Tuesday, 28 October 2025
Friday, 24 October 2025
Venezuela, Olası Bir ABD Müdahalesine Karşı 5 Bin Igla-S Hava Savunma Sistemi Konuşlandırdı
Venezuela, Olası Bir ABD Müdahalesine Karşı 5 Bin Igla-S Hava Savunma Sistemi Konuşlandırdı
Rusya'dan gelen taşınabilir füzeler, "asimmetrik savaş" stratejisinin bir parçası olarak başkent Caracas'ın ve diğer stratejik noktaların savunmasını güçlendiriyor.
Caracas - Venezuela hükümeti, artan uluslararası gerilim ve olası bir ABD askeri operasyonu tehdidine karşı, ülke genelindeki kritik noktalara 5.000 adet Rus yapımı Igla-S taşınabilir hava savunma füze sistemi konuşlandırdı. Bu hamle, Nicolas Maduro yönetiminin "7/24 teyakkuz" durumunu ve ülkesini "emperyalist saldırganlığa" karşı savunma kararlılığını açıkça gözler önüne seriyor.
Savunma Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, bu son teknoloji hava savunma sistemleri; başkent Caracas'ın hava sahasını korumanın yanı sıra, önemli askeri üsler, enerji santralleri, petrol rafinerileri ve stratejik köprüler gibi hassas altyapıların çevresinde mevzilendirildi. Sistemlerin, olası bir işgal senaryosunda düşman helikopterleri, düşük irtifada uçan savaş uçakları ve insansız hava araçlarına (İHA) karşı etkili bir "düşük irtifa kalkanı" oluşturması hedefleniyor.
Asimetrik Savaşın Kilit Silahı: Igla-S
Igla-S (NATO kod adı: SA-24 Grinch), dünyanın en gelişmiş omuzdan atılan hava savunma sistemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Termal güdüm sistemi sayesinde gece ve gündüz, her türlü hava koşulunda etkili olabilen füze, alçaktan uçan hedefleri yüksek bir isabet oranıyla vurabiliyor. Bu sistemlerin en büyük avantajı, taşınabilir, hızlı konuşlandırılabilir ve tespit edilmesi zor olmaları. Bu özellikleri, onları geleneksel bir orduya karşı asimetrik savaş yürüten bir güç için ideal bir savunma silahı haline getiriyor.
Askeri analistler, 5.000 gibi devasa bir sayının, Venezuela'yı bu tür sistemler açısından dünyadaki en yoğun savunulan ülkelerden biri yapabileceğine dikkat çekiyor. Bu durum, bir hava saldırısı veya hava indirme operasyonunun potansiyel maliyetini ve riskini önemli ölçüde artırıyor.
Jeopolitik Gerilimde Yeni Bir Perde
Bu askeri yığınak, Venezuela ile ABD arasındaki uzun süredir devam eden gerilimin en son halkasını oluşturuyor. ABD, Maduro hükümetini yasadışı ilan ederek, muhalif lider Juan Guaidó'yu geçici devlet başkanı olarak tanımış ve ülkeye ağır ekonomik yaptırımlar uygulamıştı. Washington yönetimi, "tüm seçeneklerin masada olduğunu" defalarca tekrarlayarak askeri müdahale olasılığını gündemde tutmuştu.
Venezuela ve müttefiki Rusya ise bu hamli, Venezuela'nın egemenliğini ve bağımsızlığını korumak için meşru bir savunma tedbiri olarak sunuyor. Rusya, son birkaç yıldır, Caracas'a hem askeri danışmanlar hem de ileri teknoloji silah sistemleri sağlayarak, Batı Yarımküre'deki stratejik varlığını güçlendiriyor. Moskova'nın bu desteği, ABD'nin "arka bahçesi" olarak görülen Latin Amerika'da bir güç mücadelesi anlamına geliyor.
Sonuç
Venezuela'ya 5.000 Igla-S füze sisteminin konuşlandırılması, sadece askeri bir hazırlıktan çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu durum, Caracas yönetiminin dış tehditlere karşı direnme iradesinin somut bir göstergesi ve Washington'a gönderilmiş net bir caydırılık mesajıdır. Olası bir çatışma durumunda, ABD'nin hava üstünlüğünü kullanmasının önüne ciddi bir engel olarak çıkacak bu sistemler, bölgedeki gerilimi daha da tırmandırarak, diplomatik bir çözümün aciliyetini bir kez daha gözler önüne seriyor. Taraflar arasındaki siyasi ve askeri satranç oyunu, her geçen gün daha da tehlikeli bir hal alıyor.
Monday, 22 September 2025
ABD’siz Bir BM’ye Doğru mu? Trump’ın Politikaları Küresel Düzeni Sarsıyor
ABD’siz Bir BM’ye Doğru mu? Trump’ın Politikaları Küresel Düzeni Sarsıyor
Giriş: Bir Paradoksun Anatomisi
Birleşmiş Milletler (BM), bu yıl 80. kez, kurucu lideri ve ev sahibi olan ABD’nin New York kentinde toplanıyor. Ancak bu geleneksel buluşma, tarihin en büyük paradokslarından birine sahne oluyor: BM sisteminin mimarı ve uzun yıllar hamisi olan ABD, aynı sistemden en güçlü şekilde kopmaya çalışan ülke konumuna gelmiş durumda. Donald J. Trump’ın 2025’teki ikinci başkanlık dönemiyle birlikte hız kazanan bu kopuş, "Donald J. Trump ABD’siz BM’ye doğru mu sürüklüyor?" sorusunu artık akademik bir merak olmaktan çıkarıp, acil bir küresel politika sorunu haline getiriyor. Bu makale, ABD'nin BM politikasındaki tarihsel dönüşümü inceleyerek, gelinen noktayı ve olası sonuçları analiz edecek.
