinçli kullanımı, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile içi ilişkilerin sağlıklı biçimde sürdürülmesi açısından da hayati öneme sahiptir. Ekran süresinin sınırlandırılması, özellikle çocuklar için güvenli içerik filtrelerinin uygulanması, özel alan ve mahremiyetin korunması, bu alanların dijital mecralarda paylaşılmaması temel dijital muhafazakârlık stratejilerini oluşturmaktadır. Aile Değerlerinin Dijital Ortama Taşınması Dijital ortamda aile değerlerinin -yardımlaşma, koruma, işbirliği, merhamet, sevgi, saygı vb.- paylaşılması ve ailenin toplumsal önemi üzerine üretilen içerikler, söz konusu mecralarda ailenin işlevinin ve öneminin sürekli hatırlanmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür paylaşımlar, aile bireyleri arasında etkili iletişimi teşvik ederek, karşılıklı anlayış ve işbirliği ortamını güçlendirmektedir. Özellikle rehber niteliğindeki içerikler, aile içi karar alma süreçlerinde farkındalık yaratmakta, çatışma yönetimi ve duygusal destek mekanizmalarının geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca, bu paylaşımlar, bireylerin aile değerlerini içselleştirmesini destekleyerek, toplum genelinde kültürel ve ahlaki normların korunmasına dolaylı yoldan hizmet etmektedir. Sonuç olarak, aile değerlerinin dijital zeminde görünür kılınması ve bu değerlerin sürdürülebilir biçimde paylaşılması, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından hem bireysel hem de toplumsal açıdan kritik bir rol oynamaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 295 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Eğitim ve Farkındalık Stratejileri Dijital ortamda paylaşılan içeriklerin bireyler üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları, dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu çalışmaların özellikle aile yapısı, aile içi ilişkiler ve aile üyeleri bağlamında yürütülmesi ayrı bir önem taşımaktadır; çünkü aile, toplumu bir arada tutan temel işlevlerden birine sahiptir. Aile yapısının zayıfladığı toplumların uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir. Bireyler toplumsal değerleri, kültürel mirası ve insana, ahlaka ilişkin normları ilk olarak aile içinde öğrenmektedir. Bu yönüyle aile, toplumun adeta bir sigortası işlevi görmektedir. Bu nedenle, ilgili kurumların1 öncülüğünde aile üyelerine dijital dünyadaki riskler ve fırsatlar hakkında eğitim verilmesi dijital muhafazakârlık stratejilerinin merkezi bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, çocuklar ve gençlere dijital sorumluluk bilinci kazandırmaya yönelik yürütülecek eğitim ve farkındalık faaliyetleri de dijital muhafazakârlığın stratejik hedefleri arasında yer almaktadır. Toplumsal ve Kültürel Bağların Güçlendirilmesi Dijital çağın hızla ilerleyen dinamikleri ve kıtalararası kültürel etkileşimler karşısında, ulusal değerlere yönelik toplumsal ve kültürel bağların güçlendirilmesi kritik bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Dijital mecralarda üretilen içeriklerin, toplumsal bağları pekiştirecek ve kültürel mirasın yaygınlaşmasına katkı sağlayacak nitelikte olması, ulusal kültürün yabancı kültürler karşısında erimesini önleyecektir. Ayrıca, dijital araçlar aracılığıyla ulusal ve kültürel değerlerin paylaşımı bu paylaşımların sürdürülebilirliği, ulusal değerlerin korunmasına önemli katkılar sunmaktadır. Bu bağlamda, aile yapısının güçlendirilmesi, aile değerlerinin yaşatılması ve ailenin toplum içindeki rolünün vurgulanması yönündeki dijital içerikler de toplumsal bütünlüğün korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Dijitalin Bilinçli Kullanımı Dijital dünyanın sunduğu sayısız hizmet arasında kaybolmak ve bireysel özden uzaklaşmak yerine, dijitali bilinçli ve ölçülü bir şekilde tüketme iradesi, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından son derece kritik bir 1Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşlar vb. