Showing posts with label ÖZBEK HALKI ÖZGÜRLÜK İSTİYOR. Show all posts
Showing posts with label ÖZBEK HALKI ÖZGÜRLÜK İSTİYOR. Show all posts

Monday, 13 April 2015

ÖZBEK HALKI ÖZGÜRLÜK İSTİYOR

ÖZBEK HALKI ÖZGÜRLÜK İSTİYOR

Doktor Namaz NURMUMİN

http://uzxalqharakati.com/books/nn_ozbek_halki_ozgurluk_istiyor.pdf
BAŞLARKEN İsteriz ki, Anadolu insanı ile Orta Asya insanı yeniden buluşsun... Zira Allah (cc) insanları tanışsınlar, buluşsunlar, kaynaşsınlar diye çeşitli kavimlere ayırmış ve birbirinden uzak bölgelere dağıtmıştır.  İsteriz ki, bu bin senelik hasret bitsin artık. Anavatan ile yeni vatan birbirine kavuşsun. Günümüzde buna “küreselleşmek” denir. Ayrı kalmamızın nedenlerinden biri zülüm idi. Birleşmemizin özü de hiç şüphesiz adalet olacaktır. Şimdi bu işin başlangıcındayız. Allah (cc) yolculuğumuzu hayırlı eylesin…  Saygı ve sevgiler.  Dr. Namaz Nurmumin       ÖZBEKİSTAN HAKKINDA GENEL BİLGİLER Özbekistan, resmi adıyla Özbekistan Cumhuriyeti (Özbekçe: O‘zbekiston Respublikasi), Orta Asya’da, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nden bağımsızlığını kazanmış, Türkçe’nin lehçelerinden Özbekçe’yi konuşan bir devlettir. Özbekistan, (Azerbaycan, Kazakistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kırgızistan, Türkiye ve Türkmenistan ile birlikte) günümüzdeki yedi bağımsız Türk devletlerindendir. Denize kıyısı olmayan ülkenin komşuları kuzeyde ve batıda Kazakistan, doğuda Kırgızistan ve Tacikistan ile güneyde Afganistan ve Türkmenistan’dır. Özbekistan tarihte Maveraünnehir, sonra Türkistan adını taşıyan Orta Asya bölgesinin merkezini oluşturmaktadır. Nitekim Ruslar 19.yüzyılın ortalarında bölgeyi işgal ettiklerinde ona Türkistan Okruğu (bölgesi) adı- nı vermişlerdir. 1917’deki Lenin inkılâbından sonra Sovyet rejimi bölgeye taşındı ve 1924 yılında Özbekistan Sovyet Sosyalistik Cumhuriyeti teşkil edildi. Bununla Turkistan’ın başka mahalli halkaları gibi Özbekler de zorla 3 Sovyet insanı haline getirildi. Çüünkü (Sovyet asimilasyon politikası bütün şiddetiyle uygulandı. Özbekistan, 20 Haziran 1990’da egemenliğini, 1 Eylül 1991’de bağımsızlığını ilan etmiştir. 29 Aralık 1991 tarihinde düzenlenen referandumla bağımsızlık ilanı Özbek halkı tarafından onaylanmıştır. Özbekistan bağımsızlığını kazandıktan sonra gelişmiş ülkelerle, özellikle ekonomi alanında ilişkiler kurmuştur. Özbekistan zengin yeraltı kaynaklarını dış ülkelere satma imkânı bulmuştur. Bağımsızlığından günümüze değin geçen 23 yıllık süre boyunca devlet başkanlığını İslam Kerimov yürütmektedir. Bağımsız Özbekistan’ın 447.400 km2 ’lik bir yüzölçümü bulunmaktadır. Özbekistan; Kazakistan, Tacikistan, Afganistan, Kırgızistan ve T ürkmenistan’a komşudur. Başkenti Taşkent’tir. 2009’da tahminî nüfusu 27.488.000’dir. Özbekistan’daki etnik dağılımında Özbekler  %80, Ruslar  %5.5, Tacikler %5’lik orana sahiptir. Nüfusun büyük çoğunluğu (% 90) Sünni müslümandır. Ülkede %3.5 oranında Ortodoks nüfus yaşamaktadır. Özbekler binlerce yıldır Orta Asya’da yaşayan Türkî kavimlerden biridir. Bazılarının iddia ettiği gibi Özbek halkının 16. yüzyılda ya da sonradan ortaya çıktığı iddiası, tarihi gerçeği yansıtmamaktadır. 4 KISA KRONOLOJİ • Özbekler binlerce senedir Orta Asya’da yaşayan Türki kavimlerden biridir. • 8. yüzyılda şimdiki Özbekistan (tarihte Türkistan ya da Maveraünnehir) hududundaki insanlar İslam dini ile şereflendiler. • 8.-12. yüzyıllar arasında şimdiki Özbekistan hudutların dahilindeki bölglerden imam Buhari, Tirmizi, Maturudi, el-Harezmi, Biruni gibi ilim ve marifette büyük dehalar yetişti. • 15. yüzyılda Timur Devleti kuruldu. • 16. yüzyılda Timur’un torunlarından Babür Han, Hindistan’da dörtyüz sene sürecek olan bir imparatorluk kurdu. • 17.-18. yüzyıllarda Türkistan üç bölgeye ayrıldı: Kokand ve Hiva Hanlıkları ile Buhara Emirliği. • 19. yüzyılın ortalarında Orta Asya Rusya tarafından işgal edildi. • 1917’de Lenin Rusya’da sosyalistik inkılabı gerçekleştirdi ve devrimi Orta Asya’ya taşıdı. • 1924’te Özbekistan Sovyet Cumhuriyeti kuruldu. Müslüman halk zorla Sovyet düzeninde asimilasyona tâbî ttuldu ve dinsizleştirildi. • 1930-1940 yıllarında önde gelen Özbek aydınları Stalin katliamında öldürüldü. • 1985 Gorbaçov “Perestroika ve Glasnost” (Yeniden Oluşum ve Açılım) politikasını başlattı. • 1988’de Muhammed Salih ve arkadaşları muhalif “Birlik” hareketini kurdular. • 1989’da İslam Kerimov Sovyetler Birliği Komünist partisi yönetimi tarafından Özbekistan Komünist partisinin başkanlığına getirildi. • 1990’da Muhammed Salih ve arkadaşları Erk Partisi’ni kurdu. • 1991’de “Perestroika ve Glasnost” (Yeniden Oluşum ve Açılım) politikası sonucu Özbekistan, diğer Sovyet Cumhuriyetleri gibi bağımsız oldu. • 1991 sonunda Özbekistan’da ilk ve son defa çok adaylı Başkanlık se- çimi gerçekleşti. İslam Kerimov ve muhalifet lideri Muhammed Salih aday oldular. Seçimde yapılan hile sonucu İslam Kerimov galip ilan edildi. 5 • 1992’de Özbekistan’da İslami parti girişimcisi Abdullah Ataev kayboldu. • 1993’ten itibaren İslam Kerimov muhalefeti sindirmeye yönelik politika uygulamaya başladı. Neticede Muhammad Salih ve başka muhaliflerin bir kısmı Özbekistan’ı terkettiler. • 1994’te Andicanlı meşhur imam Abduveli Qari, Taşkent havaalanında kayboldu. • 1995’te İslam Kerimov kendi Başkanlık süresini seçim olmadan 2000 yılına kadar uzattı. • 1995 yılından itibaren diktatör Kerimov müslüman kesimlere aleni baskı uygulamaya başladı. Bunun için “Hizbut-tahrir” örgütünün Özbekistan’da yaygınlaşmasını bahane olarak kullandı. • 1999 Ocak ayında Taşkent’te patlamalar meydana geldi. Kerimov bu işte Muhammed Salih liderliğindeki muhalifleri suçladı. Sonrada bu patlamaların, Özbekistan Hükümetinin fitnesi olduğu anlaşıldı. • 1999’da Taşkent patlamasından sonra binlerce siyasi ve dini muhalif hapse atıldı. Onlara dövme, vücudunu yakma, ırzına geçme, sıcak suda haşlayarak öldürme gibi vahşi işkenceler yapıldı. • 2000’de İslam Kerimov yine sahte seçim yaparak beş yıllığına Başkan seçildi, ama bu defa Başkanlık süresini yedi yıla çıkardı. • 2000-2005 yıllarında İslam Kerimov, Özbek halkını sindirme politikasını sürdürdü. Dini, siyasi ve sosyal hayatın bütün alanlarında özgürlükler yok edildi. Bu şekilde yine onbinlerce kişi hapse atıldı ve Kerimov’un hapishanelerinde can verdi. • 2005’te Andican katliamı yaşandı. Kerimov’un zindanlarında yatan yakınlarını kurtarmak için sivil protesto yapan binlerce insan şehir merkezinde kuşatıldı, tank ve ağır silahlardan ateş açılarak öldürüldü. • 2007’de diktatör Kerimov bir sahte seçim daha gerçekleştirdi ve yeniden 7 yıllığına Devlet Başkanı “seçildi.” • 2011 Mayıs ayında yedi bağımsız muhalif hareket ve partiler bir araya gelerek Özbekistan Halk Hareketi’ni (ÖHH) oluşturdular. Muhammed Salih ÖHH Başkanı seçildi. • 2012’de İslam Kerimov, Devlet Başkanlığı seçimlerini 2015 yılına erteledi. 6 BAĞIMSIZLIK SONRASI ÖZBEKİSTAN Özbekistan Sovyetler Birliği’nin parçalanmasıyla 1991 yılında bağımsızlığımı kazandı. Bunda Gorbaçov tarafından başlatılan “Perestroika ve Glasnost” (Yeniden Oluşum ve Açılım) politikası etkili olmuştur. Bu politika neticesinde Özbek halkının gelişmeye olan gerçek istidadı ortaya çıkmıştır. Nitekim 1991 yılına gelindiğinde Özbekistan’da çok partili siyasi ortam oluşmuş ve Komünist İslam Kerimov’un iktidarına karşı koyabilecek siyasi parti ve hareketler faaliyete başlamıştır. Bunların önde geleni şair ve siyasetçi Muhammed Salih başkanlığında kurulan Erk Partisi idi. Onun için 1991 yılında gerçekleştirilen çok adaylı Başkanlık seçimlerinde Muhammed Salih Kerimov’a karşı adaylığını koymuş, ama seçimlere hile karıştıran Kerimov kendini seçimin galibi ilan etmiştir. Bununla beraber yukarıda denildiği gibi, bu yıllarda Özbek halkı özgürlük, ilim, siyasi ve sosyal gelişme, İslam dinine bağlılık özlemlerini açık şekilde ortaya koymuştur. Örneğin, Sovyetler zamanında 80 olan camilerin sayısı 4000’e ulaşmış, Erk Gazetesi’nin tirajı 100 bine çıkmış, memlekette hem özgür basın ve medya kuruluşları, hem de sayısız sivil toplum kuruluşları ortaya çıkmıştır. İSLAM KERİMOV ÖZGÜRLÜKTEN KORKTU S ovyetler’in mirasçısı olan İslam Kerimov, memleketi bağımsız olsa bile eski Komünist ideolojiye bağlı kalmayı tercih etti. Çünkü siyasi ve fikri özgürlük ortamında iktidarını kısa sürede kaybedebilirdi. Sovyetler’in mirasçısı olmanın manası, ateizm (dinsizlik) politikası üretmek ve Özbekistan’da Stalin diktatörlüğü gibi bir rejimi yeniden ortaya koymaktan ibaret idi. Bu yönde karar alan Kerimov kendi diktatörlüğünün temellerinin atmaya başladı. Önce güvenlik teşkilatlarına ve yerel yönetimlere kendine bağlı insanları atadı. Bu şekilde Milli Güvenlik Hizmeti (Özbekçe MHH), ordu, savcılık, mahkemeler, emniyet ve askeri güçler direkt olarak Kerimov’un komutasına girdi. Resmi güç odaklarını 7 ele geçiren Kerimov, önce bütün gücüyle siyasi muhaliflere karşı devlet terörü başlattı. Bu şekilde ana muhalefet partisi olan Erk ve baş- ka siyasi hareketler yasaklandı, onların mal ve mülklerine, iş yerlerine devlet tarafından el konuldu. Bu süreç, Muhammed Salih ve bazı dava arkadaşlarının hicret etmesi, bunu yapamayan muhaliflerin hapse atılması ile sonuçlandı. 1995 yılına gelindiğinde siyasi muhalifler sindirilmiş, sıra dini muhaliflere gelmişti. 1994’te Andican ilinin en meşhur imamlarından Abduveli Qari (hafız), Moskova’ya uçakla seyahat etmek üzere iken, Taşkent havaalanında kayboldu. Sonradan bu imamın Kerimov’un casusları tarafından kaçırıldığı ortaya çıkmış ve imamdan bugüne kadar hiçbir haber alınamamıştır. Ülkesinde “Hizbü’t-Tahrir” örgütünün yaygınlaşmasını fırsat bilen Kerimov, bu örgüte mensup olsun ya da olmasın, İslam dini ile yeniden buluşan inançlı kişilere zülümetmeye başladı. Bu şekilde binlerce inançlı insan hapishanelere atıldı. Böyle bir sınırsız devlet teröründen kurtulmayı başaran müslüman gençler önce Tacikistan’a, oradan Afganistan’a hicret ettiler ve Özbekistan İslami Hareketi’ni kurdular. Bu arada diktatör Kerimov halk oylamasıyla Başkanlık süresini yedi yıla kadar uzattı. Bununla Özbekistan’da özgür se- çimlere de nokta konulmuş oldu. DİKTATÖR KERİMOV’UN TÜRKİYE DÜŞMANLIĞI Özbekistan bağımsız olduktan sonra kısa bir süre özgürlük ve gelişmeye açık bir devir geçirdi. Bu dönemde Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye arasında dostluk ve kardeşlik ilişkileri oluşturulmaya çalışıldı. Hatta Kerimov, memleketi için Türkiye’yi model devlet olarak seçtiğini ilan etti. TC Cumhurbaşkanı Turgut Özal bölgeye resmi ziyaretlerde bulundu. İslam Kerimov ile görüşen Özal iki devlet arasında iyi ilişkileri savundu. Diktatör Kerimov, kendine ilah edindiği Stalin’i özlüyor. 8 Neticede ülkeler arasında çok yönlü anlaşmalar imzalandı. Bunların gereği olarak Türkiye’ye 2000 Özbek talebe gönderildi. Ancak Özbek muhalifler İstanbul’a geldikten sonra Kerimov bu talebeleri geri çekme kararı aldı. 1999 yılı Ocak ayında Taşkent’te patlamalar meydana geldi. Özbekistan’daki dikte rejimi bu patlamaların Türkiye’de yerleşen Özbek muhalifler tarafından yapıldığını iddia etti. Kerimov, kendine düşman gördüğü bu muhaliflerin iadesini istedi. Muhaliflerden Zeynittin Askarov ve Rustam Mamatkulov Süleyman Demirel tarafından Özbekistan’a iade edildi. Ağır hapis cezasına çarptırılan bu iki muhaliflerden Zeynittin Askarov 10 yıl hapis yattıktan sonra işkence altında can verdi. Kerimov’un cellatları, onun kalp krizinden öldüğünü söylediler. Rustam Mamatkulov’tan ise hiçbir haber alınmamaktadır. Diktatör Kerimov 1999 patlamalarını bahane ederek kendine baş muhalif olarak gördüğü Muhammed Salih’in iadesini talep etti. Bu nedenle Muhammed Salih 1999 yılında Türkiye’den Norveç’e hicret etmek mecburiyetinde kaldı. Ölümünden önce Zeynittin Askarov, Kerimov’un zindanında kendisini ziyaret eden bir yabancı radyo çalışanına, Muhammed Salih ve arkadaşlarının 1999 yılında yaşanan Taşkent patlamalarıyla alakasının olmadığını söylemiştir. Böylece bu patlamaların, Kerimov’un kendisinin organize etti- ği bir provakasyon olduğu kanıtlanmış oldu. Diktatör Kerimov’un Türkiye düşmanlığı bununla kalmadı. Sonradan Özbekistan’daki Türk liseleri kapatıldı ve o okullarda görev yapan pek çok öğretmen hapse atıldı. Özbekistan’a yatırım yapan Türk işadamlarından onlarcasının servetine en konuldu. Onlardan bazıları hapse atılarak işkenceye maruz kaldı. Zeynittin Askarov ve onun katili diktatör Kerimov 9 ANDİCAN KATLİAMI (2005) Gittikçe yaygınlaşan diktatör Kerimov zulmüne karşı çare arayan Özbek halkının vekilleri bunun için çeşitli yollara baş- vurmaya başladılar. Andican’da örgütlenmeye çalışan bir grup küçük esnaf kendilerine Ekrem Yuldashev adında bir öğretmeni lider olarak seçtiler. Bu öğretmen kendi düşüncelerini “Hakikate Giden Yol” adını verdiği bir kitapçıkta topladı. Bu esnaf grubu kısa süre içinde Andican’da meşhur oldu. Ancak diktatör Kerimov, memlekette kimsenin kendisinden daha meş- hur olmasını istememektedir. Bundan dolayı Ekrem Yuldashev ve yakın arkadaşlarını hapse attı. Onların yakınları bu zulme dayanamadı, yakınlarını kurtarma eylemi yapma kararı aldı. Neticede Andican merkezindeki valilik binası önünde onbinlerce insan toplandı. Bunu fırsat bilen Kerimov, bizzat Andican’a geldi. Onun şehre gelmesi ile katliam da başlamış oldu. Sivil eylem yapan halkı kuşatan Kerimov’un ordusu, erkek-kadın, çocuk-yaşlı demeden şehir meydanında toplananlar üzerine ateş açtılar. Neticede binlerce kişi şehir meydanında can verdi. Bu katliamdan canını kurtarmayı başaranlar komşu Kırgızistan’a kaçtılar. Oradan onları BM mülteci komiserliği dünyanın çeşitli ülkesine dağıttı. Andican olayları AGİT, HRW, AMNİSTY İNTERNATIONAL gibi kuruluşlar başta olmak üzere, dünya kamuoyu tarafından “katliam” olarak nitelendirilmiştir. ABD ve AB önce bu katliamın bağımsız bir komisyon tarafından incelenmesini talep ederek Özbekistan hükümeti ile ilişkileri kısıtlamaya gittiler. Sonradan ise kendi çıkarları doğrultusunda yeniden diktatör Kerimov ile işbirliğine girdiler. Andican Katliamı 10 ÖZBEKLER VATANLARINDAN KAÇIYOR Özbekistan dünyanın en zengin kaynaklara sahip ülkelerinden biridir. Memlekette petrol ve doğalgaz, altın, faydalı metaller, kömür rezervleri bulunur. Özbekistan’da senede 4 milyon tona yakın pamuk, 80 tona yakın altın üretilmektedir. Özbek halkının yarısından fazlasını genç nüfus oluşturur. Yani memleket yeterli işçi gücüne sahiptir. Buna rağmen diktatör Kerimov’un 23 senelik iktidarı döneminde Özbekistan ekonomisi iflas etmiştir. Bunun ana nedeni Özbekistan’da hayatın bütün alanlarında özgürlüklerin kısıtlanmasıdır. Zalim rejim kendi halkına serbest çalışmak, ticaret yapmak, kendi iş yerini oluşturmak, memlekette ve yurt dışında iş seyahati yapmak gibi özgürlükleri vermemektedir. Bunun yerine Sovyet rejiminden miras olarak kalan kolhoz ve sovhozlar isim değişikliği ile kendi varlıklarını korumaktadır. Yani Özbek çiftçisi eskisi gibi devlete çalışmakta ve ücret olarak da açlıktan ölmeyecek kadar maaş almaktadır. Bununla beraber Özbekistan, günümüz dünyasında rüşvetin en yaygın olduğu devletlerden biridir. Sosyal hayatın bütün dallarında, iş ancak rüş- vet yardımında görülür. Buna yüksek okullarda ve üniversitelerde eğitim almak da dahildir. Yani üniversite öğrencisi derslere katılsın ya da katılmasın, sınavları ancak hocasına rüşvet vererek geçmek mecburiyetindedir. Devlet idarelerinin tümünde işler rüşvet ya da tanıdıklar vasıtasıyla görü- lür. Memleketin yollarını işgal eden diktatör Kerimov’un polisleri, yoldan geçen araçlı ya da araçsız herkesi, tıpkı eski çağın haramileri gibi soymaktadırlar. Gözlerin görmediği, kulakların duymadığı bu zulümler karşısında Özbekler ne yapacağını şaşırmışlar ve son çare olarak memleketlerini terketmeye başlamışlardır. Günümüzde 5 milyondan fazla Özbekistan vatandaşı yurt dışına kaçmıştır. Bu mazlumların çoğu Rusya’da bütün insani hak ve hukuklardan mahrum halde geçinmeye çalışmaktadırlar. “Gastarbeider” ismi verilen bu işçilerden 18 genç, Rusya’nın Moskova şehrinde kaldıkları eski binada yanarak ölmüştür. Bir Özbek “Gastarbaider”i 11 ÖZBEKİSTAN’DA YAYGIN ZÜLÜM VE İŞKENCE ÇEŞİTLERİ 1. İtikat ve İbadet Alanında: • Toplumda itikat özgürlüğü kısıtlanmıştır. Müslümanlara özgürce dinlerini yaşamak, başkalarına anlatmak, istedikleri gibi cemaat oluşturmak, mescitler yapmak yasaktır. • Hükümete muhalefet eden İslam alimleri hapse atılmakta, sürgüne gönderilmektedir. Onlardan bir kısmından haber alınamamaktadır. (Örneğin: Andican şehri imamlarından Abduveli Kari 1994’te Taşkent hava alanında polis tarafından alınmış, bir daha kendisinden haber alı- namamıştır.) • Dini hassasiyeti olan kişiler devamlı olarak polis tarafından gözetlenmekte, hükümete muhalif fikir ve davranışta bulunanlar “Vahhabi”, “radikal”, “terörist” denilerek hapse atılmaktadır. • Dini yönden suçlananlara hapishanelerde ağır işkenceler yapılmaktadır. Örneğin dövülmekte, ırzına geçilmekte, vücutları yakılmakta, kaynar suda haşlanarak öldürülmektedir. • Sakal bırakmak, başkalarına kendi evinde bile olsa Kur’an öğretmek, gençlerin hacca gitmesi, sokakta İslam dini hakında konuşmak, İslami kıyafetler giymek, hatta erkekler için okullarda din dersleri yasaktır. Yurt dışında İslami eğitim alanların imam olaması yasaktır. • Başta müslümanlar olmak üzere tüm inanç sahipleri akla hayale gelmeyecek haksızlıklara ve engellemelere uğramaktadır. Örneğin bir müslüman özel bir yerde veya kendi işyerinde namaz kılsa, hatta seccade veya Kur’an-ı Kerim bulundursa, devlet tarafından tüm mal varlıklarına el konur ve kişi hapse gönderilir. Bu kişiler mal varlıklarını kurtarmak bir yana, canlarını kurtararak hapisten çıkabildiklerine şükreder hale getirilir. 