Showing posts with label BAĞIMSIZLIK SONRASI ÖZBEKİSTAN VE DIŞ POLİTİKASI. Show all posts
Showing posts with label BAĞIMSIZLIK SONRASI ÖZBEKİSTAN VE DIŞ POLİTİKASI. Show all posts

Monday, 13 April 2015

BAĞIMSIZLIK SONRASI ÖZBEKİSTAN VE DIŞ POLİTİKASI



Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Fırat University Journal of Social Science Cilt: 16, Sayı: 2 Sayfa: 413-442 http://web.firat.edu.tr/sosyalbil/dergi/arsiv/cilt16/sayi2/413-442.pdf

ELAZIĞ-2006 BAĞIMSIZLIK SONRASI ÖZBEKİSTAN VE DIŞ POLİTİKASI Uzbekistan and Its Foreign Politics After Independence

 Timuçin KODAMAN Haktan BİRSEL Süleyman Demirel Üniversitesi, İİBF, Süleyman Demirel Üniversitesi, İİBF, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Isparta. Uluslararası İlişkiler Bölümü, Isparta.

ÖZET 

Soğuk savaş dönemi boyunca bütün dünyaya kapalı olarak kalan Türkistan, SSCB’nin dağılması ile beraber zengin doğal kaynakları ve beş yeni Türk Cumhuriyeti ile kapılarını dünyaya açmış ve ödülü dünya hakimiyeti olan Yeni Büyük Oyunu başlatmıştır. Yeni Cumhuriyetlerin içinde ise Özbekistan’ın ayrı bir yeri vardır. 26.5 milyonluk homojen nüfusu komşu Cumhuriyetlerde bulunan azımsanamayacak miktardaki Özbek azınlığı ve zengin ekonomik kaynaklarının verdiği avantajı iyi değerlendiren Özbekistan devlet başkanı Kerimov, otoriter yönetimi ile Özbekistan’ı kısa sürede kendi başına yeterli bir ülke haline dönüştürürken, Rusya Federasyonu’nun baskıcı taleplerini zaman zaman ABD desteği ile bertaraf etmeye çalışmış ve Türkistan hakimiyetini ana hedef olarak ortaya koymuştur. Türkistan’da özellikle 11 Eylül 2001 sonrası büyük mücadele veren Rusya Federasyonu ve ABD için Özbekistan’ın kontrol edilmesi büyük önem taşımaktadır. ABSTRACT Anahtar Kelimeler: Türkistan, Özbekistan, Rusya Federasyonu, ABD, GUUAM, Şangay İşbirliği Örgütü. Turkistan that remained closed to the world during the whale cold war opened its gates with its rich natural resources and 5 new Turkish Republics after the dispersion of USSR and started the New Great Game which the price is the domination of the world. Inside the new republics Uzbekistan has an unique place. Kerimov, the president of Uzbekistan, with his authoritarian management used the advantages of his country i.e. 26.5 million of homogenous population, great amount of Uzbek minority on nearby countries and rich economical resources and changed the country to a self dependent one but faced the threats of Russion Federahion time to time nevertheless overcomed this influence with the support of USA and showed the domination of Turkistan as the major target. Russian Federation and United States of America struggling each other especially after the 11th of September, 2001 have given a great importance on taking the control of Uzbekistan on Turkistan. Key Words: Turkistan, Uzbekistan, Russian Federation, United States of America, GUUAM, Organization of Shangay Cooperation. F.Ü.Sosyal Bilimler Dergisi 2006 16 (2)