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 296 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. tutum olarak değerlendirilmektedir. Bireye herhangi bir fayda sağlamayan, zaman kaybına yol açan ve psikolojik sıkıntılara neden olabilecek sınırsız dijital kullanım, ciddi bir risk ve tehlike unsuru taşımaktadır. Her bireyin öz disiplin bilinciyle güçlü bir irade göstermesi, dijital bağımlılık tuzağından korunmasına önemli katkılar sunacaktır. Bu öz disiplin ve dijital mecraların iradeli kullanımı, aile üyeleri arasında da sağlanmalıdır. Aile fertlerinin işbirliği ve dayanışmasıyla, dijitalin eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaçlar dışında belirli zamanlarda kullanılmaması -başka bir deyişle, dijitalin minimal düzeyde ve ihtiyaç odaklı kullanımı- dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. 6. Dijitalleşme ve Aile İlişkileri Literatür Bulguları ve Tartışma Bu başlık altında dijital bağımlılık, dijital yalnızlık ve dijital çağda aile içi ilişkiler konusuna dair literatür araştırmalarında öne çıkan bulgular ele alınmaktadır. Söz konusu bulgular, dijital araçların aile içi ilişkiler üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla anlamaya yöneliktir. Bu bağlamda, literatür taramaları, dijital çağın aile dinamikleri üzerindeki karmaşık etkilerini daha bütüncül bir perspektifle değerlendirme imkânı sunmaktadır. Bu çerçevede literatür bulguları: Bayhan’ın (2020:119) lise öğrencileri üzerinde gerçekleştirdiği araştırma, internet bağımlılığının aile içi ilişki kalitesiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular, ebeveynlik tutumlarının çocukların dijital davranışlarını doğrudan etkilediğini göstermekte; özellikle ilgisiz, mesafeli veya yetersiz ebeveynlik pratiklerinin internet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet oranlarını anlamlı düzeyde artırdığı belirtilmektedir. Ayrıca aile bağlarının zayıf olduğu ya da ebeveynlerin ayrı yaşadığı aile tiplerinde çocukların dijital risklere maruz kalma olasılığının belirgin şekilde yükseldiği vurgulanmaktadır. Benzer biçimde Kavlak ve arkadaşlarının (2022:9) çalışması da aile ilişkilerinde yaşanan çatışma, iletişimsizlik veya duygusal kopukluk gibi olumsuzlukların internet bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık düzeyleriyle pozitif yönlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, dijital bağımlılık davranışlarının yalnızca bireysel faktörlerle değil, güçlü biçimde aile içi etkileşim örüntüleriyle şekillendiğine işaret etmektedir. Göldağ’ın (2018:14) lise öğrencileri üzerine gerçekleştirdiği araştırma, dijital oyun kullanımının aileler tarafından yeterince denetlenmediğini ve oyun The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 297 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. süreleri ile içeriklerinin çoğu zaman kontrolsüz kaldığını göstermektedir. Çalışmanın bulguları, dijital oyunlar üzerinde etkin bir ebeveyn kontrolü sağlanmadığında öğrencilerin internet bağımlılığı eğilimlerinin belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Alyanak’ın (2016:4) çalışması, internet bağımlılığının tedavi sürecinde güçlü aile ilişkilerinin kritik bir değişken olduğunu vurgulamaktadır. Araştırmaya göre, bağımlılığın altında yatan iletişim problemleri ve aile içi çatışmaların giderilmesi, bireyin bağımlılıkla baş etme kapasitesini önemli ölçüde güçlendirmekte; bu bağlamda aile içi iletişim kanallarının güçlendirilmesi, destekleyici bir iş birliği ortamının sağlanması ve duygusal dayanışmanın artırılması tedavi sürecinin başarısı açısından temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu iki çalışma birlikte değerlendirildiğinde, dijital bağımlılık davranışlarının önlenmesinde ve tedavi edilmesinde aile kurumu ile ebeveynlik pratiklerinin merkezi bir role sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ersoy ve Ağlar’ın (2024:17) araştırması, aile içinde açık iletişim kanallarının bulunmasının ve demokratik bir aile atmosferinin sağlanmasının dijital bağımlılık riskini anlamlı biçimde azaltan temel etkenler olduğunu göstermektedir. Çalışma, aile içi iletişimin niteliğinin çocukların dijital davranış örüntülerini doğrudan biçimlendirdiğini