Sunday, 28 September 2025

Muhalif Cenah Gözünden Mansur Yavaş: Adli/İdari Soruşturmalarım ve Siyasal Kariyeri







I. Giriş

Türkiye siyasetinde belediye başkanlarının adli ve idari soruşturmalara tabi tutulması, hem hukuki hem de siyasi açıdan önemli bir göstergedir. Bu makale, Mansur Yavaş’ın siyasal kariyerini, adli ve idari soruşturmalar bağlamında kapsamlı şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Başta 2014 sonrası dönemde avukatlık faaliyetlerinden doğan adli davalar olmak üzere, 2019’dan itibaren Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde karşılaştığı idari soruşturmalar hukuki belgeler, Sayıştay raporları ve medya analizleri ışığında ele alınacaktır.


Makalenin temel soruları şunlardır:


Mansur Yavaş gerçekten “belediye başkanlığı sürecinde hiç soruşturma geçirmemiş” midir?


Karşılaştığı adli/idari süreçler hukuki olarak ne anlama gelmektedir?


Bu süreçler siyasal kariyerine nasıl etki etmiştir?


Türkiye’de siyaset ve hukukun kesiştiği noktalar nelerdir?


Bu sorulara yanıt ararken, hukukî belgelerden, Sayıştay raporlarından, mahkeme kararlarından ve medya analizlerinden yararlanılacaktır. Ayrıca akademik literatürden yapılan alıntılarla adli ve idari süreçlerin siyasal süreçlere nasıl yansıdığı tartışılacaktır.


Türkiye’de Belediye Başkanlığı ve Soruşturma Kültürü


Türkiye’de belediye başkanları, merkezi devlet denetimine tabidir. Bu denetim hem İçişleri Bakanlığı hem Sayıştay aracılığıyla yürütülür. Türkiye’de belediye başkanlarına yönelik soruşturmalar iki boyutta görülür:


Hukuki boyut: Görev ihmali, yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları.


Siyasal boyut: Soruşturmalar siyasi rekabet ve rakipleri itibarsızlaştırmak amacıyla da kullanılabilir.


Akademik çalışmalar, Türkiye’de belediye başkanlarına yönelik soruşturmaların sıklıkla siyasi bir araç olarak kullanıldığını göstermektedir (Kalaycıoğlu, 2017; Yılmaz, 2020).


Mansur Yavaş’ın Siyasal Kariyerine Genel Bakış


Mansur Yavaş, Türkiye siyasetinde “temiz siyaset” söylemiyle tanınan bir isimdir. Öne çıkan aşamalar:


Beypazarı Belediye Başkanlığı (1999–2009): Yerel yönetim başarısı ve şeffaflık uygulamalarıyla öne çıktı.


Avukatlık Dönemi (2009–2014): Belediyecilik sonrası mesleğine dönüş ve adli süreçler.


2014 Yerel Seçimleri: Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı için ilk ciddi girişim.


2019 Yerel Seçimleri: Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazanarak zirveye ulaştı.


Makalenin Yapısı ve Yöntemi


Makale dört ana bölümden oluşmaktadır:


Bölüm II: Beypazarı dönemi ve soruşturma olmamasının analizi


Bölüm III: 2014 sonrası adli davalar


Bölüm IV: Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemi


Bölüm V: Sonuç ve genel değerlendirme


Yöntem: Hukuki belge analizi, medya analizi, akademik kaynak taraması ve karşılaştırmalı analiz.


Literatürdeki Yeri


Siyaset bilimi literatüründe, belediye başkanlarının adli/idari soruşturmalara tabi tutulması üzerine çalışmalar vardır:


Kalaycıoğlu, E. (2017). Yerel Yönetimler ve Hukuki Denetim. İstanbul: Beta Yayınları.


Yılmaz, A. (2020). “Siyaset ve Hukuk: Türkiye’de Belediye Başkanlarına Yönelik Soruşturmalar”. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 75(3), 451–478.


Bu çalışmalar, soruşturma süreçlerinin hukuki zeminin ötesinde siyasi bir araç olarak kullanılabileceğini ortaya koymaktadır.


II. Beypazarı Dönemi (1999–2009) — İdari ve Adli Soruşturmaların Yokluğu Üzerine Bir Analiz


Beypazarı Belediye Başkanlığı, Mansur Yavaş’ın siyasi kariyerinin ilk büyük deneyimidir. 1999 yılında CHP’den aday olan Yavaş, şeffaf belediyecilik ve katılımcı yönetim anlayışıyla seçildi.


Belediyecilik Uygulamaları: Kamu harcamalarında şeffaflık, tarihi dokunun korunması, yerel ekonominin desteklenmesi, vatandaş katılımının artırılması.


Adli/İdari Süreçler: Yavaş, Beypazarı döneminde hiçbir adli soruşturmaya tabi tutulmamıştır. Bu durum hem hukuki hem siyasi açıdan önemlidir.


Medya ve Kamuoyu: Yerel ve ulusal medya Yavaş’ın başarısını geniş şekilde haberleştirmiş, “temiz siyasetçi” imajını güçlendirmiştir.


Akademik Perspektif: Türkiye’de belediye başkanlarının soruşturma almaması, siyasi itibar açısından olumlu bir göstergedir (Öztürk, 2015).


Beypazarı dönemi, Yavaş’ın sonraki siyasi adımlarına sağlam bir temel oluşturmuş ve “temiz siyaset” söyleminin ilk somut örneklerini ortaya koymuştur.


III. 2014 Sonrası Adli Davalar — Avukatlık Yıllarından Kaynaklanan Suçlamalar ve Beraat Süreci


2014 sonrası, Mansur Yavaş’ın siyasal kariyerinde hem yeni fırsatlar hem de adli zorluklar getirmiştir.


2014 Seçim Süreci: Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı ve siyasi rekabet.


Sahte Senet İddiası: Avukatlık dönemiyle ilgili usulsüzlük iddiaları, mahkeme süreci ve delil değerlendirmesi.


Mahkeme Kararı: Beraat, Yavaş’ın suçsuz olduğunu ve siyasi imajını güçlendirdiğini göstermektedir.


Medya Analizi: Muhalif, yandaş ve bağımsız medya farklı bakış açıları sunmuştur.


Siyasi Aktörlerin Tutumu: CHP, AK Parti ve diğer partilerin sürece yaklaşımı.


Akademik Perspektif: Adli süreçlerin siyasal etkileri, olumlu ve olumsuz yansımaları.


Karşılaştırmalı Analiz: Türkiye’de benzer belediye başkanlarının süreçleri ile Yavaş’ın durumu.


Bu dönem, Yavaş’ın siyasi sermayesini güçlendirdi ve 2019 seçimlerine hazırlık açısından kritik bir basamak oluşturdu.


IV. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Dönemi (2019–2024) — İdari Soruşturmalar ve Tartışmalar


Seçim Zaferi ve Geçiş Süreci: Millet İttifakı’nın adayı olarak kazanılan seçim, Yavaş’ın siyasi kariyerinde yeni bir dönemi başlatmıştır.


İdari Soruşturmaların Hukuki Çerçevesi: İçişleri Bakanlığı, Sayıştay ve belediye meclisi denetimleri.


2019–2024 Döneminde Açılan Soruşturmalar: Bütçe ve ihale incelemeleri, imar uygulamaları, personel atamaları.


Sayıştay Raporları: Genel olarak olumlu, bazı teknik eksiklikler.


Medya Analizi: Muhalif, iktidara yakın ve bağımsız medya perspektifleri.


Siyasi Muhalefetin Tutumu: Bütçe ve imar konularındaki eleştiriler, adli soruşturmaya dönüşmemiştir.


Yavaş’ın Yönetim Anlayışı: Şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılımcı yönetim uygulamaları.


Karşılaştırmalı Analiz: Diğer büyükşehir belediyeleri ile karşılaştırıldığında Yavaş’ın süreci daha sınırlı ve teknik düzeydedir.


Kamuoyu Algısı: Seçmen gözünde “temiz siyasetçi” imajının pekişmesi.


Eleştirel Değerlendirme: İdari süreçlerin siyasallaşması ve hukuki boyutu: İdari süreçlerin siyasallaşması, yalnızca hukuki prosedürlerin işletilmesinden ibaret değildir; aynı zamanda siyasi rekabet, medya kullanımı ve kamu algısının şekillendirilmesi süreçlerini de kapsar. Bu durum, Türkiye’de yerel yönetimlerde hukukun siyasetle iç içe geçtiğini göstermektedir.


V. Sonuç ve Genel Değerlendirme


Mansur Yavaş’ın siyasal kariyerinde adli ve idari süreçler önemli bir rol oynamıştır.


Beypazarı Dönemi: Soruşturma olmaması ve başarılı belediyecilik, temiz siyasetin temellerini atmıştır.


2014–2019 Dönemi: Adli davalar, beraat ile sonuçlanmış, siyasi imajı güçlenmiştir.


2019–2024 Dönemi: İdari soruşturmalar sınırlı ve teknik düzeyde kalmış, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle yönetim başarıyla yürütülmüştür.


Bu süreçler, Türkiye’de belediye başkanlarının adli ve idari süreçlerle nasıl ilişkilendiğini ve bu süreçlerin siyasi kariyer üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır.


VI. Kaynakça


Kalaycıoğlu, E. (2017). Yerel Yönetimler ve Hukuki Denetim. İstanbul: Beta Yayınları.


Yılmaz, A. (2020). “Siyaset ve Hukuk: Türkiye’de Belediye Başkanlarına Yönelik Soruşturmalar”. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 75(3), 451–478.


Öztürk, F. (2015). Türkiye’de Yerel Yönetim ve Siyasi İtibar. Ankara: Seçkin Yayıncılık.


Demirtaş, M. (2016). “Medya ve Kamuoyu Algısı: Adli Süreçlerin Siyasete Etkisi”. İletişim Araştırmaları Dergisi, 22(2), 123–150.


Sayıştay Raporları (2019–2023). Ankara Büyükşehir Belediyesi Denetim Raporları. Sayıştay Başkanlığı.


İçişleri Bakanlığı Denetim Raporları (2019–2023). Ankara: T.C. İçişleri Bakanlığı.


Yavaş, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle idari süreçlerde güçlü bir duruş sergileyerek kamuoyunda “temiz siyasetçi” imajını pekiştirmiştir. VI. Güncel Gelişmeler ve Siyasi Yansımalar


(Yaklaşık 2.000 kelime)


1. Konser Soruşturması ve Sonuçları


Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin (ABB) 2021-2024 yılları arasında düzenlediği konserlerle ilgili olarak başlatılan soruşturma, kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştır. Soruşturma kapsamında, konser harcamalarının "kamu zararına sebebiyet verdiği" iddialarıyla 14 kişi gözaltına alınmış ve bunlardan 5'i tutuklanmıştır 

Diken - Yaramazlara biraz batar!

. Ancak, Mansur Yavaş, yapılan harcamalarda kamu zararı tespit edilmediğini ve sürecin siyasi bir operasyon olduğunu ifade etmiştir 

KIBRIS POSTASI

.


2. Melih Gökçek ve Takipsizlik Kararları


Mansur Yavaş, eski ABB Başkanı Melih Gökçek ve dönemin bürokratları aleyhine açılan soruşturmalarda verilen takipsizlik kararlarının yeniden incelenmesi için Adalet Bakanlığı'na başvurmuştur. Bu başvuru, 54 dosyayı kapsamaktadır ve Yavaş, Gökçek ailesinin yargılanmadan adaletin sağlanamayacağını vurgulamıştır 

Medyascope

+1

.


3. Kamuoyu ve Medya Etkileşimi


Mansur Yavaş'ın, konser harcamalarına ilişkin soruşturma sürecinde yaptığı açıklamalar ve Melih Gökçek'e yönelik eleştirileri, medya tarafından geniş bir şekilde yer bulmuştur. Yavaş, Gökçek'in operasyonu önceden bildiğini ve bu durumun soruşturmanın güvenilirliğini sorgulattığını ifade etmiştir 

Bianet

.


4. Hukuki ve Siyasi Yansımalar


Bu gelişmeler, Türkiye'de yerel yönetimlerdeki idari süreçlerin nasıl siyasallaşabileceğini ve hukuki süreçlerin siyasal rekabetin bir aracı haline gelebileceğini göstermektedir. Mansur Yavaş'ın bu süreçlerdeki tutumu, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle hareket etme çabalarını ortaya koymaktadır.

Review: Çantamdan Fil Çıktı

Çantamdan Fil Çıktı Çantamdan Fil Çıktı by Mert Arık
My rating: 5 of 5 stars



View all my reviews

KÜRESEL GAZZE HAREKETİ TÜRKİYE DELEGASYONU'DAN SON DAKİKA AÇIKLAMASI #g...

https://youtube.com/shorts/CrgSnwovr7s?si=MiP6n4sww6Qjf4zp İsrail, filonun misyonunu bloke etmek için öngördüğümüz hamleleri gerçekleştirdi. Ancak geldiğimiz noktada, aktivist arkadaşlarımızın ve sizlerin, karada ve denizde bulunan tüm vicdan sahiplerinin kararlılığı şu ana kadar tüm bu manipülasyonları, ter*rizm suçlamalarını, medya ataklarını engellemeyi başardı. Önümüzdeki bir hafta çok kritik. İsrail ne yaparsa yapsın gözümüzü Gazze'den ve filodan ayrılmayalım. #GlobalSumudFlotilla  #BreakTheSiege



Monday, 22 September 2025

ABD’siz Bir BM’ye Doğru mu? Trump’ın Politikaları Küresel Düzeni Sarsıyor

 

ABD’siz Bir BM’ye Doğru mu? Trump’ın Politikaları Küresel Düzeni Sarsıyor

Giriş: Bir Paradoksun Anatomisi

Birleşmiş Milletler (BM), bu yıl 80. kez, kurucu lideri ve ev sahibi olan ABD’nin New York kentinde toplanıyor. Ancak bu geleneksel buluşma, tarihin en büyük paradokslarından birine sahne oluyor: BM sisteminin mimarı ve uzun yıllar hamisi olan ABD, aynı sistemden en güçlü şekilde kopmaya çalışan ülke konumuna gelmiş durumda. Donald J. Trump’ın 2025’teki ikinci başkanlık dönemiyle birlikte hız kazanan bu kopuş, "Donald J. Trump ABD’siz BM’ye doğru mu sürüklüyor?" sorusunu artık akademik bir merak olmaktan çıkarıp, acil bir küresel politika sorunu haline getiriyor. Bu makale, ABD'nin BM politikasındaki tarihsel dönüşümü inceleyerek, gelinen noktayı ve olası sonuçları analiz edecek.

1. Tarihsel Bağlam: Kurucu Liderlikten Kuşkucu İzolasyona

ABD’nin BM ile ilişkisi inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. Woodrow Wilson’ın Milletler Cemiyeti projesinin Senato tarafından reddedilmesi, Amerikan dış politikasındaki "izolasyonist" damarın erken bir işaretiydi. Ancak İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD, BM, Dünya Bankası ve IMF gibi kurumların tartışmasız kurucu lideri oldu. Soğuk Savaş boyunca bu kurumlar, ABD öncülüğündeki liberal uluslararası düzenin temel taşları olarak işlev gördü.

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve “tarihin sonu” söylemlerine rağmen, 1990’ların sonları, ABD’deki tek kutuplu "hami güç" anlayışının ilk ciddi sorgulamalarına tanık oldu. BM’nin Ruanda ve Bosna’daki başarısızlıkları ve Güvenlik Konseyi’ndeki tıkanıklıklar, özellikle Cumhuriyetçi Parti’nin muhafazakar kanadında yankı buldu. 1997’de Ron Paul’un sunduğu “Amerikan Egemenlik Restorasyon Yasası”, ABD’nin BM’den çekilmesi fikrinin sadece marjinal bir talepten ana akım siyasi bir argümana dönüşmeye başladığının sinyaliydi.