Giriş 

Cengiz Han ile Türkistan’a giren ve sonrasında Timur ile Maveraünnehir (Aral Gölü’nden Fergana Vadisi’nin doğusuna kadar uzanan ve Siriderya ile Amuderya nehirleri arasında kalan geniş coğrafya) bölgesinde hakimiyet kuran Özbekler,1552’de başlayan Rus hakimiyetinden, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) dağılıncaya kadar, Türkistan’da, Ruslar tarafından potansiyel bir tehdit olarak görülmüşlerdir. Bu nedenle de, sürekli olarak kontrol altında tutulmaya çalışılmış ve müstakil bir güce dönüşmeleri engellenmiştir. Fakat, Özbekler, SSCB dağılmasından sonra, kendi Cumhuriyetlerini ilan etmelerini müteakip, kısa bir süre içerisinde, Türkistan’ın parlayan yıldızı1 olmuşlardır. 1991 yılında bağımsızlığını ilan etmesini takiben Özbekistan, büyük ve homojen nüfusunun, önemli yer altı ve yer üstü zenginliklerinin vermiş olduğu güç ile, Türkistan hakimiyetinde etkili bir oyuncu olmaya aday potansiyel bir jeopolitik güce dönüşmüştür. SSCB ‘nin ardından Yeni Büyük Oyun’un çok yönlü hakimiyet mücadelesinde konumlarını sağlamlaştırmaya çalışan Rusya Federasyonu ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD), kısa bir süre sonra hakimiyet mücadelesinde üstünlüğü ele geçirmeye giden yolun Özbekistan ile güçlü bir işbirliğinden geçtiğini anlamışlardır. Daha 1991 yılında bu durumun farkında olan Özbekistan lideri İslam Kerimov ise, ülke bağımsızlığını ön planda tutan politikalar geliştirirken, Rusya Federasyonu’nun baskıcı politikalarına karşı direnebilme çarelerini, ABD ile işbirliğini geliştirmeye yönelik formüllerde aramış, zaman zaman da ABD yanında Rusya Federasyonu’na karşı cephe almaktan çekinmemiştir. 2001 yılının 11 Eylül’ünde de ABD’ de meydana gelen terör saldırıları Özbekistan’a ABD ile “Stratejik Ortaklık” seviyesinde işbirliği imkanı sağlarken, ABD’ye de Türkistan’a haklı ve meşru sebeplerle yerleşme imkanı tanımıştır. Günümüzde ise SOROS vakfına ait açık toplum örgütlerinin, Özbekistan’da Kerimov rejimine karşı başlattığı faaliyetler sonucunda Özbekistan yönetimi tarafından bu vakıfların kapatılmasına bağlı olarak ABD- Özbekistan işbirliği zedelenmiş ve Rusya Federasyonu- Özbekistan arasındaki yakınlaşma ön plana çıkmıştır. Önümüzdeki günlerde Türkistan jeopolitiğinde meydana gelebilecek gelişmelerde Özbekistan birinci derecede etkili olabilecek bir ülke konumundadır. Bu nedenle her yönü ile Özbekistan’ın bilinmesi ve değerlendirmelerin bu çerçevede yapılması çok önem taşımaktadır. Özbekistan’ın Coğrafi Konumu Coğrafi konumu itibari ile Türkistan’ın ortasında yer alan Özbekistan, Türkistan’ın güneyinde bulunan Amuderya ve kuzeyinde bulunan Siriderya nehirleri arasında uzanan toprakların büyük kısmını kapsar.2Türkistan’ın ortasında yer alan Özbekistan’ın komşuları; Kuzey – Kuzey doğusunda Kazakistan ve Kırgızistan, güney doğusunda Tacikistan, güneyinde Afganistan ve güney batısında yer alan Türkmenistan’dır.3 Üzerinde yerleşik hayatın olmadığı çöllere sahip Kazakistan’dan küçük olmasına rağmen 447.400km² lik, Fransa’nın 9/10’u oranındaki yüzölçümü ile Özbekistan, Türkistan’ın en kalabalık ve en homojen nüfus özelliğine sahip ülkesidir.4 Özbekistan iklimi, sert ve karasaldır. Kışın ortalama sıcaklık –10, -15 derece civarındayken, yaz aylarında gündüz sıcaklık 40 dereceye ulaşmaktadır. Özbekistan topraklarının %20’sini düz ve kurak batı kesimi oluşturur. Kuzey batı bölgesi çöl ve ovalıktır. Taşkent ve Andican bölgesi ülkenin doğusundadır. Bu bölge “Tanrı Dağları”nın başlangıç noktasıdır. Ülkenin kuzeyinde “Üstyurt” düzlükleri, güneyinde ”Kızılkum” çölü uzanmaktadır. “Aral Gölü” nün güney kısmı, Özbekistan sınırları içerisinde kalmaktadır.5 Demografik Yapı Özbekistan’ın toplam nüfusu, 2004 verilerine göre, 26.410.416’dır.6 Ülkenin nüfus yoğunluğu km² başına 50.4 kişidir.7 Eski SSCB içerisinde, Rus ve Ukraynalılardan sonra en büyük üçüncü ulus, Özbeklerdir. Özbekistan’da nüfusun ana unsurlarının, genel nüfus içerisindeki dağılımları; %75 Özbek, %10 Tatar, %6 Rus, %5 Tacik, %4 Kazak, şeklindedir. 8 Özbekistan, %2.7’lik nüfus artışı hızı ile, Tacikistan’dan sonra, BDT’nin en hızlı çoğalan nüfusuna sahiptir. Ülkenin başkenti olan Taşkent, 2.5 milyon nüfusu ile, Türkistan’ın en büyük metropolüdür. Ülke nüfusunun %40’ı şehirlerde, %60’ı, kırsal kesimde yerleşiktir.9 Türkistan’ın en kalabalık nüfusuna sahip Özbekistan, diğer Türkistan Cumhuriyetlerine göre daha homojen bir yapıya sahiptir. Ayrıca, genel nüfusun sadece yüzde altısını teşkil eden Ruslar, diğer Cumhuriyetlerdeki kadar etkin olamamaktadır.10 Bu durum da, Özbekistan’a iç ve dış işleri ile bölgesel güç mücadelesi içerisinde, çok büyük bir inisiyatif sağlamaktadır. Özbek nüfusunun gücü, 1994 Aralık seçimlerinde görülmüştür. Seçim sonucunda teşkil edilen, “Ali Meclis” te milletvekillerinin %85’i Özbeklerden oluşmuştur. (1990 seçimlerinde ise bu rakam %77 idi) Bu rakam, Özbeklerin ülke nüfusundaki oranından da yüksektir.11 Ayrıca, Türkistan Cumhuriyetlerinin de nüfus yapıları incelendiğinde, diğer Cumhuriyetler de yaşayan Özbeklerin, ülkenin nüfuslarına göre oranlarının düşük olmadığı görülmektedir. (Kırgızistan’da %14.4, Tacikistan’da %25) Afganistan’da yaşayan Özbeklerin de 1.5 milyonluk nüfusu, küçümsenmeyecek bir miktar olarak ortaya çıkmaktadır. Diğer ülkelerde yaşayan Özbek nüfusu, bu ülkelerin politik yaşamında aktif bir konuma sahiptir.12Özbekler bu nüfus özelliği ile, Türkistan nüfusunun % 46’sını oluşturmaktadır.13 Özbekistan’ın Türkistan Cumhuriyetlerindeki nüfus oranlarını gösteren ve 2004 yılı verilerine dayanan çizelge aşağıda sunulmuştur. AZINLIK NÜFUS ORANLARI ÜLKE TOPLAM NÜFUS Özbek Kazak Kırgız Tacik Türkmen Tatar Rus Ukrayna Alman Diğer ÖZBEKİSTAN14 26.410.416 %75 %4 %5 %10 %6 TÜRKMENİSTAN15 6.070.000 %2 %94.7 %1.8 %1.5 KAZAKİSTAN16 16.500.000 %52.2 %28.2 %5.1 %3.6 %10.9 KIRGIZİSTAN17 7.050.000 %14.6 %61.2 %14.9 %1.5 %7.8 TACİKİSTAN18 6.570.000 %25 %64.9 %3.5 %6.6 Bağımsızlık Sonrası Özbekistan... 417 SSCB Sonrası Özbekistan Cumhuriyeti 1 Kasım 1990 tarihinde, Özbekistan Yüksek Sovyeti, aldığı bir kararla, Bakanlar Kurulunu lağvetmiş. hükümet fonksiyonları, İslam Kerimov’a bağlı bir kabineye geçmiştir. 20 Haziran 1990 tarihinde egemenliğini ilan eden Özbekistan, 1 Eylül 1991’de bağımsızlığını duyurmuş, 29 Aralık 1991’de yapılan referandum ile bağımsızlığı onaylanmıştır. 31 Ağustos 1991 tarihinde, SSCB’nin Özbekistan’ın bildirisini kabul etmesiyle, “Özbekistan Cumhuriyeti” doğmuştur.19 8 Aralık 1992 tarihinde, Özbekistan, Türkmenistan’dan sonra, bağımsızlığın ardından anayasasını kabul eden ikinci Türkistan ülkesi olmuştur. Kabul edilen anayasa; başkanın yetkilerinin arttırılması, kendisine direkt olarak bağlı olan bölge valilerini atama hakkını vermesi nedeniyle, muhalefet tarafından, sürekli eleştirilmiştir. İstikrar ve ekonomik kalkınmanın demokratikleşmeden önce geldiği Özbekistan’da otoriter bir rejimin varlığı nedeniyle gerçek muhalefet hareketlerine izin verilmemekte ve baskının yoğunluğu hissedilmektedir.20 Türkistan’ın en büyük nüfusuna sahip olan Özbekistan lideri Kerimov, muhalefetin her türlüsünü sert bir şekilde bastırmış, dini veya etnik fikirlere izin vermemiştir.211991 Kasımında kurulan ve Kerimov’a karşı olan Pulatov önderliğindeki “Birlik Partisi”, Kerimov yönetiminin hedefi olmuş ve kısa sürede parçalanmıştır. Akabinde, Muhammed Salih tarafından kurulan “Erk Partisi”nin de süratle faaliyetleri sınırlandırılmış ve partinin lideri suikast girişiminde bulunmaktan suçlandığı için yurt dışına (Norveç) kaçmak zorunda bırakılmıştır.22 Özbekistan-Kırgızistan İlişkileri Kırgızistan, Özbekistan’ın kuzey doğusunda yer alan ve 1099 km. lik ortak kara sınırına sahip, Özbekistan’ın yarısı büyüklüğündeki komşusudur.23 Ahmed Raşid’in “Yeryüzünün Beşiği”24 olarak isimlendirdiği Kırgızistan’ın beş milyona yakın nüfusunun % 14.9’u Rus, % 14.2’si Özbek ve sadece % 60 civarı Kırgızdır.25 Ülke, doğal kaynaklar açısından fakirdir.26 Kamu hayatı, kabileler arası çatışmalar, bölgesel parçalanmışlık,ahlaki ve kurumsal çöküntü gibi faktörlerle delik deşik olmuştur. Nüfusun içerisinde büyük oranda yer alan Rus ve Özbek azınlığın varlığı, zaman zaman ülkeyi derinden sarsabilecek etnik gerginlikler ile karşı karşıya bırakmaktadır. 27 Özbekistan ile Kırgızistan arasında, 1991 yılından bu yana büyük sorunlar yaşanmış, her iki ülke, defalarca savaşın eşiğine kadar gelmiştir. İki ülke arasındaki en büyük problem sahası, 1998 yılında kurulduğu açıklanan, radikal İslami örgüt olan “Özbekistan İslami Hareketi” nin, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan üçlü sınırında yer alan, “Fergana Vadisi” ni merkez üs yapması ve burada hazırlanmayı müteakip, Özbekistan’da terör faaliyetleri icra etmesidir.28 Bu kapsamda, Özbekistan İslami Hareketi, 2000 yılına kadar, hem Kırgızistan’da hem de Özbekistan topraklarına sızarak yüzlerce insanın ölümüne ve kaybolmasına sebep olan terör faaliyetleri yapmıştır.29 Bu dönemde, terör örgütü liderlerinin, “Kırgızistan yönetimi ile herhangi bir problemleri olmadığı ve esas hedeflerinin Özbekistan yönetimi olduğu” şeklinde yapmış oldukları açıklama, Kırgız yönetimini iki yüzlü davranmaya itmiştir. Bunun üzerine, Özbekistan Lideri, İslam Kerimov, Kırgızistan’dan kararlı davranmasını istemiş ve İslami terör örgütünün üslendiği istihbar edilen Kırgız köyleri, Özbek uçakları tarafından havadan vurulmuştur. Bu olaylar, Özbekistan ile Kırgızistan’ı savaşın eşiğine kadar getirmiştir.30 Bunun yanı sıra; Özbekistan-Kırgızistan’ın Fergana Vadisi sınırında etnik kompozisyon çok karmaşıktır. Kırgızistan toprakları içerisinde kalan “Oş” kentinin nüfus ağırlığı Özbekler tarafından oluşturulmaktadır. Burada kurulmuş olan ve Özbek azınlıklarca desteklenen “Özbek Adalet Partisi”, Kırgız Akaev rejiminin en önemli muhalefetlerinden birisidir. Partinin en önemli hedefi; bu bölge yaşayan Özbek azınlığa özerklik verilmesi, Özbekçe’nin resmi dil olarak tanınmasıdır.31 Bununla beraber, sınırları dışında en fazla Özbek azınlığa sahip olan Özbekistan, etnisite kartını kullanmamakta ayrıca radikal İslam destekçisi olabilir düşüncesi ile azınlık Özbeklere yönelik olarak çifte pasaport verilmesi gibi taleplerde de bulunmamaktadır.32 11 Eylül terör saldırısı sonrasındaki gelişmeler, özellikle Rusya Federasyonu’nun egemenlik çabalarından kurtulma arayışı içerisindeki Özbekistan’a ve Kırgızistan’a, ABD’nin müttefiki olma gibi bir fırsat yaratmıştır.33 İki ülke arasındaki terör kapsamlı problemler de, ABD birliklerinin topraklarında konuşlanması sonucunda, şimdilik durulmuştur. Bununla beraber Mart 2005’ te Kırgızistan ‘da yapılan başkanlık seçimleri tamamen ABD ve Rusya Federasyonu arasında bir egemenlik savaşına dönüşmüş 34 ve Askar Akaev rejiminin devrilmesi sonucunda ABD’nin istediği gibi sonuçlanmıştır.35 Askar Akaev rejiminin devrilmesi ile sonuçlanan darbe, ABD’nin kendi dümen suyuna gitmeyen rejimleri, insan hakları ihlalleri ve demokrasi eksikliği bahanesi ile devirdiği şeklinde algılanmaktadır. Ayrıca mevcut rejimin devrilmesi ile sonuçlanan gösterilerin ilk önce Fergana Vadisi’nde Kırgızistan, Özbekistan sınırında bulunan ve nüfusun hemen hemen tamamının Özbek olduğu “Oş” ve “Celalabat”36 şehirlerinde çıkmış olması olayların arkasında Kerimov rejiminin gizli faaliyeti olup olmadığı sorusunu da akla getirmektedir. Özbekistan-Tacikistan İlişkileri Tacikistan, Özbekistan’ın doğusunda yer alan komşusudur. Özbekistan’ın dörtte biri kadar yüzölçümüne sahip olan ülkenin ortak sınırı 1161 km.dir. 6.5 milyon civarındaki nüfusun % 25’i Özbek, genel nüfusun % 65 civarı Tacik’tir. Ülkede Rus azınlık sadece % 3 civarındadır.37 Özbek nüfusunun Tacikistan’da fazla olmasının en büyük sebebi, 1924 yılında, Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulduğunda, bugünkü Tacikistan’ı da kapsıyor olmasında yatmaktadır. 1929 yılında, Tacikistan, Özbekistan’dan ayrılınca, bu topraklarda büyük bir Özbek nüfusu kalmıştır. Tacikistan’ın ana dilinin Farsça olmasına rağmen, bugün hemen hemen tamamı Özbekçe konuşmaktadır.38 Tacikistan, güneyindeki Afgan iç savaşından ve müteakiben kendi içerisinde yaşadığı iç savaştan çok etkilenmiştir.39 İç savaş esnasında, Özbekistan liderini devirmeyi hedefleyen Özbek radikal İslami terör unsurları, 1997 yılında, iç savaşı bitiren anlaşmanın imzalanmasından sonra Afganistan’a çekilmişlerdir. Fakat, 1998 yılında kurulan Özbekistan İslami Hareketinin Lider kadrosu, Tacikistan’da kalmaya devam etmiştir. Tacikistan, terörist gruplar tarafından geçiş bölgesi ve lojistik merkezi olarak kullanılmıştır. 40 Çeşitli dönemlerde, Özbekistan Lideri İslam Kerimov, Tacikistan yönetimini, terör örgütlerini desteklememe kapsamında kararlı hareket etmeleri için uyarmış ve suçlamıştır. 11 Eylül sırasında, ABD’nin Afganistan harekatı sonucunda terör örgütlerinin elemanlarının öldürülmesi ve dağıtılması ile iki ülke arasındaki sorunlar, iyi yönde yoluna girmeye başlamıştır. Özbekistan-Afganistan İlişkileri Afganistan, Özbekistan’ın güneyinde yer almaktadır. 137 km. lik küçük bir sınıra sahiptir.41 Tacik, Özbek ve Türkmen nüfusa büyük çoğunlukla sahip olan Afganistan,42 kendi içerisinde sağlayamadığı istikrar nedeniyle, tüm komşuları için çok büyük ve potansiyel bir tehdit halindedir.43 Bu kapsamda, Afganistan’daki Özbek nüfusunun 2 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir.44 Moğolların bir kolu olan Şeybani boyunun 1500 yılında, günümüzdeki Özbekistan’ı ve kuzey Afganistan’ı fethederek bu bölgede yerleşik hayat sürdürmeleri, Afganistan’daki Özbek nüfusunun fazla olmasının sebebidir. SSCB’nin işgalini sona erdiği günlerde, Moskova ve Taşkent, Kuzey Afganistan’ın, Mücahitlerin eline geçmesine karşı koyacak, Özbeklerin denetiminde bir “Güvenlik Şeridi” yaratarak Afgan Özbeklerini yetiştirmeye başlamışlar ve bu politikayı, SSCB’nin dağılmasına kadar sürdürmüşlerdir.45 Afganistan’da; 1992 yılından itibaren başlayan iç savaş boyunca, Afgan Özbekleri, General Raşid Dostum liderliğinde, Kuzey Afganistan’ı savunmuşlardır. Moskova ve Taşkent’ten gelen yardımlar sayesinde Kuzey Afganistan’da altı vilayeti kontrol eden Dostum kuvvetleri, önce mücahidleri sonra da Taliban’ı bu bölgeden uzak tutmayı başarmışlardır. SSCB’nin dağılması sonrasında, Türkistan hakimiyetini elde etmek isteyen Özbekistan lideri Kerimov, Türkistan Cumhuriyetleri ile Taliban karşıtı bir ittifak girişimleri olmuştur. Bu girişimlerin en büyük amacı, Kerimov’un otoritesini yıkmak isteyen başta Afganistan’da konuşlanmış olan Özbekistan İslami Hareketi gibi diğer terör örgütlerinin etkinliğinin yok edilmesi olmuştur. Ancak 1998’de Raşit Dostum’un kuvvetleri yenilmiş, Taliban tek güç olarak Afganistan hakimiyetini ilan ederken Kerimov’un bu politikası da çökmüştür.46 Taliban’ın, Afganistan’ı kontrol eder hale gelmesi ile, radikal islam, Özbekistan ile diğer Türkistan Cumhuriyetlerinin zaten doğru düzgün işlemeyen yönetimleri için büyük bir tehdit haline dönüşmüştür. Bu tehdidi, Samuel Huntington; ”Savaş geriye, Müslüman olmayan bütün güçlerin karşısına İslam, dikme niyetinde olan rahatsız edici bir İslamcı örgütler koalisyonu bıraktı. Savaş ayrıca; bir uzman ve deneyimli savaşçılar mirası, eğitim kampları ve lojistik malzeme, kişisel ve örgütsel ilişkileri kuran ince trans - islam ağları, 300 – 500 arası hesap dışı Stinger füzesi de dahil olmak üzere önemli miktarda askeri mühimmat ve en önemlisi kazanılan zaferin verdiği önü alınmaz bir güç ve güven duygusu ile bu güveni başka zaferlere taşıma arzusu bıraktı” şeklinde belirtmektedir.47 Genel olarak Taliban ile Raşid Dostum’un Özbekleri arasında geçen savaş sırasında, Dostum, Özbekistan tarafından sürekli desteklenmiştir. 