1. Tarihsel Bağlam: Kurucu Liderlikten Kuşkucu İzolasyona
ABD’nin BM ile ilişkisi inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. Woodrow Wilson’ın Milletler Cemiyeti projesinin Senato tarafından reddedilmesi, Amerikan dış politikasındaki "izolasyonist" damarın erken bir işaretiydi. Ancak İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD, BM, Dünya Bankası ve IMF gibi kurumların tartışmasız kurucu lideri oldu. Soğuk Savaş boyunca bu kurumlar, ABD öncülüğündeki liberal uluslararası düzenin temel taşları olarak işlev gördü.
Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve “tarihin sonu” söylemlerine rağmen, 1990’ların sonları, ABD’deki tek kutuplu "hami güç" anlayışının ilk ciddi sorgulamalarına tanık oldu. BM’nin Ruanda ve Bosna’daki başarısızlıkları ve Güvenlik Konseyi’ndeki tıkanıklıklar, özellikle Cumhuriyetçi Parti’nin muhafazakar kanadında yankı buldu. 1997’de Ron Paul’un sunduğu “Amerikan Egemenlik Restorasyon Yasası”, ABD’nin BM’den çekilmesi fikrinin sadece marjinal bir talepten ana akım siyasi bir argümana dönüşmeye başladığının sinyaliydi.
2. Trump Etkisi: Sistematik Bir Parçalanma Süreci
Donald Trump’ın "America First" (Önce Amerika) doktrini, bu kuşkuculuğu bir devlet politikasına dönüştürdü. Trump’ın ilk döneminde UNESCO’dan ve Paris İklim Anlaşması’ndan çekilme kararları, birer politika değişikliğinden ziyade, çok taraflılığın kendisine yönelik ideolojik bir meydan okumaydı.
2025'teki ikinci döneminde bu süreç daha da kurumsallaştı ve hızlandı:
DSÖ ve Paris Anlaşması'ndan kesin çıkış: Kararnamelerle bu süreç zorunlu kılındı.
DTÖ’den çekilme çağrıları: Kongre’ye sunulan tasarı, küresel ticaret sisteminin bel kemiğinden vazgeçme iradesini gösterdi.
UNESCO’dan ikinci ayrılış: Bu karar, ABD’nin artık BM uzmanlık kuruluşlarında reform talebinde bulunmak yerine, tamamen dışında kalmayı tercih ettiğinin net göstergesi oldu.
Ancak asıl radikal adım, 2023’te Senatör Mike Lee ve Temsilci Chip Roy tarafından sunulan “BM Fiyaskosundan Tamamen Çekilmek Yasası” oldu. Bu yasa, sadece bir kuruluştan ayrılmayı değil, BM ile tüm bağları koparmayı, merkezini New York’tan taşımayı ve yıllık 12.5 milyar doları aşan finansmanı kesmeyi hedefliyor. Trump’ın bu yasaya verdiği destek, "ABD’siz BM" senaryosunu somut bir olasılık haline getirdi.
3. Temel Motivasyonlar: Finans, İdeoloji ve Güç
ABD’nin bu kopuşundaki motivasyonlar üç başlıkta toplanabilir:
Finansal ve Egemenlik Kaygıları: ABD, BM bütçesindeki en büyük payı ödeyen ülke konumunda. Trump yönetimi, bu katkının ABD çıkarlarına hizmet etmediğini, aksine ABD karşıtı söylemleri finanse ettiğini iddia ediyor. Özellikle İsrail’e yönelik eleştiriler ve Çin’in BM sistemi içindeki artan etkisi, bu argümanın temelini oluşturuyor.
İdeolojik Reddiye: Trump yönetimi, "kural temelli uluslararası düzen" kavramını açıkça reddediyor. Bu düzeni, ABD’nin egemenliğini sınırlayan, çıkarlarına aykırı "küreselci" bir proje olarak görüyor. BM’nin sürdürülebilir kalkınma, iklim değişikliği gibi gündemleri, bu "küreselcilik"le özdeşleştiriliyor.
"Güç ile Barış" Anlayışı: Trump yönetimi, barışın uluslararası kurumlarla değil, doğrudan askeri ve ekonomik güçle sağlanacağına inanıyor. Bu anlayışa göre, BM gibi yavaş ve siyasi engellerle dolu bir yapı, ABD’nin gücünü kullanmasının önünde bir fren işlevi görüyor.
4. Bir Senaryo Olarak BM Genel Merkezi'nin Taşınması: İstanbul Önerisi ve Anlamı
ABD'nin BM'yle ilişkisindeki kopuş, kaçınılmaz olarak bir soruyu gündeme getirdi: BM Genel Merkezi'nin New York'ta kalması anlamlı mı? Bu bağlamda, Türkiye'den gündeme gelen "BM Genel Merkezi'nin İstanbul'a taşınması" fikri, sadece lojistik bir tartışma değil, aynı zamanda derin siyasi ve sembolik anlamlar taşıyan bir senaryo olarak öne çıkıyor. Bu öneri, içeride ve dışarıda çeşitli eleştiri ve desteklerle karşılanıyor.
Olumlu Argümanlar ve Fırsatlar:
Coğrafi ve Kültürel Köprü: İstanbul, tarihsel olarak Doğu ile Batı'nın buluşma noktasıdır. BM Genel Merkezi'nin buraya taşınması, örgütün "Batı-merkezci" olmakla eleştirilen kimliğini değiştirip, daha kapsayıcı ve evrensel bir kimlik kazanmasına katkı sağlayabilir. Bu, özellikle ABD'den uzaklaşan BM'nin yeni bir küresel vizyon arayışıyla örtüşebilir.
Türkiye'nin Yükselen Profili: Türkiye, son yıllarda bölgesel ve küresel meselelerde aktif bir diplomasi yürütüyor. BM'nin İstanbul'a taşınması, Türkiye'nin bu diplomatik ağırlığını pekiştirerek bir "küresel aktör" olarak konumunu güçlendirebilir.