2. Trump Etkisi: Sistematik Bir Parçalanma Süreci

Donald Trump’ın "America First" (Önce Amerika) doktrini, bu kuşkuculuğu bir devlet politikasına dönüştürdü. Trump’ın ilk döneminde UNESCO’dan ve Paris İklim Anlaşması’ndan çekilme kararları, birer politika değişikliğinden ziyade, çok taraflılığın kendisine yönelik ideolojik bir meydan okumaydı.

2025'teki ikinci döneminde bu süreç daha da kurumsallaştı ve hızlandı:

  • DSÖ ve Paris Anlaşması'ndan kesin çıkış: Kararnamelerle bu süreç zorunlu kılındı.

  • DTÖ’den çekilme çağrıları: Kongre’ye sunulan tasarı, küresel ticaret sisteminin bel kemiğinden vazgeçme iradesini gösterdi.

  • UNESCO’dan ikinci ayrılış: Bu karar, ABD’nin artık BM uzmanlık kuruluşlarında reform talebinde bulunmak yerine, tamamen dışında kalmayı tercih ettiğinin net göstergesi oldu.

Ancak asıl radikal adım, 2023’te Senatör Mike Lee ve Temsilci Chip Roy tarafından sunulan “BM Fiyaskosundan Tamamen Çekilmek Yasası” oldu. Bu yasa, sadece bir kuruluştan ayrılmayı değil, BM ile tüm bağları koparmayı, merkezini New York’tan taşımayı ve yıllık 12.5 milyar doları aşan finansmanı kesmeyi hedefliyor. Trump’ın bu yasaya verdiği destek, "ABD’siz BM" senaryosunu somut bir olasılık haline getirdi.

3. Temel Motivasyonlar: Finans, İdeoloji ve Güç

ABD’nin bu kopuşundaki motivasyonlar üç başlıkta toplanabilir:

  1. Finansal ve Egemenlik Kaygıları: ABD, BM bütçesindeki en büyük payı ödeyen ülke konumunda. Trump yönetimi, bu katkının ABD çıkarlarına hizmet etmediğini, aksine ABD karşıtı söylemleri finanse ettiğini iddia ediyor. Özellikle İsrail’e yönelik eleştiriler ve Çin’in BM sistemi içindeki artan etkisi, bu argümanın temelini oluşturuyor.

  2. İdeolojik Reddiye: Trump yönetimi, "kural temelli uluslararası düzen" kavramını açıkça reddediyor. Bu düzeni, ABD’nin egemenliğini sınırlayan, çıkarlarına aykırı "küreselci" bir proje olarak görüyor. BM’nin sürdürülebilir kalkınma, iklim değişikliği gibi gündemleri, bu "küreselcilik"le özdeşleştiriliyor.

  3. "Güç ile Barış" Anlayışı: Trump yönetimi, barışın uluslararası kurumlarla değil, doğrudan askeri ve ekonomik güçle sağlanacağına inanıyor. Bu anlayışa göre, BM gibi yavaş ve siyasi engellerle dolu bir yapı, ABD’nin gücünü kullanmasının önünde bir fren işlevi görüyor.

4. Bir Senaryo Olarak BM Genel Merkezi'nin Taşınması: İstanbul Önerisi ve Anlamı

ABD'nin BM'yle ilişkisindeki kopuş, kaçınılmaz olarak bir soruyu gündeme getirdi: BM Genel Merkezi'nin New York'ta kalması anlamlı mı? Bu bağlamda, Türkiye'den gündeme gelen "BM Genel Merkezi'nin İstanbul'a taşınması" fikri, sadece lojistik bir tartışma değil, aynı zamanda derin siyasi ve sembolik anlamlar taşıyan bir senaryo olarak öne çıkıyor. Bu öneri, içeride ve dışarıda çeşitli eleştiri ve desteklerle karşılanıyor.

Olumlu Argümanlar ve Fırsatlar:

  • Coğrafi ve Kültürel Köprü: İstanbul, tarihsel olarak Doğu ile Batı'nın buluşma noktasıdır. BM Genel Merkezi'nin buraya taşınması, örgütün "Batı-merkezci" olmakla eleştirilen kimliğini değiştirip, daha kapsayıcı ve evrensel bir kimlik kazanmasına katkı sağlayabilir. Bu, özellikle ABD'den uzaklaşan BM'nin yeni bir küresel vizyon arayışıyla örtüşebilir.

  • Türkiye'nin Yükselen Profili: Türkiye, son yıllarda bölgesel ve küresel meselelerde aktif bir diplomasi yürütüyor. BM'nin İstanbul'a taşınması, Türkiye'nin bu diplomatik ağırlığını pekiştirerek bir "küresel aktör" olarak konumunu güçlendirebilir.

  • Ekonomik ve Prestij Kazanımı: New York'un BM sayesinde elde ettiği uluslararası prestij, tanıtım ve ekonomik hareketlilik benzer şekilde İstanbul'a da yansıyabilir.

Olumsuz Eleştiriler ve Riskler:

  • İç Politika Tartışmaları: Türkiye içinde, böyle bir hamlenin ülkenin tarafsızlığını zedeleyebileceği, iç siyasette bir prestij aracı olarak kullanılabileceği ve olası güvenlik risklerini artırabileceği yönünde eleştiriler mevcut. Ayrıca, bu kadar büyük bir yapının getireceği mali yük ve lojistik zorluklar da sorgulanıyor.

  • Dış Politika Realiteleri: Uluslararası arenada bu fikir ciddi engellerle karşılaşacaktır.

    • ABD Direnci: ABD, BM Genel Merkezi'nin taşınmasına şiddetle karşı çıkacaktır. Bu, hem bir prestij kaybı hem de BM üzerindeki nüfuzunun azalması anlamına gelir. Taşınma kararının BM Genel Kurulu'nda alınması gerekir ve ABD'nin buradaki etkisi göz ardı edilemez.

    • Batılı Ülkelerin Çekinceleri: Birçok Avrupa ülkesi ve müttefik, Türkiye'nin son yıllardaki dış politika yaklaşımları ve iç siyasi durumu nedeniyle BM gibi hassas bir kurumun merkezine ev sahipliği yapması konusunda temkinli davranabilir.

    • Pratik Zorluklar: Diplomatik ayrıcalıklar, güvenlik, altyapı ve 193 ülkenin delegasyonu için yaratılacak yaşam standartları gibi devasa lojistik sorunlar bulunmaktadır.

Anlamı: İstanbul önerisi, New York'taki statükonun sorgulandığının bir göstergesidir. ABD'nin çekilme eğilimi, BM'nin fiziksel konumunun da artık bir tartışma konusu olduğunu ortaya koymuştur. Bu fikir, ABD'siz bir BM dünyasında yeni bir küresel denge ve meşruiyet arayışının sembolik bir ifadesidir. Ancak, önündeki siyasi ve pratik engeller, onu şu an için uzak bir ihtimal olmaktan çıkarmıyor. Yine de, tartışılması bile, BM'nin geleceğinin yeniden düşünülmeye başlandığının kanıtıdır.

5.  ABD’siz Bir BM Mümkün mü ve Ne Anlama Gelir?

Trump’ın politikaları ve BM'nin merkezinin yeri üzerine başlayan tartışmalar, ABD’yi BM’den tamamen çıkarmasa bile, sistemi derinden sarsacak bir yönde ilerliyor. Peki, "ABD’siz BM" senaryosu ne anlama gelir? Yada BM Genel Merkezi'nin İstanbul'a taşınması ve Trump'un bir noktadan sonra Nato'dan çıkması durumunda Washington Dolar'ın küresel etkisinin Donald Trump’ın "America First" fikrinin bir yansıması olarak mı karşımıza çıkar?
“ABD’siz bir Birleşmiş Milletler mümkün mü?” sorusu, son yıllarda özellikle Donald Trump’ın dış politikada benimsediği “America First” yaklaşımıyla yeniden gündeme gelmiştir. Trump’ın BM’ye yönelik eleştirileri ve kurumun merkezinin yerinin tartışmaya açılması, her ne kadar Washington’un örgütten tamamen çekilmesi anlamına gelmese de, uluslararası düzenin sarsılmasına yol açabilecek gelişmeler olarak görülmektedir. ABD’siz bir BM senaryosu, hem küresel güvenlik mimarisinin hem de diplomatik denge mekanizmalarının yeniden tanımlanmasını zorunlu kılabilir. Öte yandan BM Genel Merkezi’nin İstanbul’a taşınması ihtimali, sadece sembolik bir güç kayması değil, aynı zamanda uluslararası sistemin coğrafi ve stratejik ağırlığının yeniden dağılımı anlamına gelecektir. Bu tabloya NATO’dan olası bir Amerikan çekilmesi ve Washington Doları’nın küresel etkisinin azalması da eklendiğinde, Trump’ın “America First” politikasının aslında sadece ulusal değil, küresel ekonomik ve politik dengeleri dönüştürmeye yönelik bir yansıma olduğu anlaşılmaktadır.

6. Doların Küresel Egemenliği ve "America First" Paradoksu

Donald Trump’ın "America First" politikalarının nihai bir sınavı, ABD dolarının küresel rezerv para birimi olarak konumunda yaşanacaktır. BM'den ve potansiyel olarak NATO'dan çekilme eğilimleri, Washington'ın çok taraflı kurumlardan uzaklaştığı "yumuşak güç" alanını temsil eder. Ancak doların egemenliği, ABD'nin "sert gücünün" (askeri kapasite) ve "yapısal gücünün" (ekonomik sistem) en somut yansımasıdır. Burada kritik bir paradoks ortaya çıkar: Trump'ın kurumlardan çekilerek pekiştirmeye çalıştığı egemenlik, aslında bu kurumların istikrar kazandırdığı dolar sistemine bağımlıdır.

Doların Gücünün Dayanakları:
Doların küresel konumu şu temellere dayanır:

  1. Petro-Dolar Sistemi: Uluslararası enerji ticaretinin büyük kısmının dolar cinsinden yapılması, küresel talep yaratır.

  2. ABD Tahvilleri ("Güvenli Liman"): Dünyanın merkez bankaları ve yatırımcıları, doları ve ABD hazine tahvillerini en güvenli varlık olarak görür.

  3. SWIFT ve Finansal Altyapı: Küresel finansal işlemlerin çoğu, ABD etkisi altındaki sistemler üzerinden dolar ile gerçekleşir.

  4. Derin ve Likit ABD Piyasaları: ABD finansal piyasalarının büyüklüğü ve istikrarı, doları cazip kılar.

"America First" Politikalarının Dolar Üzerindeki Olası Etkileri:

Trump'ın izolasyonist ve jeopolitik gerilimi artırıcı politikaları, bu dayanakları aşındırabilir:

  • Güven Erozyonu: BM ve NATO gibi istikrar sağlayıcı kurumlardan çekilmek, ABD'nin "güvenilir" müttefik profiline zarar verir. Bu, dolar ve ABD tahvillerinin "güvenli liman" statüsünü sorgulatabilir. Yatırımcılar ve merkez bankaları, jeopolitik olarak öngörülemez hale gelen bir ülkenin parasına olan güvenlerini yeniden değerlendirebilir.

  • Alternatif Arayışlarının Hızlanması: Çin, Rusya, hatta AB ve Körfez ülkeleri, doların tekeline alternatif oluşturma çabalarını zaten sürdürüyor. Trump'ın politikaları, bu çabaları bir "zorunluluk" haline getirebilir. BRICS üyelerinin kendi ödeme sistemlerini geliştirmesi, Çin'in yuan ile enerji ticareti anlaşmaları yapması ve Avrupa'nın ABD yaptırımlarından korunmak için INSTEX gibi mekanizmalar oluşturması, bu trendin somut işaretleridir.

  • Yaptırım Gücünün Aşınması: ABD'nin finansal yaptırım gücü, doların küresel kullanımına dayanır. Ancak, doların kullanımı azaldıkça ve alternatifler güçlendikçe, bu en güçlü yaptırım aracı da etkinliğini yitirebilir. Bu, Trump yönetiminin dış politikada en sevdiği araçlardan birinin kendi politikaları nedeniyle zayıflaması anlamına gelebilir.

Sonuç: Bir Paradoksun Cezası mı?

Trump'ın "America First" politikası, kısa vadeli ekonomik çıkarları (ticaret dengeleri, askeri harcama paylaşımı) maksimize etmeye odaklanırken, uzun vadede ABD küresel gücünün en önemli dayanağını – doların egemenliğini – riske atıyor olabilir. BM Genel Merkezi'nin İstanbul'a taşınması gibi bir senaryo, ABD'nin yumuşak gücünün sembolik bir kaybıyken; doların küresel rezerv para statüsünün kaybı, ABD'nin yapısal gücünün fiili bir çöküşü olur.

Dolayısıyla, Washington’ın doların küresel etkisi, Trump'ın "America First" fikrinin bir zaferi olarak değil, tam tersine bir paradoksun cezası olarak karşımıza çıkabilir: Kurumsal bağlardan kurtularak daha "egemen" olmayı hedefleyen bir ülke, bu süreçte küresel ekonomik egemenliğinin temelini oyabilir. Bu durum, Trump'ın politikalarının nihai ironisi ve en büyük jeopolitik bedeli olacaktır.

"Sonuç olarak, Trump'ın sorusu aslında şudur: ABD, bir zamanlar kurduğu dünyada, kendi inşa ettiği kurallar ve kurumlar olmadan, hatta belki parasının ayrıcalıklı statüsünü kaybetme riski pahasına, tek başına ayakta kalabilir mi? Bu sorunun cevabı, sadece uluslararası diplomasinin değil, küresel ekonominin de geleceğini belirleyecek ve hepimizi derinden etkileyecektir."

Sunday, 21 September 2025

President Erdogan: We will hold talks with Trump regarding the region

 





President Erdogan: We will hold talks with Trump regarding the region

President Erdogan went to the United States to attend the United Nations General Assembly. President Erdogan, who was greeted enthusiastically in front of the Turkevi in New York, said, "We will have talks with Trump.resident Erdogan: We will hold talks with Trump regarding the region

President Erdogan went to the United States to attend the United Nations General Assembly. resident Erdogan: We will hold talks with Trump regarding the region

President Erdogan went to the United States to attend the United Nations General Assembly. President Erdogan, who was greeted enthusiastically in front of the Turkevi in New York, said, "We will have talks with Trump. For us, every step in the Middle East is vital, these negotiations are very, very important,"he explained.President Recep Tayyip Erdogan, United Nations (UN) 80. In order to attend the General Assembly and make various contacts, TSI left for New York City, USA on the "TRK" plane at 20.30.


President Erdogan, John F. Ambassador Ahmet Yıldız, Turkey's Permanent Representative to the United Nations, Sedat Önal, Ambassador to Washington and Ambassador Muhittin Ahmet Yazal, Consul General of New York welcomed at Kennedy International Airport.


President Erdoğan and his wife Emine Erdoğan, Health Minister Kemal Memişoğlu, Industry and Technology Minister Mehmet Fatih Kacır, Trade Minister Ömer Bolat, Foreign Minister Hakan Fidan, Energy and Natural Resources Minister Alparslan Bayraktar, Treasury and Finance Minister Mehmet Şimşek, Family and Social Services Minister Mahinur Özdemir Göktaş, National Defense Minister Yaşar Güler, Presidential Communications Head Burhanettin Duran, Presidential Foreign Policy and Security Chief Akif Çağatay Kılıç and Organization of Turkish States Aksakallar Council President Binali Yıldırım also went to the United States .President Erdoğan and his wife Emine Erdoğan, Health Minister Kemal Memişoğlu, Industry and Technology Minister Mehmet Fatih Kacır, Trade Minister Ömer Bolat, Foreign Minister Hakan Fidan, Energy and Natural Resources Minister Alparslan Bayraktar, Treasury and Finance Minister Mehmet Şimşek, Family and Social Services Minister Mahinur Özdemir Göktaş, National Defense Minister Yaşar Güler, Presidential Communications Head Burhanettin Duran, Presidential Foreign Policy and Security Chief Akif Çağatay Kılıç and Organization of Turkish States Aksakallar Council President Binali Yıldırım also went to the United States .Erdogan, The United Nations (UN) 80. He was greeted with demonstrations of affection at the entrance to the Turkevi in New York City, USA, where he came to attend the General Assembly and make various contacts.