1998’de Mezar-ı Şerif düştüğünde, Özbekistan, Raşid Dostum’un sığındığı yer olmuştur. Taliban’ın ortaya çıkışının diğer bir yönü de uyuşturucu madde yapımının ve ham maddesinin üretiminin, Afganistan’da artmasıdır. Afganistan kaynaklı eroin patlaması, tüm Türkistan Cumhuriyetlerini derinden etkilemiştir. Özbekistan’da kullanım sayısı % 11 civarında artış göstermiş, bu tehdidin durdurulması için de, çok büyük önlemler alınması gerekmiştir.48 Özbekistan, Taliban ile mücadelede, hiç beklemediği bir anda çok büyük bir fırsat yakalamıştır. ABD’de meydana gelen 11 Eylül terör saldırısı sonrasında, Taliban rejimi ile bölgeye yayılan potansiyel radikal İslam tehdidinden kurtulacak ve uyuşturucu sorununu kökünden halledecek olan fırsatı değerlendirmiş ve ABD askerlerine topraklarını ilk açan ülke olmuştur.49 Sınır Anlaşmazlıkları ile İlgili Sorunlar Türkistan Cumhuriyetlerinin etnisiteleri veya diğer bir deyişle hetorojen nüfus yapıları ile günümüzde sahip oldukları coğrafi sınırları, sınır anlaşmazlıklarında birbirlerini tamamlayan iki önemli etkendir. Bu devletlerin sınırları, hakem konumundaki Sovyet haritacılar tarafından, söz konusu Cumhuriyetlerin resmi olarak kuruldukları 1920’lerde ve 1930’larda keyfi bir biçimde çizilmiştir.50 SSCB’nin dağılması sonrasında, Türkistan Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını ilan etmesi ile bu devletlerin etnik ve sınır anlaşmazlıkları tabanlı sorunları ortaya çıkmıştır. Özbekistan, tarihsel süreçte, Afganistan’ın kuzeyinde yerleşmiş bulunan, 1.5-2 milyonu yakın Afgan Özbek’i,51 1929 yılında SSCB’nin özerk devlet statüsü kazandırarak, Özbekistan’dan ayırdığı Tacikistan’da yaşayan ve Tacik nüfusunun % 25’ini oluşturan Özbek azınlığa sahiptir.52 Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan üçlü sınırında yer alan Fergana vadisi53 ile de sınır sorunları kapsamında en büyük problemlere sahip olan ülke olmuştur. Özbekistan’ın daha önceki bölümlerde belirtildiği gibi, en uzun sınırı, Kazakistan ile teşkil ederken (2203 km.), diğer komşular ile sırası ile Kırgızistan 1099 km., Tacikistan 1161 km., Afganistan 137 km. ve Türkmenistan 1621 km. sınırı mevcuttur.54 Özbekistan bu coğrafi yapısı ile bütün Türkistan Cumhuriyetleri ile komşudur ve Türkistan’ın tam ortasında yer almaktadır. Bu nedenle; SSCB’nin bilinçli ve yapay olarak çizdiği sınırlardan dolayı, bütün Türkistan Cumhuriyetlerine komşu olan Özbekistan ile komşuları arasında sınır anlaşmazlıkları yüzünden meydana gelen gerilimlerin, silahlı çatışmaya dönüşmesi ihtimali her zaman mevcut olmuştur.55 Özbekistan’ın sınır anlaşmazlıkları kapsamlı sorunları, en fazla Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan üçlü sınır bölgesinde yer alan Fergana Vadisi’nde ortaya çıkmıştır. Fergana Vadisi56; güneyi Pamir dağları zirvelerinin oluşturduğu, etrafı çevrili, çöl ikliminin hakim olduğu 22.000 kilometre karelik alanda dokuz milyon insanın yaşadığı, Türkistan’ın en kalabalık beşinci bölgesidir.57 Vadinin %70’i Özbekistan sınırları içerisinde, kalan bölüm ise Kırgızistan’ın Oş kentine kadar kuzeye doğru bir yay çizerek Tacikistan’ın Kaninabad şehrinde son bulur. 300 km. uzunluğunda ve 200 km. genişliğindedir.58 Fergana Vadisinin önemi, Özbekistan lideri İslam Kerimov’un, ülkede kurduğu katı siyasi rejimi yıkmayı ve yerine, İslami bir devlet kurmayı hedefleyen “Özbekistan İslami Hareket” gibi radikal islami terör gruplarına ev sahipliği yapmasından kaynaklanmaktadır. Söz konusu terör grupları, uzun bir dönem Kırgızistan ve Tacikistan’ın Fergana Vadisi’ndeki topraklarında konuşlanmış ve Özbekistan’a bu bölgeden girerek şiddet eylemlerinde bulunmuşlardır.59 Bu olaylar üzerine, Fergana kökenli terörün durdurulması için, Kerimov, Kırgızistan’dan kararlı olmasını istemiş ve bir dönem Kırgızistan’ın Fergana’daki topraklarını havadan bombalamıştır. Bu olay, iki ülkeyi savaşın eşiğine kadar getirmiştir.60 1992 – 1995 yılları arasında süren Tacikistan iç savaşı esnasında, bu ülkede yaşananların kendi ülkesine sıçrayacağı endişesi taşıyan Özbekistan, askeri güçlerini, Tacikistan’ın kuzey sınırına göndermiş ve radikal İslami terör tehdidini bahane ederek Pamir Dağlarını bombalamıştır.61 Afganistan’da ortaya çıkan Taliban Hareketi, Özbekistan’da da büyük korku ve kaygı yaratmıştır. Taliban ilerleyişinin durdurulması için, Afgan Özbeklerinin teşkil ettiği Kuzey İttifakı’nı sürekli desteklemiş ve Kuzey İttifak’ı lideri General Raşit Dostum’unzor dönemlerinde, sınırdan geçmesine yardım etmiştir.62 Taliban Hareketinin, kendi topraklarına sıçrayacağı ve binlerce mültecinin kendi topraklarına akacağı endişesi ile uzun bir dönem Özbekistan - Afgan sınırında olağan üstü güvenlik tedbirleri almak zorunda kalmıştır. Bunun yanısıra Taliban’ın, güçlenmek için Afganistan’da uyuşturucu hammadde yetiştirilmesi ve imal edilen uyuşturucuların Türkistan üzerinden dünya piyasalarına ulaştırılması da, Özbekistan için büyük bir sıkıntı yaratmış, Özbekistan’da uyuşturucu kullanımı % 11 civarında artmıştır.63 Bölgedeki uyuşturucu yollarının neredeyse tamamının Fergana Vadisinden geçmesi, Özbekistan’ın tek taraflı olarak sınırlarına mayın yerleştirme ve ülkeye girişi zorlaştırma kararı vermesine sebep olmuştur. Özbekistan’ın tek taraflı olarak bu düzenlemeye gitmesi, komşu ülkelerde tepkilere yol açmıştır. Aynı tek taraflı düzenlemeler diğer sınırlarda da yapılmıştır. Yerleştirilen mayınların işaretlenmemiş olması sonucunda bir çok Kazak ve Kırgız mayına basarak hayatını kaybetmiştir. 11 Mart 2003’te bir araya gelen Özbek ve Kırgız yetkililerden oluşan ortak komisyon sınır belirleme konusunda bir sonuca varamasa da Özbekistan’ın Kırgızistan’a mayın haritalarını vermeyi kabul etmesiyle, sorunların çözülmesine yönelik önemli gelişmeler kaydedilmiştir.64 Yukarıda da açıklandığı üzere, Özbekistan’ın sınır sorunları çoğunlukla, Kırgızistan, Tacikistan ve Afganistan sınır bölgelerinde meydana gelmektedir.65 Türkmenistan, uluslararası platformda tarafsızlığını beyan etmiş olması ve Kazakistan, Özbekistan arasındaki uzun sınır hattının da çöl ve bozkırlarla kaplı olması ve ayrıca yerleşim birimi ve insan sayısının az olması gibi sebeplerle Özbekistan’ın batı ve kuzey sınırlarında çok büyük problemler yaşanmamıştır. SSCB döneminde, Kazakistan ile Özbekistan arasında 1946 yılında, toprak kiralama müsaadesi çerçevesinde, Özbekistan, Kazakistan’dan Bagıs Türkistan yerleşim bölgelerini kiralamıştır. 1992’ de kira süresi  bittiğinde Özbekistan, bu kiralanmış bölgeleri Kazakistan’a iade etmeyi reddetmiştir. Bagıs’ta yaşayan insanlar ise yasal belirsizlikle karşı karşıya kalmışlardır. Bu sorun giderilemeyince, Bagıs halkı kendini Kazakistan’dan ve Özbekistan’dan bağımsız bir ülke olduğunu ilan etmiştir. 9 Eylül 1992’de iki ülke liderinin anlaşma imzalaması ve parlamentoları tarafından onaylanması sonucunda sorun Kazakistan lehine çözümlenmiştir.66 Bununla beraber; Özbekistan’ın sınır sorunlarının bir başka boyutu da Rusya Federasyonu tarafındadır. Stratejik açıdan, Rusya Federasyonu, Türkistan’da varlığını sürdürebilmeyi, bu ülkelere askerlerini yerleştirerek (askeri üsler, sınır muhafızları) düşünmektedir.67 1994 yılından sonra, Rusya Federasyonu, Özbekistan’ın önüne, sürekli olarak kendi askeri için üs ve sınırlarında asker konuşlandırma taleplerini sürmüştür. Radikal İslami Hareketlerin oluşturduğu Sorunlar SSCB’nin dağılmasını müteakip, zaten alt yapısı hazır olan Türkistan’da İslamiyet’e yöneliş bir anda hızlanmış ve yeni Cumhuriyet’lerin laik ve bağımsız rejimlerini birinci derecede tehdit eder duruma gelmiştir. Türkistan’daki İslami hareketlenmenin de desteği ve güç merkezi, İran, Pakistan ve Suudi Arabistan olmuştur. Bu üç ülke tarafından belirlenen hedef; İran, Afganistan, Pakistan ve Türkistan’ı içerisine alan 50 milyon nüfuslu bir “Müslüman İttifak Sistemi”nin teşkil edilmesi olarak ortaya konulmuştur.68 SSCB’nin dağılması sonrasında bu üç ülke tarafından ortaya konulan Müslüman İttifak Sistemi planında da Afganistan “Anahtar Ülke” olarak belirlenmiştir.69 Özbekistan ise, büyük Özbek nüfusu ve bağımsızlık yolunda diğer Cumhuriyetlere göre daha güçlü attığı kararlı adımları nedeniyle, radikal İslami unsurların en önemli hedefine dönüşmüştür.70 Afganistan hakimiyeti için başlayan Taliban hareketinin en büyük düşmanı, Kuzey Afganistan’a hakim olan Afgan Özbeklerinin lideri General Dostum’un başarılı olması için her türlü desteği veren ülke, Özbekistan olmuştur. Bu dönemde, Taliban şemsiyesi altında, Usame Bin Ladin’in yönlendirmesiyle, yapılan şuralarda alınan kararlar, sürekli olarak, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan’ı içine alan modern bir şeriat devleti kurmak şeklinde olmuştur.71 Ayrıca, Suudi Arabistan tarafından desteklenen “Vahabilik” hareketi, özellikle, Özbekistan’ın Namangan ve Andican şehirleri ile Fergana Vadisi’nde ve Özbeklerin yoğun olarak yaşadığı diğer Türkistan Cumhuriyetlerinde etkili olmaya devam etmiştir. Vahabilerin öncelikli hedefi de; Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov’u devirmek ve dini temellere dayalı bir rejim kurmak, sonrasında da bu rejimi tüm Türkistan’a yaymak olarak belirlenmiştir.72 Bu kapsamda, Taliban rejimi ve Usame Bin Ladin ile ortak faaliyetlerde bulunan ve en büyük amacı, Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov’u devirmek olan ve kökleri 1990’lı yıllara dayanan, 1998’de “Cuma Namangani” ve ”Tahir Yoldaşev” tarafından kurulan “Özbekistan İslami Hareketi”, başta Özbekistan olmak üzere diğer Türkistan Cumhuriyetlerinin de rejimlerini tehdit eden bir terör örgütü olarak büyük tehlike oluşturmuştur73. Özbekistan İslami Hareketi, Fergana Vadisi’nin Kırgızistan topraklarında yer edinmiş ve bu bölgeden Özbekistan topraklarına girerek terör eylemlerinde bulunmuştur.74 Terör eylemlerinin devam ettiği dönemlerde, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın Özbekistan İslami Hareket terör örgütüne karşı yeterli önlem almadıklarını bildiren sert çıkışlarda bulunurken, zaman zaman üç ülke savaşın eşiğine gelmiştir.75 11 Eylül terör saldırısı sonrasında, ABD’nin Afganistan’da giriştiği hareket neticesinde, Taliban rejimi ile beraber, Özbekistan İslami Hareketi terör örgütü de çökertilmiştir. Teröristlerin büyük bir kısmı öldürülürken diğer bir kısmı da yer altına çekilmiştir. Günümüzde, aralarında Ahmet Raşid’in de bulunduğu uzmanlar, Kırgızistan, Pakistan ve Afganistan ile Özbekistan’ın kırsal kesimlerine dağılmış olan Özbekistan İslami Hareketi üyelerinin yeniden bir araya gelerek çok daha kanlı eylemlere girişmelerinin olası olduğunu dile getirmektedirler.76 Ayrıca, Rusya Federasyonu; kendisine sürekli muhalif olan ve Rus askerlerinin topraklarında konuşlanmasına müsaade etmeyen ve kendisine, Rus hakimiyetine girmeme mücadelesini hedef edinmiş olan Özbekistan Devlet Başkanı Kerimov’un bu stratejisinde vazgeçmesi için radikal İslam tehdidini bir koz olarak kullanmıştır. Bu bağlamda, ABD’nin etkin işbirliğinin sağlanabilmesi için, 11 Eylül terör saldırısı, Kerimov tarafından bir fırsat olarak değerlendirilmiştir. Bununla beraber 2004 yılı Özbekistan için iyi geçmemiştir. 28-29 Mart 2004 tarihlerinde Taşkent’te meydana gelen intihar saldırıları yaklaşık olarak 50 kişinin ölmesine ve bir çok kişinin yaralanmasına neden olmuştur. Özbek yetkililer, saldırıları, dünyanın diğer ülkelerinde meydana gelen terör eylemleri ile ilişkilendirerek, olayların, “El Kaide” ile bağlantılı uluslararası bir grup tarafından yapıldığı şeklinde açıklama yapmıştır.77 Meydana gelen saldırılar sonrasında, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powel,” ABD’nin meydana gelen terör saldırıları karşısında Özbekistan’a her türlü yardımı yapacağını” belirtirken, Washington Post gazetesi tarafından “ ABD ile stratejik ortak olabilme arzusundaki Kerimov, ülkesinde meydana gelen terör olaylarını, teröre karşı yürütülen global mücadelenin bir parçası olarak tanımladı, bu konuda bir bakıma da haklı, çünkü, Özbekistan, El Kaide ve Taliban bağlantılı İslami terör gruplarının son zamanlarda hedefi haline gelen bir ülke olmuştur.” şeklinde açıklama yapılmıştır.78 Bunun yanısıra, BBC uzmanları tarafından yapılan yorumlarda daha açık bir dil kullanılarak; “Özbekistan’daki terör eylemlerinin ardında ABD’nin olması ihtimali oldukça yüksektir. Orta Asya’da haritaları yeniden çizmek ve kontrol edilebilir ölçüde siyasi gerginlikler yaratarak böl ve yönet politikası gütmek ABD’nin çıkarınadır. Bu sayede ABD, kendisini bölgedeki stratejik pozisyonlara yerleştirebilecektir. Bu amaçtan ötürü artık Washington Yönetimi, “istikrarlı ve güvenilir” Kerimov rejimi ile işbirliği yapmak istememektedir.79 Uzmanlara göre ABD’nin amacı; Kosova’da mükemmelleştirdiği stratejiyi Orta Asya’da da uygulamaktır.”şeklinde açıklama yapılmıştır.80 Mart 2005’te, Fergana Vadisi’nde yeralan ve 350 bin kişilik nüfusu ile Özbekistan’ın üçüncü büyük şehri olan “Andican” da Kerimov rejimine karşı bir ayaklanma baş göstermiştir.81 Ayaklanma çok kısa bir sürede bastırılmıştır. Meydana gelen olaylarda, ilk belirlemelere göre 500 civarında insanın hayatını kaybettiği, Kerimov’un, isyancılara karşı çok sert tedbirler aldığı olayların bastırılması maksadıyla askeri birliklerin kullanıldığı belirtilmiştir.82 Kerimov tarafından; Andican’da meydana gelen olaylardan “Hiz-but Tahrir” örgütünün sorumlu olduğu açıklaması yapılmıştır. Bununla beraber, örgüt, meydana gelen olaylarda herhangi bir sorumluluğu olmadığını beyan etmektedir. 