vurgulamaktadır. Buna paralel olarak Şen ve Erol (2024:3), aile içi iletişimin başlangıç noktasının ebeveynler olduğunu ifade etmekte ve anne-babanın sergilediği tutarlı, yapıcı ve sağlıklı iletişim biçiminin çocuklarla kurulacak ilişkinin temelini oluşturduğunu belirtmektedir. Araştırma bulguları, dijital teknolojilerin aile içi iletişimi zayıflatıcı etkilere sahip olabileceğini; ancak güçlü aile bağları, nitelikli etkileşim ve destekleyici ebeveyn tutumlarının bu olumsuz etkileri önemli ölçüde sınırlayabildiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda çalışmalar, dijital bağımlılığın önlenmesinde yalnızca teknolojik faktörlere değil, aile içi iletişim süreçlerinin kalitesine de odaklanılması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Haberli (2023:7), ebeveynlerin çocukların dijital araçlarla kurdukları ilişkiyi yönlendirmede belirleyici bir konumda bulunduğunu vurgulamakta ve literatürde ebeveynlik tutumlarının arabulucu, otoriter ve ortak izlenme şeklinde üç kategori altında incelendiğini aktarmaktadır. Arabulucu tutumdaki ebeveynler, çocuklarıyla dijital içeriklerin olumlu ve olumsuz yönlerini tartışarak rehberlik sağlayan, dijital farkındalık ve eleştirel medya okuryazarlığı gelişimini destekleyen bir yaklaşım benimsemektedir. Buna The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 298 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. karşılık otoriter tutum, baskıcı ve tek yönlü bir kontrol mekanizmasına dayandığından, çoğu zaman çocukların dijital içeriklere yönelik merak ve yönelimlerini artırmakta; ayrıca aile içi iletişimde çatışma ve uzlaşma sorunlarına yol açabilmektedir. Ortak izlenme tutumunda ise ebeveynler çocuklarıyla birlikte dijital araçları kullanarak daha etkileşimli, paylaşımcı ve işbirlikçi bir iletişim modeli geliştirmektedir. Araştırma bulguları, bu işbirlikçi yaklaşımın çocukların öğrenme süreçlerine ve dijital deneyimlerinin niteliğine anlamlı düzeyde olumlu katkı sunduğunu göstermektedir. Böylece çalışma, ebeveynlik tarzlarının dijital davranışları şekillendiren güçlü bir sosyopedagojik faktör olduğunu ileri sürmektedir. Karaboğa (2019:16) araştırmasında, uzun süreli dijital medya kullanımında aile içi iletişimin ve aile bağlarının zayıflayacağı vurgulanmaktadır. Araştırma, aile üyeleri arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi için ebeveynlere dijital medya okuryazarlığı eğitimini önermektedir. Bu eğitimin zaman yönetimi başta olmak üzere hem eşler arasındaki iletişime hem de ebeveyn-çocuk iletişimine olumlu katkı sağlayacağı eğitimin sağlayacağı faydalar olarak öne çıkmaktadır. Barış ve Yeşilyurt’un (2025:8) araştırmasında dijital mecraların yalnızca kullanım sıklığının değil, bu platformlarda paylaşılan içeriklerin niteliğinin de aile ilişkilerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Özellikle kıyaslama, rekabet ve idealize edilmiş yaşam temsilleri içeren paylaşımların aile içi iletişimde güvensizlik, yetersizlik hissi ve duygusal kopukluk gibi sonuçlara yol açtığı belirtilmektedir. Fenomenleşmiş içeriklerin de benzer biçimde aile dinamiklerini olumsuz etkilediği ifade edilmektedir. Çalışma, bu olumsuz etkilerin azaltılabilmesi için ailelere dijital içerik yönetimine yönelik stratejik öneriler sunmakta; bilinçli kullanım, içerik seçimi ve dijital etkileşim sınırlarının belirlenmesi gibi uygulamaların önemine dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda her iki araştırma, dijital mecraların aile yapısı üzerindeki etkilerinin hem kullanım biçimi hem de içerik türleri üzerinden çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Akbaş ve Dursun’un (2020:11) araştırması, dijital teknolojilerin uzun süreli kullanımının özellikle çocuklar üzerinde bilişsel, davranışsal ve sosyal düzeyde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, bu olumsuzlukların önlenmesinde baskıcı veya yasaklayıcı ebeveynlik tarzlarının etkili olmadığını, aksine ebeveynlerin dijital teknolojiyi bilinçli, kültürel ve pedagojik bir perspektifle kullanma