Ekonomik ve Prestij Kazanımı: New York'un BM sayesinde elde ettiği uluslararası prestij, tanıtım ve ekonomik hareketlilik benzer şekilde İstanbul'a da yansıyabilir.
Olumsuz Eleştiriler ve Riskler:
İç Politika Tartışmaları: Türkiye içinde, böyle bir hamlenin ülkenin tarafsızlığını zedeleyebileceği, iç siyasette bir prestij aracı olarak kullanılabileceği ve olası güvenlik risklerini artırabileceği yönünde eleştiriler mevcut. Ayrıca, bu kadar büyük bir yapının getireceği mali yük ve lojistik zorluklar da sorgulanıyor.
Dış Politika Realiteleri: Uluslararası arenada bu fikir ciddi engellerle karşılaşacaktır.
ABD Direnci: ABD, BM Genel Merkezi'nin taşınmasına şiddetle karşı çıkacaktır. Bu, hem bir prestij kaybı hem de BM üzerindeki nüfuzunun azalması anlamına gelir. Taşınma kararının BM Genel Kurulu'nda alınması gerekir ve ABD'nin buradaki etkisi göz ardı edilemez.
Batılı Ülkelerin Çekinceleri: Birçok Avrupa ülkesi ve müttefik, Türkiye'nin son yıllardaki dış politika yaklaşımları ve iç siyasi durumu nedeniyle BM gibi hassas bir kurumun merkezine ev sahipliği yapması konusunda temkinli davranabilir.
Pratik Zorluklar: Diplomatik ayrıcalıklar, güvenlik, altyapı ve 193 ülkenin delegasyonu için yaratılacak yaşam standartları gibi devasa lojistik sorunlar bulunmaktadır.
Anlamı: İstanbul önerisi, New York'taki statükonun sorgulandığının bir göstergesidir. ABD'nin çekilme eğilimi, BM'nin fiziksel konumunun da artık bir tartışma konusu olduğunu ortaya koymuştur. Bu fikir, ABD'siz bir BM dünyasında yeni bir küresel denge ve meşruiyet arayışının sembolik bir ifadesidir. Ancak, önündeki siyasi ve pratik engeller, onu şu an için uzak bir ihtimal olmaktan çıkarmıyor. Yine de, tartışılması bile, BM'nin geleceğinin yeniden düşünülmeye başlandığının kanıtıdır.
5. ABD’siz Bir BM Mümkün mü ve Ne Anlama Gelir?
Trump’ın politikaları ve BM'nin merkezinin yeri üzerine başlayan tartışmalar, ABD’yi BM’den tamamen çıkarmasa bile, sistemi derinden sarsacak bir yönde ilerliyor. Peki, "ABD’siz BM" senaryosu ne anlama gelir? Yada BM Genel Merkezi'nin İstanbul'a taşınması ve Trump'un bir noktadan sonra Nato'dan çıkması durumunda Washington Dolar'ın küresel etkisinin Donald Trump’ın "America First" fikrinin bir yansıması olarak mı karşımıza çıkar?
“ABD’siz bir Birleşmiş Milletler mümkün mü?” sorusu, son yıllarda özellikle Donald Trump’ın dış politikada benimsediği “America First” yaklaşımıyla yeniden gündeme gelmiştir. Trump’ın BM’ye yönelik eleştirileri ve kurumun merkezinin yerinin tartışmaya açılması, her ne kadar Washington’un örgütten tamamen çekilmesi anlamına gelmese de, uluslararası düzenin sarsılmasına yol açabilecek gelişmeler olarak görülmektedir. ABD’siz bir BM senaryosu, hem küresel güvenlik mimarisinin hem de diplomatik denge mekanizmalarının yeniden tanımlanmasını zorunlu kılabilir. Öte yandan BM Genel Merkezi’nin İstanbul’a taşınması ihtimali, sadece sembolik bir güç kayması değil, aynı zamanda uluslararası sistemin coğrafi ve stratejik ağırlığının yeniden dağılımı anlamına gelecektir. Bu tabloya NATO’dan olası bir Amerikan çekilmesi ve Washington Doları’nın küresel etkisinin azalması da eklendiğinde, Trump’ın “America First” politikasının aslında sadece ulusal değil, küresel ekonomik ve politik dengeleri dönüştürmeye yönelik bir yansıma olduğu anlaşılmaktadır.
6. Doların Küresel Egemenliği ve "America First" Paradoksu
Donald Trump’ın "America First" politikalarının nihai bir sınavı, ABD dolarının küresel rezerv para birimi olarak konumunda yaşanacaktır. BM'den ve potansiyel olarak NATO'dan çekilme eğilimleri, Washington'ın çok taraflı kurumlardan uzaklaştığı "yumuşak güç" alanını temsil eder. Ancak doların egemenliği, ABD'nin "sert gücünün" (askeri kapasite) ve "yapısal gücünün" (ekonomik sistem) en somut yansımasıdır. Burada kritik bir paradoks ortaya çıkar: Trump'ın kurumlardan çekilerek pekiştirmeye çalıştığı egemenlik, aslında bu kurumların istikrar kazandırdığı dolar sistemine bağımlıdır.
Doların Gücünün Dayanakları:
Doların küresel konumu şu temellere dayanır:
Petro-Dolar Sistemi: Uluslararası enerji ticaretinin büyük kısmının dolar cinsinden yapılması, küresel talep yaratır.
ABD Tahvilleri ("Güvenli Liman"): Dünyanın merkez bankaları ve yatırımcıları, doları ve ABD hazine tahvillerini en güvenli varlık olarak görür.
SWIFT ve Finansal Altyapı: Küresel finansal işlemlerin çoğu, ABD etkisi altındaki sistemler üzerinden dolar ile gerçekleşir.