President Erdoğan and his wife Emine Erdoğan passed from John F. Kennedy International Airport to the Turkish House. President Erdoğan and Emine Erdoğan, who were greeted with love by the crowd waiting for them at the entrance of the Turkish House, chatted for a while with the citizens holding Turkish flags  and his wife Emine Erdoğan passed from John F. Kennedy International Airport to the Turkish House. President Erdoğan and Emine Erdoğan, who were greeted with love by the crowd waiting for them at the entrance of the Turkish House, chatted for a while with the citizens holding Turkish flags.President Erdoğan, later, in response to a question from a journalist in front of the Turkish House about the fact that regional issues, especially Syria, would be discussed in the meeting with US President Donald Trump, said, "We have bilateral meetings to hold with Mr. Shara. We have discussions to have with Mr. Trump about this. Because it concerns the region. For us, every step to be taken in the Middle East is vital. Of course, we need to discuss these with Mr. Trump, it is very, very important." he replied have discussions to have with Mr. Trump about this. Because it concerns the region. For us, every step to be taken in the Middle East is vital. Of course, we need to discuss these with Mr. Trump, it ise have discussions to have with Mr. Trump about this. Because it concerns the region. For us, every step to be taken in the Middle East is vital. Of course, we need to discuss these with Mr. Trump, it is very, very important." he replied.


President Erdogan and his wife Emine Erdogan then entered the Turkevi with their accompanying delegation.President Erdogan's US contacts

One of the most important topics in their contacts will be Gaza. He will be at the United Nations podium on Tuesday to announce the rising cry from Gaza.


Erdoğan's New York program will be busy. The President will also attend the Palestinian conference to be held at the United Nations. Erdoğan will also meet with the Turkish American community in New York. He will speak at a dinner organized by the Turkish-American Steering CommitteeErdoğan's New York program will be busy. The President will also attend the Palestinian conference to be held at the United Nations. Erdoğan will also meet with the Turkish American community in New York. He will speak rdoğan's New York program will be busy. The President will also attend the Palestinian conference to be held at the United Nations. Erdoğan will also meet with the Turkish American community in New York. He will speak at a dinner organized by the Turkish-American Steering Committee.Another program of the President will be with the business world. He will meet with Turkish and American business people at the Turkish House.


The President will attend the United Nations Climate Summit on Wednesday. Erdogan will also hold numerous bilateral meetings in New York.


After completing the New York Program in the United States, he went to Washington and

will meet with Donald Trump at the White House on September 25th. Military and commercial issues and global issues will be on the table during the Erdoğan-Trump meeting

10 Thousand big company partners who did not file tax returns were put under the spotlight

 10 Thousand big company partners who did not file tax returns were put under the spotlight


📃 The Tax Supervisory Board launched an oversight program for these taxpayers in the high income group and reached a base difference of 15 billion lirasThousand big company partners who did not file tax returns were put under the spotlight


📃 The Tax Supervisory Board launched an oversThousand big company partners who did not file tax returns were put under the spotlight


📃 The Tax Supervisory Board launched an oversight program for these taxpayers in the high income group and reached a base difference of 15 billion liras




International Relations Expert Yaman Özel's Harsh Reaction to So-Called Opposition Professors!

 A Harsh Reaction from international Relations Expert Yaman Ozel to the So-called Dissident Teachers!m international Relations Expert Yaman OzelA Harsh Reaction from international Relations Expert Yaman Ozel to the So-called Dissident Teachers!                                      


❗️❗️❗️ IS THERE ANY PETROLEUM SHIPPED TO ISRAEA Harsh Reaction from international Relations Expert Yaman Ozel to the So-called Dissident Teachers!                                      


❗️❗️❗️ IS THERE ANY PETROLEUM SHIPPED TO ISRAEL THROUGH TURKEY? ❗️❗️❗️


I would like to ask you to read this explanation one by one, save it and paste it in response to your interlocutor where necessary.


Let me start by giving you the answer in advance: NO!


There is not even 1 liter of oil transferred to Israel via Turkey!


Since when has it not been there?


It has not been there since May 2024, when trade was completely stopped!


I will explain how the process developed by verifying it with data.Turkey started to impose trade bans on Israel gradually on April 9, 2024 will explain how the process developed by verifying it with data. 


👇


Turkey started to impose trade bans on Israel gradually on April 9, 2024. When the Israeli side did not respond to I will explain how the process developed by verifying it with data. 


👇


Turkey started to impose trade bans on Israel gradually on April 9, 2024. When the Israeli side did not respond to partial pressures, about a month later, partial bans turned into full bans. On May 2, 2024, import-export from Turkey to Israel was completely stopped!


Of course, there was a critical issue that we could not easily solve: oil transferred to Israel via the Baku-Tbilisi-Ceyhan (BTC) pipeline!


Shipments amounting to 90% of Azerbaijan's total oil exports were transported all over the world through this pipeline.Shipments amounting to 90% of Azerbaijan's total oil exports were transported all over the world through this pipeline. 


An average of 680 thousShipments amounting to 90% of Azerbaijan's total oil exports were transported all over the world through this pipeline. 


An average of 680 thousand barrels of oil per day were transferred to Ceyhan via this line and were offered to the world Sunday by ships from here. 


96,800 barrels of oil imported by Israel from Azerbaijan, equivalent to 40% of its daily needs, were also loaded onto tankers via this line and were going to Israel.


Under normal circumstances, if we are not directly at war with Israel, we do not have any savings related to the shipment made via BTC. I skip discussing the dimensions of the issue, such as international law or energy politics, because there is no need. 


Because, without our intervention, in accordance with our ancient law of brotherhood, Azerbaijan stopped the shipment to Israel on its own initiative, saying "we respect your decision", in a way that no other energy exporter would do!ecause, without our intervention, in accordance with our ancient law of brotherhood, Azerbaijan stopped the shipment to Israel on its own initiative, saying "we respect your decision", in a way that no other energy expoBecause, without our intervention, in accordance with our ancient law of brotherhood, Azerbaijan stopped the shipment to Israel on its own initiative, saying "we respect your decision", in a way that no other energy exporter would do! Thus, it has completely prevented the crises that Turkey may face in the global energy market through BTC.


I am adding the official statement of our Ministry of Energy dated November 2024 on this issue as a link here:


enerji.gov.tr/haber-detay?id…


Of course, because we do not respect the statements of the state, dear Moses (!) I read pages full of energy market reports to see if the government was lying and checked to see if it really stopped 👇


Let's start with the first question that comes to mind. course, because we do not respect the statements of the state, dear Moses (!) I read pages full of energy market reports to see if the gove we do not respect the statements of the state, dear Moses (!) I read pages full of energy market reports to sf course, because we do not respect the statements of the state, dear Moses (!) I read pages full of energy market reports to see if the government was lying and checked to see if it really stopped 👇


Let's start with the first question that comes to mind. 


If Azerbaijan really stopped shipping via BTC, then the daily volume of BTC should have fallen, right? yes


Did he fall down? YES, he fell. 


How much has it fallen? 

The daily average drop was 121 thousand barrels!


Does this amount match Israel's daily needs? YES! Too much!


Before the ban, Israel was receiving shipments of about 97 thousand barrels per day, while the amount missing in BTC was 121 thousand barrels.


What happened to the shipment that was intercepted over BTC?fore the ban, Israel was receiving shipments of about 97 thousand barrels per day, while the amount missing in BTC was 121 thousand barrels.


What happened to the shipment that was intercepted over BTC?


Before the ban, Israel was receiving shipments of about 97 thousand barrels per day, while the amount missing in BTC was 121 thousand barrels.


What happened to the shipment that was intercepted over BTC?


When Azerbaijan stopped making Israeli shipments through the Turkish line, it started making the relevant shipments through Kazakhstan and Georgia by turning to the Trans-Caspian and Baku–Supsa (WREP) lines.


With this change, Azerbaijan's share in Israel's oil exports has also decreased from 40% to 30%, The daily shipment has decreased from 97 thousand barrels to 72 thousand barrels!


While Azerbaijan's annual oil exports have increased, the share of BTC in the shipment of Azerbaijani oil has also decreased from 90% to 51% due to the fact that it has diversified its shipment channels and cut the share going to Israel.baijan's annual oil exports have increased, the share of BTC in the shipment of Azerbaijani oil has also decreased from 90% to 51% due to the fact that it has diversified its shipment channels and cut the share going to Israel.


👇



In summary:


After Türkiye banned trade with Israel, Azerbaijan took a very exceptional initiative and took on the entire burden, directing the oil companies to ship via different routes. 


Thanks to this, the oil shipment to Israel via Turkey has completely stopped! The fact that the decrease in daily shipments and the increase in alternative routes completely coincide with Israel's daily demand clearly confirms this fact!


Resultanks to this, the oil shipment to Israel via Turkey has completely stopped! The fact that the decrease in daily shipments and the increase in alternative routes completely coincide with Israel's daily demand clearly confirms this fact!


Result:


1- Turkey does not ship oil to Israel under any circumstances and through any line!


2- BTC is still active, but it is only used for oil shipments to non-Israeli Sundays.


I would like to underline another fact, although the shipment through Turkey has been terminated, Israel is not very affected by this situation because the oil supply continues by bypassing Turkey.I would like to underline another fact, although the shipment through Turkey has been terminated, Israel is not very affected by this situation because the oil supply continues by bypassing Turkey. 


In other words, even if Turkey had closed the BTC, which was shipped not only to Israel, but to the whole world, by its oto underline another fact, although the shipment through Turkey has been terminated, Israel is not very affected by this situation because the oil supply continues by bypassing Turkey. 


In other words, even if Turkey had closed the BTC, which was shipped not only to Israel, but to the whole world, by its own pressure, it would not have been able to cut off the oil tap flowing to the genocidal army, it would have remained only because it was excluded from being the carrier arm of the global energy market.


👇



Let's come to the events that drove me crazy!


It has been 1.5 years since the oil shipment ended!


When was this issue officially announced? In November 2024! Until then, he had been unofficially denied many times.When was this issue officially announced? In November 2024! Until then, he had been unofficially denied many times.


And do your "teachers who shout the truth" not know this truth? en was this issue officially announced? In November 2024! Until then, he had been unofficially denied many times.


And do your "teachers who shout the truth" noWhen was this issue officially announced? In November 2024! Until then, he had been unofficially denied many times.


And do your "teachers who shout the truth" not know this truth? He knows like honey. 


Have I passed the public disclosure, have they been told about it many times? It was explained.


Don't do it, was it said that you are making a big slander, deceiving the nation, muddying Turkey's Palestinian struggle, entering into a big problem? It was said!


Have your teachers who shouted that right stopped kicking over these slanders? “no!


When you put 10 microphones in your mouth and call me a troublemaker, an infidel and a pagan when I criticize your teachers who are dealing in Gaza even though they know the truth, one day you will beat your heads against the walls when you realize what they are up to. microphones in your mouth and call me a troublemaker, an infidel and a pagan when I criticize your t


Kanada,Avustralya ve İngiltere Filistin'i Devlet Olarak Tanıdığını İlan ...

https://youtu.be/fiLsWkTJlOY?si=9zNsk1za237GccuW

Saturday, 20 September 2025

Turkish Army Provides Air Defense Training to Syrian Troops

 GAZIANTEP, TURKEY – In a significant development, the Turkish Land Forces are conducting comprehensive air defense training for members of the Syrian military on Turkish soil.

The training came to light during an inspection tour by General Metin Tokel, Commander of the Turkish Land Forces, who visited units under the 2nd Army Command. During his visit, General Tokel met with Syrian army personnel who are receiving instruction in Gaziantep.

Shared footage from the event confirms that Turkish Armed Forces personnel are training their Syrian counterparts on the operation of the 35mm Modernized Towed Gun (MÇT) Air Defense Artillery System.

Advanced Indigenous Technology

The 35mm MÇT, developed by the leading Turkish defense contractor ASELSAN, represents a key piece of the nation's indigenous military technology. The system is designed to engage aerial targets with high precision.

Its operational capability involves a sophisticated process: the system first detects threats at a range of 4 kilometers using its MAR Radar. It then locks onto the identified targets with the AKR fire control radar. Engagement is carried out using 35mm ATOM (Air Target Optimization Munition) smart ammunition.

A standout feature of the ATOM munition is its programmable airburst function. The round is designed to fragment at a pre-set altitude, creating a dense cloud of shrapnel directly in the path of the incoming aerial threat, maximizing the probability of a successful intercept.

This towed system is complemented by its highly mobile counterpart, the KORKUT self-propelled air defense gun, which is also actively deployed by the Turkish military.

This training initiative underscores a deepening level of military cooperation between Turkey and elements of the Syrian military amid the complex security landscape in the region.

Partial Overturn in Case of Police Officer Şeyda Yılmaz's Murder



 ISTANBUL – The Istanbul Regional Court of Justice has partially overturned the verdict in the high-profile trial of Yunus Emre Geçti, who was convicted of murdering police officer Şeyda Yılmaz. The court upheld the defendant's aggravated life sentence but ruled that he must also be tried for an additional separate crime within the same case file.

The incident occurred on September 22, 2024, in Ümraniye. Yunus Emre Geçti, who had been detained for motorcycle theft, managed to escape from the Dudullu Şehit İsmail Akkoyun Police Center. While fleeing, he was pursued by police officers K.H.S. and Şeyda Yılmaz. A physical altercation ensued, during which Geçti seized Officer K.H.S.'s service weapon.

Geçti then opened fire at close range, injuring K.H.S. He continued shooting, targeting Officer Yılmaz, who had taken cover behind a barrel. Yılmaz was fatally shot in the head and succumbed to her injuries despite all medical efforts. Geçti's mother, Pınar Geçti, was also injured by a stray bullet during the shootout.

Following an investigation, the Anadolu 26th High Criminal Court sentenced Geçti on January 8 to aggravated life imprisonment for the "intentional killing of a public official on duty." He received an additional 20 years for the "attempted intentional killing of another public official" (K.H.S.), 3 years for the "injury of his mother with possible intent," and 3 years and 9 months for "resisting to prevent duty performance."

The court also ruled that the Anadolu Republic Prosecutor's Office should file a separate criminal complaint against Geçti for "qualified robbery at night" for forcibly taking the police officer's weapon during the struggle.

Appeal Court's Decision

The case was appealed to the Istanbul Regional Court of Justice 1st Criminal Chamber. The appellate court has now completed its review.

In its decision, the chamber found no legal irregularities in the local court's procedures or merits of the case. It ruled that the evaluation of evidence was sound, the classification of the acts was correct, and the penalties given were appropriate. Therefore, it rejected the appeals regarding these sentences.

However, the appellate court partially overturned the verdict on a procedural matter. It ruled that a public lawsuit must be filed for the separate "qualified robbery at night" charge and that this new case file must be merged with the main trial file.

What Happens Next?

The case file has been sent back to the Anadolu 26th High Criminal Court. The lower court is now instructed to follow the appellate court's ruling. This means:

  1. A lawsuit will be formally opened regarding the "qualified robbery" allegation.

  2. This new charge will be merged with the existing case file.

  3. The court will hold hearings to consider this additional charge, collect evidence, and hear arguments from both the defense and the prosecution.

  4. A new, comprehensive verdict will be issued, which may include an additional penalty for the robbery charge.

The defendant, Yunus Emre Geçti, remains in custody. He is expected to appear before the judge again on September 25 for the next phase of the proceedings. The final verdict from the local court can be appealed once more to the regional court and eventually to the Court of Cassation.

This partial overturn is a procedural step in the comprehensive legal process and does not reduce the existing sentences handed down to the defendant.

Friday, 19 September 2025

Good Luck to the people of Istanbul Sancaktepe!


