Başbakan Ahmet Davutoğlu, Konya da 42 tesisin açılışve temel atma töreninekatıldı. Bu arada bir konuşma yapan Davutoğlu, "bu taşıma işi teleferik ile gerçekleşecek"
“Levent Üzümcü katılacak diye Ankara Tiyatro Günlerine salon verilmedi” yönünde yazılı ve görsel medyada bazı haberler yer almaktadır. Süreç hakkında kamuoyunu doğru bilgilendirmek için Devlet Tiyatroları olarak bir açıklama yapılması ihtiyacı doğmuştur.
22-28 Şubat tarihleri arasında Sadri Alışık Tiyatrosu’na Şinasi Sahnesi tahsis edilmiştir. Tiyatro İstanbul’un bu tarihlerde herhangi bir başvurusu olmamıştır.
İstanbul Jest Tiyatrosu ise 1-6 Mart tarihlerinde Ankara Devlet Tiyatrosu Müdürlüğüne bağlı olan Şinasi Sahnesi’ni talep etmiş olup Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından tahsisi uygun bulunmuştur.
Fakat İstanbul Jest Tiyatrosu sözleşme hükümlerine aykırı davranışlarda bulunduğu için etkinlik izinleri Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından iptal edilmiştir.
Tiyatro İstanbul’un yine bu tarihler arasında kurumumuza sahne kiralanması konusunda herhangi bir başvurusu olmamıştır.
İptallerin sebebinin programa katılacak sanatçılarla ilgili gibi gösterilerek haberleştirilmesi ve kamuoyunda sanatçılara ‘sansür’ yapılıyor algısı oluşturmaya çalışmak tamamen art niyetli bir zihniyetin ürünüdür.
Devlet Tiyatroları üzerinde sistematik bir şekilde yanlış algı oluşturmaya çalışan bu tarz haberleri ve yapılan açıklamaları şiddetle kınıyoruz ve kamuoyunun takdirine sunuyoruz.
KAHRAMAN AZİZ ŞEHİTLERİMİZİN ,GAZİLERİMİZİN BİRİNCİ DERECE YAKINLARINA Türkiye Emlak Müşavirleri Federasyonu (TEMFED)-Ankara Emlakçılar Odası (ATEM) işbirliğinde ücretsiz EMLAK DANIŞMANLIĞI MESLEKİ EĞİTİM PROGRAMI DESTEĞİ
www.facebook.com/temfedturkiye
Milletleri Millet yapan, onları geleceğe taşıyan, Şehitlik ve Gazilik mertebesine yükselmiş Kahramanlarımızdır.
Bizler bugün sahip olduğumuz ve şükrettiğimiz, başta özgürlüğümüz olmak üzere, tüm zenginliklerimizi Şehitlerimize ve Gazilerimize borçluyuz. Canıyla, kanıyla vatan toprağını koruyarak bizlere emanet eden onurlu şehitlerimiz ve gazilerimizdir. Bu noktada, Şehit ve Gazilerimizin yakınlarının fedakârıklarını anlamak ve onlara milletçe minnet ve şükranlarımızı unutmadan her zaman sunmalıyız.
Hiç Kimsenin şüphesi olmasın; Onlar sayesinde Türkiye Cumhuriyeti güçlenerek, ilelebet hür ve payidar kalacaktır. CENAB-I ALLAH devletimizi ve milletimizi korusun. Birlik ve beraberliğimizi daim etsin
Devletimiz; Şehitlerimizin bizlere bıraktığı en değerli emanetlerine sahip çıkmakta ve gerekli tüm desteği hassasiyetle vermektedir.
Ancak bizler de bulunduğumuz bu noktada bir şeyler yapmalıyız
Her birey, her Kurum üstüne düşeni yapmalı ve Kahramanlarımıza Maddi Manevi Desteğimizi hissettirmeliyiz.
Bu noktada Türkiye Emlak Müşavirleri Federasyonu-Ankara Emlakçılar Odası olarak, Aziz Şehitlerimizin ve Gazilerimizin birinci derece yakınlarına aşağıda detayları bulunan; ücretsiz EMLAK DANIŞMANLIĞI MESLEKİ EĞİTİM PROGRAMI BAŞLATMIŞTIR.
Hacı Ali TAYLAN
TEMFED-ATEM Yönetim Kurulu Başkanı
------------------------------------------------------------------------------------
-Mesleki eğitim programımız ülke genelinde uygulanacaktır.
- Mesleki eğitim programımız MEB –KIRIKALE ÜNİVERSİTESİ ile yaptığımız protokollere bağlı eğitim programı çerçevesinde 120 saatlik eğitim programı 6 ders başlığında gerçekleştirilecektir.
- Eğitimin Kitap-CD- Eğitmen masrafları-Sınav Harçları ve Sertifika masrafları Federasyonumuzca karşılanacaktır.
DANIŞMA HATTI.
TEMFED-0312 229640-----------ATEM-0312 2318720
Mesleki Eğitim Programı Çerçevesinde İşbirliği Yaptığımız Mesleki Kurumlar.
-Türkiye Emlak Müşavirleri Federasyonu-Ankara Emlakçılar Odası (Programın Yürütücüsü)
PROGRAMI DESTEKLEYENLER KURUMLAR
Ankara Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği-Ankara Ticaret Odası- Antalya-Mersin-Gaziantep –Denizli-Malatya-Trabzon-Konya –Eskişehir-Sakarya –Şanlıurfa-Polatlı-Kayseri Emlak Meslek Odaları ve Diyarbakır-Muğla -Marmaris-Bodrum-Osmaniye-Fethiye-Kilis-Kuşadası-Didim-Canakkale-Corum-Sivas –iç Anadolu-Adıyaman-Akdeniz-Bolu-Datça-Güneyanadolu-Kahramanmaraş-Güneydoğu Anadolu-Körfez-Tarsus-Trakya-Tekirdağ-İstanbul-Milas –Emlak müşavirleri dernekleri
Türkiye Muaythai Federasyonu İcra Kurulu Başkan vekili Hasan Yildiz ; ülkemizin şuan da geçmekte olduğu zor şartlara dikkat çekerek birlik ve beraberlik mesajı yayınladı.
Yüzyıllarca üzerinde birlikte kardeşçe yaşadığımız topraklarımıza, birlikte yaşama isteğimize nifak tohumları ekmeye çalışanları, terörü, terörün her çeşidini ve terörü besleyenleri lanetliyoruz. Bütün milletimizi derinden üzüntüye boğan son saldırılar toplumumuzdaki hassasiyeti artırmıştır. Kardeşlik bağlarımızı zayıflatmak isteyenler bilmelidir ki bu toprakların mayası kardeşliktir. Terör olaylarına karşı milletçe verilecek en güzel cevap; birlik ruhu içerisinde, teröre, terör örgütlerine, terörü besleyen ve yönlendiren kirli odaklara karşı yekvücut olduğumuzu göstermektir. Millet olarak ülkemize ve geleceğimize yönelik oyunları bozma tutumumuzu kararlılıkla devam ettirmeliyiz. Oynanan kirli oyunu bozacak güçte ve dirayette olduğumuzu göstermeliyiz. Türkiye Cumhuriyeti devletine kasteden hainler dün olduğu gibi bugünde gerektiği cevabı alacaktır. Şehitlerimizin kanları asla yerde kalmayacaktır. Aziz milletimiz dün olduğu gibi bugünde ayaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devletine onun egemenliğine ve toprak bütünlüğüne ihanet edenler ve küresel güçlerle işbirliği yapanlara bu millet hak ettiği cevabı elbette verecektir.
Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi öncülüğünde hazırlanan ve Change.org sitesinde yayınlanan ‘Suriye’de Savaşa Hayır’ bildirisine 300’e yakın akademisyen, gazeteci ve sanatçı imza attı.
Bildiride hükümetin dış politikasının Türkiye’yi savaşa sürüklediği savunuluyor ve “Mevcut iktidar; düşünülebilecek ne kadar bölgesel ve evrensel aktör varsa, yani Esad’ı, PYD’yi, Rusya’yı, ABD’yi, İran’ı, AB’yi…düşman ilan etmiş bulunuyor” deniyor.
“Kimselerin böyle bir ortamda Türkiye’yi savaşa girmeye zorladığı yok” denen bildiri şöyle devam ediyor:
“İktidar, doksan yıllık TC tarihinde ilk defa bizzat böyle bir kapan kurdu ve içine gönüllü atlamaya çalışıyor.
“Yöneticilerin oğulları bir biçimde askerlik yapmazken, halk çocuklarının bir de Suriye ölüm tarlalarına siyasi ihtiraslar uğruna sürülmesine razı olmayacağız.
“Aksi halde bunun hesabını Türkiye eninde sonunda soracaktır!”
Google’ın bu adımı, KKTC’de memmuniyet yarattı. Google, harita uygulaması GoogleMaps’te göstermediği KKTC’yi dün uygulamaya koydu. Daha önce sadece Kıbrıs Rum Kesimi’ni belirten Google, Kuzey Kıbrıs’la ilgili olarak da eski yer isimlerine yer veriyordu. Google’ın son harita uygulamasında, hem İngilizce hem de Türkçe KKTC’nin adı yer alırken, Güney’in adı da “Kıbrıs” olarak yazıldı. Haritada, Kuzey Kıbrıs’taki yerleşim yerlerinin adları ve yol tarifleri bulunuyor. Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı Orhan Tolun, “Google’nin böyle bir uygulamaya imza atmasını çok önemli” olarak değerlendirdi. Tolun, “Bu turizm ve siyasi anlamda bir kazanım. Kıbrıs Türküne kazanımları çok olacaktır” dedi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, sosyal medya üzerinden bu günkü saldırı sonrası bir açıklama yaptı işte bu açıklama :"
Aziz vatandaşlarım,
Bu akşam saatlerinde Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını taşıyan servis araçlarına yönelik terörist saldırıda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize sabır ve metanet diliyorum.
Aziz milletimizin ve bütün insanlık ailesinin başı sağ olsun.
Terör ve şiddet karşısında 78 milyon vatandaşımızla bir ve beraberiz.
Türkiye Cumhuriyeti, kendi hukukunu çiğnetmeyecek ve kimden gelirse gelsin haklı davasından vazgeçmeyecektir.
Ülkemizi, aziz milletimizi ve demokrasimizi hedef alan bu menfur saldırıyı gerçekleştirenler ve azmettirenler asla amaçlarına ulaşamayacaklar.
Bütün terör örgütlerine karşı verdiğimiz haklı mücadelede asla geri adım atmayacağız.
Bu menfur saldırıyı istismar ederek provokasyona yeltenecek şer odaklarına karşı yüce milletimizin engin ferasetine ve sağduyusuna güveniyorum.
Uzunca bir süredir, terörün hedefi olan ve birçok badireyi daha fazla kenetlenerek aşmış milletimiz, bu saldırılar karşısında da vakar ve dayanışma içerisinde bu zor koşulların üstesinden gelecektir.
Türkiye Cumhuriyeti devleti hukuk ve adalet çizgisinden sapmadan, terör ve şiddete prim vermeden öncelikle kendi ulusal güvenliğini koruyacak insani değerleri herkes adına savunmaya devam edecektir.
Aziz milletime sabır, vakar ve metanet diliyorum.
Aziz vatandaşlarım,
Bu akşam saatlerinde Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını taşıyan servis araçlarına yönelik terörist saldırıda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize sabır ve metanet diliyorum.
Aziz milletimizin ve bütün insanlık ailesinin başı sağ olsun.
Terör ve şiddet karşısında 78 milyon vatandaşımızla bir ve beraberiz.
Türkiye Cumhuriyeti, kendi hukukunu çiğnetmeyecek ve kimden gelirse gelsin haklı davasından vazgeçmeyecektir.
Ülkemizi, aziz milletimizi ve demokrasimizi hedef alan bu menfur saldırıyı gerçekleştirenler ve azmettirenler asla amaçlarına ulaşamayacaklar.
Bütün terör örgütlerine karşı verdiğimiz haklı mücadelede asla geri adım atmayacağız.
Bu menfur saldırıyı istismar ederek provokasyona yeltenecek şer odaklarına karşı yüce milletimizin engin ferasetine ve sağduyusuna güveniyorum.
Uzunca bir süredir, terörün hedefi olan ve birçok badireyi daha fazla kenetlenerek aşmış milletimiz, bu saldırılar karşısında da vakar ve dayanışma içerisinde bu zor koşulların üstesinden gelecektir.
Türkiye Cumhuriyeti devleti hukuk ve adalet çizgisinden sapmadan, terör ve şiddete prim vermeden öncelikle kendi ulusal güvenliğini koruyacak insani değerleri herkes adına savunmaya devam edecektir.
Aziz milletime sabır, vakar ve metanet diliyorum."
R İZELİDİR ASLEN KASIMPAŞALIM E ZBERLER BOZARAK GELDİ BU YİĞİT C AMİLER KIŞLAMIZ ŞİİRİ BAHANE E N AĞIR ZULÜMLER GÕRDÜ BU YİĞİT P EŞİNDEN ZİNDANA DÜŞTÜ BU YİĞİT
T AYYİPTİR BİR ADI TEMİZDİR PAAK TIR A LNINDA NUR VARDIR SİMASI AK TIR Y ÜRÜTTÜ METROYU DENİZ ALTINDAN Y APTIRI KÖPRÜLER YOLLAR BU YİĞİT İ STANBULLA BAŞLAMIŞTI BU DESTAN P EŞİNDEN DÜNYAYA YAZDI BU YİĞİT
E FENDİ DEĞİLDE HIZMETKAR OLDU R ESULE MEVLAYA BAĞLI BU YİĞİT D ÜNYADA MAZLUMUN UMUDU OLDU O NLARI BAĞRINA BASTI BU YİĞİT G EÇİT VERMEDİ ASLA ZULME ZALİME A TILDI ONE MİNUTE DEDİ BU YİĞİT N UR YÜZLÜM SAĞOL VAAR OL EY YİĞİT
EY GAFİL İFTİRA TUZAK BOŞUNA KASETLER BOŞUNA MONTAJ BOŞUNA BEDDUAN BOŞUNA LANET BOŞUNA ÇÜNKİ ALLAH A KULDUR BU YİĞİT
Bizleri televizyonları aracılığı ile izlemekte olan aziz vatandaşlarım...
Sizleri saygı ve muhabbetle selamlıyorum.
Sizlerin şahsınızda bütün vatandaşlarımızı buradan muhabbetle selamlıyorum.
İç ve dış gelişmelerle yoğun geçen bir haftayı geride bıraktık.
Bu haftanın yoğun trafiğini ana başlıklarıyla size kısaca aktardıktan sonra, inşallah gündemimizdeki diğer önemli konulara geçeceğim.
Bir önceki grup toplantımızın hemen ardından, Çarşamba günü Hollanda’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirdik.
Bu ziyaretimizde önce Türk ve Hollandalı yatırımcılarla bir araya gelerek iki ülke arasındaki ticari ilişkileri değerlendirdik.
Hollanda bizim için önemli bir ülke…
2002-2015 yılları arasında Hollanda’nın Türkiye'ye yaptığı yatırımın tutarı 21 milyar dolar…
Bugün Türkiye'de 2 bin 490 Hollanda firması faaliyet gösteriyor.
Hollanda'daki Türk firmalarının yatırımları ise 9 milyar dolara ulaşmış durumda...
İki ülke yatırımcılarıyla birlikte bu ticari tabloyu daha da ileri seviyelere taşıma noktasında bir sinerji yakaladığımızı düşünüyorum.
Bu toplantının hemen ardından Hollanda Başbakanı Sayın Rutte ile bir görüşmemiz oldu.
Bu görüşmede hem iki ülke arasındaki ilişkileri, hem de çeşitli uluslararası konuları detaylarıyla ele alma imkânı bulduk.
Türkiye’ye dönüşümüzün ardından Cuma günü Katar Emiri Sayın Al Sani’yi İstanbul’da misafir ettik ve kendisiyle çeşitli bölge meselelerini değerlendirdik.
Aynı gün 11. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün vefat eden kayınpederi Ahmet Özyurt’un cenazesine katıldık.
Bu vesileyle buradan Sayın Abdullah Gül’e bir kere daha partimiz adına başsağlığı diliyorum.
Cumartesi günü artık mutad hale gelen ziyaretlerimizden birini gerçekleştirmek üzere Erzincan’daydık.
Erzincan’da hem vatandaşlarımızla kucaklaştık, hasret giderdik, hem Erzincan’ın düşman işgalinden kurtuluşunu kutladık.
Daha sonra Üzümlü’ye geçerek Ahıska’dan ülkemize gelen kardeşlerimizle buluştuk, hallerini hatırlarını sorduk.
Erzincan'da yaptığımız temaslar çerçevesinde Terzi Baba Türbesi'ni ve Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu Kültür Vakfı Cemevi'ni ziyaret ettik.
Bu ziyaretimiz sırasında hem Alevi vatandaşlarımızın taleplerini dinledik ve hem de semah izledik.
Orada bir kere daha Türkiye’nin farklılıklar zenginleşen kültürünün bizim için ne büyük bir şans olduğunu gözleme imkânı bulduk.
Birliğimizin, dirliğimizin, kardeşliğimizin, birbirimize muhabbetimizin ülkemiz için ne kadar değerli olduğunu daha iyi idrak etmek için Anadolu’yu bilmek, tanımak ve yaşamak gerekiyor.
