Friday, 30 December 2016

Bakü-Tiflis-Kars demir yolu inşaatında sona yaklaşıldı



Bakü-Tiflis-Kars demir yolu inşaatında sona yaklaşıldı

Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattının Gürcistan-Türkiye arasındaki bölümünde deneme sürüşleri yapıldı.

Bakü-Tiflis-Kars demir yolu inşaatında sona yaklaşıldı
Grafik: AA/Gözde Gültekinler
BAKÜ
Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattının Gürcistan-Türkiye arasındaki bölümünde deneme sürüşleri yapıldı.
Azerbaycan Devlet Demir Yollarından yapılan açıklamada, hattın Gürcistan kısmındaki inşaatının tamamlanmak üzere olduğu bildirildi. Açıklamada, geçtiğimiz günlerde hattın Gürcistan'dan Türkiye sınırına kadar olan bölümünde dizel lokomotiflerle deneme sürüşleri yapıldığı belirtildi.
Açıklamada, Ahılkelek istasyonunda yüklü vagonların tekerlek değiştirme denemelerinin başarılı şekilde yapıldığı vurgulanırken aynı istasyonda yüksek tonajlı konteynerlerin bir vagondan diğer vagona taşıma işleminin de denendiği hatırlatıldı.
Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan'ın ortak projesi olan hattın 2017'nin ilk yarısında faaliyete başlaması öngörülüyor.

Muhabir: Ruslan Rehimov

http://aa.com.tr/tr/dunya/baku-tiflis-kars-demir-yolu-insaatinda-sona-yaklasildi/717049

Emekliye promosyon 2017 son dakika haberleri emekli ikramiye tutarı kaç TL



Emekliye promosyon 2017 son dakika haberleri emekli ikramiye tutarı kaç TL


Türkiye'de 11 milyon emekli insanı kapsayan ve bu insanların neredeyse bir yıl gibi bir süredir sonuç beklediği emekliye promosyon ücreti ile ilgili son dakika açıklaması yapıldı. SSK ve Bağ-Kur emeklileri zam oranlarını, memur emeklileri ise enflasyon farkını 3 Ocak’ta öğrenecek. Zamlar 16 Ocak’tan itibaren ceplere girecek

Emeklilerin Ocak zammı için geri sayım başladı. Tüm emeklilere Ocak'ta zam olacak. SSK ve Bağ- Kur emeklileri zam oranlarını, memur emeklileri ise enflasyon farkını 3 Ocak'ta öğrenecek. Zamlar 16 Ocak'tan itibaren ceplere girecek. SSK ve Bağ-Kur emeklilerine, Ocak'ta, 2016'nın ikinci 6 aylık döneminde gerçekleşen enflasyon kadar zam yapılacak. Zam oranı, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 3 Ocak'ta enflasyon verilerinin açıklanmasıyla belli olacak. SSK ve Bağ-Kur emeklileri, aynı ayda zamlı maaşlarını alacak.
Başbakan Yıldırım'dan son dakika emekliye promosyon açıklaması
Emeklilerimize şunu anlatmak istiyorum. Bildiğiniz dün itibarıyla 2017'den geçerli olmak üzere asgari ücrette yüzde 10 civarında, yüzde 10'a yakın bir artış gerçekleşti. Bu yıllık enflasyonun üzerinde bir artıştır. Gönül arzu eder ki, daha fazla verelim. İleride imkanlarımız arttıkça daha fazlasını vermeye gayret göstericeğiz. Emeklilerimiz bu ülke için çalıştılar, gayret ettiler. Onların iyi şartta yaşamaları bizim öncelikli hedefimiz. 
2017 yılında emeklilerimize maaşlarına ilaveten promosyon diye bilinen bir ödeme yapılacak. Bu ödemede bin lira altında emekli maaşı alanlara bir seferde 300 Lira, bin lira iki bin lira arasında 375 lira, 2 bin lira üzerinde emekli maaşı alanlar 450 lira almış olcak. Emekli maaşı bankalara yatırılıyor. Bankalar parayı tuttukları için böyle bir imkan sağladılar. Asgari bu kadar ancak bundan fazlasını vermek isterlerse amenna. 11,5 milyon emekli yararlanıyor bu promosyandan. Çoğu emekli bin-iki bin aralığında onlar 375 lira alacak. Demekli ağırlıklı ortalama 375 lira diye açıklayabiliriz. Hayırlı olsun. Bir nebze olsun emeklilerimizin ihtiyacını karşılamak için yapılan bir çalışmadır. 
Bunun yıllık tuturı 5 katrilyondur. Bankalar ve hükümetimiz bu kaynağı emeklilerimize, emekli maaşlarına ilave olarak bu promosyon şeklinde sağlamıştır. 3 yıl hesaplar bankada tutulma karşılığı bu ödeme yapılacak. Ama ödeme bir seferde yapılacak. 2017'de emeklilerimizin maaş aldığı takvime uygun olarak 1-2 ay içerisinde ödenmiş olacak.

Yaklaşık 9 milyon SSK ve Bağ-Kur emeklisi, maaşını her ayın 16'sı ile 28'i arasında alıyor. 3 Ocak'ta belirlenen zam oranına göre yeni aylıklar hesaplanacak ve emekliler 16 Ocak'tan itibaren maaş ödeme günlerine göre parasına kavuşacak. SSK ve Bağ-Kur emeklileri zam oranını merakla beklerken, Merkez Bankası'nın enflasyon tahminleri bunun yüzde 3.73 olacağını gösteriyor.
Eğer zam yüzde 3.73 olursa en düşük maaş; 2000 yılından önce emekli olan SSK'lılarda bin 339 liradan bin 389 liraya, 2000'den sonra emekli olan SSK'lılarda 798 liradan 828 liraya, Bağ-Kur esnaf emeklilerinde bin 163 liradan bin 206 liraya, Bağ- Kur tarım emeklilerinde ise 916 liradan 950 liraya yükselecek. Memur emeklilerine de Ocak'ta zam var.
MEMUR EMEKLİLERİ DE VAR 
Toplu sözleşme kapsamında memur emeklilerine yüzde 3'lük toplu sözleşme zammı ve 2016'nın ikinci yarısındaki enflasyon yüzde 5'i aşarsa enflasyon farkı yansıtılacak. Halen en düşük memur emeklisi aylığı bin 701 lira seviyesinde bulunuyor. Yüzde 3'lük zamla bu maaş, 51 lira artışla bin 752 liraya yükselecek. enflasyon farkı oluşursa, maaş daha da artacak. Memur emeklileri, maaşlarını her ayın 1'i ile 5'i arasında alıyor.
Enflasyon farkı olup olmayacağının belirlenmesi için 3 Ocak'ta açıklanacak veriler bekleneceğinden; memur emeklilerine maaşları Ocak ayı başında zamsız ödenecek, daha sonra zam farkı yatırılacak. Eğer Merkez Bankası'nın 2016'nın ikinci yarısı için yüzde 3.73'lük enflasyon tahmini tutarsa, memur emeklilerine fark olmayacak, yüzde 3'lük artış maaşlara yansıtılacak.
EMEKLİ PROMOSYON ÜCRETİ NEDİR?
Emekli promosyon ücreti kısaca, finans kuruluşlarının 11 milyon gibi çok ciddi bir insanın emekli maaş hesaplarının likiditesini işletmesinin karşılığı olarak müşterisine promosyon parası vermesini öngören bir uygulama. Bu noktada, tabi olarak devletin yetkili kurumları anlaşmayı sağlama aşasında aracı durumunda yer alıyor.
BİR YILDIR GÜNDEMDE
Öte yandan vatandaşların büyük sabırsızlıkla beklediği bu promosyon konusu bir yıldır gündemdeki yerini koruyor. Bu nedenden dolayı hükümetin hadiseyi yılbaşına kadar halletmesi bekleniyor.
EMEKLİ ZAM İÇİN TARİH BEKLİYOR
Bu yıl emekli olacaklar için sağlanan ekstra zam, "Dilekçemi şimdi mi vermeliyim?" sorularını artırdı. Emeklilik dilekçesini bu yıl bitmeden vermek ile 1 Ocak'ta vermek arasında farklar bulunuyor. Geçtiğimiz Ocak'ta tüm SSK ve Bağ-Kur emeklilerine 100 lira seyyanen zam verildi. Bu zammın 2016'nın sonuna kadar SSK ve Bağ-Kur'dan emekli olacak herkesi kapsaması için de düzenleme yapıldı. Yani 31 Aralık'a kadar emeklilik dilekçesi veren bir kişi, 100 lira da seyyanen zam alacak. Ocak 2017'den itibaren emekli olanlar ise bu artıştan yararlanamayacak.
Emekliye+promosyon+2017+son+dakika+haberleri+emekli+ikramiye+tutar%C4%B1+ka%C3%A7+TL

2017'de hedef 'depreme dayanıklı Türkiye'


2017'de hedef 'depreme dayanıklı Türkiye'

Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki, ''Kentsel dönüşüm alanında da Türkiye'de adeta bir güzergah değişimi, bir hat değişimine gireceğiz, Türkiye'yi çok hızlı olarak depreme dayanıklı hale getireceğiz. Bunun çalışmalarını şimdiden başlattık." dedi.

2017'de hedef  'depreme dayanıklı Türkiye'
ANKARA
Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, "2017 yılı aslında bizim güneydoğuda yaptığımız çalışmaların bittiği ve teslim edildiği bir yıl olarak karşımızda duracak. Kentsel dönüşüm alanında da Türkiye'de adeta bir güzergah değişimi, bir hat değişimine gireceğiz, Türkiye'yi çok hızlı olarak depreme dayanıklı hale getireceğiz. Bunun çalışmalarını şimdiden başlattık." dedi.
Özhaseki, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bakanlığın 2017 yılında yapmayı planladığı çalışmalar hakkında bilgi verdi. 
"2016 yılı Anadolu deyimiyle hep yüreğimizin kalktığı bir yıl oldu." diyen Özhaseki, 2016'da her an teyakkuzda olduklarını, olumsuz haberler alarak yılı geçirdiklerini ifade etti.
Özhaseki, "15 Temmuz gibi bizde çok derin yaralar açan bir olay yaşadık. Allah bir daha yaşatmasın. 2016 yılında gerek ülke içerisinde gerekse ülkemiz dışında o kadar olumsuzluklar yaşandı ki inşallah bu olumsuzluklar zirve yapmış olur. İnşallah bundan sonra bu kötülükleri yaşamayız. 2017 bizim için barış, huzur yılı olur. Ağzımızın tatlıca geçebileceği bir yıl olur diye ümit ediyorum." temennisinde bulundu.
Bakanlığın çalışmalarına da değinen Özhaseki, hem çevre hem de şehircilik alanında önemli işler yapıldığına işaret etti. Özhaseki, "Yaptığımız çalışmalardan özellikle güneydoğuda terörden etkilenen, mağdur olan vatandaşların şehirlerini ihya etmek, altyapı, üstyapılarını sonra da insanların evlerini yapmak gibi bir görevi, geçtiğimiz yılın en önemli, hayırlı işi olarak görüyorum." diye konuştu.
Özhaseki, yeni yıla yönelik olarak da "2017 yılı aslında bizim güneydoğuda yaptığımız çalışmaların bittiği ve teslim edildiği bir yıl olarak karşımızda duracak. Kentsel dönüşüm alanında da Türkiye'de adeta bir güzergah değişimi, bir hat değişimine gireceğiz, Türkiye'yi çok hızlı olarak depreme dayanıklı hale getireceğiz. Bunun çalışmalarını şimdiden başlattık. Emareleri gözükmeye başladı ama sonuçlarını da 2017'den itibaren almaya başlarız." ifadelerini kullandı.

Gayrimenkul Borsası

Süreç içinde inşaat sektörünü hızlandıracak adımların atılması gerektiğine işaret eden Özhaseki, yerli aktörleri hızlandırarak ekonomiye can suyu verilebileceğini vurguladı.
İnşaat sektörünün önünü açacak birtakım yeni formüllerin bulunması gerektiğini aktaran Özhaseki, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İnşaat sektörünün, müteahhitlik kurumunun bizden beklentilerini tek tek tespit ettik. Onları Bakanlar Kuruluna sunacağız. Sonra Gayrimenkul Borsası işini bir tartışacağız. Yani Gayrimenkul Borsası kurulması Türkiye için faydalı mı olur? Bunları uzun uzun tartışacağız. Şahsi kanaatim faydalı olacağı yönünde çünkü sektörde ne kadar elimizde sepet içerisine koyduğumuz gayrimenkulümüz varsa bunu menkulleştirmiş olacağız. Biz arz ediyoruz, sağlam gruplar arz ediyor, elindeki malları karşıda da alıcı gruplar buradan istedikleri kadar alıyorlar. Türk milleti olarak gayrimenkule düşkünlüğümüz malum. Dünyada bir evimiz olsun isteriz. Ondan dolayı da gücü yetmeyenlerin bile çok daha az miktarda gayrimenkul işine girerek, ortak olabilecekleri, alıcıyla satıcıyı aynı platformda buluşturduğumuz bir borsa olacak diye düşünüyoruz."

"İmar hakkı transferi" Bakanlar Kuruluna sunulacak

Gayrimenkul Borsası çalışmasının yanı sıra yeni bir sistemi daha gündeme getireceklerini belirten Özhaseki, "İmar hakkı transferi dediğimiz uygulama var. Mesela şahsın imar hakkını veremiyorsunuz. Arsası var, yeşil alana girmiş, ev yapamıyor. Okul alanına gitmiş, ev yapamıyor. İşte o hakkını başka yerde kullanmasını sağlayacak bir sertifikadan bahsediyoruz. Bunları da hazırlayacağız. İnşaat sektörünün önünü açacak epeyce formül inşallah önümüzdeki günlerde geliyor." dedi.
Özhaseki, tüm bu formüllerin Bakanlar Kuruluna sunulacağını ifade ederek, ortak kabulün oluşmasının ardından yasaya dönüştürüleceğini ve Meclise sunulacağını kaydetti.

"Her şehrin imar yönetmeliği ayrı olacak"

Hali hazırda İstanbul gibi nüfusu yoğun olduğu şehirlerde, Hakkari'nin Yüksekova ilçesi veya Sivas'ın Şarkışla ilçelerindeki imar yönetmeliklerinin aynı olduğuna dikkati çeken Özhaseki, "Böyle bir şey olamaz. Her yerin özellikleri kendine hastır. Oranın kendine has iklimi, coğrafyası, topografyası, eskiden gelen bir şehircilik geleneği ve hali hazırdaki yerleşimi çok farklıdır. Bütün bunları aynı potada tutmak biraz haksızlık olur. 500 nüfuslu küçük bir mahalle ile 15 milyonluk bir şehir için imar yönetmeliğini aynı tutarsanız, bazen bu doğru sonuç verir bazen de çok yanlış sonuçları ortaya çıkarır." diye konuştu.
Özhaseki, bu sistemin yanlış olduğunu, bireylerin eldeki imar yönetmeliklerine dayalı olarak bunu çok kötüye kullandıklarını da gördüklerini ifade etti.
Bazı projelerde 100 metrekarelik bir ev için 90 metrekarelik balkon getirildiğine dikkati çeken Özhaseki, "Bunu göz göre göre nasıl kabul edeceksiniz. Bütün bunların önünü kesmek lazım. Şehir silüetlerinin bozulması da o yüzden. Şehirlerimizin kimliği kaybolmuş vaziyette. Eskiden Selçuklu'nun bir kimliği vardı, 900-1000 sene önce 600 sene önce Osmanlı'nın bir kimliği vardı. Şimdi mühendisimiz var, mimarımız var, bilenlerimiz var, paramız ve her şeyimiz var. Bir şehir medeniyeti kurmak lazım. Bunun için de bu yönetmelikler, imar kanunları çok önemli." şeklinde konuştu.
Özhaseki, bu kapsamda bakanlık olarak önce imarın değişmez kurallarını ortaya koyacaklarını belirterek, ikinci olarak da bu çalışmanın şehirlere gönderileceğini ve orada şehrin özelliklerine göre gereken eklemelerin yapılmasını isteyeceklerini aktardı.
Şehirlerden gelen eklemelerin genel kurallara aykırı olmaması durumunda kabul edileceğini ve böylelikle her şehrin imar yönetmeliğinin ayrı olacağını bildiren Özhaseki, "İstanbul'un, Adapazarı'nın, Samsun'un, Adana'nın imar yönetmeliği ayrı olacak. Böyle bir çalışma yapıyoruz. Herhalde bu çalışmayı da 6 ay içerisinde bitiririz diye düşünüyorum. O yüzden bizde eski devam eden imar yönetmeliği 6 ay kadar uzatıldı. Bizim bu çalışmalar bitene kadar." dedi.

Muhabir: Burcu Çalık, Yıldız Nevin Gündoğmuş

Başbakan Yıldırım'dan emekliye promosyon müjdesi




Başbakan Binali Yıdırım, bugün emekli promosyonu konusunda açıklama yapacak.