Derin ve Likit ABD Piyasaları: ABD finansal piyasalarının büyüklüğü ve istikrarı, doları cazip kılar.
"America First" Politikalarının Dolar Üzerindeki Olası Etkileri:
Trump'ın izolasyonist ve jeopolitik gerilimi artırıcı politikaları, bu dayanakları aşındırabilir:
Güven Erozyonu: BM ve NATO gibi istikrar sağlayıcı kurumlardan çekilmek, ABD'nin "güvenilir" müttefik profiline zarar verir. Bu, dolar ve ABD tahvillerinin "güvenli liman" statüsünü sorgulatabilir. Yatırımcılar ve merkez bankaları, jeopolitik olarak öngörülemez hale gelen bir ülkenin parasına olan güvenlerini yeniden değerlendirebilir.
Alternatif Arayışlarının Hızlanması: Çin, Rusya, hatta AB ve Körfez ülkeleri, doların tekeline alternatif oluşturma çabalarını zaten sürdürüyor. Trump'ın politikaları, bu çabaları bir "zorunluluk" haline getirebilir. BRICS üyelerinin kendi ödeme sistemlerini geliştirmesi, Çin'in yuan ile enerji ticareti anlaşmaları yapması ve Avrupa'nın ABD yaptırımlarından korunmak için INSTEX gibi mekanizmalar oluşturması, bu trendin somut işaretleridir.
Yaptırım Gücünün Aşınması: ABD'nin finansal yaptırım gücü, doların küresel kullanımına dayanır. Ancak, doların kullanımı azaldıkça ve alternatifler güçlendikçe, bu en güçlü yaptırım aracı da etkinliğini yitirebilir. Bu, Trump yönetiminin dış politikada en sevdiği araçlardan birinin kendi politikaları nedeniyle zayıflaması anlamına gelebilir.
Sonuç: Bir Paradoksun Cezası mı?
Trump'ın "America First" politikası, kısa vadeli ekonomik çıkarları (ticaret dengeleri, askeri harcama paylaşımı) maksimize etmeye odaklanırken, uzun vadede ABD küresel gücünün en önemli dayanağını – doların egemenliğini – riske atıyor olabilir. BM Genel Merkezi'nin İstanbul'a taşınması gibi bir senaryo, ABD'nin yumuşak gücünün sembolik bir kaybıyken; doların küresel rezerv para statüsünün kaybı, ABD'nin yapısal gücünün fiili bir çöküşü olur.
Dolayısıyla, Washington’ın doların küresel etkisi, Trump'ın "America First" fikrinin bir zaferi olarak değil, tam tersine bir paradoksun cezası olarak karşımıza çıkabilir: Kurumsal bağlardan kurtularak daha "egemen" olmayı hedefleyen bir ülke, bu süreçte küresel ekonomik egemenliğinin temelini oyabilir. Bu durum, Trump'ın politikalarının nihai ironisi ve en büyük jeopolitik bedeli olacaktır.
"Sonuç olarak, Trump'ın sorusu aslında şudur: ABD, bir zamanlar kurduğu dünyada, kendi inşa ettiği kurallar ve kurumlar olmadan, hatta belki parasının ayrıcalıklı statüsünü kaybetme riski pahasına, tek başına ayakta kalabilir mi? Bu sorunun cevabı, sadece uluslararası diplomasinin değil, küresel ekonominin de geleceğini belirleyecek ve hepimizi derinden etkileyecektir."
Sunday, 21 September 2025
International Relations Expert Yaman Özel's Harsh Reaction to So-Called Opposition Professors!
A Harsh Reaction from international Relations Expert Yaman Ozel to the So-called Dissident Teachers!m international Relations Expert Yaman OzelA Harsh Reaction from international Relations Expert Yaman Ozel to the So-called Dissident Teachers!
❗️❗️❗️ IS THERE ANY PETROLEUM SHIPPED TO ISRAEA Harsh Reaction from international Relations Expert Yaman Ozel to the So-called Dissident Teachers!
❗️❗️❗️ IS THERE ANY PETROLEUM SHIPPED TO ISRAEL THROUGH TURKEY? ❗️❗️❗️
I would like to ask you to read this explanation one by one, save it and paste it in response to your interlocutor where necessary.
Let me start by giving you the answer in advance: NO!
There is not even 1 liter of oil transferred to Israel via Turkey!
Since when has it not been there?
It has not been there since May 2024, when trade was completely stopped!
I will explain how the process developed by verifying it with data.Turkey started to impose trade bans on Israel gradually on April 9, 2024 will explain how the process developed by verifying it with data.
👇
Turkey started to impose trade bans on Israel gradually on April 9, 2024. When the Israeli side did not respond to I will explain how the process developed by verifying it with data.
👇
Turkey started to impose trade bans on Israel gradually on April 9, 2024. When the Israeli side did not respond to partial pressures, about a month later, partial bans turned into full bans. On May 2, 2024, import-export from Turkey to Israel was completely stopped!
Of course, there was a critical issue that we could not easily solve: oil transferred to Israel via the Baku-Tbilisi-Ceyhan (BTC) pipeline!
Shipments amounting to 90% of Azerbaijan's total oil exports were transported all over the world through this pipeline.Shipments amounting to 90% of Azerbaijan's total oil exports were transported all over the world through this pipeline.
An average of 680 thousShipments amounting to 90% of Azerbaijan's total oil exports were transported all over the world through this pipeline.
An average of 680 thousand barrels of oil per day were transferred to Ceyhan via this line and were offered to the world Sunday by ships from here.
96,800 barrels of oil imported by Israel from Azerbaijan, equivalent to 40% of its daily needs, were also loaded onto tankers via this line and were going to Israel.
Under normal circumstances, if we are not directly at war with Israel, we do not have any savings related to the shipment made via BTC. I skip discussing the dimensions of the issue, such as international law or energy politics, because there is no need.