Bu sebeple biz her bölgemizle, her şehrimizle irtibatımızı sürekli canlı tutuyor, bütün bu zenginliklerimizden feyz alıyoruz.
Erzincan’ın ardından dün de günübirlik bir ziyaret için Ukrayna’ya gittik.
Bu Başbakan sıfatıyla bu ülkeye ilk resmi ziyaretim oldu.
Bu ziyaretimizde Ukrayna Başbakanı Sayın Yatsenyuk ve Parlamento Başkanı Sayın Groysman ile bir araya geldik.
Kendileriyle iki ülke ilişkilerini geliştirmek noktasında önemli kararlar aldık.
Ardından Kırım Tatar Türklerinin lideri ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile bir görüşme gerçekleştirdik.
Yine ziyaretimiz sırasında Ukrayna'daki Ahıska ve Gökoğuz Türkleri'nin temsilcileriyle de bir araya geldik.
Ayrıca Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu ev sahipliğinde Türk İş Adamlarıyla Koordinasyon Toplantısı’nı da bu ziyaretimiz sırasında gerçekleştirdik.
Biz Türkiye’nin menfaatlerini korumak, insanlarımızın huzurlu ve istikrarlı bir ülkede yaşamalarını temin etmek için çalışıyoruz.
Bizim temel gayemiz milletimizin birliğini, dirliğini, ülkemizin istikrarını korumaktır.
Güney sınırımız boyunca adeta bir yangın yaşanıyor, bunun ülkemize çok yönlü olumsuz etkileri var.
Bölgede yaşanan sıkıntılardan hiçbir ülke Türkiye kadar etkilenmedi.
Dolayısıyla biz de ülkemizin güvenliği ve menfaatleri neyi gerektiriyorsa uluslararası hukuk çerçevesinde yaparız.
DAEŞ’e yaptığımızı Türkiye için tehdit oluşturan her unsur için de ayniyle yapacağımızı beyan ediyoruz.
Bu konuda asla bir tereddüdümüz olmayacağını herkesin bilmesi lazım...
PYD ve YPG’nin Azez çevresindeki hareketliliğini hatırlatarak günlerdir ilgili bütün ülkelere uyarılarda bulunuyoruz.
Terör örgütünün uzantısı olan bu yapıların, Fırat’ın batısına, Azez’e geçmesine izin vermeyeceğimizi açık ve net olarak ilan ediyoruz.
Bu hareketlilik durmadığı için biliyorsunuz Silahlı Kuvvetlerimiz Suriye'deki PYD/YPG mevzilerini top atışlarıyla birkaç kez vurdu.
PYD'nin saldırgan nitelikteki tavırlarını sürdürmesi halinde vurmaya da devam edeceğiz.
Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit eden kim olursa olsun tavrı bu olacaktır.
Şimdi Türkiye’ye bombardımanı durdurması gerektiği yönünde çağrılar yapanlar günlerdir yaptığımız uyarıları duymak istemediler.
Bakınız YPG'ye yönelik bu çağrıların altında bir başka hesap var.
YPG şu anda Rusya’nın Suriye’deki yayılmacı politikalarının enstrümanı ve piyonu olarak rol oynuyor.
Bunu hem iç, hem de uluslararası kamuoyunun doğru okuması, hassas değerlendirmesi lazım.
Biz YPG’yi asla Suriyeli bir aktör olarak görmüyor, bu şekilde değerlendirmiyoruz.
DAEŞ’e karşı mücadele ettiği iddiasıyla bölgede olan bu örgütün DAEŞ’in hiç olmadığı Azez ve civarında, Halep’in kuzeyinde ne işi var?
Azez bölgesinde bir tek DEAŞ mensubu yok, bunu herkes biliyor.
Ama buna rağmen Rusya, havadan Azez'e saldırıyor, Halep’i bombalıyor.
Bu sinsi planı bütün dünya artık görmelidir.
Bu kirli hesap bugün görülmezse ileride çok daha büyük sıkıntılar yaşanacaktır.
Rusya’nın amacı, Türkiye’yi sıkıştırabilmek ve etkisizleştirebilmektir.
Bu plana karşılık biz de kendi tedbirlerimizi alıyoruz, bu da en tabii hakkımız…
Suriye’de ılımlı muhalefeti yok etmek ve Halep-Türkiye koridorunu YPG eliyle Azez üzerinden kapatmak istiyorlar.
Sonraki aşamada Azez'in de doğusuna geçerek, Kobani'den gelen YPG’lilerle birleşecekler, planları bu!
YPG’nin Azez’e yönelik planlarına bizim rıza göstermemiz, bu kirli hesapları görmezden gelmemiz asla mümkün değildir.
Türkiye’nin güvenliği ve menfaati neyi gerektiriyorsa gözümüzü bile kırpmadan yaparız.
Bunu buradan sadece sizlere değil, bütün uluslararası kamuoyuna ilan ediyorum.
Daha önce defalarca “Hiç kimse Türkiye’nin sabrını test etmesin” diye uyardık.
Türkiye’nin kırmızı çizgiler aşıldığında ne yapacağı bellidir.
Nitekim yaptığımız bu operasyonun neticesinde şu anda YPG unsurları Azez civarından uzaklaştırılmış durumda.
Bundan sonra da eğer Azez'e yaklaşırlarsa bizden en şiddetli tepkiyi görürler.
Türkiye olarak biz Azez'in düşmesine asla izin vermeyiz, vermeyeceğiz, bunu bütün dünya bilmelidir.
Bölgedeki havaalanın Türkiye'ye ve ılımlı muhalefete karşı kullanılamayacak, bunun için gerekli tedbirleri aldık, almaya da devam edeceğiz.
Türkiye’nin en tabii savunma hakkını kullanarak yaptığı bu operasyonları engellemek için şimdi "Bir dünya savaşı çıkabilir" denerek algı oluşturulmaya çalışılıyor.
Bu spekülasyonlara hiçbir insanımızın kulak asmaması lazım…
Türkiye’nin çevresinde zaten beş yıldır gerçek bir savaş yaşanıyor, gerçek savaşı göremeyenler, şimdi hayali savaş senaryoları yazıyor.
Türkiye savaşa giriyor diye hayali senaryolar yazıyorlar.
Üstelik bu senaryoyu yazanlar, fiili olarak Suriye’de savaşan ülkeler…
CHP lideri Sayın Kılıçdaroğlu da bu senaryoları dillendiriyor, taşıyıcılığını yapıyor.
Kendisi “Kim PKK’ya destek veriyorsa, biz onu PKK’nın bir yan unsuru olarak görüyoruz” diyor.
Ama milletvekilleri İngiltere’de katıldıkları bir toplantıda PYD’nin terör örgütü olmadığını ifade ediyorlar.
Her konuda olduğu gibi CHP’nin bu konuda da kafası karışık.
Hiç kimse endişe etmesin, biz Türkiye’yi herkesten fazla düşünüyoruz.
Türkiye'yi beş yıldır savaşın dışında tutan biziz, kaçınılmaz hale gelmedikçe risk oluşturacak herhangi bir adım atmayız.
Suriye’de bir savaş tehlikesi varsa, bunu oluşturan asla Türkiye değildir.
Biz baştan bu yana makul ve barışçı bir çözümün, Suriye halkının huzur ve güvenliğinin temin edilmesi için çaba harcadık.
Maalesef Türkiye'nin yıllardır yaptığı uyarılar dikkate alınmadı ve bu kaotik durum ortaya çıktı.
Türkiye daha önce komşusu Irak’ta olduğu gibi bugün de Suriye’deki yangını söndürme mücadelesi veriyor.
Zira, Türkiye hudutlarındaki yangını en çok hisseden ülkedir.
Kendi sınırlarımız içinde her türlü yangın ihtimali için tedbir aldığımız gibi evimizi tehdit eden komşudaki yangını da söndürmek zorundayız.
Bizim kimsenin bir karış toprağında gözümüz yoktur.
Fakat hiç kimse de Dünyanın en büyük trajedisinin yaşandığı Suriye’deki felakete, Suriye’nin iç meselesi diyemez.
Tıpkı, DAEŞ’in Suriye’nin iç meselesi olmadığı gibi…
Suriye’de Esed ile rejiminin yaktığı ateşten ve rejimin ölüm timlerinden kaçan milyonların aman dilediği tek ülke Türkiye’dir.
Dolayısıyla, bölgeyle ilgili gelişmeleri yakından takip ediyor ve gerektiği yerde müdahale ediyoruz.
Türkiye hudutlarında terörü bertaraf ederek ve terör örgütleri ile mücadele ederek sadece kendi milli, ulusal güvenliğini korumuyor, aynı zamanda insani değerleri de koruyor.
Suriye ile alakalı kanaat belirten bütün ülkelerin öncelikle bunu takdir etmesi gerekiyor.
Terör örgütlerinin cirit attığı bir arena haline getirilmek istenen Suriye, bugün büyük acılar yaşamaktadır.
Bir yandan yaşanan fiili yangını söndürmeye çalışırken, bir yandan da bölgenin güvenliğini korumak durumundayız.
DAEŞ, PYD ve YPG gibi terör örgütleri bu toprakların asli unsurları değildir, bunlar, arızi ve gayrimeşru unsurlardır.
Suriye'deki temel problem, başından itibaren Suriye rejiminin ve şimdi de Rusya'nın havadan yaptığı saldırılardır.
Rusya, Esed rejimini himaye ederek, Sovyetler Birliği’nin 1980’li yıllarda Afganistan’da yaptıklarını tekrarlıyor.
Yeryüzünün hiçbir ülkesinde şu sorulara cevap verecek kimse yoktur:
Rusya, Suriye topraklarında neden muhalif unsurların üzerine bomba yağdırıyor?
Suriye’deki ılımlı muhalefeti neden yok etmek ister Rusya?
Suriye’deki Türkmen nasıl, niçin ve hangi eylemiyle Rusya’yı rahatsız ediyor?
Suriye’deki tek bir mülteci ile ilgilenmeyen ülkeler hangi milli, insani, yerel ya da evrensel değerleri savunuyor?
Uçuşa yasak bölgeden tampon bölgeye, mülteci krizinden her geçen gün büyüyen güvenlik krizine kadar hangi probleme gerçekten ilgi gösterdiler?
DAEŞ’ten PYD’ye kadar bölgedeki hangi terör örgütüyle ilgili doğru teşhisleri yaptılar, doğru mücadeleyi ortaya koydular?
Akdeniz sularında boğulan canlardan, rejimin kimyasal silahlarıyla öldürülen Suriyelilerin toplu cenazelerine kadar hangi konuya gerekli duyarlılığı gösterdiler?
Yıkılan kadim şehirlerle ilgili hangi tedbiri aldılar?
Terör örgütleri arasında tercih yaparak terörle mücadele edilebilir mi?
Bir terör örgütü lanetlenirken, yine terör örgütü olduğu delilleriyle ortada olan bir başka örgüt nasıl oluyor da meşru görülüyor?
Dünyadaki vekâlet savaşlarında “taşeron terör örgütlerine” rol veriliyor diye uluslararası toplum, terör örgütleri arasında taraf mı tutacak?
Biz Türkiye olarak en zor ve en kötü şartlarda insanı ve hayatı savunacağız.
Herkes vicdanının kapısını kapatırken biz Türk, Kürt, Arap, Acem, Ezidi, Sünni, Şii demedik, demeyiz.
Bizim için insan insandır, azizdir, mübarektir.
Kavimler arası, mezhepler arası fay hatlarını tetikleyen kimse bizim nazarımızda insan değildir.
İnsanlık adına bu açık ve net tavrı koyamayanlar, bugün sadece Suriye’de yaşananlardan değil, dünyanın çatışmalara boğulan bütün noktalarından sorumludur.
Türkiye yıllarca terörün acısını çeken, bedelini ödeyen bir ülke…
Terör konusunda ikilemlerle dolu bir anlayışın terör sorununu çözemeyeceğini çok iyi biliyoruz.
Bu sebeple kimden gelirse gelsin biz aynı netlikle, aynı kararlılıkla teröre karşı duruyoruz.
Son aylarda farklı terör örgütlerine karşı aynı net tavrı göstererek ödünsüz bir şekilde mücadele ettik.
Bunun olumlu neticelerini yavaş yavaş alıyoruz.
Doğu ve Güneydoğu bölgemizdeki bazı şehirlerimizde terör örgütüne karşı yürütülen kapsamlı operasyonlar başarıyla devam ediyor.
Silopi’den sonra Cizre’de de beklenen sonuca başarıyla ulaşıldığı için operasyon sona erdi.
Arama tarama faaliyetleri için sokağa çıkma yasağı bir süre daha devam edecek.
Bazı bölgelerde insanlarımıza zararı dokunacak tuzak ve mayınlar bulunabilir düşüncesiyle bu arama taramalar yapılıyor.
Barikatların ve hendeklerin kapatılması da zaman alabilecek.
Ancak dün itibariyle operasyon fiilen bitmiş oldu, inşallah sonraki aşamada Cizre’de de yaraları sarma faaliyeti başlayacak.
İnşallah yıkılanın yerine daha güzelini yapacağız, bu şehirlerimizi adeta yeniden imar edeceğiz.
Bildiğiniz gibi geçen hafta Mardin’de yeni eylem planımızı açıkladık.
Bu plan doğrultusunda terörden zarar gören bütün vatandaşlarımız için gereken her türlü desteği sağlayacağız.
İnşallah kısa sürede bölgede hayatı normal seyrine döndüreceğiz.
Bu ülkede terörün asla bir geleceği olmayacak, bunu herkesin bilmesi lazım…
Bölge insanı terörden çok yoruldu, yeniden barış içinde, kardeşlik içinde yaşamak, işine gücüne bakmak istiyor.
Teröre destek vermeyen, elinde silah olmayan herkesle tek tek konuşacağız ve barışı, huzuru tesis edeceğiz.
Biz herkesin özgürce kimliğini, inancını, kültürünü yaşadığı bir Türkiye istiyoruz.
Kardeşçe geleceğin hedeflerine yürüyeceğimiz, her köşesi kalkınan büyüyen, zenginleşen bir Türkiye istiyoruz.
Bu ülkenin hiçbir insanı mağdur edilmesin, ötekileştirilmesin, ayrımcılığa uğramasın istiyoruz.
Hiç kimse bu milletin iradesi üstünde oyunlar olmasın, vesayet hesapları yapmasın istiyoruz.
Demokratik, özgür, adaletli bir ülkede dostlukla, kardeşlikle birlik içinde yaşayalım istiyoruz.
Bunun için önce Türkiye’ye yakışan bir anayasaya ihtiyacımız olduğunu biliyoruz.
Yeni bir anayasa hazırlamayı Türkiye’nin en temel önceliklerinden biri olarak görüyoruz ve çok önemsiyoruz.
Demokrasimizin daha da gelişmesi, siyasetin güçlenmesi ve vesayetçi anlayışının tamamen ortadan kalkması için yeni bir anayasa şart…
Yeni hükümetin kurulmasının hemen ardından anayasa çalışmalarına başladık.
Meclis’teki partilerle ilk görüşmelerimizi yaptık, ardından Meclis Başkanımızın öncülüğüyle Meclis Uzlaşma Komisyonu kuruldu.
Geçtiğimiz hafta ilk toplantı yapıldı, süreç işliyor.
İnşallah adım adım bu yolda ilerleyeceğiz.
Türkiye artık darbe anayasalarıyla, vesayetçi bir mantıkla yönetilemez.
Bu sorumluluğu bu milletin vekaletini alan her milletvekili, her siyasi parti hakkıyla taşımalıdır.
Bu Türkiye’nin önemli bir meselesidir, herkesin yapıcı bir şekilde katkı vermesi lazım…
Biz sadece siyasi partilerin yapıcı katkılarına değil, toplumun her kesiminden insanımızın fikirlerine açığız.
En geniş uzlaşma zemini üzerinde bu çalışmaları yürütmek ve herkesin içine sinecek bir neticeye ulaşmak istiyoruz.
Ülkemizin içinde bulunduğu coğrafya son 100 yılda birçok acılar yaşadı.
Halen de yaşamaya devam ediyor.
Güçlü bir devlet geleneğine sahip olmamız ve uzun süredir tecrübe ettiğimiz siyasal katılım ve çoğulculuk sayesinde ülke olarak birliğimize, dirliğimize halel gelmedi.
Elbette Türkiye’nin geçmişi değerlendirildiğinde demokrasimizin birçok eksiklikle malul olduğu gerçektir.
Eleştirilmeye açık, düzeltilmesi gereken birçok konu halen bulunmaktadır.
AK Parti iktidar geldiği günden bu yana da bu konuda etkin bir mücadele verdi ve birçok reform gerçekleştirdi.
Milletimizin AK Parti’yi 14 yıldır kesintisiz olarak iktidar yapmasının temelinde zaten adalet ve kalkınma alanında Türkiye’nin yıllardır ihmal edilen alanlarına el atmış olması vardır.
Biz bugüne kadar bunun bilincinde hareket ettik.
Milletimizin bizden beklentilerine cevap verecek bir siyaseti hayata geçirdik.
Ancak bir dizi reforma rağmen, milleti tehdit olarak gören vesayetçi anlayışların siyasal ve toplumsal hayatımıza ödettiği bedeller halen sistemimizi etkilemektedir.
