Showing posts with label Erdoğan. Show all posts
Showing posts with label Erdoğan. Show all posts

Monday, 22 September 2025

ABD’siz Bir BM’ye Doğru mu? Trump’ın Politikaları Küresel Düzeni Sarsıyor

 

ABD’siz Bir BM’ye Doğru mu? Trump’ın Politikaları Küresel Düzeni Sarsıyor

Giriş: Bir Paradoksun Anatomisi

Birleşmiş Milletler (BM), bu yıl 80. kez, kurucu lideri ve ev sahibi olan ABD’nin New York kentinde toplanıyor. Ancak bu geleneksel buluşma, tarihin en büyük paradokslarından birine sahne oluyor: BM sisteminin mimarı ve uzun yıllar hamisi olan ABD, aynı sistemden en güçlü şekilde kopmaya çalışan ülke konumuna gelmiş durumda. Donald J. Trump’ın 2025’teki ikinci başkanlık dönemiyle birlikte hız kazanan bu kopuş, "Donald J. Trump ABD’siz BM’ye doğru mu sürüklüyor?" sorusunu artık akademik bir merak olmaktan çıkarıp, acil bir küresel politika sorunu haline getiriyor. Bu makale, ABD'nin BM politikasındaki tarihsel dönüşümü inceleyerek, gelinen noktayı ve olası sonuçları analiz edecek.

1. Tarihsel Bağlam: Kurucu Liderlikten Kuşkucu İzolasyona

ABD’nin BM ile ilişkisi inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. Woodrow Wilson’ın Milletler Cemiyeti projesinin Senato tarafından reddedilmesi, Amerikan dış politikasındaki "izolasyonist" damarın erken bir işaretiydi. Ancak İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD, BM, Dünya Bankası ve IMF gibi kurumların tartışmasız kurucu lideri oldu. Soğuk Savaş boyunca bu kurumlar, ABD öncülüğündeki liberal uluslararası düzenin temel taşları olarak işlev gördü.

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve “tarihin sonu” söylemlerine rağmen, 1990’ların sonları, ABD’deki tek kutuplu "hami güç" anlayışının ilk ciddi sorgulamalarına tanık oldu. BM’nin Ruanda ve Bosna’daki başarısızlıkları ve Güvenlik Konseyi’ndeki tıkanıklıklar, özellikle Cumhuriyetçi Parti’nin muhafazakar kanadında yankı buldu. 1997’de Ron Paul’un sunduğu “Amerikan Egemenlik Restorasyon Yasası”, ABD’nin BM’den çekilmesi fikrinin sadece marjinal bir talepten ana akım siyasi bir argümana dönüşmeye başladığının sinyaliydi.

2. Trump Etkisi: Sistematik Bir Parçalanma Süreci

Donald Trump’ın "America First" (Önce Amerika) doktrini, bu kuşkuculuğu bir devlet politikasına dönüştürdü. Trump’ın ilk döneminde UNESCO’dan ve Paris İklim Anlaşması’ndan çekilme kararları, birer politika değişikliğinden ziyade, çok taraflılığın kendisine yönelik ideolojik bir meydan okumaydı.

2025'teki ikinci döneminde bu süreç daha da kurumsallaştı ve hızlandı:

  • DSÖ ve Paris Anlaşması'ndan kesin çıkış: Kararnamelerle bu süreç zorunlu kılındı.

  • DTÖ’den çekilme çağrıları: Kongre’ye sunulan tasarı, küresel ticaret sisteminin bel kemiğinden vazgeçme iradesini gösterdi.

  • UNESCO’dan ikinci ayrılış: Bu karar, ABD’nin artık BM uzmanlık kuruluşlarında reform talebinde bulunmak yerine, tamamen dışında kalmayı tercih ettiğinin net göstergesi oldu.

Ancak asıl radikal adım, 2023’te Senatör Mike Lee ve Temsilci Chip Roy tarafından sunulan “BM Fiyaskosundan Tamamen Çekilmek Yasası” oldu. Bu yasa, sadece bir kuruluştan ayrılmayı değil, BM ile tüm bağları koparmayı, merkezini New York’tan taşımayı ve yıllık 12.5 milyar doları aşan finansmanı kesmeyi hedefliyor. Trump’ın bu yasaya verdiği destek, "ABD’siz BM" senaryosunu somut bir olasılık haline getirdi.