2. Siyaset Alanında: • Özbekistan’da siyasi özgürlüklar yoktur. • Özgür seçimler yapılmamaktadır. Diktatör Kerimov 23 sene boyunca hile ve zorbalık yöntemiyle iktidarı elinde bulundurmaktadır. • Parlamento seçimlerinde sadece Kerimov’un tayin ettiği kişiler milletvekilleri “seçilmektedir.” Yani bu iş bir formaliteye çevirilmiştir. 12 • Yerel seçimler için de aynı durum söz konusudur. Yerel yöneticiler diktatörün özel hizmet idareleri olarak görev yapmaktadır. • Muhalif siyasi parti ve haraketler (ERK, Birlik) kapatılmıştır ve onların liderleri (Muhammed Salih ve başkaları sürgüne gönderilmiştir.) • Şu anda bilinen, 18 bin siyasi tutuklu bulunmaktadır. Siyasi tutuklulara da tıpkı dini tutuklara olduğu gibi ağır işkenceler uygulanmaktadır. • Özbekistan’da muhalefet etmek şöyle dursun, yönetimi eleştirmek bile mümkün değildir. Bunu yapan kişi kim olursa olsun anında “Halk Düşmanı” ilan edilir. Bu etiketleme geleneği Kerimov yönetimine 1930’ların Komünist Stalin yönetiminden miras kalmıştır. Muhalefet etme cesareti gösterenler ise yurt dışında, sürgünde olsalar bile takip edilmekte, hatta suikastlere maruz kalmaktadır. Bunlardan biri Alişir Saipov Kırgızistan’da, Fuad Şakiri Rusya’da, Obid Nazarov İsveç’te suikaste uğrayıp ağır yaralandı. Bu liste uzayarak devam etmektedir. Özbekistan’da muhalefet yapmış olan bu insanların başka ülke vatandaşlığına geçmiş olmaları bile şehit edilmelerine engel olmamıştır. 3. Fikir ve Basın Hürriyeti Alanında: • İslam Kerimov, başa geçtiği andan itibaren fikir ve basın hürriyetine engel olmuştur. Bu alanda mutlak sensür uygulanmaktadır. • Memlekette özgür medya bulunmamaktadır. Gazetelerin, radyoların ve televizyonların hepsi devlete, yani Kerimov’a aittir. Dolayısıyla medya sadece rejim için hizmet etmektedir. Muhalif yayın ve fikirlere kesinlikle yer verilmemektedir. 4. Hukuk, Güvenlik ve Adalet Alanında: • Özbekistan’da hiçbir kesim kendi hukukuna sahip değildir. Yani işçi, esnaf, aydın, talebe, kadın, erkek, yaşlı demeden kimse kendi haklarını ve hukuklarını talep edemez. Onlar ancak İslam Kerimov ve onun suç ortaklarının belirlediği “hukuk”a uymak zorundalar. • Özbekistan güvenli bir ülke değildir. Polis ve savcı istediği kişiye istediği suçu itham edebilmekte ve istediğine istediği davayı açabilmektedir. Kendi suçlarını istedikleri kişilere isnat edebilmekte, bunun için diledikleri kişileren araba ve evlerine silah ya da narkotik maddeler bırakarak, onlara suç uydurabilmektedir. • Mahkemeler tamaman Karimov ve yerel yönetimin kontrolü altındadır ve onların isteğine göre hüküm vermektedir. Adil yargılama ve savun- 13 ma hakkı yoktur. Mahkemeye çıkan kişinin, mutlaka suçlu olduğuna dair peşin kabul vardır ve mahkeme, sadece cezanın miktarını belirlemektedir. Kimsenin beraat etme şansı yoktur. • Özbekistanda Hukuk ve adalet kağıt üzerinde ve televizyon ekranlarında mükemmel işlemektedir. Ancak gerçek hiç de böyle değildir. 5 dakikalık mahkemelerle ve insanlara kullandıkları hakaretlerle ünlenen hakimlerin hükmü sürmektedir. Bu hakimlerin, karşısına geçenlerden kanunları bilenlere savurdukları küfür ve hakaretler kayıtlara geçmiş, tescillenmiştir. Bunların en aşağılayıcısı ve ünlüsü, “O senin okuduğun kitabları münasip yerine sokarım” hakaretidir. • Birçok hakim, üstlerinden aldıkları emirle, rüşvetle veya keyiflerine göre kararlar çıkarmaktadır. Bu kararların adaletle ve hukukun temel ilkeleriyle bağdaşan hiçbir yanı yoktur. Çıkarılan tuhaf genel aflarla 7 yaşındaki çocuklara tecavüz edenler, hırsızlar ve uyuşturucu satıcıları, adi suçlular serbest bırakılırken; inançlarından dolayı suçlu bulunanlar, düşünce suçundan veya siyasi görüşünden dolayı hapishanede yatanların tutuklulukları devam etmektedir. • Kerimov yönetiminin icat ettiği işkence yöntemleri dünyada daha önce görülmemiştir. Basit bir olaydan dolayı kolaylıkla suçlu ilan edilebilir, sonra “irticacı” ya da “Vahhabi” damgası yiyebilir, ailenizle ve yakınlarınızla beraber topluca cezalandırılabilirsiniz. Yakınlarınız çok büyük baskılara maruz kalır; işyerlerinde veya kamusal alanlarda dışlanır ve engellenirler. Bununla ilgili birçok örnek vaka vardır. Hatta bazı mahkumların gözü önünde karılarına ve kızlarına gardiyanlar tarafından tecavüz edilir. Bazı insanlar mahkumiyet esnasında işkenceler yüzünden ölür, ancak devlet doktorlarının yardımıyla sahte kalp krizi, zatürre gibi raporlarla öldü gösterilir. Ne tuhaftır ki bu kişilerin cesetleri üzerinde her zaman darp ve işkence izleri bulunmaktadır. • İnsanlar saç, sakal ve cinsel organlarından asılı halde yakılıyor. Sonrasında ise tecavüz ediliyor. Başka bir işkence yöntemi ise klorla dolu küvete oturtarak cinsel organlarının yakılmasıdır. • Hamile kadınlar dahi hapse atılıyor. Zulümle tanınan eski Sovyet hapishanelerinde bile doğumu yaklaşan kadınların ayrı koğuşlarda tutulduğu bilinir. Ancak günümüzde Özbekistan hapishanelerinde sebepsiz yere tutulan hamile kadınlara böyle bir hak tanınmamaktadır. • Bazı mahkûmlar tuhaf bir şekilde ortadan kayboluyorlar. Kağıt üzerinde hapishaneden çıktı gösterilen mahkûmlar ortadan kayboluyor. Bu insanların cesetleri bile bulunamıyor. 14 5. Sosyal Adalet Alanında: • Kadınlar, coçuklar ve yaşlılar kendi haklarına sahip değiller. • İş bulmak ancak rüşvet sayesinde mümkündür. İşsizlik o derecedir ki, 5 milliyondan fazla vatandaş bu nedenle yurt dışına kaçmak mecburiyetinde kalmıştır. • Sosyal hayat en karanlık dönemlerinden birini yaşamaktadır. Büyükşehirlerde 3 kişinin yan yana gelmesi yasaklanmıştır. Böyle bir durumda yaşayacağınız ilk şey polisin tehdidi olacaktır. Sizin dağılmanızı isteyecektir. • Polisin aylık tutuklama kotaları vardır. Her polisin, üstlerine ay sonunda belirli sayıda insanı hapse attığını bildirmesi gerektiğinden, sizi önce 5 dakikalık mahkemede yargılatır ve sonra 159. maddeye göre suçlayarak hapse gönderebilir. Çünkü polis memurları kendisine verilen aylık tutuklama kotalarına ulaşmak zorundadır. 6. Eğitim Alanında: • Okullar devlete aittir. Liselerde, yüksek okullarda ve üniversitelerde talebeler ancak rüşvet vererek okuyabilmektedir. • Pamuk toplama aylarında (Eylül-Kasım) ilkokuldan başlayarak üniversitelere kadar bütün talebeler, 2-3 ay boyunca pamuk tarlalarına sürülmekte ve bedava çalıştırılmaktadır. Çünkü verilen sembolik ücret de yemek karşılığı geri alınmaktadır. Özbekistan, çocuk emeğinin zorla kullanıldığı bir ülkedir. 7. Ekonomi Alanında: • Ekonomi tamamen Devlet kontrolündedir. Özel girişime ve ticarete izin verilmemektedir. • Devlet Bütçesi açıklanmamaktadır. Böylece harcamaların nereye gittiği de takip edilememektedir. • Özbekistan dağal zenginlikler ülkesidir; altın, doğalgaz, petrol ve pahalı metal ürünleri üretmektedir. Buna rağmen ekonomi iflas etmiştir. • Gelirden esas payı diktatör ve ailesi ile birlikte, hükümeti oluşturan çeteler paylaşmaktadır. Örneğin, Karimov’un büyük kızı Gülnara, İsveçre’de bir milyar dolar servetle bu memleketin en zengin insanları arasında yer almaktadır. 15 • Mevcut yöneticiler için rüşvet bir hayat tarzı haline gelmiştir. Cumhurbaşkanından köy öğretmenine kadar herkesin rüşvet aldığına tanık olmak mümkündür. Birçok memur aylık 20-40 $ aylıkla geçinmek zorunda bırakılarak rüşvet batağına sürüklenmektedir. Bu maaşları ise nakte çevirmek mümkün değil. • Pazar sahiplerinin bile para biriktirmesi imkânsızdır. Bütün para bankalara yatırılmakta ve alışveriş banka kartlarıyla yapılmaktadır. Alışverişin banka kartlarıyla yaptırılması, insanları köleleştirmek ve kontrol etmek içindir. Ayrıca devlet memurların maaşlarının para yerine mesela civciv gibi komik mallarla ödendiği de olmaktadır. • Özbekistan’ın bugünü insanlarının emeğiyle dalga geçenlerin elindedir. • Özbek vatandaşlarına, her fırsatta, mesela evlerinin önünü temiz tutmadıkları gibi gerekçelerle garip ve komik cezalar kesilmekte, bunun karşısında yapılacak tek seçenek olarak rüşvetten başka yol bırakılmamaktadır. • Yeni çıkarılan bir kanuna göre halka ve mahalli vakıflara ait olan kabirler ve mezarlıklar hakimlere verilmektedir. Gerekçe açıklanırken ise daha büyük bir yolsuzluk ortaya çıkıyor: Devlet görevlileri bu gibi yerlerden yeteri kadar nemalanamıyormuş! Devlet görevlilerin rüşvet almadıkları yer kalmaması için mevcut Özbekistan idaresi çok sıkı çalışmaktadır. • Bugün Özbekistan’da yoksulluk öyle boyutlara vardı ki, kadınlar dahi günlük geçim kazancı bulabilmek için amele pazarlarında iş aramak zorunda kalıyorlar. Bu durum Sovyet işgalinde bile görülmemiş bir olaydır. İş bulamayan yüzbinlerce kadın kötü yollara düşmekte, zorla Rusya, Kore, Türkiye ve Dubai gibi ülkelere fuhuş için götürülmektedir. • Çok küçük yaşlardan itibaren milyonlarca insan pamuk tarlalarında rejim güçleri gözetiminde, birer köle gibi zorla çalıştırılmaktadır. Bu şekilde insanlar, özellikle gençler gözaltında tutulmakta, enerjisi harcanmakta ve rejim karşıtı faaliyetlerde bulunulması engellenmektedir. 7’den 70 yaşına kadar binlerce insan zorla tarlalarda çalıştırılma sırasında kimyasal ilaçlardan ötürü zehirlenmekte ve hatta ölüm vak’aları gerçekleşmektedir. Aylarca çalıştırılan bu insanlar arasındaki gençler ve çocuklar eğitim haklarından da mahrum bırakılmaktadır. 16 ÖZBEKİSTAN’DA BAŞÖRTÜSÜ ZULMÜ Taşkent Savcılık ve İçişleri yetkilileri, başörtüsünü çıkarmayan ve Cuma namazı kılan öğrenci velilerini resmen uyararak 360 dolar para cezası vermekle tehdit etti. Özbekistan Cumhuriyeti Taşkent Savcılığı’nın Cuma ve başörtü yasağı ile ilgili düzenlediği toplantıya, İçişleri Bakanlığı ve Eğitim Bakanlığı yetkililerinin yanı sıra, muhtarlar ile beraber 400 kişi katıldı. Azadlık Radyosu’nun haberine göre, Cuma Namazına giden çocuklara, gençlere ve başörtüsü takan öğrencilerin evlerine tek tek gidilerek veliler uyarılıyor ve asgari ücretin 15 katı ceza verileceği tebliğ ediliyor. Asgari ücret 24 dolar, yani günlük yaklaşık bir dolar civarında. ÖZBEKİSTAN’DA MÜSLÜMANLARA ZULÜM Özbekistan Devlet Televizyonu, Fethullah Gülen taraftarlarının kullandığı “nur” kelimesine atfen “Karanlığa Giden Işık” adını verdiği karşıt programda, “Türk Nurcuları” adını verdiği kişilerin, Özbekistan’ın çeşitli kentlerinde açılan liselerde “Nurculuğu yaydıkları” ve “Pan Türkist” propaganda yaptıklarını ileri sürdü. Özbek televizyonu, Türkiye’den gelen Nurcuların kurduğu okulların özellikle yatılı statüyle faaliyet gösterdiğini, böyle bir uygulamadaki amacın, öğrencileri ailelerinden ve çevrelerinden uzaklaştırarak, 24 saat kendi denetimleri altında, daha kolay etkilemek olduğunu iddia etti. Bu okulların 1990’lardan itibaren Özbekistan’da faaliyet göstermeye başladığını belirten kanal, Özbekistan Diktatörü İslam Kerimov’un talimatı üzerine bu okulların kapatıldığını, bazı “Türk Nurcuların” sınır dışı edildiğini ve çok sayıda Özbek okul yöneticisiyle 3 Türk Nurcunun tutuklandığını kaydetti. Özbek Televizyonu, Taşkent Mahkemesi’nde yıkıcı faaliyet ve dini propagandadan yargılanan 3’ü Türk, 11 kişinin 6,5 yıl ile 8 yıl arasında hapis cezalarına çarptırıldığını duyurdu. “Türk Nurcuları” adını verdiği Gülen cemaati üyelerini “binlerce yıllık Özbek kültür ve geleneklerini yıkıp din yoluyla beyin yıkamakla” suçlayan Özbek Televizyonu, bu okullardan mezun olan iyi eğitimli “Türkçü” çocukların, ileride devletin kilit noktalarına gelmesinin amaçlandığını iddia etti. 17 ÖZBEK MUHALEFETİ AYAĞA KALKIYOR Bugünkü Özbekler İmam Buhari ve Tirmizi’nin torunlarıdır. Yani tarihte Özbekler, ilim ve marifeti   özgürlüğün temeli olarak kabul etmişlerdi. Sonra bu esastan uzaklaşıldı; ama bütün baskılara rağmen Özbek halkı onu tamamen terketmedi. Onun için Moğollara, Ruslara karşı koymayı bildiler. Onun için Sovyetler’i onlar istedi diye bir hamlede kabul etmediler. Rus Komünist Partisi sınırsız baskı yapmasına rağmen Özbek olmaya devam ettiler. Yani Özbekler zulme her zaman muhalefet etmeyi bildiler. Diktatör Kerimov’a karşı da “Birlik” oldular, “ERK” oldular. Bu ateist diktatörün zulmü artıkça Özbeklarin de özgürlüğe imanı arttı...  Diktatör Kerimov’un yurt dışında yaşamaya mecbur ettiği Özbek muhalefeti zor şartlar altında kendi varlığını koruyabilmiştir. İşte bu muhaliflerden yedi hareket ve parti bir araya gelerek 2011 yılının Mayıs ayında, Almanya’nın başkenti Berlin şehrinde bir araya geldiler ve Özbekistan Halk Hareketi’ni (ÖHH) oluşturdular. Bu muhalif harekete aşağıdaki gruplar üye oldular: 1. Özbekistan Erk Partisi 2. “Tayanch (Dayanışma)” Hareketi 3. Andican Adalet ve Kalkınma Teşkilatı 4. Özbekistan İnsan Hakları Cemiyeti 5. Özbekistan Demokrasi Forumu 6. Bağımsızlar 7. Bağımsız gençler Andican Adalet ve Kalkınma Teşkilatı, diktatör Kerimov’un baskıları- na dayanamadan 6 ay sonra ÖHH’dan ayrılmak mecburiyetinde kalmıştır. Bunun nedenlerinden biri, teşkilatın Özbekistan’daki hapishanelerde bulunan üyelerine korkunç işkenceler yapılmasıdır. ÖHH günümüzde Özbekistan, Rusya, İsveç, Norveç, Kanada ve Türkiye’de örgütlenmeyi başarmıştır. ÖHH’nın öncelikli hedefi kendi gaye ve maksatlarını Özbek halkına ve dünya kamuoyuna tanıtmak ve bu şekilde güçlü bir muhalif teşkilat haline gelerek diktatör Kerimov hükümetine Özbekistan’da özgürlük, adalet ve hukuka dayalı bir sivil toplum kurulması için gereken reformları gerçekleştirmeyi kabul ettirmektir. Özbek rejimi bunu kabul etmediği takdirde ÖHH Özbekistan’da Tunus ya da Mısır’da 18 olduğu sivil bir halk ayaklanmasını gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Bu amaçla ÖHH Özbek halkının dikkatine aşağıdaki metinde yazılanları sunmuştur: ŞİARIMIZ: DİKTATÖRLÜK YERİNE HUKUK VE ADALETE DAYANAN ÖZGÜR SİVİL TOPLUM! İslam Kerimov önderliğindeki kâtil rejim, Özbekistan halkına itikadi, siyasi, iktisadi, hukuki ve sosyal özgürlükler vermek istemediği için, halkı- mızın böyle bir zorba düzene karşı ayaklanmaktan başka bir çaresi kalmadığı gittikçe daha belirgin bir hâle gelmektedir. Halkın ayaklanması, insanlarımızın zulümden, bir başka ifadeyle diktatörlük rejiminden kurtulmak için başvuracağı son çaredir. Özbekistan Halk Hareketi’nin görevi hedefine kan dökülmeden ulaş- maktır. Ancak 23 yıllık istibdada sabrı kalmayan Özbekistan halkı, kendi hürriyeti için her an Kerimov’un diktatörlüğüne karşı ayaklanabilir. Bu tür ihtilâller Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da ve Yemen’de meydana geldi. Bu ayaklanmaların akışı birbirinden farklı geçmişse de, netice olarak bu devletlerdeki diktatörlükler yıkıldı. Maksat: Tabiî ki halk ayaklanmasının maksadı şu anda Özbekistan’da hükümran olan “DİKTATÖRLÜK”ün yerine “ADALET” ve “HUKUK”u esas alan “ÖZGÜR” bir “SİVİL TOPLUM” inşa etmektir. Böyle bir toplumda insanlara kendi itikatları