Bölgemizde yaşanan krizlerde dış faktörlerin yanı sıra, her birinin kaynağında siyasi olarak temsil ve katılıma açık olmayan rejimlerin, iktidarlarını kaybetmemek için zulme ve baskıya teşebbüs etmesi yatmaktadır.
Türkiye tarihsel tecrübesi ve siyasal birikimi ile ağır aksak da olsa işleyen bir demokrasiye sahip olması nedeniyle bu düzeyde siyasal krizler yaşamadı.
Eğer Türkiye’de bölgemizde yaşanan krizler yaşanmamışsa, siyasal sorunlar şiddete dönüşerek çözülmemişse, bunda eksiklerine rağmen açık ve katılıma dayalı bir sistemimizin olmasının katkısı oldukça büyüktür.
Bu büyük millet, özellikle 1950’den sonra, önüne sandık her konulduğunda demokrasiyi, siyaseti ve çoğulculuğu tercih etmiştir.
Vesayet odaklarına gereken cevabı verdiği gibi, demokrasi dışı yöntemlere de tevessül etmemiştir.
Bunun değerini çok iyi bilmeli ve ona göre siyasetimizi inşa etmeliyiz.
Bölgemizin şu an içinden geçtiği zor dönemde, ülkemizin hepsi ile mücadele edecek, tehditleri bertaraf edece ve gerekli cevabı verecek gücü bulunmaktadır.
Ama meselenin temelinde, yaşanan krizlerin ülkemizi etkilememesi ya da daha az etkilemesi için yapmamız gereken şey güvenlik politikalarının yanı sıra güçlü bir siyasal sistem inşa etmektir.
Daha çok çoğulculuk, daha çok özgürlük içeren, insanı merkeze alan bir siyasal sistemi hayata geçirmemiz her zamankinden daha elzemdir.
Kriz dönemlerinde devletler kendilerini kapalı bir sisteme çevirerek korunabileceklerini düşünürler ve giderek kısıtlayıcı, baskıcı politikalara ve uygulamalara yönelirler.
Biz AK Parti olarak buna inanmıyoruz.
Bilakis bölgemizin içinden geçtiği şu zor dönemde, bölgemiz çatışma ve kan üzerinden restorasyon geçirirken, bize düşen daha fazla özgürlük ve daha fazla katılım içeren bir siyasal sistem inşa etmektedir.
Bu Meclis, önümüzdeki uzun dönemde bunu yapabilecek bir temsil ve meşruiyete sahiptir.
Maalesef 24. Dönem Anayasa Uzlaşma Komisyonu 25 ay gibi uzun bir süre çalışmış olmasına rağmen, çeşitli menfi tutumlardan dolayı süreci tamamlayamamıştır.
2011 yılından bugüne kadar Türkiye tam olarak 5 yıl kaybetmiştir.
Ancak biz yine de iyimserliğimizi koruyarak 24. Yasama döneminde yarım kalan çalışmaları bir birikim olarak değerlendiriyoruz.
O dönemde komisyon, kamu kurumu, üniversite, Sivil Toplum Kuruluşları başta olmak üzere 160 kuruluşu dinlemiştir.
165 üniversite, 78 il barosu, 60 siyasi parti, 18 belediye birliği, 17 kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu, 7 yüksek mahkeme, 7 kamu görevlileri sendikaları üst kuruluşu, 6 muhtarlar birliği derneği, 4 işçi ve işveren sendikaları üst kuruluşundan yazı ile görüş istemiştir.
Ayrıca RTÜK, Vilayetler Hizmet Birliği ve Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’ndan da yazı ile görüş talep edilmiştir.
Bunun yanı sıra 14 bin 538 dernek, 4 binden fazla vakıf, 1.700 yerel ve ulusal radyo ve 197 yerel televizyondan e-posta vasıtasıyla görüş talep edilmiştir.
Komisyonun resmi internet sayfası üzerindeki görüş bildirme sistemi üzerinden 66 bin 15 kişi, e-posta ile 1872 kişi veya kuruluş, posta yoluyla da 1.050 kişi veya kuruluş görüş açıklamıştır.
Gönderilen görüşlerin 104 üniversite, 102 dernek, 58 vakıf, 34 meslek örgütü, 32 platform, çatı kuruluşları dâhil olmak üzere 30 sendika, 21 kamu kurumu, 21 siyasi parti, 19 diğer Sivil Toplum Kuruluşları ve 5 enstitüye ait olduğu tespit edilmiştir.
Ayrıca, Komisyon Başkanı ve üyeleri, Anayasa Platformu tarafından 12 ilde organize edilen “Türkiye Konuşuyor Toplantıları” na destek vermişlerdir.
Anayasa Uzlaşma Komisyonu çok sayıda toplantı yapmıştır. 19’u Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, 1’i İstanbul’da olmak üzere 20; Alt Komisyonlar tarafından da 57 olmak üzere toplam 77 toplantı gerçekleştirilmiştir.
Muhakkak ki yeni kurulan komisyonumuz çalışmalarını bu birikimin üzerine inşa edecektir.
Ülkemizin daha fazla zaman kaybına, daha fazla oyalanmaya tahammülü yoktur.
Bu süreci geciktirenler, engelleyenler, aynen 3 Kasım’da 2002’de, 1 Kasım 2015’te olduğu gibi milletimizden gerektiği cevabı alarak siyaset sahnesinden silinecektir.
Umuyorum ki, Meclis’te bulunan tüm partiler seçim beyannamelerinde dile getirdikleri Yeni Anayasa vaadlerine sadık kalırlar.
Milletimiz iktidarı AK Parti’ye tevdi etti ve bizim vaatlerimize güvendi.
Muhalefet de seçim sürecinde birçok vaatte bulunmuştu.
İktidar olamadıkları için belki o vaatlerini yerine getirme imkanları bulunmayacak…
O vaatlerinin ne kadar gerçekçi olduğunu asla bilemeyeceğiz.
Ancak Yeni Anayasa vaatlerini muhalefette de yerine getirebilirler.
Vaatlerinde ne kadar samimi ve güven verici olduklarını görme imkanımız olacak…
Kaçacak, bahane uyduracak bir noktaları bulunmamaktadır.
Geçtiğimiz günlerde Sayın Kılıçdaroğlu, komisyonun adının “Anayasa Uzlaşma Komisyonu” olmasını kabul etmiyoruz diyerek daha baştan “uzlaşmayı” reddeden bir tutum sergilemektedir.
Komisyonun adı “Türkiye’yi Darbe Hukukundan Arındırma Komisyonu” olmalıymış.
Sanırım Sayın Kılıçdaroğlu, yaptığımız reformları iyi takip etmiyor.
En son kendilerinin “hayır” dediği 2010 Referandumu bu konuda atılmış en önemli adımlardandı.
AK Parti olarak kanunların ve diğer mevzuatların değiştirilmesi ile ilgili olarak 14 yılda birçok değişiklik yaptık.
Türkiye’yi darbe hukukundan arındırmak için birçok düzenlemeyi hayata geçirdik.
Şu anda da bu yönde bir çalışmayı hali hazırda yürütmekteyiz.
Kendilerinin bu konuda önerilerine de açığız.
Ancak kanunlara ilişkin böyle bir çalışmayı bu komisyonun görevi haline getirmek Anayasa yapımını başka bir bahara erteletmekten başka bir anlama gelmemektir.
Anayasa Komisyonu’nun işleyişini sulandıracak, yavaşlatacak bir süreci başlatır.
Pekala her iki süreç eşzamanlı olarak yürüyebilir.
Kanunları değiştirmeye yönelik çabalar, kalıcı olmayan çözümlerdir.
Yani siyasal sistemimizin, tüm kanun ve mevzuatlarımızın üzerine bir karabasan gibi çökmüş olan darbe zihniyetinin bir an evvel değişmesi gerekiyor.
Öte yandan Sayın Kılıçdaroğlu’nun önerisindeki bir diğer tuhaflık da Anayasa’nın kendisinin darbe hukukunun bir ürünü olduğunu dikkate almaması…
En başta onun değişmesi gerekiyor.
Anayasa değişmediği sürece yapılan tüm değişiklikler bir şekilde eksik kalmaktadır.
Umuyorum ki, bu söylemler bu süreci tıkamanın öncü adımları değildir.
Süreç milletimizin gözü önünde cereyan etmektedir.
Herkes bunun siyasal bedelini öder.
Öncelikli olarak kendi seçmenlerine verdikleri sözleri tutmaları gerekiyor, sonra da tüm Türkiye’ye yönelik olarak sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekmektedir.
1982 Anayasası ülkemize yakışmamaktadır.
Çıkıp milletimize soralım, bu Anayasa’dan memnun musun diye soralım.
Bir tek kişi bile memnunum demeyecektir.
Hazırlandığı dönem itibariyle de, hazırlanış şekli ile de, hazırlanış mantığı ile de Türkiye’ye yakışmamaktadır.
Ülkemizin ihtiyaçları, bölgemizde yaşanan süreçler ve dünyanın geçirdiği dönüşüm dikkate alındığında, ülke olarak bu Anayasa ile daha fazla yolumuza devam edemeyeceğimiz aşikardır.
Milletimizin bizden beklentisini boşa çıkartmamamız, onları hayal kırıklığına uğratmamamız gerekiyor.
Milletimiz seçimlere gösterdiği teveccüh ile siyasete olan güvenini ve beklentisini çok net olarak ortaya koymuştur.
Milletimizin siyasete olan güvenini boşa çıkartmak doğru bir yaklaşım biçimi değildir.
Türkiye’nin artık rütuşlu bir anayasaya değil, reformist bir anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır.
AK Parti olarak Yeni Anayasa ile birlikte gündemimizdeki bir diğer önemli konu da “Türkiye’nin siyasal sistemini daha güçlü hale nasıl getiririz?” konusudur.
AK Parti kadroları, her zaman Türkiye için iyi olanı ortaya koymuş ve bu doğrultuda çalışmıştır.
Ülkemizin siyasal istikrarını sürdürmesi, toplumsal refahını artırması için, ülke olarak tüm kazanımlarımızı daha da ileriye taşımak için güçlü bir siyasal sistem inşa etmemiz kaçınılmazdır.
Bölgemizde yaşanan gelişmelere, risklere ve tehditlere ancak güçlü bir siyasal sistem ile cevap verebiliriz.
Tabii ki bir ülkenin güçlü bir ekonomisi, güçlü bir ordusu olması hayati derecede önemlidir.
Ancak bu unsurların tamamını tahkim edecek, ileriye taşıyacak unsur siyasal sisteminin güçlü olmasıdır.
Burada da temel hareket noktamız, katılımcı, çoğulcu, özgürlükçü bir siyasal sistem inşa etmektir.
Yeni ve Güçlü Türkiye’yi bu mantık üzerine inşa edeceğiz.
İçine kapanan siyasal sistemler çökmeye mahkûmdur.
Biz kapalı bir sistemi değil, açık, şeffaf ve denetlenebilir bir sistemi inşa edeceğiz.
Dış politikamızı da, iç politikamızı da, terörle mücadelemizi de, kamu düzenimizi de, bugüne kadar yaşadığımız kimlik eksenli tartışmaları da bu mantık ile ele alacağız.
Ne güvenliğimizden, ne özgürlüğümüzden, ne toplumsal huzurumuzdan, ne de ekonomik refahımızdan taviz vermeyeceğiz.
AK Parti olarak, Türkiye için, biraz önce belirttiğim çerçevede, en doğru sistemin Başkanlık Sistemi olduğu kanaatindeyiz ve bu konudaki görüşlerimiz de yeni değildir.
Kimileri, Türkiye’nin bu ihtiyacını, Sayın Cumhurbaşkanımızın şahsı etrafında kişiselleştirerek tıkama yolunda eğilim sergilemektedir.
Gerek Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik kullandıkları üslup gerekse de meseleyi kısır bir tartışmanın içine çekme çabaları kabul edilebilir değil.
Öte yandan kimileri de Parlamenter Sistemi kutsayacak bir yaklaşım sergilemektedir.
Parlamenter sistem de, Başkanlık sistemi gibi bir sistemdir.
Ülkeler kendi ihtiyaçlarına göre birisini tercih ederler.
Tüm dünyaya baktığınızda bunu çok net görürsünüz.
Ancak Türkiye’de bazı konular tabu haline getirildiği için tartışılmaz hale getirilmektedir.
Bunların kafası ile hareket edilseydi, 1. Meşrutiyet ilan edilemezdi. Anayasal Monarşiyi tartışamazdık bile…
Bunların kafası ile hareket edilseydi, Cumhuriyet rejimine geçemezdik.
Bunların kafasına göre hareket edilseydi, çok partili siyasal yaşama asla geçemezdik.
Bunların kafasına göre hareket edilseydi Türkiye bir askeri diktatörlük olarak yoluna devam ederdi.
Türkiye’nin önündeki yol ayrımı çok nettir.
Ya kendi içinde sorunlarla boğuşan, büyüyemeyen bir ülke olacağız.
Ya da bölgesindeki krizlere öncelikli olarak güçlü demokrasisi ile cevap veren, ekonomisi, toplumsal yapısı ve kurumları ile güçlü bir ülke olacağız.
Türkiye’nin bu yol ayrımında herkes tarafını seçmek zorunda.
AK Parti olarak bizim tarafımız her zaman olduğu gibi Güçlü Bir Türkiye’den yana olacaktır.
Türkiye’nin artık darbe döneminin ürünü olan Anayasasını değiştirmesi ve onun devamında da siyasal sistemini güçlendirecek adımları atması şarttır.
Bildiğiniz gibi grup toplantılarımızda her hafta seçim öncesi milletimize verdiğimiz sözlerin ne kadarını yerine getirdiğimizle ilgili bilgi veriyorum.
Seçim beyannamemizdeki vaat ve reformları büyük bir hızla günbegün gerçeğe dönüştürüyoruz.
Bugün itibariyle, sadece ilk 8 haftada, Meclise sevk edilenlerle birlikte reformların yüzde 50’sini, vaatlerin ise yüzde 73’ünü gerçekleştirdik.
Reformları yarı yarıya tamamladık.
Hayata geçirdiğimiz Reformlar şunlar:
Reformların Koordinasyonu ve İzlenmesi Kurulu’nu kurduk,
Üniversite öğrencilerinin kısmi süreli çalışmasının önündeki engelleri kaldırdık,
Yurt içinde ve yurt dışındaki iş adamlarımızın faaliyetlerini çok daha kolay gerçekleştirebilmeleri için ticaretin kolaylaştırılmasına ilişkin çok taraflı anlaşmanın yasal zeminini tamamladık.
Öncelikli Dönüşüm Planı Yönlendirme Kurullarının kurulması için gerekli yasal altyapıyı sağladık. Bu çerçevede hiç zaman kaybetmeden, Sağlık Enstitüleri Yönlendirme Kurulu ile Lojistik Koordinasyon Kurulu’nu kurduk.
Bunların yanı sıra kişisel verilerin korunması, çalışma hayatında güvenceli esneklik ve Özel İstihdam Bürolarının kapsamının genişletilmesine dair kanun tasarımız da mecliste görüşülüyor.
Şimdi de hayata geçirdiğimiz vaatlere kısaca bir göz atalım:
Asgari Ücretin 1.300 TL’ye çıkardık ve Emeklilere yılda 1.200 TL zam yaptık.
Astsubay emeklilerinin intibak sorununu çözdük,
Lisans öğrencilerinin bursunu 400 TL’ye yükselttik,
Askeri öğrenci harçlıklarını 400 TL’ye; er erbaş harçlıklarını 100 TL’ye çıkardık,
Esnafa 30 bin TL faizsiz kredi veriyoruz,
Gençlere 50 bin TL karşılıksız nakdi destek veriyoruz,
Yine gençlerimize 100 bin TL kredi verdik ve krediye yüzde 85 kefalet imkânı getirdik,
30 bin öğretmenimizin atamasını gerçekleştirdik.
KOBİ’ler için kefalet limiti yükseltilmesi ve vadelerin artırılmasını sağladık,
Yemde ve gübrede KDV’yi kaldırdık,
5 dekar altında yetiştiricilik yapan çiftçilere destekleme düzenlemesi yaptık,
Yine çiftçilerimize seralarının modernizasyonu için faizsiz kredi desteği veriyoruz,
Ayrıca artık seralarda, ticarethane elektrik fiyatı yerine sulama suyu elektrik fiyatı uygulanıyor.
Dövizle askerlik bedelinin 1000 Avroya düşürdük,
Elektronik Kimlik Kartının uygulamaya geçmesi için yasal düzenlemeleri tamamladık ve pilot uygulama olarak Kırıkkale’de dağıtıma başlıyoruz.
İşveren sigorta primi indiriminde 10 işçi çalıştırma zorunluluğunu kaldırdık.
Artık Basit usulde vergilendirilen esnafımızın yıllık 8 bin TL’ye kadar kazançlarından hesaplanan vergisini almıyoruz.
Emeklilerimizin maaşlarından kesilen Sosyal Güvenlik Destek Primini kaldırdık. Bağ-Kur kapsamında çalışmaya devam eden esnafımız emekli maaşlarında yüzde 10’luk prim kesintisi olmayacak.