3. Temel Motivasyonlar: Finans, İdeoloji ve Güç

ABD’nin bu kopuşundaki motivasyonlar üç başlıkta toplanabilir:

  1. Finansal ve Egemenlik Kaygıları: ABD, BM bütçesindeki en büyük payı ödeyen ülke konumunda. Trump yönetimi, bu katkının ABD çıkarlarına hizmet etmediğini, aksine ABD karşıtı söylemleri finanse ettiğini iddia ediyor. Özellikle İsrail’e yönelik eleştiriler ve Çin’in BM sistemi içindeki artan etkisi, bu argümanın temelini oluşturuyor.

  2. İdeolojik Reddiye: Trump yönetimi, "kural temelli uluslararası düzen" kavramını açıkça reddediyor. Bu düzeni, ABD’nin egemenliğini sınırlayan, çıkarlarına aykırı "küreselci" bir proje olarak görüyor. BM’nin sürdürülebilir kalkınma, iklim değişikliği gibi gündemleri, bu "küreselcilik"le özdeşleştiriliyor.

  3. "Güç ile Barış" Anlayışı: Trump yönetimi, barışın uluslararası kurumlarla değil, doğrudan askeri ve ekonomik güçle sağlanacağına inanıyor. Bu anlayışa göre, BM gibi yavaş ve siyasi engellerle dolu bir yapı, ABD’nin gücünü kullanmasının önünde bir fren işlevi görüyor.

4. Bir Senaryo Olarak BM Genel Merkezi'nin Taşınması: İstanbul Önerisi ve Anlamı

ABD'nin BM'yle ilişkisindeki kopuş, kaçınılmaz olarak bir soruyu gündeme getirdi: BM Genel Merkezi'nin New York'ta kalması anlamlı mı? Bu bağlamda, Türkiye'den gündeme gelen "BM Genel Merkezi'nin İstanbul'a taşınması" fikri, sadece lojistik bir tartışma değil, aynı zamanda derin siyasi ve sembolik anlamlar taşıyan bir senaryo olarak öne çıkıyor. Bu öneri, içeride ve dışarıda çeşitli eleştiri ve desteklerle karşılanıyor.

Olumlu Argümanlar ve Fırsatlar:

  • Coğrafi ve Kültürel Köprü: İstanbul, tarihsel olarak Doğu ile Batı'nın buluşma noktasıdır. BM Genel Merkezi'nin buraya taşınması, örgütün "Batı-merkezci" olmakla eleştirilen kimliğini değiştirip, daha kapsayıcı ve evrensel bir kimlik kazanmasına katkı sağlayabilir. Bu, özellikle ABD'den uzaklaşan BM'nin yeni bir küresel vizyon arayışıyla örtüşebilir.

  • Türkiye'nin Yükselen Profili: Türkiye, son yıllarda bölgesel ve küresel meselelerde aktif bir diplomasi yürütüyor. BM'nin İstanbul'a taşınması, Türkiye'nin bu diplomatik ağırlığını pekiştirerek bir "küresel aktör" olarak konumunu güçlendirebilir.

  • Ekonomik ve Prestij Kazanımı: New York'un BM sayesinde elde ettiği uluslararası prestij, tanıtım ve ekonomik hareketlilik benzer şekilde İstanbul'a da yansıyabilir.

Olumsuz Eleştiriler ve Riskler:

  • İç Politika Tartışmaları: Türkiye içinde, böyle bir hamlenin ülkenin tarafsızlığını zedeleyebileceği, iç siyasette bir prestij aracı olarak kullanılabileceği ve olası güvenlik risklerini artırabileceği yönünde eleştiriler mevcut. Ayrıca, bu kadar büyük bir yapının getireceği mali yük ve lojistik zorluklar da sorgulanıyor.

  • Dış Politika Realiteleri: Uluslararası arenada bu fikir ciddi engellerle karşılaşacaktır.