Milyonlarca emeklinin beklediği banka promosyonu çalışmaları tamamlandı. Emekliye verilecek promosyon ile ilgili olarak Çalışma Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, son kararı bugün veya yarın Başbakan Binali Yıldırım'ın açıklayabileceğini söyledi.
MAAŞA GÖRE PROMOSYON!
Merakla beklenen promosyon için artık son haftaya girildi. 11.6 milyon emekliye banka promosyonu ödenmesiyle ilgili çalışma Başbakan Binali Yıldırım'a sunuldu. Uzun süredir devam eden çalışma çerçevesinde SGK ve Çalışma Bakanlığı yetkilileri bankalarla çok sayıda toplantı yaptı. Bu toplantılarda bankalarla promosyon pazarlığı yapıldı. Çalışma Bakanlığı yaptığı toplantılarda promosyon ödenmesini kesinleştirirken tartışmalar daha çok miktar üzerinde yoğunlaştı. Bankalar emeklilerin beklentilerini karşılayamayınca yeni rakamlar ortaya çıktı. Tamamlanan dosyaya göre, maaşa göre promosyon verilmesi görüşü ağırlık kazanırken, tutarların da artması bekleniyor. Çalışma Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, 2 bin liranın altı için 300-350 liralık bir rakamın ortaya çıktığını, bu rakamların Başbakan Binali Yıldırım tarafından artırılacağını söyledi.
Daha önce yapılan çalışmalarda maaşa göre promosyonda üç ayrı dilim ortaya çıkartılmıştı. Bu dilimler de bin liranın altında maaş alanlar, bin-2 bin lira arasında maaş alanlar ile 2 bin lira ve üstünde maaş alanlar şeklinde oluşuyor. Burada promosyon rakamları da 300 ile 450 lira arasında değişiyor. Bu rakamların Başbakan Yıldırım'ın devreye girmesiyle bankalar tarafından artırılması da bekleniyor. Ödemelerin nasıl olacağı ise rakamlar belli olduktan sonra açıklanacak. Dosyayı inceleyen Başbakan Binali Yıldırım'ın bu hafta banka yetkilileriyle görüşmesi de bekleniyor. Buradan çıkacak sonuca göre emeklilerin alacağı rakamlar açıklanmış olacak. Ödemelerin de yıl bitmeden başlaması planlanıyor. Bakan Müezzinoğlu bu konuda, "Sayın Başbakanımız gerekli talimatı verdi. İnşallah yıl sonu olmadan son noktayı koyacaktır" demişti.
Promosyon ödemeleri, protokol imzalanmasının ardından yapılacak. 3 yıllık ödeme yapılacak. Emekli bu dönemde aynı bankadan maaşını alacak. Banka da emekliye ödemeyi yapacak.. Promosyonların peşin ve bir defada emeklilerin hesabına yatırılması bekleniyor. Şu anda 12 milyon emekli için yıllık 150 milyar liraya yakın para bankalar vasıtasıyla ödeniyor. Bankalar bu paraları kullanarak belli bir gelire sahip oluyor. Ayrıca emeklilerin kullandığı ürünlerden de faiz ve hizmet gelirleri elde ediyor. Emekliler bankaların kazandıkları bu paraların bir kısmının kendilerine ödenmesini bekliyor..
PROMOSYONDA KARAR HAFTASI
11.6 milyon emekliye promosyonda sonuç bu hafta belli olacak. Başbakan Binali Yıldırım'ın promosyon müjdesini bu hafta içinde vermesi bekleniyor. Bankaların 3 yıllık promosyon teklifinin maaşı bin liraya kadar olanlar için '330 lira', maaşı bin ile 2 bin lira arasında olanlar için '400 lira', maaşı 2 bin liranın üstünde olanlar için '450 lira' şeklinde olduğu belirtiliyordu. Bu rakamların artması bekleniyor. Promosyonun devreye girmesiyle birlikte, Ocak'ta zam alacak olan emekliler ek gelire de kavuşmuş olacak..
PROMOSYONDA GERİ SAYIM
1) Emeklilerin uzun süredir beklediği promosyon için artık sayılı gün kaldı. Bu hafta 11.6 milyon emekliye promosyon için bankalarla görüşme yapılacak. Promosyonun bu toplantıda karara bağlanması bekleniyor. Ardından Sosyal Güvenlik Kurumu bankalarla protokol imzalayacak ve emekliler için promosyon dönemi başlayacak. Promosyon 3'er yıllık periyodlarla ödenecek. Banka, önümüzdeki 3 yıl boyunca maaşını kendisinden alacağını taahhüt eden emekliye 3 yıllık promosyonu toplu olarak ödeyecek. Promosyon tutarı maaşa göre değişecek. Bankaların son teklifinin de 'maaşı bin liraya kadar olan emekliler için 330 lira, maaşı bin-2 bin lira arasında olan emekliler için 400 lira, aylık maaşı 2 bin liranın üstünde bulunanlar için 450 lira' şeklinde olduğu ifade ediliyor. Başbakan Binali Yıldırım'ın devreye girmesiyle bu rakamların artması bekleniyor..
PROMOSYON TAMAM
2 milyon emeklinin merakla beklediği promosyon Aralık ayı içerisinde çözüme kavuşturulacak. İlk ödemelerde Ocak ayı ile birlikte yapılacak. Emeklilere maaş aldıkları bankalar ödeme yapacak. Promosyonla ilgili açıklamayı Başbakan Binali Yıldırım yapacak..
PROMOSYONDA MAAŞ PAZARLIĞI
Memurlar gibi banka promosyonu almak isteyen emekliler için karar yakın. Başbakan Binali Yıldırım, yılbaşına kadar promosyon konusunu çözüme kavuşturacak. Kısa süre içinde Türkiye Bankalar Birliği ile görüşecek olan Başbakan Yıldırım, promosyon teklifinin artırılmasını isteyecek. Ağırlıklı olarak promosyonun maaşa göre belirlenmesi üzerinde duruluyor. Tutar değişecek Çalışma Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, promosyonda 3 yıllık dönem için, maaşı bin liranın altında olanlara 120 lira, bin-2 bin lira arasında olanlara 250 lira, 2 bin liranın üstünde olanlara ise 450 lira rakamının ortaya çıktığını açıklamıştı. Ancak daha sonra bu tutarlarda artış olduğu kamuoyuna yansıdı. Bankaların promosyon için son teklifinin; maaşı bin liraya kadar olan emekliler için 330 lira, maaşı bin-2 bin lira arasında olan emekliler için 400 lira, aylık maaşı 2 bin liranın üstünde bulunanlar için ise 450 lira olduğu belirtiliyor.
Başbakan Yıldırım, bankacılarla yapacağı görüşmede bu tutarların artırılmasını isteyecek. Emeklilere verilecek promosyon konusunda Bakan Müezzinoğlu'nun pası kendisine attığını belirten Yıldırım, "En fazla 3 yıl mevduat tutma süresini esas alarak bir formülde sona, neticeye yaklaşmış durumdalar. Onu da yıl sonuna kadar bir esasa bağlayacağız" diye konuştu. Anlaşmanın yapılmasının ardından emeklilerin promosyonu alması için 3 yıl süresince bankasını değiştirmemesi gerekecek..
PROMOSYON 1 AYA HESAPTA
11.6 milyon emekliye banka promosyonunda son aşamaya gelindi. Emeklilere maaşlarını aldıkları bankaların promosyon ödemesi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yürütülen çalışma tamamlandı. Bankalarla görüşmeler sonucu hazırlanan çalışma, Başbakan Binali Yıldırım'a sunuldu. Önümüzdeki 1 ay içinde de konu sonuca ulaştırılacak. Böylece emekliler, bu yıl bitmeden promosyona kavuşacak. Promosyonun detayları ise çalışmanın tamamlanmasının ardından duyurulacak. Promosyonla ilgili son gelişmeyi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu açıkladı. Müezzinoğlu, emekliye promosyon konusunun Başbakan Binali Yıldırım'ın önünde olduğunu belirterek, "Bir ay içinde tamamlayacağını ümit ediyorum" dedi.
MECLİS'TE AÇIKLADI
Meclis'te bakanlığının bütçe görüşmeleri sırasında milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Müezzinoğlu, emeklilere banka promosyonu verilmesine ilişkin, şunları kaydetti: "Sayın Başbakanımız'a tabloyu sundum. Kanaatim odur ki önümüzdeki 1 ay içinde Sayın Başbakanımız ile bu konuyu nihayetlendireceğimiz bir süreci tamamlamış olacağız. Promosyonda reel olarak yakalanan rakamlar konusunda bankalarla yapılan görüşmeler nedeniyle açıklama yapmıyorum. Türkiye Bankalar Birliği ile de görüşerek emeklimiz için katkı sağlayacak sürece Başbakanımız karar verecek."
DESTEK SÜRECEK
Bakan Müezzinoğlu, şu açıklamaları yaptı:
- Prim yapılandırması kapsamında bugüne kadar 26 milyar liralık Sosyal Güvenlik Kurumu alacağı yapılandırıldı.
- Asgari ücretin geldiği noktadan ben de mutlu değilim. Ama şuraya çıkaracağız da diyemem.
- Asgari ücret artışının işverene getirdiği ek maliyetin bir kısmının Hazine tarafından karşılanması 2017'de de devam edecektir.
- Kamu çalışanı reformunda önümüzdeki kısa vadede bir sonuç alabilmemiz zor görünüyor. Bizim sistemimize bir ilave daha taşeron getireceğiz. Hükümet çalışmalarını başlattı. Taşeron işlerinde 720 bin kişi var.
- Emeklilikte yaşa takılanlar emekli olursa sisteme getireceği ek maliyetin 400 milyar lira olduğu ve bu maliyetin son tahlilde sonraki nesillerin sırtına yükleneceği unutulmamalıdır.
- İşsizlik Sigortası Fonu'nun büyüklüğü 101 milyar lirayı geçti. Yıl sonu itibariyle 102 milyar 931 milyon lira olacağı tahmin ediliyor. Son 14 yılda 5 milyon kişiye 13.6 milyar lira işsizlik ödeneği verildi.. (Sabah)
PROMOSYON İMZASINI BAŞBAKAN ATACAK
Emekliler için banka promosyonu döneminin başlamasına kısa bir süre kaldı. 2016 yılı bitmeden imzanın atılması ve emeklilerin banka promosyonuna kavuşması planlanıyor. 11.6 milyon emekli için Çalışma Bakanlığı'nın bankalarla yaptığı pazarlıklarda, ortaya 3 yıllık dönem için 450 liraya varan tutar çıktı. Çalışma, Başbakan Binali Yıldırım'a sunulacak. Promosyon için kararı Başbakan Yıldırım verecek. Başbakan'ın devreye girmesiyle promosyon tutarında artış bekleniyor.
Başbakan Yıldırım'ın daha önce yaptığı açıklamalar da bu konudaki umutları artırdı. "Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Mehmet Müezzinoğlu bu konuda çalışmaları yürütüyor. Bunlar neticelenince yaptığı çalışmaları bize getirecek. Onun gelmesini bekliyoruz. Bize geldiğinde devreye girip, kararımızı vererek sorunu çözeceğiz" diyen Yıldırım, "Olabilecek en iyi şartları emeklilerimizin lehine sağlamak için gerekli gayreti gösteriyoruz" ifadesini kullanmıştı. Şimdi emekliler, Başbakan'dan müjdeli haber gelmesini bekliyor. Promosyonda gelinen noktayı geçen hafta Bakan Müezzinoğlu duyurmuştu. Buna göre; 3 yıllık promosyonda çıkan rakam ortalama 300-350 lira. Ancak emeklilerin aylıklarında farklılıklar olduğu için, maaşa göre promosyon ödenmesi üzerinde duruluyor. Ortaya 3 ayrı dilim çıkıyor. Bu dilimler de bin liranın altında maaş alanlar, bin-2 bin lira arasında maaş alanlar ve 2 bin lira ve üstünde maaş alanlar şeklinde oluşuyor. Promosyon miktarları da buna göre 120 liradan başlayıp 450 liraya kadar yükseliyor.
Emlak vergisinde ikinci taksit dönemi başlarken; uzmanlardan 'Muafiyetlere dikkat' uyarısı geldi. Emlak vergisinde başta emekliler olmak üzere pek çok kesime muafiyet tanınıyor. Ancak pek çok kişi bu haklarını tam bilmediği için ödemeye devam ediyor. Emekliler, dullar, yetimler, ev hanımları, işsizler ve gaziler; eğer tek evleri varsa ve büyüklüğü 200 metrekareyi geçmiyorsa emlak vergisi ödemiyor. Uzmanlar, bu hak bilinmeyip ödenmişse de son 5 yıllık dönemde yatırılan paraların geri alınabildiğini belirterek, "Bu durumda olan emlak sahipleri, ilgili belediyeye muaf olduklarını yazılı bir dilekçe ile bildirmelidir. İade talepleri geriye dönük 5 yıl süre için yapılabilecektir. 2011 yılından bugüne ödenen vergiler iade edilir" diyor.

İhracat arttı, dış ticaret açığı azaldı



İhracat arttı, dış ticaret açığı azaldı

Türkiye'nin ihracatı, kasımda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9,7 artarak 12 milyar 817 milyon dolar, dış ticaret açığı yüzde 4,1 azalarak 4 milyar 113 milyon dolar oldu.

İhracat arttı, dış ticaret açığı azaldı

ANKARA
Türkiye'nin ihracatı, kasımda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9,7 artarak 12 milyar 817 milyon dolar, ithalatı yüzde 6 artarak 16 milyar 931 milyon dolar olarak gerçekleşti. Kasımda dış ticaret açığı, yüzde 4,1 azalarak 4 milyar 113 milyon dolar oldu.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından oluşturulan kasım ayına ilişkin geçici dış ticaret istatistikleri açıklandı.
Buna göre, ihracat kasımda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9,7 artarak 12 milyar 817 milyon dolara yükseldi. Aynı dönemde ithalat ise yüzde 6 artarak 16 milyar 931 milyon dolara çıktı. Bu dönemde, dış ticaret açığı ise 4 milyar 291 milyon dolardan yüzde 4,1 azalışla 4 milyar 113 milyon dolara geriledi.
İhracatın ithalatı karşılama oranı, geçen yılın kasım ayında yüzde 73,1 iken, bu yılın aynı ayında yüzde 75,7'ye yükseldi.
İhracat, bu yılın ocak-kasım döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,7 azalarak 129 milyar 793 milyon dolara düştü. İthalat da geçen yılın ocak-kasım dönemine göre yüzde 4,8 gerileyerek 180 milyar 196 milyon dolar oldu. Bu dönemde, dış ticaret açığı ise yüzde 11,8 azalarak 50 milyar 403 milyon dolara geriledi.
Muhabir: Ayşenur Sağlam,Merve Özlem Çakır


http://aa.com.tr/tr/ekonomi/ihracat-artti-dis-ticaret-acigi-azaldi/716902

Ankara Çankaya'da Akpınar Mahallesi Sakinlerİ isyanlarda!: 'Bülent Tanık yüzünden sürünüyoruz'


Ankara Çankaya'da  Akpınar Mahallesi  Sakinlerİ isyanlarda!: 'Bülent Tanık yüzünden sürünüyoruz'
 2011’de heyelanla sarsıldı, 8 apartman büyük zarar gördü. Vatandaşlara yeni evler yapılması için tahsis edilen arazi CHP’li Çankaya Belediyesi’nce satıldı.
http://www.ankarahaberleri.net/ankara/bulent-tanik-yuzunden-surunuyoruz-h10510.html


'Bülent Tanık yüzünden sürünüyoruz'


 Akpınar sakinleri: Bakanlık devreye girdi, yeni bir arazi tahsis edildi. Etüt çalışmasının bitmesini bekliyoruz. Araziyi satan Bülent Tanık yüzünden 5 yıldır korku içinde yaşıyoruz Çankaya'ya bağlı Akpınar Mahallesi'nde 2011'de meydana gelen heyelanda bölgedeki 8 bina zarar gördü. Yaşananların ardından dönemin Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, Akpınar mağdurlarına Büyükesat'taki bir araziyi Belediye Meclisi kararı ile tahsis etti. 

Mağduriyetin giderilmesi için Büyükşehir Belediyesi tarafından da yoğunluğu artırılan arazi 2 yıl sonra Çankaya Belediyesi tarafından İller Bankası'na satıldı. 

BAKANLIK DEVREYE GİRDİ

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2013'te 8 binanın bulunduğu alanı riskli bölge ilan etti. Bakanlık daha sonra yine Çankaya Belediyesi'ne ait aynı mahalledeki bir araziyi Şubat 2014'te rezerv alan olarak belirledi. Aralık 2015'te Çankaya Belediyesi tarafından Hazine'ye devredilen arazide çalışmalara başlayan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın, jeolojik etüt çalışmalarının ardından konut inşasına başlanması bekleniyor. 


ÖNERGEYE CEVAP GELMEDİ

 Çankaya Belediyesi'nin yaptığı ve vatandaşları mağdur eden satış işlemi Belediye Meclisi'nde de gündeme getirildi. 2013'te Çankaya Belediye Meclisi'nde bulunan AK Parti Grubu "Yapılan işlemlerin hukuken eksik ve yanlış olduğu kanaatindeyiz. Konunun incelenerek sorumluları hakkında gerekli işlemlerin yapılmasını ve cevabın yazılı olarak Meclisimize takdimini teklif ederiz" diyerek yazılı önerge verdi. Aradan geçen 3 yılda Çankaya Belediyesi önergeye herhangi bir cevap vermedi.