Polis ve uzman erbaşların 2200 olan ek göstergelerini 3000’e yükselttik ve emniyet hizmet tazminatlarını yüzde 25 artırdık.
Artık Lise ya da üniversiteden mezun olan gençlerimizin genel sağlık sigortası giderlerini 2 yıl boyunca biz karşılayacağız. Hem de gelir testi yapılmadan.
İş kuran gençlerimize 3 yıl gelir vergisi muafiyeti getirdik.
Öğrencilerimizin pasaport harçlarını kaldırdık.
Çalışan kadınlarımızın doğuma ilişkin izin ve haklarını güçlendiriyoruz. Yasal altyapımız hazır.
Bundan sonra, doğum nedeniyle ücretsiz izinde geçirdiğiniz süreler memuriyet kıdeminde değerlendirilecek.
Doğuma bağlı olarak ilk çocukta 2 ay, ikinci çocukta 4 ay, üçüncü ve üzeri çocukta 6 ay yarı zamanlı ve tam ücretli çalışma hakkı ile çocuğun okula başlama yaşına kadar kısmî süreli çalışma hakkını da tanıdık.
Ve son olarak yeni yasalaşan vaatlerimiz ise;
Bundan sonra küçük ve orta ölçekli işletmelerin TSE ve patent belge maliyetleri karşılanacak.
Ayrıca ilk kez işe giren gençlerimizin ücretini 1 yıl boyunca biz ödeyeceğiz.
Hayırlı uğurlu olsun.
Türkiye doğru bir yolda adım adım hedeflerine ilerliyor.
Sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz ama bu sıkıntıları aşacak güce, tecrübeye ve özgüvene sahibiz.
Milletin sesi olarak, millet iradesinin temsilcisi olarak emin adımlarla geleceğe yürüyoruz.
Allah bizi milletimize mahcup etmesin, Türkiye’nin yolunu açık etsin.
Artık muhtemelen hepimizin bildiği üzere 1 Nisan 2016 tarihi itibarı ile operatörlerimiz 3G altyapısından yeni nesil 4.5G'ye geçiş yapacak.
Tabii 4.5G hızından faydalanabilmek için herşeyden önce buna uyumlu bir telefonumuz olması gerekiyor. Biz de olası kafa karışıklıklarını giderebilmek için ülkemizde satılan 4.5G uyumlu telefonları listelemenin yerinde olacağını düşündük.
Hatırlarsak geçtiğimiz günlerde konuya giriş mahiyetinde bir yazı hazırlamış ve orada son kullanıcıyı ilgilendiren ince detaylara eğilmiştik. Haliyle burada bir kez daha tekrar etmeden doğrudan modellere geçeceğiz.
Sadece şu ayrıntıyı bir kez de buradan hatırlatmakta fayda var:
4.5G hızına erişebilmek için telefonumuzda kullanılan yongasetine gömülü modemin bunu desteklemesi gerekiyor. Yani operatörümüz bırakın 4.5G'yi 10G(!) desteği sunsa dahi biz sadece modemin bize izin verdiği hıza erişebiliriz.
Modemlerin sınıflandırması aşağıdaki gibi. Bizim yapmamız gereken telefonu seçmeden önce muhakkak Cat standartını öğrenmek olmalı. Bunun için cihazımızı modelini yazıp, teknik özellikler listesine erişmemiz kafi. Orada muhakkak verilir.
Cat 4 desteğine sahip cihazların ulaşabileceği maksimum indirme hızı 150 Mbps (50 mbps upload)
Cat 6 desteğine sahip cihazların ulaşabileceği maksimum indirme hızı 300 Mbps (50 mbps upload)
Cat 9 desteğine sahip cihazların ulaşabileceği maksimum indirme hızı 450 Mbps (50 mbps upload)
Gördüğümüz gibi bu standartların tümü de aslında 4.5G demek. Çünkü 4G'nin üst sınırı 100 Mbps. Yine de örneğin Cat 4 destekli modemler 4G'ye çok daha yakın bir noktada duruyor.
Listeye geçmeden önce son olarak da bu hızların teorik limitler olduğunun altını çizelim. Yani muhtemelen gerçek hayatta yine bunun epey bir uzağında kalacağız. Bu konuya ilişkin de aşağıdaki haberimizde detayları paylaşmıştık:
864
Dünyanın en hızlı internetine sahip ülkeler!
Malum 1 Nisan itibarı ile 4.5G'ye geçeceğiz. Gerçi dünyanın zaten büyük bir kısmı -hatta gelişmiş ülkeler kategorisindekilerin tamamı- 4G'ye uzun bir süre önce geçti ama züğürt tesellisi babında biz de en azından 4.5G'ye atlıyoruz diye avutalım kendimizi. Bakın halihazırda dünya 4G haritası nasıl: Gördüğümüz gibi maalesef geri kalmışın da gerisindeyiz desek yeri. Tabii iş 4G'ye geçmekle bitmiyor. Geçmesi basit, asıl önemli olan altyapının ne düzeyde olduğu ya da olacağı. Yani yaygınlığın ülke genelindeki düzeyi, bağlantının kararlılık seviyesi ve tabii ki hız gibi faktörler.4G/LTE (veya 4.5G/LTE-A) altyapısına geçen ülkelerin teorik olarak 40Mbps'lık bağlantı (indirme) hızı sunabilmeleri gerekiyor. Tabii yukarıda da dediğimiz gibi operatörüne, bölgesine vs. göre değişiyor pratikteki hız.Bakın Open Signal'in son raporuna göre indirme hızı en yüksek olan ülkeler hangileri: Singapur 37Mbps'lik indirme hızı ile bu alanda dünyanın en iyisi. Singapur'u sırasıyla Yeni Zelanda, Macaristan, İsrail ve G. Kore izliyor. ABD ise 10Mbps'lik ortalaması ile listenin sonlarında yer alıyor. En dipteki ülkeler ise 3Mbps ile İran, Suudi Arabistan ve Kostarika. Yani aslında 4G ağı olsa da 3G'den bile düşük hizmet sunuyorlar.Kapsama Alanına Göre Bir diğer önemli kıstas olan kapsama alanında ise lider %97 G. Kore. Yani bunun anlamı ülkenin neredeyse tamamının 4G kapsamında bulunması. İkinci sırada ise %90 ile bir ada ülkesi olan ve envai çeşit parçadan oluşan Japonya geliyor. İlk 5'teki diğer 3 ülke ise sırasıyla Hong Kong, Kuveyt ve Hollanda. En yüksek bağlantı hızını sunan Singapur iş kapsamaya gelince %83 ile 6. sırada yer alıyor. 10Mbps ortalama ile bağlantı hızında listenin sonlarında yer alan ABD buna karşın ülke genelinin %81'ine yaymayı başarmış bu hizmetini. Listenin sonundaki ülkelerde ise ortalama kapsama alanı ülkenin %40'ı seviyesinde. Dikkatimizi çeken bir diğer detay da hız anlamında oldukça yukarıda seyreden İsrail'in ülkenin ancak yarısına kapsama altına alabilmiş oluşu. İngiltere ise hem hız (10Mbps) hem de kapsamada (%53) sınıfta kalmış. Keza Almanya da 14Mbps'lik hızı ve %56'lık kapsama alanı ile pek iyi sayılmaz.OpenSignal'in raporuna buradan erişebilirsiniz. Aşağıdaki haberlerimizi de okuyun deriz, ikisi de oldukça önemli çünkü:Adil kullanım kotası kalkmıyor! Türkiye'deki 4.5G uyumlu en ucuz akıllılar
Olabildiğince ayrıntılı aramaya çalıştık ama muhakkak atladıklarımız vardır. Eğer aradığınız model listede yoksa dediğimiz gibi teknik özelliklerini bulup kendiniz de bakabilirsiniz. Yeni modeller eklendikçe listeyi de güncelleyeceğiz.
The International New Issues In SOcial Sciences
Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme
Remziye Gül Yurt
Sağlık Bakanlığı
rgulyurt@gmail.com
Orcid : 0000-0003-3076-3423
Year
: 2025
Number : 13
Volume : 2
pp
: 279-306
Makalenin Geliş Tarihi
Kabul Tarihi
Makalenin Türü
Doi
: 08/12/2025
: 24/12/2025
: Araştırma makalesi
: https://zenodo.org/records/18044127
İntihal/Plagiarism: Bu makale, en az iki hakem tarafından incelenmiş, telif devir
belgesi ve intihal içermediğine ilişkin rapor ve gerekliyse Etik Kurulu Raporu sisteme
yüklenmiştir. / This article was reviewed by at least two referees, a copyright transfer
document and a report indicating that it does not contain plagiarism and, if necessary,
the Ethics Committee Report were uploaded to the system.
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri:
Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme
Remziye Gül YURT
Öz
Son yıllarda boşanma oranlarındaki artış, evlilik oranlarındaki belirgin düşüş aile
yapısına yönelik kaygıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu kaygılar, özellikle aile içi
bağların çözülmesi, aile yapısının erozyona uğraması ekseninde yoğunlaşmaktadır.
Aile yapısındaki dönüşümlerin dijital çağın dinamikleriyle ilişkili olduğuna dair
yaklaşımlar yaygınlaşırken, dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz etme
hızı da dikkat çekici biçimde artmaktadır.
Bu makale, dijital çağın aile içi ilişkilere etkisini analiz etmek amacıyla kaleme
alınmıştır. Bu doğrultuda dijital çağda aile, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi
kavramlara ilişkin literatür nitel araştırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir.
Literatürdeki bulgular, aile yapısındaki çözülmenin ve aile içi ilişkilerdeki
zayıflamanın tarihsel olarak sanayileşme süreciyle hız kazandığını; ancak dijital
çağda yaygınlaşan dijital iletişim araçlarıyla bu dönüşümün çok daha ivmeli bir hâl
aldığını göstermektedir.
Bu çerçevede çalışma, ailenin temel işlevlerini, aile içi ilişkilerin bütünlüğünü dijital
çağın baş döndürücü yenilikleri karşısında koruyabilmek için “dijital
muhafazakârlık” kavramını önererek bu kavramın aile kurumu açısından sunduğu
imkânları değerlendirmektedir.
Anahtar kelimeler: Dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital
muhafazakârlık, dijital çağda aile ilişkileri.
Risks of Family Relationship Disintegration and Preservation Strategies in the
Digital Age: An Assessment within the Context of Digital Conservatism
Abstract
The increase in divorce rates and the significant decrease in marriage rates in recent
years have led to concerns about the family structure. These concerns are particularly
focused on the disintegration of intra-family ties and the erosion of the family
structure. While approaches suggesting that transformations in the family structure
are related to the dynamics of the digital age are becoming widespread, the speed at
which digital technologies permeate all areas of life is also increasing remarkably.
This article was written to analyze the impact of the digital age on intra-family
relationships. In this context, the literature on concepts such as family in the digital
age, digital addiction, and digital loneliness has been examined using a qualitative
research method. The findings in the literature show that the disintegration of the
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
280
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
family structure and the weakening of intra-family relationships historically
accelerated with the industrialization process; however, this transformation has
become much more rapid with the widespread use of digital communication tools in
the digital age. In this framework, the study proposes the concept of "digital
conservatism" to protect the basic functions of the family and the integrity of intra
family relationships in the face of the dizzying innovations of the digital age, and
evaluates the opportunities that this concept offers for the family institution.
Keywords: Digital age, digital addiction, digital loneliness, digital conservatism,
family relationships in the digital age.
1. Giriş
Dijital çağ, insanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı, sınırsız
ve görünmez bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bu dönüşüm yalnızca
kamusal alanların değil, toplumun en kadim ve mahrem kurumu olan
ailenin de doğrudan etkilendiği bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu
çağda gerçekleşen iletişim yöntemi bireyler arasındaki etkileşim biçimlerini
yeniden şekillendirmektedir. Dijital araçlarla gerçekleşen iletişimde bir
yandan mekânsal sınırlar ortadan kalkarken, aynı zamanda bireyler
arasında yeni mesafeler ortaya çıkmaktadır. Yüz yüze ilişkilerin yerini ekran
aracılığıyla gerçekleşen yeni bir gündelik hayat ve yaşam şekli almaktadır.
Dijital araçlarla şekillenen yeni iletişim yöntemleri hiç kuşkusuz aile içi
bireylerin iletişimlerini derinden etkilemektedir. Aile, bir yandan dijital
imkânların sağladığı olanaklardan faydalanırken diğer yandan yalnızlık,
iletişimsizlik ve değer aşınması gibi risklerle karşı karşıya kalmaktadır.
Dolayısıyla 21. yüzyıl, dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerinin çok
boyutlu biçimde tartışılmasını zorunlu kılan kritik bir dönem olarak öne
çıkmaktadır.
İletişim biçimlerinden kamu hizmetlerine, kültürel aktarım pratiklerinden
siyasal söylemlere kadar geniş bir etki alanına sahip olan dijital teknolojiler,
yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda değerler, normlar ve
toplumsal yapılar üzerinde derin dönüşümler yaratan sosyolojik bir olgu
olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital platformlar ideolojilerin, kimliklerin ve
değer sistemlerinin üretildiği, dolaşıma sokulduğu ve yeniden müzakere
edildiği başlıca alanlardan biri hâline gelmiştir. Dijitalleşmenin liberal,
popülist veya küreselci söylemlerle ilişkisi yoğun biçimde tartışılırken,
muhafazakâr değerlerin dijital çağda nasıl konumlandığı meselesi görece
sınırlı bir alan olarak kalmıştır. Bu dönüşüm süreci, özellikle muhafazakâr
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
281
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
düşünce açısından dijital çağda değerlerin nasıl korunacağı, yeniden
üretileceği ve aktarılacağı sorularını gündeme getirmektedir.
Dijitalleşmenin hayatın her alanına hızla nüfuz etmesi bu teknolojilere
yönelik eleştirel yaklaşımların giderek artmasına yol açmaktadır.
Dijitalleşmeye yönelik eleştirilerin kümelendiği konular ahlaki aşınma,
kültürel çözülme ve toplumsal yabancılaşma ile ilişkilendirmektedir. Bu
teknolojilerden korunmanın çözümünü dijital alanın dışında kalmak olarak
kurgulamak ve dijital mecraların sunduğu imkânları göz ardı etmek faydalı
bir yaklaşım değildir. Her yenilik gibi dijital teknolojiler de hem fayda hem
de riskleri eş zamanlı olarak barındırmaktadır. Bu bağlamda, dijital
teknolojilerin olumsuz yönlerine odaklanmak, bu teknolojilerin sunduğu
çok yönlü imkânları göz ardı etmek anlamına gelecektir. Oysa dijital
platformlar, bilinçli ve stratejik biçimde kullanıldığında, kültürel ve ahlaki
değerlerin görünür kılınması, aktarılması ve sürekliliğinin sağlanması
açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu bakış açısından hareketle makale
“dijital muhafazakârlık” kavramını tartışmaya açarak bireylerin
dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı değer
temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alan bir yaklaşımın önemini
savunmaktadır.
Uluslararası literatürde dijital muhafazakârlık kavramının özellikle Rusya
bağlamında tartışmaya açıldığı görülmektedir. Eurasia 2.0: Russian
Geopolitics in the Age of New Media adlı çalışmada dijital muhafazakârlık
vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeni medya aracılığıyla
yeniden çerçevelenmesi bağlamında ele alınmakta; dijital platformlar,
değerlerin aşındığı alanlar olmaktan ziyade ideolojik ve kültürel sürekliliğin
sağlandığı stratejik mecralar olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra
Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan
makale dijital dönüşüm çağında muhafazakâr hukuki düşüncenin, kamu
sistemlerinin dijitalleşme süreçlerini etik, ahlaki ve sosyo-normatif
düzenlemelerle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu
çalışmalar, dijital muhafazakârlığın dijital teknolojilere karşı bir mesafe
koyma tutumundan ziyade, dijital alanı değerlerin korunması ve yeniden
inşası için stratejik bir zemin olarak konumlandırdığını ortaya koymaktadır.
Türkiye bağlamında ise dijital muhafazakârlık kavramının henüz sistematik
bir çerçeveye oturtulmadığı görülmektedir. Türkiye’de yazın alanında
dijitalleşme ile ilgili ele alınan çalışmalar çoğu zaman kültürel yozlaşma,
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
282
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
ahlaki erozyon veya dijital bağımlılık ekseninde tartışılmakta; dijital alanın
değerleri koruyucu ve yeniden üretici bir potansiyel taşıyabileceği yeterince
ele alınmamaktadır. Dijital muhafazakârlık kavramının ulusal literatürde
yer almaması, bu alandaki tartışmaların dağınık ve kavramsal bütünlükten
yoksun kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, dijital çağda muhafazakâr
değerlerin nasıl korunacağına ilişkin tartışmaların teorik derinlik
kazanmasını zorlaştırmaktadır. Oysa dijitalleşmenin geri döndürülemez bir
gerçeklik olduğu dikkate alındığında, değerleri korumanın yolu dijital
alanın dışında kalmak değil, bu alanı değer temelli ilkeler doğrultusunda
yeniden anlamlandırmaktan geçmektedir. Dolayısıyla kaleme alınan bu
makale, Rusya literatüründe geliştirilen dijital muhafazakârlık
tartışmalarından yola çıkarak, dijital çağda değerleri korumanın dijital
platformlardan uzak durmakla değil, bu platformları bilinçli, etik ve
normatif ilkeler çerçevesinde etkin biçimde kullanmakla mümkün
olabileceğini savunmaktadır. Bu doğrultuda makalenin amacı, dijital
muhafazakârlık kavramını kuramsal olarak tartışmak ve Türkiye
bağlamında dijitalleşme-değer ilişkisine yönelik kavramsal bir katkı
sunmaktır. Bu yönüyle makale, dijital çağda değerlerin korunmasına ilişkin
tartışmalara yeni bir perspektif kazandırmakta ve dijitalleşme karşısında
muhafazakâr düşüncenin değerlerin muhafazası ekseninde önemli bir rol
üstlenebileceğini savunmaktadır.