The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 299 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. becerilerini geliştirmelerinin kritik bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. Çalışma, bu bağlamda dijital ebeveynlik kavramını öne çıkararak dijital kültürün aile içinde geliştirilmesinin, Arslan’ın (2020:2) ifadesiyle “dijital yerlilerin” sağlıklı biçimde yetiştirilmesi açısından temel bir gereklilik olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde Yurdakul, Dönmez, Yaman ve Odabaşı (2013:6), dijital bağımlılığın önlenmesinde dijital ebeveynliğin merkezi bir rol üstlendiğini ifade ederek kavramı; dijital araçlara hâkim olan, dijital mecralardaki fırsat ve risklerin bilincinde bulunan, çocuklarını çevrimiçi tehditlere karşı koruyan, gerçek ve sanal dünyada haklara saygı kültürünü aktaran ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilen bireylerin sergilediği ebeveynlik biçimi olarak tanımlamaktadır. Bu doğrultuda dijital ebeveynlik, çocukların dijital dünyada güvenli, bilinçli, etik ve sürdürülebilir biçimde var olabilmelerini sağlayan temel bir rehberlik çerçevesi sunmaktadır. 7. Sonuç İnsanlık tarihi, her büyük yeniliğin arkasındaki köklü toplumsal dönüşümlerin itici gücüyle durmaksızın şekillenen bir değişim ve dönüşüm yolculuğudur. Ateşin bulunması, yazının icadı, buharlı makinelerin üretime dâhil edilmesi, elektriğin keşfi ve nihayetinde internetin ortaya çıkışı, insan yaşamında paradigmatik kırılmalara yol açan başlıca dönüm noktalarıdır. Bu yenilikler, toplumların beslenme alışkanlıklarından yerleşik yaşam pratiklerine, ticaret ve üretim yöntemlerinden iletişim biçimlerine kadar geniş bir yelpazede radikal değişim süreçlerini tetiklemiştir. 21.yüzyıl diğer adıyla dijital çağ, internetin keşfiyle birlikte dijital iletişimin küresel ölçekte yeniden biçimlendiği bir döneme işaret etmektedir. İnternetin sağladığı altyapı sayesinde dünya üzerindeki milyarlarca insan, fiziksel sınırların belirleyiciliğinden bağımsız olarak aynı dijital zeminde bir araya gelebilme imkânına kavuşmuştur. Bu yeni iletişim ortamı bireylere önemli fırsatlar sunmakla birlikte, beraberinde çeşitli risk ve tehditleri de taşımaktadır. Söz konusu risklerin ulusal ve yerel kültürler açısından kritik yönü, farklı kültürel kodlara ve değer sistemlerine kontrolsüz biçimde maruz kalma sonucunda ulusal değerlerden uzaklaşma ihtimalinin artmasıdır. Bireyin sosyalleşmesinde ve toplumun sürekliliğinde temel bir rol üstlenen aile kurumunun dijital ortamlardan gelebilecek olası tehditlere karşı korunması, toplumsal bütünlük açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede makale bireyin kendisiyle ve çevresiyle (aile, toplum vb.) olan The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 300 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. iletişimini dijital çağın baş döndüren teknolojileri karşısında korumak için “dijital muhafazakârlık” kavramını teklif etmesiyle özgün ve ayırt edici yönüyle öne çıkmaktadır. Dijital muhafazakârlık yaklaşımı, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma geliştirmek yerine, dijital alanı değer temelli bir mücadele ve üretim sahası olarak ele almakta; değerlerin korunmasını dijital platformların etkin ve stratejik kullanımına bağlamaktadır. Dijital muhafazakârlık, muhafazakâr değerlerin dijital çağın iletişim biçimleriyle yeniden ifade edilmesini ve dolaşıma sokulmasını esas alan bir kavramsallaştırmadır. Bu yaklaşım, geleneği dijitalleşmenin karşısında sabit ve değişmez bir unsur olarak değil, dijital mecralarla etkileşim hâlinde yeniden müzakere edilen dinamik bir yapı olarak ele almaktadır. Rusya’da dijital muhafazakârlık, özellikle yeni medya aracılığıyla vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeniden çerçevelenmesi bağlamında teorik bir içerik kazanmıştır. Buna karşılık Türkiye’de kavram henüz literatürde sistematik biçimde ele alınmamış olsa da hızlı dijitalleşmenin toplumsal yapılar üzerindeki etkileri, dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Makale, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi bireysel deneyimlerin aile bağlarını nasıl zayıflattığına ilişkin bulguları bir araya getirerek literatürdeki dağınık bilgi birikimini sistematik bir çatı altında toplamaktadır. Bununla birlikte dijital iletişimin hızlanmasıyla aile üyeleri arasındaki fiziksel ve duygusal mesafenin nasıl yeniden tanımlandığına dair özgün tespitler sunarak, aile sosyolojisi ve iletişim çalışmaları alanlarında önemli bir tartışma zemini oluşturmaktadır. Sonuç olarak makale, dijital muhafazakârlığı Türkiye literatüründe kavramsal bir öneri olarak tartışmaya açarak, dijitalleşme ile değerler arasındaki ilişkiye yönelik dağınık tartışmaları bütünlüklü bir çerçeveye oturtmayı hedeflemektedir. Çalışmanın özgünlüğü, dijital muhafazakârlığı ne dijitalleşmeye karşı bir reddiye ne de geleneksel değerlerden kopuş olarak ele alması; aksine dijital platformların değer temelli ve normatif ilkeler doğrultusunda etkin kullanımını savunan kurucu bir yaklaşım geliştirmesinde yatmaktadır. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görülen dijital muhafazakârlık tartışmalarının Türkiye bağlamına taşınması, karşılaştırmalı bir perspektif sunarak literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr düşüncenin edilgen değil, yönlendirici ve üretken bir rol üstlenebileceğini The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 301 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. göstermekte; dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin akademik tartışmalara özgün bir katkı sunmaktadır. 8. Öneriler Dijital çağın olumsuz etkilerini azaltmak, dijital mecraların daha bilinçli, kontrollü ve kültürel duyarlılıkla kullanılmasını sağlamak amacıyla makale genç, ebeveyn, akademi, bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, resmî kurumlar ve daha birçok kurum-kuruluşa çeşitli öneriler sunmaktadır. *Birey, aile ve toplumların dijital mecraların olumsuz etkilerine karşı daha kırılgan hâle geldiği görülmektedir. Bu nedenle, değer üreten ve değer aktarımını önceleyen bir dijital zeminin inşası zorunludur. Bu zemini ifade eden en kapsamlı kavram dijital muhafazakârlıktır. Dijital muhafazakârlık, dijital teknolojilerin hayatın her alanına nüfuz ettiği çağımızda birey, aile ve toplumların değerlerini, kimliklerini ve geleneksel normlarını koruma yönündeki bilinçli duruşu ifade etmektedir. *Dijital muhafazakârlık yaklaşımının Türkiye bağlamında işlevsel hâle gelebilmesi için, dijitalleşme politikalarının yalnızca teknik altyapı ve verimlilik ekseninde değil, değer temelli bir perspektifle ele alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda, kamu yönetimi ve kamu hizmetlerinde yürütülen dijital dönüşüm süreçlerinin etik ilkeler, mahremiyet hassasiyeti ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla birlikte yapılandırılması önem taşımaktadır. Dijital platformların, kültürel sürekliliği destekleyen ve toplumsal değerlerin aktarımını güçlendiren araçlar olarak değerlendirilmesi, dijitalleşmenin değerlerle çatışan değil, değerleri yeniden üreten bir sürece dönüşmesine katkı sağlayacaktır. *Akademik düzeyde dijital muhafazakârlık kavramının sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk ve iletişim çalışmaları ekseninde disiplinlerarası biçimde ele alınması, kavramın teorik derinliğini artıracaktır. Eğitim, medya ve dijital okuryazarlık politikalarında değer temelli içeriklerin teşvik edilmesi de dijital muhafazakârlığın pratik karşılıklarını güçlendirecek önemli adımlar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda dijital alan, muhafazakâr değerlerin savunulduğu bir “tehdit alanı” olmaktan çıkarılarak, değer temelli bir toplumsal inşa zemini olarak yeniden düşünülmelidir. *Yerli ve değer odaklı dijital içerik üretimi teşvik edilmelidir. Bu kapsamda kamu destekli projelerin yaygınlaşmasına ihtiyaç vardır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 302 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. *Dijital ortamlarda özel alanın korunması ve mahremiyet bilincinin güçlendirilmesi, bireylerin dijitalleşme