Because, without our intervention, in accordance with our ancient law of brotherhood, Azerbaijan stopped the shipment to Israel on its own initiative, saying "we respect your decision", in a way that no other energy exporter would do!ecause, without our intervention, in accordance with our ancient law of brotherhood, Azerbaijan stopped the shipment to Israel on its own initiative, saying "we respect your decision", in a way that no other energy expoBecause, without our intervention, in accordance with our ancient law of brotherhood, Azerbaijan stopped the shipment to Israel on its own initiative, saying "we respect your decision", in a way that no other energy exporter would do! Thus, it has completely prevented the crises that Turkey may face in the global energy market through BTC.
I am adding the official statement of our Ministry of Energy dated November 2024 on this issue as a link here:
enerji.gov.tr/haber-detay?id…
Of course, because we do not respect the statements of the state, dear Moses (!) I read pages full of energy market reports to see if the government was lying and checked to see if it really stopped 👇
Let's start with the first question that comes to mind. course, because we do not respect the statements of the state, dear Moses (!) I read pages full of energy market reports to see if the gove we do not respect the statements of the state, dear Moses (!) I read pages full of energy market reports to sf course, because we do not respect the statements of the state, dear Moses (!) I read pages full of energy market reports to see if the government was lying and checked to see if it really stopped 👇
Let's start with the first question that comes to mind.
If Azerbaijan really stopped shipping via BTC, then the daily volume of BTC should have fallen, right? yes
Did he fall down? YES, he fell.
How much has it fallen?
The daily average drop was 121 thousand barrels!
Does this amount match Israel's daily needs? YES! Too much!
Before the ban, Israel was receiving shipments of about 97 thousand barrels per day, while the amount missing in BTC was 121 thousand barrels.
What happened to the shipment that was intercepted over BTC?fore the ban, Israel was receiving shipments of about 97 thousand barrels per day, while the amount missing in BTC was 121 thousand barrels.
What happened to the shipment that was intercepted over BTC?
Before the ban, Israel was receiving shipments of about 97 thousand barrels per day, while the amount missing in BTC was 121 thousand barrels.
What happened to the shipment that was intercepted over BTC?
When Azerbaijan stopped making Israeli shipments through the Turkish line, it started making the relevant shipments through Kazakhstan and Georgia by turning to the Trans-Caspian and Baku–Supsa (WREP) lines.
With this change, Azerbaijan's share in Israel's oil exports has also decreased from 40% to 30%, The daily shipment has decreased from 97 thousand barrels to 72 thousand barrels!
While Azerbaijan's annual oil exports have increased, the share of BTC in the shipment of Azerbaijani oil has also decreased from 90% to 51% due to the fact that it has diversified its shipment channels and cut the share going to Israel.baijan's annual oil exports have increased, the share of BTC in the shipment of Azerbaijani oil has also decreased from 90% to 51% due to the fact that it has diversified its shipment channels and cut the share going to Israel.
👇
In summary:
After Türkiye banned trade with Israel, Azerbaijan took a very exceptional initiative and took on the entire burden, directing the oil companies to ship via different routes.
Thanks to this, the oil shipment to Israel via Turkey has completely stopped! The fact that the decrease in daily shipments and the increase in alternative routes completely coincide with Israel's daily demand clearly confirms this fact!
Resultanks to this, the oil shipment to Israel via Turkey has completely stopped! The fact that the decrease in daily shipments and the increase in alternative routes completely coincide with Israel's daily demand clearly confirms this fact!
Result:
1- Turkey does not ship oil to Israel under any circumstances and through any line!
2- BTC is still active, but it is only used for oil shipments to non-Israeli Sundays.
I would like to underline another fact, although the shipment through Turkey has been terminated, Israel is not very affected by this situation because the oil supply continues by bypassing Turkey.I would like to underline another fact, although the shipment through Turkey has been terminated, Israel is not very affected by this situation because the oil supply continues by bypassing Turkey.
In other words, even if Turkey had closed the BTC, which was shipped not only to Israel, but to the whole world, by its oto underline another fact, although the shipment through Turkey has been terminated, Israel is not very affected by this situation because the oil supply continues by bypassing Turkey.
In other words, even if Turkey had closed the BTC, which was shipped not only to Israel, but to the whole world, by its own pressure, it would not have been able to cut off the oil tap flowing to the genocidal army, it would have remained only because it was excluded from being the carrier arm of the global energy market.
👇
Let's come to the events that drove me crazy!
It has been 1.5 years since the oil shipment ended!
When was this issue officially announced? In November 2024! Until then, he had been unofficially denied many times.When was this issue officially announced? In November 2024! Until then, he had been unofficially denied many times.
And do your "teachers who shout the truth" not know this truth? en was this issue officially announced? In November 2024! Until then, he had been unofficially denied many times.
And do your "teachers who shout the truth" noWhen was this issue officially announced? In November 2024! Until then, he had been unofficially denied many times.
And do your "teachers who shout the truth" not know this truth? He knows like honey.
Have I passed the public disclosure, have they been told about it many times? It was explained.
Don't do it, was it said that you are making a big slander, deceiving the nation, muddying Turkey's Palestinian struggle, entering into a big problem? It was said!
Have your teachers who shouted that right stopped kicking over these slanders? “no!