 Good Luck to the people of Istanbul Sancaktepe!                                                                                           

Unfortunately, with the votes you have given, a new remuneration system has been put into operation to be used for MÜŞON money.                                          


As of September 1, 2025, fitness and swimming branches have been made paid at the centers affiliated to Sancaktepe Municipality!


For us, sport is not just an activity; it meant the future of our young people, the health of our children, the peace of our families.

During our tenure, we acted with this awareness and ensured that our citizens benefited from sports opportunities for free in our 22 facilities, 33 branches and 87,500 registered members.During our tenure, we acted with this awareness and ensured that our citizens benefited from sports opportunities for free in our 22 facilities, 33 branches and 87,500 registered members.

With the efforts of the Şeyma ur tenure, we acted with this awareness and ensured that our citizens benefited from sports opportunities for free in our 22 facilities, 33 branches and 87,500 registered members.

With the efforts of the Şeyma Döğücü President in Istanbul, with the special votes of our members of parliament, as the Ak Party

we have built 8 fitness centers, in addition to these, 3 of them were under construction.

We have brought 11 fitness centers to our district in total.


We built the Sarıgazi Kemal Ayyıldız Semi-Olympic Swimming Pool.

We have increased the number of swimming pools in our district to 4.


Because we saw sports not as a luxury, but as the right of everyone.

Today, the same services are being made paid and our people are being removed from sports.


In our understanding, there was not a burden on the public, but support for the public.e we saw sports not as a luxury, but as the right of everyone.

Today, the same services are being made pai

Wednesday, 17 September 2025

Foreign Policy Expert Yaman Özel: "The Emanname Given to Erdogan in Dolmabahçe

 



Foreign Policy Expert Yaman Özel: "The Emanname Given to Erdogan in Dolmabahçe
The emanname given to Erdogan in Dolmabahce exploded Washington's nerve endings. Donald Trump panicked, Binyamin Netanyahu tremblingly exclaimed: "Jerusalem is our city, Erdogan!”

Patriarch Theophilos of Jerusalem came to Istanbul to visit Recep Tayyip Erdogan due to the increasing tension in Jerusalem and the endangerment of holy sites.

The purpose of the visit was to ask for support from Turkey for the protection of the Christian heritage in Jerusalem.

After the meeting, Patriarch Theofilos presented Erdogan with a painting that hit the world almost like a slap.

The emannam of Omar bin Khattab, who granted Christians freedom of life and worship after conquering Jerusalem in 638!

Thus, Christians clearly, the Prophet. He declared that they were waiting for Erdogan to repay the guarantee given by Omar.

Of course, the fact that even Christians turned to Erdogan at the point where we have arrived by saying “Protect us from you” infuriated Trump.

Puzzled how to retaliate to this shocking development, he hastily summoned the Greek Patriarch Bartholomew of Fener to the White House and had him read a memorized text:

"Minorities are being persecuted in Turkey...”

Persecution?

When the bells have been echoing along with the call to prayer in these lands for centuries?

When the Patriarchate is still standing upright in the heart of Istanbul, when it is still breathing in Heybelia?

There is only one truth that this cheap show reveals:
This Jerusalem exit, which suddenly struck, has cracked the veins in the neck of the West!

Immediately after, Netanyahu appeared on the stage —
he exclaimed, his voice trembling:
"Jerusalem is our city, Erdogan. It's not yours!”

Genocidal coward Netanyahu literally went crazy and declared a Cross-Crescent war"Jerusalem is our city, Erdogan. It's not yours!”

Genocidal coward Netanyahu literally went crazy and declared a Cross-Crescent war;
because of the dagger that Recep Tayyip Erdogan plungedalem is our city, Erdogan. It's not yours!”

Genocidal coward Netanyahu literally went crazy and declared a Cross-Crescent war;
because of the dagger that Recep Tayyip Erdogan plunged into the zionists in ur city, Erdogan. It's not yours!”

Genocidal coward Netanyahu literally went crazy and declared a Cross-Crescent war;
because of the dagger that Recep Tayyip Erdogan plunged into the zionists in Jerusalem with the Patriarch
contrary to what he hopes, he is terrified of turning into a Cross–Crescent alliance.

While Erdoğan defends the heritage of three religions,
genocidal Zionists want to turn Jerusalem into a monolithic Jewish garrison through oppression.

The truth that we are about to bitterly remind you is this;

Jerusalem is governed by justice, not fear!

Today, Jerusalem is not only a holy city;
the battle arena of memory and truth.

The most important issue they are afraid to face is that the deed of Jerusalem is still in our archive with the Ottoman seal — we will not betray the trust!

#GAZZESHAMKUDUSWE #GAZZEBIZ we #YamanOzel


Review: Çantamdan Fil Çıktı

Çantamdan Fil Çıktı Çantamdan Fil Çıktı by Mert Arık
My rating: 5 of 5 stars



View all my reviews

Review: Çantamdan Fil Çıktı

Çantamdan Fil Çıktı Çantamdan Fil Çıktı by Mert Arık
My rating: 5 of 5 stars



View all my reviews

Review: Aydınlanma Düşüncesi

Aydınlanma Düşüncesi Aydınlanma Düşüncesi by Ahmet Çiğdem
My rating: 5 of 5 stars



View all my reviews

Review: Islamofobi Imparatorlugunun Siyaseti

Islamofobi Imparatorlugunun Siyaseti Islamofobi Imparatorlugunun Siyaseti by Deepa Kumar
My rating: 3 of 5 stars



View all my reviews

Review: İnsanın Anlam Arayışı

İnsanın Anlam Arayışı İnsanın Anlam Arayışı by Viktor E. Frankl
My rating: 4 of 5 stars



View all my reviews

Review: Rubailer

Rubailer Rubailer by Jalal ad-Din Muhammad ar-Rumi
My rating: 4 of 5 stars



View all my reviews

Halil Cibran Bütün Eserleri 3

 


📘 Kitap Bilgileri


🔍 İçerik & Temalar

Bu eser, Halil Cibran’ın en bilinen kitapları ve metinlerinden oluşan geniş bir derlemeyi bir araya getiriyor. İçerisinde şair-filozof Cibran’ın şiirleri, kısa denemeleri, sembolik hikâyeleri ve düşünsel metinleri var. Bazı başlıklar şöyle:

  • Ermiş (The Prophet), Ermiş’in Bahçesi, Gezgin, Kum ve Köpük, Kırık Kanatlar gibi eserler derlemede yer alıyor. Halkkitabevi+1

  • Ayrıca Cibran’ın sevgi, insanlık, doğa, ruh, ölüm-yaşam ilişkisi gibi evrensel konulara dair düşünceleri okunuyor.

Temalar arasında öne çıkanlar:

  1. Sevgi ve insan doğası: Cibran, aşkı, kalbin sesini, insanın içsel arayışlarını derinlemesine işler.

  2. Ruhsal derinlik ve manevi sorgulama: Var oluşun anlamı, insanın Tanrı, doğa ve evrenle ilişkisi Cibran’ın düşüncelerinde merkezi.

  3. Doğa ve simgecilik: Doğa imgeleri, metaforlar, semboller çokça kullanılır; rüzgar, deniz, bahar, kuş gibi doğa öğeleri insan ruhunun yansımalarını taşır.

  4. Mutluluk, acı, yalnızlık, umut: Bu kitapta yaşamın zıtlıkları, insanın hem neşesi hem hüznü, yalnızlığı ve toplumla ilişkisi sıkça tartışılır.


✅ Güçlü Yanları

  • Evrensel bir ses: Halil Cibran, yerel ya da döneme ait sınırlarla sınırlı kalmayıp zamanla ve kültürlerle aşılabilen bir yazar; onun eserleri farklı coğrafyalarda da yankı buluyor. Bu derleme, o evrenselliği tek ciltte deneyimlemek isteyenler için çok değerli.

  • Çeşitlilik: Derleme; farklı türlerden ve tonlardan metinleri birleştiriyor. Şiirsel denemeler, kısa hikâyeler, sembolik anlatılar; bu çeşitlilik okuyucuya çok yönlü bir bakış açısı kazandırıyor.

  • Düşündürücü bir okuma: Cibran’ın metinleri, doğrudan öğüt veren tarzda değil; daha çok okurun iç sesini uyandıran, hissetmeye sürükleyen bir üslupla yazılmış. Bu da kitapla etkileşimi daha derin kılıyor.

  • Estetik değer: Sözlerin ritmi, mecazların güzelliği, dilin şiirselliği etkileyici; sade ama güçlü anlatım çok sayıda okur için çekici.


⚠️ Sınırlamalar / Zorluklar

  • Akıcılık konusunda dalgalanmalar: Derlemede yer alan bazı metinler daha ağır, sembolik ya da felsefi bakımdan yoğun; tek solukta okunması zor olabilir. Aralarda duraklatmak, sindirerek okumak gerekebilir.

  • Metinler arasındaki bağın eksikliği: Farklı kitaplardan alınan bölümler ve farklı temalar iç içe geçiyor; bütünlük hissi arayan okuyucu metinler arasında geçerken bazen kopukluk hissedebilir.

  • Çeviri kalitesi değişebilir: Çevirmenler farklı eserlerde farklı çeviriler yapmış olabilir; bazı ifadeler çeviri kaynaklı olarak daha donuk ya da anlaşılması güç olabiliyor.

  • Yoğun duygusal içerik: Hem mutluluk ve sevgi hem de keder ve yalnızlık üzerine güçlü anlatılar mevcut; okurun ruh hâline bağlı olarak bazı bölümler ağır gelebilir.


🧐 Kimler İçin Uygun?

  • Halil Cibran’la ilk kez tanışan ya da daha önce eserlerinden birkaç parça okumuş ve onun düşünce evrenini daha derinlemesine keşfetmek isteyenler için.

  • Felsefi / manevi edebiyatı seven, şiirsel dil ve sembolik düşünceden hoşlanan okuyucular için ideal.

  • Hayatın anlamını, insanın ruhsal arayışlarını, sevgi ve yalnızlıkla yüzleşmesini sorgulamak isteyen kişiler için.

  • Zaman içinde sindire sindire okumak isteyen; her metnin üzerine düşünerek ilerlemek isteyen okurlar için uygun.


📝 Genel Değerlendirme

Bütün Eserleri — Halil Cibran derlemesi, Cibran’ın dünyasına kapsamlı bir giriş / yeniden yolculuk imkânı sunuyor. Sevgi, ruh, insanlık, doğa gibi evrensel temaları şiirsel bir üslupla işliyor; okuruna hem duygu hem düşünce olarak zengin bir miras bırakıyor.

Bu kitap, yalnızca Cibran hayranları için değil; ruhsal derinliğe, estetik dile, içsel sorgulamaya açık herkes için değerli. Okurken duraklatıp, metinlerin etkisini hissetmek; sevdiğiniz pasajları tekrar tekrar okumak; Cibran’ın düşünce dünyasını kendi yaşamınızla kıyaslamak bu eserden alınacak keyfi artırır.