sürecinde psikolojik bütünlüklerini korumaları açısından kritik önem taşımaktadır. *Dijital ebeveynlik farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, çocukların ve gençlerin dijital risklerden korunması ve sağlıklı dijital alışkanlıklar geliştirmesi için gereklidir. *İlköğretimde seçmeli ders olarak sunulan “Medya Okuryazarlığı” dersinin lise ve yükseköğretim düzeylerinde de zorunlu hâle getirilmesi, eleştirel dijital bilinç geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir. *Dijital mecralarda doğruluk, adalet, saygı ve mahremiyet gibi etik değerlerin yaşatılmasına yönelik içerik üretiminin artırılması, dijital kültürün etik zeminde şekillenmesine katkı sağlayacaktır. *Baskıcı, otoriter ve yasaklayıcı ebeveyn modelleri yerine; hoşgörülü, empati kurabilen, çocuklarıyla iletişim ve müzakere becerisi geliştirebilen bir ebeveyn yaklaşımının teşvik edilmesi gerekmektedir. *Aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın niteliğinin artırılması, ortak etkinliklerle duygusal ve sosyal bağların anlamlı biçimde güçlendirilmesi önemlidir. *Aile içi ilişkilerde merhamet, saygı, sevgi, aidiyet, paylaşım, hoşgörü ve güven temelli ilişkilerin güçlendirilmesi hem aile bütünlüğünü hem de toplumsal dayanıklılığı destekleyen temel bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. *Dijital mecralarda dezenformasyon, manipülasyon ve sahte içeriklerle mücadele için hem teknolojik hem de pedagojik temelli doğrulama mekanizmaları geliştirilerek kullanıcıların eleştirel dijital düşünme becerileri desteklenmelidir. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 303 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Kaynakça Akkaş, Hasan Hüseyin (2003). Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4(2), 241-254. Aksan, Gamze. (2025) Ebeveyn ve Genç İlişkisinde Aile Tutumları ve Aile Değerleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Habitus Toplumbilim Dergisi, 6, 95-124. Alkan, Buse (2023). Instagram’ın Evli Çiftlerin Aile Yaşantısına Etkileri. İletişim Bilimi Araştırmaları Dergisi 3(3), 218-235. Alyanak, Behiye (2016). İnternet Bağımlılığı. Klinik Tıp Pediatri Dergisi 8 (5), 20-24. Akbaş, Özge Zeybekoğlu ve Dursun, Cansu (2020). Teknolojinin Aileye Etkisi: Değişen Ailenin Dijital Ebeveyn ve Çocukları. Turkish Studies-Social, 15(4), 2245-2265. Akar, Damla (2025). Sosyal Medyada Aile Algısı: Ekşi Sözlük Tanımları Üzerine Bir Değerlendirme. Trt Akademi, 10(24), 800-829. Arslan, Aysel 2020). Üniversite Öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Düzeylerinin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi. International E-Journal of Educational Studies, 4(7), 27-41. Barış, Özlem ve Yeşilyurt, Segah (2025). Sosyal Medyada Ailelerin Medyatikleşmesi: Popüler Aileler Örneği, TRT Akademi, 10(24), 624-651. Bassin, Mark ve diğerleri (2016). Eurasia 2.0: Russian geopolitics in the age of new media. Bloomsbury Publishing PLC. Bayer, Ali (2013). Değişen Toplumsal Yapıda Aile. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4(8), 101-129. Bayhan, Vehbi (2020). Z Kuşağı Lise Gençlerinde Sosyal Medya Bağımlılığı İle Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyet Deneyimleri. İlahiyat Akademi (12), 117-144. Beneton, Phillipe (2016). Muhafazakârlık, Le Conservatisme. (C. Akalın Çev.), İstanbul: İletişim. Çaha, Ömer (2004). Muhafazakâr Düşüncede Toplum, Liberal Düşünce Dergisi, (34), 15-24. Çamurdaş, Kübra (2023) Türkiye’de Gelenek ve Modernite Geriliminde Muhafazakârlık: Hareket Dergisi Örneği1. Çiftçi, Ayşe Nur (2023). Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü Örneği.” Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 25 (Özel Sayı), 489-514. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 304 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Duran, Resul (2022). Türkiye Aile Yapısının Geleceğine Yönelik Çıkarımların Değerlendirilmesi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Dergisi, 2(1), 147-164. Gilbert, Andrew Norman (2016). British Conservatism and The Legal Regulation of İntimate Adult Relationships, 1983-2013 (Doctoral Dissertation, Ucl (University College London)). Güler, Zeynep (2016). Muhafazakârlık, Kadim Geleneğin Savunusundan Faydacılığa. H.B.