2. Çalışmanın Amacı ve Beklenen Yararlar
Bu çalışmanın temel amacı, dijitalleşmenin toplumsal ve kültürel yapılar
üzerindeki dönüştürücü etkilerini, muhafazakâr değerler ekseninde ele
alarak “dijital muhafazakârlık” kavramını kuramsal bir çerçeve içerisinde
tartışmaktır. Dijital teknolojilerin aile yapısı, değer aktarımı ve gündelik
yaşam pratikleri üzerindeki etkilerinden hareketle çalışma, dijital alanın
muhafazakâr düşünce açısından yalnızca bir tehdit ya da kaçınılması
gereken bir mecra olarak değil; değerlerin korunması, yeniden üretilmesi ve
görünür kılınması açısından stratejik bir alan olarak nasıl
konumlandırılabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu bağlamda
makale, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı
etik, normatif ve kültürel ilkeler doğrultusunda aktif biçimde kullanmayı
öneren bir yaklaşımı savunmaktadır.
Çalışmanın bir diğer amacı, uluslararası literatürde özellikle Rusya
bağlamında geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarını Türkiye
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
283
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
bağlamına taşıyarak, dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin kavramsal bir
boşluğu doldurmaktır. Türkiye’de dijitalleşmenin çoğunlukla kültürel
yozlaşma, ahlaki aşınma ve bağımlılık gibi sorunlar etrafında ele alındığı
dikkate alındığında, bu çalışma dijital alanın değer temelli bir üretim ve
mücadele sahası olarak ele alınabileceğini göstermeyi amaçlamaktadır.
Böylece muhafazakâr düşüncenin dijital çağda nasıl bir konum alabileceğine
dair teorik bir tartışma zemini oluşturulmaktadır.
Beklenen yararlar açısından değerlendirildiğinde bu çalışmanın, dijital
muhafazakârlık kavramını sistematik biçimde ele alarak ulusal literatüre
kavramsal ve teorik bir katkı sunması beklenmektedir. Ayrıca
dijitalleşmenin aile, değerler ve kültürel süreklilik üzerindeki etkilerine
ilişkin tartışmalara çok boyutlu bir bakış açısı kazandırarak, dijital
teknolojilerin bilinçli ve etik kullanımına yönelik farkındalık oluşturması
amaçlanmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr değerlerin
korunmasına ilişkin akademik tartışmalara yeni bir perspektif sunmakta;
politika yapıcılar, akademisyenler ve toplumsal aktörler için dijital alanın
değer temelli biçimde nasıl değerlendirilebileceğine dair düşünsel bir
çerçeve sağlamaktadır.
3. Araştırmanın Yöntemi ve Kapsamı
Modernleşme, kentleşme, sanayileşme ve medya teknolojilerinin aile
yapısında değişime-dönüşüme yol açtığı literatürde tartışılan konular
arasındadır. Ancak dijital çağın hız, erişilebilirlik, sınırların belirsizleşmesi
ve bireysel iletişim pratiklerini yeniden tanımlaması gibi özellikleriyle aile
yapısında ve aile içi ilişkilerde nasıl bir sürecin yaşanabileceğine dair
çalışmalar sınırlı sayıdadır. Makale literatürde yer alan bu sınırlı
çalışmalardan biri olmakla birlikte tartışmaya açtığı dijital muhafazakârlık
kavramıyla hem teknolojinin hızına uyum sağlamayı hem de aile kurumu
gibi kadim yapıları korumayı hedefleyen çift yönlü bir strateji sunmaktadır.
Bu çerçevede makale, dijital teknolojilerin yol açtığı risk ve tehditleri
asgariye indirmek amacıyla dijital muhafazakârlık kavramını teorik ve
pratik boyutlarıyla tartışmaya açan disiplinlerarası bir yaklaşımla literatüre
katkı sunmayı hedeflemektedir.
Bu çalışma, dijital çağın aile ilişkileri üzerindeki etkilerini bütüncül bir bakış
açısıyla değerlendirmek amacıyla nitel derleme yöntemi kullanılarak
hazırlanmıştır. Derleme yöntemi, belirli bir konuya ilişkin mevcut literatürü
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
284
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
sistematik bir çerçevede incelemeyi, bulguları karşılaştırmayı ve alandaki
eğilimleri ortaya koymayı mümkün kılmaktadır. Bu doğrultuda çalışma
kapsamında dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital ebeveynlik
ve dijital muhafazakârlık gibi kavramları ele alan ulusal ve uluslararası
akademik yayınlar incelenmiştir.
Araştırma sürecinde öncelikle konu ile ilgili temel kavramlar belirlenmiş;
ardından bu kavramlarla ilişkili çalışmalar, belirlenen temalar
doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Çalışmaların seçiminde, konuyla
doğrudan ilişkili olması, alana katkı sunması ve güncel literatürü temsil
etmesi temel ölçütler olarak benimsenmiştir. Elde edilen bulgular, aile
yapısındaki dönüşümleri tarihsel, sosyolojik ve dijital bağlamlarda ele alan
teorik yaklaşımlar ışığında yorumlanmıştır. Bu yaklaşım sayesinde, dijital
çağın aile ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne dair çok boyutlu bir
değerlendirme yapılmış ve “dijital muhafazakârlık” kavramı bu dönüşümün
anlaşılmasında bir analitik çerçeve olarak tartışılmıştır.
Bu yöntem doğrultusunda çalışma, mevcut literatürü sentezleyerek alandaki
güncel eğilimleri görünür kılmayı, dijital çağda aile kurumuna yönelik risk
ve imkânları akademik bir zeminde ortaya koymayı amaçlamaktadır.
4. Dijital Çağda Bağımlılık ve Yalnızlık
Dijital çağ, dijital devrim ve dijitalleşme olarak adlandırılan 21. yüzyıl,
insanlık tarihindeki en önemli devrimlerden biri olarak kabul edilmektedir.
Bu devrimin fitilini ateşleyen ilk adım, Amerikalı bilim insanları tarafından
1947 yılında üretilen transistördür (Özdoğan, 2017:25). Transistörün
elektronik cihazların temel bileşeni hâline gelmesi, bilgisayar sistemlerinin
ortaya çıkmasını ve bilgilerin dijitalleşmesini sağlamıştır (Özdoğan, 2017:27).
Dijital iletişimin ana kaynağı olan internetin doğuşu ise 20. yüzyılın üçüncü
çeyreğine dayanmaktadır. Amerika Savunma Bakanlığına bağlı bir birim
olan Advanced Research Projects Agency (ARPA) tarafından 1957 yılında
kesintisiz bir iletişim ağı kurularak internetin ilk adımı atılmıştır. Bu
gelişmeyi takiben 1960 yılında ARPANET projesi kapsamında internetin
kullanım alanını yaygınlaştırılmıştır. Büyük bilgisayarlar arasında
bağlantılar kurularak paylaşım yapabilen ağlar oluşturulmuş ve zamanla
üniversiteler ile diğer kurumlar da bu ağa dahil edilmiştir. Farklı işletim
sistemine sahip bilgisayarların ağa bağlanmasıyla “İNTERNET” adı verilen
küresel bir network meydana gelmiştir (Yıldırım, 2021:3). Bu networkün
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
285
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
gelişim ivmesi ve kullanım alanı her geçen gün katlanarak artmıştır. Dijital
araçlarla iletişim kurulabilmesi, bilgiye kolay erişim sağlanması ve birçok
hizmetin kısa sürede mekândan bağımsız şekilde sunulabilmesi, dijital çağın
küresel zeminde hızla benimsenmesini sağlamıştır (Yetkin & Coşkun, 2021:2).
20.yüzyılda televizyon ve radyo gibi “geleneksel medya” araçları, bireylerin
yüzyıllardır sürdürdüğü iletişim pratiklerini köklü biçimde
dönüştürmüşken (Alkan, 2023: 15), 21. yüzyıl bu dönüşümün çok daha
kapsamlı bir versiyonuna tanıklık etmektedir. Günümüzde cep telefonları,
dijital kameralar, sosyal medya platformları ve çeşitli dijital iletişim
teknolojileri, gündelik yaşamın merkezine yerleşmiş ve bireylerin etkileşim
biçimlerinin başat belirleyicileri hâline gelmiştir (Akar, 2025:10). Devlet
yönetiminden bürokratik süreçlere, ticaretten alışveriş kültürüne; eğitim
politikalarından sağlık hizmetlerine kadar hemen her alanda dijital
dönüşüm belirgin bir etki oluşturmaktadır (Yurt, 2025:26). Dijital iletişimin
en belirgin avantajı, zaman ve mekân sınırlamasından bağımsız olarak,
anlık, dijital platformların mevcut olduğu sahalarda kullanılabilmesidir. Bu
sayede milyonlarca, hatta milyarlarca bireyin aynı anda iletişim kurması
mümkündür. Fiziki sınırlardan bağımsız olarak dijital uygulamalar
sayesinde kişilerarası iletişim tek bir tıklamayla kolaylaşmıştır. Mektup,
telefon ve telgraf gibi klasik iletişim araçlarıyla kıyaslandığında, dijital
dünyanın iletişim açısından sunduğu olanaklar insanlık için paha biçilemez
niteliktedir. Dijital iletişimin bu hızda yaygınlaşması bu araçlara yönelik
kaygıların zaman içinde artmasına yol açmaktadır. Bu araçlar yoluyla
kurulan dijital sosyalleşmelerin, aile üyeleri arasındaki iletişimi
zayıflattığına, aile içi bağlara zarar verdiğine yönelik endişeler medyada ve
akademik platformlarda geniş yer bulmaktadır (Duran, 2022: 13). Hayatın
tüm katmanlarına nüfuz eden bu dijitalleşme sürecinin aile içi ilişkileri
yönlendirme ve dönüştürme gücünün giderek artması, dijital teknolojilere
ve dijital iletişim biçimlerine yönelik eleştirel yaklaşımların doğmasına
zemin hazırlamıştır.
Bu çağın kavramları da kuşkusuz dijital ön ekiyle her geçen gün
genişlemekte ve kullanım alanları yaygınlaşmaktadır. Dijital sağlık, dijital
eğitim, dijital bankacılık, dijital kurumlar (e-devlet, e-vergi, e-imza), dijital
oyunlar ve dijital ticaret dijitalleşmenin somut örneklerinden yalnızca
birkaçıdır. Bununla birlikte dijital iletişim, dijital yalnızlık, dijital din ve
dijital toplum gibi soyut kavramlar da giderek yaygınlaşmaktadır.
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
286
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
Önümüzdeki yıllarda dijital ön ekiyle birçok yeni somut ve soyut kavramın
türeyeceği kaçınılmazdır. Çünkü her yeni gelişme, dijital hizmetler ve
araçların kullanım alanını genişletirken, aynı zamanda bu yenilikler
bireylerin günlük yaşamına da entegre olmaktadır.
Dijital çağda öne çıkan ve giderek yaygınlaşan bağımlılık türlerinden biri de
dijital bağımlılıktır (Yengin, 2019:2). Bu kavram, ilk kez 1995 yılında Ivan
Goldberg tarafından literatüre kazandırılmış ve ardından Amerika
medyasında “internet addiction” olarak yer bulmuştur (Ersoy & Ağlar,
2024:3; Yıldırım, 2021:7). Kimberly Young tarafından dijital bağımlılığı
araştırmak üzere kurulan araştırma merkezi ve geliştirilen bağımlılık testleri
dijital bağımlılık alanındaki bilimsel çalışmalara öncülük etmiştir (Havalı,
2024:20).
Bağımlılık bir nesneye, kişiye, objeye duyulan önlenemez istek, iradenin
yetersiz kalması veya başka bir iradenin etkisi altında olma durumu olarak
tanımlanabilir. Dijital bağımlılık ise, bireyin kendisini yeterli hissetmeme
dürtüsüyle tetiklenen, teknolojik ve davranışsal bir bağımlılık türüdür
(Özsarı & Deli, 2023:2). Bu bağımlılık türünde bireyin zihni sürekli dijital
öğelerle meşgul olmaktadır. Birey zamanla dijital araçlardan
kopamamaktadır. Birey, bu araçlara erişim sağlayamadığında huzursuz,
gergin, kaygılı, mutsuz bir durum sergilemektedir. Dijital bağımlılığın
şiddeti, haftalık 40-48 saate varan internet kullanımına kadar ulaşabilirken
birey dijitali kullanma isteğinin önüne geçmekte zorlanmaktadır. Bağımlılık
düzeyine ulaşan bireylerde, internete bağlı olunmayan zamanın önemi
kaybolmakta, saldırganlık gibi davranışsal değişiklikler ortaya çıkmaktadır.
Günlük yaşamda sorumlulukların yerine getirilmesinde aksaklıklar
meydana gelirken iş, okul ve aile hayatındaki görevler ihmal edilmektedir.
Zamanla bağımlı bireyler, evden dışarı çıkamama gibi ciddi sorunlarla
karşılaşabilmektedir (Alyanak, 2016: 1).
Literatürde dijital bağımlılık ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir
bölümünde olumsuz aile ilişkilerinin yaşandığı ortamlarda bağımlılığın
daha yaygın olduğu vurgulanmaktadır. Dijital bağımlılığa yol açan çalışma
sonuçları makalenin “literatürde dijital bağımlılık ve aile ilişkileri”
başlığında ele alınmıştır.
Dijital Yalnızlık
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
287
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
Yalnızlık kavramı, Türkçe sözlükte “yalnız olma, kimsenin bulunmaması
durumu” olarak tanımlanmaktadır. Ancak Türk Dil Kurumu (TDK), 2024
yılında “kalabalık yalnızlık” kavramını yılın kelimesi olarak açıklayarak, bu
kavrama olan ilgiyi önemli ölçüde artırmıştır (Karayaman, Boz, Şener, &
Güler, 2025:1). TDK’nın internet sitesinde halk oylamasına sunulan
“merhamet”, “yabancılaşma”, “algoritma”, “yozlaşma”, “yapay zekâ” ve
“dijital yorgunluk” kelimeleri arasından seçilen “kalabalık yalnızlık”, birey
toplum ilişkisi hakkında birçok mesaj barındırmaktadır (tdk.gov.tr, 30
Temmuz 2025). Yaklaşık bir milyon kişinin katılımıyla yapılan oylamada bu
kavramın seçilmesi, birey-toplum, sosyoloji ve psikoloji zemininde kapsamlı
araştırmaların önemini göstermektedir. Aynı zamanda kavram, toplumsal
ve sosyolojik dönüşümün hangi yönlere evrilebileceği konusunda uyarıcı bir
niteliğe sahiptir.
Birbirine zıt anlamlar taşıyan “kalabalık” ve “yalnızlık” kelimelerinin bir
arada kullanılması ilk bakışta tezat gibi görünse de kavramın derinlemesine
incelenmesi bireylerin içinde bulunduğu durumun ne denli travmatik
olabileceğini ortaya koymaktadır. Carl Gustaw Jung’un yalnızlık ile ilgili
tanımı, bu kavramın bireylerin yaşadığı durumu özetler niteliktedir. Jung’a
göre yalnızlık, bireyin yanında kimsenin olmaması değil; bireye ait duygu,
düşünce ve fikirlerin karşı tarafa iletilememesi veya kabul görmemesidir
(Deveoğlu, 2024:2).
Literatürde dijitalleşme ve yalnızlık arasındaki ilişki üzerine birçok
araştırma bulunmaktadır. Alkan, Alyanak, Deveoğlu, Göldağ, Kavlak,
Yıldırım, Şen & Erol, bu ilişkinin farklı boyutlarını inceleyen çalışmalara
örnek olarak gösterilebilir. Araştırmalar, yalnızlığa yol açan çeşitli etmenleri
ortaya koymaktadır. Aile içi olumsuz ilişkiler, dijital araçlar, dijital oyunlar,
dijital hedonizm, anlaşılmama hissi, mobbing ve boşluk hissi bunlardan
sadece birkaçıdır. Ancak ortak olarak vurgulanan ve dikkat çeken unsur, aile
içi olumsuz ilişkilerden kaynaklanan yalnızlıktır.
İnsan doğası, temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra ait olma,
sevilme, sayılma ve anlaşılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç, Abraham
Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin üçüncü basamağında, sosyal aidiyet
basamağı olarak yer almaktadır. Birey, bu ihtiyacını sevgi, sosyal yakınlık ve
dostluk ilişkileriyle karşılamaktadır (Şengöz, 2022:4). Ancak aile içinde ait
olma, anlaşılma, sevgi ve değer görme ihtiyacı karşılanamadığında birey, bu
boşluğu farklı kanallarla doldurmaya çalışabilmektedir. Bireyin iş, okul ve
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
288
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
sosyal hayatındaki ilişkiler zaman zaman sekteye uğrayabilmektedir. Bu
durumlara aile içi iletişimsizlik, anlaşılmama ve değersizlik hissi eşlik
ettiğinde bireysel izolasyonla başlayan yalnızlık zamanla bireyi dijital
dünyanın zeminine sürükleyebilmektedir.