doğrultusunda hayatlarını sürdürmeleri ve siyasi görüş- lerini özgürce ifade edebilmeleri için ortam oluşturulacaktır. İnsanlar, ifade ve düşünce özgürlüğüne, seçme ve seçilme hakkına, çeşitli derneklere üye olma serbestliğine kavuşacaklardır. Halk, ülkenin yönetiminde hür ve adaletli seçimler yoluyla kendi iradesini ortaya koyacaktır. İnşa edeceğimiz toplum, vatandaşların itikadlarının, canlarının, akıllarının, mal ve mülklerinin, nesillerinin ve namuslarının dokunulmazlığını temin edecektir. Bu hukukları çiğneyecek olanlar adaletli kanunlarla cezalandırılacaktır. Bu toplumda, insanlara esnaflık yapma, ticaretle uğraşma, mal ve mülk edinme, yurt dışı ülkelerine seyahat serbestliği verilecektir. Yurt dışına çıkmak için polisten izin (vize) almak gibi akıl almaz kurallar kaldırılacaktır. Vergi ve gümrük kurumlarının faaliyeti adaletli kanunlar ile kontrol altına alınacaktır. Küçük ve orta çaptaki işletmelerin kurulması kolaylaştırılacak 19 ve onlar desteklenecektir. Çiftçiler istediği ürünleri yetiştirme ve satma konusunda gerçek anlamda özgür olacaklardır. Rüşvet, halkın mülkünü sömürme ve tefecilik gibi ekonomik illetler kanun yoluyla yasaklanacak ve bu tür yollara başvuranlar adaletli kanunlar önünde cevap vereceklerdir. Halkımız ülkenin yönetimini kendi eline aldıktan sonra en kısa sürede tüm vilayet merkezleri dünyanın büyük ticaret şehirleriyle rekabet edebilecek merkezlere dönüştürülecektir. Mevcut diktatörlük, insanlarımıza bu tür ekonomik özgürlükleri temin etmediği için halkımızın miliyonlarca kız ve erkek evlâdı kendi ülkelerinde mahvoldular. Böylece Özbekistan’dan kaçarak başka ülkelerde derbeder oldular. Onlar bu şekilde hor ve hakir yaşamaya mecbur olmaktalar. Kurulmasını arzu ettiğimiz toplumda, okullarda manevi ve dünyevi bilimler birlikte okutulacaktır. Böylece toplumda bilgili, güzel ahlaklı, dünya işlerinde orta veya yüksek dereceli uzman olan yeni nesiller yetişecektir. (Mevcut olan diktatörlük döneminde Özbekistan’da eğitim sistemi geliş- medi. İlk ve orta okullarda öğrenciler ne manevi ne de dünyevi bilgileri istenilen derecede edinebilmektedirler. Kolej ve yüksek öğrenim kurumları ise ilim ve marifet merkezi yerine rüşvetçilik ve tamahkârlık ocağına dönüştürülmüştür.) Halk ihtilâli gerçekleştikten sonra Orta Asya halklarının tarihi kardeşli- ği yeniden tesis edilecektir. Bu devletler arasında sınır olmayacaktır. Ortak gümrük ve vergi siyaseti uygulanacaktır. Halklarımız ve devletlerimiz arasında Avrupa Birliği’ne benzer bir Birlik oluşturma meselesi de gündeme getirilecektir. Bugünlerde Orta Asya halkları ve devletleri arasında oluşan soğuk münasebetler bu devletleri yönetenlerin yanlış politikası sonucudur. Halkın, ayaklanmada kimi takip etmesi lazım? Bugün Özbekistan halkını ADALET, HUKUK VE ÖZGÜRLÜK ilkelerine dayalı SİVİL bir toplum inşa etmeye yönlendirebilen örgüt, ÖZBEKİSTAN HALK HAREKETİ’dir. Bu hareket, kendi nizamı ve programında hem halkımızın itikadi, milli, medeni, ilmi değerlerine, hem de insanoğlunun çağ- daş gelişim sırasında elde ettiği olumlu değerlerine genişçe yer vermiştir. ÖHH, şu anki şartlarda halkımızın orta veya ılımlı gelişim yolundan ilerlemesini ister. Bununla birlikte ÖHH, halkımızın iç çekişmelere ve iç savaş girdabına sürüklenmesini istemez. 20 ÖHH, kendi saflarında halkımızın bütün katmanlarını ve tayfalarını birleştirmiştir. ÖHH, sadece kendi safında yer almakta olan örgüt üyeleri tarafından değil, belki Özbek muhalifatinin tabanında yer alan uyeleri tarafından da desteklenmektedir. Dolayısıyla ÖHH üyeleri ve taraftarları süratle büyümektedir. Aynı zamanda hareketimizin uluslararası platformdaki itibarı da gittikçe artmaktadır. Bu yüzden de Kerimov rejimi ÖHH’nın siyaset meydanında boy göstermesinden çok ciddi bir şekilde korkmakta, hareketimizin, halkımızın arasında destek görmesini çeşitli tazyik, fitne ve fesat yollarıyla durdurmaya çalışmaktadır. Halk ihtilâli başlandığında profesyonel provakatörler mutlaka harekete geçecektir. Onlar hürriyet için mücadele etmek üzere sokağa çıkan kitleyi “bir avuç bozguncu”, “ekstremistler” v.s olarak göstermeye çalışacak ve bunun için asıl kendileri bozgunculuk yapmaya başlayacaklardır. Ayaklanma esnasında halkımızın böyle provakatörlerin fitnelerine uymaması gerekir. ÖZBEKİSTAN HALK HAREKETİ’NİN YAYIN ORGANLARI 1. Resmi web sitesi: www.uzxalqharakati.com (Özbek, Türk ve Rusça olarak) 2. Facebook sitesi: http://www.facebook.com/uzxalqharakati 3. “Erkin Yurt” gazetesi: http://www.uzxalqharakati.com/erkinyurt 4. Turkistan TV ve Radyo: http://turkiston.tv/radio/ MUHAMMED SALİH ÖZGÜRLÜK VE FEDAKÂRLIK TEMSİLCİSİ Özbek halkının bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinde şair ve siyaset adamı Muhammed Salih önemli yer almaktadır. Sovyetler zamanında yazdığı şiir ve makalelerinde Özbeklerin Ruslardan ayrı bir millet oldu- ğunu savunduğu için Komünist rejim tarafından baskı gören Muhammed Salih, adı geçen “Perestroika ve Glasnost” (Yeniden Oluşum ve Açılım) dö- neminde Özbeklerin gerçek bir özgürlük ve bağımsızlık lideri durumuna gelmiştir. Özbekistan’daki ilk halk hareketi olan “Birlik” ve ilk siyasi parti Erk onun teşebbüsü ile kurulmuştur. 21 Muhammed Salih, vatanının gerçek bağımsızlığının bireylerin ve toplumun özgür olmasına bağlı olduğunu düşünerek Sovyet mirası olan Komünist rejimin ortadan kaldırılması için elinden gelen bütün çabaları göstermiş ve bundan dolayı diktatör İslam Kerimov’u korkutan muhalif lider olmuştur. Muhammed Salih karşısında fazla dayanamayacağını anlayan Kerimov ona karşı hile ve zülüm politikasına başvurmuş, muhalefet liderinin partisini kapatmış ve Muhammed Salih’i sürgüne gitmeye mecbur bırakmıştır. Bununla yetinmeyen Kerimov yurt dışında yaşayan Muhammed Salih’i Türkiye ve Çek Cumhuriyetleri hükümetlerinden teslim edilmesini istemiş ama bunu başaramamıştır. Diktatör Kerimov, yok edemediği Muhammed Salih’i, 1999’daki Taşkent patlamalarını bahane ederek gıyabında 15 sene hapis cezasına çarptırmış- tır. Ancak kendisine yapılan bu zülüm ve baskılara rağmen Muhammed Salih özgürlük mücadelesinden geri adım atmamıştır. Buna sinirlenen İslam Kerimov haince usullerle Muhammed Salih’in üç kardeşini hapse atmıştır. Muhalif liderin iki kardeşi suçsuz oldukları halde uzun müddet hapishanede kaldıktan sonra salıverilmiş, ancak üçüncü kardeşi Muhammed Bekjan hâlâ Kerimov’un zindanında rehin olarak bulunmaktadır. Muhammed Salih’in hayat hikâyesi: 1949 yılında Özbekistan’ın kuzeyinde yer alan Harezm vilayetinde doğdu. Ortaokulu tamamladıktan sonra Sovyet Ordusunda zorunlu askerlik yaptı. 1969-1974 yıllarında Taşkent Üniversitesinde gazetecilik okudu. Mezuniyetten sonraki yıllarda şiir yazmak ve dünya edebiyatını araştırmakla meşgul oldu. 1988 yılında birkaç aydın arkadaşı ile “Birlik” Hareketini kurdu. 1990 yılında Erk Partisi’ni kurdu. 1991 yılında Kerimov’a karşı muhalif aday olarak Özbekistan Devlet Başkanlığı seçimine katıldı. 1992 yılında Özbekistan’da tutuklandı, ama Özbeklerin ve uluslararası toplumun hükümete baskısı sonucu azat edildi. 1993 yılında yurt dışına sürgün edildi. Hicrette muhalif faaliyetini sürdürdü. 2001 yı- lında Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da tutuklandı. Yine uluslararası toplumun baskısı ile o zamanki Çek Cumhuriyeti Devlet Başkanı Havel tarafından serbest bırakıldı. 2011 yılında Özbekistan Halk Hareketi kurucuları arasında yer aldı. Muhammed Salih’in 20 fazla şiir ve makale kitabı Özbek, Rus ve Türk dillerinde yayımlanmıştır. 22 ÖZGÜR ÖZBEKİSTAN DOSTLARI PLATFORMU 05 Mayıs 2012’de, Türkiye’de bir grup sivil toplum kuruluşu, yazar ve aktivist tarafından Özgür Özbekistan Dostları Platformu kuruldu. Platformun kurucuları şunlardır: Kurumlar: Doğu Türkistan Maarif Derneği, Doğu Türkistan Vakfı, Genç Türkistanlılar, Özbekistan Halk Hareketi, Özbekler Birliği, Mazlumder, Araştırma Kültür Vakfı, Kudüs Medya, AKDAV, İmkander, Özgürder, Rahmetder, Umran Vakfı, Pınar Yayınları, Dunyabizim.com, Sivil Dayanışma Platformu, Beyan Eğitim Kültür Merkezi, Ahmet Yesevi Vakfı, Hikmet Vakfı, İHH, Yazarlar: Abdurrahman Dilipak, Faruk Köse, Burhan Kavuncu Aktivistler: İbrahim Sediyani, Hacıali Deniz, Ali Bekereci, Süleyman Kılınç Platformun ilk kuruluş toplantısında İcra Heyeti’ne seçilen isimler şunlardır: Namaz Nurmumin, Alibeg Yolyahşi, Dr. Alim Oktay, Hidayet Oğuzhan, Dr. Ramazan Uçar, Adem Yerlikaya, Ali Bekereci, Adem Çevik, Faruk Köse, Ömer Faik Topal. Özbekistan Dostları Platformu’nun Kuruluş Bildirgesi şöyledir: Günümüzde Özbekistan’daki diktatörlük düzeninin değişmesi konusunda herkes hem fikirdir. Nitekim Özbek halkı ve onun gerçek temsilcisi olan Özbekistan muhalefeti bu düzeni değiştirmek için zor şartlar altında mücadele etmektedir. Özbekistan’daki zulüm ve insan hakları ihlalleri örneğin Suriye’deki durumu aratmamaktadır. Buna dayanamayan Özbeklerden 5 milyondan fazla kişi yurt dışına kaçmak mecburiyetinde kalmıştır. İnsanlığın fıtratı özgürlük üzerinedir. Dolayısıyla özgürlük isteyenlerin birlik ve dayanışma göstermeleri doğal kabul edilmelidir. Özgür Özbekistan Dostluk Platformu bu amacı gözetmektedir. Adalet ve hukuktan yana olan bütün kardeşlerimizden bu konuda ilgi ve katkı beklemekteyiz. 2012 YILI ÖZBEKLERİN KURTULUŞ YILI OLACAK Türkistan Platformu ve Dünya Özbekler Birliği, “2012 yılı, Özbeklerin esaretten ve işgalden kurtuluş yılı olacaktır” açıklamasını yaptı. Yapılan açıklamada, “25 milyon Özbek, günlük 1 dolarla açlık sınırının 23 çok çok aşağısında ve esaret altında yaşıyor. 5 milyon mülteci başka ülkelerde yaşam mücadelesi veriyor. Terör tüccarı Kerimov’un hapishanelerinde 20 bin düşünce suçlusu var” denildi. Özbekistan Diktatörlüğü Raporu çalışmalarına başladıklarını bildiren Dünya Özbekler Birliği, sağ- duyu sahibi STK’ların ve kuruluşların desteğini beklediklerini kaydederek, Kerimov’un, Andican Katliamı’ndan ve insanlığa karşı işlediği suç- lardan dolayı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanması ve tazminat dâvâsı için hazırlıklara başladılarına da dikkat çekti. Birlik, 2012 yılının Özbeklerin esaretten ve işgalden kurtuluş yılı olacağını savundu. ÖZBEKİSTAN DİKTATÖRÜ VE VAHİM BİR İDDİA Önceki gün, herkes “bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan” derken, insanın içini kasvete boğan konuşmaların yapıldığı bir konferanstaydım. Konu, Özbekistan... Konuşulanların özeti şu: Özekistan’da öyle bir diktatör hüküm sürü- yor ki, tarih boyunca gelmiş geçmiş bütün zalimlerin zulüm yöntemlerini bir araya getirmiş, tatbik ediyor. Bunu bütün dünyanın gözleri önünde, Amerika, Rusya, İngiltere, Çin ve diğer emperyalist ülkelerin onay ve desteğini alarak yapıyor. Hukuk yok. Adil yargılama yok. Haklar ve özgürlükler yok. Polisi de, askeri de eşkıya mantığıyla hareket ediyor. Mesela polisin, fiili olarak sokakta gördüğü ve beğendiği bir kızı kaçırıp tecavüz etme izni var. Bu yüzden, merdiven altı kızlık zarı diken yerler yaygınlaşmış. Rüşvetsiz iş yapmak, hatta yaşamak mümkün değil. İşkencenin her türlüsü var; dayak, elektrik, kaynar suda haşlayarak öldürme, parçalara ayırma gibi işkence türleri yoğun olarak kullanılıyor. Hücrelerin tavan yüksekliği 1 metre 30 santim. Böyle bir hücrede aylarca, yıllarca kalanlar var. Bizdeki 12 Eylül sonrası Diyarbakır cezaevi neyse, oradaki bütün cezaevleri en az o niteliği taşıyor. Eğer biri İslami görüşünden dolayı hapse atılmışsa, bir daha oradan çıkması mümkün değil. Savunma hakkı olmadan, keyfi olarak verilen cezasını bir şekilde tamamlamışsa eğer, çıkmasına haftalar kala, bir şekilde içeride öldürülüyor ve sağlık sebepleriyle öldüğü söyleniyor. Keyfi olarak, hiçbir suç isnadı yapılmaksızın insanlar hapse atılabiliyor ve ailelerinden 24 alınan fidye karşılığında serbest bırakılabiliyor. Yazarlar, gazeteciler ve muhalif parti üyeleri katlediliyor. Özbek toplumu tarafından tanınan ve sevilen insanlar suikasta kurban gidiyor. Tesettür yasak, tesettür kıyafetleri satmak da yasak. İşyerinde Kur’an ve seccade bulundurmak yasak ve büyük suç. Camiler dışında namaz kılmak yasak. Belli bir yaşın altındakilere camiye gitmeleri de yasak. Bütün bunlara uymazsan, “İslamcı terörist” damgasıyla en ağır işkence ve cezalara çarptırılıyorsun. Şimdi sıkı durun. Özbekistan’da kadınlar kısırlaştırılıyor. Doğum yapan kadınlar sezaryene zorlanıyor ve sezaryen esnasında, haberleri bile olmadan kısırlaştırılıyor. Hatta doktorlara bu hususta “aylık kısırlaştırma kotaları” konulmuş; kotasını doldurmayan doktorlar cezalandırılıyor. Özbek neslinin kökü kurutulmak isteniyor. Şu anda Özbekistan’da 5 milyon çocuk pamuk tarlalarında köle olarak çalıştırılıyor. Ülkede 5 milyon işsiz var. Ekim ya da hasat zamanlarında ilkokulundan üniversitesine kadar, bütün öğrenciler belli zamanlarda okulunu bırakıp tarlalarda çalışmak zorunda. Siyasi düşüncelerinden ötürü 20 bin kişi cezaevinde. 5 milyon Özbek ülkesini terk etmek zorunda kalmış. Zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip Özbekistan’da halkın geçim standardı aylık 30 dolar. Çünkü bütün kaynakları Diktatör ve iki kızının kontrolünde, yönetici elit tabaka ve güç- lü mafya organizasyonları tüketiyor. En aşağıdaki memurundan parlamento üyelerine kadar, herkesin hayatı diktatörün iki dudağının arasında. Diktatör, herhangi bir zamanda kendisi için tehlike teşkil edeceğini düşündüğü herkesi yok ediyor. İşlenen cinayetler ve insan hakları ihlalleri her geçen gün artarak devam ediyor. En küçük bir hak talebini bile en kanlı biçimde bastırıyor, susturuyor. Böylece Özbekistan, tam anlamıyla açık hava cezaevi gibi yönetiliyor. Devleti demir yumrukla yöneten Kerimov, bütün zalimliğine rağmen, özellikle Amerika başta olmak üzere, bütün emperyalist güçlerin deste- ğini alarak yönetimine devam ediyor. İşte bu noktada sormak gerekiyor: Özbekistan diktatörünün ayrıcalığı ne? Bir soru da bizim yöneticilere... Başta sözünü ettiğim konferanstan bir gün önce, Özbekistan’da mağdur 25 olmuş biriyle karşılaştım. Özbekistan’da iş yapıp da 50-60 milyon dolarlara varan mal varlığına el konulmuş Türk işadamları var; canlarını zor kurtarmışlar. Özbekistan yönetimi, bunların mallarınının iadesi için, Özbek muhalefetinin Türkiye’deki faaliyetlerinin durdurulmasını, muhaliflerin iade edilmesini istiyormuş. Bu hususta Türkiye ile görüşmeler yapıyormuş. Bu çok vahim bir iddia. Şimdi yetkililere şunu soruyorum: Bu iddia doğru mu? Doğruysa, Kerimov’un talebini kabul etmek, bir halkın özgürlüğünü satmak anlamı- na gelmez mi? Muhalifleri işkenceyle öldürüleceğini bildiğiniz halde, neden iade ediyorsunuz, ya da bunu pazarlık konusu haline getiriyorsunuz? Eğer iddia yanlışsa, bunu açıkça ilan etmeniz ve Özbek diktatörüne karşı da, mesela Esed’e karşı duruşunuz gibi karşı söylem geliştirmeniz lazım gelmez mi? Faruk Köse 25 Nisan 2012, Yeni Akit ÖZBEKİSTAN’DAKİ ZULÜM DÜNYAYA ŞİKÂYET EDİLDİ MAZLUMDER, Özbekistan’daki insan hakları ihlallerini uluslararası alana taşıyor. Özbekistan’da yaşanan insan hakları ihlallerine karşı uluslararası kuruluşların harekete geçmesi için MAZLUMDER girişimlerine devam ediyor. MAZLUMDER Genel Merkezi’nden konuyla ilgili yapılan açıklamada şöyle denildi: “Özbekistan’da yaşanan insan hakları ihlallerine karşı uluslararası kuruluşların gerekli çalışma ve araştırmaları yapması için MAZLUMDER olarak AGİT ve Birleşmiş Milletler’e başvurularımız gönderilmiştir. Bildiğiniz üzere Özbekistan’da sadece Nurcu oldukları gerekçesi ile çok sayıda insan 6 ila 9 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmıştı. Özbekistan idarecileri bu kararları onayladıklarını belirtmiş, hiçbir şekilde şiddete bulaşmamış, tamamen ifade ve din-vicdan özgürlüklerini kullanan insanları dini görüşlerini savundukları ve yaydıkları gerekçesi ile cezalandırılmalarına destek vermiş idi. MAZLUMDER, tüm insan hakları ihlallerine nerede ve kim tarafından yapılırsa yapılsın karşı olduğunu ve bu ihlalleri ortadan 26 kaldırmak için yasal tüm başvuru ve şikâyet mekanizmalarını kullanacağı- nı bildirir. Bu nedenle Özbekistan da yaşanan hak ihlallerinin son bulmasına katkı sunacağını düşündüğümüz için BM İnsan Hakları komiserliğine ve AGİT’e başvurularımızı içeren mektupları gönderdiğimizi kamuoyuna duyururuz.” TÜRK İŞADAMLARINA KERİMOV ZULMÜ Özbekistan’da 60 milyon euroluk AVM’sinin gaspedildiğini belirten işadamı Vahit Güneş, “Büyük bir zulüm var. Yatırım yapan Türk işadamlarının her şeyleri gasbedilecek. Bugün benim başıma gelenler yarın daha büyük şekilde onların başına gelecek. Türkiye Cumhuriyeti hemen bu konuya el koymalı” dedi. Özbekistan’da 9 aya yakın süre hücrede tutulduğunu ifade eden Güniş’in “Özbekistan’da cehennemi yaşadım” sözleri olayın vehametini belirtmeye yetiyor. Vahit Güneş, başından geçenleri şu sözlerle ifade etti: “2 Mart 2011 günü, saat 10.30 sıralarında AVM’de bulunduğum sı- rada 300 kadar silahlı-maskeli kişi AVM’nin etrafını sardı. Bir anda neye uğradığımızı şaşırdık. Beni ofisimde tuttular. Başımda 50 kadar silahlı kişi bulunuyordu. 