Örs (Der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler (Ss. 115-162). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi. Göldağ, Battal (2018). Lise Öğrencilerinin Dijital Oyun Bağımlılık Düzeylerinin Demografik Özelliklerine Göre İncelenmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 15 (1), 1287-1315. Güngörmez, Bengül (2004). Muhafazakâr Paradigma: “Dogma” ve “Önyargı. Muhafazakâr Düşünce Dergisi, 1(1), 11-30. Deveoğlu, Müge (2024). Yalnızlığın Yeni Hali: Dijital Yalnızlık. Sosyologca, 9/18-19, 341-352. Dikeçliğil, F. Beylü (2012). Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu, Muhafazakâr Düşünce, 8(31), 21-52 Ersoy, Mustafa ve Ağlar, Cengiz (2024). Trdizin Veri Tabanındaki Dijital Bağımlılık Araştırmalarına Genel Bakış (2013-2023). Haberli, Mehmet (2023). Dijital Çağda Aile: Ebeveynleriyle İlişkisi Çerçevesinde Gençlik ve Din. Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi, 7(3), 374-389. Havalı, Sibel (2024). Dijital Bağımlılık Üzerine Güncel Tartışmalar. Ankara: Berikan Yayınevi. Karaboğa, Mehmet Tahir (2019). Dijital Medya Okuryazarlığında Anne ve Baba Eğitimi.” Opus International Journal of Society Researches, 14(20), 2040-2073. Karayaman, Saffet ve diğerleri (2025) Kalabalık Yalnızlık Ölçeği. Kazachanskaya, Elena ve Mamychev, Alexey (2021). Conser-vatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems' Digital Transformation. European Proceedings of Social and Behavioural Sciences. Kır, İbrahim (2011). Toplumsal Bir Kurum Olarak Ailenin İşlevleri. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 10(36), 381–404. Özdoğan, Ogan (2017). Endüstri 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi ve Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları, Pusula. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 305 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Özsarı, Arif ve Deli, Şekip Can (2023). Dijital Okuryazarlık ve Dijital Bağımlılık İlişkisi: Hokey Sporcuları Araştırması. The Online Journal of Recreation and Sports, 12(4), 491-501. Şen, Gülyaşar Erol, Ayten (2024). Modernleşme Sürecinde Dijital Medyanın Aile Üzerindeki Etkileri.” Kaide Dergisi (Asbü Uluslararası Aile Araştırmaları Dergisi), 2 (1), 1-30. Turğut, Faruk (2017). Tarihsel Süreçte Aile Kurumunun Dönüşümü ve Geleceğine Yönelik Çıkarımlar. Medeniyet ve Toplum Dergisi, 1(1), 93-117. Ültay, Eser ve diğerleri (2021), Sosyal Bilimlerde Betimsel İçerik Analizi.” Ibad Sosyal Bilimler Dergisi, (10), 188-201. Yengin, Deniz (2019). Teknoloji Bağımlılığı Olarak Dijital Bağımlılık. Turkish Online Journal of Design Art and Communication, 9(2), 130-144. Yetkin, Elif Gizem ve Coşkun, Kemal (2021). Endüstri 5.0 (Toplum 5.0) ve Mimarlık, Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi, (27), 347-353. Yurdakul, Işıl ve diğerleri (2013). Dijital Ebeveynlik ve Değişen Roller. Gaziantep University Journal of Social Sciences, 12(4), 883-896. Yıldırım, İrfan (2021). Sosyal Medya, Dijital Bağımlılık ve Siber Zorbalık Ekseninde Değişen Aile İlişkileri Üzerine Bir Değerlendirme.” Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9 (5), 1237-1258. Yurt, Remziye Gül (2025). Dijital Muhafazakârlık: Gelenekten Dijitale Muhafazakârlığın Dönüşümü. İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları. Zorlu, Yaşar (2025). Sosyal ve Dijital Medyanın Aile İçi İletişim Üzerindeki Olumsuz Etkileri Ve Sosyal Sonuçları. Erciyes İletişim Dergisi, 12(2), 599-620. Https://Tdk.Gov.Tr/İcerik/Basindan/2024-Yilinin-Kelimesi-Kavrami-Kalabalik Yalnizlik/ The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 306 https://dergipark.org.tr/tr/pub/tinisos/article/1838435

Featured post

İRAN-İSRAİL-ABD SAVAŞI VE TÜRKİYE'NİN BARIŞI SAĞLAMA ÇABALARI

  Birinci Haftanın Bilançosu: Ateş Çemberinde Diplomasi 7 Mart 2026 Ortadoğu, 28 Şubat 2026'da başlayan ve bir haftayı geride bıra...