Bir Makale

The International New Issues In SOcial Sciences Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül Yurt Sağlık Bakanlığı rgulyurt@gmail.com Orcid : 0000-0003-3076-3423 Year : 2025 Number : 13 Volume : 2 pp : 279-306 Makalenin Geliş Tarihi Kabul Tarihi Makalenin Türü Doi : 08/12/2025 : 24/12/2025 : Araştırma makalesi : https://zenodo.org/records/18044127 İntihal/Plagiarism: Bu makale, en az iki hakem tarafından incelenmiş, telif devir belgesi ve intihal içermediğine ilişkin rapor ve gerekliyse Etik Kurulu Raporu sisteme yüklenmiştir. / This article was reviewed by at least two referees, a copyright transfer document and a report indicating that it does not contain plagiarism and, if necessary, the Ethics Committee Report were uploaded to the system. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül YURT Öz Son yıllarda boşanma oranlarındaki artış, evlilik oranlarındaki belirgin düşüş aile yapısına yönelik kaygıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu kaygılar, özellikle aile içi bağların çözülmesi, aile yapısının erozyona uğraması ekseninde yoğunlaşmaktadır. Aile yapısındaki dönüşümlerin dijital çağın dinamikleriyle ilişkili olduğuna dair yaklaşımlar yaygınlaşırken, dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz etme hızı da dikkat çekici biçimde artmaktadır. Bu makale, dijital çağın aile içi ilişkilere etkisini analiz etmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu doğrultuda dijital çağda aile, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi kavramlara ilişkin literatür nitel araştırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Literatürdeki bulgular, aile yapısındaki çözülmenin ve aile içi ilişkilerdeki zayıflamanın tarihsel olarak sanayileşme süreciyle hız kazandığını; ancak dijital çağda yaygınlaşan dijital iletişim araçlarıyla bu dönüşümün çok daha ivmeli bir hâl aldığını göstermektedir. Bu çerçevede çalışma, ailenin temel işlevlerini, aile içi ilişkilerin bütünlüğünü dijital çağın baş döndürücü yenilikleri karşısında koruyabilmek için “dijital muhafazakârlık” kavramını önererek bu kavramın aile kurumu açısından sunduğu imkânları değerlendirmektedir. Anahtar kelimeler: Dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital muhafazakârlık, dijital çağda aile ilişkileri. Risks of Family Relationship Disintegration and Preservation Strategies in the Digital Age: An Assessment within the Context of Digital Conservatism Abstract The increase in divorce rates and the significant decrease in marriage rates in recent years have led to concerns about the family structure. These concerns are particularly focused on the disintegration of intra-family ties and the erosion of the family structure. While approaches suggesting that transformations in the family structure are related to the dynamics of the digital age are becoming widespread, the speed at which digital technologies permeate all areas of life is also increasing remarkably. This article was written to analyze the impact of the digital age on intra-family relationships. In this context, the literature on concepts such as family in the digital age, digital addiction, and digital loneliness has been examined using a qualitative research method. The findings in the literature show that the disintegration of the The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 280 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. family structure and the weakening of intra-family relationships historically accelerated with the industrialization process; however, this transformation has become much more rapid with the widespread use of digital communication tools in the digital age. In this framework, the study proposes the concept of "digital conservatism" to protect the basic functions of the family and the integrity of intra family relationships in the face of the dizzying innovations of the digital age, and evaluates the opportunities that this concept offers for the family institution. Keywords: Digital age, digital addiction, digital loneliness, digital conservatism, family relationships in the digital age. 1. Giriş Dijital çağ, insanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı, sınırsız ve görünmez bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bu dönüşüm yalnızca kamusal alanların değil, toplumun en kadim ve mahrem kurumu olan ailenin de doğrudan etkilendiği bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu çağda gerçekleşen iletişim yöntemi bireyler arasındaki etkileşim biçimlerini yeniden şekillendirmektedir. Dijital araçlarla gerçekleşen iletişimde bir yandan mekânsal sınırlar ortadan kalkarken, aynı zamanda bireyler arasında yeni mesafeler ortaya çıkmaktadır. Yüz yüze ilişkilerin yerini ekran aracılığıyla gerçekleşen yeni bir gündelik hayat ve yaşam şekli almaktadır. Dijital araçlarla şekillenen yeni iletişim yöntemleri hiç kuşkusuz aile içi bireylerin iletişimlerini derinden etkilemektedir. Aile, bir yandan dijital imkânların sağladığı olanaklardan faydalanırken diğer yandan yalnızlık, iletişimsizlik ve değer aşınması gibi risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla 21. yüzyıl, dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerinin çok boyutlu biçimde tartışılmasını zorunlu kılan kritik bir dönem olarak öne çıkmaktadır. İletişim biçimlerinden kamu hizmetlerine, kültürel aktarım pratiklerinden siyasal söylemlere kadar geniş bir etki alanına sahip olan dijital teknolojiler, yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda değerler, normlar ve toplumsal yapılar üzerinde derin dönüşümler yaratan sosyolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital platformlar ideolojilerin, kimliklerin ve değer sistemlerinin üretildiği, dolaşıma sokulduğu ve yeniden müzakere edildiği başlıca alanlardan biri hâline gelmiştir. Dijitalleşmenin liberal, popülist veya küreselci söylemlerle ilişkisi yoğun biçimde tartışılırken, muhafazakâr değerlerin dijital çağda nasıl konumlandığı meselesi görece sınırlı bir alan olarak kalmıştır. Bu dönüşüm süreci, özellikle muhafazakâr The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 281 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. düşünce açısından dijital çağda değerlerin nasıl korunacağı, yeniden üretileceği ve aktarılacağı sorularını gündeme getirmektedir. Dijitalleşmenin hayatın her alanına hızla nüfuz etmesi bu teknolojilere yönelik eleştirel yaklaşımların giderek artmasına yol açmaktadır. Dijitalleşmeye yönelik eleştirilerin kümelendiği konular ahlaki aşınma, kültürel çözülme ve toplumsal yabancılaşma ile ilişkilendirmektedir. Bu teknolojilerden korunmanın çözümünü dijital alanın dışında kalmak olarak kurgulamak ve dijital mecraların sunduğu imkânları göz ardı etmek faydalı bir yaklaşım değildir. Her yenilik gibi dijital teknolojiler de hem fayda hem de riskleri eş zamanlı olarak barındırmaktadır. Bu bağlamda, dijital teknolojilerin olumsuz yönlerine odaklanmak, bu teknolojilerin sunduğu çok yönlü imkânları göz ardı etmek anlamına gelecektir. Oysa dijital platformlar, bilinçli ve stratejik biçimde kullanıldığında, kültürel ve ahlaki değerlerin görünür kılınması, aktarılması ve sürekliliğinin sağlanması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu bakış açısından hareketle makale “dijital muhafazakârlık” kavramını tartışmaya açarak bireylerin dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alan bir yaklaşımın önemini savunmaktadır. Uluslararası literatürde dijital muhafazakârlık kavramının özellikle Rusya bağlamında tartışmaya açıldığı görülmektedir. Eurasia 2.0: Russian Geopolitics in the Age of New Media adlı çalışmada dijital muhafazakârlık vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeni medya aracılığıyla yeniden çerçevelenmesi bağlamında ele alınmakta; dijital platformlar, değerlerin aşındığı alanlar olmaktan ziyade ideolojik ve kültürel sürekliliğin sağlandığı stratejik mecralar olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makale dijital dönüşüm çağında muhafazakâr hukuki düşüncenin, kamu sistemlerinin dijitalleşme süreçlerini etik, ahlaki ve sosyo-normatif düzenlemelerle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmalar, dijital muhafazakârlığın dijital teknolojilere karşı bir mesafe koyma tutumundan ziyade, dijital alanı değerlerin korunması ve yeniden inşası için stratejik bir zemin olarak konumlandırdığını ortaya koymaktadır. Türkiye bağlamında ise dijital muhafazakârlık kavramının henüz sistematik bir çerçeveye oturtulmadığı görülmektedir. Türkiye’de yazın alanında dijitalleşme ile ilgili ele alınan çalışmalar çoğu zaman kültürel yozlaşma, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 282 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. ahlaki erozyon veya dijital bağımlılık ekseninde tartışılmakta; dijital alanın değerleri koruyucu ve yeniden üretici bir potansiyel taşıyabileceği yeterince ele alınmamaktadır. Dijital muhafazakârlık kavramının ulusal literatürde yer almaması, bu alandaki tartışmaların dağınık ve kavramsal bütünlükten yoksun kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, dijital çağda muhafazakâr değerlerin nasıl korunacağına ilişkin tartışmaların teorik derinlik kazanmasını zorlaştırmaktadır. Oysa dijitalleşmenin geri döndürülemez bir gerçeklik olduğu dikkate alındığında, değerleri korumanın yolu dijital alanın dışında kalmak değil, bu alanı değer temelli ilkeler doğrultusunda yeniden anlamlandırmaktan geçmektedir. Dolayısıyla kaleme alınan bu makale, Rusya literatüründe geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarından yola çıkarak, dijital çağda değerleri korumanın dijital platformlardan uzak durmakla değil, bu platformları bilinçli, etik ve normatif ilkeler çerçevesinde etkin biçimde kullanmakla mümkün olabileceğini savunmaktadır. Bu doğrultuda makalenin amacı, dijital muhafazakârlık kavramını kuramsal olarak tartışmak ve Türkiye bağlamında dijitalleşme-değer ilişkisine yönelik kavramsal bir katkı sunmaktır. Bu yönüyle makale, dijital çağda değerlerin korunmasına ilişkin tartışmalara yeni bir perspektif kazandırmakta ve dijitalleşme karşısında muhafazakâr düşüncenin değerlerin muhafazası ekseninde önemli bir rol üstlenebileceğini savunmaktadır. 2. Çalışmanın Amacı ve Beklenen Yararlar Bu çalışmanın temel amacı, dijitalleşmenin toplumsal ve kültürel yapılar üzerindeki dönüştürücü etkilerini, muhafazakâr değerler ekseninde ele alarak “dijital muhafazakârlık” kavramını kuramsal bir çerçeve içerisinde tartışmaktır. Dijital teknolojilerin aile yapısı, değer aktarımı ve gündelik yaşam pratikleri üzerindeki etkilerinden hareketle çalışma, dijital alanın muhafazakâr düşünce açısından yalnızca bir tehdit ya da kaçınılması gereken bir mecra olarak değil; değerlerin korunması, yeniden üretilmesi ve görünür kılınması açısından stratejik bir alan olarak nasıl konumlandırılabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu bağlamda makale, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı etik, normatif ve kültürel ilkeler doğrultusunda aktif biçimde kullanmayı öneren bir yaklaşımı savunmaktadır. Çalışmanın bir diğer amacı, uluslararası literatürde özellikle Rusya bağlamında geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarını Türkiye The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 283 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bağlamına taşıyarak, dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin kavramsal bir boşluğu doldurmaktır. Türkiye’de dijitalleşmenin çoğunlukla kültürel yozlaşma, ahlaki aşınma ve bağımlılık gibi sorunlar etrafında ele alındığı dikkate alındığında, bu çalışma dijital alanın değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alınabileceğini göstermeyi amaçlamaktadır. Böylece muhafazakâr düşüncenin dijital çağda nasıl bir konum alabileceğine dair teorik bir tartışma zemini oluşturulmaktadır. Beklenen yararlar açısından değerlendirildiğinde bu çalışmanın, dijital muhafazakârlık kavramını sistematik biçimde ele alarak ulusal literatüre kavramsal ve teorik bir katkı sunması beklenmektedir. Ayrıca dijitalleşmenin aile, değerler ve kültürel süreklilik üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalara çok boyutlu bir bakış açısı kazandırarak, dijital teknolojilerin bilinçli ve etik kullanımına yönelik farkındalık oluşturması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr değerlerin korunmasına ilişkin akademik tartışmalara yeni bir perspektif sunmakta; politika yapıcılar, akademisyenler ve toplumsal aktörler için dijital alanın değer temelli biçimde nasıl değerlendirilebileceğine dair düşünsel bir çerçeve sağlamaktadır. 3. Araştırmanın Yöntemi ve Kapsamı Modernleşme, kentleşme, sanayileşme ve medya teknolojilerinin aile yapısında değişime-dönüşüme yol açtığı literatürde tartışılan konular arasındadır. Ancak dijital çağın hız, erişilebilirlik, sınırların belirsizleşmesi ve bireysel iletişim pratiklerini yeniden tanımlaması gibi özellikleriyle aile yapısında ve aile içi ilişkilerde nasıl bir sürecin yaşanabileceğine dair çalışmalar sınırlı sayıdadır. Makale literatürde yer alan bu sınırlı çalışmalardan biri olmakla birlikte tartışmaya açtığı dijital muhafazakârlık kavramıyla hem teknolojinin hızına uyum sağlamayı hem de aile kurumu gibi kadim yapıları korumayı hedefleyen çift yönlü bir strateji sunmaktadır. Bu çerçevede makale, dijital teknolojilerin yol açtığı risk ve tehditleri asgariye indirmek amacıyla dijital muhafazakârlık kavramını teorik ve pratik boyutlarıyla tartışmaya açan disiplinlerarası bir yaklaşımla literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, dijital çağın aile ilişkileri üzerindeki etkilerini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek amacıyla nitel derleme yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Derleme yöntemi, belirli bir konuya ilişkin mevcut literatürü The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 284 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sistematik bir çerçevede incelemeyi, bulguları karşılaştırmayı ve alandaki eğilimleri ortaya koymayı mümkün kılmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital ebeveynlik ve dijital muhafazakârlık gibi kavramları ele alan ulusal ve uluslararası akademik yayınlar incelenmiştir. Araştırma sürecinde öncelikle konu ile ilgili temel kavramlar belirlenmiş; ardından bu kavramlarla ilişkili çalışmalar, belirlenen temalar doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Çalışmaların seçiminde, konuyla doğrudan ilişkili olması, alana katkı sunması ve güncel literatürü temsil etmesi temel ölçütler olarak benimsenmiştir. Elde edilen bulgular, aile yapısındaki dönüşümleri tarihsel, sosyolojik ve dijital bağlamlarda ele alan teorik yaklaşımlar ışığında yorumlanmıştır. Bu yaklaşım sayesinde, dijital çağın aile ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne dair çok boyutlu bir değerlendirme yapılmış ve “dijital muhafazakârlık” kavramı bu dönüşümün anlaşılmasında bir analitik çerçeve olarak tartışılmıştır. Bu yöntem doğrultusunda çalışma, mevcut literatürü sentezleyerek alandaki güncel eğilimleri görünür kılmayı, dijital çağda aile kurumuna yönelik risk ve imkânları akademik bir zeminde ortaya koymayı amaçlamaktadır. 4. Dijital Çağda Bağımlılık ve Yalnızlık Dijital çağ, dijital devrim ve dijitalleşme olarak adlandırılan 21. yüzyıl, insanlık tarihindeki en önemli devrimlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu devrimin fitilini ateşleyen ilk adım, Amerikalı bilim insanları tarafından 1947 yılında üretilen transistördür (Özdoğan, 2017:25). Transistörün elektronik cihazların temel bileşeni hâline gelmesi, bilgisayar sistemlerinin ortaya çıkmasını ve bilgilerin dijitalleşmesini sağlamıştır (Özdoğan, 2017:27). Dijital iletişimin ana kaynağı olan internetin doğuşu ise 20. yüzyılın üçüncü çeyreğine dayanmaktadır. Amerika Savunma Bakanlığına bağlı bir birim olan Advanced Research Projects Agency (ARPA) tarafından 1957 yılında kesintisiz bir iletişim ağı kurularak internetin ilk adımı atılmıştır. Bu gelişmeyi takiben 1960 yılında ARPANET projesi kapsamında internetin kullanım alanını yaygınlaştırılmıştır. Büyük bilgisayarlar arasında bağlantılar kurularak paylaşım yapabilen ağlar oluşturulmuş ve zamanla üniversiteler ile diğer kurumlar da bu ağa dahil edilmiştir. Farklı işletim sistemine sahip bilgisayarların ağa bağlanmasıyla “İNTERNET” adı verilen küresel bir network meydana gelmiştir (Yıldırım, 2021:3). Bu networkün The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 285 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gelişim ivmesi ve kullanım alanı her geçen gün katlanarak artmıştır. Dijital araçlarla iletişim kurulabilmesi, bilgiye kolay erişim sağlanması ve birçok hizmetin kısa sürede mekândan bağımsız şekilde sunulabilmesi, dijital çağın küresel zeminde hızla benimsenmesini sağlamıştır (Yetkin & Coşkun, 2021:2). 