7-8 gün beni ofiste tuttular. Ben içeride ofiste tutulduğum sırda AVM’yi yağmaladılar. AVM’nin kapısına getirilen kamyonlarla yağ- malama yapıldı. Tutuklanmam için bir kılıf uydurduktan sonra cezaevine konuldum. 9 aya yakın tek başıma bir hücrede tutuldum. Konulduğum yer istihbaratın denetimindeydi. O kadar acı şeyler yaşadım ki... En son kardeşimin benim için 700 bin dolar fidye ödemesi üzerine hapisten çı- kabildim. Özbekistan’daki 4 AVM’miz, 18 şirketimiz gitti. Zararımız en az 50 milyon dolar. Bin 200 çalışanımız vardı, bütün hepsini kaybettik. Mal varlığımız gittiği gibi az kalsın canımız da gidiyordu. Sahip olduğum eşyaları, cep telefonumu bile alamadan Özbekistan’dan çıktım. O ülkede onca malvarlığım olmasına rağmen sadece ceketimi alıp çıkabildim.” Vahit Güneş, kendilerine yönelik suçlamaların ve el koyma gerekçelerinin, “vergi kaçırma ve dini yayın bulundurma” şeklinde ifade edildiğini söyleyerek, “bize yönelik operasyon için bahane aradılar. Grubumuza ait şirketlerin tümünde yapılan incelemelerde suç unsuruna rastlanmadı. Sadece gümrük antreposunda ve depolarda 60 bin dolar değerindeki malın 27 evraksız olduğunu iddia etiler” şekline konuştu. Vahit Güneş, sözlerine şöyle devam etti: “2006 yılında 200 bin dolarlık bir yatırım yaptık. Tekstil ürünleri üretiyorduk. Bir yanda da ürünleri mağazada satıyorduk. Benim Türkiye’de bulunduğum 15 Aralık 2010 günü önce mağazaya gelmişler, daha sonra fabrikaya gitmişler. Gerekçe ise mağazada fiş kesilmemesi... Fiş kesilmeyen ürün tutarı ise toplasanız 300 dolar değil. Tabiî fiş olayı bahane... Bize orada yüklü bir ceza kesildi. Cezayı ödedim. Benim Özbekistan’a girişim yasaklandı. Mağazayı kapattık. Oradaki bazı dostlar aracılığı ile kurtulduk. Ama orada başımıza neler geldi bir biz biliyoruz. Fabrikamın başında ise Özbek bir müdür bulunuyor. Fabrikamı onlar işletiyor. Gidemediğim için fabrikamı da alamıyorum. El koyma olayları 2010’un sonunda başladı. En son 4 firmama daha el konulmuş.” Bir başka firma sahibi ise, “orada tutuklu olan personelim var; onları kurtarmaya çalışıyoruz. Size şu kadarını söyleyeyim. Oradan ceketimi bile alamadan çıktım. Eşyalarım dahi orada. Ki biz “Özbekistan’ın Koç’u” olarak anılıyorduk. Şimdi burada garibanları oynuyoruz. Üstelik Türkiye’de aldığımız malların borçları da sırtımıza bindi. El konulan mallarımızı kurtarmamız uzak bir ihtimal” dedi. “KERİMOV REJİMİNİN SIRADAKİ CİNAYETİ” Özbekistan Halk Hareketi’nin kurucularından ve Rusya’daki faal üyelerinden biri olan Fuat Şakiri (Rüstemhocayev Fuadbek Şakirhoca – Рустамхўжаев Фуадбек Шокирхўжа) 24 Eylül Cumartesi günü 21.55 sularında Rusya Federasyonu’nun İvanova şehrindeki evinin yakınlarında uğradığı silahlı saldırıda, başına ve göğsüne aldığı kurşunlarla hayatını kaybetti. Mayıs 2005’teki Andican katliamından sonra Rusya’ya göç eden ve Rusya vatandaşlığına geçen Şakiri, Özbek muhalefetinin Rusya’daki önemli liderlerinden biriydi. Şakiri, arkasında iki kız çocuğu ve hamile bir eş bıraktı. “Rusya, siyasi kimliğiyle tanınan bir insanın öldürülüşünü açıklığa kavuşturmalı.” Bu faciayı “Kerimov rejiminin sıradaki cinayeti” olarak niteleyen ÖHH lideri Muhammed Salih, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, bir ay kadar 28 önce Fuat Şakiri’nin Andican’daki evine gelen MXX (Milli Güvenlik Teşkilatı) görevlilerinin Şakiri’nin ailesini tehdit ettiklerini ve Fuat’ın siyasi faaliyetlerine devam etmesi durumunda onu yok edebilecekleri uyarısında bulunduklarını söyleyerek, bu cinayette okların MXX ve İİV (Özbekistan İçişleri Bakanlığı)’yi işaret ettiğini belirtiyor. Muhammed Salih, ÖHH adı- na yaptığı açıklamada, “kardeşimizin ölümünü Özbek halkının özgürlüğü yolundaki şehadet olarak görüyorum” diyor. Rusya Soruşturma Komitesi’nin İvanavo il idaresi basın sözcüsü Nadejda Suhanova, BBC’ye yaptığı açıklamada, “şu anda cinayetle ilgili bü- tün olasılıklar değerlendiriliyor. Bilhassa Rüstemhocayev’in iş ilişkileri ve siyasi faaliyetlerine bağlı olasılıklar araştırılmakta” diyor ve katillerin kaç kişi olduklarını, şu ana kadar elde edilen bilgilerin neler olduğunu soruş- turmanın güvenliği bakımından açıklayamayacağını ifade ediyor. “Hakikat sancağını dikmek” ÖHH kurucu teşkilatlarından AAT (Andican Adalet ve Kalkınma) teş- kilatı başkanı Nurullah Maksudov (Нурулло Мақсудов)’un yayımladığı başsağlığı mesajından bir bölüm: “Özbekistan’daki haksızlıkları görmezden gelmeyen, adaletsizlik kar- şısında kendi fikrini cesaretle ifade edebilen, vatandaşlarımızın aydınlık geleceği hakkında fikir üreten, dikta rejimine hiçbir şekilde boyun eğmeyen, hakikat sancağının dikilmesi yolunda yiğitçe mücadele eden Rüstemhocayev Fuatbek Şakirhocaoğlu’nun aziz hatırası kalplerimizde ya- şayacaktır!” Özbekistanlı meşhur İslam alimi Abid Kari, İsveç’in kuzeyinde suikaste uğrayarak komaya girdi. 29 Özbekistan Halk Hareketi’nin Rusya Temsilcisi Fuat Şakiri, 2011’de Rusya’nın İvanov şehrinde Özbekistan gizli servisinin suikastı ile öldürüldü. Mehmet Ali Mahmud: Özbekistan’ın meşhur yazarı. Sadece diktatör Kerimov’u eleştirdiği için 20 senedir hapiste yatmaktadır. Gazeteci Muhammed Bekcan: Sadece Özbekistan Muhalefet Lideri Muhammed Salih’in kardeşi olması sebebiyle rehin alınmış ve 15 yıldır hapiste tutulmaktadır. 30 KERİMOV’UN DİKTATÖR OLDUĞU FRANSIZ MAHKEMESİ’NCE TESCİLLENDİ Kerimov’un küçük kızı Lale Kerimov, Fransa’nın meşhur internet portalı Rue89.com’da babası hakkında “diktatör” ifadesi kullanılması üzerine mahkemeye hakaret davası açtı. Mahkeme, siteyi haklı bularak talebi reddetti. Böylece Kerimov’un diktatör olduğu Fransız mahkemesi tarafından tescillendi. DİKTATÖR KERİMOV KİME HİZMET EDİYOR? Özbekistan, stratejik konumu itibariyle çok önemli bir yerde bulunuyor. Tarihte İpek Yolu diye anılan ticaret ve medeniyet yolunun merkezindedir. Günümüzde de Özbekistan, jeopolitik açıdan bu önemini korumaktadır. Dolayısıyla Özbekistan’ın devlet olarak atacağı adımlar, ya da Özbekistan’ı kontrol eden dış güçler, bütün Orta Asya bölgesini de kontrol altına almış olacaktır. Diktatör Kerimov, bu gerçekleri tam anlayamadığı ve kendi siyasetinde Özbek halkının milli çıkarlarını öncelemediği, sadece kendi çıkarlarını esas aldığı için, devamlı olarak kendini, uluslararası güç odaklarının kuca- ğına atmakta, hatta kucaktan kucağa gidip gelmektedir. Örneğin, Özbekistan’ın bağımsızlığının ilk yıllarında Türkiye model ülke olarak seçilmiş ve bunun yanında başka müslüman ülkelerle sıcak temaslara geçilmiştir. Ancak, 1-2 sene içinde bu siyasetten vazgeçilerek başta Çin olmak üzere diğer Uzakdoğu ülkeleriyle yakın temaslara geçilmiş, sıcak ilişkiler kurulmuştur. Ancak bu ülkelerle ilişkilerinin de istediği gibi gitmediğini gören Kerimov, zaman içinde Batı ülkelerine, ABD’ye ve Avrupa ülkelerine yakınlaşmaya çalışmıştır. Bu devletlerin cüz’i olsa da insan haklarını gündeme getirmesiyle bu ilişkilere de son veren Kerimov, 31 son olarak Putin’in yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesiyle Rusya’nın sözde Avrasya projesine, gerçekte ise eski SSCB’nin yeniden diriltilmesi siyasetine dahil olmaya karar vermiştir. Dış politikadaki bu tutarsızlık, sadece Kerimov’un, diktatörlüğü elinde tutmasına yöneliktir. Ama bu tutarsız ve kendi iktidarını sürdürme politikası, dünyanın egemen güçlerinin Özbekistan’la oyun oynamasına ve kendi çıkarları doğrultusunda Özbekistan’la iişkilerini devam ettirmesine neden olmuştur. Diğer taraftan, Kerimov’un bu akılsız dış politikası, Özbekistan’ın izolasyonu şeklinde gerçekleşmiştir. Yani günümüzde Özbekistan devlet olarak BM, İslam İşbirliği Teşkilatı, AB, ABD tarafından ciddiye alınmamaktadır. Bu da Özbekistan’ın ekonomik yönden dışa açılmasına ve dış sermayenin memlekete girmesine engel olmaktadır. Ayrıca, Özbekistan’da yatırım yapan dış sermaye sahiplerine, özellikle de Türkiyeli işadamlarına yapılan zulümler, mallarına el konulması, işyerlerinin talan edilmesi, sermayelerine el konulması gibi durumlar, Özbekistan’a gelen dış sermaye kaynaklarının ülkeyi terketmesine sebep olmaktadır. Diktatör Kerimov’un bu şekildeki basiretsiz ve vahim neticeleri olan dış politikası, Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetlerinin birlik ve beraberliğini önlemiş, aralarına telafisi çok zor anlaşmazlıklar ve ihtilaflar getirmiş, bir araya gelmeyi güçleştiren sorunlara sebep olmuştur. Örneğin, Kırgızistan’da 2010 yılında yaşanan Kırgız-Özbek etnik çatışmasının nedenlerinden biri, bölgedeki istikrarsızlık ve devletlerin kendi aralarındaki anlaşmazlıklardan kaynaklanmıştır. Yine, Özbekistan ile Tacikistan arasında ciddi enerji da- ğıtımı sorunu yaşanmakta, neticede Tacikistan, kendi ülkesindeki yüksek dağlarda su barajları oluşturarak, Özbekistan için hayati önem taşıyan su kaynaklarının yolunu kesmekle tehdit etmektedir. Hülasa, Kerimov’un tutarsız dış politikası dış güç odaklarının işine gelmekte, onlar Özbekistan’ın topraklarını ve tabii kaynaklarını istedikleri gibi kullanmaktadırlar. 32 Yazar Hakkında Dr. Namaz Nurmumin, 1957’de Özbekistan’ın güneyinde bulunan, meş- hur hadis imamı Tirmizi’nin memleketinde doğdu. 1980’de Taşkent Tıp Fakültesinden mezun oldu ve 13 yıl cerrah olarak çalıştı. 1990’da Erk Partisi İl Başkanı olarak siyasete atıldı. 1993’te parti kurultayında yaptığı konuşmadan dolayı hicret etmek mecburiyetinde kaldı. 1993-1999 arasında İstanbul’da siyasi ve yazı faaliyetini sürdüren Dr. Namaz Nurmumin, sonra Norveç’e gitti. Yurt dışında İslam ve Türk dünyasının tarihi üzerine araştırmalar yaptı ve bu konulardaki kitapları Özbek diline çevirme faaliyetlerine katıldı. Yayımlanmış “İmanın şubeleri” (Türkçe), “Saf ve Sade İtikada Davet” (Özbekçe) adlı kitaplarının yanında, internet üzerinden yayımlanan “Arap Baharından Özbek Baharına”, “Hak ve Batıl Sınırında” adlı çalışmaları vardır. Bunun yanında Özbek muhalefet faaliyetlerine dair yazıları yayımlanmıştır. Özbek muhalefeti lideri Muhammed Salih’in dava arkadaşı alan Dr. Namaz Nurmumin, Özbekistan Halk Hareketi Kurucular Meclisi üyesi ve Genel Koordinatörü görevinde bulunmaktadır. Evli ve üç çocuk babası olan Dr. Namaz Nurmumin, Özbek ve Anadolu Türkçesi yanında, Rusça, Norveççe ve orta derecede Arapça ile İngilizce bilmektedir. İrtibat: ortayol2010@gmail.com

Bir Makale

The International New Issues In SOcial Sciences Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül Yurt Sağlık Bakanlığı rgulyurt@gmail.com Orcid : 0000-0003-3076-3423 Year : 2025 Number : 13 Volume : 2 pp : 279-306 Makalenin Geliş Tarihi Kabul Tarihi Makalenin Türü Doi : 08/12/2025 : 24/12/2025 : Araştırma makalesi : https://zenodo.org/records/18044127 İntihal/Plagiarism: Bu makale, en az iki hakem tarafından incelenmiş, telif devir belgesi ve intihal içermediğine ilişkin rapor ve gerekliyse Etik Kurulu Raporu sisteme yüklenmiştir. / This article was reviewed by at least two referees, a copyright transfer document and a report indicating that it does not contain plagiarism and, if necessary, the Ethics Committee Report were uploaded to the system. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül YURT Öz Son yıllarda boşanma oranlarındaki artış, evlilik oranlarındaki belirgin düşüş aile yapısına yönelik kaygıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu kaygılar, özellikle aile içi bağların çözülmesi, aile yapısının erozyona uğraması ekseninde yoğunlaşmaktadır. Aile yapısındaki dönüşümlerin dijital çağın dinamikleriyle ilişkili olduğuna dair yaklaşımlar yaygınlaşırken, dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz etme hızı da dikkat çekici biçimde artmaktadır. Bu makale, dijital çağın aile içi ilişkilere etkisini analiz etmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu doğrultuda dijital çağda aile, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi kavramlara ilişkin literatür nitel araştırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Literatürdeki bulgular, aile yapısındaki çözülmenin ve aile içi ilişkilerdeki zayıflamanın tarihsel olarak sanayileşme süreciyle hız kazandığını; ancak dijital çağda yaygınlaşan dijital iletişim araçlarıyla bu dönüşümün çok daha ivmeli bir hâl aldığını göstermektedir. Bu çerçevede çalışma, ailenin temel işlevlerini, aile içi ilişkilerin bütünlüğünü dijital çağın baş döndürücü yenilikleri karşısında koruyabilmek için “dijital muhafazakârlık” kavramını önererek bu kavramın aile kurumu açısından sunduğu imkânları değerlendirmektedir. Anahtar kelimeler: Dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital muhafazakârlık, dijital çağda aile ilişkileri. Risks of Family Relationship Disintegration and Preservation Strategies in the Digital Age: An Assessment within the Context of Digital Conservatism Abstract The increase in divorce rates and the significant decrease in marriage rates in recent years have led to concerns about the family structure. These concerns are particularly focused on the disintegration of intra-family ties and the erosion of the family structure. While approaches suggesting that transformations in the family structure are related to the dynamics of the digital age are becoming widespread, the speed at which digital technologies permeate all areas of life is also increasing remarkably. This article was written to analyze the impact of the digital age on intra-family relationships. In this context, the literature on concepts such as family in the digital age, digital addiction, and digital loneliness has been examined using a qualitative research method. The findings in the literature show that the disintegration of the The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 280 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. family structure and the weakening of intra-family relationships historically accelerated with the industrialization process; however, this transformation has become much more rapid with the widespread use of digital communication tools in the digital age. In this framework, the study proposes the concept of "digital conservatism" to protect the basic functions of the family and the integrity of intra family relationships in the face of the dizzying innovations of the digital age, and evaluates the opportunities that this concept offers for the family institution. Keywords: Digital age, digital addiction, digital loneliness, digital conservatism, family relationships in the digital age. 1. Giriş Dijital çağ, insanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı, sınırsız ve görünmez bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bu dönüşüm yalnızca kamusal alanların değil, toplumun en kadim ve mahrem kurumu olan ailenin de doğrudan etkilendiği bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu çağda gerçekleşen iletişim yöntemi bireyler arasındaki etkileşim biçimlerini yeniden şekillendirmektedir. Dijital araçlarla gerçekleşen iletişimde bir yandan mekânsal sınırlar ortadan kalkarken, aynı zamanda bireyler arasında yeni mesafeler ortaya çıkmaktadır. Yüz yüze ilişkilerin yerini ekran aracılığıyla gerçekleşen yeni bir gündelik hayat ve yaşam şekli almaktadır. Dijital araçlarla şekillenen yeni iletişim yöntemleri hiç kuşkusuz aile içi bireylerin iletişimlerini derinden etkilemektedir. Aile, bir yandan dijital imkânların sağladığı olanaklardan faydalanırken diğer yandan yalnızlık, iletişimsizlik ve değer aşınması