83 ABD’nin bölgede kendisi ile uyum içerisinde olmayan rejimleri devirmeye yönelik hareket ettiği bilinen bir gerçektir. En son olarak da daha önce açıklandığı gibi, Kırgızistan’da meydana gelen olaylar sonucunda Akaev rejimi devrilmiştir. Fakat, günümüzde, Özbekistan’ın, ABD ile ilişkilerinde kopukluklar meydana gelmiş olsa bile, bu ülkenin, hem bölgedeki aktif terör grupları ile mücadele etmesi, hem de bölgenin en güçlü ordusuna sahip olması nedeniyle, ABD ve Rusya Federasyonu için uluslararası terörizme karşı bir kale niteliğindedir. Bu nedenle, Kerimov rejiminin devrilmesi, bölgeye demokrasi ve istikrar getirmek isteyen ve büyük çıkarlar peşinde olan güçlere hiçbir fayda sağlamayacağı gibi, radikal İslam’ın güçlenmesine ve uluslararası bir tehdit haline dönüşmesine de sebep olabileceği değerlendirilmektedir.84 İnsan Hakları İhlalleri İle İlgili Sorunlar SSCB’nin dağılması sürecine hazırlıksız yakalanan Özbekistan, sınır, etnisite, ekonomik ve siyasi sıkıntıların içerisinde bağımsızlığını ilan etmiştir. Özbekistan Devlet Başkanı Kerimov tarafından baskıcı bir yönetim tarzı yürütülmeye başlanmış ve bu durum, uluslararası alanda, insan hakları ihlallerinin yapıldığı şeklinde yorumlara sebep olmuştur. Kanunsuz araştırmalar, dava açma hakkı ihlali, politik tutuklamalar ve basın, yayın özgürlüklerinin kısıtlanması, İnsan Hakları İzleme Derneği ve diğer uluslararası kuruluşların dönem raporlarında sürekli olarak yer almıştır.85 Baskıcı yönetim tarzı tartışmasız uygulanmıştır. Özbekistan Anayasa’sı özgürlükler açısından bazı tartışmalı hükümler içermektedir. Örnek olarak, “Bir kişi, ancak kanunun belirlediği limitler çerçevesinde özgürce konuşabilir” maddesi verilebilir. Bu kapsamda, Özbekistan’ın demokratik ve laik devlet olmasını engelleyecek her türlü oluşum önlenmiş, dinipartilerin faaliyetleri yasaklanmış ve radikal reformlar ile aşırı milliyetçilerin tüm hareketleri çeşitli şekillerde durdurulmuştur. Ayrıca, çeşitli kaynaklarda, Özbekistan; kısıtlı medeni hakların bulunduğu despotik bir devlet olarak tanımlanmakta ve İslam Kerimov’un ve merkezi yürütme kanadının tüm siyasal hayata hükmettiği, basında sansür uygulandığı, Parlamentonun neredeyse tamamının Cumhurbaşkanı tarafından atandığı, muhalefet partilerin varlığına izin verilmediği, eski Sovyet ajanlarından kurulu Ulusal Güvenlik Servisi ve polisin sayısız insan hakları ihlali yaptığı, yolsuzluk, örgütlü suçlar ve uyuşturucu kaçakçılığının güvenlik unsurlarının bilgisi dahilinde yürütüldüğü, çok sayıda insanın işlemedikleri suçlarla itham edilerek keyfi olarak gözaltına alındığı ve tutuklandığı, Uluslararası Kızılhaç örgütü yetkililerinin hapishaneleri ziyaret etmelerine izin verilmediği belirtilmektedir.86 Belli bir süre sonra, ülke egemenliğinin korunması ve sosyal uzlaşmanın sağlanması yönünde büyük adımlar atılınca, Özbekistan yabancı yatırımlar için önemli bir merkeze dönüşmüştür. Devlet Başkanı, İslam Kerimov, ABD ziyareti sırasında, insan hakları konusunda uyarılar aldığı dönemler geride kalırken, Mart 1995’de ABD Savunma Bakanı Villial Perry’in Özbekistan’ı ziyaretinde, “Özbekistan’ın bir istikrar adası” olduğunu beyan etmiştir87. Bunun sonucunda da; ABD’nin İran’a yönelik ticaret ambargosuna uyan tek Türkistan devleti, Özbekistan olmuştur.88 11 Eylül terör saldırıları sonrasında büyük bir ivme kazanan ilişkiler, 2001 yılı sonlarında Özbekistan – ABD stratejik ortaklığını başlatınca, bir anda Özbekistan’ın insan hakları ihlalleri ile ilgili hususları unutulmuştur. ABD’nin Afganistan operasyonuna, Özbekistan tarafından verilen tam destek sonucu, iki ülke arasındaki sıcak ilişkiler, Afganistan operasyonunun gündemden düşmesine bağlı olarak soğumaya başlamıştır. Son dönemde ise belli bir gerginlik oluşmuştur. Bu gerginliğin en büyük sebebini de; “İnsan hakları ihlalleri” ile “yabancı sivil toplum örgütlerine karşı uygulanan baskı” teşkil etmektedir.89 Değişime ve gelişime kapalı olmadığının bir göstergesi olarak, Özbekistan, Mart 2002’de ABD ile ortak bir bildiriye imza atmış ve bu bildiri ile ”İnsan hakları ve özgürlüklere saygı”, “gerçek çok partili bir sistem”, “dürüst ve özgür seçimler”, “siyasi çoğulculuk, fikir çeşitliliği ve bunları yayımlama özgürlüğü”, “medyanın bağımsızlığı” ve “adaletin bağımsızlığı” şartlarını yerine getirmeye söz vermiştir.90 Fakat kısa bir süre sonra, Özbekistan Adelet Bakanlığı tarafından, Özbekistan’da faaliyet gösteren Sivil Toplum Örgütlerinden, personel bilgilerinin, mali kaynaklarının ve planlı faaliyetlerinin bildirilmesi istenmiştir. 1996’da Özbekistan’da faaliyetlerine başlayan “Soros Vakfı”91 ve bu vakfa bağlı “Açık Toplum Enstitüsü”, istenilen bilgileri vermemesi üzerine, Aralık 2003’te, söz konusu vakfın faaliyetleri durdurulmuştur.92 Soros Vakfının faaliyetlerinin durdurulmasında etkili olan husus; Vakıf Başkanı George Soros tarafından yapılan; “Özbek Hükümetinin konuşma özgürlüğü, özgür basın ve sivil hareketlerden rahatsızlık duyan bir hükümet” olduğu ve vakıfın, Gürcistan’daki gibi “Kadife Devrimi” hayata geçirmek istediği şeklindeki açıklamalar etkili olmuştur.93 En son 26 Aralık 2004 tarihinde yapılan parlamento seçimlerinde, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gözlemcileri; yapılan seçimlerin, demokratik bir seçim için gerekli olan uluslararası kurallardan yoksun olduğunu, uluslararası normlara uymadığını ve Özbek otoritelerinin, seçimlerin şeffaflığını, çoğulcu katılımı ve demokratik ortamı engellediğini ifade etmişlerdir.94 GUUAM ve Şangay İşbirliği Örgütü İçin Vazgeçilmez Ülke Özbekistan Birleşik Devletler Topluluğu’nun kurulması sonrasında ortaya çıkan süreç, ülkelerin gruplaşmasına sebep olmuştur. Dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birini paylaşan ve dünya piyasalarına ulaştırılmasında ana güzergah konumundaki ülkeler, çeşitli çıkar hesapları yapmıştır. Bu devletlerden, Gürcistan ve Azerbaycan; Rusya Federasyonu’nun, Bağımsız Devletler Topluluğunu kullanarak, tekrar bölgesel hakimiyeti altına girmemek için çeşitli arayışlar içerisine girmiştir. Bu arayışlar sonucunda da, önemli ortak menfaatleri paylaşarak daha sıkı bağlarla bağlı “GUAM” örgütünün teşkil şeklinde olmuştur.110 Bu ülkeleri birbirine çeken ortak noktalar çok yönlüdür. Daha önceki bölümlerde de belirtildiği gibi, Kırgızistan ve Tacikistan, Özbekistan’ın baskıcı hareketlerinden korunmak için Kazakistan’ın yanında yer aldığı Rusya Federasyonu’na yanaşmışlardır. Çin ise, özellikle, SSCB’nin dağılması sonrasında, Türkistan’a yönelik politikalar üretmeye başlamış ve Rusya Federasyonu ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışmıştır. Çin’in bu hareket tarzını benimsemesinde en kritik nokta, “Sincan” eyaletinde yaşayan ve yıllarca Çin’in baskı ve asimilasyon politikalarına maruz kalan Türk nüfusunun, bağımsızlıklarını ilan eden Türkistan Cumhuriyetleri ile ilişki kurarak seslerini yükseltebilecekleri endişesidir.111 Bunun yanısıra, Çin’in büyüyen ve güçlenen ekonomisi ve nüfusu için ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarını kendi istikametine çevirmek isteği, ana stratejisinin bir diğer kritik noktasıdır. Yukarıda belirtilen sebepler çerçevesinde, Çin’in ev sahipliğinde, Rusya Federasyonu, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan Devlet Başkanları, Çin’in Şangay kentinde 26 Nisan 1996 tarihinde bir araya gelerek “Şangay Beşlisi”ni oluşturmuşlardır.112 Haziran 2000’de Duşenbe’de yapılan zirveye ilk defa Özbekistan gözlemci statüsünde katılmıştır. Özbekistan’ın Şangay Forumuna sıcak bakmasının sebepleri şu şekilde sıralanmaktadır. Şangay Beşlisi, bölgesel üstünlük için Özbekistan’a ihtiyaç duymuştur. Özbekistan’ın Çin ile ortak bir sınırı yoktur. Ancak Afganistan ile sınırdaştır ve bu ülke, radikal İslam’ın en yaygın olduğu ülkedir. Özellikle, Afganistan konusunda istediği düzeyde destek alamayınca, Özbekistan, 1999 yılında BDT’nin askeri kanadı olan “Kollektif Güvenlik Anlaşması” ndan ayrılmıştır. Fakat Afganistan’daki gelişmelere tek, başına etki etmede yeterli olamayınca, Rusya Federasyonu’nun desteğine ihtiyaç duymuş ve Şangay Beşlisi’ne yaklaşmıştır. Özbekistan 2001 yılında, güvenlik garantileri elde etmek maksadıyla Şangay Beşlisi’ne girme kararı alırken, Devlet Başkanı İslam Kerimov; Şangay Beşlisi’nin hiç bir zaman askeri ve siyasi bir forum olarak gelişmeyeceğini, kendi ülkesinin Orta Asya’da ayrılıkçılarla ortak mücadele için bu örgüte katıldığını belirterek, ABD ile olan ilişkilerinde de dengeyi korumak istemiştir. Özbekistan’ın örgüte katılımı ile, “Şangay Forumu”, “Şangay İşbirliği Örgütü”ne dönüşmüştür. ve Orta Asya’daki askeri varlığını arttırmasına sessiz kalmıştır. Bu kapsamda; özellikle Rusya Federasyonu ve Çin, ABD’nin Türkistan Cumhuriyetleri ile artan ilişkilerinden çok rahatsız olmuştur. Bu çerçevede, ABD ile en yakın ilişkileri kuran Özbekistan ile işbirliğinin tekrar güçlendirilmesi büyük önem kazanmıştır. Özbekistan’ın Başkenti Taşkent’te, 5 Eylül 2003 tarihinde özel gündem ile toplanan Şangay İşbirliği Örgütü Dışişleri Bakanları toplantısında görüşülen konu; ABD’nin bölgede artan varlığının nasıl azaltılacağı olmuştur.114 Şangay İşbirliği Örgütü tarafından, Özbekistan’ın ABD ve Rusya Federasyonu arasında sürdürdüğü denge politikasını bırakarak, Rusya Federasyonu ve Çin eksenli politikalar geliştirmesini cesaretlendirmek amacıyla, bu toplantıda, daha önce Kırgızistan’ın Başkenti Bişkek’te kurulmuş olan “Bölgesel Terörizmle Mücadele Merkezi” nin Yönetim Kurulunun, Taşkent’te faaliyet göstermesi kararı alınmıştır. Bu manevra ile Rusya Federasyonu, Özbekistan’ın ABD ile kurduğu güçlü güvenlik bağlarını bir ölçüde zayıflatmayı hedeflemiştir.115 Günümüzde, Rusya ve Çin önderliğindeki Şangay İşbirliği Örgütü, uluslar arası alanda yakından takip edilmeye başlanan ve Asya kıtası ile dünyada önemi gittikçe artan bir örgüt haline gelmiştir. Nitekim Pakistan, Hindistan ve İran gibi devletler Şangay İşbirliği Örgütüne katılmak konusunda isteklerini açık bir şekilde dile getirmektedir.116 Çok kutuplu uluslararası bir yapının hayata geçirilmesini hedefleyen Şangay İşbirliği Örgütü, gelecekteki en önemli seçeneklerden birisi olarak gözükmektedir. Bu örgütün elindeki ekonomik, potansiyel uzay çalışmaları, askeri teknoloji, insan kaynakları, enerji hatları, jeopolitik konumu ve diğer pek çok alandaki potansiyel güç genişleme süreci yaşanırsa daha muazzam bir güce dönüşecektir. Bu kapsamda; Hindistan, Pakistan ve İran’ın bu örgüte katılma istekleri değerlendirdiği takdirde, ABD’nin kendi politikalarını tekrar gözden geçirmesi gerekecektir. 117 Sonuç SSCB’nin dağılmasını müteakiben, Özbekistan, Devlet Başkanı Kerimov, “Timur Jeopolitiği”nin gereği olarak, Türkistan’a hakim olmak için önemli bir fırsatın çıktığı düşüncesine sahip olarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Özbekistan, SSCB’nin dağılmasını müteakip derhal Türkistan Coğrafyasında başlayan hakimiyet mücadelesinde önemli bir güç merkezi olacağının işaretlerini vermeye başlamıştır. Özbekistan, Maveraünnehir bölgesinin zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına, dünyanın en önemli doğal gaz ve altın rezervlerine, pamuk üretimine ve önemli petrol kaynaklarına, aynı zamanda 26.5 milyonluk, bölgenin en fazla Türk nüfusuna ve en az Rus azınlığına sahip ülkesidir. Bunun yanısıra, 6.5 milyonluk nüfuslu Tacikistan nüfusunun %25 (Yaklaşık 1.7 milyon Özbek)’i, 4.5 milyon nüfuslu Kırgızistan nüfusunun %14 (Yaklaşık 750 bin)’ü, ayrıca Afganistan’ın kuzeyinde yaşayan 1.5 milyon Afgan Özbek’i ile, Özbekistan, tartışma götürmez bir bölgesel üstünlüğe sahiptir. Özbekistan; Cumhuriyetin ilanından hemen sonra, serbest pazar ekonomisine ağırlık veren akılcı ekonomik programlar uygulamış ve dış ilişkilerinde, Batı ile her konuda bağlantılar oluşturmaya gayret ederken Rusya Federasyonu ile ilişkilerini, kendi bağımsızlığını tehlikeye düşürmeyecek şekilde dengeli olarak geliştirmiştir. Bu kapsamda, Özbekistan 1992 yılında Rusya Federasyonu ve diğer Cumhuriyetlerin bir araya gelerek imzaladıkları ve kendi topraklarına Rus askerinin konuşlanmasına müsaade ettikleri ortak güvenlik anlaşmasını imzaladığı halde, Rus askerlerinin ülkesinde konuşlandırılmasına müsaade etmemiştir. Bu kapsamda, esas amacı, Özbekistan rejimini yıkmak olan El Kaide ve Taliban destekli Özbekistan İslami Hareketi terör örgütüne karşı kendi milli ordusunu kurmuş ve kısa sürede kurduğu ordu, Türkistan’ın en büyük ve en nitelikli ordusu haline dönüşmüştür. Özbekistan’ın, Türkistan’da böyle güçlü bir konuma gelmesinde, Devlet Başkanı İslam Kerimov’un rolü çok büyüktür. Güçlü ve katı otoriter bir yönetim tesis eden Kerimov, birçok Batı devleti tarafından insan hakları ihlali ile suçlansa da, ülkedeki muhalefeti sert tedbirler ile bastırmış ve ülke içerinde farklı eğilimlerin önünü kesmiştir. Uygulanan ekonomik ve siyasi politikalar sonucunda da, günümüzde Özbekistan diğer Cumhuriyetlere nazaran zenginleşen, güçlenen ve birçok batılı yatırımcıyı kendisine çeken bir ülke haline gelmiştir. Kerimov, sürekli olarak, Rusya Federasyonu’nun kontrolüne girmeyecek tarzda hareket etmiştir. Bu kapsamda, 1999 yılında, 1992’de imzalanan ortak güvenlik anlaşmasından çekilmiş, fakat Şangay İşbirliği Örgütündeki konumunu da muhafaza etmiştir. 11 Eylül sonrası ise ABD’ye kapılarını açan ilk ülke olmuştur. ABD, Özbekistan’ın bu hareketini, ekonomik yardımlar ve “stratejik ortaklık” ile ödüllendirmiştir. 11 Eylül ile başlayan Özbekistan – ABD işbirliği, Afganistan Harekatının gündemden düşmesi ile günümüzde zayıflama trendine girmiş gibi görünmektedir. Kerimov, 2004 yılı içerisinde, ülkesinde faaliyette bulunan ve “insan hakları ihlali yapan Kerimov rejimini yıkmak” şeklinde hedef belirleyen SOROS Bağımsızlık Sonrası Özbekistan... 437 Vakfının, açık toplum örgütlerinin faaliyetlerini durdurmuştur. Ardından, ABD tarafından Özbekistan’a yapılan ekonomik yardımların ertelendiği açıklaması gelmiştir. ABD’nin bu tavrı üzerine Özbekistan, Rusya Federasyonu ile işbirliğini tekrar geliştirmeye başlamış ve Mayıs 2005’te üyesi olduğu, ABD tarafından desteklenen GUUAM’dan ayrıldığını açıklamıştır. ABD, “Kadife Devrimler” serisi ile son olarak Kırgızistan’da, Rusya Federasyonu politikasına bağlı Akaev rejimini çok kolay bir şekilde devirmiştir. Meydana gelen bu rejim değişikliğinden kısa bir süre sonra da Özbekistan’ın Fergana Vadisindeki Andican şehrinde bir ayaklanma baş göstermiştir. Fakat Kerimov rejiminin ve Özbekistan ordusunun gücü, bu ayaklanmanın fazla büyümeden bastırılmasına yetmiştir. Olayların devam ettiği süre içerisinde de, Rusya Federasyonu’ndan ve ABD den, Andican’ da 500 civarında ölen insan olmasına rağmen hiçbir tepki gelmemiştir. Bu tepkisizliğin en büyük nedeni de Özbekistan’ın, yıllardır terör örgütleriyle ve Kerimov rejimini yıkarak yerine Taliban benzeri bir İslami yönetim kurmak isteyen radikal unsurlarla mücadele etmesi ve Türkistan’da güçlendirilmek istenen laik yönetim sistemlerin kalesi niteliğine sahip olmasıdır. 2005 Mayıs ayı içerisinde meydana gelen olayların merkezi, birbirine çok yakın olan “Oş”, “Celalabat” ve ”Andican” üçgenidir. Her üç şehir de Fergana Vadisinde bulunmaktadır. Fergana, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan rejimlerinin bekası için gerçek bir tehdit niteliğindedir. Önümüzdeki dönemlerde, 2005 yılı ortalarında meydana gelen olayların benzerlerinin veya daha büyüklerinin yaşanmaması için bu bölgenin temizlenmesi ve tamamen kontrol altına alınması çok gereklidir. Fergana Vadisinin büyüklüğü göz önüne alındığında, burada yapılacak operasyonlar için büyük çaplı birliklere ihtiyaç vardır. Buda ancak ABD, Rusya Federasyonu ve Özbekistan’ın gücü ile olacaktır. Özbekistan, Türkistan bölgesinin günümüzde, ekonomik ve askeri açıdan kendi kendisine yeterli hale gelmiş tek ülkesidir. Japonya’nın, Özbekistan ve Afganistan üzerinden, Pakistan limanlarına bağlanacak bir demiryolu hattı yatırımı ile ekonomik işbirliği isteği ve buna karşın, geçtiğimiz günlerde, Pakistan lideri Pervez Müşerref’in, Özbekistan’ı ziyaret etmesi ve söz konusu hat üzerinde durması, Özbekistan’ın tek eksiği gibi görünen denize çıkış imkanının yaratılması bakımından çok önemli olduğu değerlendirilmektedir. Büyük bir olasılıkla ve Afganistan’daki siyasi istikrarın sağlanmasına bağlı olarak bu hattında gerçekleşmesi durumunda, yakın bir gelecekte, Özbekistan, yer altı ve yer üstü zenginlikleri ve homojen nüfusu ile Türkistan bölgesinin lider ülkesi haline geleceği kaçınılmazdır. Ayrıca, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan, Türkistan coğrafyasında, nüfus, etnik yapı ve doğal kaynakların paylaşımı bakımından ortak kadere sahip üç ülkesidir. Her üç Cumhuriyetin de aslında Türk kökenli ve aynı merkezin insanları olduğu, etnik yapının ve sınırların, Rusya’nın milliyetler politikası ile yapay olarak ortaya çıkarıldığı göz önüne alındığında ve özellikle Kırgızistan ve Tacikistan’ın büyük oranlarda Özbek azınlığı topraklarında barındırdığı düşünüldüğünde, üç cumhuriyetin, Özbekistan liderliğinde birleşmesi veya federatif bir yapı oluşturması, üç devletin de ayrı ayrı uğraştığı sorunlardan kurtulmasına ve daha büyük bir refaha kavuşmalarını sağlayacağı değerlendirilmektedir.