'SÖZ VERDİĞİ ARSAYI SATTI' 

Başka bir yere gidecek imkânları olmadığı için riskli binalarda oturmaya devam ettiklerini ve 70-80 hanenin mağdur edildiğini belirten Mehmet Değirmenci, "Eski Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık 2011 yılında önce olayı üstlenmemeye çalıştı ancak baskılarla üstlendi. 2012'de de Büyükesat'ta bulunan kendilerine ait araziyi bize tahsis etti ve inşaat yapıp Akpınarlıları oraya taşıyacağının sözünü verdi. 2013 yılına kadar yazışmalarımızda, "Etüt yapıyoruz, sondaj yapıyoruz, merak etmeyin sizi oraya taşıyacağız" dediler. Fakat 2013 yılında bize söz verdiği arsasını İller Bankası'na verdiler" dedi. 

BÜLENT TANIK YÜZÜNDEN SÜRÜNÜYORUZ 


Mağduriyetlerini anlatmak için Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşleden'e başvurduklarını ancak kendisine ulaşamadıklarını belirten Mehmet Değirmenci şöyle dedi: "Başkan Alper Taşdelen'e hiçbir zaman ulaşamadık. Randevularımızı başkan çok yoğun diyerek geri çevirdiler. Meclis üyeleri ile de görüştüğümüzde yazılı olarak cevap vermemekle birlikte yüzümüze şifaen, 'Bülent Tanık bize enkaz devretti. Biz enkazı düzeltmeye çalışıyoruz' dediler. Bülent Tanık'ın yaptıkları yüzünden yaklaşık 5 senedir sürünüyoruz. Korka korka heyelanlı evlerde oturmaya devam ediyoruz."

El-Bâb: Suriye’nin Kapısı



El-Bâb: Suriye’nin Kapısı

El-Bâb gibi küçük bir kasabayı dünyanın ve Türkiye’nin gündemine taşıyan şey, onun Suriye savaşındaki stratejik konumu.
El-Bâb: Suriye’nin Kapısı

İSTANBUL - Prof. Dr. Cengiz Tomar
Bugünlerde haber bültenlerinde en çok duyduğumuz kelime el-Bâb. El-Bâb gibi küçük bir kasabayı dünyanın ve Türkiye’nin gündemine taşıyan şey, onun Suriye savaşındaki stratejik konumu elbette.
Aslında savaştan önce el-Bâb, Sünni Araplardan oluşan yetmiş bin nüfusuyla küçük bir yerleşim yeriydi. Arapçada ismi ‘kapı’ demek. İslam’ın ilk döneminde, Hz. Ömer zamanında fethedilen kasaba, Kuzey Suriye’nin en önemli ticaret şehri olan Halep’in yolunun üstünde bulunduğundan, bu isim “Halep’in Kapısı” manasına geliyor, nomenklatüre göre. Ama günümüzde bu isim, savaş nedeniyle “Suriye’nin Kapısı”na dönüşmüş durumda. Aslında el-Bâb’ı bugünlerde önemli yapan şey, kasabanın herkesin ortak düşmanı olan DEAŞ’ın elinde bulunması ve Suriye’de savaşan tüm tarafların konumları itibarıyla bir kavşakta yer alması.

El-Bâb ile çevresindeki yerleşimler arasındaki mesafeye bakıldığında, kasabanın ehemmiyeti daha iyi anlaşılabilir. El-Bâb Türkiye sınırına 35, Dâbık’a 30, Menbic’e 45, Halep’e 40, Tabka’ya 135 ve Rakka’ya 180 km. uzaklıkta. Ama esas önemli olan, yukarıda sayılan her bir yerleşim biriminin, Suriye’de vekâleten veya asaleten savaşan farklı grupların elinde olması ve el-Bâb’ın tam da bu yerleşim birimlerinin ortasında bulunması: Halep Rusya ve İran destekli Suriye rejiminin, Menbiç PYD’nin, Dâbık Türk ordusu destekli Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO), el-Bâb, Tabka ve Rakka ise DEAŞ’ın elinde. Yani el-Bâbı alan Kuzey Suriye’nin kapısını açmış oluyor. Tabi meseleye bir de bölgede savaşan güçler için el-Bâb’ın öneminin ne olduğu açısından bakmakta fayda var.
DEAŞ açısından el-Bâb savaşı, aslında Kuzey Suriye’de, hatta Suriye’de var olma savaşı. Şehir, devletimsi örgütün Kuzey Suriye’deki son kalesi. Üstelik homojen bir Sünni Arap nüfusa sahip olduğundan, el-Bâb sakinlerin bir kısmı DEAŞ’a taraftar dahi olabilir. Bu nedenle Cerablus’ta yaptığı gibi şehri terk edip gitmedi ve sonuna kadar direnmeye devam edecek. Zira burayı kaybederse, 135 km güneydeki Tabka’ya ve sözde başkentleri Rakka’ya kadar, tutunabileceği başka bir yerleşim birimi yok. Şayet el-Bâb DEAŞ’ın elinden çıkarsa, Suriye’nin kuzeyindeki (yani büyük şehirlere yakın) konumunu kaybederek insansız çöl bölgesine çekilmek zorunda kalacak. El-Bâb’dan sonraki hedefler ise DEAŞ tarafından rejimden alınan hava üssünün bulunduğu Tabka ve ardından Suriye’deki sözde başkentleri Rakka olacak.
Doktrini ve propagandası açısından büyük ehemmiyete sahip olan Dâbık’a 30 km mesafede bulunması, el-Bâb’ı DEAŞ açısından daha da önemli kılıyor. Osmanlıların Arap topraklarındaki 400 yıllık idarelerinin ilk adımını sembolize eden Merc-i Dâbık savaşını 1516 yılında yaptıkları Dâbık, DEAŞ’ın propagandası ve ideolojisinin merkezinde yer alıyor. DEAŞ’ın Hz. Peygamber’den geldiği iddia edilen bir rivayete dayandırdığına göre, kıyametten önce Müslümanlar ile Kafirler (Haçlılar) arasında yapılacak son ‘büyük savaş’ (Kıyamet Savaşı, Melhame-i Kübrâ, Armageddon, Har Megiddo) Dâbık’ta yapılacak ve savaşın sonunda Müslümanlar galip gelerek Mesih yeryüzüne inecek. DEAŞ bu iddiasını Hz. Peygamber’den rivayet edilen: “Rumlar, A'mak ve Dâbık isimli mahallere inmedikçe kıyamet kopmaz” cümlesiyle başlayan ‘melhame/fiten’ hadisine dayandırıyor. Örgütün İngilizce olarak yayımladığı dergisinin adı da “Dâbık”. DEAŞ’ın Dâbık’ı Türk ordusu destekli ÖSO’ya kaybetmesinin ardından, buraya yakın mesafedeki el-Bâb’ı da kaybederek Dâbık’tan uzaklaşması, aynı zamanda propagandasının merkezinde yer alan en önemli unsurunu da kaybetmesi manasına geliyor. Tabi daha da mühimi, bugüne kadar uyguladığı insanlık dışı metotlarla psikolojik harpte önemli bir üstünlük sağlamış olan DEAŞ, şayet el-Bâb’da hezimete uğrarsa büyük ölçüde prestij kaybeder ve bu savaş DEAŞ’ın kendi kıyameti, yani sonunun başlangıcı olabilir.
El-Bâb’ın Türkiye açısından önemine gelince, Türk ordusu tarafından desteklenen ÖSO burayı ele geçirebilirse, DEAŞ unsurları hudutlarımızdan bir daha dönmemek üzere temizlenmiş olacak ve Türkiye DEAŞ unsurlarının sınır bölgelerine fırlattıkları roketlerden ve genelde Türkiye’deki DEAŞ terör eylemlerinden büyük oranda kurtulmuş olacak. Keza uzun süredir Batı medyasında çıkan, Türkiye’nin DEAŞ’ı desteklediğine dair haberlere de en anlamlı cevabı vermiş olacak. Irak ve Musul’da ABD, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi, Irak Merkezi Ordusu ve Haşdi Şabi milislerinin büyük kuvvetlerine rağmen Musul’da herhangi bir ilerleme kaydedememeleri; yine ABD destekli PYD’nin Rakka’da DEAŞ’a karşı taarruz dahi edememesine karşılık, 15 Temmuz darbe teşebbüsü badiresini henüz atlatmış ve ordusunun komuta kademesinin önemli kısmını kaybetmiş Türk ordusu ile bugüne kadar sahada büyük başarı elde edememiş olan ÖSO’nun el-Bâb’da DEAŞ’ı yenilgiye uğratmaları, Türkiye ve ÖSO açısından çok büyük bir prestij olacak. Belki de Trump, Rakka’da Obama’nın müttefikleri olan PYD’den vazgeçerek DEAŞ’a karşı mücadelede kadim ve geleneksel müttefiki Türkiye’ye dönecek. Bu da bölgede PYD’nin hamisiz kalması manası gelir ve Türkiye’nin tezleri açısından son derece önemlidir. Türkiye böylece hem Menbiç hem de diğer PYD kantonları hususunda daha rahat hareket edebilir.
El-Bâb’ın DEAŞ’tan alınması, PYD açısından da büyük bir hayal kırıklığı yaratabilir. Zira el-Bâb dahil olmak üzere A’zâz ile Cerablus arasının ÖSO ve Türk ordusu tarafından alınması, el-Cezire ile Kobani (Aynü’l-Arap [Arap Pınarı]) kantonlarını birleştiren PYD’nin, Afrin kantonu ile asla birleşemeyeceği anlamına gelmekte. Bu durumda PYD ve arkasındaki büyük güçlerin desteklediği, Kuzey Suriye’de Akdeniz’e uzanan bir Kürt kuşağı oluşturmak ve bunu zamanla Kuzey Irak’la birleştirmek, ileride Türkiye ve İran’dan alınacak parçalarla seküler birleşik bir Kürdistan kurmak suretiyle bölgede mevcut sınırları değiştirmek, Türkler, Farslar ve Arapları bu sopayla tedip etmek ve İsrail’i güvence altına almak gibi amaçlara sahip proje büyük yara almış olur. Türkiye’nin El-Bâb’daki başarısı, PYD’nin ABD nezdinde DEAŞ’la karada mücadele eden tek örgüt olma savını da elinden alır ki bu da örgütün yüzüstü bırakılmasıyla sonuçlanabilir.
Esed rejimi, Rusya ve İran açısından ise Halep’e 40 km mesafede her an tehdit oluşturabilecek bir unsur olan DEAŞ’ın bölgeden Türkiye ve ÖSO eliyle uzaklaştırılması (yani düşmanını düşmanına kırdırmak) tercih edilebilir bir durum olmakla birlikte, ÖSO ve Türk ordusunun Halep’e hayli yaklaşmış olması çok da istenen bir durum değil. Şayet el-Bâb’ın alınmasından sonra Esed rejimi (Rusya ve İran) ile ÖSO (Türkiye) arasında kalıcı bir ateşkes sağlanmaz ve ÖSO Halep’e doğru ilerlemeyi düşünürse, bu durumda Esed rejimi ile tekrar çatışma başlayabilir.
Şüphesiz DEAŞ, an azından sözde, herkes tarafından yok edilmesi gereken bir düşman olarak görülmekle birlikte, geçmişte Esed rejiminin bu örgütle işbirliği yaptığı veya en azından çatışmadığı şeklinde iddialar mevcut. Yine Ortadoğu’da etkili olmayı amaçlayan bazı küresel güçlerin, bölgedeki ülkeleri etnik ve mezhebi olarak küçük parçalara bölmek maksadıyla, mevcut toplumsal fay hatlarını kırmak için DEAŞ’ı bir manivela olarak kullandığı hususunda yaygın bir kanaat bulunmakta. Nitekim DEAŞ’a karşı savaştığını iddia eden koalisyon, Türkiye söz konusu olunca el-Bâb’da hava desteği sağlamamakta. Yine DEAŞ’a karşı savaştığını iddia eden Rusya’nın hava saldırılarının büyük kısmı, DEAŞ’tan ziyade diğer muhalif gruplar üzerine yapılmakta.
Şayet Türkiye ve ÖSO el-Bâb’ı ele geçirirse, DEAŞ’tan sonra en büyük darbe, bu örgütü destekleyen güçlere vurulmuş olacak. Her halükârda el-Bâb’ın alınması, Rusya’nın Suriye’de doğrudan harbe girmesi ve Türkiye’nin Fırat Kalkanı Harekâtı ile Suriye’ye müdahil olmasından sonra, üçüncü ‘oyun değiştirici’ hamle olarak Suriye savaşının kaderinde belirleyici rol oynayacaktır.
[Prof. Dr. Cengiz Tomar, Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü ve Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi]

SON DAKİKA! TSK: 1600 terörist öldürüldü


TSK: 1600 terörist öldürüldü

TSK, DEAŞ ve PKK/PYD operasyonlarının bilançosunu açıkladı.

TSK: 1600 terörist öldürüldü,Türk Silahlı Kuvvetlerince, Fırat Kalkanı Harekatı'nın başlangıcından bugüne DEAŞ mensubu bin 294, PKK/PYD mensubu 306 teröristin etkisiz hale getirildiği bildirildi. 5000 KİLOMETREKAELİK ALAN TEMİZLENECEK!


Türk Silahlı Kuvvetlerince, Fırat Kalkanı Harekatı'nın başlangıcından bugüne DEAŞ mensubu bin 294, PKK/PYD mensubu 306 teröristin etkisiz hale getirildiği bildirildi. 
Genelkurmay Başkanlığından yapılan haftalık bilgilendirmede, yurt içinde bölücü terör örgütü PKK'ya karşı sürdürülen mücadele ile Fırat Kalkanı Harekatı'na ilişkin bilgi verildi.
Buna göre, PKK'lı teröristlerce özellikle Hakkari, Şırnak, Diyarbakır, Mardin ve Bitlis'te sürekli barınma alanı ve geçiş güzergahı olarak kullanılan alanların temizlenmesi ve terör örgütü mensuplarının kış tertiplenmesinin kısıtlanması amacıyla başlatılan operasyonlar sürüyor.
Bu kapsamda, Diyarbakır'ın Lice ve Bitlis'in Tatvan ilçelerinde yürütülen operasyonlarda, 23 terörist etkisiz hale getirildi. Operasyonlarda 22 el yapımı patlayıcı, 14 piyade tüfeği, 7 tabanca, 6 av tüfeği, bir makineli tüfek, 140 kilogram amonyum nitrat, çok miktarda değişik çap ve cinste mühimmat ile bomba yapımında kullanılan kablo, fünye ve patlayıcı madde ele geçirildi.
Şırnak'ın Uludere ilçesinde bir, Siirt'in Eruh ilçesinde 2 mağara, Mardin'in Mazıdağı ilçesi Konur Mahallesinde bir sığınak, Batman'ın Sason ilçesi Kelhasan Köyü, Yamaçlı Tepe bölgesinde 2 sığınak, Tunceli'nin Hozat ilçesi Aşağışavaliler Mahallesi'nde bir sığınak olmak üzere toplam 7 mağara ve sığınağa operasyon düzenlendi. Operasyonlarda, çok miktarda yaşam malzemesi, gıda maddesi ile örgütsel doküman ele geçirildi.
Dün, zorlu hava ve arazi koşullarında, Tunceli kırsalına operasyon düzenlendi. Operasyonda, DHKP-C mensubu 2 terörist etkisiz hale getirildi.
Böylece 2016 yılı nisan ayından bugüne kadar düzenlenen operasyonlarla DHKP-C'nin 16 teröristten oluşan grubu, Tunceli kırsalından temizlendi.
Bölücü terör örgütünün sözde lider kadrosunda ve İçişleri Bakanlığının "Aranan Teröristler Listesi"nde yer alan teröristlere yönelik düzenlenen operasyonlar sonucu, gri listede yer alan sözde "Kızıltepe YPS sorumlusu" bir terörist yakalandı.
Terör örgütü PKK'nın, en önemli finansal kaynaklarından olan uyuşturucu üretim, ticareti ve kaçakçılık ile mücadeleye yönelik yürütülen operasyonlar ve hudut hattında alınan tedbirler çerçevesinde, bir ton kenevir, 240 kilogram kubar esrar, 45 kilogram toz esrar ve 539 bin 790 paket kaçak sigara ele geçirildi.
Etkili hudut denetim ve kontrolleri sonucu, sınırlardan yasa dışı yollardan geçmeye çalışan 6 bin 968 kişi yakalandı.
Son bir hafta içinde gerçekleştirilen operasyonlarda bir asker şehit oldu.
Öte yandan, sığınaklarda ele geçirilen silah, mühimmat ve patlayıcı yapımında kullanılan malzemelerle örgütün lojistik ayağına da ağır darbe vuruldu, terör örgütünün kış tertiplenmesi kapsamında hazırlık faaliyetleri engellenmeye devam edildi.

Fırat Kalkanı Harekatı

DEAŞ başta olmak üzere terör örgütlerinin oluşturduğu tehdidi bertaraf ederek hudut güvenliğini artırmak ve koalisyon güçlerine destek vermek için Suriye'nin kuzeyine yönelik 24 Ağustos'ta başlatılan Fırat Kalkanı Harekatı sürüyor.
Harekat kapsamında, Azez-Cerablus arasında bulunan toplam 225 meskun mahal ve bin 860 kilometrekare alan kontrol altına alındı.
9 Aralık'ta El Bab'a yönelik harekatta şehrin dış mahallelerine ulaşıldı. Terör örgütü DEAŞ'ın bölgeden temizlenmesine yönelik harekat sürüyor.
Terör örgütü PKK/PYD unsurlarının Afrin'den doğuya, Münbiç'ten batıya doğru olabilecek saldırılarını durdurmaya yönelik alınan tedbirlerin uygulanmasına hassasiyetle devam ediliyor.