20.yüzyılda televizyon ve radyo gibi “geleneksel medya” araçları, bireylerin yüzyıllardır sürdürdüğü iletişim pratiklerini köklü biçimde dönüştürmüşken (Alkan, 2023: 15), 21. yüzyıl bu dönüşümün çok daha kapsamlı bir versiyonuna tanıklık etmektedir. Günümüzde cep telefonları, dijital kameralar, sosyal medya platformları ve çeşitli dijital iletişim teknolojileri, gündelik yaşamın merkezine yerleşmiş ve bireylerin etkileşim biçimlerinin başat belirleyicileri hâline gelmiştir (Akar, 2025:10). Devlet yönetiminden bürokratik süreçlere, ticaretten alışveriş kültürüne; eğitim politikalarından sağlık hizmetlerine kadar hemen her alanda dijital dönüşüm belirgin bir etki oluşturmaktadır (Yurt, 2025:26). Dijital iletişimin en belirgin avantajı, zaman ve mekân sınırlamasından bağımsız olarak, anlık, dijital platformların mevcut olduğu sahalarda kullanılabilmesidir. Bu sayede milyonlarca, hatta milyarlarca bireyin aynı anda iletişim kurması mümkündür. Fiziki sınırlardan bağımsız olarak dijital uygulamalar sayesinde kişilerarası iletişim tek bir tıklamayla kolaylaşmıştır. Mektup, telefon ve telgraf gibi klasik iletişim araçlarıyla kıyaslandığında, dijital dünyanın iletişim açısından sunduğu olanaklar insanlık için paha biçilemez niteliktedir. Dijital iletişimin bu hızda yaygınlaşması bu araçlara yönelik kaygıların zaman içinde artmasına yol açmaktadır. Bu araçlar yoluyla kurulan dijital sosyalleşmelerin, aile üyeleri arasındaki iletişimi zayıflattığına, aile içi bağlara zarar verdiğine yönelik endişeler medyada ve akademik platformlarda geniş yer bulmaktadır (Duran, 2022: 13). Hayatın tüm katmanlarına nüfuz eden bu dijitalleşme sürecinin aile içi ilişkileri yönlendirme ve dönüştürme gücünün giderek artması, dijital teknolojilere ve dijital iletişim biçimlerine yönelik eleştirel yaklaşımların doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu çağın kavramları da kuşkusuz dijital ön ekiyle her geçen gün genişlemekte ve kullanım alanları yaygınlaşmaktadır. Dijital sağlık, dijital eğitim, dijital bankacılık, dijital kurumlar (e-devlet, e-vergi, e-imza), dijital oyunlar ve dijital ticaret dijitalleşmenin somut örneklerinden yalnızca birkaçıdır. Bununla birlikte dijital iletişim, dijital yalnızlık, dijital din ve dijital toplum gibi soyut kavramlar da giderek yaygınlaşmaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 286 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Önümüzdeki yıllarda dijital ön ekiyle birçok yeni somut ve soyut kavramın türeyeceği kaçınılmazdır. Çünkü her yeni gelişme, dijital hizmetler ve araçların kullanım alanını genişletirken, aynı zamanda bu yenilikler bireylerin günlük yaşamına da entegre olmaktadır. Dijital çağda öne çıkan ve giderek yaygınlaşan bağımlılık türlerinden biri de dijital bağımlılıktır (Yengin, 2019:2). Bu kavram, ilk kez 1995 yılında Ivan Goldberg tarafından literatüre kazandırılmış ve ardından Amerika medyasında “internet addiction” olarak yer bulmuştur (Ersoy & Ağlar, 2024:3; Yıldırım, 2021:7). Kimberly Young tarafından dijital bağımlılığı araştırmak üzere kurulan araştırma merkezi ve geliştirilen bağımlılık testleri dijital bağımlılık alanındaki bilimsel çalışmalara öncülük etmiştir (Havalı, 2024:20). Bağımlılık bir nesneye, kişiye, objeye duyulan önlenemez istek, iradenin yetersiz kalması veya başka bir iradenin etkisi altında olma durumu olarak tanımlanabilir. Dijital bağımlılık ise, bireyin kendisini yeterli hissetmeme dürtüsüyle tetiklenen, teknolojik ve davranışsal bir bağımlılık türüdür (Özsarı & Deli, 2023:2). Bu bağımlılık türünde bireyin zihni sürekli dijital öğelerle meşgul olmaktadır. Birey zamanla dijital araçlardan kopamamaktadır. Birey, bu araçlara erişim sağlayamadığında huzursuz, gergin, kaygılı, mutsuz bir durum sergilemektedir. Dijital bağımlılığın şiddeti, haftalık 40-48 saate varan internet kullanımına kadar ulaşabilirken birey dijitali kullanma isteğinin önüne geçmekte zorlanmaktadır. Bağımlılık düzeyine ulaşan bireylerde, internete bağlı olunmayan zamanın önemi kaybolmakta, saldırganlık gibi davranışsal değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Günlük yaşamda sorumlulukların yerine getirilmesinde aksaklıklar meydana gelirken iş, okul ve aile hayatındaki görevler ihmal edilmektedir. Zamanla bağımlı bireyler, evden dışarı çıkamama gibi ciddi sorunlarla karşılaşabilmektedir (Alyanak, 2016: 1). Literatürde dijital bağımlılık ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir bölümünde olumsuz aile ilişkilerinin yaşandığı ortamlarda bağımlılığın daha yaygın olduğu vurgulanmaktadır. Dijital bağımlılığa yol açan çalışma sonuçları makalenin “literatürde dijital bağımlılık ve aile ilişkileri” başlığında ele alınmıştır. Dijital Yalnızlık The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 287 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Yalnızlık kavramı, Türkçe sözlükte “yalnız olma, kimsenin bulunmaması durumu” olarak tanımlanmaktadır. Ancak Türk Dil Kurumu (TDK), 2024 yılında “kalabalık yalnızlık” kavramını yılın kelimesi olarak açıklayarak, bu kavrama olan ilgiyi önemli ölçüde artırmıştır (Karayaman, Boz, Şener, & Güler, 2025:1). TDK’nın internet sitesinde halk oylamasına sunulan “merhamet”, “yabancılaşma”, “algoritma”, “yozlaşma”, “yapay zekâ” ve “dijital yorgunluk” kelimeleri arasından seçilen “kalabalık yalnızlık”, birey toplum ilişkisi hakkında birçok mesaj barındırmaktadır (tdk.gov.tr, 30 Temmuz 2025). Yaklaşık bir milyon kişinin katılımıyla yapılan oylamada bu kavramın seçilmesi, birey-toplum, sosyoloji ve psikoloji zemininde kapsamlı araştırmaların önemini göstermektedir. Aynı zamanda kavram, toplumsal ve sosyolojik dönüşümün hangi yönlere evrilebileceği konusunda uyarıcı bir niteliğe sahiptir. Birbirine zıt anlamlar taşıyan “kalabalık” ve “yalnızlık” kelimelerinin bir arada kullanılması ilk bakışta tezat gibi görünse de kavramın derinlemesine incelenmesi bireylerin içinde bulunduğu durumun ne denli travmatik olabileceğini ortaya koymaktadır. Carl Gustaw Jung’un yalnızlık ile ilgili tanımı, bu kavramın bireylerin yaşadığı durumu özetler niteliktedir. Jung’a göre yalnızlık, bireyin yanında kimsenin olmaması değil; bireye ait duygu, düşünce ve fikirlerin karşı tarafa iletilememesi veya kabul görmemesidir (Deveoğlu, 2024:2). Literatürde dijitalleşme ve yalnızlık arasındaki ilişki üzerine birçok araştırma bulunmaktadır. Alkan, Alyanak, Deveoğlu, Göldağ, Kavlak, Yıldırım, Şen & Erol, bu ilişkinin farklı boyutlarını inceleyen çalışmalara örnek olarak gösterilebilir. Araştırmalar, yalnızlığa yol açan çeşitli etmenleri ortaya koymaktadır. Aile içi olumsuz ilişkiler, dijital araçlar, dijital oyunlar, dijital hedonizm, anlaşılmama hissi, mobbing ve boşluk hissi bunlardan sadece birkaçıdır. Ancak ortak olarak vurgulanan ve dikkat çeken unsur, aile içi olumsuz ilişkilerden kaynaklanan yalnızlıktır. İnsan doğası, temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra ait olma, sevilme, sayılma ve anlaşılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç, Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin üçüncü basamağında, sosyal aidiyet basamağı olarak yer almaktadır. Birey, bu ihtiyacını sevgi, sosyal yakınlık ve dostluk ilişkileriyle karşılamaktadır (Şengöz, 2022:4). Ancak aile içinde ait olma, anlaşılma, sevgi ve değer görme ihtiyacı karşılanamadığında birey, bu boşluğu farklı kanallarla doldurmaya çalışabilmektedir. Bireyin iş, okul ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 288 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sosyal hayatındaki ilişkiler zaman zaman sekteye uğrayabilmektedir. Bu durumlara aile içi iletişimsizlik, anlaşılmama ve değersizlik hissi eşlik ettiğinde bireysel izolasyonla başlayan yalnızlık zamanla bireyi dijital dünyanın zeminine sürükleyebilmektedir. Hayatın neredeyse her alanına entegre olmuş ve mekândan bağımsız sayısız seçenek sunan dijital dünya, bireyleri sanal bir çevreyle kuşatırken bireylerin yalnızlıklarını derinleştirmektedir. Bu yalnızlaşmanın sonucunda, aile ve toplum içindeki iş birliği, dayanışma ve yardımlaşma gibi değerlerin önemi zamanla azalmaktadır. Bireylerde yabancılaşma ve aidiyet duygularının kaybolması kaçınılmaz hâle gelmektedir. Oysa insan, yaratılış itibarıyla toplumsal bir varlıktır ve tarih boyunca milletlerin, devletlerin oluşumunda toplumsal bağlar belirleyici bir rol oynamıştır. Gerçek anlamda tarihin öznesi olabilmek, güçlü toplumsal bağlarla bir arada yaşamakla mümkündür. Toplumlar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş yığınlar değildir. Toplumları bir arada tutan, birlikte yaşamalarını sağlayan ortak tarih, sosyal ve kültürel bağlardır. Bu bağlar zamanla güçlenebileceği gibi gevşeyip çözülme tehlikesi de taşımaktadır. Toplumun hangi yöne evrileceği ortak irade ve birlikte yaşama kararlılığıyla doğrudan bağlantılıdır (Çapcıoğlu, 2024: 17-18). Ancak “kalabalık yalnızlık” içinde yaşayan bireylerin artışı, bireylerde birlikte yaşama arzusunun azalmasına yol açacaktır. Bu durumda nihai olarak toplumsal bağların çöküşüne zemin hazırlayacaktır. Dijitalleşme ve Muhafazakârlık Muhafazakârlık Latince’de korumak, saklamak, muhafaza etmek, tutmak gibi anlamlara gelen conservare sözcüğüne dayanmaktadır (Güngörmez, 2004:2). Kavram Ortaçağ’da yasaları, düzeni, belli grupları koruyan, kollayan anlamında “Conservator” terimiyle kullanılmıştır (Akkaş, 2003:2). Arapça sözlükte koruma, himaye etme, gözetme anlamlarına gelen hafaza kökünden türemiştir. Türkçe sözlükte de muhafaza etme, koruma anlamına gelmektedir. Muhafazakârlık kavramının Türkçe’de conservatismin karşılığı olarak ne zamandan itibaren kullanıldığı net olarak bilinmemekle birlikte geleneği koruma sürekliliği ifade etme anlamı uzun bir geçmişe dayanmaktadır (Çamurdaş, 2023:2). Muhafazakârlık modern siyasi bir ideoloji olarak Fransız Devrimi’ne karşı bir tepki hareketi olarak Edmund Burke’ün (1729-1797) fikirleriyle şekillense The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 289 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. de bir yaşam formu, bir düşünce şekli olarak kökeni 4. yüzyılın Kilise babalarından Saint Augustin’e, hatta Antik Yunan’a Aristo’ya kadar uzanmaktadır (Yurt, 2025:16). Edmund Burke tarafından kaleme alınan “Reflections on the Revolution in France 1790 (Fransız İhtilali Üzerine Düşünceler 1790)” muhafazakâr geleneğin en üst referans metni olarak kabul edilmektedir (Beneton, 2016: 15). Muhafazakârlıkla ilgili yaygın kabul, bu düşünce geleneğinin değişime bütünüyle karşı olduğu yönündedir. Ancak bu yaklaşım, muhafazakârlığın gerçek doğasını tam olarak yansıtmamaktadır. Muhafazakârlığın değişime bakışı, kökten ve ani dönüşümlere direnmekle birlikte, değişimin tedrici, kontrollü ve toplumsal istikrarı gözeten bir biçimde gerçekleşmesi gerektiği yönündedir. Nitekim literatür incelendiğinde muhafazakârlığın zaman içerisinde “neo-muhafazakârlık” ve “Yeni Sağ” gibi farklı biçimlere evrilerek dönemin toplumsal ve siyasal koşullarına uyum sağladığı görülmektedir (Yurt, 2025:27). Aile kurumu, insanlık tarihi boyunca toplumsal düzenin köklü yapılarından biri olarak varlığını muhafaza etmiştir. Bu kurum, “bireylerin sosyal bir varlık olmayı öğrendikleri ilk etkileşim ağı olması nedeniyle bireysel hayatlar ve toplum hayatı için en temel kurumdur” (Dikeçligil, 2012:24). Biyolojik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik ve hukukî boyutlarıyla aile; üyeler arasındaki ilişkileri belirli normlara bağlayan, toplumun kültürel ve karakteristik özelliklerini kuşaktan kuşağa aktaran ve en yoğun birincil ilişkilerin yaşandığı temel sosyalleşme ortamını oluşturan bir kurumdur (Zorlu, 2025:2). Muhafazakâr düşünce geleneğinde aile, toplumsal yapının inşasında ve sürekliliğinde merkezi bir konuma sahiptir. Toplumsal hayatın en eski kurumu olan aile, yalnızca biyolojik bir birliktelik değil; aynı zamanda değerlerin aktarımını, otoritenin meşruiyetini ve toplumsal düzenin devamlılığını sağlayan temel bir yapı olarak görülmektedir. Muhafazakâr ideolojinin erken dönem teorisyenlerinden Louis de Bonald’a göre aile toplumsal ve siyasal düzenin küçük bir yansıması niteliğindedir (Güler, 2016:127). Muhafazakâr düşüncede aile, bireyin kimlik kazanma sürecinde belirleyici bir kurumsal yapı olarak konumlandırılmaktadır. Aile, bireylerine yalnızca aidiyet duygusu kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda onları toplumsal hayata hazırlayarak belirli roller ve konumlar üzerinden toplumsal yapı içine dâhil eder. Bu yönüyle aile, birey ile toplum arasındaki temel aracı The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 290 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. kurumlardan biri olarak işlev görmektedir. Thomas Fleming de benzer biçimde, bireyin esas kimliğini oluşturan tarihsel süreklilik ve gelecek tasavvurunun aile aracılığıyla şekillendiğini ileri sürmektedir. Fleming’e göre insan doğası gereği unutkandır; buna karşılık aile, kuşaklar arası aktarımı mümkün kılan kolektif bir hafıza işlevi üstlenmektedir. Talcott Parsons, aile kurumunun toplumsal düzen içindeki rolünü; neslin devamlılığının sağlanması, bireylerin sosyal ve psikolojik rehabilitasyonu ile toplumsal norm ve değerlerin aktarımını sağlamak şeklinde üç temel işlev üzerinden tanımlamaktadır (Çaha, 2004: 8). Aile, bireylerde topluma ve devlete yönelik sevgi, aidiyet ve bağlılık duygularının gelişmesinde merkezi bir işleve sahiptir. Toplumsal bütünlüğün ve siyasal istikrarın sürdürülebilirliği, bireyler arasındaki bu duygusal ve normatif bağların gücüne doğrudan bağlıdır. Sevgi ve bağlılık temelinde inşa edilmemiş toplumların ve devlet yapıların çözülmeye daha açık olduğu görülmektedir. Bu bağlamda aile değerlerine yönelen herhangi bir tehdidin zamanında engellenememesi, söz konusu tehdidin giderek derinleşmesine ve yalnızca aile kurumunu değil, toplumsal düzeni ve nihai aşamada devletin bütünlüğünü hedef alan yapısal bir soruna dönüşmesine zemin hazırlamaktadır (Gilbert, 2016:74). Durkheim, toplumsal yapıda ortaya çıkan anomi ve yabancılaşma olgusunu, toplumun ortak değer dünyasında meydana gelen çözülmeyle ilişkilendirmektedir. Ona göre toplumsal düzenin zayıflaması ani bir kırılmanın sonucu değil, daha derin ve kademeli bir sürecin ürünüdür. Bu çözülme sürecinin ilk aşaması ise aile kurumunda başlamaktadır. Aile bağlarının zayıfladığı ve aileye atfedilen değerlerin aşındığı toplumlarda, kolektif bilinç giderek güç kaybetmekte; buna bağlı olarak toplumsal bağların ve ortak değerlerin çözülmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir (Çaha, 2004:8). Türk sosyoloji geleneğinde Ziya Gökalp, aileyi yalnızca bireylerin bir araya geldiği özel bir alan olarak değil, ulusun varlığını sürdüren ve kültürel sürekliliği sağlayan merkezi bir yapı olarak ele alır. Ona göre aile, toplumsal dirliği teminat altına alan, millî değerleri nesilden nesile aktaran ve ulusal bütünlüğü güçlendiren bir çekirdek kurumdur. Bu yaklaşım, aileyi hem ahlaki hem de ulusal sorumluluk alanı olarak konumlandırmaktadır. Benzer şekilde İhsan Sezal da aileyi toplumsal düzenin inşasında ve kurumsallaşmasında başlangıç noktası olarak değerlendirir. Sezal’in The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 291 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. perspektifinde aile, birey ile toplum arasındaki bağın kurulduğu; toplumsal yapının canlılığını, dayanıklılığını ve sürekliliğini güvence altına alan temel örgütlenme biçimidir (Kır, 2011:2). Bu makalenin odağı gereği, aile kurumunun önemine ilişkin tanımlar sınırlı tutulmuş; esas amaç olarak dijital çağın aile yapısı üzerindeki etkilerini irdelemek ve bu yeni çağda aileyi korumaya yönelik stratejiler