Yazar Mustafa Karaman
Sevgili Dostum! “Unuttum,” demek bile hatırlamakmış.
Can Ağabeyim, sen inanabilir misin benim unutabileceğimi? Kim ne derse desin; bin canım olacak, binini de iste. Eline geçen o mektubu gönderdim. Bozkırın ortasındaki kentteki o evde kimse yok diye postacı iade etmiş, geri geldi. Üzerine bir bandaj çektim. Yazdım adresi verdim postaya. İnan ki on kez iade edilseydi bile on bininci kez yine gönderirdim.
Sizden ayrı olmuyor. Ama kalem ve kâğıda sığınıyorum. Karşıma alıyorum. Üç can dost bir arada, sobanın başında çay demlenmiş. Sen “demliğin dibini bulurum,” diyorsun. Ben de “daha bir bardak oldu, bana da bırakın arkadaş!” diyorum.
Can dost ile yine boş bir konu üzerine saatlerce tartışıyoruz. Şu anda anladım ki o tartışmalar deşarj ediyormuş beni, seni, onu… Birçok yerde ayrılıyoruz gibi olsa da bizi birleştiriyormuş düellolarımız. Şimdi bunu daha iyi anlıyorum.
Mektubunu aldığım zaman birkaç saat olmadı.
Mektubu elime verdikleri anda o kadar sevindim ki, yani o anda dünyanın tapusunu verselerdi elime bu kadar sevinmezdim. Ve değişmek isteseler de değişmezdim dünyanın tapusuyla. Okudum, okudum, tekrar tekrar okudum. Sen karşıma oturmuştun da benimle sohbet ediyordun.
Can Dostum!
Diyorsun ki şu anda saat 23.00, teybimde saz eserleri çalıyor. Ben de diyorum ki “bir teybim bile yok.” Belki de hâlâ şikâyet diyeceksin. Belki de “bir kedim bile yok”la Sezen Aksu’yu hatırlayacaksın.
“Bir teselli ver.” demiyorum Orhan abi gibi. Çünkü şöyle düşünüyorum. Teselli istemek, insanı monotonluğa, sıradanlığa, yaşayan ölülere çevirmek içindir. Sen ki, tesellini tüketmeseydin kalkıp da çoluk çocuğu bırakıp, bozkırın ortasındaki kente gelir miydin? Hayır, sen teselli edersen kendini veya beni. Et bakalım, teselli et. Bir kurşun da sen sık. Neyse dağıttım iyice.
(Şikâyet: Öldüğü yerde dirilmenin, tükendiği anda yeniden başlamanın ilk şartı.)
Ne güzel de tanımlıyorsun şikâyeti…
“Saat 23.35 olmuş, Çırak, bir çay demle de efkâr dağıtalım, bırak uyumayı ayaküstü.” diyorsun. Hemen aklıma ne geldi biliyor musun? Can dost’a oturduğu yerde uyuklarken “yine daldı rüya alemine” demen. Biraz önce tekrar, mektubu bilmem kaçıncı kez okurken önümde çay daha bir bardak bile doldurmamışım. Sonra arıyorum:
‘’Haydi abi gel, çay hazır!’’
Kaynak: https://www.okuryazarkitaplar.com/azrailden-sonraki-adama-mektup/