Bin 600 terörist etkisiz hale getirildi

Türk Silahlı Kuvvetlerince, Fırat Kalkanı Harekatının başlangıcından bugüne, bin 171'i ölü, 117'si yaralı ve 6'sı yakalanarak olmak toplam bin 294 DEAŞ'lı terörist etkisiz hale getirildi. 
Ayrıca 291'i ölü, 4'ü yaralı ve 11'i teslim olmak üzere toplam PKK/PYD mensubu 306 terörist etkisiz hale getirildi. 
Hava Kuvvetleri Komutanlığınca 883 hedefe, 965 bomba atıldı. Ayrıca tespit edilen 2 bin 392 el yapımı patlayıcı ve 42 mayın imha edildi.
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Fırat Kalkanı ve Musul harekatları kapsamında koalisyonun gerektirdiği işbirliği ve koordinasyon esaslarını gözeterek destek faaliyetlerine devam ediyor. 
Gerek terörle mücadele harekatı gerekse Suriye'nin kuzeyinde yürütülen Fırat Kalkanı Harekatı kapsamında bölgede yaşayan sivillerin zarar görmemesi için her türlü tedbir alınıyor.
Muhabir: Sinan Uslu

Fırat Kalkanı Harekatında bin 600 terörist etkisiz hale getirildi




Cibuti’den Türkiye’ye özel ekonomi bölgesi



Cibuti’den Türkiye’ye özel ekonomi bölgesi

750 milyar dolarlık pazarın giriş kapısı olan Cibuti, 500 hektarlık bir araziyi 99 yıllığına Türk yatırımcılara tahsis etti. Cibuti’de bulunan Bakan Zeybekci “Yakında bir daha geleceğiz. Projeyi net bir şekilde ortaya koyacağız” dedi.



Afrika’nın önemli ticaret noktalarından Cibuti ile Türkiye arasındaki işbirliği artıyor. Cibuti tarafından 500 hektarlık bir arazi 99 yıllığına Türk yatırımcılara tahsis ediliyor. Türk Özel Ekonomik Bölgesi olarak belirlenen söz konusu arazi üzerinde faaliyet gösterecek yatırımcılara Cibuti tarafından vergisel teşvik ve muafiyetler sağlanacak. 
Türkiye-Cibuti İş Forumu’nda konuşan Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Türkiye Özel Ekonomik Bölgesi’nin 5 bin dönümlük bir alan olduğunu belirterek “Deniz kenarında. Bu alan da özel ekonomi bölgesinde kuralları Türkiye tarafından konulacak bir alan. Firmalarımızın depolama, stoklama, montaj ve teknik faaliyetlerini yapacakları bir alan olacak. Başlangıcını sivil toplum kuruluşları ve devlet eliyle yapacağız. Serbest Bölgeler Kanunu’na bir madde ekleyerek önemli bir adım attık” dedi.
SERBEST TİCARET YOLDA
Zeybekci, Türk işadamlarının gelecek planlarına Cibuti’yi almaları için geldiklerini belirterek, “Yakında bir daha geleceğiz. Projeyi net bir şekilde ortaya koyacağız. İş dünyası temsilcilerimizin burada köklü bir şekilde yer alması önemli. Cibuti’ye başka bir yaklaşımla geleceğiz geldik. Serbest Ticaret Anlaşması’nın çerçeve anlaşmasını imzaladık bir ay içerisinde görüşmelerin başlamasını kararını verdik. Çifte vergilendirmenin önlenmesi anlaşmasının da bir an önce bitirilmesi önemli. Bunu da en kısa sürede gerçekleştireceğiz” dedi.
15 TEMMUZ TEŞEKKÜRÜ
Ekonomi Bakanı Zeybekci, Türkiye’nin 2016 yılının bazı talihsizliklerle kaybedildiğini ifade ederek, “Türkiye’nin kaybetmesi için 15 Temmuz ihanetini gerçekleştirdiler. İhanet karşısında Türkiye’yi destekleyen Cibuti halkına, hükümetine ve Cumhurbaşkanına ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum.  Bu FETÖ terör örgütüne net tavırları da olduğu için teşekkür ediyorum” dedi.
Zeybekci, Türkiye’nin Afrika açılımı seferberliği başlattığında terör örgütü ve benzerlerinin ‘Gördünüz mü gidecek yerleri kalmadı, kala kala Afrika’ya kaldılar’ dediğini hatırlatarak, “Afrika’daki 39 büyükelçilik kurulması ve ticaret müşavirlikleri olmasını sağladık. 10 yılda Afrika ile ticaret hacmi 4 kat arttı. 5 milyar dolardan 20 milyar dolara çıktı. Yeterli değil. Tarihe not olsun diye söylüyorum. Önümüzdeki 10 yılların dünya büyümesinin yeni motoru Afrika olacak. Afrika’da bugün elektrik enerjisine ulaşım yüzde 10’lar seviyesinde. Afrika’nın potansiyelini yer altı yer üstü zenginliklerini koyunca gelecek Afrika için ne anlam ifade ediyor görürüz. Biz Afrika’ya inanıyoruz” şeklinde konuştu. 
750 MİLYAR DOLARLIK PAZARIN GİRİŞ KAPISI
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi, Cibuti’nin Doğu Afrika’nın giriş kapısı olduğunu belirterek, “410 milyonluk nüfus, 750 milyar dolarlık pazar söz konusu. Ekonomik olarak ilişkilerimizi daha ileriye taşıyarak daha büyük hedeflerimiz rakamları yükseltmek istiyoruz. Sadece kendi ihracatımız değil Cibuti’nin de ihracatını artırmak istiyoruz. Bilgi ve tecrübelerimizi aktarmak istiyoruz” diye konuştu. Cibuti Ticaret Odası Başkanı Youssouf Moussa Dawaleh “Hizmet sektöründe iki ülkedeki yatırımlar bilgi ve tecrübe paylaşımıyla gerçekleştirilebilir. Sizler görevinizi içtenlikle çalışıp önünüze çıkan tüm fırsatları karşılıklı istişare içerisinde neticelendirmeye çalışıyorsunuz. Cibuti’li işadamları Türk işadamlarını ağırlamaya ve yardımcı olmaya hazır” dedi.
Baraj yatırımına Türkiye’den destek
Cibuti Başbakanı Abdoulkader Mohamed Kamıl, Türkiye’den finans desteği beklediklerini belirterek “3 baraj projesi vardı, siz 1 barajı finanse ettiniz. Umuyorum ki, iki diğer barajı da finanse edersiniz. Biz buradaki ekonomik faaliyet bölgesini bir üs haline getirmek istiyoruz” dedi. Cibuti Yatırım Bakanı Ali Guelleh Aboubakar da ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi için görüşmelerin fırsat olduğunu ifade ederek yatırım çerçevesinde doğal imkanlarla birlikte alt yapı konularında mevzuat ve hukuki alt yapının yeniden oluşturulduğunu kaydetti. Cibuti’nin artan doğrudan yabancı yatırım ağırladığı ve büyüme hedefinin yüzde 7-8 olduğunu aktaran Aboubakar, “Elektrik bağlantısı ve gücünün sürdürülebilir hale gelmesiyle bunu amaçlıyoruz. Su imkanlarına erişimin çözülmesini umuyoruz.  Gaz boru hattı hidrokarbon taşımacılığında kullanılacak boru hattı, demiryolu alt yapı yatırımları gerçekleştirilecek” şeklinde konuştu.

Celal Kılıçdaroğlu bu terbiyesizi mahkemeye versin!



Ahmet KEKEÇ
akekec@stargazete.com

Celal Kılıçdaroğlu bu terbiyesizi mahkemeye versin!

30 Aralık 2016 Cuma
Kardeş Kılıçdaroğlu AK Parti’ye geçme kararı almış. Hayırlı uğurlu olsun. CHP’de kalsaydı da, “hesap bozan adam” niteliğinden bir şey kaybetmeyecekti.
Hesap bozuyor, evet.
Eski partisinin ve abisi Kemal Kılıçdaroğlu’nun FETÖ tarafından rehin alındığını söylüyor.
Gerekçelerini sıralıyor.
İsimler veriyor.
Olaylar hatırlatıyor.
Öyle gerekçeler, öyle isimler, öyle olaylar ki, bir Batı ülkesinde olsa, peşine mutlaka “gate” sözcüğü eklenir, yer yerinden oynardı.
Bizde (iktidara yakın medya grupları hariç) yaprak bile kıpırdamıyor.
Bakmıyorlar Celal Kılıçdaroğlu’nun söylediklerine...
Duymamış gibi yapıyorlar.
Hadi bakmıyorlar, duymamış gibi yapıyorlar, Kemal Kılıçdaroğlu’na (ve cici FETÖ’süne) yakın koruma uyguluyorlar, tarafsız (!) gazeteciliğin gereğini yerine getiriyorlar, anladık da, bir de duymamış gibi yaptıkları itiraflardan yola çıkarak Celal Kılıçdaroğlu’na hakaretler yağdırıyorlar.
Gücü ancak işçilere küfretmeye yeten Hürriyet gazetesinin sonradan olma Kemalist yazarı, dün köşesinden, “Rezillik, müptezellik, kepazelik” diye saydırıyordu.
Celal Kılıçdaroğlu’na mahkemeye gitmesini öneriyorum.
Gitsin ve “rezil, müptezel, kepaze, mide bulantısı yaratıyor” sözlerinin hesabını sorsun.
Olabiliyorsa, biraz parasını alsın bu terbiyesiz adamın.
Celal Kılıçdaroğlu, sonradan olma Kemalist’in “müptezellik” diye tanımladığı itiraflarında şöyle diyordu: “Abim laf kalabalığını bıraksın, dibindekilere baksın. Danışmanı FETÖ’den alınıyor. Bu danışmanı önerenin Özel Kalem Müdürü Tuncay Ceylan olduğu basında çıktı... FETÖ’cü Belediyeler İmamı Erkan Karaarslan’ı CHP’li belediyelere pazarlayan da Özel Kalem Müdürü Tuncay Ceylan’dır.(...) Darbe gecesi ben ailemle sokakta vatanım için mücadele ederken, seni aradığımda ‘korkmana gerek yok, bilgim var’ dedin. Bildiğin neydi?”
Görüyorsunuz, değil mi?
Danışman FETÖ’den tutuklanıyor.
Danışmanı öneren Özem Kalem Müdürü bütün ilişkileri ve bağlantılarıyla faş ediliyor...
Kemal Bey’in darbeden haberdar olduğu, kendi beyanlarıyla ortaya çıkarılıyor.
Hürriyet’in sonradan olma Kemalist yazarı “Bunları açıklamak rezilliktir, müptezelliktir, pespayeliktir...” diyor.
Durmuyor...
Celal Kılıçdaroğlu’nun işbu rezillik, müptezellik, pespayelik aşamasını, “geçmişte aile içinde yaşanmış bir yemeğin bile dedikodusunu yapmaya kadar vardırdığını” söylüyor.
Neymiş bu “aile içinde yaşanan” yemek?
Celal Kılıçdaroğlu’ndan dinleyelim: “Bir aile toplantısında, daha genel başkan olmadan önce, ‘Deniz Baykal gidecek’ dedin mi, demedin mi? Cevap ver.”
Bir Batı ülkesinde ortaya çıksa kıyametleri koparacak bu “bilgi”, Hürriyet’in “sonradan olma” Kemalist yazarı tarafından “aile içinde yaşanan yemek” diye tahfif ediliyor...
Hrant Dink’in katili (ve azmettirenler) yakalandığında, yine bir Hürriyet yazarı, herhalde cinayetin arkasındaki örgüt bağlantısını gizlemek için, “Bunlar, kahvede okey oynayan çocuklar” demişti.
Ergenekon bağlantısını gizlemeye çalışmıştı ama aynı zamanda FETÖ bağlantısını gizlemiş olduğunu bugün ortaya çıkan bilgilerden anlıyoruz.
Sonradan olma terbiyesiz Kemalist de, “aile içinde yaşanan yemek” diyerek, “kaset skandalı”na delil teşkil edecek bilgileri itibarsızlaştırıyor.
Daha önce de yazmıştım:
Doğan Medya’nın tetikçileri itibar etmese de Celal Kılıçdaroğlu’nun ifşaatları iki “yakıcı gerçeği” ortaya çıkarıyor:
BİR- Kemal Kılıçdaroğlu Baykal’a yönelik “kaset komplosu”nu biliyordu. (Aile yemeğinde bunu ağzından kaçırmış, Baykal’ın gideceğini söylemiş.)
İKİ- Darbeden haberdardı. (Haberdardı ve sığındığı evde darbenin ne yöne evirileceğini izliyordu.)
Üçüncüsü de şu olsun:
Kaset skandalının aydınlatılması, Hürriyet’çileri niyeyse çok rahatsız ediyor.
Niye acaba?