DİPNOT AÇIKLAMALARI

 1Vicken, CHETERİAN, “L’etoile Montante Ouzbeke”, Le Monde Diplomatique, http://www.lemondediplomatigue.fr/Novembre 2001., (10 Şubat 2005).
2 Nilüfer, AVCI, “Özbekistan’ın Dünü ve Bugününde Siyasi ve Ekonomik Oluşumlar”, Yeni Türkiye Dergisi, Temmuz – Ağustos 1997, Yıl. 3., s. 1289. 3 Işıl, ÖZEROL, “Özbekistan Ülke Bilgileri”, Haziran 2004, http://www.tika.gov.tr/ülkeler, (10 Şubat 2005) 4 S., Frederic, STARR, “Avrasya’da İstikrarın Sağlanması”, Avrasya Dosyası, Kış 1996, Cilt. 3, s. 136. 5 B. Zakir AVŞAR, Furruh, SOLAK, Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri, Vadi Yayınları, İstanbul, Şubat 1998, İkinci Baskı, s. 168. 6 0-14 yaş, %34.1 (erkek, 4.583.228, bayan, 4.418.003), 15-64 yaş, %61.1 (erkek, 7.990.233, bayan, 8.157.136) 65 yaş ve üzeri, %4.8, (erkek, 513.434, bayan, 748.382), ÖZEROL, a.g.e., s. 13. 7 a.g.e., s. 17. 8 a.g.e., s. 22. 9 AVŞAR, SOLAK, a.g.e., s. 170. F.Ü.Sosyal Bilimler Dergisi 2006 16 (2) 416 10 STARR, a.g.m., s. 137. 11 Oliver, ROY, Yeni Orta Asya ya da Ulusların İmal edilişi, Metis Yayınları, Mart 2000, İstanbul, s. 240. 12 STARR, a.g.m., s. 138. 13 Gökçen, EKİCİ, “Özbekistan-ABD ilişkilerinde Soros Faktörü”, Stratejik Analiz, Ekim 2004, Cilt. 5, Sayı. 54, s. 79. 14 Işıl, ÖZEROL, “Özbekistan Ülke Bilgileri”, Haziran 2004, http://www.tika.gov.tr/ülkeler, (10 Şubat 2005) 15 “Türkmenistan Ülke Profili”, www.tika.gov.tr/ülke-profili.asp, (10 Şubat 2005) 16 “Kazakistan Dosyası”, Avrasya Bülteni, Aralık 2004, Sayı.29, s. 10. 17 Selda, ÖZDENOĞLU, “Kırgızistan Ülke Bilgileri”, http://www.tika.gov.tr/ülke-profili.asp, (10 Şubat 2005) 18 http://www.geocities.com/allnetweb/tacikistan.htm, (10 Şubat 2005)
19 AVCI, a.g.m., s. 1310. 20 Halim NEZİHOĞLU, “Bağımsızlıktan Günümüze Rusya-Türk Cumhuriyetleri İlişkileri”, (der. Mim, Kemal, ÖKE), Geçiş Sürecinde Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Alfa Yayınları, İstanbul, Mart 1999, s. 47. 21 DEMİR, a.g.e., s. 118. 22 RAŞİD, a.g.e., s. 119. , (a) 23 ÜLKÜ, a.g.e., s. 293. 24 RAŞİD, a.g.e., s. 178., (a). 25 ÖZDENOĞLU, “Kırgız Cumhuriyeti”, Haziran 2004, http://www.tika.gov.tr/ülkeler, (10 Şubat 2005) 26 Akaev’in beş milyonluk ülkesi Kırgızistan, Türkistan Cumhuriyetleri içerisinde Tacikistan’dan sonra en yoksul ülkedir., A. Ahat, ANDİCAN, “Sovyet Sonrası coğrafyada Kadife Devrimler”, Cumhuriyet F.Ü.Sosyal Bilimler Dergisi 2006 16 (2)33 KLEVEMAN, a.g.e., s. 188. 34 Kırgızistan’ı kontrol edecek güç, Tacikistan’a ve Afganistan’a kolay ulaşabilmeyi, Kazakistan’ı ve Özbekistan’ı kontrol altında tutmayı sağlayacak imkana sahip olacaktır., Meryem, HAKİM, “Tanrı Dağlarına Kim Tırmanıyor”, Cumhuriyet Strateji, 4 Nisan 2005, Cumhuriyet Gazetesi, s. 7. 35 Diğer Türkistan Cumhuriyetlerinde olduğu gibi Kırgızistan’da da SOROS Vakfı, ABD’nin bir gücü olarak demokrasi ve insan hakları silahını kullanmaktadır. Rusya Federasyonu, kendi tarafında olan Asker Akaev rejimini desteklemiş ve Ocak 2005 ayı içerisinde Moskova’da görüşme yapmıştır. Şubat ayı içerisinde, ABD’nin “AWACS uçaklarını Kırgızistan’da konuşlandırma” talebine Kırgız hükümetinin, “ABD taleplerini, aralarında Rusya ve Çin’inde bulunduğu müttefiklerimizle görüştük ve reddettik” açıklamasını yapması üzerine, SOROS Vakfı tarafından hazırlanan ve ABD’nin Kırgızistan Büyükelçisi tarafından, “Kırgızistan’da ki seçimlere ilişkin ciddi problemler olduğu, bu gelişmelerin Kırgızistan’ın uluslararası alandaki imajını zedeleyebileceği ve demokratikleşmenin önündeki bu engellerin, ABD – Kırgızistan ilişkilerini önemli ölçüde zedeleyebileceği” açıklaması yapılmıştır., Gürol, KIRAÇ, “Akaev’i Devirenler İttifak Arayışında”, Cumhuriyet Strateji, 11 Nisan 2005, Cumhuriyet Gazetesi, s. 8. 36 Seçimlerin sona ermesini müteakip, seçimlerin adil olmadığından hareketle, önce “Oş” ve “Celalabat” kentlerinde gösteriler olmuş ve 24 Mart 2005 tarihinde başkent Bişkek’te meydana gelen olaylar sonucu, Asker Akaev rejimi devrilmiştir., Gürol, KIRAÇ, “Rusya- ABD Rekabetinin Kırgızistan’a yansıması”, Cumhuriyet Strateji, 28 Mart 2005, Cumhuriyet Gazetesi, s. 7. 37 http:// www.geocities.com/allnet web/ tacikistan.htm # 02(10 Şubat 2004)38 AVŞAR, SOLAK, a.g.e., s. 180. 39 STARR, a.g.m., s. 135. 40 AKÇALI, a.g.m., s. 149. 41 UYSAL, a.g.m., s. 8. 42 Kuzey Afganistan’da 2 milyon kadar Özbek yaşamaktadır. Kızıl Ordu’nun 1920’lerde asi Basmacı hareketine yakın Özbek Klanlarını yerinden etmesiyle meydana gelen kitlesel göçlerin sonucu olan bu topluluk , 1992 Nisan ında Kabil’in düşmesiyle, rakipsiz savaş ağası Genaral Raşid Dostum’un önderliğinde, Kabil’de oluşan geleneksel yönetime rakip bir devlet kurmuştur. Mücahitlere şiddetle karşı olan Dostum, Taşkent’e sık sık gelerek Başkan Kerimov ile yakın ilişki kurmuştur. Kerimov, Afgan Özbek bölgesini, köktendinciliğin kuzeye yayılmasını engelleyen bir tampon olarak görmüştür., RAŞİD, a.g.e., s. 99., (a) 43 Tayyar, ARI, “Sovyetler Birliği Sonrasında Avrasya: Din, Etnik Yapı, Ekonomi ve Dış Politika”, Avrasya Dosyası, Kış 1996, Cilt. 3, Sayı. 4, s. 37. 44 STARR, a.g.m., s.135.45Ahmed, RAŞİD, Taliban, İslamiyet, Petrol ve Orta Asya’da Yeni Büyük Oyun, Everest Yayınları, Kasım 2001, s. 243. , (b) 46 RAŞİD, a.g.e., s. 244. , (b) 47 a.g.e., s. 214. , (b)F.Ü.Sosyal Bilimler Dergisi 2006 16 (2)48 RAŞİD, a.g.e., s. 201. , (b) 49 ÜLKÜ, a.g.e., s. 227. 50 BREZEZİNSKİ, a.g.e., s. 114. 51 STARR, a.g.m., s. 48. 52 http:// www.geocities.com.tr./tacikistan, (12 ŞUBAT 2005) 53 UYSAL, a.g.m., s. 8. 54 a.g.m., s. 8.55 ÖMER, AVRASİ, Berk, ÖZSALGIR, “Orta Asya’nın 1991’den İtibaren Geçirdiği Siyasi Değişim”, (der, Gamze, GÜNGÖRMÜŞ KONA), Orta Doğu, Orta Asya ve Kesişen Yollar, ІQ Yayınları, Ekim 2003, İstanbul, s. 22. 56 Fergana vadisi, bugün, Orta Asya’nın en istikrarsız bölgelerinden birisidir. Genellikle İslami hareketlerin potansiyel bir yuvası; geçmişte şiddetli ve kanlı olaylara fırsat veren ekonomik ve siyasi baskılarında yerleşim sahasıdır. Bölgenin aşırı yoğun ve genç nüfusa sahip olması, işsizlik ve ekonomik sorunlar tansiyonu yükseltmektedir. Bunun yanı sıra, Fergana Vadisi, Orta Asya’da İslam’ın ve İslam geleneklerinin de en yoğun yaşandığı yerdir., Mehmet, Seyfettin, EROL, “Avrasya jeopolitiğinde Orta Asya ve 11 Eylül”, (der, Ertan, EFEGİL, Elif, Hatun, Kılıçbeyli, Pınar, AKÇALI), Yakın Dönem Güç Mücadeleleri Işığında Orta Asya Gerçeği, Gündoğan Yayınları, Şubat 2004, İstanbul, s. 218. 57 CHETERİAN, a.g.m., s. 3. 58 ÜLKÜ, a.g.e., s. 114. 59 ÜLKÜ, a.g.e., s. 115. 60 a.g.e., s. 144. 61 DEMİR, a.g.m., s. 112.F.Ü.Sosyal Bilimler Dergisi 2006 16 (2)62 RAŞİD, a.g.e., s. 8. , (b) 63 RAŞİD, a.g.e., s. 200. , (b) 64 Suale,BAYCAUN, “Orta Asya’da Bitmeyen Sınır Sorunları: Kırgızistan-Özbekistan Gerginliği”, Stratejik Analiz, Kasım 2003, Cilt. 4, Sayı. 43, s. 66. 65 Orta Asya’nın çeşitli ülkeleri arasındaki sınırların coğrafi, iktisadi yada etnik bir mantığı yoktur. Sirderya vadisi, Kırgızistan’da, nüfusunun çoğunluğu Özbeklerden oluşan bir bölgeden (Oş) başlar, Özbekistan’a Fergana’dan girer, sonra Tacikistan’a geçer (Hoçent). Sonra gene Özbekistan’dan geçip, Kazakistan’da son bulur. Bu durumda, Özbekistan’ın başkenti olan Taşkent’i, Özbek vilayeti Fergana’ya bağlayan en kısa yol Tacikistan’dan (Hoçent) geçmek zorundadır. Özbekistan sınırından Çıkmadan Fergana’ya gidilebilen başka bir yol vardır ama bir boğazdan geçer ve çok sarptır. Aynı şekilde Tacikistan başkenti Duşenbe’yi Hoçent’e bağlayan yol Özbekistan’dan, Horog’u bağlayan yol ise Kırgızistan’dan geçer., ROY, a.g.e., s. 109.66 BAYCAUN, a.g.m., s. 66. 67 ROY, a.g.e., s. 259. 68 ÜLKÜ, a.g.e., s. 59. 69 Jamie, DORAN, “Les Dynamique Du Desordre Mondial Ces Charnier Afghans Si Distrects”, Le Monde Diplomatique, http://www.lemondediplomatique.com.fr/ Septembre 2002, s. 16., (10 Şubat 2004) 70ALBİON, Allison., ”Uzbek President Hammer Ministre Over Unpaid Wagas” ,www.rferl.org.rfe /rl.Analytical Report. 5 Septembre 2003, number.30., (10 Şubat 2005).71 ÜLKÜ, a.g.e., s. 97. 72 DEMİR, a.g.m., s. 142. 73 Özbekistan İslami Hareketi Terör Örgütünün kısa vadedeki amacı, bölgesel istikrarsızlık yaratmak ve İslam Kerimov rejimini devirmek, uzun vadedeki amacı ise; Kabil’den Orenburg’a kadar devam eden İslam Devleti kurmaktır., Suale, BAYCAUN, “Orta Asya ve Özbekistan’da İslam ve Köktendincilik”, Avrasya Dosyası, Sonbahar 2001, Cilt. 7, Sayı. 3, s. 100. 74 DEMİR, a.g.m., s.148. 75ALİSİON, A., “What is Progress ? Measaring Uzbekistan Against EBCD”, Benchmerks, www.rferl.org.rfe/rl., Analitical Report.,10 February 2004, Volume . 4, Number. 6, (10 Şubat 2005). 76 a.g.m., s.148.77 KİMMAGE, Daniel, “Terror İn Uzbekistan, The Aftermath”, Central Asia Report, 7 April 2004, http//: www.Rferl.Org.Rfe/Rl.Analytical Report, Volume. 4, Number. 14, 14 April, 2004, s.1., (a), (4 Kasım 2004). 78 Daniel, KİMMAGE, “Terror İn Uzbekistan, Primary Conclusion”, Central Asia Report, 7 April 2004, http//: www.Rferl.Org.Rfe/Rl.Analytical Report, Volume. 4, Number. 15, 14 April, 2004, s.1. (4 Kasım 2004). 79 Allison, ALBİON,”Tashkent’s New Balancing Act After The SCO Summit” ,www.rferl.org.rfe /rl. Analytical Report. 14 Septembre 2003, volume. 3, number. 31., (10 Şubat 2005) 80 KİMMAGE, a.g.m., s. 3., (a).81 Milliyet Gazetesi, 15 Mayıs 2005, s. 20. 82 Milliyet Gazetesi, 15 Mayıs 2005, s. 20. 83 Milliyet Gazetesi, 18 Mayıs 2005, s. 20. 84 Sinan, OGAN, “Özbekistan’da Yeşil Devrim”, hptt::/www.turksam.org/tr/yazilar.asp?kat1=3&. Yazi.364. (17 Mayıs 2005) 85 STARR, a.g.m., s. 138. 86ERHAN, a.g.m., s. 11. http://www.stradigma.com/türkçe/Kasım2003/vizyon.html.,(4 Aralık 2004) 87 STARR, a.g.m., s. 143. 88 a.g.m., s. 143. 89 Gökçen, EKİCİ, “Orta Asya Seçim Maratonunda Önemli Bir Durak: Özbekistan Seçimleri”, Stratejik Analiz, Kasım 2004, Cilt. 5, Sayı. 55, s. 77.90 EKİCİ, a.g.m., s. 81. 91 Ünlü yatırım uzmanı ve dünya çapında faaliyet gösteren Soros Vakıflar Ağının kurucusu olarak tanımlanan George Soros, 1930 yılında Macaristan’da doğmuştur. 1956 yılında ABD’ye yerleşen Soros, burada bir yatırım fonu kurarak büyük bir servete sahip olmuştur. Soros, 1979 yılında ilk vakfı olan Açık Toplum Vakfı’nı 1979 yılında, “New York”ta, 1984 yılında ise Macaristan’da ikincisini kurmuştur. Soros, bugün 31 ülkede (Orta ve Doğu Avrupa, Türkistan, Guetamala, Haiti, Moğolistan, Güney Afrika vb.) faaliyet gösteren vakıflar ağına sahiptir. Kamuoyuna bu vakıfların ortak hedefleri açık toplumların gelişimini ve devamlılığını sağlayacak kurumların kurulması ve güçlendirilmesi olarak açıklanmaktadır. Bu amaçla, Açık Toplum Fonu, çeşitli ülkelerde; açık toplumların gelişimini ve devamlılığını sağlamak için eğitim, sosyal değişim ve hukuk reformu alanlarında birçok programı desteklemektedir. Aynur, MERYEMOVA, “Soros ve Kazakistan: Sıradaki Kim?”, 28 Mart 2005, Cumhuriyet Strateji, Cumhuriyet Gazetesi, s. 10. 92 a.g.m., s. 79. 93 http:// www.uzbekistanerk.org/modules.php?name=News&file=article&sid=695, (21 Temmuz 2004). 94 İgnacio, Ramonet, “Labyrent The Caucasien”, Le Monde Diplomatique, http://www. lemondediplomatique.com.fr/octobre 2004, (24 Şubat 2005). F.Ü.Sosyal Bilimler Dergisi 2006 16 (2) 438114 TANRISEVER, a.g.m., s. 344. 115 a.g.m., s. 345. 116 KIRAÇ, a.g.m., s. 13. 117 KIRAÇ, a.g.m., s. 14. F.Ü.Sosyal Bilimler Dergisi 2006 16 (2) 436 113 Şangay İşbirliği Örgütü, 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında, ABD’nin, Afganistan 110 YAPICI, a.g.e., s. 129. 111 TANRISEVER, a.g.m., s. 343. 112 Kutay KARACA, “Çin Halk Cumhuriyetinin Yeni Güvenlik Kavramı, Şangay İş Birliği Örgütü ve Türkiye’nin Bölgedeki Örgütlenmeye Bakışı”, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Şubat 2004, s. 204. 113 PURTAŞ, a.g.m., s. 21. Bağımsızlık Sonrası Özbekistan... 435KAYNAKÇA Ahat, ANDİCAN, “Sovyet Sonrası coğrafyada Kadife Devrimler”, Cumhuriyet Strateji, 11 Nisan 2005, Cumhuriyet Gazetesi, s. 10. Ahat, ANDİCAN, Cedidizmden Bağımsızlığa Hariçte Türkistan Mücadelesi, Emre Yayınları, İstanbul, 2003 Ahmed, RAŞİD, Taliban, İslamiyet, Petrol ve Orta Asya’da Yeni Büyük Oyun, Everest Yayınları, Kasım 2001, s. 243. , (b) Ahmet, BURAN, “Türk Asrı İçin Önce “Türkçe Asrı” Gerekir” , Yeni Türkiye Dergisi, Mayıs – Haziran 1997, Yıl. 3, Sayı. 15, s. 212. Ahmet, SOMUNCUOĞLU, Kazakistan ve Özbekistan Ekonomileri, Geçiş ve Büyüme Stratejileri, ASAM Yayınları, Ankara, 2001, s. 218. Akdes, Nimet, KURAT, Rusya Tarihi, Başlangıçtan 1917’e Kadar, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 3. Baskı, Ankara, 1993. ALBİON, Allison., ”Uzbek President Hammer Ministre Over Unpaid Wagas” ,www.rferl.org.rfe /rl.Analytical Report. 5 Septembre 2003, number.30., (10 Şubat 2005). Ali, Faik, DEMİR, “Orta Asya Cumhuriyetlerinde İslam ve Etnisite”, (der., Ertan EFEGİL, Pınar AKÇALI), Orta Asya’nın Sosyo-Kültürel Sorunları:Kimlik, İslam, Milliyet ve Etnisite, Gündoğan Yayınları, İstanbul, Kasım 2003, s. 119. ALİSİON, A., “What is Progress ? Measaring Uzbekistan Against EBCD”, Benchmerks, www.rferl.org.rfe/rl., Analitical Report.,10 February 2004, Volume . 4, (10 Şubat 2005). Allison, ALBİON, “Tashkent’s New Balancing Act After The SCO Summit” ,www.rferl.org.rfe /rl. Analytical Report. 14 Septembre 2003, volume. 3, number. 31., (10 Şubat 2005). Anar, SOMUNCUOĞLU, “Özbekistan’ın Gelişme Stratejisi”, Avrasya Dosyası, Sonbahar Bağımsızlık Sonrası Özbekistan... 439 2001, Cilt. 7, Sayı. 3, s. 21. Avrasya Bülteni, Mart 2004, Sayı. 20, s. 10. Avrasya Etüdleri, Yaz 2001, Sayı, 20, s. 18. Aydın, ÇUBUKÇU, “ABD’nin Savunma Konsepti Değişimi” http://www.evrenselbasim. com/ad/ yazi.asp? İd=1121, (7 Mart 2005) Aynur, MERYEMOVA, “Soros ve Kazakistan: Sıradaki Kim?”, 28 Mart 2005, Cumhuriyet Strateji, Cumhuriyet Gazetesi, s. 10. B. Zakir AVŞAR, Furruh, SOLAK, Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri, Vadi Yayınları, İstanbul, Şubat 1998, İkinci Baskı. B. Zakir, AVŞAR, “21’nci Yüzyılda Türk Dünyası”, Yeni Türkiye Dergisi, Mayıs-Haziran 1997, Yıl.3, Sayı.15, s. 122. CHETERİAN, Vicken, “L’etoile Montante Ouzbeke”, Le Monde Diplomatique, http://www.lemondediplomatigue.fr/Novembre 2001., (10 Şubat 2005). Daniel, KİMMAGE, “Terror İn Uzbekistan, Primary Conclusion”, Central Asia Report, 7 April 2004, http//: www.Rferl.Org.Rfe/Rl.Analytical Report, Volume. 4, Number. 15, 14 April, 2004, s.1. (4 Kasım 2004). Deventra, KAUSHİK, “Orta Asya Cumhuriyetleri: 10 Yıllık Bağımsızlık Dönemi Bilançosu”, http://www.evrensel.net/03/07/03/dünya.html., (7 Mart 2005) ERHAN, Çağrı, a.g.m., s. 11. http://www.stradigma.com/türkçe/Kasım2003/vizyon.html.,(4 Aralık 2004) Ertan, EFEGİL, Yılmaz, ÇOLAK, “Geçiş Sürecinde, Orta Asya”, (der, Ertan, EFEGİL, Pınar, AKÇALI), Orta Asya’nın Sosyo-Kültürel Sorunları: Kimlik, İslam ve Etnisite, Gündoğan Yayınları, s. 207. Faruk, UYSAL, “Özbekistan”, Avrasya Bülteni, Eylül 2004, Sayı. 26, s. 8. Fatma, AÇIK, “Özbekistan’da 1990-2000 Yılları Arasında Özbek Türkçesi’nin Durumu”, Avrasya Etüdleri, Yaz-Sonbahar 2002, Sayı. 23, s. 127. Fırat, PURTAŞ, “Şangay Beşlisi’nden Şangay İşbirliği Örgütü’ne, Orta Asya’da Rus – Çin Stratejik Ortaklığı”, 2023 Dergisi, Ocak 2004, s. 20. Fırat, PURTAŞ, Rusya Federasyonu Ekseninde Bağımsız Devletler Topluluğu, Platin Yayınları, Ankara, 2005. Gökçen, EKİCİ, “Orta Asya Seçim Maratonunda Önemli Bir Durak: Özbekistan Seçimleri”, Stratejik Analiz, Kasım 2004, Cilt. 5, Sayı. 55, s. 77. Gökçen, EKİCİ, “Özbekistan-ABD ilişkilerinde Soros Faktörü”, Stratejik Analiz, Ekim 2004, Cilt. 5, Sayı. 54, s. 79. Gökhan, BACIK, “Türk Cumhuriyetleri’nin Kimlik Sorunu”, (der, Mim, Kemal, ÖKE), F.Ü.Sosyal Bilimler Dergisi 2006 16 (2) 440 Geçiş Sürecinde Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Alfa Yayınları, İstanbul, Mart 1999, s. 105. Gürol, KIRAÇ, “Akaev’i Devirenler İttifak Arayışında”, Cumhuriyet Strateji, 11 Nisan 2005, Cumhuriyet Gazetesi, s. 8. Gürol, KIRAÇ, “Rusya- ABD Rekabetinin Kırgızistan’a yansıması”, Cumhuriyet Strateji, 28 Mart 2005, Cumhuriyet Gazetesi, s. 7. Gürol, KIRAÇ, “Şangay İşbirliği Örgütü”, 21 Mart 2005, Cumhuriyet Strateji, Cunhuriyet Gazetesi, s. 12. Halim NEZİHOĞLU, “Bağımsızlıktan Günümüze Rusya-Türk Cumhuriyetleri İlişkileri”, (der. Mim, Kemal, ÖKE), Geçiş Sürecinde Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Alfa Yayınları, İstanbul, Mart 1999, s. 47. Işıl, ÖZEROL, “Özbekistan Ülke Bilgileri”, Haziran 2004, http://www.tika.gov.tr/ülkeler, (10 Şubat 2005). İgnacio, Ramonet, “Labyrent The Caucasien”, Le Monde Diplomatique, http://www.lemondediplomatique.com.fr/octobre 2004, (24 Şubat 2005). İgor, P., LİPOVSKY, “Yeni Bir Siyasal Kimlik Arayışında Orta Asya”, Avrasya Dosyası, Kış 1996, Cilt. 3, Sayı. 4, s. 114. İrfan, ÜLKÜ, Moskova ile İslam ArasındaOrta Asya, Kum Saati Yayınları, İstanbul, Aralık 2002. Jamie, DORAN, “Les Dynamique Du Desordre Mondial Ces Charnier Afghans Si Distrects”, Le Monde Diplomatique, http://www.lemondediplomatique.com.fr/ Septembre 2002, s. 16., (10 Şubat 2004). Jean, Paul, ROUX, Orta Asya, Tarih ve Uygarlık, Kabalcı Yayınları, İstanbul, Şubat 2001, s. 304. “Kazakistan Dosyası”, Avrasya Bülteni, Aralık 2004, Sayı.29, s. 10. KİMMAGE, Daniel, “Terror İn Uzbekistan, The Aftermath”, Central Asia Report, 7 April 2004, http//: www.Rferl.Org.Rfe/Rl.Analytical Report, Volume. 4, Number. 14, 14 April, 2004, s.1., (a), (4 Kasım 2004) KLARE, T., Michael, “Les Vrai Desseins de M. George Bush”, www. lemonddiplomatique. fr/novembre 2002., s. 3, (10 Şubat 2005). Kutay KARACA, “Çin Halk Cumhuriyetinin Yeni Güvenlik Kavramı, Şangay İş Birliği Örgütü ve Türkiye’nin Bölgedeki Örgütlenmeye Bakışı”, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Şubat 2004, s. 204. Mehmet, AÇA, “Etnik Kimlik İcadının Tarihi ve Küreselci Yeni Stratejilere Galievci Bir Yaklaşım”, (der, Mehmet, AÇA, Hüseyin, DURGUT), Küreselleşen Dünya ve Türk Kimliği, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul, Şubat 2004, s. 141. Bağımsızlık Sonrası Özbekistan... 441 Mehmet, AÇA, “Orta Asya’dan Uluslaşma Süreci ve Türkiyat Araştırmalarında Rus İlminskiy ve Ardıllarının Rolü”, (der., Ertan EFEGİL, Pınar, AKÇALI), Orta Asya’nın SosyoKültürel Sorunları, Gündoğan Yayınları, İstanbul, Kasım 2003, s. 38. Mehmet, Erkan, KILLIOĞLU, “Özbekistan’ın Siyasi ve İktisadi yapısı”, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Yedi Tepe Üniversitesi, İstanbul 1999, s. 23. Mehmet, Sami, DENKER, 2000’li Yıllarda Asya Pasifik Bölgesinin Güvenliği, ASAM Yayınları, Ankara, 2000, s. 39. Mehmet, Seyfettin, EROL, “Avrasya jeopolitiğinde Orta Asya ve 11 Eylül”, (der, Ertan, EFEGİL, Elif, Hatun, Kılıçbeyli, Pınar, AKÇALI), Yakın Dönem Güç Mücadeleleri Işığında Orta Asya Gerçeği, Gündoğan Yayınları, Şubat 2004, İstanbul, s. 218. Mehmet, Seyfettin, EROL, Fazıl, Ahmet, BURGET,“Afganistan Özbekleri”, Avrasya Dosyası, Cilt. 7, Sayı. 3, s. 114. Mehmet, Seyfettin, EROL, Fazıl, Ahmet, BURGET,“Afganistan Özbekleri”, Avrasya Dosyası, Cilt. 7, Sayı. 3, s. 114. Meryem, HAKİM, “Tanrı Dağlarına Kim Tırmanıyor”, Cumhuriyet Strateji, 4 Nisan 2005, Cumhuriyet Gazetesi, s. 7. Metin, SEVİN, “Orta Asya Usulü Seçim”, 4 Şubat 2005, www.uzbekistanerkorg/ modules.php? Name = News & file = article sid = 999.&, (27 Şubat 2005). Nermin, GÜLER, “11 Eylül Sonrası ABD ve Rusya Arasında Özbekistan”, Avrasya Dosyası, Sonbahar 2001, Cilt. 7, Sayı. 3, s. 189. Nilüfer, AVCI, “Özbekistan’ın Dünü ve Bugününde Siyasi ve Ekonomik Oluşumlar”, Yeni Türkiye Dergisi, Temmuz-Ağustos 1997, Yıl. 3, Sayı. 16, s. 1306. OGAN, Sinan, “Özbekistan’da “Yeşil” Devrim Sancıları”, http://www.turksam.org/tr/ yazilar. asp?kat1=3&yazi=364 , 15 Mayıs 2005,(17 Mayıs 2005). Oktay, F, TANRISEVER, “Orta Asya ve Çevresindeki Bölgesel İşbirliği Arayışlarında Rusya Faktörü”, (der, Ertan, EFEGİL, E. Hatun, KILIÇBEYLİ, Pınar, AKÇALI),Yakın Dönem Güç Mücadeleleri Işığında Orta Asya Gerçeği, s. 340. Oliver, ROY, Yeni Orta Asya ya da Ulusların İmal Edilişi, Metis Yayınları, Mart 2000, İstanbul. ÖMER, AVRASİ, Berk, ÖZSALGIR, “Orta Asya’nın 1991’den İtibaren Geçirdiği Siyasi Değişim”, (der, Gamze, GÜNGÖRMÜŞ KONA), Orta Doğu, Orta Asya ve Kesişen Yollar, ІQ Yayınları, Ekim 2003, İstanbul, s. 22. “Özbekistan Parlamento Seçimleri”, http:// www.avsam.org/tr/gunlukbulten.asp?ID=337, (27 Aralık 2004). Pınar, AKÇALI, “Orta Asya’da İslami Uyanış, Radikal İslami Hareketler ve Bu F.Ü.Sosyal Bilimler Dergisi 2006 16 (2) 442 Hareketlerin Bölge Politikalarına Etkileri”, (der, Ertan, EFEGİL, Pınar, AKÇALI), Orta Asya’nın Sosyo-Kültürel Sorunları: Kimlik, İslam ve Etnisite, Gündoğan Yayınları, İstanbul, Kasım 2003, s. 148. Rasim, BAYRAKTAR, “Bilinmeyen Yönleriyle 1989 Fergana Faciasının İçyüzü”, 2023 Dergisi, Kasım 2003, Sayı. 31, s. 57. RAŞİD, Ahmed, RAŞİD, Orta Asya’nın Dirilişi, İslam mı, Milliyetçilik mi, Cep Yayınları, İstanbul, Eylül 1996. S., Frederic, STARR, “Avrasya’da İstikrarın Sağlanması”, Avrasya Dosyası, Kış 1996, Cilt. 3, s. 136. Selda, ÖZDENOĞLU, “Kırgızistan Ülke Bilgileri”, http://www.tika.gov.tr/ülke-profili.asp, (10 Şubat 2005). Sinan, OGAN, “Özbekistan’da Yeşil Devrim”, hptt::/www.turksam.org/tr/yazilar.asp? kat1=3&. Yazi.364. (17 Mayıs 2005). Suale, BAYCAUN, “Orta Asya ve Özbekistan’da İslam ve Köktendincilik”, Avrasya Dosyası, Sonbahar 2001, Cilt. 7, Sayı. 3, s. 100. Suale,BAYCAUN, “Orta Asya’da Bitmeyen Sınır Sorunları: Kırgızistan-Özbekistan Gerginliği”, Stratejik Analiz, Kasım 2003, Cilt. 4, Sayı. 43, s. 66. Svante, E, CORNEL, “Kafkaslar ve Orta Asya’da Jeopolitik ve Stratejik Ortaklıklar”, http://www.kafkas.org.tr/perspektif/kafkaslar ve orta asyada ortaklıklar.htm, (7 Mart 2005). Tayyar, ARI, “Sovyetler Birliği Sonrasında Avrasya: Din, Etnik Yapı, Ekonomi ve Dış Politika”, Avrasya Dosyası, Kış 1996, Cilt. 3, Sayı. 4, s. 37. “Türkmenistan Ülke Profili”, www.tika.gov.tr/ülke-profili.asp, (10 Şubat 2005). Ümit, ÖZDAĞ, “SSCB’den Rusya Federasyonu’na: 1985-1993”, Avrasya Dosyası, Kış 1996, Cilt. 3, Sayı. 4, s. 182. Vicken, CHETERİAN, “L’etoile Montante Ouzbeke”, Le Monde Diplomatique, http://www mondediplomatique.fr/ Novembre 2001 (10 Mayıs 2004). Vincent, CHETERİAN, La vallée de Ferghana, Coeur Divise’de L’ Asie Central, Le Monde Diplomatique, http:// www.mondediplomatiqeu.fr /Mai 1999., (10 Şubat 2005). www.geocities.com/turkdunyasi/özbekistan.htm. (20 Şubat 2005). http://www.uzbekistanerk.org/modules.php?name=News&file=article&sid=695, (21 Temmuz 2004). http:// öztürkler.com/ data/ 0006/ 0006 – 06 – 03/ html, (10 Şubat 2005). http:// www.geocities.com/allnet web/ tacikistan.htm # 02(10 Şubat 2004). http://www.geocities.com/allnetweb/tacikistan.htm, (10 Şubat 2005). http://www.yesevi.org/tdbm/karakalpak.html, (10 Şubat 2005).