Hayatın neredeyse her alanına entegre olmuş ve mekândan bağımsız sayısız
seçenek sunan dijital dünya, bireyleri sanal bir çevreyle kuşatırken bireylerin
yalnızlıklarını derinleştirmektedir. Bu yalnızlaşmanın sonucunda, aile ve
toplum içindeki iş birliği, dayanışma ve yardımlaşma gibi değerlerin önemi
zamanla azalmaktadır. Bireylerde yabancılaşma ve aidiyet duygularının
kaybolması kaçınılmaz hâle gelmektedir. Oysa insan, yaratılış itibarıyla
toplumsal bir varlıktır ve tarih boyunca milletlerin, devletlerin oluşumunda
toplumsal bağlar belirleyici bir rol oynamıştır. Gerçek anlamda tarihin
öznesi olabilmek, güçlü toplumsal bağlarla bir arada yaşamakla
mümkündür. Toplumlar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş yığınlar
değildir. Toplumları bir arada tutan, birlikte yaşamalarını sağlayan ortak
tarih, sosyal ve kültürel bağlardır. Bu bağlar zamanla güçlenebileceği gibi
gevşeyip çözülme tehlikesi de taşımaktadır. Toplumun hangi yöne
evrileceği ortak irade ve birlikte yaşama kararlılığıyla doğrudan
bağlantılıdır (Çapcıoğlu, 2024: 17-18). Ancak “kalabalık yalnızlık” içinde
yaşayan bireylerin artışı, bireylerde birlikte yaşama arzusunun azalmasına
yol açacaktır. Bu durumda nihai olarak toplumsal bağların çöküşüne zemin
hazırlayacaktır.
Dijitalleşme ve Muhafazakârlık
Muhafazakârlık Latince’de korumak, saklamak, muhafaza etmek, tutmak
gibi anlamlara gelen conservare sözcüğüne dayanmaktadır (Güngörmez,
2004:2). Kavram Ortaçağ’da yasaları, düzeni, belli grupları koruyan,
kollayan anlamında “Conservator” terimiyle kullanılmıştır (Akkaş, 2003:2).
Arapça sözlükte koruma, himaye etme, gözetme anlamlarına gelen hafaza
kökünden türemiştir. Türkçe sözlükte de muhafaza etme, koruma anlamına
gelmektedir. Muhafazakârlık kavramının Türkçe’de conservatismin karşılığı
olarak ne zamandan itibaren kullanıldığı net olarak bilinmemekle birlikte
geleneği koruma sürekliliği ifade etme anlamı uzun bir geçmişe
dayanmaktadır (Çamurdaş, 2023:2).
Muhafazakârlık modern siyasi bir ideoloji olarak Fransız Devrimi’ne karşı
bir tepki hareketi olarak Edmund Burke’ün (1729-1797) fikirleriyle şekillense
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
289
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
de bir yaşam formu, bir düşünce şekli olarak kökeni 4. yüzyılın Kilise
babalarından Saint Augustin’e, hatta Antik Yunan’a Aristo’ya kadar
uzanmaktadır (Yurt, 2025:16). Edmund Burke tarafından kaleme alınan
“Reflections on the Revolution in France 1790 (Fransız İhtilali Üzerine
Düşünceler 1790)” muhafazakâr geleneğin en üst referans metni olarak
kabul edilmektedir (Beneton, 2016: 15).
Muhafazakârlıkla ilgili yaygın kabul, bu düşünce geleneğinin değişime
bütünüyle karşı olduğu yönündedir. Ancak bu yaklaşım, muhafazakârlığın
gerçek doğasını tam olarak yansıtmamaktadır. Muhafazakârlığın değişime
bakışı, kökten ve ani dönüşümlere direnmekle birlikte, değişimin tedrici,
kontrollü ve toplumsal istikrarı gözeten bir biçimde gerçekleşmesi gerektiği
yönündedir. Nitekim literatür incelendiğinde muhafazakârlığın zaman
içerisinde “neo-muhafazakârlık” ve “Yeni Sağ” gibi farklı biçimlere evrilerek
dönemin toplumsal ve siyasal koşullarına uyum sağladığı görülmektedir
(Yurt, 2025:27). Aile kurumu, insanlık tarihi boyunca toplumsal düzenin
köklü yapılarından biri olarak varlığını muhafaza etmiştir. Bu kurum,
“bireylerin sosyal bir varlık olmayı öğrendikleri ilk etkileşim ağı olması
nedeniyle bireysel hayatlar ve toplum hayatı için en temel kurumdur”
(Dikeçligil, 2012:24). Biyolojik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik ve hukukî
boyutlarıyla aile; üyeler arasındaki ilişkileri belirli normlara bağlayan,
toplumun kültürel ve karakteristik özelliklerini kuşaktan kuşağa aktaran ve
en yoğun birincil ilişkilerin yaşandığı temel sosyalleşme ortamını oluşturan
bir kurumdur (Zorlu, 2025:2).
Muhafazakâr düşünce geleneğinde aile, toplumsal yapının inşasında ve
sürekliliğinde merkezi bir konuma sahiptir. Toplumsal hayatın en eski
kurumu olan aile, yalnızca biyolojik bir birliktelik değil; aynı zamanda
değerlerin aktarımını, otoritenin meşruiyetini ve toplumsal düzenin
devamlılığını sağlayan temel bir yapı olarak görülmektedir. Muhafazakâr
ideolojinin erken dönem teorisyenlerinden Louis de Bonald’a göre aile
toplumsal ve siyasal düzenin küçük bir yansıması niteliğindedir (Güler,
2016:127).
Muhafazakâr düşüncede aile, bireyin kimlik kazanma sürecinde belirleyici
bir kurumsal yapı olarak konumlandırılmaktadır. Aile, bireylerine yalnızca
aidiyet duygusu kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda onları toplumsal
hayata hazırlayarak belirli roller ve konumlar üzerinden toplumsal yapı
içine dâhil eder. Bu yönüyle aile, birey ile toplum arasındaki temel aracı
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
290
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
kurumlardan biri olarak işlev görmektedir. Thomas Fleming de benzer
biçimde, bireyin esas kimliğini oluşturan tarihsel süreklilik ve gelecek
tasavvurunun aile aracılığıyla şekillendiğini ileri sürmektedir. Fleming’e
göre insan doğası gereği unutkandır; buna karşılık aile, kuşaklar arası
aktarımı mümkün kılan kolektif bir hafıza işlevi üstlenmektedir. Talcott
Parsons, aile kurumunun toplumsal düzen içindeki rolünü; neslin
devamlılığının sağlanması, bireylerin sosyal ve psikolojik rehabilitasyonu ile
toplumsal norm ve değerlerin aktarımını sağlamak şeklinde üç temel işlev
üzerinden tanımlamaktadır (Çaha, 2004: 8).
Aile, bireylerde topluma ve devlete yönelik sevgi, aidiyet ve bağlılık
duygularının gelişmesinde merkezi bir işleve sahiptir. Toplumsal
bütünlüğün ve siyasal istikrarın sürdürülebilirliği, bireyler arasındaki bu
duygusal ve normatif bağların gücüne doğrudan bağlıdır. Sevgi ve bağlılık
temelinde inşa edilmemiş toplumların ve devlet yapıların çözülmeye daha
açık olduğu görülmektedir. Bu bağlamda aile değerlerine yönelen herhangi
bir tehdidin zamanında engellenememesi, söz konusu tehdidin giderek
derinleşmesine ve yalnızca aile kurumunu değil, toplumsal düzeni ve nihai
aşamada devletin bütünlüğünü hedef alan yapısal bir soruna dönüşmesine
zemin hazırlamaktadır (Gilbert, 2016:74).
Durkheim, toplumsal yapıda ortaya çıkan anomi ve yabancılaşma olgusunu,
toplumun ortak değer dünyasında meydana gelen çözülmeyle
ilişkilendirmektedir. Ona göre toplumsal düzenin zayıflaması ani bir
kırılmanın sonucu değil, daha derin ve kademeli bir sürecin ürünüdür. Bu
çözülme sürecinin ilk aşaması ise aile kurumunda başlamaktadır. Aile
bağlarının zayıfladığı ve aileye atfedilen değerlerin aşındığı toplumlarda,
kolektif bilinç giderek güç kaybetmekte; buna bağlı olarak toplumsal
bağların ve ortak değerlerin çözülmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir (Çaha,
2004:8).
Türk sosyoloji geleneğinde Ziya Gökalp, aileyi yalnızca bireylerin bir araya
geldiği özel bir alan olarak değil, ulusun varlığını sürdüren ve kültürel
sürekliliği sağlayan merkezi bir yapı olarak ele alır. Ona göre aile, toplumsal
dirliği teminat altına alan, millî değerleri nesilden nesile aktaran ve ulusal
bütünlüğü güçlendiren bir çekirdek kurumdur. Bu yaklaşım, aileyi hem
ahlaki hem de ulusal sorumluluk alanı olarak konumlandırmaktadır. Benzer
şekilde İhsan Sezal da aileyi toplumsal düzenin inşasında ve
kurumsallaşmasında başlangıç noktası olarak değerlendirir. Sezal’in
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
291
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
perspektifinde aile, birey ile toplum arasındaki bağın kurulduğu; toplumsal
yapının canlılığını, dayanıklılığını ve sürekliliğini güvence altına alan temel
örgütlenme biçimidir (Kır, 2011:2).
Bu makalenin odağı gereği, aile kurumunun önemine ilişkin tanımlar sınırlı
tutulmuş; esas amaç olarak dijital çağın aile yapısı üzerindeki etkilerini
irdelemek ve bu yeni çağda aileyi korumaya yönelik stratejiler geliştirmek
benimsenmiştir.
Literatürdeki çalışmalar, geleneksel aile modelinin tarihsel süreç içerisinde
çekirdek aile formuna evrildiğini; dijital çağla birlikte çekirdek yapısının da
farklılaşarak çoklu aile tipolojilerine dönüştüğünü ortaya koymaktadır.
Araştırmalar, aile yapısındaki çözülme eğiliminin Sanayi Devrimi
sonrasında hız kazanan kentleşme ve göç süreçleri, kadın hakları
mücadelesi, eğitimde fırsat eşitliğinin genişlemesi, kadınların iş gücüne aktif
katılımı gibi çeşitli toplumsal dinamiklerle bağlantılı olduğunu
vurgulamaktadır (Turgut, 2017:18). Bunun yanı sıra aile içi ilişkilerin
belirgin biçimde zayıfladığı; tek ebeveynli aileler, dijital aileler, arkadaş
temelli aile yapıları ve çocuksuz aile modelleri gibi yeni aile formlarının
dijital çağın ilk çeyreğinde dikkat çeken bir seviyede artış gösterdiği literatür
bulgularındandır (Bayer, 2013:12). Dolayısıyla aile yapısındaki dönüşüm çok
boyutlu nedenlerle şekillenmekte olup bu nedenlerin etkisi, dijitalleşmenin
hızlandırıcı niteliğiyle günümüzde daha görünür ve daha belirgin hale
gelmiştir.
Dijital Muhafazakârlık
2016 yılında yayımlanan Russian Geopolitics in the Age of New Media (Yeni
Medya Çağında Rus Jeopolitiği) adlı eserde, dijitalleşmenin jeopolitik
yapılar üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Anılan eserde Rusya’daki
bölgelerin yerel ve jeopolitik mekânsal kimliklerine ilişkin anlatıların dijital
platformlar aracılığıyla inşa edilmesi, bölgesel öz belirlemeye yönelik politik
bir yönelimin oluşturulmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu anlatıların, “dijital
jeopolitik” kavramını görünür ve analiz edilebilir bir olgu hâline getirdiği;
dolayısıyla Rusya’daki sosyologlar tarafından incelenmesi gerektiği eserde
vurgulanan temel hususlar arasındadır. Eserde özellikle dikkat çeken
bölümlerden biri, “Digital Conservatism: Framing Patriotism in the Era of
Global Journalism” (Küresel Gazetecilik Çağında Vatanseverliğin
Çerçevelenmesi) başlığıdır (Bassin ve diğerleri, 2016:185). Bu başlıkta yazar,
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
292
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
Rusya’nın yeni medya ortamı içerisinde gelenekselci ve muhafazakâr
anlatıların nasıl yeniden üretildiğini incelemektedir. Dijital platformların
yalnızca teknik araçlar olmadığı, aksine tarihsel hafıza, ulusal kimlik ve
muhafazakâr değerlerin dolaşıma sokulduğu ideolojik mekânlar hâline
geldiği vurgulanmaktadır. Eserde dijital gazetecilik, devletle uyumlu
aktörler ile taban hareketlerinin çevrimiçi katılım pratiklerini bir araya
getirerek muhafazakâr bir jeopolitik dünya görüşünü pekiştiren stratejik bir
mecra işlevi görmektedir. Böylece dijital muhafazakârlık; medya biçimi,
siyasal ideoloji ve ulusal kimliğin, Rusya’nın Sovyet sonrası coğrafyadaki
jeopolitik hedefleri çerçevesinde karşılıklı olarak birbirini ürettiği bir olgu
olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle dijital muhafazakârlık, geleneksel
değerlerin dijital formlar içinde yeniden üretilmesini ifade eden bir kavram
olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu eserde “dijital muhafazakârlık”
kavramının kullanılması uluslararası literatür açısından bir ilki
barındırmakla birlikte muhafazakârlığın dijital çağda kendini yenilemesi ve
dijital bir forma evrilmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu
göstermektedir.
Dijital muhafazakârlığın konu edindiği başka bir çalışma Elena
Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makalede
yer almaktadır. Anılan yazarlar “Conservatism and Conservative Legal
Thinking: The Era of Public Systems’ Digital Transformation
(Muhafazakârlık ve Muhafazakâr Hukuk Düşüncesi: Kamu Sistemlerinin
Dijital Dönüşümü Çağı) başlıklı makalede muhafazakârlığın genel
kavramsal yapısını tartıştıktan sonra, dijital dönüşümün hukuki ve sosyal
etkileri bağlamında muhafazakâr düşüncenin nasıl konumlanması
gerektiğini belirtirler. Kazachanskaya ve Mamychev dijital teknolojilerin
hızla kamu sistemlerine entegre olduğu bir dönemde, muhafazakâr hukuki
düşüncenin salt geleneksel değerleri korumaya dönük değil, aynı zamanda
dijitalleşme süreçlerini bu değerlerle uyumlu bir şekilde düzenlemeye
odaklanan bir çerçeve geliştirmesi gerektiğini savunurlar. Söz konusu
çalışmada toplumsal yaşamda dijital teknolojilerin geliştirilmesi ve etkin
biçimde kullanılabilmesi için doktrinel nitelikte hukuki ve düzenleyici
politikaların yanı sıra etik standartlar ve ahlaki ilkelerin oluşturulmasının
gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Kazachanskaya ve Mamychev’e göre, 21.
yüzyılda güçlü bir devlet yapısının inşası açısından dijital ortamda sunulan
hizmetlerin; deontolojik kodlar, biyolojik tehditler ve çevresel riskler dikkate
alınarak tasarlanması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, dijital çağın
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
293
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
gereklerine uyum sağlayabilmek için kamu yönetiminde ve kamu
hizmetlerinde gerçekleştirilen dijital dönüşümlere ek olarak, sosyo-normatif
düzenlemelerin de hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmektedir
(Kazachanskaya ve Mamychev, 2021:447-455).
Bu çerçevede dijital muhafazakârlık, dijitalleşmenin değerler üzerinde
yarattığı dönüştürücü etkilere karşı geliştirilen savunmacı bir refleks
olmanın ötesinde, dijital çağın imkânlarını dikkate alan kurucu bir yaklaşım
olarak değerlendirilmelidir. Uluslararası literatürde özellikle Rusya
örneğinde görüldüğü üzere, dijital platformlar muhafazakâr değerlerin
aşındığı değil, aksine yeniden üretildiği ve dolaşıma sokulduğu stratejik
alanlar hâline gelebilmektedir. Kazachanskaya ve Mamychev’in dijital
dönüşüm bağlamında muhafazakâr hukuki düşünceye ilişkin ortaya
koyduğu normatif çerçeve, dijitalleşmenin etik, ahlaki ve toplumsal
sorumluluk ilkeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde
göstermektedir. Türkiye bağlamında ise dijitalleşme sürecinin hızına karşın,
değerlerle dijital platformlar arasındaki ilişkinin henüz kavramsal ve
kuramsal bir bütünlük içinde ele alınmadığı görülmektedir. Bu durum,
dijital çağda değerleri koruma ve aktarma çabalarının dağınık ve tepkisel bir
düzeyde kalmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla dijital muhafazakârlığın
kuramsal bir çerçeve olarak tartışmaya açılması, dijitalleşmenin
kaçınılmazlığı karşısında değerlerin korunmasına yönelik yeni ve sistematik
bir düşünme biçimi sunmaktadır.