gibi risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla 21. yüzyıl, dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerinin çok boyutlu biçimde tartışılmasını zorunlu kılan kritik bir dönem olarak öne çıkmaktadır. İletişim biçimlerinden kamu hizmetlerine, kültürel aktarım pratiklerinden siyasal söylemlere kadar geniş bir etki alanına sahip olan dijital teknolojiler, yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda değerler, normlar ve toplumsal yapılar üzerinde derin dönüşümler yaratan sosyolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital platformlar ideolojilerin, kimliklerin ve değer sistemlerinin üretildiği, dolaşıma sokulduğu ve yeniden müzakere edildiği başlıca alanlardan biri hâline gelmiştir. Dijitalleşmenin liberal, popülist veya küreselci söylemlerle ilişkisi yoğun biçimde tartışılırken, muhafazakâr değerlerin dijital çağda nasıl konumlandığı meselesi görece sınırlı bir alan olarak kalmıştır. Bu dönüşüm süreci, özellikle muhafazakâr The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 281 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. düşünce açısından dijital çağda değerlerin nasıl korunacağı, yeniden üretileceği ve aktarılacağı sorularını gündeme getirmektedir. Dijitalleşmenin hayatın her alanına hızla nüfuz etmesi bu teknolojilere yönelik eleştirel yaklaşımların giderek artmasına yol açmaktadır. Dijitalleşmeye yönelik eleştirilerin kümelendiği konular ahlaki aşınma, kültürel çözülme ve toplumsal yabancılaşma ile ilişkilendirmektedir. Bu teknolojilerden korunmanın çözümünü dijital alanın dışında kalmak olarak kurgulamak ve dijital mecraların sunduğu imkânları göz ardı etmek faydalı bir yaklaşım değildir. Her yenilik gibi dijital teknolojiler de hem fayda hem de riskleri eş zamanlı olarak barındırmaktadır. Bu bağlamda, dijital teknolojilerin olumsuz yönlerine odaklanmak, bu teknolojilerin sunduğu çok yönlü imkânları göz ardı etmek anlamına gelecektir. Oysa dijital platformlar, bilinçli ve stratejik biçimde kullanıldığında, kültürel ve ahlaki değerlerin görünür kılınması, aktarılması ve sürekliliğinin sağlanması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu bakış açısından hareketle makale “dijital muhafazakârlık” kavramını tartışmaya açarak bireylerin dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alan bir yaklaşımın önemini savunmaktadır. Uluslararası literatürde dijital muhafazakârlık kavramının özellikle Rusya bağlamında tartışmaya açıldığı görülmektedir. Eurasia 2.0: Russian Geopolitics in the Age of New Media adlı çalışmada dijital muhafazakârlık vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeni medya aracılığıyla yeniden çerçevelenmesi bağlamında ele alınmakta; dijital platformlar, değerlerin aşındığı alanlar olmaktan ziyade ideolojik ve kültürel sürekliliğin sağlandığı stratejik mecralar olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makale dijital dönüşüm çağında muhafazakâr hukuki düşüncenin, kamu sistemlerinin dijitalleşme süreçlerini etik, ahlaki ve sosyo-normatif düzenlemelerle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmalar, dijital muhafazakârlığın dijital teknolojilere karşı bir mesafe koyma tutumundan ziyade, dijital alanı değerlerin korunması ve yeniden inşası için stratejik bir zemin olarak konumlandırdığını ortaya koymaktadır. Türkiye bağlamında ise dijital muhafazakârlık kavramının henüz sistematik bir çerçeveye oturtulmadığı görülmektedir. Türkiye’de yazın alanında dijitalleşme ile ilgili ele alınan çalışmalar çoğu zaman kültürel yozlaşma, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 282 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. ahlaki erozyon veya dijital bağımlılık ekseninde tartışılmakta; dijital alanın değerleri koruyucu ve yeniden üretici bir potansiyel taşıyabileceği yeterince ele alınmamaktadır. Dijital muhafazakârlık kavramının ulusal literatürde yer almaması, bu alandaki tartışmaların dağınık ve kavramsal bütünlükten yoksun kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, dijital çağda muhafazakâr değerlerin nasıl korunacağına ilişkin tartışmaların teorik derinlik kazanmasını zorlaştırmaktadır. Oysa dijitalleşmenin geri döndürülemez bir gerçeklik olduğu dikkate alındığında, değerleri korumanın yolu dijital alanın dışında kalmak değil, bu alanı değer temelli ilkeler doğrultusunda yeniden anlamlandırmaktan geçmektedir. Dolayısıyla kaleme alınan bu makale, Rusya literatüründe geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarından yola çıkarak, dijital çağda değerleri korumanın dijital platformlardan uzak durmakla değil, bu platformları bilinçli, etik ve normatif ilkeler çerçevesinde etkin biçimde kullanmakla mümkün olabileceğini savunmaktadır. Bu doğrultuda makalenin amacı, dijital muhafazakârlık kavramını kuramsal olarak tartışmak ve Türkiye bağlamında dijitalleşme-değer ilişkisine yönelik kavramsal bir katkı sunmaktır. Bu yönüyle makale, dijital çağda değerlerin korunmasına ilişkin tartışmalara yeni bir perspektif kazandırmakta ve dijitalleşme karşısında muhafazakâr düşüncenin değerlerin muhafazası ekseninde önemli bir rol üstlenebileceğini savunmaktadır. 2. Çalışmanın Amacı ve Beklenen Yararlar Bu çalışmanın temel amacı, dijitalleşmenin toplumsal ve kültürel yapılar üzerindeki dönüştürücü etkilerini, muhafazakâr değerler ekseninde ele alarak “dijital muhafazakârlık” kavramını kuramsal bir çerçeve içerisinde tartışmaktır. Dijital teknolojilerin aile yapısı, değer aktarımı ve gündelik yaşam pratikleri üzerindeki etkilerinden hareketle çalışma, dijital alanın muhafazakâr düşünce açısından yalnızca bir tehdit ya da kaçınılması gereken bir mecra olarak değil; değerlerin korunması, yeniden üretilmesi ve görünür kılınması açısından stratejik bir alan olarak nasıl konumlandırılabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu bağlamda makale, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı etik, normatif ve kültürel ilkeler doğrultusunda aktif biçimde kullanmayı öneren bir yaklaşımı savunmaktadır. Çalışmanın bir diğer amacı, uluslararası literatürde özellikle Rusya bağlamında geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarını Türkiye The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 283 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bağlamına taşıyarak, dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin kavramsal bir boşluğu doldurmaktır. Türkiye’de dijitalleşmenin çoğunlukla kültürel yozlaşma, ahlaki aşınma ve bağımlılık gibi sorunlar etrafında ele alındığı dikkate alındığında, bu çalışma dijital alanın değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alınabileceğini göstermeyi amaçlamaktadır. Böylece muhafazakâr düşüncenin dijital çağda nasıl bir konum alabileceğine dair teorik bir tartışma zemini oluşturulmaktadır. Beklenen yararlar açısından değerlendirildiğinde bu çalışmanın, dijital muhafazakârlık kavramını sistematik biçimde ele alarak ulusal literatüre kavramsal ve teorik bir katkı sunması beklenmektedir. Ayrıca dijitalleşmenin aile, değerler ve kültürel süreklilik üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalara çok boyutlu bir bakış açısı kazandırarak, dijital teknolojilerin bilinçli ve etik kullanımına yönelik farkındalık oluşturması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr değerlerin korunmasına ilişkin akademik tartışmalara yeni bir perspektif sunmakta; politika yapıcılar, akademisyenler ve toplumsal aktörler için dijital alanın değer temelli biçimde nasıl değerlendirilebileceğine dair düşünsel bir çerçeve sağlamaktadır. 3. Araştırmanın Yöntemi ve Kapsamı Modernleşme, kentleşme, sanayileşme ve medya teknolojilerinin aile yapısında değişime-dönüşüme yol açtığı literatürde tartışılan konular arasındadır. Ancak dijital çağın hız, erişilebilirlik, sınırların belirsizleşmesi ve bireysel iletişim pratiklerini yeniden tanımlaması gibi özellikleriyle aile yapısında ve aile içi ilişkilerde nasıl bir sürecin yaşanabileceğine dair çalışmalar sınırlı sayıdadır. Makale literatürde yer alan bu sınırlı çalışmalardan biri olmakla birlikte tartışmaya açtığı dijital muhafazakârlık kavramıyla hem teknolojinin hızına uyum sağlamayı hem de aile kurumu gibi kadim yapıları korumayı hedefleyen çift yönlü bir strateji sunmaktadır. Bu çerçevede makale, dijital teknolojilerin yol açtığı risk ve tehditleri asgariye indirmek amacıyla dijital muhafazakârlık kavramını teorik ve pratik boyutlarıyla tartışmaya açan disiplinlerarası bir yaklaşımla literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, dijital çağın aile ilişkileri üzerindeki etkilerini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek amacıyla nitel derleme yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Derleme yöntemi, belirli bir konuya ilişkin mevcut literatürü The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 284 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sistematik bir çerçevede incelemeyi, bulguları karşılaştırmayı ve alandaki eğilimleri ortaya koymayı mümkün kılmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital ebeveynlik ve dijital muhafazakârlık gibi kavramları ele alan ulusal ve uluslararası akademik yayınlar incelenmiştir. Araştırma sürecinde öncelikle konu ile ilgili temel kavramlar belirlenmiş; ardından bu kavramlarla ilişkili çalışmalar, belirlenen temalar doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Çalışmaların seçiminde, konuyla doğrudan ilişkili olması, alana katkı sunması ve güncel literatürü temsil etmesi temel ölçütler olarak benimsenmiştir. Elde edilen bulgular, aile yapısındaki dönüşümleri tarihsel, sosyolojik ve dijital bağlamlarda ele alan teorik yaklaşımlar ışığında yorumlanmıştır. Bu yaklaşım sayesinde, dijital çağın aile ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne dair çok boyutlu bir değerlendirme yapılmış ve “dijital muhafazakârlık” kavramı bu dönüşümün anlaşılmasında bir analitik çerçeve olarak tartışılmıştır. Bu yöntem doğrultusunda çalışma, mevcut literatürü sentezleyerek alandaki güncel eğilimleri görünür kılmayı, dijital çağda aile kurumuna yönelik risk ve imkânları akademik bir zeminde ortaya koymayı amaçlamaktadır. 4. Dijital Çağda Bağımlılık ve Yalnızlık Dijital çağ, dijital devrim ve dijitalleşme olarak adlandırılan 21. yüzyıl, insanlık tarihindeki en önemli devrimlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu devrimin fitilini ateşleyen ilk adım, Amerikalı bilim insanları tarafından 1947 yılında üretilen transistördür (Özdoğan, 2017:25). Transistörün elektronik cihazların temel bileşeni hâline gelmesi, bilgisayar sistemlerinin ortaya çıkmasını ve bilgilerin dijitalleşmesini sağlamıştır (Özdoğan, 2017:27). Dijital iletişimin ana kaynağı olan internetin doğuşu ise 20. yüzyılın üçüncü çeyreğine dayanmaktadır. Amerika Savunma Bakanlığına bağlı bir birim olan Advanced Research Projects Agency (ARPA) tarafından 1957 yılında kesintisiz bir iletişim ağı kurularak internetin ilk adımı atılmıştır. Bu gelişmeyi takiben 1960 yılında ARPANET projesi kapsamında internetin kullanım alanını yaygınlaştırılmıştır. Büyük bilgisayarlar arasında bağlantılar kurularak paylaşım yapabilen ağlar oluşturulmuş ve zamanla üniversiteler ile diğer kurumlar da bu ağa dahil edilmiştir. Farklı işletim sistemine sahip bilgisayarların ağa bağlanmasıyla “İNTERNET” adı verilen küresel bir network meydana gelmiştir (Yıldırım, 2021:3). Bu networkün The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 285 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gelişim ivmesi ve kullanım alanı her geçen gün katlanarak artmıştır. Dijital araçlarla iletişim kurulabilmesi, bilgiye kolay erişim sağlanması ve birçok hizmetin kısa sürede mekândan bağımsız şekilde sunulabilmesi, dijital çağın küresel zeminde hızla benimsenmesini sağlamıştır (Yetkin & Coşkun, 2021:2). 20.yüzyılda televizyon ve radyo gibi “geleneksel medya” araçları, bireylerin yüzyıllardır sürdürdüğü iletişim pratiklerini köklü biçimde dönüştürmüşken (Alkan, 2023: 15), 21. yüzyıl bu dönüşümün çok daha kapsamlı bir versiyonuna tanıklık etmektedir. Günümüzde cep telefonları, dijital kameralar, sosyal medya platformları ve çeşitli dijital iletişim teknolojileri, gündelik yaşamın merkezine yerleşmiş ve bireylerin etkileşim biçimlerinin başat belirleyicileri hâline gelmiştir (Akar, 2025:10). Devlet yönetiminden bürokratik süreçlere, ticaretten alışveriş kültürüne; eğitim politikalarından sağlık hizmetlerine kadar hemen her alanda dijital dönüşüm belirgin bir etki oluşturmaktadır (Yurt, 2025:26). Dijital iletişimin en belirgin avantajı, zaman ve mekân sınırlamasından bağımsız olarak, anlık, dijital platformların mevcut olduğu sahalarda kullanılabilmesidir. Bu sayede milyonlarca, hatta milyarlarca bireyin aynı anda iletişim kurması mümkündür. Fiziki sınırlardan bağımsız olarak dijital uygulamalar sayesinde kişilerarası iletişim tek bir tıklamayla kolaylaşmıştır. Mektup, telefon ve telgraf gibi klasik iletişim araçlarıyla kıyaslandığında, dijital dünyanın iletişim açısından sunduğu olanaklar insanlık için paha biçilemez niteliktedir. Dijital iletişimin bu hızda yaygınlaşması bu araçlara yönelik kaygıların zaman içinde artmasına yol açmaktadır. Bu araçlar yoluyla kurulan dijital sosyalleşmelerin, aile üyeleri arasındaki iletişimi zayıflattığına, aile içi bağlara zarar verdiğine yönelik endişeler medyada ve akademik platformlarda geniş yer bulmaktadır (Duran, 2022: 13). Hayatın tüm katmanlarına nüfuz eden bu dijitalleşme sürecinin aile içi ilişkileri yönlendirme ve dönüştürme gücünün giderek artması, dijital teknolojilere ve dijital iletişim biçimlerine yönelik eleştirel yaklaşımların doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu çağın kavramları da kuşkusuz dijital ön ekiyle her geçen gün genişlemekte ve kullanım alanları yaygınlaşmaktadır. Dijital sağlık, dijital eğitim, dijital bankacılık, dijital kurumlar (e-devlet, e-vergi, e-imza), dijital oyunlar ve dijital ticaret dijitalleşmenin somut örneklerinden yalnızca birkaçıdır. Bununla birlikte dijital iletişim, dijital yalnızlık, dijital din ve dijital toplum gibi soyut kavramlar da giderek yaygınlaşmaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 286 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Önümüzdeki yıllarda dijital ön ekiyle birçok yeni somut ve soyut kavramın türeyeceği kaçınılmazdır. Çünkü her yeni gelişme, dijital hizmetler ve araçların kullanım alanını genişletirken, aynı zamanda bu yenilikler bireylerin günlük yaşamına da entegre olmaktadır. Dijital çağda öne çıkan ve giderek yaygınlaşan bağımlılık türlerinden biri de dijital bağımlılıktır (Yengin, 2019:2). Bu kavram, ilk kez 1995 yılında Ivan Goldberg tarafından literatüre kazandırılmış ve ardından Amerika medyasında “internet addiction” olarak yer bulmuştur (Ersoy & Ağlar, 2024:3; Yıldırım, 2021:7). Kimberly Young tarafından dijital bağımlılığı araştırmak üzere kurulan araştırma merkezi ve geliştirilen bağımlılık testleri dijital bağımlılık alanındaki bilimsel çalışmalara öncülük etmiştir (Havalı, 2024:20). Bağımlılık bir nesneye, kişiye, objeye duyulan önlenemez istek, iradenin yetersiz kalması veya başka bir iradenin etkisi altında olma durumu olarak tanımlanabilir. Dijital bağımlılık ise, bireyin kendisini yeterli hissetmeme dürtüsüyle tetiklenen, teknolojik ve davranışsal bir bağımlılık türüdür (Özsarı & Deli, 2023:2). Bu bağımlılık türünde bireyin zihni sürekli dijital öğelerle meşgul olmaktadır. Birey zamanla dijital araçlardan kopamamaktadır. Birey, bu araçlara erişim sağlayamadığında huzursuz, gergin, kaygılı, mutsuz bir durum sergilemektedir. Dijital bağımlılığın şiddeti, haftalık 40-48 saate varan internet kullanımına kadar ulaşabilirken birey dijitali kullanma isteğinin önüne geçmekte zorlanmaktadır. Bağımlılık düzeyine ulaşan bireylerde, internete bağlı olunmayan zamanın önemi kaybolmakta, saldırganlık gibi davranışsal değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Günlük yaşamda sorumlulukların yerine getirilmesinde aksaklıklar meydana gelirken iş, okul ve aile hayatındaki görevler ihmal edilmektedir. Zamanla bağımlı bireyler, evden