When you put 10 microphones in your mouth and call me a troublemaker, an infidel and a pagan when I criticize your teachers who are dealing in Gaza even though they know the truth, one day you will beat your heads against the walls when you realize what they are up to. microphones in your mouth and call me a troublemaker, an infidel and a pagan when I criticize your t
Sunday, 1 June 2025
Turkey-Pakistan Intel Op Captures ISIS Architect; Global Uproar Over Alleged Tel Aviv Plot
Güçlükaya News Center :
**Turkey-Pakistan Intel Op Captures ISIS Architect; Global Uproar Over Alleged Tel Aviv Plot**
*ANKARA/ISLAMABAD – Joint forces of Turkey’s MIT and Pakistan’s ISI have captured Özgür Altun (aka "Abu Yasir Al-Turki"), a senior ISIS strategist accused of orchestrating transnational attacks and recruiting militants across 18 countries. The operation exposed explosive claims of Israeli-directed plots targeting Pakistan, igniting diplomatic firestorms worldwide.*
### 🔹 **Operation Breakdown**
1. **Capture:** Altun was apprehended on April 30 in a cross-border raid near Torkham (Afghanistan-Pakistan frontier) following MIT intelligence tracking his movements from Turkey.
2. **Role:**
- Directed ISIS propaganda in Turkish/English via "Halifet Media."
- Managed militant transfers from Europe/Central Asia to Afghanistan-Pakistan.
- Oversaw ISKP recruitment, logistics, and terror financing.
3. **Thwarted Attack:** Intelligence confirmed Altun planned a Kashmir bombing mirroring the April 22 attack (26 killed), allegedly on "orders from Tel Aviv" to punish Pakistan for rejecting the Abraham Accords.
### 🔹 **Interrogation Revelations**
- **Attack Blueprints:** Detailed plans for mass-casualty assaults at concert venues in Istanbul, Berlin, and Lahore.
- **Transnational Network:** Cells in Germany, Netherlands, and Azerbaijan funneled recruits via Turkey.
- **Israeli Directive Claim:** Altun asserted ISIS-K received funds and "strategic targets" from handlers linked to Israeli intelligence. *(Note: MIT classifies this as "under verification")*
---
### 🌍 **Global Reactions**
| **Country/Entity** | **Response** |
|-------------------|--------------|
| **UN** | *"Commend the operation but demand evidence for state-sponsorship claims. Urge joint investigation."* |
| **USA** | *"Vital counter-terrorism win. No corroboration of Israeli involvement. Sanction ISIS financiers."* |
| **EU** | *"Prevented imminent attacks on European soil. ‘Tel Aviv link’ requires extraordinary proof."* |
| **Russia** | *"Confirms Western double game: Israel funds ISIS to destabilize Muslim states resisting normalization."* |
| **Iran** | *"Zionist regime’s footprint exposed. Muslim nations must sever ties with Israel’s backers."* |
| **Saudi Arabia** | *"Applaud neutralizing this threat. Reject all terrorism—whether by states or non-states."* |
| **India** | *"Pakistan must explain Altun’s Kashmir ops. Stop sheltering anti-India terror architects."* |
| **Israel** | *"Vile blood libel. Turkey and Pakistan divert blame for their failed deradicalization policies."* |
### 🎯 **Strategic Impact**
- **Diplomatic Ruptures:** Pakistan recalled its ambassador from Egypt (liaison for Israel) in protest. Turkey summoned NATO envoys over "intel leaks to Tel Aviv."
- **Security Alert:** Threat level raised to "critical" at public venues across Turkey, Pakistan, and EU capitals.
- **Legal Onslaught:** Altun faces 32 charges in Ankara, including crimes against humanity. Interpol seeks extradition of 14 linked suspects.
---
### 📊 **Analyst Snapshots**
- **Washington Post:** *"The ‘Tel Aviv directive’ claim—even if unproven—could torpedo Turkey-Israel normalization talks."*
- **Al Jazeera:** *"Pakistan just signaled strategic autonomy: Partnering with Ankara over Washington on counter-terrorism."*
- **ISI Internal Memo (Leaked):** *"Altun’s network penetrated FATA camps. Cleanup operations ongoing in Waziristan."*
---
**// GÜÇLÜKAYA NEWS CENTER INTELLIGENCE ASSESSMENT //**
» **Immediate Threat:** ISIS-K sleeper cells activated for retaliation (last signal: May 3, Dark Web).
» **Geopolitical Fallout:** OIC emergency session called May 10 to address "state-sponsored Takfiri terrorism."
» **Evidence Trail:** MIT to share Altun’s encrypted comms data with BRICS allies—excluding Western intel.
---
**Report Filed:** 01.06.2025
**Intelligence Sources:** MIT/ISI Field Ops + Interpol Fusion Cell
---
Saturday, 27 April 2024
is Hamas a terrorist organization?
Is Hamas a terrorist organization?
Is Hamas a terrorist organization?
Instead of talking about the history of Hamas for a long time, let me explain it with examples.
Greece tomorrow,
Saying that Anatolia was our land a thousand years ago, he invades Turkey (with the support of England/USA) and declares the Ionian State.
against this occupation
Some inside(Mankurt):
While saying 'Let's have a two-state solution, let's sit together as brothers, we won't lose our taste',
The vast majority (Kuva-yı Milliye):
'No, this is Turkish land. "We never accept the Ionian state, we never will," he says.
Then, over time, this occupation begins to kill Turks, their children and women in Anatolia.
It divides Anatolia into two separate parts and systematically destroys places of worship, schools and workplaces.
It detains the houses/land of the Turkish nation and surrounds the cities with 5-meter walls and imposes all possible embargoes (including water/heating/food).
Afterwards, Kuva-yı Milliye (Kuva-yı Milliye) starts a movement against all this oppression. He immediately entered politics and won the elections with 70% public support.
However, this choice; He is not recognized by both Ionia and his supporters.
While the leader of the Mankurt side did not recognize this election and dissolved the parliament,
Ionia and its supporters declare Kuva-yı Milliye a terrorist organization.
Kuva-yı Milliye, rightfully reacting to all this, begins armed resistance against Ionia, including the Mankurt side that gave up its own land.
Of course, from now on, the Ionian State increases its massacres by at least 10 times.
The mankurt side remains silent about this massacre and clashes with the Kuva-yı Milliye, which is resisting against it, by calling it separatist/radical.