Bu çerçevede sınırların görünmez hâle geldiği, küresel kültür ve değer
aktarımının hızlandığı ve dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz
ettiği bu dönemde Türkiye açısından da aileyi, bireyi, kimliği, inancı,
değerleri koruyan, kamusal alanlardaki gerçekleşecek olan dijital
dönüşümlerin her kademesinde koruyucu çerçeveye duyulan ihtiyaç
giderek artmaktadır. Bu ihtiyacı en kapsamlı biçimde karşılayan ve söz
konusu dönüşümü teorik olarak açıklayan yaklaşım dijital muhafazakârlık
perspektifidir.
Dijital muhafazakârlık perspektifi, insanı merkeze alan tüm değerleri
ailenin, kimliğin, inancın, tarihin, kadim kültürel mirasın ve hatta insan
psikolojisinin- dijital çağın dönüştürücü ve çoğu zaman aşındırıcı
etkilerinden korumayı amaçlayan kapsamlı bir stratejik çerçeve
sunmaktadır. Bu bağlamda dijital sınırların belirlenmesi, ekran sürelerinin
denetimi, sosyal medya kullanımının kontrollü biçimde düzenlenmesi ve
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
294
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
bireyin özel alanının korunması temel stratejik başlıklar olarak öne
çıkmaktadır. Bu makalenin odağında ise aile kurumunun korunmasına
yönelik dijital muhafazakârlık stratejiler yer almaktadır.
5. Dijital Muhafazakârlık Stratejileri
Dijital Sınırların Belirlenmesi
Dijital çağın diğer tarihsel dönemlerden ayırt edici özelliği, fiziksel sınırların
anlamını yitirmesidir. Artık kıta, ülke veya sınır kavramları dijital
mecralarda büyük ölçüde erimektedir. Bireylerin paylaşımları, saniyeler
içinde uçsuz bucaksız mesafeleri aşarak dünyanın herhangi bir noktasındaki
bireylerin erişimine açılmaktadır. Sosyal medya platformları üzerinden
bireyler, toplumsal, kültürel ve sosyal içeriklere sürekli maruz kalmaktadır.
Bu bağlamda, bireylerin sahip oldukları kültürel değerleri ve kadim mirası
koruyabilmeleri, dijital araçları ve sosyal medyayı bilinçli, kontrollü ve
iradeli bir şekilde kullanmalarını zorunlu kılmaktadır. Dijital mecraların
bilinçli kullanımı, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile içi ilişkilerin
sağlıklı biçimde sürdürülmesi açısından da hayati öneme sahiptir. Ekran
süresinin sınırlandırılması, özellikle çocuklar için güvenli içerik filtrelerinin
uygulanması, özel alan ve mahremiyetin korunması, bu alanların dijital
mecralarda paylaşılmaması temel dijital muhafazakârlık stratejilerini
oluşturmaktadır.
Aile Değerlerinin Dijital Ortama Taşınması
Dijital ortamda aile değerlerinin -yardımlaşma, koruma, işbirliği, merhamet,
sevgi, saygı vb.- paylaşılması ve ailenin toplumsal önemi üzerine üretilen
içerikler, söz konusu mecralarda ailenin işlevinin ve öneminin sürekli
hatırlanmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür paylaşımlar, aile
bireyleri arasında etkili iletişimi teşvik ederek, karşılıklı anlayış ve işbirliği
ortamını güçlendirmektedir. Özellikle rehber niteliğindeki içerikler, aile içi
karar alma süreçlerinde farkındalık yaratmakta, çatışma yönetimi ve
duygusal destek mekanizmalarının geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır.
Ayrıca, bu paylaşımlar, bireylerin aile değerlerini içselleştirmesini
destekleyerek, toplum genelinde kültürel ve ahlaki normların korunmasına
dolaylı yoldan hizmet etmektedir. Sonuç olarak, aile değerlerinin dijital
zeminde görünür kılınması ve bu değerlerin sürdürülebilir biçimde
paylaşılması, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından hem bireysel hem
de toplumsal açıdan kritik bir rol oynamaktadır.
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
295
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
Eğitim ve Farkındalık Stratejileri
Dijital ortamda paylaşılan içeriklerin bireyler üzerindeki olumsuz etkilerine
yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları, dijital muhafazakârlık
stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu çalışmaların
özellikle aile yapısı, aile içi ilişkiler ve aile üyeleri bağlamında yürütülmesi
ayrı bir önem taşımaktadır; çünkü aile, toplumu bir arada tutan temel
işlevlerden birine sahiptir. Aile yapısının zayıfladığı toplumların uzun
vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir. Bireyler toplumsal
değerleri, kültürel mirası ve insana, ahlaka ilişkin normları ilk olarak aile
içinde öğrenmektedir. Bu yönüyle aile, toplumun adeta bir sigortası işlevi
görmektedir. Bu nedenle, ilgili kurumların1 öncülüğünde aile üyelerine
dijital dünyadaki riskler ve fırsatlar hakkında eğitim verilmesi dijital
muhafazakârlık stratejilerinin merkezi bir unsuru olarak
değerlendirilmektedir. Ayrıca, çocuklar ve gençlere dijital sorumluluk bilinci
kazandırmaya yönelik yürütülecek eğitim ve farkındalık faaliyetleri de
dijital muhafazakârlığın stratejik hedefleri arasında yer almaktadır.
Toplumsal ve Kültürel Bağların Güçlendirilmesi
Dijital çağın hızla ilerleyen dinamikleri ve kıtalararası kültürel etkileşimler
karşısında, ulusal değerlere yönelik toplumsal ve kültürel bağların
güçlendirilmesi kritik bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Dijital mecralarda
üretilen içeriklerin, toplumsal bağları pekiştirecek ve kültürel mirasın
yaygınlaşmasına katkı sağlayacak nitelikte olması, ulusal kültürün yabancı
kültürler karşısında erimesini önleyecektir. Ayrıca, dijital araçlar aracılığıyla
ulusal ve kültürel değerlerin paylaşımı bu paylaşımların sürdürülebilirliği,
ulusal değerlerin korunmasına önemli katkılar sunmaktadır. Bu bağlamda,
aile yapısının güçlendirilmesi, aile değerlerinin yaşatılması ve ailenin
toplum içindeki rolünün vurgulanması yönündeki dijital içerikler de
toplumsal bütünlüğün korunması açısından büyük önem taşımaktadır.
Dijitalin Bilinçli Kullanımı
Dijital dünyanın sunduğu sayısız hizmet arasında kaybolmak ve bireysel
özden uzaklaşmak yerine, dijitali bilinçli ve ölçülü bir şekilde tüketme
iradesi, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından son derece kritik bir
1Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm
Bakanlığı, Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşlar vb.
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
296
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
tutum olarak değerlendirilmektedir. Bireye herhangi bir fayda sağlamayan,
zaman kaybına yol açan ve psikolojik sıkıntılara neden olabilecek sınırsız
dijital kullanım, ciddi bir risk ve tehlike unsuru taşımaktadır. Her bireyin öz
disiplin bilinciyle güçlü bir irade göstermesi, dijital bağımlılık tuzağından
korunmasına önemli katkılar sunacaktır. Bu öz disiplin ve dijital mecraların
iradeli kullanımı, aile üyeleri arasında da sağlanmalıdır. Aile fertlerinin
işbirliği ve dayanışmasıyla, dijitalin eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaçlar
dışında belirli zamanlarda kullanılmaması -başka bir deyişle, dijitalin
minimal düzeyde ve ihtiyaç odaklı kullanımı- dijital muhafazakârlık
stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır.
6. Dijitalleşme ve Aile İlişkileri Literatür Bulguları ve Tartışma
Bu başlık altında dijital bağımlılık, dijital yalnızlık ve dijital çağda aile içi
ilişkiler konusuna dair literatür araştırmalarında öne çıkan bulgular ele
alınmaktadır. Söz konusu bulgular, dijital araçların aile içi ilişkiler
üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla anlamaya yöneliktir. Bu bağlamda,
literatür taramaları, dijital çağın aile dinamikleri üzerindeki karmaşık
etkilerini daha bütüncül bir perspektifle değerlendirme imkânı sunmaktadır.
Bu çerçevede literatür bulguları:
Bayhan’ın (2020:119) lise öğrencileri üzerinde gerçekleştirdiği araştırma,
internet bağımlılığının aile içi ilişki kalitesiyle yakından ilişkili olduğunu
ortaya koymaktadır. Bulgular, ebeveynlik tutumlarının çocukların dijital
davranışlarını doğrudan etkilediğini göstermekte; özellikle ilgisiz, mesafeli
veya yetersiz ebeveynlik pratiklerinin internet bağımlılığı, siber zorbalık ve
siber mağduriyet oranlarını anlamlı düzeyde artırdığı belirtilmektedir.
Ayrıca aile bağlarının zayıf olduğu ya da ebeveynlerin ayrı yaşadığı aile
tiplerinde çocukların dijital risklere maruz kalma olasılığının belirgin şekilde
yükseldiği vurgulanmaktadır. Benzer biçimde Kavlak ve arkadaşlarının
(2022:9) çalışması da aile ilişkilerinde yaşanan çatışma, iletişimsizlik veya
duygusal kopukluk gibi olumsuzlukların internet bağımlılığı, dijital oyun
bağımlılığı ve yalnızlık düzeyleriyle pozitif yönlü bir ilişki gösterdiğini
ortaya koymaktadır. Bu bulgular, dijital bağımlılık davranışlarının yalnızca
bireysel faktörlerle değil, güçlü biçimde aile içi etkileşim örüntüleriyle
şekillendiğine işaret etmektedir.
Göldağ’ın (2018:14) lise öğrencileri üzerine gerçekleştirdiği araştırma, dijital
oyun kullanımının aileler tarafından yeterince denetlenmediğini ve oyun
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
297
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
süreleri ile içeriklerinin çoğu zaman kontrolsüz kaldığını göstermektedir.
Çalışmanın bulguları, dijital oyunlar üzerinde etkin bir ebeveyn kontrolü
sağlanmadığında öğrencilerin internet bağımlılığı eğilimlerinin belirgin
biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Alyanak’ın (2016:4)
çalışması, internet bağımlılığının tedavi sürecinde güçlü aile ilişkilerinin
kritik bir değişken olduğunu vurgulamaktadır. Araştırmaya göre,
bağımlılığın altında yatan iletişim problemleri ve aile içi çatışmaların
giderilmesi, bireyin bağımlılıkla baş etme kapasitesini önemli ölçüde
güçlendirmekte; bu bağlamda aile içi iletişim kanallarının güçlendirilmesi,
destekleyici bir iş birliği ortamının sağlanması ve duygusal dayanışmanın
artırılması tedavi sürecinin başarısı açısından temel bir unsur olarak öne
çıkmaktadır. Bu iki çalışma birlikte değerlendirildiğinde, dijital bağımlılık
davranışlarının önlenmesinde ve tedavi edilmesinde aile kurumu ile
ebeveynlik pratiklerinin merkezi bir role sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Ersoy ve Ağlar’ın (2024:17) araştırması, aile içinde açık iletişim kanallarının
bulunmasının ve demokratik bir aile atmosferinin sağlanmasının dijital
bağımlılık riskini anlamlı biçimde azaltan temel etkenler olduğunu
göstermektedir. Çalışma, aile içi iletişimin niteliğinin çocukların dijital
davranış örüntülerini doğrudan biçimlendirdiğini vurgulamaktadır. Buna
paralel olarak Şen ve Erol (2024:3), aile içi iletişimin başlangıç noktasının
ebeveynler olduğunu ifade etmekte ve anne-babanın sergilediği tutarlı,
yapıcı ve sağlıklı iletişim biçiminin çocuklarla kurulacak ilişkinin temelini
oluşturduğunu belirtmektedir. Araştırma bulguları, dijital teknolojilerin aile
içi iletişimi zayıflatıcı etkilere sahip olabileceğini; ancak güçlü aile bağları,
nitelikli etkileşim ve destekleyici ebeveyn tutumlarının bu olumsuz etkileri
önemli ölçüde sınırlayabildiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda
çalışmalar, dijital bağımlılığın önlenmesinde yalnızca teknolojik faktörlere
değil, aile içi iletişim süreçlerinin kalitesine de odaklanılması gerektiğini açık
biçimde göstermektedir.
Haberli (2023:7), ebeveynlerin çocukların dijital araçlarla kurdukları ilişkiyi
yönlendirmede belirleyici bir konumda bulunduğunu vurgulamakta ve
literatürde ebeveynlik tutumlarının arabulucu, otoriter ve ortak izlenme
şeklinde üç kategori altında incelendiğini aktarmaktadır. Arabulucu
tutumdaki ebeveynler, çocuklarıyla dijital içeriklerin olumlu ve olumsuz
yönlerini tartışarak rehberlik sağlayan, dijital farkındalık ve eleştirel medya
okuryazarlığı gelişimini destekleyen bir yaklaşım benimsemektedir. Buna
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
298
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
karşılık otoriter tutum, baskıcı ve tek yönlü bir kontrol mekanizmasına
dayandığından, çoğu zaman çocukların dijital içeriklere yönelik merak ve
yönelimlerini artırmakta; ayrıca aile içi iletişimde çatışma ve uzlaşma
sorunlarına yol açabilmektedir. Ortak izlenme tutumunda ise ebeveynler
çocuklarıyla birlikte dijital araçları kullanarak daha etkileşimli, paylaşımcı
ve işbirlikçi bir iletişim modeli geliştirmektedir. Araştırma bulguları, bu
işbirlikçi yaklaşımın çocukların öğrenme süreçlerine ve dijital
deneyimlerinin niteliğine anlamlı düzeyde olumlu katkı sunduğunu
göstermektedir. Böylece çalışma, ebeveynlik tarzlarının dijital davranışları
şekillendiren güçlü bir sosyopedagojik faktör olduğunu ileri sürmektedir.
Karaboğa (2019:16) araştırmasında, uzun süreli dijital medya kullanımında
aile içi iletişimin ve aile bağlarının zayıflayacağı vurgulanmaktadır.
Araştırma, aile üyeleri arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi için
ebeveynlere dijital medya okuryazarlığı eğitimini önermektedir. Bu eğitimin
zaman yönetimi başta olmak üzere hem eşler arasındaki iletişime hem de
ebeveyn-çocuk iletişimine olumlu katkı sağlayacağı eğitimin sağlayacağı
faydalar olarak öne çıkmaktadır.
Barış ve Yeşilyurt’un (2025:8) araştırmasında dijital mecraların yalnızca
kullanım sıklığının değil, bu platformlarda paylaşılan içeriklerin niteliğinin
de aile ilişkilerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Özellikle
kıyaslama, rekabet ve idealize edilmiş yaşam temsilleri içeren paylaşımların
aile içi iletişimde güvensizlik, yetersizlik hissi ve duygusal kopukluk gibi
sonuçlara yol açtığı belirtilmektedir. Fenomenleşmiş içeriklerin de benzer
biçimde aile dinamiklerini olumsuz etkilediği ifade edilmektedir. Çalışma,
bu olumsuz etkilerin azaltılabilmesi için ailelere dijital içerik yönetimine
yönelik stratejik öneriler sunmakta; bilinçli kullanım, içerik seçimi ve dijital
etkileşim sınırlarının belirlenmesi gibi uygulamaların önemine dikkat
çekmektedir. Bu doğrultuda her iki araştırma, dijital mecraların aile yapısı
üzerindeki etkilerinin hem kullanım biçimi hem de içerik türleri üzerinden
çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Akbaş ve Dursun’un (2020:11) araştırması, dijital teknolojilerin uzun süreli
kullanımının özellikle çocuklar üzerinde bilişsel, davranışsal ve sosyal
düzeyde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır.
Araştırmacılar, bu olumsuzlukların önlenmesinde baskıcı veya yasaklayıcı
ebeveynlik tarzlarının etkili olmadığını, aksine ebeveynlerin dijital
teknolojiyi bilinçli, kültürel ve pedagojik bir perspektifle kullanma
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
299
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
becerilerini geliştirmelerinin kritik bir önem taşıdığını vurgulamaktadır.
Çalışma, bu bağlamda dijital ebeveynlik kavramını öne çıkararak dijital
kültürün aile içinde geliştirilmesinin, Arslan’ın (2020:2) ifadesiyle “dijital
yerlilerin” sağlıklı biçimde yetiştirilmesi açısından temel bir gereklilik
olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde Yurdakul, Dönmez, Yaman ve
Odabaşı (2013:6), dijital bağımlılığın önlenmesinde dijital ebeveynliğin
merkezi bir rol üstlendiğini ifade ederek kavramı; dijital araçlara hâkim
olan, dijital mecralardaki fırsat ve risklerin bilincinde bulunan, çocuklarını
çevrimiçi tehditlere karşı koruyan, gerçek ve sanal dünyada haklara saygı
kültürünü aktaran ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilen bireylerin
sergilediği ebeveynlik biçimi olarak tanımlamaktadır. Bu doğrultuda dijital
ebeveynlik, çocukların dijital dünyada güvenli, bilinçli, etik ve
sürdürülebilir biçimde var olabilmelerini sağlayan temel bir rehberlik
çerçevesi sunmaktadır.