Bir Makale

The International New Issues In SOcial Sciences Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül Yurt Sağlık Bakanlığı rgulyurt@gmail.com Orcid : 0000-0003-3076-3423 Year : 2025 Number : 13 Volume : 2 pp : 279-306 Makalenin Geliş Tarihi Kabul Tarihi Makalenin Türü Doi : 08/12/2025 : 24/12/2025 : Araştırma makalesi : https://zenodo.org/records/18044127 İntihal/Plagiarism: Bu makale, en az iki hakem tarafından incelenmiş, telif devir belgesi ve intihal içermediğine ilişkin rapor ve gerekliyse Etik Kurulu Raporu sisteme yüklenmiştir. / This article was reviewed by at least two referees, a copyright transfer document and a report indicating that it does not contain plagiarism and, if necessary, the Ethics Committee Report were uploaded to the system. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül YURT Öz Son yıllarda boşanma oranlarındaki artış, evlilik oranlarındaki belirgin düşüş aile yapısına yönelik kaygıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu kaygılar, özellikle aile içi bağların çözülmesi, aile yapısının erozyona uğraması ekseninde yoğunlaşmaktadır. Aile yapısındaki dönüşümlerin dijital çağın dinamikleriyle ilişkili olduğuna dair yaklaşımlar yaygınlaşırken, dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz etme hızı da dikkat çekici biçimde artmaktadır. Bu makale, dijital çağın aile içi ilişkilere etkisini analiz etmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu doğrultuda dijital çağda aile, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi kavramlara ilişkin literatür nitel araştırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Literatürdeki bulgular, aile yapısındaki çözülmenin ve aile içi ilişkilerdeki zayıflamanın tarihsel olarak sanayileşme süreciyle hız kazandığını; ancak dijital çağda yaygınlaşan dijital iletişim araçlarıyla bu dönüşümün çok daha ivmeli bir hâl aldığını göstermektedir. Bu çerçevede çalışma, ailenin temel işlevlerini, aile içi ilişkilerin bütünlüğünü dijital çağın baş döndürücü yenilikleri karşısında koruyabilmek için “dijital muhafazakârlık” kavramını önererek bu kavramın aile kurumu açısından sunduğu imkânları değerlendirmektedir. Anahtar kelimeler: Dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital muhafazakârlık, dijital çağda aile ilişkileri. Risks of Family Relationship Disintegration and Preservation Strategies in the Digital Age: An Assessment within the Context of Digital Conservatism Abstract The increase in divorce rates and the significant decrease in marriage rates in recent years have led to concerns about the family structure. These concerns are particularly focused on the disintegration of intra-family ties and the erosion of the family structure. While approaches suggesting that transformations in the family structure are related to the dynamics of the digital age are becoming widespread, the speed at which digital technologies permeate all areas of life is also increasing remarkably. This article was written to analyze the impact of the digital age on intra-family relationships. In this context, the literature on concepts such as family in the digital age, digital addiction, and digital loneliness has been examined using a qualitative research method. The findings in the literature show that the disintegration of the The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 280 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. family structure and the weakening of intra-family relationships historically accelerated with the industrialization process; however, this transformation has become much more rapid with the widespread use of digital communication tools in the digital age. In this framework, the study proposes the concept of "digital conservatism" to protect the basic functions of the family and the integrity of intra family relationships in the face of the dizzying innovations of the digital age, and evaluates the opportunities that this concept offers for the family institution. Keywords: Digital age, digital addiction, digital loneliness, digital conservatism, family relationships in the digital age. 1. Giriş Dijital çağ, insanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı, sınırsız ve görünmez bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bu dönüşüm yalnızca kamusal alanların değil, toplumun en kadim ve mahrem kurumu olan ailenin de doğrudan etkilendiği bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu çağda gerçekleşen iletişim yöntemi bireyler arasındaki etkileşim biçimlerini yeniden şekillendirmektedir. Dijital araçlarla gerçekleşen iletişimde bir yandan mekânsal sınırlar ortadan kalkarken, aynı zamanda bireyler arasında yeni mesafeler ortaya çıkmaktadır. Yüz yüze ilişkilerin yerini ekran aracılığıyla gerçekleşen yeni bir gündelik hayat ve yaşam şekli almaktadır. Dijital araçlarla şekillenen yeni iletişim yöntemleri hiç kuşkusuz aile içi bireylerin iletişimlerini derinden etkilemektedir. Aile, bir yandan dijital imkânların sağladığı olanaklardan faydalanırken diğer yandan yalnızlık, iletişimsizlik ve değer aşınması gibi risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla 21. yüzyıl, dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerinin çok boyutlu biçimde tartışılmasını zorunlu kılan kritik bir dönem olarak öne çıkmaktadır. İletişim biçimlerinden kamu hizmetlerine, kültürel aktarım pratiklerinden siyasal söylemlere kadar geniş bir etki alanına sahip olan dijital teknolojiler, yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda değerler, normlar ve toplumsal yapılar üzerinde derin dönüşümler yaratan sosyolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital platformlar ideolojilerin, kimliklerin ve değer sistemlerinin üretildiği, dolaşıma sokulduğu ve yeniden müzakere edildiği başlıca alanlardan biri hâline gelmiştir. Dijitalleşmenin liberal, popülist veya küreselci söylemlerle ilişkisi yoğun biçimde tartışılırken, muhafazakâr değerlerin dijital çağda nasıl konumlandığı meselesi görece sınırlı bir alan olarak kalmıştır. Bu dönüşüm süreci, özellikle muhafazakâr The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 281 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. düşünce açısından dijital çağda değerlerin nasıl korunacağı, yeniden üretileceği ve aktarılacağı sorularını gündeme getirmektedir. Dijitalleşmenin hayatın her alanına hızla nüfuz etmesi bu teknolojilere yönelik eleştirel yaklaşımların giderek artmasına yol açmaktadır. Dijitalleşmeye yönelik eleştirilerin kümelendiği konular ahlaki aşınma, kültürel çözülme ve toplumsal yabancılaşma ile ilişkilendirmektedir. Bu teknolojilerden korunmanın çözümünü dijital alanın dışında kalmak olarak kurgulamak ve dijital mecraların sunduğu imkânları göz ardı etmek faydalı bir yaklaşım değildir. Her yenilik gibi dijital teknolojiler de hem fayda hem de riskleri eş zamanlı olarak barındırmaktadır. Bu bağlamda, dijital teknolojilerin olumsuz yönlerine odaklanmak, bu teknolojilerin sunduğu çok yönlü imkânları göz ardı etmek anlamına gelecektir. Oysa dijital platformlar, bilinçli ve stratejik biçimde kullanıldığında, kültürel ve ahlaki değerlerin görünür kılınması, aktarılması ve sürekliliğinin sağlanması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu bakış açısından hareketle makale “dijital muhafazakârlık” kavramını tartışmaya açarak bireylerin dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alan bir yaklaşımın önemini savunmaktadır. Uluslararası literatürde dijital muhafazakârlık kavramının özellikle Rusya bağlamında tartışmaya açıldığı görülmektedir. Eurasia 2.0: Russian Geopolitics in the Age of New Media adlı çalışmada dijital muhafazakârlık vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeni medya aracılığıyla yeniden çerçevelenmesi bağlamında ele alınmakta; dijital platformlar, değerlerin aşındığı alanlar olmaktan ziyade ideolojik ve kültürel sürekliliğin sağlandığı stratejik mecralar olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makale dijital dönüşüm çağında muhafazakâr hukuki düşüncenin, kamu sistemlerinin dijitalleşme süreçlerini etik, ahlaki ve sosyo-normatif düzenlemelerle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmalar, dijital muhafazakârlığın dijital teknolojilere karşı bir mesafe koyma tutumundan ziyade, dijital alanı değerlerin korunması ve yeniden inşası için stratejik bir zemin olarak konumlandırdığını ortaya koymaktadır. Türkiye bağlamında ise dijital muhafazakârlık kavramının henüz sistematik bir çerçeveye oturtulmadığı görülmektedir. Türkiye’de yazın alanında dijitalleşme ile ilgili ele alınan çalışmalar çoğu zaman kültürel yozlaşma, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 282 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. ahlaki erozyon veya dijital bağımlılık ekseninde tartışılmakta; dijital alanın değerleri koruyucu ve yeniden üretici bir potansiyel taşıyabileceği yeterince ele alınmamaktadır. Dijital muhafazakârlık kavramının ulusal literatürde yer almaması, bu alandaki tartışmaların dağınık ve kavramsal bütünlükten yoksun kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, dijital çağda muhafazakâr değerlerin nasıl korunacağına ilişkin tartışmaların teorik derinlik kazanmasını zorlaştırmaktadır. Oysa dijitalleşmenin geri döndürülemez bir gerçeklik olduğu dikkate alındığında, değerleri korumanın yolu dijital alanın dışında kalmak değil, bu alanı değer temelli ilkeler doğrultusunda yeniden anlamlandırmaktan geçmektedir. Dolayısıyla kaleme alınan bu makale, Rusya literatüründe geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarından yola çıkarak, dijital çağda değerleri korumanın dijital platformlardan uzak durmakla değil, bu platformları bilinçli, etik ve normatif ilkeler çerçevesinde etkin biçimde kullanmakla mümkün olabileceğini savunmaktadır. Bu doğrultuda makalenin amacı, dijital muhafazakârlık kavramını kuramsal olarak tartışmak ve Türkiye bağlamında dijitalleşme-değer ilişkisine yönelik kavramsal bir katkı sunmaktır. Bu yönüyle makale, dijital çağda değerlerin korunmasına ilişkin tartışmalara yeni bir perspektif kazandırmakta ve dijitalleşme karşısında muhafazakâr düşüncenin değerlerin muhafazası ekseninde önemli bir rol üstlenebileceğini savunmaktadır. 2. Çalışmanın Amacı ve Beklenen Yararlar Bu çalışmanın temel amacı, dijitalleşmenin toplumsal ve kültürel yapılar üzerindeki dönüştürücü etkilerini, muhafazakâr değerler ekseninde ele alarak “dijital muhafazakârlık” kavramını kuramsal bir çerçeve içerisinde tartışmaktır. Dijital teknolojilerin aile yapısı, değer aktarımı ve gündelik yaşam pratikleri üzerindeki etkilerinden hareketle çalışma, dijital alanın muhafazakâr düşünce açısından yalnızca bir tehdit ya da kaçınılması gereken bir mecra olarak değil; değerlerin korunması, yeniden üretilmesi ve görünür kılınması açısından stratejik bir alan olarak nasıl konumlandırılabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu bağlamda makale, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı etik, normatif ve kültürel ilkeler doğrultusunda aktif biçimde kullanmayı öneren bir yaklaşımı savunmaktadır. Çalışmanın bir diğer amacı, uluslararası literatürde özellikle Rusya bağlamında geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarını Türkiye The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 283 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bağlamına taşıyarak, dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin kavramsal bir boşluğu doldurmaktır. Türkiye’de dijitalleşmenin çoğunlukla kültürel yozlaşma, ahlaki aşınma ve bağımlılık gibi sorunlar etrafında ele alındığı dikkate alındığında, bu çalışma dijital alanın değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alınabileceğini göstermeyi amaçlamaktadır. Böylece muhafazakâr düşüncenin dijital çağda nasıl bir konum alabileceğine dair teorik bir tartışma zemini oluşturulmaktadır. Beklenen yararlar açısından değerlendirildiğinde bu çalışmanın, dijital muhafazakârlık kavramını sistematik biçimde ele alarak ulusal literatüre kavramsal ve teorik bir katkı sunması beklenmektedir. Ayrıca dijitalleşmenin aile, değerler ve kültürel süreklilik üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalara çok boyutlu bir bakış açısı kazandırarak, dijital teknolojilerin bilinçli ve etik kullanımına yönelik farkındalık oluşturması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr değerlerin korunmasına ilişkin akademik tartışmalara yeni bir perspektif sunmakta; politika yapıcılar, akademisyenler ve toplumsal aktörler için dijital alanın değer temelli biçimde nasıl değerlendirilebileceğine dair düşünsel bir çerçeve sağlamaktadır. 3. Araştırmanın Yöntemi ve Kapsamı Modernleşme, kentleşme, sanayileşme ve medya teknolojilerinin aile yapısında değişime-dönüşüme yol açtığı literatürde tartışılan konular arasındadır. Ancak dijital çağın hız, erişilebilirlik, sınırların belirsizleşmesi ve bireysel iletişim pratiklerini yeniden tanımlaması gibi özellikleriyle aile yapısında ve aile içi ilişkilerde nasıl bir sürecin yaşanabileceğine dair çalışmalar sınırlı sayıdadır. Makale literatürde yer alan bu sınırlı çalışmalardan biri olmakla birlikte tartışmaya açtığı dijital muhafazakârlık kavramıyla hem teknolojinin hızına uyum sağlamayı hem de aile kurumu gibi kadim yapıları korumayı hedefleyen çift yönlü bir strateji sunmaktadır. Bu çerçevede makale, dijital teknolojilerin yol açtığı risk ve tehditleri asgariye indirmek amacıyla dijital muhafazakârlık kavramını teorik ve pratik boyutlarıyla tartışmaya açan disiplinlerarası bir yaklaşımla literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, dijital çağın aile ilişkileri üzerindeki etkilerini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek amacıyla nitel derleme yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Derleme yöntemi, belirli bir konuya ilişkin mevcut literatürü The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 284 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sistematik bir çerçevede incelemeyi, bulguları karşılaştırmayı ve alandaki eğilimleri ortaya koymayı mümkün kılmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital ebeveynlik ve dijital muhafazakârlık gibi kavramları ele alan ulusal ve uluslararası akademik yayınlar incelenmiştir. Araştırma sürecinde öncelikle konu ile ilgili temel kavramlar belirlenmiş; ardından bu kavramlarla ilişkili çalışmalar, belirlenen temalar doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Çalışmaların seçiminde, konuyla doğrudan ilişkili olması, alana katkı sunması ve güncel literatürü temsil etmesi temel ölçütler olarak benimsenmiştir. Elde edilen bulgular, aile yapısındaki dönüşümleri tarihsel, sosyolojik ve dijital bağlamlarda ele alan teorik yaklaşımlar ışığında yorumlanmıştır. Bu yaklaşım sayesinde, dijital çağın aile ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne dair çok boyutlu bir değerlendirme yapılmış ve “dijital muhafazakârlık” kavramı bu dönüşümün anlaşılmasında bir analitik çerçeve olarak tartışılmıştır. Bu yöntem doğrultusunda çalışma, mevcut literatürü sentezleyerek alandaki güncel eğilimleri görünür kılmayı, dijital çağda aile kurumuna yönelik risk ve imkânları akademik bir zeminde ortaya koymayı amaçlamaktadır. 4. Dijital Çağda Bağımlılık ve Yalnızlık Dijital çağ, dijital devrim ve dijitalleşme olarak adlandırılan 21. yüzyıl, insanlık tarihindeki en önemli devrimlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu devrimin fitilini ateşleyen ilk adım, Amerikalı bilim insanları tarafından 1947 yılında üretilen transistördür (Özdoğan, 2017:25). Transistörün elektronik cihazların temel bileşeni hâline gelmesi, bilgisayar sistemlerinin ortaya çıkmasını ve bilgilerin dijitalleşmesini sağlamıştır (Özdoğan, 2017:27). Dijital iletişimin ana kaynağı olan internetin doğuşu ise 20. yüzyılın üçüncü çeyreğine dayanmaktadır. Amerika Savunma Bakanlığına bağlı bir birim olan Advanced Research Projects Agency (ARPA) tarafından 1957 yılında kesintisiz bir iletişim ağı kurularak internetin ilk adımı atılmıştır. Bu gelişmeyi takiben 1960 yılında ARPANET projesi kapsamında internetin kullanım alanını yaygınlaştırılmıştır. Büyük bilgisayarlar arasında bağlantılar kurularak paylaşım yapabilen ağlar oluşturulmuş ve zamanla üniversiteler ile diğer kurumlar da bu ağa dahil edilmiştir. Farklı işletim sistemine sahip bilgisayarların ağa bağlanmasıyla “İNTERNET” adı verilen küresel bir network meydana gelmiştir (Yıldırım, 2021:3). Bu networkün The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 285 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gelişim ivmesi ve kullanım alanı her geçen gün katlanarak artmıştır. Dijital araçlarla iletişim kurulabilmesi, bilgiye kolay erişim sağlanması ve birçok hizmetin kısa sürede mekândan bağımsız şekilde sunulabilmesi, dijital çağın küresel zeminde hızla benimsenmesini sağlamıştır (Yetkin & Coşkun, 2021:2). 