    • ABD Direnci: ABD, BM Genel Merkezi'nin taşınmasına şiddetle karşı çıkacaktır. Bu, hem bir prestij kaybı hem de BM üzerindeki nüfuzunun azalması anlamına gelir. Taşınma kararının BM Genel Kurulu'nda alınması gerekir ve ABD'nin buradaki etkisi göz ardı edilemez.

    • Batılı Ülkelerin Çekinceleri: Birçok Avrupa ülkesi ve müttefik, Türkiye'nin son yıllardaki dış politika yaklaşımları ve iç siyasi durumu nedeniyle BM gibi hassas bir kurumun merkezine ev sahipliği yapması konusunda temkinli davranabilir.

    • Pratik Zorluklar: Diplomatik ayrıcalıklar, güvenlik, altyapı ve 193 ülkenin delegasyonu için yaratılacak yaşam standartları gibi devasa lojistik sorunlar bulunmaktadır.

Anlamı: İstanbul önerisi, New York'taki statükonun sorgulandığının bir göstergesidir. ABD'nin çekilme eğilimi, BM'nin fiziksel konumunun da artık bir tartışma konusu olduğunu ortaya koymuştur. Bu fikir, ABD'siz bir BM dünyasında yeni bir küresel denge ve meşruiyet arayışının sembolik bir ifadesidir. Ancak, önündeki siyasi ve pratik engeller, onu şu an için uzak bir ihtimal olmaktan çıkarmıyor. Yine de, tartışılması bile, BM'nin geleceğinin yeniden düşünülmeye başlandığının kanıtıdır.

5.  ABD’siz Bir BM Mümkün mü ve Ne Anlama Gelir?

Trump’ın politikaları ve BM'nin merkezinin yeri üzerine başlayan tartışmalar, ABD’yi BM’den tamamen çıkarmasa bile, sistemi derinden sarsacak bir yönde ilerliyor. Peki, "ABD’siz BM" senaryosu ne anlama gelir? Yada BM Genel Merkezi'nin İstanbul'a taşınması ve Trump'un bir noktadan sonra Nato'dan çıkması durumunda Washington Dolar'ın küresel etkisinin Donald Trump’ın "America First" fikrinin bir yansıması olarak mı karşımıza çıkar?
“ABD’siz bir Birleşmiş Milletler mümkün mü?” sorusu, son yıllarda özellikle Donald Trump’ın dış politikada benimsediği “America First” yaklaşımıyla yeniden gündeme gelmiştir. Trump’ın BM’ye yönelik eleştirileri ve kurumun merkezinin yerinin tartışmaya açılması, her ne kadar Washington’un örgütten tamamen çekilmesi anlamına gelmese de, uluslararası düzenin sarsılmasına yol açabilecek gelişmeler olarak görülmektedir. ABD’siz bir BM senaryosu, hem küresel güvenlik mimarisinin hem de diplomatik denge mekanizmalarının yeniden tanımlanmasını zorunlu kılabilir. Öte yandan BM Genel Merkezi’nin İstanbul’a taşınması ihtimali, sadece sembolik bir güç kayması değil, aynı zamanda uluslararası sistemin coğrafi ve stratejik ağırlığının yeniden dağılımı anlamına gelecektir. Bu tabloya NATO’dan olası bir Amerikan çekilmesi ve Washington Doları’nın küresel etkisinin azalması da eklendiğinde, Trump’ın “America First” politikasının aslında sadece ulusal değil, küresel ekonomik ve politik dengeleri dönüştürmeye yönelik bir yansıma olduğu anlaşılmaktadır.

6. Doların Küresel Egemenliği ve "America First" Paradoksu

Donald Trump’ın "America First" politikalarının nihai bir sınavı, ABD dolarının küresel rezerv para birimi olarak konumunda yaşanacaktır. BM'den ve potansiyel olarak NATO'dan çekilme eğilimleri, Washington'ın çok taraflı kurumlardan uzaklaştığı "yumuşak güç" alanını temsil eder. Ancak doların egemenliği, ABD'nin "sert gücünün" (askeri kapasite) ve "yapısal gücünün" (ekonomik sistem) en somut yansımasıdır. Burada kritik bir paradoks ortaya çıkar: Trump'ın kurumlardan çekilerek pekiştirmeye çalıştığı egemenlik, aslında bu kurumların istikrar kazandırdığı dolar sistemine bağımlıdır.