dışarı çıkamama gibi ciddi sorunlarla karşılaşabilmektedir (Alyanak, 2016: 1). Literatürde dijital bağımlılık ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir bölümünde olumsuz aile ilişkilerinin yaşandığı ortamlarda bağımlılığın daha yaygın olduğu vurgulanmaktadır. Dijital bağımlılığa yol açan çalışma sonuçları makalenin “literatürde dijital bağımlılık ve aile ilişkileri” başlığında ele alınmıştır. Dijital Yalnızlık The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 287 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Yalnızlık kavramı, Türkçe sözlükte “yalnız olma, kimsenin bulunmaması durumu” olarak tanımlanmaktadır. Ancak Türk Dil Kurumu (TDK), 2024 yılında “kalabalık yalnızlık” kavramını yılın kelimesi olarak açıklayarak, bu kavrama olan ilgiyi önemli ölçüde artırmıştır (Karayaman, Boz, Şener, & Güler, 2025:1). TDK’nın internet sitesinde halk oylamasına sunulan “merhamet”, “yabancılaşma”, “algoritma”, “yozlaşma”, “yapay zekâ” ve “dijital yorgunluk” kelimeleri arasından seçilen “kalabalık yalnızlık”, birey toplum ilişkisi hakkında birçok mesaj barındırmaktadır (tdk.gov.tr, 30 Temmuz 2025). Yaklaşık bir milyon kişinin katılımıyla yapılan oylamada bu kavramın seçilmesi, birey-toplum, sosyoloji ve psikoloji zemininde kapsamlı araştırmaların önemini göstermektedir. Aynı zamanda kavram, toplumsal ve sosyolojik dönüşümün hangi yönlere evrilebileceği konusunda uyarıcı bir niteliğe sahiptir. Birbirine zıt anlamlar taşıyan “kalabalık” ve “yalnızlık” kelimelerinin bir arada kullanılması ilk bakışta tezat gibi görünse de kavramın derinlemesine incelenmesi bireylerin içinde bulunduğu durumun ne denli travmatik olabileceğini ortaya koymaktadır. Carl Gustaw Jung’un yalnızlık ile ilgili tanımı, bu kavramın bireylerin yaşadığı durumu özetler niteliktedir. Jung’a göre yalnızlık, bireyin yanında kimsenin olmaması değil; bireye ait duygu, düşünce ve fikirlerin karşı tarafa iletilememesi veya kabul görmemesidir (Deveoğlu, 2024:2). Literatürde dijitalleşme ve yalnızlık arasındaki ilişki üzerine birçok araştırma bulunmaktadır. Alkan, Alyanak, Deveoğlu, Göldağ, Kavlak, Yıldırım, Şen & Erol, bu ilişkinin farklı boyutlarını inceleyen çalışmalara örnek olarak gösterilebilir. Araştırmalar, yalnızlığa yol açan çeşitli etmenleri ortaya koymaktadır. Aile içi olumsuz ilişkiler, dijital araçlar, dijital oyunlar, dijital hedonizm, anlaşılmama hissi, mobbing ve boşluk hissi bunlardan sadece birkaçıdır. Ancak ortak olarak vurgulanan ve dikkat çeken unsur, aile içi olumsuz ilişkilerden kaynaklanan yalnızlıktır. İnsan doğası, temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra ait olma, sevilme, sayılma ve anlaşılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç, Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin üçüncü basamağında, sosyal aidiyet basamağı olarak yer almaktadır. Birey, bu ihtiyacını sevgi, sosyal yakınlık ve dostluk ilişkileriyle karşılamaktadır (Şengöz, 2022:4). Ancak aile içinde ait olma, anlaşılma, sevgi ve değer görme ihtiyacı karşılanamadığında birey, bu boşluğu farklı kanallarla doldurmaya çalışabilmektedir. Bireyin iş, okul ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 288 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sosyal hayatındaki ilişkiler zaman zaman sekteye uğrayabilmektedir. Bu durumlara aile içi iletişimsizlik, anlaşılmama ve değersizlik hissi eşlik ettiğinde bireysel izolasyonla başlayan yalnızlık zamanla bireyi dijital dünyanın zeminine sürükleyebilmektedir. Hayatın neredeyse her alanına entegre olmuş ve mekândan bağımsız sayısız seçenek sunan dijital dünya, bireyleri sanal bir çevreyle kuşatırken bireylerin yalnızlıklarını derinleştirmektedir. Bu yalnızlaşmanın sonucunda, aile ve toplum içindeki iş birliği, dayanışma ve yardımlaşma gibi değerlerin önemi zamanla azalmaktadır. Bireylerde yabancılaşma ve aidiyet duygularının kaybolması kaçınılmaz hâle gelmektedir. Oysa insan, yaratılış itibarıyla toplumsal bir varlıktır ve tarih boyunca milletlerin, devletlerin oluşumunda toplumsal bağlar belirleyici bir rol oynamıştır. Gerçek anlamda tarihin öznesi olabilmek, güçlü toplumsal bağlarla bir arada yaşamakla mümkündür. Toplumlar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş yığınlar değildir. Toplumları bir arada tutan, birlikte yaşamalarını sağlayan ortak tarih, sosyal ve kültürel bağlardır. Bu bağlar zamanla güçlenebileceği gibi gevşeyip çözülme tehlikesi de taşımaktadır. Toplumun hangi yöne evrileceği ortak irade ve birlikte yaşama kararlılığıyla doğrudan bağlantılıdır (Çapcıoğlu, 2024: 17-18). Ancak “kalabalık yalnızlık” içinde yaşayan bireylerin artışı, bireylerde birlikte yaşama arzusunun azalmasına yol açacaktır. Bu durumda nihai olarak toplumsal bağların çöküşüne zemin hazırlayacaktır. Dijitalleşme ve Muhafazakârlık Muhafazakârlık Latince’de korumak, saklamak, muhafaza etmek, tutmak gibi anlamlara gelen conservare sözcüğüne dayanmaktadır (Güngörmez, 2004:2). Kavram Ortaçağ’da yasaları, düzeni, belli grupları koruyan, kollayan anlamında “Conservator” terimiyle kullanılmıştır (Akkaş, 2003:2). Arapça sözlükte koruma, himaye etme, gözetme anlamlarına gelen hafaza kökünden türemiştir. Türkçe sözlükte de muhafaza etme, koruma anlamına gelmektedir. Muhafazakârlık kavramının Türkçe’de conservatismin karşılığı olarak ne zamandan itibaren kullanıldığı net olarak bilinmemekle birlikte geleneği koruma sürekliliği ifade etme anlamı uzun bir geçmişe dayanmaktadır (Çamurdaş, 2023:2). Muhafazakârlık modern siyasi bir ideoloji olarak Fransız Devrimi’ne karşı bir tepki hareketi olarak Edmund Burke’ün (1729-1797) fikirleriyle şekillense The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 289 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. de bir yaşam formu, bir düşünce şekli olarak kökeni 4. yüzyılın Kilise babalarından Saint Augustin’e, hatta Antik Yunan’a Aristo’ya kadar uzanmaktadır (Yurt, 2025:16). Edmund Burke tarafından kaleme alınan “Reflections on the Revolution in France 1790 (Fransız İhtilali Üzerine Düşünceler 1790)” muhafazakâr geleneğin en üst referans metni olarak kabul edilmektedir (Beneton, 2016: 15). Muhafazakârlıkla ilgili yaygın kabul, bu düşünce geleneğinin değişime bütünüyle karşı olduğu yönündedir. Ancak bu yaklaşım, muhafazakârlığın gerçek doğasını tam olarak yansıtmamaktadır. Muhafazakârlığın değişime bakışı, kökten ve ani dönüşümlere direnmekle birlikte, değişimin tedrici, kontrollü ve toplumsal istikrarı gözeten bir biçimde gerçekleşmesi gerektiği yönündedir. Nitekim literatür incelendiğinde muhafazakârlığın zaman içerisinde “neo-muhafazakârlık” ve “Yeni Sağ” gibi farklı biçimlere evrilerek dönemin toplumsal ve siyasal koşullarına uyum sağladığı görülmektedir (Yurt, 2025:27). Aile kurumu, insanlık tarihi boyunca toplumsal düzenin köklü yapılarından biri olarak varlığını muhafaza etmiştir. Bu kurum, “bireylerin sosyal bir varlık olmayı öğrendikleri ilk etkileşim ağı olması nedeniyle bireysel hayatlar ve toplum hayatı için en temel kurumdur” (Dikeçligil, 2012:24). Biyolojik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik ve hukukî boyutlarıyla aile; üyeler arasındaki ilişkileri belirli normlara bağlayan, toplumun kültürel ve karakteristik özelliklerini kuşaktan kuşağa aktaran ve en yoğun birincil ilişkilerin yaşandığı temel sosyalleşme ortamını oluşturan bir kurumdur (Zorlu, 2025:2). Muhafazakâr düşünce geleneğinde aile, toplumsal yapının inşasında ve sürekliliğinde merkezi bir konuma sahiptir. Toplumsal hayatın en eski kurumu olan aile, yalnızca biyolojik bir birliktelik değil; aynı zamanda değerlerin aktarımını, otoritenin meşruiyetini ve toplumsal düzenin devamlılığını sağlayan temel bir yapı olarak görülmektedir. Muhafazakâr ideolojinin erken dönem teorisyenlerinden Louis de Bonald’a göre aile toplumsal ve siyasal düzenin küçük bir yansıması niteliğindedir (Güler, 2016:127). Muhafazakâr düşüncede aile, bireyin kimlik kazanma sürecinde belirleyici bir kurumsal yapı olarak konumlandırılmaktadır. Aile, bireylerine yalnızca aidiyet duygusu kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda onları toplumsal hayata hazırlayarak belirli roller ve konumlar üzerinden toplumsal yapı içine dâhil eder. Bu yönüyle aile, birey ile toplum arasındaki temel aracı The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 290 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. kurumlardan biri olarak işlev görmektedir. Thomas Fleming de benzer biçimde, bireyin esas kimliğini oluşturan tarihsel süreklilik ve gelecek tasavvurunun aile aracılığıyla şekillendiğini ileri sürmektedir. Fleming’e göre insan doğası gereği unutkandır; buna karşılık aile, kuşaklar arası aktarımı mümkün kılan kolektif bir hafıza işlevi üstlenmektedir. Talcott Parsons, aile kurumunun toplumsal düzen içindeki rolünü; neslin devamlılığının sağlanması, bireylerin sosyal ve psikolojik rehabilitasyonu ile toplumsal norm ve değerlerin aktarımını sağlamak şeklinde üç temel işlev üzerinden tanımlamaktadır (Çaha, 2004: 8). Aile, bireylerde topluma ve devlete yönelik sevgi, aidiyet ve bağlılık duygularının gelişmesinde merkezi bir işleve sahiptir. Toplumsal bütünlüğün ve siyasal istikrarın sürdürülebilirliği, bireyler arasındaki bu duygusal ve normatif bağların gücüne doğrudan bağlıdır. Sevgi ve bağlılık temelinde inşa edilmemiş toplumların ve devlet yapıların çözülmeye daha açık olduğu görülmektedir. Bu bağlamda aile değerlerine yönelen herhangi bir tehdidin zamanında engellenememesi, söz konusu tehdidin giderek derinleşmesine ve yalnızca aile kurumunu değil, toplumsal düzeni ve nihai aşamada devletin bütünlüğünü hedef alan yapısal bir soruna dönüşmesine zemin hazırlamaktadır (Gilbert, 2016:74). Durkheim, toplumsal yapıda ortaya çıkan anomi ve yabancılaşma olgusunu, toplumun ortak değer dünyasında meydana gelen çözülmeyle ilişkilendirmektedir. Ona göre toplumsal düzenin zayıflaması ani bir kırılmanın sonucu değil, daha derin ve kademeli bir sürecin ürünüdür. Bu çözülme sürecinin ilk aşaması ise aile kurumunda başlamaktadır. Aile bağlarının zayıfladığı ve aileye atfedilen değerlerin aşındığı toplumlarda, kolektif bilinç giderek güç kaybetmekte; buna bağlı olarak toplumsal bağların ve ortak değerlerin çözülmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir (Çaha, 2004:8). Türk sosyoloji geleneğinde Ziya Gökalp, aileyi yalnızca bireylerin bir araya geldiği özel bir alan olarak değil, ulusun varlığını sürdüren ve kültürel sürekliliği sağlayan merkezi bir yapı olarak ele alır. Ona göre aile, toplumsal dirliği teminat altına alan, millî değerleri nesilden nesile aktaran ve ulusal bütünlüğü güçlendiren bir çekirdek kurumdur. Bu yaklaşım, aileyi hem ahlaki hem de ulusal sorumluluk alanı olarak konumlandırmaktadır. Benzer şekilde İhsan Sezal da aileyi toplumsal düzenin inşasında ve kurumsallaşmasında başlangıç noktası olarak değerlendirir. Sezal’in The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 291 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. perspektifinde aile, birey ile toplum arasındaki bağın kurulduğu; toplumsal yapının canlılığını, dayanıklılığını ve sürekliliğini güvence altına alan temel örgütlenme biçimidir (Kır, 2011:2). Bu makalenin odağı gereği, aile kurumunun önemine ilişkin tanımlar sınırlı tutulmuş; esas amaç olarak dijital çağın aile yapısı üzerindeki etkilerini irdelemek ve bu yeni çağda aileyi korumaya yönelik stratejiler geliştirmek benimsenmiştir. Literatürdeki çalışmalar, geleneksel aile modelinin tarihsel süreç içerisinde çekirdek aile formuna evrildiğini; dijital çağla birlikte çekirdek yapısının da farklılaşarak çoklu aile tipolojilerine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Araştırmalar, aile yapısındaki çözülme eğiliminin Sanayi Devrimi sonrasında hız kazanan kentleşme ve göç süreçleri, kadın hakları mücadelesi, eğitimde fırsat eşitliğinin genişlemesi, kadınların iş gücüne aktif katılımı gibi çeşitli toplumsal dinamiklerle bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır (Turgut, 2017:18). Bunun yanı sıra aile içi ilişkilerin belirgin biçimde zayıfladığı; tek ebeveynli aileler, dijital aileler, arkadaş temelli aile yapıları ve çocuksuz aile modelleri gibi yeni aile formlarının dijital çağın ilk çeyreğinde dikkat çeken bir seviyede artış gösterdiği literatür bulgularındandır (Bayer, 2013:12). Dolayısıyla aile yapısındaki dönüşüm çok boyutlu nedenlerle şekillenmekte olup bu nedenlerin etkisi, dijitalleşmenin hızlandırıcı niteliğiyle günümüzde daha görünür ve daha belirgin hale gelmiştir. Dijital Muhafazakârlık 2016 yılında yayımlanan Russian Geopolitics in the Age of New Media (Yeni Medya Çağında Rus Jeopolitiği) adlı eserde, dijitalleşmenin jeopolitik yapılar üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Anılan eserde Rusya’daki bölgelerin yerel ve jeopolitik mekânsal kimliklerine ilişkin anlatıların dijital platformlar aracılığıyla inşa edilmesi, bölgesel öz belirlemeye yönelik politik bir yönelimin oluşturulmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu anlatıların, “dijital jeopolitik” kavramını görünür ve analiz edilebilir bir olgu hâline getirdiği; dolayısıyla Rusya’daki sosyologlar tarafından incelenmesi gerektiği eserde vurgulanan temel hususlar arasındadır. Eserde özellikle dikkat çeken bölümlerden biri, “Digital Conservatism: Framing Patriotism in the Era of Global Journalism” (Küresel Gazetecilik Çağında Vatanseverliğin Çerçevelenmesi) başlığıdır (Bassin ve diğerleri, 2016:185). Bu başlıkta yazar, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 292 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Rusya’nın yeni medya ortamı içerisinde gelenekselci ve muhafazakâr anlatıların nasıl yeniden üretildiğini incelemektedir. Dijital platformların yalnızca teknik araçlar olmadığı, aksine tarihsel hafıza, ulusal kimlik ve muhafazakâr değerlerin dolaşıma sokulduğu ideolojik mekânlar hâline geldiği vurgulanmaktadır. Eserde dijital gazetecilik, devletle uyumlu aktörler ile taban hareketlerinin çevrimiçi katılım pratiklerini bir araya getirerek muhafazakâr bir jeopolitik dünya görüşünü pekiştiren stratejik bir mecra işlevi görmektedir. Böylece dijital muhafazakârlık; medya biçimi, siyasal ideoloji ve ulusal kimliğin, Rusya’nın Sovyet sonrası coğrafyadaki jeopolitik hedefleri çerçevesinde karşılıklı olarak birbirini ürettiği bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle dijital muhafazakârlık, geleneksel değerlerin dijital formlar içinde yeniden üretilmesini ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu eserde “dijital muhafazakârlık” kavramının kullanılması uluslararası literatür açısından bir ilki barındırmakla birlikte muhafazakârlığın dijital çağda kendini yenilemesi ve dijital bir forma evrilmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu göstermektedir. Dijital muhafazakârlığın konu edindiği başka bir çalışma Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makalede yer almaktadır. Anılan yazarlar “Conservatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems’ Digital Transformation (Muhafazakârlık ve Muhafazakâr Hukuk Düşüncesi: Kamu Sistemlerinin Dijital Dönüşümü Çağı) başlıklı makalede muhafazakârlığın genel kavramsal yapısını tartıştıktan sonra, dijital dönüşümün hukuki ve sosyal etkileri bağlamında muhafazakâr düşüncenin nasıl konumlanması gerektiğini belirtirler. Kazachanskaya ve Mamychev dijital teknolojilerin hızla kamu sistemlerine entegre olduğu bir dönemde, muhafazakâr hukuki düşüncenin salt geleneksel değerleri korumaya dönük değil, aynı zamanda dijitalleşme süreçlerini bu değerlerle uyumlu bir şekilde düzenlemeye odaklanan bir çerçeve geliştirmesi gerektiğini savunurlar. Söz konusu çalışmada toplumsal yaşamda dijital teknolojilerin geliştirilmesi ve etkin biçimde kullanılabilmesi için doktrinel nitelikte hukuki ve düzenleyici politikaların yanı sıra etik standartlar ve ahlaki ilkelerin oluşturulmasının gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Kazachanskaya ve Mamychev’e göre, 21. yüzyılda güçlü bir devlet yapısının inşası açısından dijital ortamda sunulan hizmetlerin; deontolojik kodlar, biyolojik