20.yüzyılda televizyon ve radyo gibi “geleneksel medya” araçları, bireylerin yüzyıllardır sürdürdüğü iletişim pratiklerini köklü biçimde dönüştürmüşken (Alkan, 2023: 15), 21. yüzyıl bu dönüşümün çok daha kapsamlı bir versiyonuna tanıklık etmektedir. Günümüzde cep telefonları, dijital kameralar, sosyal medya platformları ve çeşitli dijital iletişim teknolojileri, gündelik yaşamın merkezine yerleşmiş ve bireylerin etkileşim biçimlerinin başat belirleyicileri hâline gelmiştir (Akar, 2025:10). Devlet yönetiminden bürokratik süreçlere, ticaretten alışveriş kültürüne; eğitim politikalarından sağlık hizmetlerine kadar hemen her alanda dijital dönüşüm belirgin bir etki oluşturmaktadır (Yurt, 2025:26). Dijital iletişimin en belirgin avantajı, zaman ve mekân sınırlamasından bağımsız olarak, anlık, dijital platformların mevcut olduğu sahalarda kullanılabilmesidir. Bu sayede milyonlarca, hatta milyarlarca bireyin aynı anda iletişim kurması mümkündür. Fiziki sınırlardan bağımsız olarak dijital uygulamalar sayesinde kişilerarası iletişim tek bir tıklamayla kolaylaşmıştır. Mektup, telefon ve telgraf gibi klasik iletişim araçlarıyla kıyaslandığında, dijital dünyanın iletişim açısından sunduğu olanaklar insanlık için paha biçilemez niteliktedir. Dijital iletişimin bu hızda yaygınlaşması bu araçlara yönelik kaygıların zaman içinde artmasına yol açmaktadır. Bu araçlar yoluyla kurulan dijital sosyalleşmelerin, aile üyeleri arasındaki iletişimi zayıflattığına, aile içi bağlara zarar verdiğine yönelik endişeler medyada ve akademik platformlarda geniş yer bulmaktadır (Duran, 2022: 13). Hayatın tüm katmanlarına nüfuz eden bu dijitalleşme sürecinin aile içi ilişkileri yönlendirme ve dönüştürme gücünün giderek artması, dijital teknolojilere ve dijital iletişim biçimlerine yönelik eleştirel yaklaşımların doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu çağın kavramları da kuşkusuz dijital ön ekiyle her geçen gün genişlemekte ve kullanım alanları yaygınlaşmaktadır. Dijital sağlık, dijital eğitim, dijital bankacılık, dijital kurumlar (e-devlet, e-vergi, e-imza), dijital oyunlar ve dijital ticaret dijitalleşmenin somut örneklerinden yalnızca birkaçıdır. Bununla birlikte dijital iletişim, dijital yalnızlık, dijital din ve dijital toplum gibi soyut kavramlar da giderek yaygınlaşmaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 286 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Önümüzdeki yıllarda dijital ön ekiyle birçok yeni somut ve soyut kavramın türeyeceği kaçınılmazdır. Çünkü her yeni gelişme, dijital hizmetler ve araçların kullanım alanını genişletirken, aynı zamanda bu yenilikler bireylerin günlük yaşamına da entegre olmaktadır. Dijital çağda öne çıkan ve giderek yaygınlaşan bağımlılık türlerinden biri de dijital bağımlılıktır (Yengin, 2019:2). Bu kavram, ilk kez 1995 yılında Ivan Goldberg tarafından literatüre kazandırılmış ve ardından Amerika medyasında “internet addiction” olarak yer bulmuştur (Ersoy & Ağlar, 2024:3; Yıldırım, 2021:7). Kimberly Young tarafından dijital bağımlılığı araştırmak üzere kurulan araştırma merkezi ve geliştirilen bağımlılık testleri dijital bağımlılık alanındaki bilimsel çalışmalara öncülük etmiştir (Havalı, 2024:20). Bağımlılık bir nesneye, kişiye, objeye duyulan önlenemez istek, iradenin yetersiz kalması veya başka bir iradenin etkisi altında olma durumu olarak tanımlanabilir. Dijital bağımlılık ise, bireyin kendisini yeterli hissetmeme dürtüsüyle tetiklenen, teknolojik ve davranışsal bir bağımlılık türüdür (Özsarı & Deli, 2023:2). Bu bağımlılık türünde bireyin zihni sürekli dijital öğelerle meşgul olmaktadır. Birey zamanla dijital araçlardan kopamamaktadır. Birey, bu araçlara erişim sağlayamadığında huzursuz, gergin, kaygılı, mutsuz bir durum sergilemektedir. Dijital bağımlılığın şiddeti, haftalık 40-48 saate varan internet kullanımına kadar ulaşabilirken birey dijitali kullanma isteğinin önüne geçmekte zorlanmaktadır. Bağımlılık düzeyine ulaşan bireylerde, internete bağlı olunmayan zamanın önemi kaybolmakta, saldırganlık gibi davranışsal değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Günlük yaşamda sorumlulukların yerine getirilmesinde aksaklıklar meydana gelirken iş, okul ve aile hayatındaki görevler ihmal edilmektedir. Zamanla bağımlı bireyler, evden dışarı çıkamama gibi ciddi sorunlarla karşılaşabilmektedir (Alyanak, 2016: 1). Literatürde dijital bağımlılık ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir bölümünde olumsuz aile ilişkilerinin yaşandığı ortamlarda bağımlılığın daha yaygın olduğu vurgulanmaktadır. Dijital bağımlılığa yol açan çalışma sonuçları makalenin “literatürde dijital bağımlılık ve aile ilişkileri” başlığında ele alınmıştır. Dijital Yalnızlık The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 287 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Yalnızlık kavramı, Türkçe sözlükte “yalnız olma, kimsenin bulunmaması durumu” olarak tanımlanmaktadır. Ancak Türk Dil Kurumu (TDK), 2024 yılında “kalabalık yalnızlık” kavramını yılın kelimesi olarak açıklayarak, bu kavrama olan ilgiyi önemli ölçüde artırmıştır (Karayaman, Boz, Şener, & Güler, 2025:1). TDK’nın internet sitesinde halk oylamasına sunulan “merhamet”, “yabancılaşma”, “algoritma”, “yozlaşma”, “yapay zekâ” ve “dijital yorgunluk” kelimeleri arasından seçilen “kalabalık yalnızlık”, birey toplum ilişkisi hakkında birçok mesaj barındırmaktadır (tdk.gov.tr, 30 Temmuz 2025). Yaklaşık bir milyon kişinin katılımıyla yapılan oylamada bu kavramın seçilmesi, birey-toplum, sosyoloji ve psikoloji zemininde kapsamlı araştırmaların önemini göstermektedir. Aynı zamanda kavram, toplumsal ve sosyolojik dönüşümün hangi yönlere evrilebileceği konusunda uyarıcı bir niteliğe sahiptir. Birbirine zıt anlamlar taşıyan “kalabalık” ve “yalnızlık” kelimelerinin bir arada kullanılması ilk bakışta tezat gibi görünse de kavramın derinlemesine incelenmesi bireylerin içinde bulunduğu durumun ne denli travmatik olabileceğini ortaya koymaktadır. Carl Gustaw Jung’un yalnızlık ile ilgili tanımı, bu kavramın bireylerin yaşadığı durumu özetler niteliktedir. Jung’a göre yalnızlık, bireyin yanında kimsenin olmaması değil; bireye ait duygu, düşünce ve fikirlerin karşı tarafa iletilememesi veya kabul görmemesidir (Deveoğlu, 2024:2). Literatürde dijitalleşme ve yalnızlık arasındaki ilişki üzerine birçok araştırma bulunmaktadır. Alkan, Alyanak, Deveoğlu, Göldağ, Kavlak, Yıldırım, Şen & Erol, bu ilişkinin farklı boyutlarını inceleyen çalışmalara örnek olarak gösterilebilir. Araştırmalar, yalnızlığa yol açan çeşitli etmenleri ortaya koymaktadır. Aile içi olumsuz ilişkiler, dijital araçlar, dijital oyunlar, dijital hedonizm, anlaşılmama hissi, mobbing ve boşluk hissi bunlardan sadece birkaçıdır. Ancak ortak olarak vurgulanan ve dikkat çeken unsur, aile içi olumsuz ilişkilerden kaynaklanan yalnızlıktır. İnsan doğası, temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra ait olma, sevilme, sayılma ve anlaşılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç, Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin üçüncü basamağında, sosyal aidiyet basamağı olarak yer almaktadır. Birey, bu ihtiyacını sevgi, sosyal yakınlık ve dostluk ilişkileriyle karşılamaktadır (Şengöz, 2022:4). Ancak aile içinde ait olma, anlaşılma, sevgi ve değer görme ihtiyacı karşılanamadığında birey, bu boşluğu farklı kanallarla doldurmaya çalışabilmektedir. Bireyin iş, okul ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 288 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sosyal hayatındaki ilişkiler zaman zaman sekteye uğrayabilmektedir. Bu durumlara aile içi iletişimsizlik, anlaşılmama ve değersizlik hissi eşlik ettiğinde bireysel izolasyonla başlayan yalnızlık zamanla bireyi dijital dünyanın zeminine sürükleyebilmektedir. Hayatın neredeyse her alanına entegre olmuş ve mekândan bağımsız sayısız seçenek sunan dijital dünya, bireyleri sanal bir çevreyle kuşatırken bireylerin yalnızlıklarını derinleştirmektedir. Bu yalnızlaşmanın sonucunda, aile ve toplum içindeki iş birliği, dayanışma ve yardımlaşma gibi değerlerin önemi zamanla azalmaktadır. Bireylerde yabancılaşma ve aidiyet duygularının kaybolması kaçınılmaz hâle gelmektedir. Oysa insan, yaratılış itibarıyla toplumsal bir varlıktır ve tarih boyunca milletlerin, devletlerin oluşumunda toplumsal bağlar belirleyici bir rol oynamıştır. Gerçek anlamda tarihin öznesi olabilmek, güçlü toplumsal bağlarla bir arada yaşamakla mümkündür. Toplumlar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş yığınlar değildir. Toplumları bir arada tutan, birlikte yaşamalarını sağlayan ortak tarih, sosyal ve kültürel bağlardır. Bu bağlar zamanla güçlenebileceği gibi gevşeyip çözülme tehlikesi de taşımaktadır. Toplumun hangi yöne evrileceği ortak irade ve birlikte yaşama kararlılığıyla doğrudan bağlantılıdır (Çapcıoğlu, 2024: 17-18). Ancak “kalabalık yalnızlık” içinde yaşayan bireylerin artışı, bireylerde birlikte yaşama arzusunun azalmasına yol açacaktır. Bu durumda nihai olarak toplumsal bağların çöküşüne zemin hazırlayacaktır. Dijitalleşme ve Muhafazakârlık Muhafazakârlık Latince’de korumak, saklamak, muhafaza etmek, tutmak gibi anlamlara gelen conservare sözcüğüne dayanmaktadır (Güngörmez, 2004:2). Kavram Ortaçağ’da yasaları, düzeni, belli grupları koruyan, kollayan anlamında “Conservator” terimiyle kullanılmıştır (Akkaş, 2003:2). Arapça sözlükte koruma, himaye etme, gözetme anlamlarına gelen hafaza kökünden türemiştir. Türkçe sözlükte de muhafaza etme, koruma anlamına gelmektedir. Muhafazakârlık kavramının Türkçe’de conservatismin karşılığı olarak ne zamandan itibaren kullanıldığı net olarak bilinmemekle birlikte geleneği koruma sürekliliği ifade etme anlamı uzun bir geçmişe dayanmaktadır (Çamurdaş, 2023:2). Muhafazakârlık modern siyasi bir ideoloji olarak Fransız Devrimi’ne karşı bir tepki hareketi olarak Edmund Burke’ün (1729-1797) fikirleriyle şekillense The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 289 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. de bir yaşam formu, bir düşünce şekli olarak kökeni 4. yüzyılın Kilise babalarından Saint Augustin’e, hatta Antik Yunan’a Aristo’ya kadar uzanmaktadır (Yurt, 2025:16). Edmund Burke tarafından kaleme alınan “Reflections on the Revolution in France 1790 (Fransız İhtilali Üzerine Düşünceler 1790)” muhafazakâr geleneğin en üst referans metni olarak kabul edilmektedir (Beneton, 2016: 15). Muhafazakârlıkla ilgili yaygın kabul, bu düşünce geleneğinin değişime bütünüyle karşı olduğu yönündedir. Ancak bu yaklaşım, muhafazakârlığın gerçek doğasını tam olarak yansıtmamaktadır. Muhafazakârlığın değişime bakışı, kökten ve ani dönüşümlere direnmekle birlikte, değişimin tedrici, kontrollü ve toplumsal istikrarı gözeten bir biçimde gerçekleşmesi gerektiği yönündedir. Nitekim literatür incelendiğinde muhafazakârlığın zaman içerisinde “neo-muhafazakârlık” ve “Yeni Sağ” gibi farklı biçimlere evrilerek dönemin toplumsal ve siyasal koşullarına uyum sağladığı görülmektedir (Yurt, 2025:27). Aile kurumu, insanlık tarihi boyunca toplumsal düzenin köklü yapılarından biri olarak varlığını muhafaza etmiştir. Bu kurum, “bireylerin sosyal bir varlık olmayı öğrendikleri ilk etkileşim ağı olması nedeniyle bireysel hayatlar ve toplum hayatı için en temel kurumdur” (Dikeçligil, 2012:24). Biyolojik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik ve hukukî boyutlarıyla aile; üyeler arasındaki ilişkileri belirli normlara bağlayan, toplumun kültürel ve karakteristik özelliklerini kuşaktan kuşağa aktaran ve en yoğun birincil ilişkilerin yaşandığı temel sosyalleşme ortamını oluşturan bir kurumdur (Zorlu, 2025:2). Muhafazakâr düşünce geleneğinde aile, toplumsal yapının inşasında ve sürekliliğinde merkezi bir konuma sahiptir. Toplumsal hayatın en eski kurumu olan aile, yalnızca biyolojik bir birliktelik değil; aynı zamanda değerlerin aktarımını, otoritenin meşruiyetini ve toplumsal düzenin devamlılığını sağlayan temel bir yapı olarak görülmektedir. Muhafazakâr ideolojinin erken dönem teorisyenlerinden Louis de Bonald’a göre aile toplumsal ve siyasal düzenin küçük bir yansıması niteliğindedir (Güler, 2016:127). Muhafazakâr düşüncede aile, bireyin kimlik kazanma sürecinde belirleyici bir kurumsal yapı olarak konumlandırılmaktadır. Aile, bireylerine yalnızca aidiyet duygusu kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda onları toplumsal hayata hazırlayarak belirli roller ve konumlar üzerinden toplumsal yapı içine dâhil eder. Bu yönüyle aile, birey ile toplum arasındaki temel aracı The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 290 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. kurumlardan biri olarak işlev görmektedir. Thomas Fleming de benzer biçimde, bireyin esas kimliğini oluşturan tarihsel süreklilik ve gelecek tasavvurunun aile aracılığıyla şekillendiğini ileri sürmektedir. Fleming’e göre insan doğası gereği unutkandır; buna karşılık aile, kuşaklar arası aktarımı mümkün kılan kolektif bir hafıza işlevi üstlenmektedir. Talcott Parsons, aile kurumunun toplumsal düzen içindeki rolünü; neslin devamlılığının sağlanması, bireylerin sosyal ve psikolojik rehabilitasyonu ile toplumsal norm ve değerlerin aktarımını sağlamak şeklinde üç temel işlev üzerinden tanımlamaktadır (Çaha, 2004: 8). Aile, bireylerde topluma ve devlete yönelik sevgi, aidiyet ve bağlılık duygularının gelişmesinde merkezi bir işleve sahiptir. Toplumsal bütünlüğün ve siyasal istikrarın sürdürülebilirliği, bireyler arasındaki bu duygusal ve normatif bağların gücüne doğrudan bağlıdır. Sevgi ve bağlılık temelinde inşa edilmemiş toplumların ve devlet yapıların çözülmeye daha açık olduğu görülmektedir. Bu bağlamda aile değerlerine yönelen herhangi bir tehdidin zamanında engellenememesi, söz konusu tehdidin giderek derinleşmesine ve yalnızca aile kurumunu değil, toplumsal düzeni ve nihai aşamada devletin bütünlüğünü hedef alan yapısal bir soruna dönüşmesine zemin hazırlamaktadır (Gilbert, 2016:74). Durkheim, toplumsal yapıda ortaya çıkan anomi ve yabancılaşma olgusunu, toplumun ortak değer dünyasında meydana gelen çözülmeyle ilişkilendirmektedir. Ona göre toplumsal düzenin zayıflaması ani bir kırılmanın sonucu değil, daha derin ve kademeli bir sürecin ürünüdür. Bu çözülme sürecinin ilk aşaması ise aile kurumunda başlamaktadır. Aile bağlarının zayıfladığı ve aileye atfedilen değerlerin aşındığı toplumlarda, kolektif bilinç giderek güç kaybetmekte; buna bağlı olarak toplumsal bağların ve ortak değerlerin çözülmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir (Çaha, 2004:8). Türk sosyoloji geleneğinde Ziya Gökalp, aileyi yalnızca bireylerin bir araya geldiği özel bir alan olarak değil, ulusun varlığını sürdüren ve kültürel sürekliliği sağlayan merkezi bir yapı olarak ele alır. Ona göre aile, toplumsal dirliği teminat altına alan, millî değerleri nesilden nesile aktaran ve ulusal bütünlüğü güçlendiren bir çekirdek kurumdur. Bu yaklaşım, aileyi hem ahlaki hem de ulusal sorumluluk alanı olarak konumlandırmaktadır. Benzer şekilde İhsan Sezal da aileyi toplumsal düzenin inşasında ve kurumsallaşmasında başlangıç noktası olarak değerlendirir. Sezal’in The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 291 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. perspektifinde aile, birey ile toplum arasındaki bağın kurulduğu; toplumsal yapının canlılığını, dayanıklılığını ve sürekliliğini güvence altına alan temel örgütlenme biçimidir (Kır, 2011:2). Bu makalenin odağı gereği, aile kurumunun önemine ilişkin tanımlar sınırlı tutulmuş; esas amaç olarak dijital çağın aile yapısı üzerindeki etkilerini irdelemek ve bu yeni çağda aileyi korumaya yönelik stratejiler geliştirmek benimsenmiştir. Literatürdeki çalışmalar, geleneksel aile modelinin tarihsel süreç içerisinde çekirdek aile formuna evrildiğini; dijital çağla birlikte çekirdek yapısının da farklılaşarak çoklu aile tipolojilerine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Araştırmalar, aile yapısındaki çözülme eğiliminin Sanayi Devrimi sonrasında hız kazanan kentleşme ve göç süreçleri, kadın hakları mücadelesi, eğitimde fırsat eşitliğinin genişlemesi, kadınların iş gücüne aktif katılımı gibi çeşitli toplumsal dinamiklerle bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır (Turgut, 2017:18). Bunun yanı sıra aile içi ilişkilerin belirgin biçimde zayıfladığı; tek ebeveynli aileler, dijital aileler, arkadaş temelli aile yapıları ve çocuksuz aile modelleri gibi yeni aile formlarının dijital çağın ilk çeyreğinde dikkat çeken bir seviyede artış gösterdiği literatür bulgularındandır (Bayer, 2013:12). Dolayısıyla aile yapısındaki dönüşüm çok boyutlu nedenlerle şekillenmekte olup bu nedenlerin etkisi, dijitalleşmenin hızlandırıcı niteliğiyle günümüzde daha görünür ve daha belirgin hale gelmiştir. Dijital Muhafazakârlık 2016 yılında yayımlanan Russian Geopolitics in the Age of New Media (Yeni Medya Çağında Rus Jeopolitiği) adlı eserde, dijitalleşmenin jeopolitik yapılar üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Anılan eserde Rusya’daki bölgelerin yerel ve jeopolitik mekânsal kimliklerine ilişkin anlatıların dijital platformlar aracılığıyla inşa edilmesi, bölgesel öz belirlemeye yönelik politik bir yönelimin oluşturulmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu anlatıların, “dijital jeopolitik” kavramını görünür ve analiz edilebilir bir olgu hâline getirdiği; dolayısıyla Rusya’daki sosyologlar tarafından incelenmesi gerektiği eserde vurgulanan temel hususlar arasındadır. Eserde özellikle dikkat çeken bölümlerden biri, “Digital Conservatism: Framing Patriotism in the Era of Global Journalism” (Küresel Gazetecilik Çağında Vatanseverliğin Çerçevelenmesi) başlığıdır (Bassin ve diğerleri, 2016:185). Bu başlıkta yazar, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 