Doların Gücünün Dayanakları:
Doların küresel konumu şu temellere dayanır:

  1. Petro-Dolar Sistemi: Uluslararası enerji ticaretinin büyük kısmının dolar cinsinden yapılması, küresel talep yaratır.

  2. ABD Tahvilleri ("Güvenli Liman"): Dünyanın merkez bankaları ve yatırımcıları, doları ve ABD hazine tahvillerini en güvenli varlık olarak görür.

  3. SWIFT ve Finansal Altyapı: Küresel finansal işlemlerin çoğu, ABD etkisi altındaki sistemler üzerinden dolar ile gerçekleşir.

  4. Derin ve Likit ABD Piyasaları: ABD finansal piyasalarının büyüklüğü ve istikrarı, doları cazip kılar.

"America First" Politikalarının Dolar Üzerindeki Olası Etkileri:

Trump'ın izolasyonist ve jeopolitik gerilimi artırıcı politikaları, bu dayanakları aşındırabilir:

  • Güven Erozyonu: BM ve NATO gibi istikrar sağlayıcı kurumlardan çekilmek, ABD'nin "güvenilir" müttefik profiline zarar verir. Bu, dolar ve ABD tahvillerinin "güvenli liman" statüsünü sorgulatabilir. Yatırımcılar ve merkez bankaları, jeopolitik olarak öngörülemez hale gelen bir ülkenin parasına olan güvenlerini yeniden değerlendirebilir.

  • Alternatif Arayışlarının Hızlanması: Çin, Rusya, hatta AB ve Körfez ülkeleri, doların tekeline alternatif oluşturma çabalarını zaten sürdürüyor. Trump'ın politikaları, bu çabaları bir "zorunluluk" haline getirebilir. BRICS üyelerinin kendi ödeme sistemlerini geliştirmesi, Çin'in yuan ile enerji ticareti anlaşmaları yapması ve Avrupa'nın ABD yaptırımlarından korunmak için INSTEX gibi mekanizmalar oluşturması, bu trendin somut işaretleridir.

  • Yaptırım Gücünün Aşınması: ABD'nin finansal yaptırım gücü, doların küresel kullanımına dayanır. Ancak, doların kullanımı azaldıkça ve alternatifler güçlendikçe, bu en güçlü yaptırım aracı da etkinliğini yitirebilir. Bu, Trump yönetiminin dış politikada en sevdiği araçlardan birinin kendi politikaları nedeniyle zayıflaması anlamına gelebilir.

Sonuç: Bir Paradoksun Cezası mı?

Trump'ın "America First" politikası, kısa vadeli ekonomik çıkarları (ticaret dengeleri, askeri harcama paylaşımı) maksimize etmeye odaklanırken, uzun vadede ABD küresel gücünün en önemli dayanağını – doların egemenliğini – riske atıyor olabilir. BM Genel Merkezi'nin İstanbul'a taşınması gibi bir senaryo, ABD'nin yumuşak gücünün sembolik bir kaybıyken; doların küresel rezerv para statüsünün kaybı, ABD'nin yapısal gücünün fiili bir çöküşü olur.

Dolayısıyla, Washington’ın doların küresel etkisi, Trump'ın "America First" fikrinin bir zaferi olarak değil, tam tersine bir paradoksun cezası olarak karşımıza çıkabilir: Kurumsal bağlardan kurtularak daha "egemen" olmayı hedefleyen bir ülke, bu süreçte küresel ekonomik egemenliğinin temelini oyabilir. Bu durum, Trump'ın politikalarının nihai ironisi ve en büyük jeopolitik bedeli olacaktır.

"Sonuç olarak, Trump'ın sorusu aslında şudur: ABD, bir zamanlar kurduğu dünyada, kendi inşa ettiği kurallar ve kurumlar olmadan, hatta belki parasının ayrıcalıklı statüsünü kaybetme riski pahasına, tek başına ayakta kalabilir mi? Bu sorunun cevabı, sadece uluslararası diplomasinin değil, küresel ekonominin de geleceğini belirleyecek ve hepimizi derinden etkileyecektir."