Bir Makale

The International New Issues In SOcial Sciences Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül Yurt Sağlık Bakanlığı rgulyurt@gmail.com Orcid : 0000-0003-3076-3423 Year : 2025 Number : 13 Volume : 2 pp : 279-306 Makalenin Geliş Tarihi Kabul Tarihi Makalenin Türü Doi : 08/12/2025 : 24/12/2025 : Araştırma makalesi : https://zenodo.org/records/18044127 İntihal/Plagiarism: Bu makale, en az iki hakem tarafından incelenmiş, telif devir belgesi ve intihal içermediğine ilişkin rapor ve gerekliyse Etik Kurulu Raporu sisteme yüklenmiştir. / This article was reviewed by at least two referees, a copyright transfer document and a report indicating that it does not contain plagiarism and, if necessary, the Ethics Committee Report were uploaded to the system. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül YURT Öz Son yıllarda boşanma oranlarındaki artış, evlilik oranlarındaki belirgin düşüş aile yapısına yönelik kaygıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu kaygılar, özellikle aile içi bağların çözülmesi, aile yapısının erozyona uğraması ekseninde yoğunlaşmaktadır. Aile yapısındaki dönüşümlerin dijital çağın dinamikleriyle ilişkili olduğuna dair yaklaşımlar yaygınlaşırken, dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz etme hızı da dikkat çekici biçimde artmaktadır. Bu makale, dijital çağın aile içi ilişkilere etkisini analiz etmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu doğrultuda dijital çağda aile, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi kavramlara ilişkin literatür nitel araştırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Literatürdeki bulgular, aile yapısındaki çözülmenin ve aile içi ilişkilerdeki zayıflamanın tarihsel olarak sanayileşme süreciyle hız kazandığını; ancak dijital çağda yaygınlaşan dijital iletişim araçlarıyla bu dönüşümün çok daha ivmeli bir hâl aldığını göstermektedir. Bu çerçevede çalışma, ailenin temel işlevlerini, aile içi ilişkilerin bütünlüğünü dijital çağın baş döndürücü yenilikleri karşısında koruyabilmek için “dijital muhafazakârlık” kavramını önererek bu kavramın aile kurumu açısından sunduğu imkânları değerlendirmektedir. Anahtar kelimeler: Dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital muhafazakârlık, dijital çağda aile ilişkileri. Risks of Family Relationship Disintegration and Preservation Strategies in the Digital Age: An Assessment within the Context of Digital Conservatism Abstract The increase in divorce rates and the significant decrease in marriage rates in recent years have led to concerns about the family structure. These concerns are particularly focused on the disintegration of intra-family ties and the erosion of the family structure. While approaches suggesting that transformations in the family structure are related to the dynamics of the digital age are becoming widespread, the speed at which digital technologies permeate all areas of life is also increasing remarkably. This article was written to analyze the impact of the digital age on intra-family relationships. In this context, the literature on concepts such as family in the digital age, digital addiction, and digital loneliness has been examined using a qualitative research method. The findings in the literature show that the disintegration of the The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 280 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. family structure and the weakening of intra-family relationships historically accelerated with the industrialization process; however, this transformation has become much more rapid with the widespread use of digital communication tools in the digital age. In this framework, the study proposes the concept of "digital conservatism" to protect the basic functions of the family and the integrity of intra family relationships in the face of the dizzying innovations of the digital age, and evaluates the opportunities that this concept offers for the family institution. Keywords: Digital age, digital addiction, digital loneliness, digital conservatism, family relationships in the digital age. 1. Giriş Dijital çağ, insanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı, sınırsız ve görünmez bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bu dönüşüm yalnızca kamusal alanların değil, toplumun en kadim ve mahrem kurumu olan ailenin de doğrudan etkilendiği bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu çağda gerçekleşen iletişim yöntemi bireyler arasındaki etkileşim biçimlerini yeniden şekillendirmektedir. Dijital araçlarla gerçekleşen iletişimde bir yandan mekânsal sınırlar ortadan kalkarken, aynı zamanda bireyler arasında yeni mesafeler ortaya çıkmaktadır. Yüz yüze ilişkilerin yerini ekran aracılığıyla gerçekleşen yeni bir gündelik hayat ve yaşam şekli almaktadır. Dijital araçlarla şekillenen yeni iletişim yöntemleri hiç kuşkusuz aile içi bireylerin iletişimlerini derinden etkilemektedir. Aile, bir yandan dijital imkânların sağladığı olanaklardan faydalanırken diğer yandan yalnızlık, iletişimsizlik ve değer aşınması gibi risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla 21. yüzyıl, dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerinin çok boyutlu biçimde tartışılmasını zorunlu kılan kritik bir dönem olarak öne çıkmaktadır. İletişim biçimlerinden kamu hizmetlerine, kültürel aktarım pratiklerinden siyasal söylemlere kadar geniş bir etki alanına sahip olan dijital teknolojiler, yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda değerler, normlar ve toplumsal yapılar üzerinde derin dönüşümler yaratan sosyolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital platformlar ideolojilerin, kimliklerin ve değer sistemlerinin üretildiği, dolaşıma sokulduğu ve yeniden müzakere edildiği başlıca alanlardan biri hâline gelmiştir. Dijitalleşmenin liberal, popülist veya küreselci söylemlerle ilişkisi yoğun biçimde tartışılırken, muhafazakâr değerlerin dijital çağda nasıl konumlandığı meselesi görece sınırlı bir alan olarak kalmıştır. Bu dönüşüm süreci, özellikle muhafazakâr The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 281 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. düşünce açısından dijital çağda değerlerin nasıl korunacağı, yeniden üretileceği ve aktarılacağı sorularını gündeme getirmektedir. Dijitalleşmenin hayatın her alanına hızla nüfuz etmesi bu teknolojilere yönelik eleştirel yaklaşımların giderek artmasına yol açmaktadır. Dijitalleşmeye yönelik eleştirilerin kümelendiği konular ahlaki aşınma, kültürel çözülme ve toplumsal yabancılaşma ile ilişkilendirmektedir. Bu teknolojilerden korunmanın çözümünü dijital alanın dışında kalmak olarak kurgulamak ve dijital mecraların sunduğu imkânları göz ardı etmek faydalı bir yaklaşım değildir. Her yenilik gibi dijital teknolojiler de hem fayda hem de riskleri eş zamanlı olarak barındırmaktadır. Bu bağlamda, dijital teknolojilerin olumsuz yönlerine odaklanmak, bu teknolojilerin sunduğu çok yönlü imkânları göz ardı etmek anlamına gelecektir. Oysa dijital platformlar, bilinçli ve stratejik biçimde kullanıldığında, kültürel ve ahlaki değerlerin görünür kılınması, aktarılması ve sürekliliğinin sağlanması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu bakış açısından hareketle makale “dijital muhafazakârlık” kavramını tartışmaya açarak bireylerin dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alan bir yaklaşımın önemini savunmaktadır. Uluslararası literatürde dijital muhafazakârlık kavramının özellikle Rusya bağlamında tartışmaya açıldığı görülmektedir. Eurasia 2.0: Russian Geopolitics in the Age of New Media adlı çalışmada dijital muhafazakârlık vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeni medya aracılığıyla yeniden çerçevelenmesi bağlamında ele alınmakta; dijital platformlar, değerlerin aşındığı alanlar olmaktan ziyade ideolojik ve kültürel sürekliliğin sağlandığı stratejik mecralar olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makale dijital dönüşüm çağında muhafazakâr hukuki düşüncenin, kamu sistemlerinin dijitalleşme süreçlerini etik, ahlaki ve sosyo-normatif düzenlemelerle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmalar, dijital muhafazakârlığın dijital teknolojilere karşı bir mesafe koyma tutumundan ziyade, dijital alanı değerlerin korunması ve yeniden inşası için stratejik bir zemin olarak konumlandırdığını ortaya koymaktadır. Türkiye bağlamında ise dijital muhafazakârlık kavramının henüz sistematik bir çerçeveye oturtulmadığı görülmektedir. Türkiye’de yazın alanında dijitalleşme ile ilgili ele alınan çalışmalar çoğu zaman kültürel yozlaşma, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 282 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. ahlaki erozyon veya dijital bağımlılık ekseninde tartışılmakta; dijital alanın değerleri koruyucu ve yeniden üretici bir potansiyel taşıyabileceği yeterince ele alınmamaktadır. Dijital muhafazakârlık kavramının ulusal literatürde yer almaması, bu alandaki tartışmaların dağınık ve kavramsal bütünlükten yoksun kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, dijital çağda muhafazakâr değerlerin nasıl korunacağına ilişkin tartışmaların teorik derinlik kazanmasını zorlaştırmaktadır. Oysa dijitalleşmenin geri döndürülemez bir gerçeklik olduğu dikkate alındığında, değerleri korumanın yolu dijital alanın dışında kalmak değil, bu alanı değer temelli ilkeler doğrultusunda yeniden anlamlandırmaktan geçmektedir. Dolayısıyla kaleme alınan bu makale, Rusya literatüründe geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarından yola çıkarak, dijital çağda değerleri korumanın dijital platformlardan uzak durmakla değil, bu platformları bilinçli, etik ve normatif ilkeler çerçevesinde etkin biçimde kullanmakla mümkün olabileceğini savunmaktadır. Bu doğrultuda makalenin amacı, dijital muhafazakârlık kavramını kuramsal olarak tartışmak ve Türkiye bağlamında dijitalleşme-değer ilişkisine yönelik kavramsal bir katkı sunmaktır. Bu yönüyle makale, dijital çağda değerlerin korunmasına ilişkin tartışmalara yeni bir perspektif kazandırmakta ve dijitalleşme karşısında muhafazakâr düşüncenin değerlerin muhafazası ekseninde önemli bir rol üstlenebileceğini savunmaktadır. 2. Çalışmanın Amacı ve Beklenen Yararlar Bu çalışmanın temel amacı, dijitalleşmenin toplumsal ve kültürel yapılar üzerindeki dönüştürücü etkilerini, muhafazakâr değerler ekseninde ele alarak “dijital muhafazakârlık” kavramını kuramsal bir çerçeve içerisinde tartışmaktır. Dijital teknolojilerin aile yapısı, değer aktarımı ve gündelik yaşam pratikleri üzerindeki etkilerinden hareketle çalışma, dijital alanın muhafazakâr düşünce açısından yalnızca bir tehdit ya da kaçınılması gereken bir mecra olarak değil; değerlerin korunması, yeniden üretilmesi ve görünür kılınması açısından stratejik bir alan olarak nasıl konumlandırılabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu bağlamda makale, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı etik, normatif ve kültürel ilkeler doğrultusunda aktif biçimde kullanmayı öneren bir yaklaşımı savunmaktadır. Çalışmanın bir diğer amacı, uluslararası literatürde özellikle Rusya bağlamında geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarını Türkiye The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 283 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bağlamına taşıyarak, dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin kavramsal bir boşluğu doldurmaktır. Türkiye’de dijitalleşmenin çoğunlukla kültürel yozlaşma, ahlaki aşınma ve bağımlılık gibi sorunlar etrafında ele alındığı dikkate alındığında, bu çalışma dijital alanın değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alınabileceğini göstermeyi amaçlamaktadır. Böylece muhafazakâr düşüncenin dijital çağda nasıl bir konum alabileceğine dair teorik bir tartışma zemini oluşturulmaktadır. Beklenen yararlar açısından değerlendirildiğinde bu çalışmanın, dijital muhafazakârlık kavramını sistematik biçimde ele alarak ulusal literatüre kavramsal ve teorik bir katkı sunması beklenmektedir. Ayrıca dijitalleşmenin aile, değerler ve kültürel süreklilik üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalara çok boyutlu bir bakış açısı kazandırarak, dijital teknolojilerin bilinçli ve etik kullanımına yönelik farkındalık oluşturması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr değerlerin korunmasına ilişkin akademik tartışmalara yeni bir perspektif sunmakta; politika yapıcılar, akademisyenler ve toplumsal aktörler için dijital alanın değer temelli biçimde nasıl değerlendirilebileceğine dair düşünsel bir çerçeve sağlamaktadır. 3. Araştırmanın Yöntemi ve Kapsamı Modernleşme, kentleşme, sanayileşme ve medya teknolojilerinin aile yapısında değişime-dönüşüme yol açtığı literatürde tartışılan konular arasındadır. Ancak dijital çağın hız, erişilebilirlik, sınırların belirsizleşmesi ve bireysel iletişim pratiklerini yeniden tanımlaması gibi özellikleriyle aile yapısında ve aile içi ilişkilerde nasıl bir sürecin yaşanabileceğine dair çalışmalar sınırlı sayıdadır. Makale literatürde yer alan bu sınırlı çalışmalardan biri olmakla birlikte tartışmaya açtığı dijital muhafazakârlık kavramıyla hem teknolojinin hızına uyum sağlamayı hem de aile kurumu gibi kadim yapıları korumayı hedefleyen çift yönlü bir strateji sunmaktadır. Bu çerçevede makale, dijital teknolojilerin yol açtığı risk ve tehditleri asgariye indirmek amacıyla dijital muhafazakârlık kavramını teorik ve pratik boyutlarıyla tartışmaya açan disiplinlerarası bir yaklaşımla literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, dijital çağın aile ilişkileri üzerindeki etkilerini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek amacıyla nitel derleme yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Derleme yöntemi, belirli bir konuya ilişkin mevcut literatürü The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 284 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sistematik bir çerçevede incelemeyi, bulguları karşılaştırmayı ve alandaki eğilimleri ortaya koymayı mümkün kılmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital ebeveynlik ve dijital muhafazakârlık gibi kavramları ele alan ulusal ve uluslararası akademik yayınlar incelenmiştir. Araştırma sürecinde öncelikle konu ile ilgili temel kavramlar belirlenmiş; ardından bu kavramlarla ilişkili çalışmalar, belirlenen temalar doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Çalışmaların seçiminde, konuyla doğrudan ilişkili olması, alana katkı sunması ve güncel literatürü temsil etmesi temel ölçütler olarak benimsenmiştir. Elde edilen bulgular, aile yapısındaki dönüşümleri tarihsel, sosyolojik ve dijital bağlamlarda ele alan teorik yaklaşımlar ışığında yorumlanmıştır. Bu yaklaşım sayesinde, dijital çağın aile ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne dair çok boyutlu bir değerlendirme yapılmış ve “dijital muhafazakârlık” kavramı bu dönüşümün anlaşılmasında bir analitik çerçeve olarak tartışılmıştır. Bu yöntem doğrultusunda çalışma, mevcut literatürü sentezleyerek alandaki güncel eğilimleri görünür kılmayı, dijital çağda aile kurumuna yönelik risk ve imkânları akademik bir zeminde ortaya koymayı amaçlamaktadır. 4. Dijital Çağda Bağımlılık ve Yalnızlık Dijital çağ, dijital devrim ve dijitalleşme olarak adlandırılan 21. yüzyıl, insanlık tarihindeki en önemli devrimlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu devrimin fitilini ateşleyen ilk adım, Amerikalı bilim insanları tarafından 1947 yılında üretilen transistördür (Özdoğan, 2017:25). Transistörün elektronik cihazların temel bileşeni hâline gelmesi, bilgisayar sistemlerinin ortaya çıkmasını ve bilgilerin dijitalleşmesini sağlamıştır (Özdoğan, 2017:27). Dijital iletişimin ana kaynağı olan internetin doğuşu ise 20. yüzyılın üçüncü çeyreğine dayanmaktadır. Amerika Savunma Bakanlığına bağlı bir birim olan Advanced Research Projects Agency (ARPA) tarafından 1957 yılında kesintisiz bir iletişim ağı kurularak internetin ilk adımı atılmıştır. Bu gelişmeyi takiben 1960 yılında ARPANET projesi kapsamında internetin kullanım alanını yaygınlaştırılmıştır. Büyük bilgisayarlar arasında bağlantılar kurularak paylaşım yapabilen ağlar oluşturulmuş ve zamanla üniversiteler ile diğer kurumlar da bu ağa dahil edilmiştir. Farklı işletim sistemine sahip bilgisayarların ağa bağlanmasıyla “İNTERNET” adı verilen küresel bir network meydana gelmiştir (Yıldırım, 2021:3). Bu networkün The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 285 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gelişim ivmesi ve kullanım alanı her geçen gün katlanarak artmıştır. Dijital araçlarla iletişim kurulabilmesi, bilgiye kolay erişim sağlanması ve birçok hizmetin kısa sürede mekândan bağımsız şekilde sunulabilmesi, dijital çağın küresel zeminde hızla benimsenmesini sağlamıştır (Yetkin & Coşkun, 2021:2). 20.yüzyılda televizyon ve radyo gibi “geleneksel medya” araçları, bireylerin yüzyıllardır sürdürdüğü iletişim pratiklerini köklü biçimde dönüştürmüşken (Alkan, 2023: 15), 21. yüzyıl bu dönüşümün çok daha kapsamlı bir versiyonuna tanıklık etmektedir. Günümüzde cep telefonları, dijital kameralar, sosyal medya platformları ve çeşitli dijital iletişim teknolojileri, gündelik yaşamın merkezine yerleşmiş ve bireylerin etkileşim biçimlerinin başat belirleyicileri hâline gelmiştir (Akar, 2025:10). Devlet yönetiminden bürokratik süreçlere, ticaretten alışveriş kültürüne; eğitim politikalarından sağlık hizmetlerine kadar hemen her alanda dijital dönüşüm belirgin bir etki oluşturmaktadır (Yurt, 2025:26). Dijital iletişimin en belirgin avantajı, zaman ve mekân sınırlamasından bağımsız olarak, anlık, dijital platformların mevcut olduğu sahalarda kullanılabilmesidir. Bu sayede milyonlarca, hatta milyarlarca bireyin aynı anda iletişim kurması mümkündür. Fiziki sınırlardan bağımsız olarak dijital uygulamalar sayesinde kişilerarası iletişim tek bir tıklamayla kolaylaşmıştır. Mektup, telefon ve telgraf gibi klasik iletişim araçlarıyla kıyaslandığında, dijital dünyanın iletişim açısından sunduğu olanaklar insanlık için paha biçilemez niteliktedir. Dijital iletişimin bu hızda yaygınlaşması bu araçlara yönelik kaygıların zaman içinde artmasına yol açmaktadır. Bu araçlar yoluyla kurulan dijital sosyalleşmelerin, aile üyeleri arasındaki iletişimi zayıflattığına, aile içi bağlara zarar verdiğine yönelik endişeler medyada ve akademik platformlarda geniş yer bulmaktadır (Duran, 2022: 13). Hayatın tüm katmanlarına nüfuz eden bu dijitalleşme sürecinin aile içi ilişkileri yönlendirme ve dönüştürme gücünün giderek artması, dijital teknolojilere ve dijital iletişim biçimlerine yönelik eleştirel yaklaşımların doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu çağın kavramları da kuşkusuz dijital ön ekiyle her geçen gün genişlemekte ve kullanım alanları yaygınlaşmaktadır. Dijital sağlık, dijital eğitim, dijital bankacılık, dijital kurumlar (e-devlet, e-vergi, e-imza), dijital oyunlar ve dijital ticaret dijitalleşmenin somut örneklerinden yalnızca birkaçıdır. Bununla birlikte dijital iletişim, dijital yalnızlık, dijital din ve dijital toplum gibi soyut kavramlar da giderek yaygınlaşmaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 286 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Önümüzdeki yıllarda dijital ön ekiyle birçok yeni somut ve soyut kavramın türeyeceği kaçınılmazdır. Çünkü her yeni gelişme, dijital hizmetler ve araçların kullanım alanını genişletirken, aynı zamanda bu yenilikler bireylerin günlük yaşamına da entegre olmaktadır. Dijital çağda öne çıkan ve giderek yaygınlaşan bağımlılık türlerinden biri de dijital bağımlılıktır (Yengin, 2019:2). Bu kavram, ilk kez 1995 yılında Ivan Goldberg tarafından literatüre kazandırılmış ve ardından Amerika medyasında “internet addiction” olarak yer bulmuştur (Ersoy & Ağlar, 2024:3; Yıldırım, 2021:7). Kimberly Young tarafından dijital bağımlılığı araştırmak üzere kurulan araştırma merkezi ve geliştirilen bağımlılık testleri dijital bağımlılık alanındaki bilimsel çalışmalara öncülük etmiştir (Havalı, 2024:20). Bağımlılık bir nesneye, kişiye, objeye duyulan önlenemez istek, iradenin yetersiz kalması veya başka bir iradenin etkisi altında olma durumu olarak tanımlanabilir. Dijital bağımlılık ise, bireyin kendisini yeterli hissetmeme dürtüsüyle tetiklenen, teknolojik ve davranışsal bir bağımlılık türüdür (Özsarı & Deli, 2023:2). Bu bağımlılık türünde bireyin zihni sürekli dijital öğelerle meşgul olmaktadır. Birey zamanla dijital araçlardan kopamamaktadır. Birey, bu araçlara erişim sağlayamadığında huzursuz, gergin, kaygılı, mutsuz bir durum sergilemektedir. Dijital bağımlılığın şiddeti, haftalık 40-48 saate varan internet kullanımına kadar ulaşabilirken birey dijitali kullanma isteğinin önüne geçmekte zorlanmaktadır. Bağımlılık düzeyine ulaşan bireylerde, internete bağlı olunmayan zamanın önemi kaybolmakta, saldırganlık gibi davranışsal değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Günlük yaşamda sorumlulukların yerine getirilmesinde aksaklıklar meydana gelirken iş, okul ve aile hayatındaki görevler ihmal edilmektedir. Zamanla bağımlı bireyler, evden dışarı çıkamama gibi ciddi sorunlarla karşılaşabilmektedir (Alyanak, 2016: 1). Literatürde dijital bağımlılık ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir bölümünde olumsuz aile ilişkilerinin yaşandığı ortamlarda bağımlılığın daha yaygın olduğu vurgulanmaktadır. Dijital bağımlılığa yol açan çalışma sonuçları makalenin “literatürde dijital bağımlılık ve aile ilişkileri” başlığında ele alınmıştır. Dijital Yalnızlık The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 287 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Yalnızlık kavramı, Türkçe sözlükte “yalnız olma, kimsenin bulunmaması durumu” olarak tanımlanmaktadır. Ancak Türk Dil Kurumu (TDK), 2024 yılında “kalabalık yalnızlık” kavramını yılın kelimesi olarak açıklayarak, bu kavrama olan ilgiyi önemli ölçüde artırmıştır (Karayaman, Boz, Şener, & Güler, 2025:1). TDK’nın internet sitesinde halk oylamasına sunulan “merhamet”, “yabancılaşma”, “algoritma”, “yozlaşma”, “yapay zekâ” ve “dijital yorgunluk” kelimeleri arasından seçilen “kalabalık yalnızlık”, birey toplum ilişkisi hakkında birçok mesaj barındırmaktadır (tdk.gov.tr, 30 Temmuz 2025). Yaklaşık bir milyon kişinin katılımıyla yapılan oylamada bu kavramın seçilmesi, birey-toplum, sosyoloji ve psikoloji zemininde kapsamlı araştırmaların önemini göstermektedir. Aynı zamanda kavram, toplumsal ve sosyolojik dönüşümün hangi yönlere evrilebileceği konusunda uyarıcı bir niteliğe sahiptir. Birbirine zıt anlamlar taşıyan “kalabalık” ve “yalnızlık” kelimelerinin bir arada kullanılması ilk bakışta tezat gibi görünse de kavramın derinlemesine incelenmesi bireylerin içinde bulunduğu durumun ne denli travmatik olabileceğini ortaya koymaktadır. Carl Gustaw Jung’un yalnızlık ile ilgili tanımı, bu kavramın bireylerin yaşadığı durumu özetler niteliktedir. Jung’a göre yalnızlık, bireyin yanında kimsenin olmaması değil; bireye ait duygu, düşünce ve fikirlerin karşı tarafa iletilememesi veya kabul görmemesidir (Deveoğlu, 2024:2). Literatürde dijitalleşme ve yalnızlık arasındaki ilişki üzerine birçok araştırma bulunmaktadır. Alkan, Alyanak, Deveoğlu, Göldağ, Kavlak, Yıldırım, Şen & Erol, bu ilişkinin farklı boyutlarını inceleyen çalışmalara örnek olarak gösterilebilir. Araştırmalar, yalnızlığa yol açan çeşitli etmenleri ortaya koymaktadır. Aile içi olumsuz ilişkiler, dijital araçlar, dijital oyunlar, dijital hedonizm, anlaşılmama hissi, mobbing ve boşluk hissi bunlardan sadece birkaçıdır. Ancak ortak olarak vurgulanan ve dikkat çeken unsur, aile içi olumsuz ilişkilerden kaynaklanan yalnızlıktır. İnsan doğası, temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra ait olma, sevilme, sayılma ve anlaşılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç, Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin üçüncü basamağında, sosyal aidiyet basamağı olarak yer almaktadır. Birey, bu ihtiyacını sevgi, sosyal yakınlık ve dostluk ilişkileriyle karşılamaktadır (Şengöz, 2022:4). Ancak aile içinde ait olma, anlaşılma, sevgi ve değer görme ihtiyacı karşılanamadığında birey, bu boşluğu farklı kanallarla doldurmaya çalışabilmektedir. Bireyin iş, okul ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 288 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sosyal hayatındaki ilişkiler zaman zaman sekteye uğrayabilmektedir. Bu durumlara aile içi iletişimsizlik, anlaşılmama ve değersizlik hissi eşlik ettiğinde bireysel izolasyonla başlayan yalnızlık zamanla bireyi dijital dünyanın zeminine sürükleyebilmektedir. Hayatın neredeyse her alanına entegre olmuş ve mekândan bağımsız sayısız seçenek sunan dijital dünya, bireyleri sanal bir çevreyle kuşatırken bireylerin yalnızlıklarını derinleştirmektedir. Bu yalnızlaşmanın sonucunda, aile ve toplum içindeki iş birliği, dayanışma ve yardımlaşma gibi değerlerin önemi zamanla azalmaktadır. Bireylerde yabancılaşma ve aidiyet duygularının kaybolması kaçınılmaz hâle gelmektedir. Oysa insan, yaratılış itibarıyla toplumsal bir varlıktır ve tarih boyunca milletlerin, devletlerin oluşumunda toplumsal bağlar belirleyici bir rol oynamıştır. Gerçek anlamda tarihin öznesi olabilmek, güçlü toplumsal bağlarla bir arada yaşamakla mümkündür. Toplumlar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş yığınlar değildir. Toplumları bir arada tutan, birlikte yaşamalarını sağlayan ortak tarih, sosyal ve kültürel bağlardır. Bu bağlar zamanla güçlenebileceği gibi gevşeyip çözülme tehlikesi de taşımaktadır. Toplumun hangi yöne evrileceği ortak irade ve birlikte yaşama kararlılığıyla doğrudan bağlantılıdır (Çapcıoğlu, 2024: 17-18). Ancak “kalabalık yalnızlık” içinde yaşayan bireylerin artışı, bireylerde birlikte yaşama arzusunun azalmasına yol açacaktır. Bu durumda nihai olarak toplumsal bağların çöküşüne zemin hazırlayacaktır. Dijitalleşme ve Muhafazakârlık Muhafazakârlık Latince’de korumak, saklamak, muhafaza etmek, tutmak gibi anlamlara gelen conservare sözcüğüne dayanmaktadır (Güngörmez, 2004:2). Kavram Ortaçağ’da yasaları, düzeni, belli grupları koruyan, kollayan anlamında “Conservator” terimiyle kullanılmıştır (Akkaş, 2003:2). Arapça sözlükte koruma, himaye etme, gözetme anlamlarına gelen hafaza kökünden türemiştir. Türkçe sözlükte de muhafaza etme, koruma anlamına gelmektedir. Muhafazakârlık kavramının Türkçe’de conservatismin karşılığı olarak ne zamandan itibaren kullanıldığı net olarak bilinmemekle birlikte geleneği koruma sürekliliği ifade etme anlamı uzun bir geçmişe dayanmaktadır (Çamurdaş, 2023:2). Muhafazakârlık modern siyasi bir ideoloji olarak Fransız Devrimi’ne karşı bir tepki hareketi olarak Edmund Burke’ün (1729-1797) fikirleriyle şekillense The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 289 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. de bir yaşam formu, bir düşünce şekli olarak kökeni 4. yüzyılın Kilise babalarından Saint Augustin’e, hatta Antik Yunan’a Aristo’ya kadar uzanmaktadır (Yurt, 2025:16). Edmund Burke tarafından kaleme alınan “Reflections on the Revolution in France 1790 (Fransız İhtilali Üzerine Düşünceler 1790)” muhafazakâr geleneğin en üst referans metni olarak kabul edilmektedir (Beneton, 2016: 15). Muhafazakârlıkla ilgili yaygın kabul, bu düşünce geleneğinin değişime bütünüyle karşı olduğu yönündedir. Ancak bu yaklaşım, muhafazakârlığın gerçek doğasını tam olarak yansıtmamaktadır. Muhafazakârlığın değişime bakışı, kökten ve ani dönüşümlere direnmekle birlikte, değişimin tedrici, kontrollü ve toplumsal istikrarı gözeten bir biçimde gerçekleşmesi gerektiği yönündedir. Nitekim literatür incelendiğinde muhafazakârlığın zaman içerisinde “neo-muhafazakârlık” ve “Yeni Sağ” gibi farklı biçimlere evrilerek dönemin toplumsal ve siyasal koşullarına uyum sağladığı görülmektedir (Yurt, 2025:27). Aile kurumu, insanlık tarihi boyunca toplumsal düzenin köklü yapılarından biri olarak varlığını muhafaza etmiştir. Bu kurum, “bireylerin sosyal bir varlık olmayı öğrendikleri ilk etkileşim ağı olması nedeniyle bireysel hayatlar ve toplum hayatı için en temel kurumdur” (Dikeçligil, 2012:24). Biyolojik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik ve hukukî boyutlarıyla aile; üyeler arasındaki ilişkileri belirli normlara bağlayan, toplumun kültürel ve karakteristik özelliklerini kuşaktan kuşağa aktaran ve en yoğun birincil ilişkilerin yaşandığı temel sosyalleşme ortamını oluşturan bir kurumdur (Zorlu, 2025:2). Muhafazakâr düşünce geleneğinde aile, toplumsal yapının inşasında ve sürekliliğinde merkezi bir konuma sahiptir. Toplumsal hayatın en eski kurumu olan aile, yalnızca biyolojik bir birliktelik değil; aynı zamanda değerlerin aktarımını, otoritenin meşruiyetini ve toplumsal düzenin devamlılığını sağlayan temel bir yapı olarak görülmektedir. Muhafazakâr ideolojinin erken dönem teorisyenlerinden Louis de Bonald’a göre aile toplumsal ve siyasal düzenin küçük bir yansıması niteliğindedir (Güler, 2016:127). Muhafazakâr düşüncede aile, bireyin kimlik kazanma sürecinde belirleyici bir kurumsal yapı olarak konumlandırılmaktadır. Aile, bireylerine yalnızca aidiyet duygusu kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda onları toplumsal hayata hazırlayarak belirli roller ve konumlar üzerinden toplumsal yapı içine dâhil eder. Bu yönüyle aile, birey ile toplum arasındaki temel aracı The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 290 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. kurumlardan biri olarak işlev görmektedir. Thomas Fleming de benzer biçimde, bireyin esas kimliğini oluşturan tarihsel süreklilik ve gelecek tasavvurunun aile aracılığıyla şekillendiğini ileri sürmektedir. Fleming’e göre insan doğası gereği unutkandır; buna karşılık aile, kuşaklar arası aktarımı mümkün kılan kolektif bir hafıza işlevi üstlenmektedir. Talcott Parsons, aile kurumunun toplumsal düzen içindeki rolünü; neslin devamlılığının sağlanması, bireylerin sosyal ve psikolojik rehabilitasyonu ile toplumsal norm ve değerlerin aktarımını sağlamak şeklinde üç temel işlev üzerinden tanımlamaktadır (Çaha, 2004: 8). Aile, bireylerde topluma ve devlete yönelik sevgi, aidiyet ve bağlılık duygularının gelişmesinde merkezi bir işleve sahiptir. Toplumsal bütünlüğün ve siyasal istikrarın sürdürülebilirliği, bireyler arasındaki bu duygusal ve normatif bağların gücüne doğrudan bağlıdır. Sevgi ve bağlılık temelinde inşa edilmemiş toplumların ve devlet yapıların çözülmeye daha açık olduğu görülmektedir. Bu bağlamda aile değerlerine yönelen herhangi bir tehdidin zamanında engellenememesi, söz konusu tehdidin giderek derinleşmesine ve yalnızca aile kurumunu değil, toplumsal düzeni ve nihai aşamada devletin bütünlüğünü hedef alan yapısal bir soruna dönüşmesine zemin hazırlamaktadır (Gilbert, 2016:74). Durkheim, toplumsal yapıda ortaya çıkan anomi ve yabancılaşma olgusunu, toplumun ortak değer dünyasında meydana gelen çözülmeyle ilişkilendirmektedir. Ona göre toplumsal düzenin zayıflaması ani bir kırılmanın sonucu değil, daha derin ve kademeli bir sürecin ürünüdür. Bu çözülme sürecinin ilk aşaması ise aile kurumunda başlamaktadır. Aile bağlarının zayıfladığı ve aileye atfedilen değerlerin aşındığı toplumlarda, kolektif bilinç giderek güç kaybetmekte; buna bağlı olarak toplumsal bağların ve ortak değerlerin çözülmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir (Çaha, 2004:8). Türk sosyoloji geleneğinde Ziya Gökalp, aileyi yalnızca bireylerin bir araya geldiği özel bir alan olarak değil, ulusun varlığını sürdüren ve kültürel sürekliliği sağlayan merkezi bir yapı olarak ele alır. Ona göre aile, toplumsal dirliği teminat altına alan, millî değerleri nesilden nesile aktaran ve ulusal bütünlüğü güçlendiren bir çekirdek kurumdur. Bu yaklaşım, aileyi hem ahlaki hem de ulusal sorumluluk alanı olarak konumlandırmaktadır. Benzer şekilde İhsan Sezal da aileyi toplumsal düzenin inşasında ve kurumsallaşmasında başlangıç noktası olarak değerlendirir. Sezal’in The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 291 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. perspektifinde aile, birey ile toplum arasındaki bağın kurulduğu; toplumsal yapının canlılığını, dayanıklılığını ve sürekliliğini güvence altına alan temel örgütlenme biçimidir (Kır, 2011:2). Bu makalenin odağı gereği, aile kurumunun önemine ilişkin tanımlar sınırlı tutulmuş; esas amaç olarak dijital çağın aile yapısı üzerindeki etkilerini irdelemek ve bu yeni çağda aileyi korumaya yönelik stratejiler geliştirmek benimsenmiştir. Literatürdeki çalışmalar, geleneksel aile modelinin tarihsel süreç içerisinde çekirdek aile formuna evrildiğini; dijital çağla birlikte çekirdek yapısının da farklılaşarak çoklu aile tipolojilerine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Araştırmalar, aile yapısındaki çözülme eğiliminin Sanayi Devrimi sonrasında hız kazanan kentleşme ve göç süreçleri, kadın hakları mücadelesi, eğitimde fırsat eşitliğinin genişlemesi, kadınların iş gücüne aktif katılımı gibi çeşitli toplumsal dinamiklerle bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır (Turgut, 2017:18). Bunun yanı sıra aile içi ilişkilerin belirgin biçimde zayıfladığı; tek ebeveynli aileler, dijital aileler, arkadaş temelli aile yapıları ve çocuksuz aile modelleri gibi yeni aile formlarının dijital çağın ilk çeyreğinde dikkat çeken bir seviyede artış gösterdiği literatür bulgularındandır (Bayer, 2013:12). Dolayısıyla aile yapısındaki dönüşüm çok boyutlu nedenlerle şekillenmekte olup bu nedenlerin etkisi, dijitalleşmenin hızlandırıcı niteliğiyle günümüzde daha görünür ve daha belirgin hale gelmiştir. Dijital Muhafazakârlık 2016 yılında yayımlanan Russian Geopolitics in the Age of New Media (Yeni Medya Çağında Rus Jeopolitiği) adlı eserde, dijitalleşmenin jeopolitik yapılar üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Anılan eserde Rusya’daki bölgelerin yerel ve jeopolitik mekânsal kimliklerine ilişkin anlatıların dijital platformlar aracılığıyla inşa edilmesi, bölgesel öz belirlemeye yönelik politik bir yönelimin oluşturulmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu anlatıların, “dijital jeopolitik” kavramını görünür ve analiz edilebilir bir olgu hâline getirdiği; dolayısıyla Rusya’daki sosyologlar tarafından incelenmesi gerektiği eserde vurgulanan temel hususlar arasındadır. Eserde özellikle dikkat çeken bölümlerden biri, “Digital Conservatism: Framing Patriotism in the Era of Global Journalism” (Küresel Gazetecilik Çağında Vatanseverliğin Çerçevelenmesi) başlığıdır (Bassin ve diğerleri, 2016:185). Bu başlıkta yazar, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 292 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Rusya’nın yeni medya ortamı içerisinde gelenekselci ve muhafazakâr anlatıların nasıl yeniden üretildiğini incelemektedir. Dijital platformların yalnızca teknik araçlar olmadığı, aksine tarihsel hafıza, ulusal kimlik ve muhafazakâr değerlerin dolaşıma sokulduğu ideolojik mekânlar hâline geldiği vurgulanmaktadır. Eserde dijital gazetecilik, devletle uyumlu aktörler ile taban hareketlerinin çevrimiçi katılım pratiklerini bir araya getirerek muhafazakâr bir jeopolitik dünya görüşünü pekiştiren stratejik bir mecra işlevi görmektedir. Böylece dijital muhafazakârlık; medya biçimi, siyasal ideoloji ve ulusal kimliğin, Rusya’nın Sovyet sonrası coğrafyadaki jeopolitik hedefleri çerçevesinde karşılıklı olarak birbirini ürettiği bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle dijital muhafazakârlık, geleneksel değerlerin dijital formlar içinde yeniden üretilmesini ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu eserde “dijital muhafazakârlık” kavramının kullanılması uluslararası literatür açısından bir ilki barındırmakla birlikte muhafazakârlığın dijital çağda kendini yenilemesi ve dijital bir forma evrilmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu göstermektedir. Dijital muhafazakârlığın konu edindiği başka bir çalışma Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makalede yer almaktadır. Anılan yazarlar “Conservatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems’ Digital Transformation (Muhafazakârlık ve Muhafazakâr Hukuk Düşüncesi: Kamu Sistemlerinin Dijital Dönüşümü Çağı) başlıklı makalede muhafazakârlığın genel kavramsal yapısını tartıştıktan sonra, dijital dönüşümün hukuki ve sosyal etkileri bağlamında muhafazakâr düşüncenin nasıl konumlanması gerektiğini belirtirler. Kazachanskaya ve Mamychev dijital teknolojilerin hızla kamu sistemlerine entegre olduğu bir dönemde, muhafazakâr hukuki düşüncenin salt geleneksel değerleri korumaya dönük değil, aynı zamanda dijitalleşme süreçlerini bu değerlerle uyumlu bir şekilde düzenlemeye odaklanan bir çerçeve geliştirmesi gerektiğini savunurlar. Söz konusu çalışmada toplumsal yaşamda dijital teknolojilerin geliştirilmesi ve etkin biçimde kullanılabilmesi için doktrinel nitelikte hukuki ve düzenleyici politikaların yanı sıra etik standartlar ve ahlaki ilkelerin oluşturulmasının gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Kazachanskaya ve Mamychev’e göre, 21. yüzyılda güçlü bir devlet yapısının inşası açısından dijital ortamda sunulan hizmetlerin; deontolojik kodlar, biyolojik tehditler ve çevresel riskler dikkate alınarak tasarlanması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, dijital çağın The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 293 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gereklerine uyum sağlayabilmek için kamu yönetiminde ve kamu hizmetlerinde gerçekleştirilen dijital dönüşümlere ek olarak, sosyo-normatif düzenlemelerin de hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmektedir (Kazachanskaya ve Mamychev, 2021:447-455). Bu çerçevede dijital muhafazakârlık, dijitalleşmenin değerler üzerinde yarattığı dönüştürücü etkilere karşı geliştirilen savunmacı bir refleks olmanın ötesinde, dijital çağın imkânlarını dikkate alan kurucu bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görüldüğü üzere, dijital platformlar muhafazakâr değerlerin aşındığı değil, aksine yeniden üretildiği ve dolaşıma sokulduğu stratejik alanlar hâline gelebilmektedir. Kazachanskaya ve Mamychev’in dijital dönüşüm bağlamında muhafazakâr hukuki düşünceye ilişkin ortaya koyduğu normatif çerçeve, dijitalleşmenin etik, ahlaki ve toplumsal sorumluluk ilkeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye bağlamında ise dijitalleşme sürecinin hızına karşın, değerlerle dijital platformlar arasındaki ilişkinin henüz kavramsal ve kuramsal bir bütünlük içinde ele alınmadığı görülmektedir. Bu durum, dijital çağda değerleri koruma ve aktarma çabalarının dağınık ve tepkisel bir düzeyde kalmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak tartışmaya açılması, dijitalleşmenin kaçınılmazlığı karşısında değerlerin korunmasına yönelik yeni ve sistematik bir düşünme biçimi sunmaktadır. Bu çerçevede sınırların görünmez hâle geldiği, küresel kültür ve değer aktarımının hızlandığı ve dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz ettiği bu dönemde Türkiye açısından da aileyi, bireyi, kimliği, inancı, değerleri koruyan, kamusal alanlardaki gerçekleşecek olan dijital dönüşümlerin her kademesinde koruyucu çerçeveye duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu ihtiyacı en kapsamlı biçimde karşılayan ve söz konusu dönüşümü teorik olarak açıklayan yaklaşım dijital muhafazakârlık perspektifidir. Dijital muhafazakârlık perspektifi, insanı merkeze alan tüm değerleri ailenin, kimliğin, inancın, tarihin, kadim kültürel mirasın ve hatta insan psikolojisinin- dijital çağın dönüştürücü ve çoğu zaman aşındırıcı etkilerinden korumayı amaçlayan kapsamlı bir stratejik çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda dijital sınırların belirlenmesi, ekran sürelerinin denetimi, sosyal medya kullanımının kontrollü biçimde düzenlenmesi ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 294 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bireyin özel alanının korunması temel stratejik başlıklar olarak öne çıkmaktadır. Bu makalenin odağında ise aile kurumunun korunmasına yönelik dijital muhafazakârlık stratejiler yer almaktadır. 5. Dijital Muhafazakârlık Stratejileri Dijital Sınırların Belirlenmesi Dijital çağın diğer tarihsel dönemlerden ayırt edici özelliği, fiziksel sınırların anlamını yitirmesidir. Artık kıta, ülke veya sınır kavramları dijital mecralarda büyük ölçüde erimektedir. Bireylerin paylaşımları, saniyeler içinde uçsuz bucaksız mesafeleri aşarak dünyanın herhangi bir noktasındaki bireylerin erişimine açılmaktadır. Sosyal medya platformları üzerinden bireyler, toplumsal, kültürel ve sosyal içeriklere sürekli maruz kalmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin sahip oldukları kültürel değerleri ve kadim mirası koruyabilmeleri, dijital araçları ve sosyal medyayı bilinçli, kontrollü ve iradeli bir şekilde kullanmalarını zorunlu kılmaktadır. Dijital mecraların bilinçli kullanımı, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile içi ilişkilerin sağlıklı biçimde sürdürülmesi açısından da hayati öneme sahiptir. Ekran süresinin sınırlandırılması, özellikle çocuklar için güvenli içerik filtrelerinin uygulanması, özel alan ve mahremiyetin korunması, bu alanların dijital mecralarda paylaşılmaması temel dijital muhafazakârlık stratejilerini oluşturmaktadır. Aile Değerlerinin Dijital Ortama Taşınması Dijital ortamda aile değerlerinin -yardımlaşma, koruma, işbirliği, merhamet, sevgi, saygı vb.- paylaşılması ve ailenin toplumsal önemi üzerine üretilen içerikler, söz konusu mecralarda ailenin işlevinin ve öneminin sürekli hatırlanmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür paylaşımlar, aile bireyleri arasında etkili iletişimi teşvik ederek, karşılıklı anlayış ve işbirliği ortamını güçlendirmektedir. Özellikle rehber niteliğindeki içerikler, aile içi karar alma süreçlerinde farkındalık yaratmakta, çatışma yönetimi ve duygusal destek mekanizmalarının geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca, bu paylaşımlar, bireylerin aile değerlerini içselleştirmesini destekleyerek, toplum genelinde kültürel ve ahlaki normların korunmasına dolaylı yoldan hizmet etmektedir. Sonuç olarak, aile değerlerinin dijital zeminde görünür kılınması ve bu değerlerin sürdürülebilir biçimde paylaşılması, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından hem bireysel hem de toplumsal açıdan kritik bir rol oynamaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 295 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Eğitim ve Farkındalık Stratejileri Dijital ortamda paylaşılan içeriklerin bireyler üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları, dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu çalışmaların özellikle aile yapısı, aile içi ilişkiler ve aile üyeleri bağlamında yürütülmesi ayrı bir önem taşımaktadır; çünkü aile, toplumu bir arada tutan temel işlevlerden birine sahiptir. Aile yapısının zayıfladığı toplumların uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir. Bireyler toplumsal değerleri, kültürel mirası ve insana, ahlaka ilişkin normları ilk olarak aile içinde öğrenmektedir. Bu yönüyle aile, toplumun adeta bir sigortası işlevi görmektedir. Bu nedenle, ilgili kurumların1 öncülüğünde aile üyelerine dijital dünyadaki riskler ve fırsatlar hakkında eğitim verilmesi dijital muhafazakârlık stratejilerinin merkezi bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, çocuklar ve gençlere dijital sorumluluk bilinci kazandırmaya yönelik yürütülecek eğitim ve farkındalık faaliyetleri de dijital muhafazakârlığın stratejik hedefleri arasında yer almaktadır. Toplumsal ve Kültürel Bağların Güçlendirilmesi Dijital çağın hızla ilerleyen dinamikleri ve kıtalararası kültürel etkileşimler karşısında, ulusal değerlere yönelik toplumsal ve kültürel bağların güçlendirilmesi kritik bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Dijital mecralarda üretilen içeriklerin, toplumsal bağları pekiştirecek ve kültürel mirasın yaygınlaşmasına katkı sağlayacak nitelikte olması, ulusal kültürün yabancı kültürler karşısında erimesini önleyecektir. Ayrıca, dijital araçlar aracılığıyla ulusal ve kültürel değerlerin paylaşımı bu paylaşımların sürdürülebilirliği, ulusal değerlerin korunmasına önemli katkılar sunmaktadır. Bu bağlamda, aile yapısının güçlendirilmesi, aile değerlerinin yaşatılması ve ailenin toplum içindeki rolünün vurgulanması yönündeki dijital içerikler de toplumsal bütünlüğün korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Dijitalin Bilinçli Kullanımı Dijital dünyanın sunduğu sayısız hizmet arasında kaybolmak ve bireysel özden uzaklaşmak yerine, dijitali bilinçli ve ölçülü bir şekilde tüketme iradesi, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından son derece kritik bir 1Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşlar vb. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 296 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. tutum olarak değerlendirilmektedir. Bireye herhangi bir fayda sağlamayan, zaman kaybına yol açan ve psikolojik sıkıntılara neden olabilecek sınırsız dijital kullanım, ciddi bir risk ve tehlike unsuru taşımaktadır. Her bireyin öz disiplin bilinciyle güçlü bir irade göstermesi, dijital bağımlılık tuzağından korunmasına önemli katkılar sunacaktır. Bu öz disiplin ve dijital mecraların iradeli kullanımı, aile üyeleri arasında da sağlanmalıdır. Aile fertlerinin işbirliği ve dayanışmasıyla, dijitalin eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaçlar dışında belirli zamanlarda kullanılmaması -başka bir deyişle, dijitalin minimal düzeyde ve ihtiyaç odaklı kullanımı- dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. 