7. Sonuç
İnsanlık tarihi, her büyük yeniliğin arkasındaki köklü toplumsal
dönüşümlerin itici gücüyle durmaksızın şekillenen bir değişim ve dönüşüm
yolculuğudur. Ateşin bulunması, yazının icadı, buharlı makinelerin üretime
dâhil edilmesi, elektriğin keşfi ve nihayetinde internetin ortaya çıkışı, insan
yaşamında paradigmatik kırılmalara yol açan başlıca dönüm noktalarıdır.
Bu yenilikler, toplumların beslenme alışkanlıklarından yerleşik yaşam
pratiklerine, ticaret ve üretim yöntemlerinden iletişim biçimlerine kadar
geniş bir yelpazede radikal değişim süreçlerini tetiklemiştir.
21.yüzyıl diğer adıyla dijital çağ, internetin keşfiyle birlikte dijital iletişimin
küresel ölçekte yeniden biçimlendiği bir döneme işaret etmektedir.
İnternetin sağladığı altyapı sayesinde dünya üzerindeki milyarlarca insan,
fiziksel sınırların belirleyiciliğinden bağımsız olarak aynı dijital zeminde bir
araya gelebilme imkânına kavuşmuştur. Bu yeni iletişim ortamı bireylere
önemli fırsatlar sunmakla birlikte, beraberinde çeşitli risk ve tehditleri de
taşımaktadır. Söz konusu risklerin ulusal ve yerel kültürler açısından kritik
yönü, farklı kültürel kodlara ve değer sistemlerine kontrolsüz biçimde
maruz kalma sonucunda ulusal değerlerden uzaklaşma ihtimalinin
artmasıdır. Bireyin sosyalleşmesinde ve toplumun sürekliliğinde temel bir
rol üstlenen aile kurumunun dijital ortamlardan gelebilecek olası tehditlere
karşı korunması, toplumsal bütünlük açısından büyük önem taşımaktadır.
Bu çerçevede makale bireyin kendisiyle ve çevresiyle (aile, toplum vb.) olan
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
300
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
iletişimini dijital çağın baş döndüren teknolojileri karşısında korumak için
“dijital muhafazakârlık” kavramını teklif etmesiyle özgün ve ayırt edici
yönüyle öne çıkmaktadır. Dijital muhafazakârlık yaklaşımı, dijitalleşmeye
karşı edilgen bir savunma geliştirmek yerine, dijital alanı değer temelli bir
mücadele ve üretim sahası olarak ele almakta; değerlerin korunmasını dijital
platformların etkin ve stratejik kullanımına bağlamaktadır. Dijital
muhafazakârlık, muhafazakâr değerlerin dijital çağın iletişim biçimleriyle
yeniden ifade edilmesini ve dolaşıma sokulmasını esas alan bir
kavramsallaştırmadır. Bu yaklaşım, geleneği dijitalleşmenin karşısında sabit
ve değişmez bir unsur olarak değil, dijital mecralarla etkileşim hâlinde
yeniden müzakere edilen dinamik bir yapı olarak ele almaktadır. Rusya’da
dijital muhafazakârlık, özellikle yeni medya aracılığıyla vatanseverlik, ulusal
kimlik ve tarihsel hafızanın yeniden çerçevelenmesi bağlamında teorik bir
içerik kazanmıştır. Buna karşılık Türkiye’de kavram henüz literatürde
sistematik biçimde ele alınmamış olsa da hızlı dijitalleşmenin toplumsal
yapılar üzerindeki etkileri, dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve
olarak geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Makale, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi bireysel deneyimlerin aile
bağlarını nasıl zayıflattığına ilişkin bulguları bir araya getirerek literatürdeki
dağınık bilgi birikimini sistematik bir çatı altında toplamaktadır. Bununla
birlikte dijital iletişimin hızlanmasıyla aile üyeleri arasındaki fiziksel ve
duygusal mesafenin nasıl yeniden tanımlandığına dair özgün tespitler
sunarak, aile sosyolojisi ve iletişim çalışmaları alanlarında önemli bir
tartışma zemini oluşturmaktadır.
Sonuç olarak makale, dijital muhafazakârlığı Türkiye literatüründe
kavramsal bir öneri olarak tartışmaya açarak, dijitalleşme ile değerler
arasındaki ilişkiye yönelik dağınık tartışmaları bütünlüklü bir çerçeveye
oturtmayı hedeflemektedir. Çalışmanın özgünlüğü, dijital muhafazakârlığı
ne dijitalleşmeye karşı bir reddiye ne de geleneksel değerlerden kopuş
olarak ele alması; aksine dijital platformların değer temelli ve normatif
ilkeler doğrultusunda etkin kullanımını savunan kurucu bir yaklaşım
geliştirmesinde yatmaktadır. Uluslararası literatürde özellikle Rusya
örneğinde görülen dijital muhafazakârlık tartışmalarının Türkiye bağlamına
taşınması, karşılaştırmalı bir perspektif sunarak literatürdeki önemli bir
boşluğu doldurmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr
düşüncenin edilgen değil, yönlendirici ve üretken bir rol üstlenebileceğini
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
301
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
göstermekte; dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin akademik tartışmalara
özgün bir katkı sunmaktadır.
8. Öneriler
Dijital çağın olumsuz etkilerini azaltmak, dijital mecraların daha bilinçli,
kontrollü ve kültürel duyarlılıkla kullanılmasını sağlamak amacıyla makale
genç, ebeveyn, akademi, bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, resmî kurumlar
ve daha birçok kurum-kuruluşa çeşitli öneriler sunmaktadır.
*Birey, aile ve toplumların dijital mecraların olumsuz etkilerine karşı daha
kırılgan hâle geldiği görülmektedir. Bu nedenle, değer üreten ve değer
aktarımını önceleyen bir dijital zeminin inşası zorunludur. Bu zemini ifade
eden en kapsamlı kavram dijital muhafazakârlıktır. Dijital muhafazakârlık,
dijital teknolojilerin hayatın her alanına nüfuz ettiği çağımızda birey, aile ve
toplumların değerlerini, kimliklerini ve geleneksel normlarını koruma
yönündeki bilinçli duruşu ifade etmektedir.
*Dijital muhafazakârlık yaklaşımının Türkiye bağlamında işlevsel hâle
gelebilmesi için, dijitalleşme politikalarının yalnızca teknik altyapı ve
verimlilik ekseninde değil, değer temelli bir perspektifle ele alınması
gerekmektedir. Bu doğrultuda, kamu yönetimi ve kamu hizmetlerinde
yürütülen dijital dönüşüm süreçlerinin etik ilkeler, mahremiyet hassasiyeti
ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla birlikte yapılandırılması önem
taşımaktadır. Dijital platformların, kültürel sürekliliği destekleyen ve
toplumsal değerlerin aktarımını güçlendiren araçlar olarak
değerlendirilmesi, dijitalleşmenin değerlerle çatışan değil, değerleri yeniden
üreten bir sürece dönüşmesine katkı sağlayacaktır.
*Akademik düzeyde dijital muhafazakârlık kavramının sosyoloji, siyaset
bilimi, hukuk ve iletişim çalışmaları ekseninde disiplinlerarası biçimde ele
alınması, kavramın teorik derinliğini artıracaktır. Eğitim, medya ve dijital
okuryazarlık politikalarında değer temelli içeriklerin teşvik edilmesi de
dijital muhafazakârlığın pratik karşılıklarını güçlendirecek önemli adımlar
arasında yer almaktadır. Bu bağlamda dijital alan, muhafazakâr değerlerin
savunulduğu bir “tehdit alanı” olmaktan çıkarılarak, değer temelli bir
toplumsal inşa zemini olarak yeniden düşünülmelidir.
*Yerli ve değer odaklı dijital içerik üretimi teşvik edilmelidir. Bu
kapsamda kamu destekli projelerin yaygınlaşmasına ihtiyaç vardır.
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
302
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
*Dijital ortamlarda özel alanın korunması ve mahremiyet bilincinin
güçlendirilmesi, bireylerin dijitalleşme sürecinde psikolojik bütünlüklerini
korumaları açısından kritik önem taşımaktadır.
*Dijital ebeveynlik farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim ve
bilgilendirme faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, çocukların ve gençlerin
dijital risklerden korunması ve sağlıklı dijital alışkanlıklar geliştirmesi için
gereklidir.
*İlköğretimde seçmeli ders olarak sunulan “Medya Okuryazarlığı” dersinin
lise ve yükseköğretim düzeylerinde de zorunlu hâle getirilmesi, eleştirel
dijital bilinç geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir.
*Dijital mecralarda doğruluk, adalet, saygı ve mahremiyet gibi etik
değerlerin yaşatılmasına yönelik içerik üretiminin artırılması, dijital
kültürün etik zeminde şekillenmesine katkı sağlayacaktır.
*Baskıcı, otoriter ve yasaklayıcı ebeveyn modelleri yerine; hoşgörülü, empati
kurabilen, çocuklarıyla iletişim ve müzakere becerisi geliştirebilen bir
ebeveyn yaklaşımının teşvik edilmesi gerekmektedir.
*Aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın niteliğinin artırılması, ortak
etkinliklerle duygusal ve sosyal bağların anlamlı biçimde güçlendirilmesi
önemlidir.
*Aile içi ilişkilerde merhamet, saygı, sevgi, aidiyet, paylaşım, hoşgörü ve
güven temelli ilişkilerin güçlendirilmesi hem aile bütünlüğünü hem de
toplumsal dayanıklılığı destekleyen temel bir gereklilik olarak karşımıza
çıkmaktadır.
*Dijital mecralarda dezenformasyon, manipülasyon ve sahte içeriklerle
mücadele için hem teknolojik hem de pedagojik temelli doğrulama
mekanizmaları geliştirilerek kullanıcıların eleştirel dijital düşünme
becerileri desteklenmelidir.
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
303
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
Kaynakça
Akkaş, Hasan Hüseyin (2003). Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine, Afyon
Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4(2), 241-254.
Aksan, Gamze. (2025) Ebeveyn ve Genç İlişkisinde Aile Tutumları ve Aile Değerleri
Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Habitus Toplumbilim Dergisi, 6, 95-124.
Alkan, Buse (2023). Instagram’ın Evli Çiftlerin Aile Yaşantısına Etkileri. İletişim Bilimi
Araştırmaları Dergisi 3(3), 218-235.
Alyanak, Behiye (2016). İnternet Bağımlılığı. Klinik Tıp Pediatri Dergisi 8 (5), 20-24.
Akbaş, Özge Zeybekoğlu ve Dursun, Cansu (2020). Teknolojinin Aileye Etkisi: Değişen
Ailenin Dijital Ebeveyn ve Çocukları. Turkish Studies-Social, 15(4), 2245-2265.
Akar, Damla (2025). Sosyal Medyada Aile Algısı: Ekşi Sözlük Tanımları Üzerine Bir
Değerlendirme. Trt Akademi, 10(24), 800-829.
Arslan, Aysel 2020). Üniversite Öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Düzeylerinin Çeşitli
Değişkenler Açısından İncelenmesi. International E-Journal of Educational
Studies, 4(7), 27-41.
Barış, Özlem ve Yeşilyurt, Segah (2025). Sosyal Medyada Ailelerin Medyatikleşmesi:
Popüler Aileler Örneği, TRT Akademi, 10(24), 624-651.
Bassin, Mark ve diğerleri (2016). Eurasia 2.0: Russian geopolitics in the age of new
media. Bloomsbury Publishing PLC.
Bayer, Ali (2013). Değişen Toplumsal Yapıda Aile. Şırnak Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi Dergisi, 4(8), 101-129.
Bayhan, Vehbi (2020). Z Kuşağı Lise Gençlerinde Sosyal Medya Bağımlılığı İle Siber
Zorbalık ve Siber Mağduriyet Deneyimleri. İlahiyat Akademi (12), 117-144.
Beneton, Phillipe (2016). Muhafazakârlık, Le Conservatisme. (C. Akalın Çev.),
İstanbul: İletişim.
Çaha, Ömer (2004). Muhafazakâr Düşüncede Toplum, Liberal Düşünce Dergisi, (34),
15-24.
Çamurdaş, Kübra (2023) Türkiye’de Gelenek ve Modernite Geriliminde
Muhafazakârlık: Hareket Dergisi Örneği1.
Çiftçi, Ayşe Nur (2023). Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü
Örneği.” Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 25 (Özel Sayı), 489-514.
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
304
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
Duran, Resul (2022). Türkiye Aile Yapısının Geleceğine Yönelik Çıkarımların
Değerlendirilmesi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları
Dergisi, 2(1), 147-164.
Gilbert, Andrew Norman (2016). British Conservatism and The Legal Regulation of
İntimate Adult Relationships, 1983-2013 (Doctoral Dissertation, Ucl (University
College London)).
Güler, Zeynep (2016). Muhafazakârlık, Kadim Geleneğin Savunusundan Faydacılığa.
H.B.Örs (Der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler (Ss. 115-162).
İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi.
Göldağ, Battal (2018). Lise Öğrencilerinin Dijital Oyun Bağımlılık Düzeylerinin
Demografik Özelliklerine Göre İncelenmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi
Eğitim Fakültesi Dergisi, 15 (1), 1287-1315.
Güngörmez, Bengül (2004). Muhafazakâr Paradigma: “Dogma” ve
“Önyargı. Muhafazakâr Düşünce Dergisi, 1(1), 11-30.
Deveoğlu, Müge (2024). Yalnızlığın Yeni Hali: Dijital Yalnızlık. Sosyologca, 9/18-19,
341-352.
Dikeçliğil, F. Beylü (2012). Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu, Muhafazakâr
Düşünce, 8(31), 21-52
Ersoy, Mustafa ve Ağlar, Cengiz (2024). Trdizin Veri Tabanındaki Dijital Bağımlılık
Araştırmalarına Genel Bakış (2013-2023).
Haberli, Mehmet (2023). Dijital Çağda Aile: Ebeveynleriyle İlişkisi Çerçevesinde
Gençlik ve Din. Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi, 7(3), 374-389.
Havalı, Sibel (2024). Dijital Bağımlılık Üzerine Güncel Tartışmalar. Ankara: Berikan
Yayınevi.
Karaboğa, Mehmet Tahir (2019). Dijital Medya Okuryazarlığında Anne ve Baba
Eğitimi.” Opus International Journal of Society Researches, 14(20), 2040-2073.
Karayaman, Saffet ve diğerleri (2025) Kalabalık Yalnızlık Ölçeği.
Kazachanskaya, Elena ve Mamychev, Alexey (2021). Conser-vatism and Conservative
Legal Thinking: The Era of Public Systems' Digital Transformation. European
Proceedings of Social and Behavioural Sciences.
Kır, İbrahim (2011). Toplumsal Bir Kurum Olarak Ailenin İşlevleri. Elektronik Sosyal
Bilimler Dergisi, 10(36), 381–404.
Özdoğan, Ogan (2017). Endüstri 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi ve Endüstriyel
Dönüşümün Anahtarları, Pusula.
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
305
“Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital
Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279
306.
Özsarı, Arif ve Deli, Şekip Can (2023). Dijital Okuryazarlık ve Dijital Bağımlılık İlişkisi:
Hokey Sporcuları Araştırması. The Online Journal of Recreation and
Sports, 12(4), 491-501.
Şen, Gülyaşar Erol, Ayten (2024). Modernleşme Sürecinde Dijital Medyanın Aile
Üzerindeki Etkileri.” Kaide Dergisi (Asbü Uluslararası Aile Araştırmaları
Dergisi), 2 (1), 1-30.
Turğut, Faruk (2017). Tarihsel Süreçte Aile Kurumunun Dönüşümü ve Geleceğine
Yönelik Çıkarımlar. Medeniyet ve Toplum Dergisi, 1(1), 93-117.
Ültay, Eser ve diğerleri (2021), Sosyal Bilimlerde Betimsel İçerik Analizi.” Ibad Sosyal
Bilimler Dergisi, (10), 188-201.
Yengin, Deniz (2019). Teknoloji Bağımlılığı Olarak Dijital Bağımlılık. Turkish Online
Journal of Design Art and Communication, 9(2), 130-144.
Yetkin, Elif Gizem ve Coşkun, Kemal (2021). Endüstri 5.0 (Toplum 5.0) ve Mimarlık,
Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi, (27), 347-353.
Yurdakul, Işıl ve diğerleri (2013). Dijital Ebeveynlik ve Değişen Roller. Gaziantep
University Journal of Social Sciences, 12(4), 883-896.
Yıldırım, İrfan (2021). Sosyal Medya, Dijital Bağımlılık ve Siber Zorbalık Ekseninde
Değişen Aile İlişkileri Üzerine Bir Değerlendirme.” Anemon Muş Alparslan
Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9 (5), 1237-1258.
Yurt, Remziye Gül (2025). Dijital Muhafazakârlık: Gelenekten Dijitale
Muhafazakârlığın Dönüşümü. İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları.
Zorlu, Yaşar (2025). Sosyal ve Dijital Medyanın Aile İçi İletişim Üzerindeki Olumsuz
Etkileri Ve Sosyal Sonuçları. Erciyes İletişim Dergisi, 12(2), 599-620.
Https://Tdk.Gov.Tr/İcerik/Basindan/2024-Yilinin-Kelimesi-Kavrami-Kalabalik
Yalnizlik/
The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645
9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2
306
https://dergipark.org.tr/tr/pub/tinisos/article/1838435