Wednesday, 17 September 2025

Foreign Policy Expert Yaman Özel: "The Emanname Given to Erdogan in Dolmabahçe

 



Foreign Policy Expert Yaman Özel: "The Emanname Given to Erdogan in Dolmabahçe
The emanname given to Erdogan in Dolmabahce exploded Washington's nerve endings. Donald Trump panicked, Binyamin Netanyahu tremblingly exclaimed: "Jerusalem is our city, Erdogan!”

Patriarch Theophilos of Jerusalem came to Istanbul to visit Recep Tayyip Erdogan due to the increasing tension in Jerusalem and the endangerment of holy sites.

The purpose of the visit was to ask for support from Turkey for the protection of the Christian heritage in Jerusalem.

After the meeting, Patriarch Theofilos presented Erdogan with a painting that hit the world almost like a slap.

The emannam of Omar bin Khattab, who granted Christians freedom of life and worship after conquering Jerusalem in 638!

Thus, Christians clearly, the Prophet. He declared that they were waiting for Erdogan to repay the guarantee given by Omar.

Of course, the fact that even Christians turned to Erdogan at the point where we have arrived by saying “Protect us from you” infuriated Trump.

Puzzled how to retaliate to this shocking development, he hastily summoned the Greek Patriarch Bartholomew of Fener to the White House and had him read a memorized text:

"Minorities are being persecuted in Turkey...”

Persecution?

When the bells have been echoing along with the call to prayer in these lands for centuries?

When the Patriarchate is still standing upright in the heart of Istanbul, when it is still breathing in Heybelia?

There is only one truth that this cheap show reveals:
This Jerusalem exit, which suddenly struck, has cracked the veins in the neck of the West!

Immediately after, Netanyahu appeared on the stage —
he exclaimed, his voice trembling:
"Jerusalem is our city, Erdogan. It's not yours!”

Genocidal coward Netanyahu literally went crazy and declared a Cross-Crescent war"Jerusalem is our city, Erdogan. It's not yours!”

Genocidal coward Netanyahu literally went crazy and declared a Cross-Crescent war;
because of the dagger that Recep Tayyip Erdogan plungedalem is our city, Erdogan. It's not yours!”

Genocidal coward Netanyahu literally went crazy and declared a Cross-Crescent war;
because of the dagger that Recep Tayyip Erdogan plunged into the zionists in ur city, Erdogan. It's not yours!”

Genocidal coward Netanyahu literally went crazy and declared a Cross-Crescent war;
because of the dagger that Recep Tayyip Erdogan plunged into the zionists in Jerusalem with the Patriarch
contrary to what he hopes, he is terrified of turning into a Cross–Crescent alliance.

While Erdoğan defends the heritage of three religions,
genocidal Zionists want to turn Jerusalem into a monolithic Jewish garrison through oppression.

The truth that we are about to bitterly remind you is this;

Jerusalem is governed by justice, not fear!

Today, Jerusalem is not only a holy city;
the battle arena of memory and truth.

The most important issue they are afraid to face is that the deed of Jerusalem is still in our archive with the Ottoman seal — we will not betray the trust!

#GAZZESHAMKUDUSWE #GAZZEBIZ we #YamanOzel


Wednesday, 31 July 2024

Terörist Attack in Tehran,the Capitsl of İran!

Terrorist Attack in Tehran, the Capital of Iran! The 9th President of Iran, Masoud Pezeshkian, was sworn in at the Parliament. Hamas Political Bureau Chief Ismail Haniyeh, who went to Tehran to attend the oath-taking ceremony held at the Parliament, was assassinated. It was announced that Haniyeh and his guard lost their lives after the attack. The Ministry of Foreign Affairs reacted to the martyrdom of Haniyeh. The statement made by the Ministry said, "We condemn the murder of Hamas Political Bureau Chief Ismail Haniyeh in a vile assassination in Tehran."

Tuesday, 12 September 2023

Başkan Erdoğan dan Libya Mesajı

Libya’da meydana gelen sel felaketi nedeniyle hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Türkiye, Libya halkının yanındadır.

AFAD’ımızın koordinasyonunda bu sabaha karşı Bingazi’ye iniş yapmak üzere 3 uçuş organize edilmiştir.         