Now, only 10% of the Anatolian lands remain in the hands of the Turks, and the National Forces, saying 'enough is enough, either independence or death', start the last war of independence.
What an epic story, isn't it?
Here, replace Mankurt with Abbas/Al-Fath.
Replace Kuva-yi Milliye with Hamas.
Ionia is already Israel, its supporters are England/USA etc.
Now, is Hamas a terrorist organization?
Tuesday, 13 May 2014
"Artık Boston bizimdir"
Törende konuşan Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, THY'nin en fazla ülkeye uçan havayolu şirketi olduğunu anımsatarak, "Bizde bir söz vardır, 'gitmediğin yer senin değildir' Şimdi THY ve biz Boston'a geldik. Artık Boston bizimdir" dedi.
THY'nin tescillenmiş kalitesini Boston'a da getirdiğini ifade eden Zeybekci, böylece Boston yolcularının da bir üst seviyedeki hizmete ulaşabileceklerini söyledi.
Zeybekci, bu doğrudan uçuşun ABD-Türkiye ilişkilerine de önemli katkılar sağlayacağını belirterek, "Bu ilk uçuş, Boston bölgesi ile Türkiye arasındaki ilişkilerin artırılması için önemli bir başlangıç. Bu ivmeyi, ilişkilerimizi artırarak sürdürmeliyiz" diye konuştu.
Zeybekci, doğrudan uçuşun iki tarafa da daha fazla ziyaretçi getirmesi dileğinde bulundu.
"THY'NİN REKLAMLARI ETKİLEYİCİ"
Massachusetts Eyaleti Ulaşım Otoritesi (Massport) CEO'su Thomas P. Glynn de THY'nin uluslararası basında yer alan reklamlarından çok etkilendiğini ve bu kaliteli hizmetin Boston'a da gelmesinden memnuniyet duyduğunu bildirdi.
THY uçuşlarının Boston'a turizm ve ticaret için yeni imkanlar sağlayacağını vurgulayan Glynn, Türkiye'nin büyüyen ekonomisi ve artan milli gelirinin de dikkat çekici olduğunu ifade etti.
"HEDEFTE SAN FRANCISCO VE ATLANTA VAR
Törende gazetecilere açıklama yapan THY Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Polat, Boston'a ilk etapta haftalık 5 uçuş düzenleneceğini ancak haftalık uçuş sayısını yeni uçakların filoya katılmasıyla en kısa sürede 7'ye çıkaracaklarını anlattı.
THY Yönetim Kurulu'nun San Francisco ve Atlanta'ya ddoğrudan sefer başlatma kararı aldığını ifade eden Polat, "Amerika'daki uçtuğumuz noktaları artırmaya devam edeceğiz" dedi.
Boston'un ABD'de doğrudan uçuş gerçekleştirilen 6. nokta olduğunu dile getiren Polat, "Boston öğrenciler şehri. Hindistan'dan, Pakistan'dan, Orta Doğu'dan çok öğrenci var. Onun yanında işadamları da var. Yaptığımız çalışmalarda Boston'un kısa zamanda kendisini kara geçireceğini görüyoruz. O bakımdan biz Boston'dan ümitliyiz" diye konuştu.
THY olarak şimdiye kadar açtıkları hiçbir hattı kapatmadıklarını vurgulayan Polat, uçuşların kısa zamanda günlük hale geldiğini, bazı yerlerde de New York gibi günlük üç sefere kadar çıktıklarını ifade etti.
Avrupa'da günlük daha fazla sayıda uçuş düzenlenen varış noktaları olduğunu da kaydeden Polat, ABD'de San Francisco ve Atlanta seferlerine de yeni Boeing 777 tipi uçakların Eylül ayında THY bünyesine katılmasından sonra başlayabileceklerini belirtti.
PASTA KESİLDİ
Konuşmaların ardından dünya haritası üzerine,THY'nin İstanbul ve Boston arasındaki uçuşunu sembolize eden kurdele asıldı ve pasta kesildi.
Türkiye'den gelen halk oyunları ekipleri de tören kapsamında gösteri sundu. Törenin ardından Bakan Zeybekci, Boston Başkonsolosluğu'nda düzenlenen resepsiyona katıldı.
Tuesday, 1 April 2014
"Kendi referandumumuzu yapacağız"
"Kendi referandumumuzu yapacağız"
Kırımoğlu, Kırım Yarımadası'nın temsilcisi olarakLitvanya tarafından davet edildiği BM'nin Vesayet Konseyi'nde, BMGK üyelerine, uluslararası barış ve güvenlik sorunları hakkında bilgi verilmesine imkan sağlayan gayrı resmi nitelikteki ''Arria Formülü'' toplantısına katılarak bir konuşma yaptı.
Litvanya'nın BM Daimi Temsilcisi Rita Kazragiene'nin ev sahipliği yaptığı toplantıda söz alan Kırımoğlu, insan hakları, basın özgürlüğü ve etnik azınlıklara saygı ile Kırım ve Sivastopol'daki son duruma değindi.
Güvenlik Konseyi'nin veto yetkili 5 daimi üyesinin ülke temsilcilerinden oluşan ve 1994 yılından bu yana işlerliğini kaybetmiş bulunan BM'nin Vesayet Konseyi'ndeki BMGK üyelerinin de hazır bulunduğu toplantıya Kırımoğlu dışında, Simferopol'daki Basın Enformasyon Merkezi Başkanı, Araştırmacı Gazetecilik Merkezi Başeditörü ve Küresel Araştırmacı Gazeteci Ağı üyesi Valentya Samar da katılarak, ''medyada basın özgürlüğü'' konusundaki görüşlerini dile getirdi.
Toplantıyı, Ukrayna'nın BM Daimi Temsilcisi Yuriy Sergeyev'le Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Halit Çevik de katıldı.