tehditler ve çevresel riskler dikkate alınarak tasarlanması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, dijital çağın The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 293 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gereklerine uyum sağlayabilmek için kamu yönetiminde ve kamu hizmetlerinde gerçekleştirilen dijital dönüşümlere ek olarak, sosyo-normatif düzenlemelerin de hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmektedir (Kazachanskaya ve Mamychev, 2021:447-455). Bu çerçevede dijital muhafazakârlık, dijitalleşmenin değerler üzerinde yarattığı dönüştürücü etkilere karşı geliştirilen savunmacı bir refleks olmanın ötesinde, dijital çağın imkânlarını dikkate alan kurucu bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görüldüğü üzere, dijital platformlar muhafazakâr değerlerin aşındığı değil, aksine yeniden üretildiği ve dolaşıma sokulduğu stratejik alanlar hâline gelebilmektedir. Kazachanskaya ve Mamychev’in dijital dönüşüm bağlamında muhafazakâr hukuki düşünceye ilişkin ortaya koyduğu normatif çerçeve, dijitalleşmenin etik, ahlaki ve toplumsal sorumluluk ilkeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye bağlamında ise dijitalleşme sürecinin hızına karşın, değerlerle dijital platformlar arasındaki ilişkinin henüz kavramsal ve kuramsal bir bütünlük içinde ele alınmadığı görülmektedir. Bu durum, dijital çağda değerleri koruma ve aktarma çabalarının dağınık ve tepkisel bir düzeyde kalmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak tartışmaya açılması, dijitalleşmenin kaçınılmazlığı karşısında değerlerin korunmasına yönelik yeni ve sistematik bir düşünme biçimi sunmaktadır. Bu çerçevede sınırların görünmez hâle geldiği, küresel kültür ve değer aktarımının hızlandığı ve dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz ettiği bu dönemde Türkiye açısından da aileyi, bireyi, kimliği, inancı, değerleri koruyan, kamusal alanlardaki gerçekleşecek olan dijital dönüşümlerin her kademesinde koruyucu çerçeveye duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu ihtiyacı en kapsamlı biçimde karşılayan ve söz konusu dönüşümü teorik olarak açıklayan yaklaşım dijital muhafazakârlık perspektifidir. Dijital muhafazakârlık perspektifi, insanı merkeze alan tüm değerleri ailenin, kimliğin, inancın, tarihin, kadim kültürel mirasın ve hatta insan psikolojisinin- dijital çağın dönüştürücü ve çoğu zaman aşındırıcı etkilerinden korumayı amaçlayan kapsamlı bir stratejik çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda dijital sınırların belirlenmesi, ekran sürelerinin denetimi, sosyal medya kullanımının kontrollü biçimde düzenlenmesi ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 294 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bireyin özel alanının korunması temel stratejik başlıklar olarak öne çıkmaktadır. Bu makalenin odağında ise aile kurumunun korunmasına yönelik dijital muhafazakârlık stratejiler yer almaktadır. 5. Dijital Muhafazakârlık Stratejileri Dijital Sınırların Belirlenmesi Dijital çağın diğer tarihsel dönemlerden ayırt edici özelliği, fiziksel sınırların anlamını yitirmesidir. Artık kıta, ülke veya sınır kavramları dijital mecralarda büyük ölçüde erimektedir. Bireylerin paylaşımları, saniyeler içinde uçsuz bucaksız mesafeleri aşarak dünyanın herhangi bir noktasındaki bireylerin erişimine açılmaktadır. Sosyal medya platformları üzerinden bireyler, toplumsal, kültürel ve sosyal içeriklere sürekli maruz kalmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin sahip oldukları kültürel değerleri ve kadim mirası koruyabilmeleri, dijital araçları ve sosyal medyayı bilinçli, kontrollü ve iradeli bir şekilde kullanmalarını zorunlu kılmaktadır. Dijital mecraların bilinçli kullanımı, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile içi ilişkilerin sağlıklı biçimde sürdürülmesi açısından da hayati öneme sahiptir. Ekran süresinin sınırlandırılması, özellikle çocuklar için güvenli içerik filtrelerinin uygulanması, özel alan ve mahremiyetin korunması, bu alanların dijital mecralarda paylaşılmaması temel dijital muhafazakârlık stratejilerini oluşturmaktadır. Aile Değerlerinin Dijital Ortama Taşınması Dijital ortamda aile değerlerinin -yardımlaşma, koruma, işbirliği, merhamet, sevgi, saygı vb.- paylaşılması ve ailenin toplumsal önemi üzerine üretilen içerikler, söz konusu mecralarda ailenin işlevinin ve öneminin sürekli hatırlanmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür paylaşımlar, aile bireyleri arasında etkili iletişimi teşvik ederek, karşılıklı anlayış ve işbirliği ortamını güçlendirmektedir. Özellikle rehber niteliğindeki içerikler, aile içi karar alma süreçlerinde farkındalık yaratmakta, çatışma yönetimi ve duygusal destek mekanizmalarının geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca, bu paylaşımlar, bireylerin aile değerlerini içselleştirmesini destekleyerek, toplum genelinde kültürel ve ahlaki normların korunmasına dolaylı yoldan hizmet etmektedir. Sonuç olarak, aile değerlerinin dijital zeminde görünür kılınması ve bu değerlerin sürdürülebilir biçimde paylaşılması, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından hem bireysel hem de toplumsal açıdan kritik bir rol oynamaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 295 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Eğitim ve Farkındalık Stratejileri Dijital ortamda paylaşılan içeriklerin bireyler üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları, dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu çalışmaların özellikle aile yapısı, aile içi ilişkiler ve aile üyeleri bağlamında yürütülmesi ayrı bir önem taşımaktadır; çünkü aile, toplumu bir arada tutan temel işlevlerden birine sahiptir. Aile yapısının zayıfladığı toplumların uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir. Bireyler toplumsal değerleri, kültürel mirası ve insana, ahlaka ilişkin normları ilk olarak aile içinde öğrenmektedir. Bu yönüyle aile, toplumun adeta bir sigortası işlevi görmektedir. Bu nedenle, ilgili kurumların1 öncülüğünde aile üyelerine dijital dünyadaki riskler ve fırsatlar hakkında eğitim verilmesi dijital muhafazakârlık stratejilerinin merkezi bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, çocuklar ve gençlere dijital sorumluluk bilinci kazandırmaya yönelik yürütülecek eğitim ve farkındalık faaliyetleri de dijital muhafazakârlığın stratejik hedefleri arasında yer almaktadır. Toplumsal ve Kültürel Bağların Güçlendirilmesi Dijital çağın hızla ilerleyen dinamikleri ve kıtalararası kültürel etkileşimler karşısında, ulusal değerlere yönelik toplumsal ve kültürel bağların güçlendirilmesi kritik bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Dijital mecralarda üretilen içeriklerin, toplumsal bağları pekiştirecek ve kültürel mirasın yaygınlaşmasına katkı sağlayacak nitelikte olması, ulusal kültürün yabancı kültürler karşısında erimesini önleyecektir. Ayrıca, dijital araçlar aracılığıyla ulusal ve kültürel değerlerin paylaşımı bu paylaşımların sürdürülebilirliği, ulusal değerlerin korunmasına önemli katkılar sunmaktadır. Bu bağlamda, aile yapısının güçlendirilmesi, aile değerlerinin yaşatılması ve ailenin toplum içindeki rolünün vurgulanması yönündeki dijital içerikler de toplumsal bütünlüğün korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Dijitalin Bilinçli Kullanımı Dijital dünyanın sunduğu sayısız hizmet arasında kaybolmak ve bireysel özden uzaklaşmak yerine, dijitali bilinçli ve ölçülü bir şekilde tüketme iradesi, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından son derece kritik bir 1Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşlar vb. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 296 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. tutum olarak değerlendirilmektedir. Bireye herhangi bir fayda sağlamayan, zaman kaybına yol açan ve psikolojik sıkıntılara neden olabilecek sınırsız dijital kullanım, ciddi bir risk ve tehlike unsuru taşımaktadır. Her bireyin öz disiplin bilinciyle güçlü bir irade göstermesi, dijital bağımlılık tuzağından korunmasına önemli katkılar sunacaktır. Bu öz disiplin ve dijital mecraların iradeli kullanımı, aile üyeleri arasında da sağlanmalıdır. Aile fertlerinin işbirliği ve dayanışmasıyla, dijitalin eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaçlar dışında belirli zamanlarda kullanılmaması -başka bir deyişle, dijitalin minimal düzeyde ve ihtiyaç odaklı kullanımı- dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. 6. Dijitalleşme ve Aile İlişkileri Literatür Bulguları ve Tartışma Bu başlık altında dijital bağımlılık, dijital yalnızlık ve dijital çağda aile içi ilişkiler konusuna dair literatür araştırmalarında öne çıkan bulgular ele alınmaktadır. Söz konusu bulgular, dijital araçların aile içi ilişkiler üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla anlamaya yöneliktir. Bu bağlamda, literatür taramaları, dijital çağın aile dinamikleri üzerindeki karmaşık etkilerini daha bütüncül bir perspektifle değerlendirme imkânı sunmaktadır. Bu çerçevede literatür bulguları: Bayhan’ın (2020:119) lise öğrencileri üzerinde gerçekleştirdiği araştırma, internet bağımlılığının aile içi ilişki kalitesiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular, ebeveynlik tutumlarının çocukların dijital davranışlarını doğrudan etkilediğini göstermekte; özellikle ilgisiz, mesafeli veya yetersiz ebeveynlik pratiklerinin internet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet oranlarını anlamlı düzeyde artırdığı belirtilmektedir. Ayrıca aile bağlarının zayıf olduğu ya da ebeveynlerin ayrı yaşadığı aile tiplerinde çocukların dijital risklere maruz kalma olasılığının belirgin şekilde yükseldiği vurgulanmaktadır. Benzer biçimde Kavlak ve arkadaşlarının (2022:9) çalışması da aile ilişkilerinde yaşanan çatışma, iletişimsizlik veya duygusal kopukluk gibi olumsuzlukların internet bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık düzeyleriyle pozitif yönlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, dijital bağımlılık davranışlarının yalnızca bireysel faktörlerle değil, güçlü biçimde aile içi etkileşim örüntüleriyle şekillendiğine işaret etmektedir. Göldağ’ın (2018:14) lise öğrencileri üzerine gerçekleştirdiği araştırma, dijital oyun kullanımının aileler tarafından yeterince denetlenmediğini ve oyun The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 297 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. süreleri ile içeriklerinin çoğu zaman kontrolsüz kaldığını göstermektedir. Çalışmanın bulguları, dijital oyunlar üzerinde etkin bir ebeveyn kontrolü sağlanmadığında öğrencilerin internet bağımlılığı eğilimlerinin belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Alyanak’ın (2016:4) çalışması, internet bağımlılığının tedavi sürecinde güçlü aile ilişkilerinin kritik bir değişken olduğunu vurgulamaktadır. Araştırmaya göre, bağımlılığın altında yatan iletişim problemleri ve aile içi çatışmaların giderilmesi, bireyin bağımlılıkla baş etme kapasitesini önemli ölçüde güçlendirmekte; bu bağlamda aile içi iletişim kanallarının güçlendirilmesi, destekleyici bir iş birliği ortamının sağlanması ve duygusal dayanışmanın artırılması tedavi sürecinin başarısı açısından temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu iki çalışma birlikte değerlendirildiğinde, dijital bağımlılık davranışlarının önlenmesinde ve tedavi edilmesinde aile kurumu ile ebeveynlik pratiklerinin merkezi bir role sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ersoy ve Ağlar’ın (2024:17) araştırması, aile içinde açık iletişim kanallarının bulunmasının ve demokratik bir aile atmosferinin sağlanmasının dijital bağımlılık riskini anlamlı biçimde azaltan temel etkenler olduğunu göstermektedir. Çalışma, aile içi iletişimin niteliğinin çocukların dijital davranış örüntülerini doğrudan biçimlendirdiğini vurgulamaktadır. Buna paralel olarak Şen ve Erol (2024:3), aile içi iletişimin başlangıç noktasının ebeveynler olduğunu ifade etmekte ve anne-babanın sergilediği tutarlı, yapıcı ve sağlıklı iletişim biçiminin çocuklarla kurulacak ilişkinin temelini oluşturduğunu belirtmektedir. Araştırma bulguları, dijital teknolojilerin aile içi iletişimi zayıflatıcı etkilere sahip olabileceğini; ancak güçlü aile bağları, nitelikli etkileşim ve destekleyici ebeveyn tutumlarının bu olumsuz etkileri önemli ölçüde sınırlayabildiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda çalışmalar, dijital bağımlılığın önlenmesinde yalnızca teknolojik faktörlere değil, aile içi iletişim süreçlerinin kalitesine de odaklanılması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Haberli (2023:7), ebeveynlerin çocukların dijital araçlarla kurdukları ilişkiyi yönlendirmede belirleyici bir konumda bulunduğunu vurgulamakta ve literatürde ebeveynlik tutumlarının arabulucu, otoriter ve ortak izlenme şeklinde üç kategori altında incelendiğini aktarmaktadır. Arabulucu tutumdaki ebeveynler, çocuklarıyla dijital içeriklerin olumlu ve olumsuz yönlerini tartışarak rehberlik sağlayan, dijital farkındalık ve eleştirel medya okuryazarlığı gelişimini destekleyen bir yaklaşım benimsemektedir. Buna The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 298 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. karşılık otoriter tutum, baskıcı ve tek yönlü bir kontrol mekanizmasına dayandığından, çoğu zaman çocukların dijital içeriklere yönelik merak ve yönelimlerini artırmakta; ayrıca aile içi iletişimde çatışma ve uzlaşma sorunlarına yol açabilmektedir. Ortak izlenme tutumunda ise ebeveynler çocuklarıyla birlikte dijital araçları kullanarak daha etkileşimli, paylaşımcı ve işbirlikçi bir iletişim modeli geliştirmektedir. Araştırma bulguları, bu işbirlikçi yaklaşımın çocukların öğrenme süreçlerine ve dijital deneyimlerinin niteliğine anlamlı düzeyde olumlu katkı sunduğunu göstermektedir. Böylece çalışma, ebeveynlik tarzlarının dijital davranışları şekillendiren güçlü bir sosyopedagojik faktör olduğunu ileri sürmektedir. Karaboğa (2019:16) araştırmasında, uzun süreli dijital medya kullanımında aile içi iletişimin ve aile bağlarının zayıflayacağı vurgulanmaktadır. Araştırma, aile üyeleri arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi için ebeveynlere dijital medya okuryazarlığı eğitimini önermektedir. Bu eğitimin zaman yönetimi başta olmak üzere hem eşler arasındaki iletişime hem de ebeveyn-çocuk iletişimine olumlu katkı sağlayacağı eğitimin sağlayacağı faydalar olarak öne çıkmaktadır. Barış ve Yeşilyurt’un (2025:8) araştırmasında dijital mecraların yalnızca kullanım sıklığının değil, bu platformlarda paylaşılan içeriklerin niteliğinin de aile ilişkilerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Özellikle kıyaslama, rekabet ve idealize edilmiş yaşam temsilleri içeren paylaşımların aile içi iletişimde güvensizlik, yetersizlik hissi ve duygusal kopukluk gibi sonuçlara yol açtığı belirtilmektedir. Fenomenleşmiş içeriklerin de benzer biçimde aile dinamiklerini olumsuz etkilediği ifade edilmektedir. Çalışma, bu olumsuz etkilerin azaltılabilmesi için ailelere dijital içerik yönetimine yönelik stratejik öneriler sunmakta; bilinçli kullanım, içerik seçimi ve dijital etkileşim sınırlarının belirlenmesi gibi uygulamaların önemine dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda her iki araştırma, dijital mecraların aile yapısı üzerindeki etkilerinin hem kullanım biçimi hem de içerik türleri üzerinden çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Akbaş ve Dursun’un (2020:11) araştırması, dijital teknolojilerin uzun süreli kullanımının özellikle çocuklar üzerinde bilişsel, davranışsal ve sosyal düzeyde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, bu olumsuzlukların önlenmesinde baskıcı veya yasaklayıcı ebeveynlik tarzlarının etkili olmadığını, aksine ebeveynlerin dijital teknolojiyi bilinçli, kültürel ve pedagojik bir perspektifle kullanma The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 299 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. becerilerini geliştirmelerinin kritik bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. Çalışma, bu bağlamda dijital ebeveynlik kavramını öne çıkararak dijital kültürün aile içinde geliştirilmesinin, Arslan’ın (2020:2) ifadesiyle “dijital yerlilerin” sağlıklı biçimde yetiştirilmesi açısından temel bir gereklilik olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde Yurdakul, Dönmez, Yaman ve Odabaşı (2013:6), dijital bağımlılığın önlenmesinde dijital ebeveynliğin merkezi bir rol üstlendiğini ifade ederek kavramı; dijital araçlara hâkim olan, dijital mecralardaki fırsat ve risklerin bilincinde bulunan, çocuklarını çevrimiçi tehditlere karşı koruyan, gerçek ve sanal dünyada haklara saygı kültürünü aktaran ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilen bireylerin sergilediği ebeveynlik biçimi olarak tanımlamaktadır. Bu doğrultuda dijital ebeveynlik, çocukların dijital dünyada güvenli, bilinçli, etik ve sürdürülebilir biçimde var olabilmelerini sağlayan temel bir rehberlik çerçevesi sunmaktadır. 