Uçaklarımızda ilk etapta arama kurtarma ve diğer çalışmalara destek amacıyla 168 personel, 2 arama kurtarma aracı, 2 kurtarma botu; barınma ve diğer ihtiyaçların giderilmesi amacıyla da 170 çadır, 600 battaniye, 400 gıda ve hijyen kolisi, 20 jeneratör, 1000 yağmurluk, 500 çizme ve 500 el feneri bulunacaktır.

Personelimizin içerisinde 65 kişiden oluşan su altı ve su üstü arama kurtarma ekibi, barınma ve insanı yardım malzemelerinin kurulum ve dağıtım çalışmalarında yer almak üzere Kızılay, UMKE ve STK mensupları yer almaktadır.

AFAD’ın yanı sıra Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığından personelimiz de saha çalışmalarına katılacaktır.

Geçmiş olsun Libya. 🇹🇷🇱🇾

Sunday, 3 July 2022

Ak Parti Ankara Keçiören Güçlükaya Mahallesi teşkilatı Seçim Çalışmalarına Devam Ediyor

 Ak Parti Ankara Keçiören Güçlükaya Mahallesi Seçim İşleri Başkanı Muhittin Çiftçi konu ile ilgili olarak şöyle konuştu :" Biz Türkiye'nin en büyük  ve iktidar partisi olarak her an vatandaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Ve Allahın izni, milletimizin desteği ile Sayın Cumhurbaşkanımız @RTErdogan ı 2023 seçimlerinde tekrar başkan yapacağız." 



Thursday, 12 August 2021

Başkan Erdoğan Batı Karadeniz de Afetzedelerle Biraraya Geldi


  Başkan @RTErdogan Batı Karadeniz de meydana gelen doğal afet ten zarar gören afetzedelere geçmiş olsun mesajı yayınladı 

Kastamonu, Sinop ve Bartın’da gerçekleşen sel felaketlerinde hayatını kaybeden 17 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına ve Milletimize başsağlığı diliyorum. 


Selin etkili olduğu bölgelerde tüm kurum ve kuruluşlarımızla yoğun bir çalışma yürütmekteyiz.


Üç ilimizdeki sel felaketine; 


👩‍⚕️👨‍⚕️4644 personel

🛻610 araç

🚜437 iş makinası

🚑66 ambulans

🚁19 helikopter

🚛3 Mobil Koordinasyon TIR'ı

🚤24 bot, 18 motopomp ve daha birçok farklı ekipman ve imkan ile müdahale etmekteyiz.


Sel bölgelerinde mahsur kalan vatandaşlarımızı kurtarmak, kısmen ya da tamamen kapanan ulaşım akslarını tekrar işler hale getirmek ve selin sebep olduğu tahribatla birlikte oluşan mağduriyetlerin tamamını gidermek için gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz.


Son günlerde yaşadığımız afetler sebebiyle, 14 Ağustos Cumartesi günü gerçekleştirmeyi planladığımız AK Parti’mizin 20. kuruluş yıl dönümü etkinliklerini de erteleme kararı aldık.


Milletimizin birlik ve beraberliğiyle bu zor günleri inşallah en kısa sürede aşacağız.

Sunday, 28 September 2014

Erdoğan, 'Onunla aynı masaya oturamazdım çünkü...'

Erdoğan, 'Onunla aynı masaya oturamazdım çünkü...'

Erdoğan, 'Onunla aynı masaya oturamazdım çünkü...'

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kanlı bir darbe yaparak yönetimin başına geçen Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah Es-Sisi ile ilgili bir soruya da cevap verdi.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun'un verdiği yemekte Mısır'da darbe ile iş başına gelen Abdulfettah Sisi ile aynı masaya oturmayı reddeden Cumhurbaşkanı Erdoğan o kararının sebebini şöyle açıkladı:?“O zata bir meşruiyet kazandırma gayreti var. Onunla aynı masada olmam anti-demokratik girişimleri onaylamam anlamına gelirdi. Yapamazdım, bunu milletime anlatamazdım. Mursi'nin maneviyatına karşı sorumluluğumu yerine getirmezdim, idama mahkum edilmiş olan insanların ruhaniyeti beni çok çok mustarip ederdi.”