geliştirmek benimsenmiştir. Literatürdeki çalışmalar, geleneksel aile modelinin tarihsel süreç içerisinde çekirdek aile formuna evrildiğini; dijital çağla birlikte çekirdek yapısının da farklılaşarak çoklu aile tipolojilerine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Araştırmalar, aile yapısındaki çözülme eğiliminin Sanayi Devrimi sonrasında hız kazanan kentleşme ve göç süreçleri, kadın hakları mücadelesi, eğitimde fırsat eşitliğinin genişlemesi, kadınların iş gücüne aktif katılımı gibi çeşitli toplumsal dinamiklerle bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır (Turgut, 2017:18). Bunun yanı sıra aile içi ilişkilerin belirgin biçimde zayıfladığı; tek ebeveynli aileler, dijital aileler, arkadaş temelli aile yapıları ve çocuksuz aile modelleri gibi yeni aile formlarının dijital çağın ilk çeyreğinde dikkat çeken bir seviyede artış gösterdiği literatür bulgularındandır (Bayer, 2013:12). Dolayısıyla aile yapısındaki dönüşüm çok boyutlu nedenlerle şekillenmekte olup bu nedenlerin etkisi, dijitalleşmenin hızlandırıcı niteliğiyle günümüzde daha görünür ve daha belirgin hale gelmiştir. Dijital Muhafazakârlık 2016 yılında yayımlanan Russian Geopolitics in the Age of New Media (Yeni Medya Çağında Rus Jeopolitiği) adlı eserde, dijitalleşmenin jeopolitik yapılar üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Anılan eserde Rusya’daki bölgelerin yerel ve jeopolitik mekânsal kimliklerine ilişkin anlatıların dijital platformlar aracılığıyla inşa edilmesi, bölgesel öz belirlemeye yönelik politik bir yönelimin oluşturulmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu anlatıların, “dijital jeopolitik” kavramını görünür ve analiz edilebilir bir olgu hâline getirdiği; dolayısıyla Rusya’daki sosyologlar tarafından incelenmesi gerektiği eserde vurgulanan temel hususlar arasındadır. Eserde özellikle dikkat çeken bölümlerden biri, “Digital Conservatism: Framing Patriotism in the Era of Global Journalism” (Küresel Gazetecilik Çağında Vatanseverliğin Çerçevelenmesi) başlığıdır (Bassin ve diğerleri, 2016:185). Bu başlıkta yazar, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 292 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Rusya’nın yeni medya ortamı içerisinde gelenekselci ve muhafazakâr anlatıların nasıl yeniden üretildiğini incelemektedir. Dijital platformların yalnızca teknik araçlar olmadığı, aksine tarihsel hafıza, ulusal kimlik ve muhafazakâr değerlerin dolaşıma sokulduğu ideolojik mekânlar hâline geldiği vurgulanmaktadır. Eserde dijital gazetecilik, devletle uyumlu aktörler ile taban hareketlerinin çevrimiçi katılım pratiklerini bir araya getirerek muhafazakâr bir jeopolitik dünya görüşünü pekiştiren stratejik bir mecra işlevi görmektedir. Böylece dijital muhafazakârlık; medya biçimi, siyasal ideoloji ve ulusal kimliğin, Rusya’nın Sovyet sonrası coğrafyadaki jeopolitik hedefleri çerçevesinde karşılıklı olarak birbirini ürettiği bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle dijital muhafazakârlık, geleneksel değerlerin dijital formlar içinde yeniden üretilmesini ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu eserde “dijital muhafazakârlık” kavramının kullanılması uluslararası literatür açısından bir ilki barındırmakla birlikte muhafazakârlığın dijital çağda kendini yenilemesi ve dijital bir forma evrilmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu göstermektedir. Dijital muhafazakârlığın konu edindiği başka bir çalışma Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makalede yer almaktadır. Anılan yazarlar “Conservatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems’ Digital Transformation (Muhafazakârlık ve Muhafazakâr Hukuk Düşüncesi: Kamu Sistemlerinin Dijital Dönüşümü Çağı) başlıklı makalede muhafazakârlığın genel kavramsal yapısını tartıştıktan sonra, dijital dönüşümün hukuki ve sosyal etkileri bağlamında muhafazakâr düşüncenin nasıl konumlanması gerektiğini belirtirler. Kazachanskaya ve Mamychev dijital teknolojilerin hızla kamu sistemlerine entegre olduğu bir dönemde, muhafazakâr hukuki düşüncenin salt geleneksel değerleri korumaya dönük değil, aynı zamanda dijitalleşme süreçlerini bu değerlerle uyumlu bir şekilde düzenlemeye odaklanan bir çerçeve geliştirmesi gerektiğini savunurlar. Söz konusu çalışmada toplumsal yaşamda dijital teknolojilerin geliştirilmesi ve etkin biçimde kullanılabilmesi için doktrinel nitelikte hukuki ve düzenleyici politikaların yanı sıra etik standartlar ve ahlaki ilkelerin oluşturulmasının gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Kazachanskaya ve Mamychev’e göre, 21. yüzyılda güçlü bir devlet yapısının inşası açısından dijital ortamda sunulan hizmetlerin; deontolojik kodlar, biyolojik tehditler ve çevresel riskler dikkate alınarak tasarlanması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, dijital çağın The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 293 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gereklerine uyum sağlayabilmek için kamu yönetiminde ve kamu hizmetlerinde gerçekleştirilen dijital dönüşümlere ek olarak, sosyo-normatif düzenlemelerin de hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmektedir (Kazachanskaya ve Mamychev, 2021:447-455). Bu çerçevede dijital muhafazakârlık, dijitalleşmenin değerler üzerinde yarattığı dönüştürücü etkilere karşı geliştirilen savunmacı bir refleks olmanın ötesinde, dijital çağın imkânlarını dikkate alan kurucu bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görüldüğü üzere, dijital platformlar muhafazakâr değerlerin aşındığı değil, aksine yeniden üretildiği ve dolaşıma sokulduğu stratejik alanlar hâline gelebilmektedir. Kazachanskaya ve Mamychev’in dijital dönüşüm bağlamında muhafazakâr hukuki düşünceye ilişkin ortaya koyduğu normatif çerçeve, dijitalleşmenin etik, ahlaki ve toplumsal sorumluluk ilkeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye bağlamında ise dijitalleşme sürecinin hızına karşın, değerlerle dijital platformlar arasındaki ilişkinin henüz kavramsal ve kuramsal bir bütünlük içinde ele alınmadığı görülmektedir. Bu durum, dijital çağda değerleri koruma ve aktarma çabalarının dağınık ve tepkisel bir düzeyde kalmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak tartışmaya açılması, dijitalleşmenin kaçınılmazlığı karşısında değerlerin korunmasına yönelik yeni ve sistematik bir düşünme biçimi sunmaktadır. Bu çerçevede sınırların görünmez hâle geldiği, küresel kültür ve değer aktarımının hızlandığı ve dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz ettiği bu dönemde Türkiye açısından da aileyi, bireyi, kimliği, inancı, değerleri koruyan, kamusal alanlardaki gerçekleşecek olan dijital dönüşümlerin her kademesinde koruyucu çerçeveye duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu ihtiyacı en kapsamlı biçimde karşılayan ve söz konusu dönüşümü teorik olarak açıklayan yaklaşım dijital muhafazakârlık perspektifidir. Dijital muhafazakârlık perspektifi, insanı merkeze alan tüm değerleri ailenin, kimliğin, inancın, tarihin, kadim kültürel mirasın ve hatta insan psikolojisinin- dijital çağın dönüştürücü ve çoğu zaman aşındırıcı etkilerinden korumayı amaçlayan kapsamlı bir stratejik çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda dijital sınırların belirlenmesi, ekran sürelerinin denetimi, sosyal medya kullanımının kontrollü biçimde düzenlenmesi ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 294 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bireyin özel alanının korunması temel stratejik başlıklar olarak öne çıkmaktadır. Bu makalenin odağında ise aile kurumunun korunmasına yönelik dijital muhafazakârlık stratejiler yer almaktadır. 5. Dijital Muhafazakârlık Stratejileri Dijital Sınırların Belirlenmesi Dijital çağın diğer tarihsel dönemlerden ayırt edici özelliği, fiziksel sınırların anlamını yitirmesidir. Artık kıta, ülke veya sınır kavramları dijital mecralarda büyük ölçüde erimektedir. Bireylerin paylaşımları, saniyeler içinde uçsuz bucaksız mesafeleri aşarak dünyanın herhangi bir noktasındaki bireylerin erişimine açılmaktadır. Sosyal medya platformları üzerinden bireyler, toplumsal, kültürel ve sosyal içeriklere sürekli maruz kalmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin sahip oldukları kültürel değerleri ve kadim mirası koruyabilmeleri, dijital araçları ve sosyal medyayı bilinçli, kontrollü ve iradeli bir şekilde kullanmalarını zorunlu kılmaktadır. Dijital mecraların bilinçli kullanımı, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile içi ilişkilerin sağlıklı biçimde sürdürülmesi açısından da hayati öneme sahiptir. Ekran süresinin sınırlandırılması, özellikle çocuklar için güvenli içerik filtrelerinin uygulanması, özel alan ve mahremiyetin korunması, bu alanların dijital mecralarda paylaşılmaması temel dijital muhafazakârlık stratejilerini oluşturmaktadır. Aile Değerlerinin Dijital Ortama Taşınması Dijital ortamda aile değerlerinin -yardımlaşma, koruma, işbirliği, merhamet, sevgi, saygı vb.- paylaşılması ve ailenin toplumsal önemi üzerine üretilen içerikler, söz konusu mecralarda ailenin işlevinin ve öneminin sürekli hatırlanmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür paylaşımlar, aile bireyleri arasında etkili iletişimi teşvik ederek, karşılıklı anlayış ve işbirliği ortamını güçlendirmektedir. Özellikle rehber niteliğindeki içerikler, aile içi karar alma süreçlerinde farkındalık yaratmakta, çatışma yönetimi ve duygusal destek mekanizmalarının geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca, bu paylaşımlar, bireylerin aile değerlerini içselleştirmesini destekleyerek, toplum genelinde kültürel ve ahlaki normların korunmasına dolaylı yoldan hizmet etmektedir. Sonuç olarak, aile değerlerinin dijital zeminde görünür kılınması ve bu değerlerin sürdürülebilir biçimde paylaşılması, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından hem bireysel hem de toplumsal açıdan kritik bir rol oynamaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 295 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Eğitim ve Farkındalık Stratejileri Dijital ortamda paylaşılan içeriklerin bireyler üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları, dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu çalışmaların özellikle aile yapısı, aile içi ilişkiler ve aile üyeleri bağlamında yürütülmesi ayrı bir önem taşımaktadır; çünkü aile, toplumu bir arada tutan temel işlevlerden birine sahiptir. Aile yapısının zayıfladığı toplumların uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir. Bireyler toplumsal değerleri, kültürel mirası ve insana, ahlaka ilişkin normları ilk olarak aile içinde öğrenmektedir. Bu yönüyle aile, toplumun adeta bir sigortası işlevi görmektedir. Bu nedenle, ilgili kurumların1 öncülüğünde aile üyelerine dijital dünyadaki riskler ve fırsatlar hakkında eğitim verilmesi dijital muhafazakârlık stratejilerinin merkezi bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, çocuklar ve gençlere dijital sorumluluk bilinci kazandırmaya yönelik yürütülecek eğitim ve farkındalık faaliyetleri de dijital muhafazakârlığın stratejik hedefleri arasında yer almaktadır. Toplumsal ve Kültürel Bağların Güçlendirilmesi Dijital çağın hızla ilerleyen dinamikleri ve kıtalararası kültürel etkileşimler karşısında, ulusal değerlere yönelik toplumsal ve kültürel bağların güçlendirilmesi kritik bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Dijital mecralarda üretilen içeriklerin, toplumsal bağları pekiştirecek ve kültürel mirasın yaygınlaşmasına katkı sağlayacak nitelikte olması, ulusal kültürün yabancı kültürler karşısında erimesini önleyecektir. Ayrıca, dijital araçlar aracılığıyla ulusal ve kültürel değerlerin paylaşımı bu paylaşımların sürdürülebilirliği, ulusal değerlerin korunmasına önemli katkılar sunmaktadır. Bu bağlamda, aile yapısının güçlendirilmesi, aile değerlerinin yaşatılması ve ailenin toplum içindeki rolünün vurgulanması yönündeki dijital içerikler de toplumsal bütünlüğün korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Dijitalin Bilinçli Kullanımı Dijital dünyanın sunduğu sayısız hizmet arasında kaybolmak ve bireysel özden uzaklaşmak yerine, dijitali bilinçli ve ölçülü bir şekilde tüketme iradesi, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından son derece kritik bir 1Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşlar vb. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 296 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. tutum olarak değerlendirilmektedir. Bireye herhangi bir fayda sağlamayan, zaman kaybına yol açan ve psikolojik sıkıntılara neden olabilecek sınırsız dijital kullanım, ciddi bir risk ve tehlike unsuru taşımaktadır. Her bireyin öz disiplin bilinciyle güçlü bir irade göstermesi, dijital bağımlılık tuzağından korunmasına önemli katkılar sunacaktır. Bu öz disiplin ve dijital mecraların iradeli kullanımı, aile üyeleri arasında da sağlanmalıdır. Aile fertlerinin işbirliği ve dayanışmasıyla, dijitalin eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaçlar dışında belirli zamanlarda kullanılmaması -başka bir deyişle, dijitalin minimal düzeyde ve ihtiyaç odaklı kullanımı- dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. 6. Dijitalleşme ve Aile İlişkileri Literatür Bulguları ve Tartışma Bu başlık altında dijital bağımlılık, dijital yalnızlık ve dijital çağda aile içi ilişkiler konusuna dair literatür araştırmalarında öne çıkan bulgular ele alınmaktadır. Söz konusu bulgular, dijital araçların aile içi ilişkiler üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla anlamaya yöneliktir. Bu bağlamda, literatür taramaları, dijital çağın aile dinamikleri üzerindeki karmaşık etkilerini daha bütüncül bir perspektifle değerlendirme imkânı sunmaktadır. Bu çerçevede literatür bulguları: Bayhan’ın (2020:119) lise öğrencileri üzerinde gerçekleştirdiği araştırma, internet bağımlılığının aile içi ilişki kalitesiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular, ebeveynlik tutumlarının çocukların dijital davranışlarını doğrudan etkilediğini göstermekte; özellikle ilgisiz, mesafeli veya yetersiz ebeveynlik pratiklerinin internet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet oranlarını anlamlı düzeyde artırdığı belirtilmektedir. Ayrıca aile bağlarının zayıf olduğu ya da ebeveynlerin ayrı yaşadığı aile tiplerinde çocukların dijital risklere maruz kalma olasılığının belirgin şekilde yükseldiği vurgulanmaktadır. Benzer biçimde Kavlak ve arkadaşlarının (2022:9) çalışması da aile ilişkilerinde yaşanan çatışma, iletişimsizlik veya duygusal kopukluk gibi olumsuzlukların internet bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık düzeyleriyle pozitif yönlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, dijital bağımlılık davranışlarının yalnızca bireysel faktörlerle değil, güçlü biçimde aile içi etkileşim örüntüleriyle şekillendiğine işaret etmektedir. Göldağ’ın (2018:14) lise öğrencileri üzerine gerçekleştirdiği araştırma, dijital oyun kullanımının aileler tarafından yeterince denetlenmediğini ve oyun The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 297 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. süreleri ile içeriklerinin çoğu zaman kontrolsüz kaldığını göstermektedir. Çalışmanın bulguları, dijital oyunlar üzerinde etkin bir ebeveyn kontrolü sağlanmadığında öğrencilerin internet bağımlılığı eğilimlerinin belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Alyanak’ın (2016:4) çalışması, internet bağımlılığının tedavi sürecinde güçlü aile ilişkilerinin kritik bir değişken olduğunu vurgulamaktadır. Araştırmaya göre, bağımlılığın altında yatan iletişim problemleri ve aile içi çatışmaların giderilmesi, bireyin bağımlılıkla baş etme kapasitesini önemli ölçüde güçlendirmekte; bu bağlamda aile içi iletişim kanallarının güçlendirilmesi, destekleyici bir iş birliği ortamının sağlanması ve duygusal dayanışmanın artırılması tedavi sürecinin başarısı açısından temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu iki çalışma birlikte değerlendirildiğinde, dijital bağımlılık davranışlarının önlenmesinde ve tedavi edilmesinde aile kurumu ile ebeveynlik pratiklerinin merkezi bir role sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ersoy ve Ağlar’ın (2024:17) araştırması, aile içinde açık iletişim kanallarının