6. Dijitalleşme ve Aile İlişkileri Literatür Bulguları ve Tartışma Bu başlık altında dijital bağımlılık, dijital yalnızlık ve dijital çağda aile içi ilişkiler konusuna dair literatür araştırmalarında öne çıkan bulgular ele alınmaktadır. Söz konusu bulgular, dijital araçların aile içi ilişkiler üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla anlamaya yöneliktir. Bu bağlamda, literatür taramaları, dijital çağın aile dinamikleri üzerindeki karmaşık etkilerini daha bütüncül bir perspektifle değerlendirme imkânı sunmaktadır. Bu çerçevede literatür bulguları: Bayhan’ın (2020:119) lise öğrencileri üzerinde gerçekleştirdiği araştırma, internet bağımlılığının aile içi ilişki kalitesiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular, ebeveynlik tutumlarının çocukların dijital davranışlarını doğrudan etkilediğini göstermekte; özellikle ilgisiz, mesafeli veya yetersiz ebeveynlik pratiklerinin internet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet oranlarını anlamlı düzeyde artırdığı belirtilmektedir. Ayrıca aile bağlarının zayıf olduğu ya da ebeveynlerin ayrı yaşadığı aile tiplerinde çocukların dijital risklere maruz kalma olasılığının belirgin şekilde yükseldiği vurgulanmaktadır. Benzer biçimde Kavlak ve arkadaşlarının (2022:9) çalışması da aile ilişkilerinde yaşanan çatışma, iletişimsizlik veya duygusal kopukluk gibi olumsuzlukların internet bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık düzeyleriyle pozitif yönlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, dijital bağımlılık davranışlarının yalnızca bireysel faktörlerle değil, güçlü biçimde aile içi etkileşim örüntüleriyle şekillendiğine işaret etmektedir. Göldağ’ın (2018:14) lise öğrencileri üzerine gerçekleştirdiği araştırma, dijital oyun kullanımının aileler tarafından yeterince denetlenmediğini ve oyun The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 297 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. süreleri ile içeriklerinin çoğu zaman kontrolsüz kaldığını göstermektedir. Çalışmanın bulguları, dijital oyunlar üzerinde etkin bir ebeveyn kontrolü sağlanmadığında öğrencilerin internet bağımlılığı eğilimlerinin belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Alyanak’ın (2016:4) çalışması, internet bağımlılığının tedavi sürecinde güçlü aile ilişkilerinin kritik bir değişken olduğunu vurgulamaktadır. Araştırmaya göre, bağımlılığın altında yatan iletişim problemleri ve aile içi çatışmaların giderilmesi, bireyin bağımlılıkla baş etme kapasitesini önemli ölçüde güçlendirmekte; bu bağlamda aile içi iletişim kanallarının güçlendirilmesi, destekleyici bir iş birliği ortamının sağlanması ve duygusal dayanışmanın artırılması tedavi sürecinin başarısı açısından temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu iki çalışma birlikte değerlendirildiğinde, dijital bağımlılık davranışlarının önlenmesinde ve tedavi edilmesinde aile kurumu ile ebeveynlik pratiklerinin merkezi bir role sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ersoy ve Ağlar’ın (2024:17) araştırması, aile içinde açık iletişim kanallarının bulunmasının ve demokratik bir aile atmosferinin sağlanmasının dijital bağımlılık riskini anlamlı biçimde azaltan temel etkenler olduğunu göstermektedir. Çalışma, aile içi iletişimin niteliğinin çocukların dijital davranış örüntülerini doğrudan biçimlendirdiğini vurgulamaktadır. Buna paralel olarak Şen ve Erol (2024:3), aile içi iletişimin başlangıç noktasının ebeveynler olduğunu ifade etmekte ve anne-babanın sergilediği tutarlı, yapıcı ve sağlıklı iletişim biçiminin çocuklarla kurulacak ilişkinin temelini oluşturduğunu belirtmektedir. Araştırma bulguları, dijital teknolojilerin aile içi iletişimi zayıflatıcı etkilere sahip olabileceğini; ancak güçlü aile bağları, nitelikli etkileşim ve destekleyici ebeveyn tutumlarının bu olumsuz etkileri önemli ölçüde sınırlayabildiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda çalışmalar, dijital bağımlılığın önlenmesinde yalnızca teknolojik faktörlere değil, aile içi iletişim süreçlerinin kalitesine de odaklanılması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Haberli (2023:7), ebeveynlerin çocukların dijital araçlarla kurdukları ilişkiyi yönlendirmede belirleyici bir konumda bulunduğunu vurgulamakta ve literatürde ebeveynlik tutumlarının arabulucu, otoriter ve ortak izlenme şeklinde üç kategori altında incelendiğini aktarmaktadır. Arabulucu tutumdaki ebeveynler, çocuklarıyla dijital içeriklerin olumlu ve olumsuz yönlerini tartışarak rehberlik sağlayan, dijital farkındalık ve eleştirel medya okuryazarlığı gelişimini destekleyen bir yaklaşım benimsemektedir. Buna The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 298 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. karşılık otoriter tutum, baskıcı ve tek yönlü bir kontrol mekanizmasına dayandığından, çoğu zaman çocukların dijital içeriklere yönelik merak ve yönelimlerini artırmakta; ayrıca aile içi iletişimde çatışma ve uzlaşma sorunlarına yol açabilmektedir. Ortak izlenme tutumunda ise ebeveynler çocuklarıyla birlikte dijital araçları kullanarak daha etkileşimli, paylaşımcı ve işbirlikçi bir iletişim modeli geliştirmektedir. Araştırma bulguları, bu işbirlikçi yaklaşımın çocukların öğrenme süreçlerine ve dijital deneyimlerinin niteliğine anlamlı düzeyde olumlu katkı sunduğunu göstermektedir. Böylece çalışma, ebeveynlik tarzlarının dijital davranışları şekillendiren güçlü bir sosyopedagojik faktör olduğunu ileri sürmektedir. Karaboğa (2019:16) araştırmasında, uzun süreli dijital medya kullanımında aile içi iletişimin ve aile bağlarının zayıflayacağı vurgulanmaktadır. Araştırma, aile üyeleri arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi için ebeveynlere dijital medya okuryazarlığı eğitimini önermektedir. Bu eğitimin zaman yönetimi başta olmak üzere hem eşler arasındaki iletişime hem de ebeveyn-çocuk iletişimine olumlu katkı sağlayacağı eğitimin sağlayacağı faydalar olarak öne çıkmaktadır. Barış ve Yeşilyurt’un (2025:8) araştırmasında dijital mecraların yalnızca kullanım sıklığının değil, bu platformlarda paylaşılan içeriklerin niteliğinin de aile ilişkilerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Özellikle kıyaslama, rekabet ve idealize edilmiş yaşam temsilleri içeren paylaşımların aile içi iletişimde güvensizlik, yetersizlik hissi ve duygusal kopukluk gibi sonuçlara yol açtığı belirtilmektedir. Fenomenleşmiş içeriklerin de benzer biçimde aile dinamiklerini olumsuz etkilediği ifade edilmektedir. Çalışma, bu olumsuz etkilerin azaltılabilmesi için ailelere dijital içerik yönetimine yönelik stratejik öneriler sunmakta; bilinçli kullanım, içerik seçimi ve dijital etkileşim sınırlarının belirlenmesi gibi uygulamaların önemine dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda her iki araştırma, dijital mecraların aile yapısı üzerindeki etkilerinin hem kullanım biçimi hem de içerik türleri üzerinden çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Akbaş ve Dursun’un (2020:11) araştırması, dijital teknolojilerin uzun süreli kullanımının özellikle çocuklar üzerinde bilişsel, davranışsal ve sosyal düzeyde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, bu olumsuzlukların önlenmesinde baskıcı veya yasaklayıcı ebeveynlik tarzlarının etkili olmadığını, aksine ebeveynlerin dijital teknolojiyi bilinçli, kültürel ve pedagojik bir perspektifle kullanma The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 299 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. becerilerini geliştirmelerinin kritik bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. Çalışma, bu bağlamda dijital ebeveynlik kavramını öne çıkararak dijital kültürün aile içinde geliştirilmesinin, Arslan’ın (2020:2) ifadesiyle “dijital yerlilerin” sağlıklı biçimde yetiştirilmesi açısından temel bir gereklilik olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde Yurdakul, Dönmez, Yaman ve Odabaşı (2013:6), dijital bağımlılığın önlenmesinde dijital ebeveynliğin merkezi bir rol üstlendiğini ifade ederek kavramı; dijital araçlara hâkim olan, dijital mecralardaki fırsat ve risklerin bilincinde bulunan, çocuklarını çevrimiçi tehditlere karşı koruyan, gerçek ve sanal dünyada haklara saygı kültürünü aktaran ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilen bireylerin sergilediği ebeveynlik biçimi olarak tanımlamaktadır. Bu doğrultuda dijital ebeveynlik, çocukların dijital dünyada güvenli, bilinçli, etik ve sürdürülebilir biçimde var olabilmelerini sağlayan temel bir rehberlik çerçevesi sunmaktadır. 7. Sonuç İnsanlık tarihi, her büyük yeniliğin arkasındaki köklü toplumsal dönüşümlerin itici gücüyle durmaksızın şekillenen bir değişim ve dönüşüm yolculuğudur. Ateşin bulunması, yazının icadı, buharlı makinelerin üretime dâhil edilmesi, elektriğin keşfi ve nihayetinde internetin ortaya çıkışı, insan yaşamında paradigmatik kırılmalara yol açan başlıca dönüm noktalarıdır. Bu yenilikler, toplumların beslenme alışkanlıklarından yerleşik yaşam pratiklerine, ticaret ve üretim yöntemlerinden iletişim biçimlerine kadar geniş bir yelpazede radikal değişim süreçlerini tetiklemiştir. 21.yüzyıl diğer adıyla dijital çağ, internetin keşfiyle birlikte dijital iletişimin küresel ölçekte yeniden biçimlendiği bir döneme işaret etmektedir. İnternetin sağladığı altyapı sayesinde dünya üzerindeki milyarlarca insan, fiziksel sınırların belirleyiciliğinden bağımsız olarak aynı dijital zeminde bir araya gelebilme imkânına kavuşmuştur. Bu yeni iletişim ortamı bireylere önemli fırsatlar sunmakla birlikte, beraberinde çeşitli risk ve tehditleri de taşımaktadır. Söz konusu risklerin ulusal ve yerel kültürler açısından kritik yönü, farklı kültürel kodlara ve değer sistemlerine kontrolsüz biçimde maruz kalma sonucunda ulusal değerlerden uzaklaşma ihtimalinin artmasıdır. Bireyin sosyalleşmesinde ve toplumun sürekliliğinde temel bir rol üstlenen aile kurumunun dijital ortamlardan gelebilecek olası tehditlere karşı korunması, toplumsal bütünlük açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede makale bireyin kendisiyle ve çevresiyle (aile, toplum vb.) olan The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 300 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. iletişimini dijital çağın baş döndüren teknolojileri karşısında korumak için “dijital muhafazakârlık” kavramını teklif etmesiyle özgün ve ayırt edici yönüyle öne çıkmaktadır. Dijital muhafazakârlık yaklaşımı, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma geliştirmek yerine, dijital alanı değer temelli bir mücadele ve üretim sahası olarak ele almakta; değerlerin korunmasını dijital platformların etkin ve stratejik kullanımına bağlamaktadır. Dijital muhafazakârlık, muhafazakâr değerlerin dijital çağın iletişim biçimleriyle yeniden ifade edilmesini ve dolaşıma sokulmasını esas alan bir kavramsallaştırmadır. Bu yaklaşım, geleneği dijitalleşmenin karşısında sabit ve değişmez bir unsur olarak değil, dijital mecralarla etkileşim hâlinde yeniden müzakere edilen dinamik bir yapı olarak ele almaktadır. Rusya’da dijital muhafazakârlık, özellikle yeni medya aracılığıyla vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeniden çerçevelenmesi bağlamında teorik bir içerik kazanmıştır. Buna karşılık Türkiye’de kavram henüz literatürde sistematik biçimde ele alınmamış olsa da hızlı dijitalleşmenin toplumsal yapılar üzerindeki etkileri, dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Makale, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi bireysel deneyimlerin aile bağlarını nasıl zayıflattığına ilişkin bulguları bir araya getirerek literatürdeki dağınık bilgi birikimini sistematik bir çatı altında toplamaktadır. Bununla birlikte dijital iletişimin hızlanmasıyla aile üyeleri arasındaki fiziksel ve duygusal mesafenin nasıl yeniden tanımlandığına dair özgün tespitler sunarak, aile sosyolojisi ve iletişim çalışmaları alanlarında önemli bir tartışma zemini oluşturmaktadır. Sonuç olarak makale, dijital muhafazakârlığı Türkiye literatüründe kavramsal bir öneri olarak tartışmaya açarak, dijitalleşme ile değerler arasındaki ilişkiye yönelik dağınık tartışmaları bütünlüklü bir çerçeveye oturtmayı hedeflemektedir. Çalışmanın özgünlüğü, dijital muhafazakârlığı ne dijitalleşmeye karşı bir reddiye ne de geleneksel değerlerden kopuş olarak ele alması; aksine dijital platformların değer temelli ve normatif ilkeler doğrultusunda etkin kullanımını savunan kurucu bir yaklaşım geliştirmesinde yatmaktadır. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görülen dijital muhafazakârlık tartışmalarının Türkiye bağlamına taşınması, karşılaştırmalı bir perspektif sunarak literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr düşüncenin edilgen değil, yönlendirici ve üretken bir rol üstlenebileceğini The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 301 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. göstermekte; dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin akademik tartışmalara özgün bir katkı sunmaktadır. 8. Öneriler Dijital çağın olumsuz etkilerini azaltmak, dijital mecraların daha bilinçli, kontrollü ve kültürel duyarlılıkla kullanılmasını sağlamak amacıyla makale genç, ebeveyn, akademi, bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, resmî kurumlar ve daha birçok kurum-kuruluşa çeşitli öneriler sunmaktadır. *Birey, aile ve toplumların dijital mecraların olumsuz etkilerine karşı daha kırılgan hâle geldiği görülmektedir. Bu nedenle, değer üreten ve değer aktarımını önceleyen bir dijital zeminin inşası zorunludur. Bu zemini ifade eden en kapsamlı kavram dijital muhafazakârlıktır. Dijital muhafazakârlık, dijital teknolojilerin hayatın her alanına nüfuz ettiği çağımızda birey, aile ve toplumların değerlerini, kimliklerini ve geleneksel normlarını koruma yönündeki bilinçli duruşu ifade etmektedir. *Dijital muhafazakârlık yaklaşımının Türkiye bağlamında işlevsel hâle gelebilmesi için, dijitalleşme politikalarının yalnızca teknik altyapı ve verimlilik ekseninde değil, değer temelli bir perspektifle ele alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda, kamu yönetimi ve kamu hizmetlerinde yürütülen dijital dönüşüm süreçlerinin etik ilkeler, mahremiyet hassasiyeti ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla birlikte yapılandırılması önem taşımaktadır. Dijital platformların, kültürel sürekliliği destekleyen ve toplumsal değerlerin aktarımını güçlendiren araçlar olarak değerlendirilmesi, dijitalleşmenin değerlerle çatışan değil, değerleri yeniden üreten bir sürece dönüşmesine katkı sağlayacaktır. *Akademik düzeyde dijital muhafazakârlık kavramının sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk ve iletişim çalışmaları ekseninde disiplinlerarası biçimde ele alınması, kavramın teorik derinliğini artıracaktır. Eğitim, medya ve dijital okuryazarlık politikalarında değer temelli içeriklerin teşvik edilmesi de dijital muhafazakârlığın pratik karşılıklarını güçlendirecek önemli adımlar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda dijital alan, muhafazakâr değerlerin savunulduğu bir “tehdit alanı” olmaktan çıkarılarak, değer temelli bir toplumsal inşa zemini olarak yeniden düşünülmelidir. *Yerli ve değer odaklı dijital içerik üretimi teşvik edilmelidir. Bu kapsamda kamu destekli projelerin yaygınlaşmasına ihtiyaç vardır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 302 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. *Dijital ortamlarda özel alanın korunması ve mahremiyet bilincinin güçlendirilmesi, bireylerin dijitalleşme sürecinde psikolojik bütünlüklerini korumaları açısından kritik önem taşımaktadır. *Dijital ebeveynlik farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, çocukların ve gençlerin dijital risklerden korunması ve sağlıklı dijital alışkanlıklar geliştirmesi için gereklidir. *İlköğretimde seçmeli ders olarak sunulan “Medya Okuryazarlığı” dersinin lise ve yükseköğretim düzeylerinde de zorunlu hâle getirilmesi, eleştirel dijital bilinç geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir. *Dijital mecralarda doğruluk, adalet, saygı ve mahremiyet gibi etik değerlerin yaşatılmasına yönelik içerik üretiminin artırılması, dijital kültürün etik zeminde şekillenmesine katkı sağlayacaktır. *Baskıcı, otoriter ve yasaklayıcı ebeveyn modelleri yerine; hoşgörülü, empati kurabilen, çocuklarıyla iletişim ve müzakere becerisi geliştirebilen bir ebeveyn yaklaşımının teşvik edilmesi gerekmektedir. *Aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın niteliğinin artırılması, ortak etkinliklerle duygusal ve sosyal bağların anlamlı biçimde güçlendirilmesi önemlidir. *Aile içi ilişkilerde merhamet, saygı, sevgi, aidiyet, paylaşım, hoşgörü ve güven temelli ilişkilerin güçlendirilmesi hem aile bütünlüğünü hem de toplumsal dayanıklılığı destekleyen temel bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. *Dijital mecralarda dezenformasyon, manipülasyon ve sahte içeriklerle mücadele için hem teknolojik hem de pedagojik temelli doğrulama mekanizmaları geliştirilerek kullanıcıların eleştirel dijital düşünme becerileri desteklenmelidir. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 303 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Kaynakça Akkaş, Hasan Hüseyin (2003). Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4(2), 241-254. Aksan, Gamze. (2025) Ebeveyn ve Genç İlişkisinde Aile Tutumları ve Aile Değerleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Habitus Toplumbilim Dergisi, 6, 95-124. Alkan, Buse (2023). Instagram’ın Evli Çiftlerin Aile Yaşantısına Etkileri. İletişim Bilimi Araştırmaları Dergisi 3(3), 218-235. Alyanak, Behiye (2016). İnternet Bağımlılığı. Klinik Tıp Pediatri Dergisi 8 (5), 20-24. Akbaş, Özge Zeybekoğlu ve Dursun, Cansu (2020). Teknolojinin Aileye Etkisi: Değişen Ailenin Dijital Ebeveyn ve Çocukları. Turkish Studies-Social, 15(4), 2245-2265. Akar, Damla (2025). Sosyal Medyada Aile Algısı: Ekşi Sözlük Tanımları Üzerine Bir Değerlendirme. Trt Akademi, 10(24), 800-829. Arslan, Aysel 2020). Üniversite Öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Düzeylerinin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi. International E-Journal of Educational Studies, 4(7), 27-41. Barış, Özlem ve Yeşilyurt, Segah (2025). Sosyal Medyada Ailelerin Medyatikleşmesi: Popüler Aileler Örneği, TRT Akademi, 10(24), 624-651. Bassin, Mark ve diğerleri (2016). Eurasia 2.0: Russian geopolitics in the age of new media. Bloomsbury Publishing PLC. Bayer, Ali (2013). Değişen Toplumsal Yapıda Aile. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4(8), 101-129. Bayhan, Vehbi (2020). Z Kuşağı Lise Gençlerinde Sosyal Medya Bağımlılığı İle Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyet Deneyimleri. İlahiyat Akademi (12), 117-144. Beneton, Phillipe (2016). Muhafazakârlık, Le Conservatisme. (C. Akalın Çev.), İstanbul: İletişim. Çaha, Ömer (2004). Muhafazakâr Düşüncede Toplum, Liberal Düşünce Dergisi, (34), 15-24. Çamurdaş, Kübra (2023) Türkiye’de Gelenek ve Modernite Geriliminde Muhafazakârlık: Hareket Dergisi Örneği1. Çiftçi, Ayşe Nur (2023). Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü Örneği.” Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 25 (Özel Sayı), 489-514. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 304 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Duran, Resul (2022). Türkiye Aile Yapısının Geleceğine Yönelik Çıkarımların Değerlendirilmesi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Dergisi, 2(1), 147-164. Gilbert, Andrew Norman (2016). British Conservatism and The Legal Regulation of İntimate Adult Relationships, 1983-2013 (Doctoral Dissertation, Ucl (University College London)). Güler, Zeynep (2016). Muhafazakârlık, Kadim Geleneğin Savunusundan Faydacılığa. H.B.Örs (Der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler (Ss. 115-162). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi. Göldağ, Battal (2018). Lise Öğrencilerinin Dijital Oyun Bağımlılık Düzeylerinin Demografik Özelliklerine Göre İncelenmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 15 (1), 1287-1315. Güngörmez, Bengül (2004). Muhafazakâr Paradigma: “Dogma” ve “Önyargı. Muhafazakâr Düşünce Dergisi, 1(1), 11-30. Deveoğlu, Müge (2024). Yalnızlığın Yeni Hali: Dijital Yalnızlık. Sosyologca, 9/18-19, 341-352. Dikeçliğil, F. Beylü (2012). Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu, Muhafazakâr Düşünce, 8(31), 21-52 Ersoy, Mustafa ve Ağlar, Cengiz (2024). Trdizin Veri Tabanındaki Dijital Bağımlılık Araştırmalarına Genel Bakış (2013-2023). Haberli, Mehmet (2023). Dijital Çağda Aile: Ebeveynleriyle İlişkisi Çerçevesinde Gençlik ve Din. Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi, 7(3), 374-389. Havalı, Sibel (2024). Dijital Bağımlılık Üzerine Güncel Tartışmalar. Ankara: Berikan Yayınevi. Karaboğa, Mehmet Tahir (2019). Dijital Medya Okuryazarlığında Anne ve Baba Eğitimi.” Opus International Journal of Society Researches, 14(20), 2040-2073. Karayaman, Saffet ve diğerleri (2025) Kalabalık Yalnızlık Ölçeği. Kazachanskaya, Elena ve Mamychev, Alexey (2021). Conser-vatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems' Digital Transformation. European Proceedings of Social and Behavioural Sciences. Kır, İbrahim (2011). Toplumsal Bir Kurum Olarak Ailenin İşlevleri. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 10(36), 381–404. Özdoğan, Ogan (2017). Endüstri 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi ve Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları, Pusula. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 305 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Özsarı, Arif ve Deli, Şekip Can (2023). Dijital Okuryazarlık ve Dijital Bağımlılık İlişkisi: Hokey Sporcuları Araştırması. The Online Journal of Recreation and Sports, 12(4), 491-501. Şen, Gülyaşar Erol, Ayten (2024). Modernleşme Sürecinde Dijital Medyanın Aile Üzerindeki Etkileri.” Kaide Dergisi (Asbü Uluslararası Aile Araştırmaları Dergisi), 2 (1), 1-30. Turğut, Faruk (2017). Tarihsel Süreçte Aile Kurumunun Dönüşümü ve Geleceğine Yönelik Çıkarımlar. Medeniyet ve Toplum Dergisi, 1(1), 93-117. Ültay, Eser ve diğerleri (2021), Sosyal Bilimlerde Betimsel İçerik Analizi.” Ibad Sosyal Bilimler Dergisi, (10), 188-201. Yengin, Deniz (2019). Teknoloji Bağımlılığı Olarak Dijital Bağımlılık. Turkish Online Journal of Design Art and Communication, 9(2), 130-144. Yetkin, Elif Gizem ve Coşkun, Kemal (2021). Endüstri 5.0 (Toplum 5.0) ve Mimarlık, Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi, (27), 347-353. Yurdakul, Işıl ve diğerleri (2013). Dijital Ebeveynlik ve Değişen Roller. Gaziantep University Journal of Social Sciences, 12(4), 883-896. Yıldırım, İrfan (2021). Sosyal Medya, Dijital Bağımlılık ve Siber Zorbalık Ekseninde Değişen Aile İlişkileri Üzerine Bir Değerlendirme.” Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9 (5), 1237-1258. Yurt, Remziye Gül (2025). Dijital Muhafazakârlık: Gelenekten Dijitale Muhafazakârlığın Dönüşümü. İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları. Zorlu, Yaşar (2025). Sosyal ve Dijital Medyanın Aile İçi İletişim Üzerindeki Olumsuz Etkileri Ve Sosyal Sonuçları. Erciyes İletişim Dergisi, 12(2), 599-620. Https://Tdk.Gov.Tr/İcerik/Basindan/2024-Yilinin-Kelimesi-Kavrami-Kalabalik Yalnizlik/ The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 306 https://dergipark.org.tr/tr/pub/tinisos/article/1838435

Featured post

İRAN-İSRAİL-ABD SAVAŞI VE TÜRKİYE'NİN BARIŞI SAĞLAMA ÇABALARI

  Birinci Haftanın Bilançosu: Ateş Çemberinde Diplomasi 7 Mart 2026 Ortadoğu, 28 Şubat 2026'da başlayan ve bir haftayı geride bıra...