292 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Rusya’nın yeni medya ortamı içerisinde gelenekselci ve muhafazakâr anlatıların nasıl yeniden üretildiğini incelemektedir. Dijital platformların yalnızca teknik araçlar olmadığı, aksine tarihsel hafıza, ulusal kimlik ve muhafazakâr değerlerin dolaşıma sokulduğu ideolojik mekânlar hâline geldiği vurgulanmaktadır. Eserde dijital gazetecilik, devletle uyumlu aktörler ile taban hareketlerinin çevrimiçi katılım pratiklerini bir araya getirerek muhafazakâr bir jeopolitik dünya görüşünü pekiştiren stratejik bir mecra işlevi görmektedir. Böylece dijital muhafazakârlık; medya biçimi, siyasal ideoloji ve ulusal kimliğin, Rusya’nın Sovyet sonrası coğrafyadaki jeopolitik hedefleri çerçevesinde karşılıklı olarak birbirini ürettiği bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle dijital muhafazakârlık, geleneksel değerlerin dijital formlar içinde yeniden üretilmesini ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu eserde “dijital muhafazakârlık” kavramının kullanılması uluslararası literatür açısından bir ilki barındırmakla birlikte muhafazakârlığın dijital çağda kendini yenilemesi ve dijital bir forma evrilmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu göstermektedir. Dijital muhafazakârlığın konu edindiği başka bir çalışma Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makalede yer almaktadır. Anılan yazarlar “Conservatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems’ Digital Transformation (Muhafazakârlık ve Muhafazakâr Hukuk Düşüncesi: Kamu Sistemlerinin Dijital Dönüşümü Çağı) başlıklı makalede muhafazakârlığın genel kavramsal yapısını tartıştıktan sonra, dijital dönüşümün hukuki ve sosyal etkileri bağlamında muhafazakâr düşüncenin nasıl konumlanması gerektiğini belirtirler. Kazachanskaya ve Mamychev dijital teknolojilerin hızla kamu sistemlerine entegre olduğu bir dönemde, muhafazakâr hukuki düşüncenin salt geleneksel değerleri korumaya dönük değil, aynı zamanda dijitalleşme süreçlerini bu değerlerle uyumlu bir şekilde düzenlemeye odaklanan bir çerçeve geliştirmesi gerektiğini savunurlar. Söz konusu çalışmada toplumsal yaşamda dijital teknolojilerin geliştirilmesi ve etkin biçimde kullanılabilmesi için doktrinel nitelikte hukuki ve düzenleyici politikaların yanı sıra etik standartlar ve ahlaki ilkelerin oluşturulmasının gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Kazachanskaya ve Mamychev’e göre, 21. yüzyılda güçlü bir devlet yapısının inşası açısından dijital ortamda sunulan hizmetlerin; deontolojik kodlar, biyolojik tehditler ve çevresel riskler dikkate alınarak tasarlanması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, dijital çağın The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 293 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gereklerine uyum sağlayabilmek için kamu yönetiminde ve kamu hizmetlerinde gerçekleştirilen dijital dönüşümlere ek olarak, sosyo-normatif düzenlemelerin de hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmektedir (Kazachanskaya ve Mamychev, 2021:447-455). Bu çerçevede dijital muhafazakârlık, dijitalleşmenin değerler üzerinde yarattığı dönüştürücü etkilere karşı geliştirilen savunmacı bir refleks olmanın ötesinde, dijital çağın imkânlarını dikkate alan kurucu bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görüldüğü üzere, dijital platformlar muhafazakâr değerlerin aşındığı değil, aksine yeniden üretildiği ve dolaşıma sokulduğu stratejik alanlar hâline gelebilmektedir. Kazachanskaya ve Mamychev’in dijital dönüşüm bağlamında muhafazakâr hukuki düşünceye ilişkin ortaya koyduğu normatif çerçeve, dijitalleşmenin etik, ahlaki ve toplumsal sorumluluk ilkeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye bağlamında ise dijitalleşme sürecinin hızına karşın, değerlerle dijital platformlar arasındaki ilişkinin henüz kavramsal ve kuramsal bir bütünlük içinde ele alınmadığı görülmektedir. Bu durum, dijital çağda değerleri koruma ve aktarma çabalarının dağınık ve tepkisel bir düzeyde kalmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak tartışmaya açılması, dijitalleşmenin kaçınılmazlığı karşısında değerlerin korunmasına yönelik yeni ve sistematik bir düşünme biçimi sunmaktadır. Bu çerçevede sınırların görünmez hâle geldiği, küresel kültür ve değer aktarımının hızlandığı ve dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz ettiği bu dönemde Türkiye açısından da aileyi, bireyi, kimliği, inancı, değerleri koruyan, kamusal alanlardaki gerçekleşecek olan dijital dönüşümlerin her kademesinde koruyucu çerçeveye duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu ihtiyacı en kapsamlı biçimde karşılayan ve söz konusu dönüşümü teorik olarak açıklayan yaklaşım dijital muhafazakârlık perspektifidir. Dijital muhafazakârlık perspektifi, insanı merkeze alan tüm değerleri ailenin, kimliğin, inancın, tarihin, kadim kültürel mirasın ve hatta insan psikolojisinin- dijital çağın dönüştürücü ve çoğu zaman aşındırıcı etkilerinden korumayı amaçlayan kapsamlı bir stratejik çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda dijital sınırların belirlenmesi, ekran sürelerinin denetimi, sosyal medya kullanımının kontrollü biçimde düzenlenmesi ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 294 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bireyin özel alanının korunması temel stratejik başlıklar olarak öne çıkmaktadır. Bu makalenin odağında ise aile kurumunun korunmasına yönelik dijital muhafazakârlık stratejiler yer almaktadır. 5. Dijital Muhafazakârlık Stratejileri Dijital Sınırların Belirlenmesi Dijital çağın diğer tarihsel dönemlerden ayırt edici özelliği, fiziksel sınırların anlamını yitirmesidir. Artık kıta, ülke veya sınır kavramları dijital mecralarda büyük ölçüde erimektedir. Bireylerin paylaşımları, saniyeler içinde uçsuz bucaksız mesafeleri aşarak dünyanın herhangi bir noktasındaki bireylerin erişimine açılmaktadır. Sosyal medya platformları üzerinden bireyler, toplumsal, kültürel ve sosyal içeriklere sürekli maruz kalmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin sahip oldukları kültürel değerleri ve kadim mirası koruyabilmeleri, dijital araçları ve sosyal medyayı bilinçli, kontrollü ve iradeli bir şekilde kullanmalarını zorunlu kılmaktadır. Dijital mecraların bilinçli kullanımı, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile içi ilişkilerin sağlıklı biçimde sürdürülmesi açısından da hayati öneme sahiptir. Ekran süresinin sınırlandırılması, özellikle çocuklar için güvenli içerik filtrelerinin uygulanması, özel alan ve mahremiyetin korunması, bu alanların dijital mecralarda paylaşılmaması temel dijital muhafazakârlık stratejilerini oluşturmaktadır. Aile Değerlerinin Dijital Ortama Taşınması Dijital ortamda aile değerlerinin -yardımlaşma, koruma, işbirliği, merhamet, sevgi, saygı vb.- paylaşılması ve ailenin toplumsal önemi üzerine üretilen içerikler, söz konusu mecralarda ailenin işlevinin ve öneminin sürekli hatırlanmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür paylaşımlar, aile bireyleri arasında etkili iletişimi teşvik ederek, karşılıklı anlayış ve işbirliği ortamını güçlendirmektedir. Özellikle rehber niteliğindeki içerikler, aile içi karar alma süreçlerinde farkındalık yaratmakta, çatışma yönetimi ve duygusal destek mekanizmalarının geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca, bu paylaşımlar, bireylerin aile değerlerini içselleştirmesini destekleyerek, toplum genelinde kültürel ve ahlaki normların korunmasına dolaylı yoldan hizmet etmektedir. Sonuç olarak, aile değerlerinin dijital zeminde görünür kılınması ve bu değerlerin sürdürülebilir biçimde paylaşılması, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından hem bireysel hem de toplumsal açıdan kritik bir rol oynamaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 295 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Eğitim ve Farkındalık Stratejileri Dijital ortamda paylaşılan içeriklerin bireyler üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları, dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu çalışmaların özellikle aile yapısı, aile içi ilişkiler ve aile üyeleri bağlamında yürütülmesi ayrı bir önem taşımaktadır; çünkü aile, toplumu bir arada tutan temel işlevlerden birine sahiptir. Aile yapısının zayıfladığı toplumların uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir. Bireyler toplumsal değerleri, kültürel mirası ve insana, ahlaka ilişkin normları ilk olarak aile içinde öğrenmektedir. Bu yönüyle aile, toplumun adeta bir sigortası işlevi görmektedir. Bu nedenle, ilgili kurumların1 öncülüğünde aile üyelerine dijital dünyadaki riskler ve fırsatlar hakkında eğitim verilmesi dijital muhafazakârlık stratejilerinin merkezi bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, çocuklar ve gençlere dijital sorumluluk bilinci kazandırmaya yönelik yürütülecek eğitim ve farkındalık faaliyetleri de dijital muhafazakârlığın stratejik hedefleri arasında yer almaktadır. Toplumsal ve Kültürel Bağların Güçlendirilmesi Dijital çağın hızla ilerleyen dinamikleri ve kıtalararası kültürel etkileşimler karşısında, ulusal değerlere yönelik toplumsal ve kültürel bağların güçlendirilmesi kritik bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Dijital mecralarda üretilen içeriklerin, toplumsal bağları pekiştirecek ve kültürel mirasın yaygınlaşmasına katkı sağlayacak nitelikte olması, ulusal kültürün yabancı kültürler karşısında erimesini önleyecektir. Ayrıca, dijital araçlar aracılığıyla ulusal ve kültürel değerlerin paylaşımı bu paylaşımların sürdürülebilirliği, ulusal değerlerin korunmasına önemli katkılar sunmaktadır. Bu bağlamda, aile yapısının güçlendirilmesi, aile değerlerinin yaşatılması ve ailenin toplum içindeki rolünün vurgulanması yönündeki dijital içerikler de toplumsal bütünlüğün korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Dijitalin Bilinçli Kullanımı Dijital dünyanın sunduğu sayısız hizmet arasında kaybolmak ve bireysel özden uzaklaşmak yerine, dijitali bilinçli ve ölçülü bir şekilde tüketme iradesi, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından son derece kritik bir 1Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşlar vb. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 296 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. tutum olarak değerlendirilmektedir. Bireye herhangi bir fayda sağlamayan, zaman kaybına yol açan ve psikolojik sıkıntılara neden olabilecek sınırsız dijital kullanım, ciddi bir risk ve tehlike unsuru taşımaktadır. Her bireyin öz disiplin bilinciyle güçlü bir irade göstermesi, dijital bağımlılık tuzağından korunmasına önemli katkılar sunacaktır. Bu öz disiplin ve dijital mecraların iradeli kullanımı, aile üyeleri arasında da sağlanmalıdır. Aile fertlerinin işbirliği ve dayanışmasıyla, dijitalin eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaçlar dışında belirli zamanlarda kullanılmaması -başka bir deyişle, dijitalin minimal düzeyde ve ihtiyaç odaklı kullanımı- dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. 6. Dijitalleşme ve Aile İlişkileri Literatür Bulguları ve Tartışma Bu başlık altında dijital bağımlılık, dijital yalnızlık ve dijital çağda aile içi ilişkiler konusuna dair literatür araştırmalarında öne çıkan bulgular ele alınmaktadır. Söz konusu bulgular, dijital araçların aile içi ilişkiler üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla anlamaya yöneliktir. Bu bağlamda, literatür taramaları, dijital çağın aile dinamikleri üzerindeki karmaşık etkilerini daha bütüncül bir perspektifle değerlendirme imkânı sunmaktadır. Bu çerçevede literatür bulguları: Bayhan’ın (2020:119) lise öğrencileri üzerinde gerçekleştirdiği araştırma, internet bağımlılığının aile içi ilişki kalitesiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular, ebeveynlik tutumlarının çocukların dijital davranışlarını doğrudan etkilediğini göstermekte; özellikle ilgisiz, mesafeli veya yetersiz ebeveynlik pratiklerinin internet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet oranlarını anlamlı düzeyde artırdığı belirtilmektedir. Ayrıca aile bağlarının zayıf olduğu ya da ebeveynlerin ayrı yaşadığı aile tiplerinde çocukların dijital risklere maruz kalma olasılığının belirgin şekilde yükseldiği vurgulanmaktadır. Benzer biçimde Kavlak ve arkadaşlarının (2022:9) çalışması da aile ilişkilerinde yaşanan çatışma, iletişimsizlik veya duygusal kopukluk gibi olumsuzlukların internet bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık düzeyleriyle pozitif yönlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, dijital bağımlılık davranışlarının yalnızca bireysel faktörlerle değil, güçlü biçimde aile içi etkileşim örüntüleriyle şekillendiğine işaret etmektedir. Göldağ’ın (2018:14) lise öğrencileri üzerine gerçekleştirdiği araştırma, dijital oyun kullanımının aileler tarafından yeterince denetlenmediğini ve oyun The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 297 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. süreleri ile içeriklerinin çoğu zaman kontrolsüz kaldığını göstermektedir. Çalışmanın bulguları, dijital oyunlar üzerinde etkin bir ebeveyn kontrolü sağlanmadığında öğrencilerin internet bağımlılığı eğilimlerinin belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Alyanak’ın (2016:4) çalışması, internet bağımlılığının tedavi sürecinde güçlü aile ilişkilerinin kritik bir değişken olduğunu vurgulamaktadır. Araştırmaya göre, bağımlılığın altında yatan iletişim problemleri ve aile içi çatışmaların giderilmesi, bireyin bağımlılıkla baş etme kapasitesini önemli ölçüde güçlendirmekte; bu bağlamda aile içi iletişim kanallarının güçlendirilmesi, destekleyici bir iş birliği ortamının sağlanması ve duygusal dayanışmanın artırılması tedavi sürecinin başarısı açısından temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu iki çalışma birlikte değerlendirildiğinde, dijital bağımlılık davranışlarının önlenmesinde ve tedavi edilmesinde aile kurumu ile ebeveynlik pratiklerinin merkezi bir role sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ersoy ve Ağlar’ın (2024:17) araştırması, aile içinde açık iletişim kanallarının bulunmasının ve demokratik bir aile atmosferinin sağlanmasının dijital bağımlılık riskini anlamlı biçimde azaltan temel etkenler olduğunu göstermektedir. Çalışma, aile içi iletişimin niteliğinin çocukların dijital davranış örüntülerini doğrudan biçimlendirdiğini vurgulamaktadır. Buna paralel olarak Şen ve Erol (2024:3), aile içi iletişimin başlangıç noktasının ebeveynler olduğunu ifade etmekte ve anne-babanın sergilediği tutarlı, yapıcı ve sağlıklı iletişim biçiminin çocuklarla kurulacak ilişkinin temelini oluşturduğunu belirtmektedir. Araştırma bulguları, dijital teknolojilerin aile içi iletişimi zayıflatıcı etkilere sahip olabileceğini; ancak güçlü aile bağları, nitelikli etkileşim ve destekleyici ebeveyn tutumlarının bu olumsuz etkileri önemli ölçüde sınırlayabildiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda çalışmalar, dijital bağımlılığın önlenmesinde yalnızca teknolojik faktörlere değil, aile içi iletişim süreçlerinin kalitesine de odaklanılması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Haberli (2023:7), ebeveynlerin çocukların dijital araçlarla kurdukları ilişkiyi yönlendirmede belirleyici bir konumda bulunduğunu vurgulamakta ve literatürde ebeveynlik tutumlarının arabulucu, otoriter ve ortak izlenme şeklinde üç kategori altında incelendiğini aktarmaktadır. Arabulucu tutumdaki ebeveynler, çocuklarıyla dijital içeriklerin olumlu ve olumsuz yönlerini tartışarak rehberlik sağlayan, dijital farkındalık ve eleştirel medya okuryazarlığı gelişimini destekleyen bir yaklaşım benimsemektedir. Buna The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 298 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. karşılık otoriter tutum, baskıcı ve tek yönlü bir kontrol mekanizmasına dayandığından, çoğu zaman çocukların dijital içeriklere yönelik merak ve yönelimlerini artırmakta; ayrıca aile içi iletişimde çatışma ve uzlaşma sorunlarına yol açabilmektedir. Ortak izlenme tutumunda ise ebeveynler çocuklarıyla birlikte dijital araçları kullanarak daha etkileşimli, paylaşımcı ve işbirlikçi bir iletişim modeli geliştirmektedir. Araştırma bulguları, bu işbirlikçi yaklaşımın çocukların öğrenme süreçlerine ve dijital deneyimlerinin niteliğine anlamlı düzeyde olumlu katkı sunduğunu göstermektedir. Böylece çalışma, ebeveynlik tarzlarının dijital davranışları şekillendiren güçlü bir sosyopedagojik faktör olduğunu ileri sürmektedir. Karaboğa (2019:16) araştırmasında, uzun süreli dijital medya kullanımında aile içi iletişimin ve aile bağlarının zayıflayacağı vurgulanmaktadır. Araştırma, aile üyeleri arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi için ebeveynlere dijital medya okuryazarlığı eğitimini önermektedir. Bu eğitimin zaman yönetimi başta olmak üzere hem eşler arasındaki iletişime hem de ebeveyn-çocuk iletişimine olumlu katkı sağlayacağı eğitimin sağlayacağı faydalar olarak öne çıkmaktadır. Barış ve Yeşilyurt’un (2025:8) araştırmasında dijital mecraların yalnızca kullanım sıklığının değil, bu platformlarda paylaşılan içeriklerin niteliğinin de aile ilişkilerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Özellikle kıyaslama, rekabet ve idealize edilmiş yaşam temsilleri içeren paylaşımların aile içi iletişimde güvensizlik, yetersizlik hissi ve duygusal kopukluk gibi sonuçlara yol açtığı belirtilmektedir. Fenomenleşmiş içeriklerin de benzer biçimde aile dinamiklerini olumsuz etkilediği ifade edilmektedir. Çalışma, bu olumsuz etkilerin azaltılabilmesi için ailelere dijital içerik yönetimine yönelik stratejik öneriler sunmakta; bilinçli kullanım, içerik seçimi ve dijital etkileşim sınırlarının belirlenmesi gibi uygulamaların önemine dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda her iki araştırma, dijital mecraların aile yapısı üzerindeki etkilerinin hem kullanım biçimi hem de içerik türleri üzerinden çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Akbaş ve Dursun’un (2020:11) araştırması, dijital teknolojilerin uzun süreli kullanımının özellikle çocuklar üzerinde bilişsel, davranışsal ve sosyal düzeyde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, bu olumsuzlukların önlenmesinde baskıcı veya yasaklayıcı ebeveynlik tarzlarının etkili olmadığını, aksine ebeveynlerin dijital teknolojiyi bilinçli, kültürel ve pedagojik bir perspektifle kullanma The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 299 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. becerilerini geliştirmelerinin kritik bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. Çalışma, bu bağlamda dijital ebeveynlik kavramını öne çıkararak dijital kültürün aile içinde geliştirilmesinin, Arslan’ın (2020:2) ifadesiyle “dijital yerlilerin” sağlıklı biçimde yetiştirilmesi açısından temel bir gereklilik olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde Yurdakul, Dönmez, Yaman ve Odabaşı (2013:6), dijital bağımlılığın önlenmesinde dijital ebeveynliğin merkezi bir rol üstlendiğini ifade ederek kavramı; dijital araçlara hâkim olan, dijital mecralardaki fırsat ve risklerin bilincinde bulunan, çocuklarını çevrimiçi tehditlere karşı koruyan, gerçek ve sanal dünyada haklara saygı kültürünü aktaran ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilen bireylerin sergilediği ebeveynlik biçimi olarak tanımlamaktadır. Bu doğrultuda dijital ebeveynlik, çocukların dijital dünyada güvenli, bilinçli, etik ve sürdürülebilir biçimde var olabilmelerini sağlayan temel bir rehberlik çerçevesi sunmaktadır. 