Wednesday, 3 September 2014

Ethem Sancak, 'Aranan 'babayiğit' ben olacağım'

Ethem Sancak, 'Aranan 'babayiğit' ben olacağım'



Ethem Sancak, 'Yerli otomobil konusunda da Erdoğan'ın aradığı babayiğit olmayı hedefliyoruz' dedi.


Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜMSİAD) İstanbul Şubesi'nin düzenlediği 'Ayın Konuğu' programına katılan işadamı Ethem Sancak, Medya ve Savunma sanayine neden girdiğini anlattı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın milli otomobil üretimi için aradığı babayiğit" olmak için var güçleriyle çalışacaklarını söyleyen Sancak, “Yerli otomobil konusunda da Erdoğan'ın aradığı babayiğit olmayı hedefliyoruz. İnşallah gücümüz yeter" dedi.
Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜMSİAD) İstanbul Şubesi'nin düzenlediği 'Ayın Konuğu' programına katılan işadamı Ethem Sancak, önemli açıklamalarda bulundu. TÜMSİAD İstanbul Şube Başkanı Eyüp Topal, Sancak'ın sıra dışı girişimciliği, fikir dünyası ve dik duruşundan etkilendiklerini belirtti. 'Yeni Türkiye'de Ekonomi' konulu konferansta Sancak, katılımcılara hayat tecrübelerini ve fikir yolculuğunu anlattı. Çok erken yaşta başladığı fikir arayışında çeşitli yollardan geçtiğini ifade eden Sancak Farklı çevrelerde geçirdiği gençlik yıllarında en çok önemsediği şeyin kitap okumak ve geleceği görebilen, zihni açık çevre olduğunu söyledi. Fikirsel gelişiminin yanında geleceğini temin etmek için de profesyonel düşünmesi gerektiği bilinci ile hareket ettiğini belirtti.
"GİRİŞİMCİLİK GELECEĞE BAKABİLME FAALİYETİDİR"
Ethem Sancak girişimciliğin geleceğe bakalabilme faaliyeti olduğunu belirterek, "İçinde bulunduğumuz süreçte bir girişimci öngörüsünü geliştirmeli, tarihini öğrenmeli ve tefekkür yapmalıdır. Tabii ki öngörü üretebilmek için de bilgi üretebilmek gerekiyor. Osmanlı bir girişim ve ticaret imparatorluğuydu. Eğer yeterince girişimciniz yoksa büyük devlet olamazsınız ve büyük bir geleceğe hazırlanamazsınız. Dünyanın medeniyet merkezi ve İslam'ın ikinci ayağa kalkış şehri İstanbul olacak. Bunun için okuyup yazmayı öğrenmek gerekir. Ortaklık kurmak gerekir, çünkü ortaklık yönetebilme yeteneğini güçlendirir, maliyeti düşürür ve büyümeyi hızlandırır. Hyundai markası 13 bin küçük araba tamircisinin bir araya gelerek oluşturduğu devasa bir şirkettir. Ve bu bir ekip işidir. Bugün hala 13 bin araba tamircisi şirkete ortaktır. Ortaklıktan korkmayın ama her şey yazılı olsun" dedi.
"RECEP TAYYİP ERDOĞAN AŞIĞI BİR İNSANIM"
Konuşmasını ben Recep Tayyip Erdoğan aşığı bir insanım diyerek sürdüren Ethem Sancak, “Ben Sayın Erdoğan'ı o meşhur Siirt seçimlerinden önce tanıdım. Ailem onun taraftarıydı ona oy veriyordu. Ama ben öyle değildim. Siirt seçimleri için beraber çalıştık, sonra ben onu bırakıp gidecektim. O seçimlerden yüzde 84 gibi tarihi bir sonuçla çıkıldı. Seçimlerden sonra yapılan mitinge bile katılmadım. Arkadaşlarımla meydanı gören bir çatıdan Sayın Başbakan'ı izliyorduk. Mitingden sonra ben işime, gücüme dönecektim. Siirt'liler, taleplerini dile getirdikleri pankartları asmışlar meydana. Sayın Başbakan meydanda asılı olan pankartlara şöyle bir baktı ve dedi ki “Bunları indirin, ben bunların hiçbirisini yapamam. Size yalanda söyleyemem. Biz ne aldatan ne aldanan olacağız. Bir yangın devralıyoruz, söndürülmesi 3 yıl sürer. Sonra ben herkesin Başbakanı olacağım. Siirt'liler de adil olmamı isterler, enişteleri adil olsun isterler. Bunları indirin.” Ben hayretler içinde kaldım, arkadaşlarıma dedim ki, “Vallahi ben aradığımı buldum. İlk defa yalan söylemeyen bir politikacı gördüm, ben onu takip edeceğim”. Sonra indim miting alanına milletin içinde onu izledim, sonra peşine düştüm. Düşüş o düşüş hala peşindeyim" dedi.