"KENDİ REFERANDUMUMUZU YAPACAĞIZ"
Kırımoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, toplantıda, işgal altındaki referandumun gerçeği yansıtmadığını, gerçekte katılımın ne kadar düşük olduğunu anlattığı belirtti. Toplantıda, 1994 yılında nükleer silahtan vazgeçmenin koşulu olarak ABD, İngiltere ve Rusya'nın garantör olduğunu hatırlattığını bildiren Kırımoğlu, Rusya'nın garantör olmak yerine işgal ettiğini ve vazifelerini yerine getirmediğini bu nedenle de, Ukranya toplumunda aldatılmışlık fikrinin hakim olduğunu anlattığını kaydetti.
Kırımoğlu ayrıca, parlamentoda bu nedenle nükleere yeniden sahip olmanın gündeme gelebileceğinin altını çizdiğini bildirdi. Kırım'daki referandumu kanuni saymadıklarını bildiren Kırımoğlu, ''İşgal altındaki bir toprakta nasıl referandum olabilir? Ayrıca bu referandum Ukrayna kanunlarına aykırı. Eğer referandum yapılacaksa bütün ülkenin oy vermesi lazımdı'' ifadesini kullandı.
Referanduma Kırım Tatarlarının zaten katılmadığını bildiren Kırımoğlu, 180 binlik Kırım Tatar halkından 950 kadarının katıldığını, bunların da Rusya'ya bağlanmak için oy vermediklerini söyledi. Kırımoğlu, ''Rusların söyledikleri yüzde 87 tamamen yalandır. Kırım tarihinde bu kadar katılım olmamıştır. Böyle olmadığını herkes biliyor ve katılım toplam yüzde 32,04 oldu" diye konuştu. Kırımoğlu, Kırım'daki taleplerini AGİT, BM gibi uluslararası kuruluşlara bildirmeye başladıklarını dile getirerek, "Bu konuda gerektiği anda referandum yapacağız. Bizim referandumumuz açık olacak. Onun için de uluslararası kuruluşlardan gözlemciler istiyoruz'' değerlendirmesinde bulundu.
"GELİN BİZİM CAMİLERİMİZDE İBADET EDİN"
Toplantıda BMGK üyelerinin kendisini ilgiyle dinlediklerini ifade eden Kırımoğlu, "Kırım'da insan haklarının ne durumda olduğu, işgalden önceki ve şu andaki durum ile basın özgürlüğünün ne durumda bulunduğu" gibi konuları anlattığını ifade etti.
Kırımoğlu toplantıda, dini baskı olup olmadığıyla ilgili de bilgi verdiğini bildirerek, Ukrayna'da iki Ortodoks kilisesi bulunduğunu, birinin Moskova'ya, diğerinin de Kiev'e bağlı olduğunu ve işgalcilerin, geldikten sonra Kiev'e bağlı kilise binalarını aldıklarını söyledi. Bunun üzerine, Kırım Müftülüğü ile onlara, "madem sizin binalarınızı aldılar gelin bizim camilerimiz size açık, camilerimizde ibadet edebilirsiniz'' teklifinde bulunduğunu belirten Kırımoğlu, toplantıda bu teklifinden de bahsettiğini bildirdi.
Washington ziyareti çerçevesinde, Kongre'de aralarında Cumhuriyetçi Parti Arizona senatörü John McCain'in de olduğu Amerikalı senatörlerle görüşeceğini dile getiren Kırımoğlu'nun Carnegie gibi düşünce kuruluşlarında da bir konuşma yapması bekleniyor.
KIRIMOĞLU'NUN TÜRKİYE MEMNUNİYETİ
Ukrayna büyükelçisinin kendilerine, Türkiye'nin BM Genel Kurul'daki konuşmasını çok beğendikleri belirttiğini aktaran Kırımoğlu, Türkiye'nin Ukrayna'nın bütünlüğünün taraftarı olarak referanduma karşı olduğunu açıklamasını memnuniyetle karşıladıklarını bildirdi. Kırımoğlu, "Ayrıca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i aradığını ve Kırım Tatarlarının akrabalarımız olduğunu ve onlara bir şey olması durumunda Türkiye'nin tepkisiz kalamayacağını bildirmiş olduğunu duyduk. Bundan çok memnun olduk'' dedi.
Kaynak: AA
MANŞETLER / DÜNYA
DÜNYA HABERLERİ
- Havada üç kez yıldırım çarptı
- ABD'de CIA skandalı
- Cenevre-3'e katılmaları Rusyanın tutumuna bağlı
- Hollande faturayı Başbakan'a kesti
- "Biletler Türkiye'den ucuz olmalı"
- "Kendi referandumumuzu yapacağız"
- Kenya'da saldırı: 5 ölü
- Suriye'de hava saldırısı: 10 ölü
- NATO'nun gündemi Rusya
- Müslümanlar sayılmıyor
TRT HABER SOSYAL AĞLARDA
TRT HABER Facebook'ta
TRT HABER Twitter'da
Follow @trthaberTRT HABER Google +1'da
Bir Makale
Featured post
İRAN-İSRAİL-ABD SAVAŞI VE TÜRKİYE'NİN BARIŞI SAĞLAMA ÇABALARI
Birinci Haftanın Bilançosu: Ateş Çemberinde Diplomasi 7 Mart 2026 Ortadoğu, 28 Şubat 2026'da başlayan ve bir haftayı geride bıra...
-
The International Search and Rescue Association Continues Its Branch Expansion Efforts Throughout Turkey at Full Speed. ...
-
🚄 We have started the construction of our National Electric High-Speed Train Set Manufacturing and Testing Factory in Sakarya. ...
-
The Mediterrean Sea and the Horn of Africa are today at the centre not only of regional crises but also of global power struggles. This ro...
.jpg)