7. Sonuç İnsanlık tarihi, her büyük yeniliğin arkasındaki köklü toplumsal dönüşümlerin itici gücüyle durmaksızın şekillenen bir değişim ve dönüşüm yolculuğudur. Ateşin bulunması, yazının icadı, buharlı makinelerin üretime dâhil edilmesi, elektriğin keşfi ve nihayetinde internetin ortaya çıkışı, insan yaşamında paradigmatik kırılmalara yol açan başlıca dönüm noktalarıdır. Bu yenilikler, toplumların beslenme alışkanlıklarından yerleşik yaşam pratiklerine, ticaret ve üretim yöntemlerinden iletişim biçimlerine kadar geniş bir yelpazede radikal değişim süreçlerini tetiklemiştir. 21.yüzyıl diğer adıyla dijital çağ, internetin keşfiyle birlikte dijital iletişimin küresel ölçekte yeniden biçimlendiği bir döneme işaret etmektedir. İnternetin sağladığı altyapı sayesinde dünya üzerindeki milyarlarca insan, fiziksel sınırların belirleyiciliğinden bağımsız olarak aynı dijital zeminde bir araya gelebilme imkânına kavuşmuştur. Bu yeni iletişim ortamı bireylere önemli fırsatlar sunmakla birlikte, beraberinde çeşitli risk ve tehditleri de taşımaktadır. Söz konusu risklerin ulusal ve yerel kültürler açısından kritik yönü, farklı kültürel kodlara ve değer sistemlerine kontrolsüz biçimde maruz kalma sonucunda ulusal değerlerden uzaklaşma ihtimalinin artmasıdır. Bireyin sosyalleşmesinde ve toplumun sürekliliğinde temel bir rol üstlenen aile kurumunun dijital ortamlardan gelebilecek olası tehditlere karşı korunması, toplumsal bütünlük açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede makale bireyin kendisiyle ve çevresiyle (aile, toplum vb.) olan The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 300 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. iletişimini dijital çağın baş döndüren teknolojileri karşısında korumak için “dijital muhafazakârlık” kavramını teklif etmesiyle özgün ve ayırt edici yönüyle öne çıkmaktadır. Dijital muhafazakârlık yaklaşımı, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma geliştirmek yerine, dijital alanı değer temelli bir mücadele ve üretim sahası olarak ele almakta; değerlerin korunmasını dijital platformların etkin ve stratejik kullanımına bağlamaktadır. Dijital muhafazakârlık, muhafazakâr değerlerin dijital çağın iletişim biçimleriyle yeniden ifade edilmesini ve dolaşıma sokulmasını esas alan bir kavramsallaştırmadır. Bu yaklaşım, geleneği dijitalleşmenin karşısında sabit ve değişmez bir unsur olarak değil, dijital mecralarla etkileşim hâlinde yeniden müzakere edilen dinamik bir yapı olarak ele almaktadır. Rusya’da dijital muhafazakârlık, özellikle yeni medya aracılığıyla vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeniden çerçevelenmesi bağlamında teorik bir içerik kazanmıştır. Buna karşılık Türkiye’de kavram henüz literatürde sistematik biçimde ele alınmamış olsa da hızlı dijitalleşmenin toplumsal yapılar üzerindeki etkileri, dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Makale, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi bireysel deneyimlerin aile bağlarını nasıl zayıflattığına ilişkin bulguları bir araya getirerek literatürdeki dağınık bilgi birikimini sistematik bir çatı altında toplamaktadır. Bununla birlikte dijital iletişimin hızlanmasıyla aile üyeleri arasındaki fiziksel ve duygusal mesafenin nasıl yeniden tanımlandığına dair özgün tespitler sunarak, aile sosyolojisi ve iletişim çalışmaları alanlarında önemli bir tartışma zemini oluşturmaktadır. Sonuç olarak makale, dijital muhafazakârlığı Türkiye literatüründe kavramsal bir öneri olarak tartışmaya açarak, dijitalleşme ile değerler arasındaki ilişkiye yönelik dağınık tartışmaları bütünlüklü bir çerçeveye oturtmayı hedeflemektedir. Çalışmanın özgünlüğü, dijital muhafazakârlığı ne dijitalleşmeye karşı bir reddiye ne de geleneksel değerlerden kopuş olarak ele alması; aksine dijital platformların değer temelli ve normatif ilkeler doğrultusunda etkin kullanımını savunan kurucu bir yaklaşım geliştirmesinde yatmaktadır. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görülen dijital muhafazakârlık tartışmalarının Türkiye bağlamına taşınması, karşılaştırmalı bir perspektif sunarak literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr düşüncenin edilgen değil, yönlendirici ve üretken bir rol üstlenebileceğini The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 301 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. göstermekte; dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin akademik tartışmalara özgün bir katkı sunmaktadır. 8. Öneriler Dijital çağın olumsuz etkilerini azaltmak, dijital mecraların daha bilinçli, kontrollü ve kültürel duyarlılıkla kullanılmasını sağlamak amacıyla makale genç, ebeveyn, akademi, bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, resmî kurumlar ve daha birçok kurum-kuruluşa çeşitli öneriler sunmaktadır. *Birey, aile ve toplumların dijital mecraların olumsuz etkilerine karşı daha kırılgan hâle geldiği görülmektedir. Bu nedenle, değer üreten ve değer aktarımını önceleyen bir dijital zeminin inşası zorunludur. Bu zemini ifade eden en kapsamlı kavram dijital muhafazakârlıktır. Dijital muhafazakârlık, dijital teknolojilerin hayatın her alanına nüfuz ettiği çağımızda birey, aile ve toplumların değerlerini, kimliklerini ve geleneksel normlarını koruma yönündeki bilinçli duruşu ifade etmektedir. *Dijital muhafazakârlık yaklaşımının Türkiye bağlamında işlevsel hâle gelebilmesi için, dijitalleşme politikalarının yalnızca teknik altyapı ve verimlilik ekseninde değil, değer temelli bir perspektifle ele alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda, kamu yönetimi ve kamu hizmetlerinde yürütülen dijital dönüşüm süreçlerinin etik ilkeler, mahremiyet hassasiyeti ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla birlikte yapılandırılması önem taşımaktadır. Dijital platformların, kültürel sürekliliği destekleyen ve toplumsal değerlerin aktarımını güçlendiren araçlar olarak değerlendirilmesi, dijitalleşmenin değerlerle çatışan değil, değerleri yeniden üreten bir sürece dönüşmesine katkı sağlayacaktır. *Akademik düzeyde dijital muhafazakârlık kavramının sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk ve iletişim çalışmaları ekseninde disiplinlerarası biçimde ele alınması, kavramın teorik derinliğini artıracaktır. Eğitim, medya ve dijital okuryazarlık politikalarında değer temelli içeriklerin teşvik edilmesi de dijital muhafazakârlığın pratik karşılıklarını güçlendirecek önemli adımlar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda dijital alan, muhafazakâr değerlerin savunulduğu bir “tehdit alanı” olmaktan çıkarılarak, değer temelli bir toplumsal inşa zemini olarak yeniden düşünülmelidir. *Yerli ve değer odaklı dijital içerik üretimi teşvik edilmelidir. Bu kapsamda kamu destekli projelerin yaygınlaşmasına ihtiyaç vardır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 302 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. *Dijital ortamlarda özel alanın korunması ve mahremiyet bilincinin güçlendirilmesi, bireylerin dijitalleşme sürecinde psikolojik bütünlüklerini korumaları açısından kritik önem taşımaktadır. *Dijital ebeveynlik farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, çocukların ve gençlerin dijital risklerden korunması ve sağlıklı dijital alışkanlıklar geliştirmesi için gereklidir. *İlköğretimde seçmeli ders olarak sunulan “Medya Okuryazarlığı” dersinin lise ve yükseköğretim düzeylerinde de zorunlu hâle getirilmesi, eleştirel dijital bilinç geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir. *Dijital mecralarda doğruluk, adalet, saygı ve mahremiyet gibi etik değerlerin yaşatılmasına yönelik içerik üretiminin artırılması, dijital kültürün etik zeminde şekillenmesine katkı sağlayacaktır. *Baskıcı, otoriter ve yasaklayıcı ebeveyn modelleri yerine; hoşgörülü, empati kurabilen, çocuklarıyla iletişim ve müzakere becerisi geliştirebilen bir ebeveyn yaklaşımının teşvik edilmesi gerekmektedir. *Aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın niteliğinin artırılması, ortak etkinliklerle duygusal ve sosyal bağların anlamlı biçimde güçlendirilmesi önemlidir. *Aile içi ilişkilerde merhamet, saygı, sevgi, aidiyet, paylaşım, hoşgörü ve güven temelli ilişkilerin güçlendirilmesi hem aile bütünlüğünü hem de toplumsal dayanıklılığı destekleyen temel bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. *Dijital mecralarda dezenformasyon, manipülasyon ve sahte içeriklerle mücadele için hem teknolojik hem de pedagojik temelli doğrulama mekanizmaları geliştirilerek kullanıcıların eleştirel dijital düşünme becerileri desteklenmelidir. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 303 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Kaynakça Akkaş, Hasan Hüseyin (2003). Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4(2), 241-254. Aksan, Gamze. (2025) Ebeveyn ve Genç İlişkisinde Aile Tutumları ve Aile Değerleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Habitus Toplumbilim Dergisi, 6, 95-124. Alkan, Buse (2023). Instagram’ın Evli Çiftlerin Aile Yaşantısına Etkileri. İletişim Bilimi Araştırmaları Dergisi 3(3), 218-235. Alyanak, Behiye (2016). İnternet Bağımlılığı. Klinik Tıp Pediatri Dergisi 8 (5), 20-24. Akbaş, Özge Zeybekoğlu ve Dursun, Cansu (2020). Teknolojinin Aileye Etkisi: Değişen Ailenin Dijital Ebeveyn ve Çocukları. Turkish Studies-Social, 15(4), 2245-2265. Akar, Damla (2025). Sosyal Medyada Aile Algısı: Ekşi Sözlük Tanımları Üzerine Bir Değerlendirme. Trt Akademi, 10(24), 800-829. Arslan, Aysel 2020). Üniversite Öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Düzeylerinin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi. International E-Journal of Educational Studies, 4(7), 27-41. Barış, Özlem ve Yeşilyurt, Segah (2025). Sosyal Medyada Ailelerin Medyatikleşmesi: Popüler Aileler Örneği, TRT Akademi, 10(24), 624-651. Bassin, Mark ve diğerleri (2016). Eurasia 2.0: Russian geopolitics in the age of new media. Bloomsbury Publishing PLC. Bayer, Ali (2013). Değişen Toplumsal Yapıda Aile. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4(8), 101-129. Bayhan, Vehbi (2020). Z Kuşağı Lise Gençlerinde Sosyal Medya Bağımlılığı İle Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyet Deneyimleri. İlahiyat Akademi (12), 117-144. Beneton, Phillipe (2016). Muhafazakârlık, Le Conservatisme. (C. Akalın Çev.), İstanbul: İletişim. Çaha, Ömer (2004). Muhafazakâr Düşüncede Toplum, Liberal Düşünce Dergisi, (34), 15-24. Çamurdaş, Kübra (2023) Türkiye’de Gelenek ve Modernite Geriliminde Muhafazakârlık: Hareket Dergisi Örneği1. Çiftçi, Ayşe Nur (2023). Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü Örneği.” Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 25 (Özel Sayı), 489-514. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 304 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Duran, Resul (2022). Türkiye Aile Yapısının Geleceğine Yönelik Çıkarımların Değerlendirilmesi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Dergisi, 2(1), 147-164. Gilbert, Andrew Norman (2016). British Conservatism and The Legal Regulation of İntimate Adult Relationships, 1983-2013 (Doctoral Dissertation, Ucl (University College London)). Güler, Zeynep (2016). Muhafazakârlık, Kadim Geleneğin Savunusundan Faydacılığa. H.B.Örs (Der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler (Ss. 115-162). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi. Göldağ, Battal (2018). Lise Öğrencilerinin Dijital Oyun Bağımlılık Düzeylerinin Demografik Özelliklerine Göre İncelenmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 15 (1), 1287-1315. Güngörmez, Bengül (2004). Muhafazakâr Paradigma: “Dogma” ve “Önyargı. Muhafazakâr Düşünce Dergisi, 1(1), 11-30. Deveoğlu, Müge (2024). Yalnızlığın Yeni Hali: Dijital Yalnızlık. Sosyologca, 9/18-19, 341-352. Dikeçliğil, F. Beylü (2012). Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu, Muhafazakâr Düşünce, 8(31), 21-52 Ersoy, Mustafa ve Ağlar, Cengiz (2024). Trdizin Veri Tabanındaki Dijital Bağımlılık Araştırmalarına Genel Bakış (2013-2023). Haberli, Mehmet (2023). Dijital Çağda Aile: Ebeveynleriyle İlişkisi Çerçevesinde Gençlik ve Din. Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi, 7(3), 374-389. Havalı, Sibel (2024). Dijital Bağımlılık Üzerine Güncel Tartışmalar. Ankara: Berikan Yayınevi. Karaboğa, Mehmet Tahir (2019). Dijital Medya Okuryazarlığında Anne ve Baba Eğitimi.” Opus International Journal of Society Researches, 14(20), 2040-2073. Karayaman, Saffet ve diğerleri (2025) Kalabalık Yalnızlık Ölçeği. Kazachanskaya, Elena ve Mamychev, Alexey (2021). Conser-vatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems' Digital Transformation. European Proceedings of Social and Behavioural Sciences. Kır, İbrahim (2011). Toplumsal Bir Kurum Olarak Ailenin İşlevleri. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 10(36), 381–404. Özdoğan, Ogan (2017). Endüstri 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi ve Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları, Pusula. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 305 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Özsarı, Arif ve Deli, Şekip Can (2023). Dijital Okuryazarlık ve Dijital Bağımlılık İlişkisi: Hokey Sporcuları Araştırması. The Online Journal of Recreation and Sports, 12(4), 491-501. Şen, Gülyaşar Erol, Ayten (2024). Modernleşme Sürecinde Dijital Medyanın Aile Üzerindeki Etkileri.” Kaide Dergisi (Asbü Uluslararası Aile Araştırmaları Dergisi), 2 (1), 1-30. Turğut, Faruk (2017). Tarihsel Süreçte Aile Kurumunun Dönüşümü ve Geleceğine Yönelik Çıkarımlar. Medeniyet ve Toplum Dergisi, 1(1), 93-117. Ültay, Eser ve diğerleri (2021), Sosyal Bilimlerde Betimsel İçerik Analizi.” Ibad Sosyal Bilimler Dergisi, (10), 188-201. Yengin, Deniz (2019). Teknoloji Bağımlılığı Olarak Dijital Bağımlılık. Turkish Online Journal of Design Art and Communication, 9(2), 130-144. Yetkin, Elif Gizem ve Coşkun, Kemal (2021). Endüstri 5.0 (Toplum 5.0) ve Mimarlık, Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi, (27), 347-353. Yurdakul, Işıl ve diğerleri (2013). Dijital Ebeveynlik ve Değişen Roller. Gaziantep University Journal of Social Sciences, 12(4), 883-896. Yıldırım, İrfan (2021). Sosyal Medya, Dijital Bağımlılık ve Siber Zorbalık Ekseninde Değişen Aile İlişkileri Üzerine Bir Değerlendirme.” Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9 (5), 1237-1258. Yurt, Remziye Gül (2025). Dijital Muhafazakârlık: Gelenekten Dijitale Muhafazakârlığın Dönüşümü. İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları. Zorlu, Yaşar (2025). Sosyal ve Dijital Medyanın Aile İçi İletişim Üzerindeki Olumsuz Etkileri Ve Sosyal Sonuçları. Erciyes İletişim Dergisi, 12(2), 599-620. Https://Tdk.Gov.Tr/İcerik/Basindan/2024-Yilinin-Kelimesi-Kavrami-Kalabalik Yalnizlik/ The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 306 https://dergipark.org.tr/tr/pub/tinisos/article/1838435

Featured post

İRAN-İSRAİL-ABD SAVAŞI VE TÜRKİYE'NİN BARIŞI SAĞLAMA ÇABALARI

  Birinci Haftanın Bilançosu: Ateş Çemberinde Diplomasi 7 Mart 2026 Ortadoğu, 28 Şubat 2026'da başlayan ve bir haftayı geride bıra...