MEDYA VE SAVUNMA SANAYİ ÇOK ÖNEMLİ
Millet Başbakan'a dik dur eğilme diyordu. Düşündüm nereye kadar dik durabilecek. Dik durma lafla olmaz. Lafla dik durulmaz. Dik durmanın alt yapısını inşa etmemiz lazım. Kendimce bir tahlil yaptım.
Türkiye'nin önümüzdeki yüzyılda dik durabilmesi için iki şey yapması lazım. Birincisi ve önceliği BBC ve CNN gibi Asyalı ve Müslüman bir medya merkezi oluşturmamız lazım. Sadece gazete ve televizyon anlaşılmasın Kitabından, filmine, dijital dünyasından arama motoruna, büyük bir medya merkezi. Bugün Amerika'nın egemenlini sağlayan en önemli güçlerden birisi Amerikan ordusu değil Hollywood'dur. Yani medyasıdır. Medya çok stratejik bir sektördür.
Dik duruş için ikinci önemli şey önümüzdeki yüzyılda olacak hercümerçte askeriyemizin her türlü melanete mukabelede bulunabilmesi için elindeki silahların bizim tarafımızdan üretilmesi lazımdır. Maalesef piyade tüfeğimiz bile hala dışarıdan geliyor. Dolayısıyla savunma sanayii çok önemlidir. Sanayileşmek içinde savunma sanayi çok önemlidir. Dünyadaki bütün sanayi devletlerinin sanayisinin temelinde savunma sanayi vardır. En sivil sektör bilinen internet bile Amerikan ordusunun geliştirdiği bir teknolojidir.
Bu gerçekleri gördüğüm için ve birazda ahir ömrümün sonlarına geldiğim için ve bu ülkeye kendimi hep fedai gördüğüm için her şeyimi satıp otomotiv ve savunma sanayiye ve medya sektörüne girdim. BMC'ye öncelikle savunma sanayine odaklanmak için talip olduk ve inşallah bir Asya modeli çıkarmaya çalışacağız. Şirket kendi kodlarını aldı ve teknolojik olarak hiçbir yere bağlı değil" dedi.
"ARANAN BABAYİĞİT BEN OLACAĞIM"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın milli otomobil üretimi için aradığı 'babayiğit' olmak için var güçleriyle çalışacaklarını ifade eden Sancak “Yerli otomobil konusunda da Erdoğan'ın aradığı babayiğit olmayı hedefliyoruz. İnşallah gücümüz yeter. Türkiye'de çok vatansever girişimcimiz var, onlarla bir araya gelip işbirliği yapacağız ve ortaklıklar kurup o işi de yapacağız" dedi.
"PARALEL YAPININ HEDEFİ OLDUM"
Başbakan Erdoğan'ın yanında yer aldığı için paralel yapının hedefi olduğunu açıklayan Ethem Sancak "12 yıldır Recep Tayyip Erdoğan'ı takip ederim. Paralel yapının isnat ettikleri şeylerin hiçbirisini onda görmedim. Kendisi halis bir Müslüman. Bu yüzden beni kâfir ilan ettiler" şeklinde konuştu.

kaynak:  http://www.tgrthaber.com.tr

Featured post

Visit from Hızır International Search and Rescue Association and Ankara Provincial Presidency of Turkish Retired Specialist Chiefs Association to Mr Yusuf Sipahi, President of Turkish Disabled Persons Federation

  Ali Gürgen, President of Hızır International Search and Rescue Association, who made statements on his social media account regarding...