7. Sonuç İnsanlık tarihi, her büyük yeniliğin arkasındaki köklü toplumsal dönüşümlerin itici gücüyle durmaksızın şekillenen bir değişim ve dönüşüm yolculuğudur. Ateşin bulunması, yazının icadı, buharlı makinelerin üretime dâhil edilmesi, elektriğin keşfi ve nihayetinde internetin ortaya çıkışı, insan yaşamında paradigmatik kırılmalara yol açan başlıca dönüm noktalarıdır. Bu yenilikler, toplumların beslenme alışkanlıklarından yerleşik yaşam pratiklerine, ticaret ve üretim yöntemlerinden iletişim biçimlerine kadar geniş bir yelpazede radikal değişim süreçlerini tetiklemiştir. 21.yüzyıl diğer adıyla dijital çağ, internetin keşfiyle birlikte dijital iletişimin küresel ölçekte yeniden biçimlendiği bir döneme işaret etmektedir. İnternetin sağladığı altyapı sayesinde dünya üzerindeki milyarlarca insan, fiziksel sınırların belirleyiciliğinden bağımsız olarak aynı dijital zeminde bir araya gelebilme imkânına kavuşmuştur. Bu yeni iletişim ortamı bireylere önemli fırsatlar sunmakla birlikte, beraberinde çeşitli risk ve tehditleri de taşımaktadır. Söz konusu risklerin ulusal ve yerel kültürler açısından kritik yönü, farklı kültürel kodlara ve değer sistemlerine kontrolsüz biçimde maruz kalma sonucunda ulusal değerlerden uzaklaşma ihtimalinin artmasıdır. Bireyin sosyalleşmesinde ve toplumun sürekliliğinde temel bir rol üstlenen aile kurumunun dijital ortamlardan gelebilecek olası tehditlere karşı korunması, toplumsal bütünlük açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede makale bireyin kendisiyle ve çevresiyle (aile, toplum vb.) olan The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 300 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. iletişimini dijital çağın baş döndüren teknolojileri karşısında korumak için “dijital muhafazakârlık” kavramını teklif etmesiyle özgün ve ayırt edici yönüyle öne çıkmaktadır. Dijital muhafazakârlık yaklaşımı, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma geliştirmek yerine, dijital alanı değer temelli bir mücadele ve üretim sahası olarak ele almakta; değerlerin korunmasını dijital platformların etkin ve stratejik kullanımına bağlamaktadır. Dijital muhafazakârlık, muhafazakâr değerlerin dijital çağın iletişim biçimleriyle yeniden ifade edilmesini ve dolaşıma sokulmasını esas alan bir kavramsallaştırmadır. Bu yaklaşım, geleneği dijitalleşmenin karşısında sabit ve değişmez bir unsur olarak değil, dijital mecralarla etkileşim hâlinde yeniden müzakere edilen dinamik bir yapı olarak ele almaktadır. Rusya’da dijital muhafazakârlık, özellikle yeni medya aracılığıyla vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeniden çerçevelenmesi bağlamında teorik bir içerik kazanmıştır. Buna karşılık Türkiye’de kavram henüz literatürde sistematik biçimde ele alınmamış olsa da hızlı dijitalleşmenin toplumsal yapılar üzerindeki etkileri, dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Makale, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi bireysel deneyimlerin aile bağlarını nasıl zayıflattığına ilişkin bulguları bir araya getirerek literatürdeki dağınık bilgi birikimini sistematik bir çatı altında toplamaktadır. Bununla birlikte dijital iletişimin hızlanmasıyla aile üyeleri arasındaki fiziksel ve duygusal mesafenin nasıl yeniden tanımlandığına dair özgün tespitler sunarak, aile sosyolojisi ve iletişim çalışmaları alanlarında önemli bir tartışma zemini oluşturmaktadır. Sonuç olarak makale, dijital muhafazakârlığı Türkiye literatüründe kavramsal bir öneri olarak tartışmaya açarak, dijitalleşme ile değerler arasındaki ilişkiye yönelik dağınık tartışmaları bütünlüklü bir çerçeveye oturtmayı hedeflemektedir. Çalışmanın özgünlüğü, dijital muhafazakârlığı ne dijitalleşmeye karşı bir reddiye ne de geleneksel değerlerden kopuş olarak ele alması; aksine dijital platformların değer temelli ve normatif ilkeler doğrultusunda etkin kullanımını savunan kurucu bir yaklaşım geliştirmesinde yatmaktadır. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görülen dijital muhafazakârlık tartışmalarının Türkiye bağlamına taşınması, karşılaştırmalı bir perspektif sunarak literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr düşüncenin edilgen değil, yönlendirici ve üretken bir rol üstlenebileceğini The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 301 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. göstermekte; dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin akademik tartışmalara özgün bir katkı sunmaktadır. 8. Öneriler Dijital çağın olumsuz etkilerini azaltmak, dijital mecraların daha bilinçli, kontrollü ve kültürel duyarlılıkla kullanılmasını sağlamak amacıyla makale genç, ebeveyn, akademi, bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, resmî kurumlar ve daha birçok kurum-kuruluşa çeşitli öneriler sunmaktadır. *Birey, aile ve toplumların dijital mecraların olumsuz etkilerine karşı daha kırılgan hâle geldiği görülmektedir. Bu nedenle, değer üreten ve değer aktarımını önceleyen bir dijital zeminin inşası zorunludur. Bu zemini ifade eden en kapsamlı kavram dijital muhafazakârlıktır. Dijital muhafazakârlık, dijital teknolojilerin hayatın her alanına nüfuz ettiği çağımızda birey, aile ve toplumların değerlerini, kimliklerini ve geleneksel normlarını koruma yönündeki bilinçli duruşu ifade etmektedir. *Dijital muhafazakârlık yaklaşımının Türkiye bağlamında işlevsel hâle gelebilmesi için, dijitalleşme politikalarının yalnızca teknik altyapı ve verimlilik ekseninde değil, değer temelli bir perspektifle ele alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda, kamu yönetimi ve kamu hizmetlerinde yürütülen dijital dönüşüm süreçlerinin etik ilkeler, mahremiyet hassasiyeti ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla birlikte yapılandırılması önem taşımaktadır. Dijital platformların, kültürel sürekliliği destekleyen ve toplumsal değerlerin aktarımını güçlendiren araçlar olarak değerlendirilmesi, dijitalleşmenin değerlerle çatışan değil, değerleri yeniden üreten bir sürece dönüşmesine katkı sağlayacaktır. *Akademik düzeyde dijital muhafazakârlık kavramının sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk ve iletişim çalışmaları ekseninde disiplinlerarası biçimde ele alınması, kavramın teorik derinliğini artıracaktır. Eğitim, medya ve dijital okuryazarlık politikalarında değer temelli içeriklerin teşvik edilmesi de dijital muhafazakârlığın pratik karşılıklarını güçlendirecek önemli adımlar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda dijital alan, muhafazakâr değerlerin savunulduğu bir “tehdit alanı” olmaktan çıkarılarak, değer temelli bir toplumsal inşa zemini olarak yeniden düşünülmelidir. *Yerli ve değer odaklı dijital içerik üretimi teşvik edilmelidir. Bu kapsamda kamu destekli projelerin yaygınlaşmasına ihtiyaç vardır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 302 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. *Dijital ortamlarda özel alanın korunması ve mahremiyet bilincinin güçlendirilmesi, bireylerin dijitalleşme sürecinde psikolojik bütünlüklerini korumaları açısından kritik önem taşımaktadır. *Dijital ebeveynlik farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, çocukların ve gençlerin dijital risklerden korunması ve sağlıklı dijital alışkanlıklar geliştirmesi için gereklidir. *İlköğretimde seçmeli ders olarak sunulan “Medya Okuryazarlığı” dersinin lise ve yükseköğretim düzeylerinde de zorunlu hâle getirilmesi, eleştirel dijital bilinç geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir. *Dijital mecralarda doğruluk, adalet, saygı ve mahremiyet gibi etik değerlerin yaşatılmasına yönelik içerik üretiminin artırılması, dijital kültürün etik zeminde şekillenmesine katkı sağlayacaktır. *Baskıcı, otoriter ve yasaklayıcı ebeveyn modelleri yerine; hoşgörülü, empati kurabilen, çocuklarıyla iletişim ve müzakere becerisi geliştirebilen bir ebeveyn yaklaşımının teşvik edilmesi gerekmektedir. *Aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın niteliğinin artırılması, ortak etkinliklerle duygusal ve sosyal bağların anlamlı biçimde güçlendirilmesi önemlidir. *Aile içi ilişkilerde merhamet, saygı, sevgi, aidiyet, paylaşım, hoşgörü ve güven temelli ilişkilerin güçlendirilmesi hem aile bütünlüğünü hem de toplumsal dayanıklılığı destekleyen temel bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. *Dijital mecralarda dezenformasyon, manipülasyon ve sahte içeriklerle mücadele için hem teknolojik hem de pedagojik temelli doğrulama mekanizmaları geliştirilerek kullanıcıların eleştirel dijital düşünme becerileri desteklenmelidir. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 303 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Kaynakça Akkaş, Hasan Hüseyin (2003). Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4(2), 241-254. Aksan, Gamze. (2025) Ebeveyn ve Genç İlişkisinde Aile Tutumları ve Aile Değerleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Habitus Toplumbilim Dergisi, 6, 95-124. Alkan, Buse (2023). Instagram’ın Evli Çiftlerin Aile Yaşantısına Etkileri. İletişim Bilimi Araştırmaları Dergisi 3(3), 218-235. Alyanak, Behiye (2016). İnternet Bağımlılığı. Klinik Tıp Pediatri Dergisi 8 (5), 20-24. Akbaş, Özge Zeybekoğlu ve Dursun, Cansu (2020). Teknolojinin Aileye Etkisi: Değişen Ailenin Dijital Ebeveyn ve Çocukları. Turkish Studies-Social, 15(4), 2245-2265. Akar, Damla (2025). Sosyal Medyada Aile Algısı: Ekşi Sözlük Tanımları Üzerine Bir Değerlendirme. Trt Akademi, 10(24), 800-829. Arslan, Aysel 2020). Üniversite Öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Düzeylerinin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi. International E-Journal of Educational Studies, 4(7), 27-41. Barış, Özlem ve Yeşilyurt, Segah (2025). Sosyal Medyada Ailelerin Medyatikleşmesi: Popüler Aileler Örneği, TRT Akademi, 10(24), 624-651. Bassin, Mark ve diğerleri (2016). Eurasia 2.0: Russian geopolitics in the age of new media. Bloomsbury Publishing PLC. Bayer, Ali (2013). Değişen Toplumsal Yapıda Aile. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4(8), 101-129. Bayhan, Vehbi (2020). Z Kuşağı Lise Gençlerinde Sosyal Medya Bağımlılığı İle Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyet Deneyimleri. İlahiyat Akademi (12), 117-144. Beneton, Phillipe (2016). Muhafazakârlık, Le Conservatisme. (C. Akalın Çev.), İstanbul: İletişim. Çaha, Ömer (2004). Muhafazakâr Düşüncede Toplum, Liberal Düşünce Dergisi, (34), 15-24. Çamurdaş, Kübra (2023) Türkiye’de Gelenek ve Modernite Geriliminde Muhafazakârlık: Hareket Dergisi Örneği1. Çiftçi, Ayşe Nur (2023). Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü Örneği.” Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 25 (Özel Sayı), 489-514. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 304 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Duran, Resul (2022). Türkiye Aile Yapısının Geleceğine Yönelik Çıkarımların Değerlendirilmesi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Dergisi, 2(1), 147-164. Gilbert, Andrew Norman (2016). British Conservatism and The Legal Regulation of İntimate Adult Relationships, 1983-2013 (Doctoral Dissertation, Ucl (University College London)). Güler, Zeynep (2016). Muhafazakârlık, Kadim Geleneğin Savunusundan Faydacılığa. H.B.Örs (Der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler (Ss. 115-162). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi. Göldağ, Battal (2018). Lise Öğrencilerinin Dijital Oyun Bağımlılık Düzeylerinin Demografik Özelliklerine Göre İncelenmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 15 (1), 1287-1315. Güngörmez, Bengül (2004). Muhafazakâr Paradigma: “Dogma” ve “Önyargı. Muhafazakâr Düşünce Dergisi, 1(1), 11-30. Deveoğlu, Müge (2024). Yalnızlığın Yeni Hali: Dijital Yalnızlık. Sosyologca, 9/18-19, 341-352. Dikeçliğil, F. Beylü (2012). Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu, Muhafazakâr Düşünce, 8(31), 21-52 Ersoy, Mustafa ve Ağlar, Cengiz (2024). Trdizin Veri Tabanındaki Dijital Bağımlılık Araştırmalarına Genel Bakış (2013-2023). Haberli, Mehmet (2023). Dijital Çağda Aile: Ebeveynleriyle İlişkisi Çerçevesinde Gençlik ve Din. Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi, 7(3), 374-389. Havalı, Sibel (2024). Dijital Bağımlılık Üzerine Güncel Tartışmalar. Ankara: Berikan Yayınevi. Karaboğa, Mehmet Tahir (2019). Dijital Medya Okuryazarlığında Anne ve Baba Eğitimi.” Opus International Journal of Society Researches, 14(20), 2040-2073. Karayaman, Saffet ve diğerleri (2025) Kalabalık Yalnızlık Ölçeği. Kazachanskaya, Elena ve Mamychev, Alexey (2021). Conser-vatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems' Digital Transformation. European Proceedings of Social and Behavioural Sciences. Kır, İbrahim (2011). Toplumsal Bir Kurum Olarak Ailenin İşlevleri. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 10(36), 381–404. Özdoğan, Ogan (2017). Endüstri 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi ve Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları, Pusula. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 305 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Özsarı, Arif ve Deli, Şekip Can (2023). Dijital Okuryazarlık ve Dijital Bağımlılık İlişkisi: Hokey Sporcuları Araştırması. The Online Journal of Recreation and Sports, 12(4), 491-501. Şen, Gülyaşar Erol, Ayten (2024). Modernleşme Sürecinde Dijital Medyanın Aile Üzerindeki Etkileri.” Kaide Dergisi (Asbü Uluslararası Aile Araştırmaları Dergisi), 2 (1), 1-30. Turğut, Faruk (2017). Tarihsel Süreçte Aile Kurumunun Dönüşümü ve Geleceğine Yönelik Çıkarımlar. Medeniyet ve Toplum Dergisi, 1(1), 93-117. Ültay, Eser ve diğerleri (2021), Sosyal Bilimlerde Betimsel İçerik Analizi.” Ibad Sosyal Bilimler Dergisi, (10), 188-201. Yengin, Deniz (2019). Teknoloji Bağımlılığı Olarak Dijital Bağımlılık. Turkish Online Journal of Design Art and Communication, 9(2), 130-144. Yetkin, Elif Gizem ve Coşkun, Kemal (2021). Endüstri 5.0 (Toplum 5.0) ve Mimarlık, Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi, (27), 347-353. Yurdakul, Işıl ve diğerleri (2013). Dijital Ebeveynlik ve Değişen Roller. Gaziantep University Journal of Social Sciences, 12(4), 883-896. Yıldırım, İrfan (2021). Sosyal Medya, Dijital Bağımlılık ve Siber Zorbalık Ekseninde Değişen Aile İlişkileri Üzerine Bir Değerlendirme.” Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9 (5), 1237-1258. Yurt, Remziye Gül (2025). Dijital Muhafazakârlık: Gelenekten Dijitale Muhafazakârlığın Dönüşümü. İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları. Zorlu, Yaşar (2025). Sosyal ve Dijital Medyanın Aile İçi İletişim Üzerindeki Olumsuz Etkileri Ve Sosyal Sonuçları. Erciyes İletişim Dergisi, 12(2), 599-620. Https://Tdk.Gov.Tr/İcerik/Basindan/2024-Yilinin-Kelimesi-Kavrami-Kalabalik Yalnizlik/ The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 306 https://dergipark.org.tr/tr/pub/tinisos/article/1838435

Featured post

A Silent Journey Through Literature: Muhittin Çiftçi’s ‘Sessiz Sofra’ is out now from Alaska Yayınları!

   Author Muhittin Çiftçi’s eagerly awaited new work, ‘Sessiz Sofra’, is set to reach readers and the literary world very soon under the Ala...