bulunmasının ve demokratik bir aile atmosferinin sağlanmasının dijital bağımlılık riskini anlamlı biçimde azaltan temel etkenler olduğunu göstermektedir. Çalışma, aile içi iletişimin niteliğinin çocukların dijital davranış örüntülerini doğrudan biçimlendirdiğini vurgulamaktadır. Buna paralel olarak Şen ve Erol (2024:3), aile içi iletişimin başlangıç noktasının ebeveynler olduğunu ifade etmekte ve anne-babanın sergilediği tutarlı, yapıcı ve sağlıklı iletişim biçiminin çocuklarla kurulacak ilişkinin temelini oluşturduğunu belirtmektedir. Araştırma bulguları, dijital teknolojilerin aile içi iletişimi zayıflatıcı etkilere sahip olabileceğini; ancak güçlü aile bağları, nitelikli etkileşim ve destekleyici ebeveyn tutumlarının bu olumsuz etkileri önemli ölçüde sınırlayabildiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda çalışmalar, dijital bağımlılığın önlenmesinde yalnızca teknolojik faktörlere değil, aile içi iletişim süreçlerinin kalitesine de odaklanılması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Haberli (2023:7), ebeveynlerin çocukların dijital araçlarla kurdukları ilişkiyi yönlendirmede belirleyici bir konumda bulunduğunu vurgulamakta ve literatürde ebeveynlik tutumlarının arabulucu, otoriter ve ortak izlenme şeklinde üç kategori altında incelendiğini aktarmaktadır. Arabulucu tutumdaki ebeveynler, çocuklarıyla dijital içeriklerin olumlu ve olumsuz yönlerini tartışarak rehberlik sağlayan, dijital farkındalık ve eleştirel medya okuryazarlığı gelişimini destekleyen bir yaklaşım benimsemektedir. Buna The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 298 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. karşılık otoriter tutum, baskıcı ve tek yönlü bir kontrol mekanizmasına dayandığından, çoğu zaman çocukların dijital içeriklere yönelik merak ve yönelimlerini artırmakta; ayrıca aile içi iletişimde çatışma ve uzlaşma sorunlarına yol açabilmektedir. Ortak izlenme tutumunda ise ebeveynler çocuklarıyla birlikte dijital araçları kullanarak daha etkileşimli, paylaşımcı ve işbirlikçi bir iletişim modeli geliştirmektedir. Araştırma bulguları, bu işbirlikçi yaklaşımın çocukların öğrenme süreçlerine ve dijital deneyimlerinin niteliğine anlamlı düzeyde olumlu katkı sunduğunu göstermektedir. Böylece çalışma, ebeveynlik tarzlarının dijital davranışları şekillendiren güçlü bir sosyopedagojik faktör olduğunu ileri sürmektedir. Karaboğa (2019:16) araştırmasında, uzun süreli dijital medya kullanımında aile içi iletişimin ve aile bağlarının zayıflayacağı vurgulanmaktadır. Araştırma, aile üyeleri arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi için ebeveynlere dijital medya okuryazarlığı eğitimini önermektedir. Bu eğitimin zaman yönetimi başta olmak üzere hem eşler arasındaki iletişime hem de ebeveyn-çocuk iletişimine olumlu katkı sağlayacağı eğitimin sağlayacağı faydalar olarak öne çıkmaktadır. Barış ve Yeşilyurt’un (2025:8) araştırmasında dijital mecraların yalnızca kullanım sıklığının değil, bu platformlarda paylaşılan içeriklerin niteliğinin de aile ilişkilerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Özellikle kıyaslama, rekabet ve idealize edilmiş yaşam temsilleri içeren paylaşımların aile içi iletişimde güvensizlik, yetersizlik hissi ve duygusal kopukluk gibi sonuçlara yol açtığı belirtilmektedir. Fenomenleşmiş içeriklerin de benzer biçimde aile dinamiklerini olumsuz etkilediği ifade edilmektedir. Çalışma, bu olumsuz etkilerin azaltılabilmesi için ailelere dijital içerik yönetimine yönelik stratejik öneriler sunmakta; bilinçli kullanım, içerik seçimi ve dijital etkileşim sınırlarının belirlenmesi gibi uygulamaların önemine dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda her iki araştırma, dijital mecraların aile yapısı üzerindeki etkilerinin hem kullanım biçimi hem de içerik türleri üzerinden çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Akbaş ve Dursun’un (2020:11) araştırması, dijital teknolojilerin uzun süreli kullanımının özellikle çocuklar üzerinde bilişsel, davranışsal ve sosyal düzeyde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, bu olumsuzlukların önlenmesinde baskıcı veya yasaklayıcı ebeveynlik tarzlarının etkili olmadığını, aksine ebeveynlerin dijital teknolojiyi bilinçli, kültürel ve pedagojik bir perspektifle kullanma The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 299 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. becerilerini geliştirmelerinin kritik bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. Çalışma, bu bağlamda dijital ebeveynlik kavramını öne çıkararak dijital kültürün aile içinde geliştirilmesinin, Arslan’ın (2020:2) ifadesiyle “dijital yerlilerin” sağlıklı biçimde yetiştirilmesi açısından temel bir gereklilik olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde Yurdakul, Dönmez, Yaman ve Odabaşı (2013:6), dijital bağımlılığın önlenmesinde dijital ebeveynliğin merkezi bir rol üstlendiğini ifade ederek kavramı; dijital araçlara hâkim olan, dijital mecralardaki fırsat ve risklerin bilincinde bulunan, çocuklarını çevrimiçi tehditlere karşı koruyan, gerçek ve sanal dünyada haklara saygı kültürünü aktaran ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilen bireylerin sergilediği ebeveynlik biçimi olarak tanımlamaktadır. Bu doğrultuda dijital ebeveynlik, çocukların dijital dünyada güvenli, bilinçli, etik ve sürdürülebilir biçimde var olabilmelerini sağlayan temel bir rehberlik çerçevesi sunmaktadır. 7. Sonuç İnsanlık tarihi, her büyük yeniliğin arkasındaki köklü toplumsal dönüşümlerin itici gücüyle durmaksızın şekillenen bir değişim ve dönüşüm yolculuğudur. Ateşin bulunması, yazının icadı, buharlı makinelerin üretime dâhil edilmesi, elektriğin keşfi ve nihayetinde internetin ortaya çıkışı, insan yaşamında paradigmatik kırılmalara yol açan başlıca dönüm noktalarıdır. Bu yenilikler, toplumların beslenme alışkanlıklarından yerleşik yaşam pratiklerine, ticaret ve üretim yöntemlerinden iletişim biçimlerine kadar geniş bir yelpazede radikal değişim süreçlerini tetiklemiştir. 21.yüzyıl diğer adıyla dijital çağ, internetin keşfiyle birlikte dijital iletişimin küresel ölçekte yeniden biçimlendiği bir döneme işaret etmektedir. İnternetin sağladığı altyapı sayesinde dünya üzerindeki milyarlarca insan, fiziksel sınırların belirleyiciliğinden bağımsız olarak aynı dijital zeminde bir araya gelebilme imkânına kavuşmuştur. Bu yeni iletişim ortamı bireylere önemli fırsatlar sunmakla birlikte, beraberinde çeşitli risk ve tehditleri de taşımaktadır. Söz konusu risklerin ulusal ve yerel kültürler açısından kritik yönü, farklı kültürel kodlara ve değer sistemlerine kontrolsüz biçimde maruz kalma sonucunda ulusal değerlerden uzaklaşma ihtimalinin artmasıdır. Bireyin sosyalleşmesinde ve toplumun sürekliliğinde temel bir rol üstlenen aile kurumunun dijital ortamlardan gelebilecek olası tehditlere karşı korunması, toplumsal bütünlük açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede makale bireyin kendisiyle ve çevresiyle (aile, toplum vb.) olan The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 300 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. iletişimini dijital çağın baş döndüren teknolojileri karşısında korumak için “dijital muhafazakârlık” kavramını teklif etmesiyle özgün ve ayırt edici yönüyle öne çıkmaktadır. Dijital muhafazakârlık yaklaşımı, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma geliştirmek yerine, dijital alanı değer temelli bir mücadele ve üretim sahası olarak ele almakta; değerlerin korunmasını dijital platformların etkin ve stratejik kullanımına bağlamaktadır. Dijital muhafazakârlık, muhafazakâr değerlerin dijital çağın iletişim biçimleriyle yeniden ifade edilmesini ve dolaşıma sokulmasını esas alan bir kavramsallaştırmadır. Bu yaklaşım, geleneği dijitalleşmenin karşısında sabit ve değişmez bir unsur olarak değil, dijital mecralarla etkileşim hâlinde yeniden müzakere edilen dinamik bir yapı olarak ele almaktadır. Rusya’da dijital muhafazakârlık, özellikle yeni medya aracılığıyla vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeniden çerçevelenmesi bağlamında teorik bir içerik kazanmıştır. Buna karşılık Türkiye’de kavram henüz literatürde sistematik biçimde ele alınmamış olsa da hızlı dijitalleşmenin toplumsal yapılar üzerindeki etkileri, dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Makale, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi bireysel deneyimlerin aile bağlarını nasıl zayıflattığına ilişkin bulguları bir araya getirerek literatürdeki dağınık bilgi birikimini sistematik bir çatı altında toplamaktadır. Bununla birlikte dijital iletişimin hızlanmasıyla aile üyeleri arasındaki fiziksel ve duygusal mesafenin nasıl yeniden tanımlandığına dair özgün tespitler sunarak, aile sosyolojisi ve iletişim çalışmaları alanlarında önemli bir tartışma zemini oluşturmaktadır. Sonuç olarak makale, dijital muhafazakârlığı Türkiye literatüründe kavramsal bir öneri olarak tartışmaya açarak, dijitalleşme ile değerler arasındaki ilişkiye yönelik dağınık tartışmaları bütünlüklü bir çerçeveye oturtmayı hedeflemektedir. Çalışmanın özgünlüğü, dijital muhafazakârlığı ne dijitalleşmeye karşı bir reddiye ne de geleneksel değerlerden kopuş olarak ele alması; aksine dijital platformların değer temelli ve normatif ilkeler doğrultusunda etkin kullanımını savunan kurucu bir yaklaşım geliştirmesinde yatmaktadır. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görülen dijital muhafazakârlık tartışmalarının Türkiye bağlamına taşınması, karşılaştırmalı bir perspektif sunarak literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr düşüncenin edilgen değil, yönlendirici ve üretken bir rol üstlenebileceğini The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 301 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. göstermekte; dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin akademik tartışmalara özgün bir katkı sunmaktadır. 8. Öneriler Dijital çağın olumsuz etkilerini azaltmak, dijital mecraların daha bilinçli, kontrollü ve kültürel duyarlılıkla kullanılmasını sağlamak amacıyla makale genç, ebeveyn, akademi, bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, resmî kurumlar ve daha birçok kurum-kuruluşa çeşitli öneriler sunmaktadır. *Birey, aile ve toplumların dijital mecraların olumsuz etkilerine karşı daha kırılgan hâle geldiği görülmektedir. Bu nedenle, değer üreten ve değer aktarımını önceleyen bir dijital zeminin inşası zorunludur. Bu zemini ifade eden en kapsamlı kavram dijital muhafazakârlıktır. Dijital muhafazakârlık, dijital teknolojilerin hayatın her alanına nüfuz ettiği çağımızda birey, aile ve toplumların değerlerini, kimliklerini ve geleneksel normlarını koruma yönündeki bilinçli duruşu ifade etmektedir. *Dijital muhafazakârlık yaklaşımının Türkiye bağlamında işlevsel hâle gelebilmesi için, dijitalleşme politikalarının yalnızca teknik altyapı ve verimlilik ekseninde değil, değer temelli bir perspektifle ele alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda, kamu yönetimi ve kamu hizmetlerinde yürütülen dijital dönüşüm süreçlerinin etik ilkeler, mahremiyet hassasiyeti ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla birlikte yapılandırılması önem taşımaktadır. Dijital platformların, kültürel sürekliliği destekleyen ve toplumsal değerlerin aktarımını güçlendiren araçlar olarak değerlendirilmesi, dijitalleşmenin değerlerle çatışan değil, değerleri yeniden üreten bir sürece dönüşmesine katkı sağlayacaktır. *Akademik düzeyde dijital muhafazakârlık kavramının sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk ve iletişim çalışmaları ekseninde disiplinlerarası biçimde ele alınması, kavramın teorik derinliğini artıracaktır. Eğitim, medya ve dijital okuryazarlık politikalarında değer temelli içeriklerin teşvik edilmesi de dijital muhafazakârlığın pratik karşılıklarını güçlendirecek önemli adımlar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda dijital alan, muhafazakâr değerlerin savunulduğu bir “tehdit alanı” olmaktan çıkarılarak, değer temelli bir toplumsal inşa zemini olarak yeniden düşünülmelidir. *Yerli ve değer odaklı dijital içerik üretimi teşvik edilmelidir. Bu kapsamda kamu destekli projelerin yaygınlaşmasına ihtiyaç vardır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 302 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. *Dijital ortamlarda özel alanın korunması ve mahremiyet bilincinin güçlendirilmesi, bireylerin dijitalleşme sürecinde psikolojik bütünlüklerini korumaları açısından kritik önem taşımaktadır. *Dijital ebeveynlik farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, çocukların ve gençlerin dijital risklerden korunması ve sağlıklı dijital alışkanlıklar geliştirmesi için gereklidir. *İlköğretimde seçmeli ders olarak sunulan “Medya Okuryazarlığı” dersinin lise ve yükseköğretim düzeylerinde de zorunlu hâle getirilmesi, eleştirel dijital bilinç geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir. *Dijital mecralarda doğruluk, adalet, saygı ve mahremiyet gibi etik değerlerin yaşatılmasına yönelik içerik üretiminin artırılması, dijital kültürün etik zeminde şekillenmesine katkı sağlayacaktır. *Baskıcı, otoriter ve yasaklayıcı ebeveyn modelleri yerine; hoşgörülü, empati kurabilen, çocuklarıyla iletişim ve müzakere becerisi geliştirebilen bir ebeveyn yaklaşımının teşvik edilmesi gerekmektedir. *Aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın niteliğinin artırılması, ortak etkinliklerle duygusal ve sosyal bağların anlamlı biçimde güçlendirilmesi önemlidir. *Aile içi ilişkilerde merhamet, saygı, sevgi, aidiyet, paylaşım, hoşgörü ve güven temelli ilişkilerin güçlendirilmesi hem aile bütünlüğünü hem de toplumsal dayanıklılığı destekleyen temel bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. *Dijital mecralarda dezenformasyon, manipülasyon ve sahte içeriklerle mücadele için hem teknolojik hem de pedagojik temelli doğrulama mekanizmaları geliştirilerek kullanıcıların eleştirel dijital düşünme becerileri desteklenmelidir. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 303 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Kaynakça Akkaş, Hasan Hüseyin (2003). Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4(2), 241-254. Aksan, Gamze. (2025) Ebeveyn ve Genç İlişkisinde Aile Tutumları ve Aile Değerleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Habitus Toplumbilim Dergisi, 6, 95-124. Alkan, Buse (2023). Instagram’ın Evli Çiftlerin Aile Yaşantısına Etkileri. İletişim Bilimi Araştırmaları Dergisi 3(3), 218-235. Alyanak, Behiye (2016). İnternet Bağımlılığı. Klinik Tıp Pediatri Dergisi 8 (5), 20-24. Akbaş, Özge Zeybekoğlu ve Dursun, Cansu (2020). Teknolojinin Aileye Etkisi: Değişen Ailenin Dijital Ebeveyn ve Çocukları. Turkish Studies-Social, 15(4), 2245-2265. Akar, Damla (2025). Sosyal Medyada Aile Algısı: Ekşi Sözlük Tanımları Üzerine Bir Değerlendirme. Trt Akademi, 10(24), 800-829. Arslan, Aysel 2020). Üniversite Öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Düzeylerinin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi. International E-Journal of Educational Studies, 4(7), 27-41. Barış, Özlem ve Yeşilyurt, Segah (2025). Sosyal Medyada Ailelerin Medyatikleşmesi: Popüler Aileler Örneği, TRT Akademi, 10(24), 624-651. Bassin, Mark ve diğerleri (2016). Eurasia 2.0: Russian geopolitics in the age of new media. Bloomsbury Publishing PLC. Bayer, Ali (2013). Değişen Toplumsal Yapıda Aile. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4(8), 101-129. Bayhan, Vehbi (2020). Z Kuşağı Lise Gençlerinde Sosyal Medya Bağımlılığı İle Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyet Deneyimleri. İlahiyat Akademi (12), 117-144. Beneton, Phillipe (2016). Muhafazakârlık, Le Conservatisme. (C. Akalın Çev.), İstanbul: İletişim. Çaha, Ömer (2004). Muhafazakâr Düşüncede Toplum, Liberal Düşünce Dergisi, (34), 15-24. Çamurdaş, Kübra (2023) Türkiye’de Gelenek ve Modernite Geriliminde Muhafazakârlık: Hareket Dergisi Örneği1. Çiftçi, Ayşe Nur (2023). Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü Örneği.” Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 25 (Özel Sayı), 489-514. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 304 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Duran, Resul (2022). Türkiye Aile Yapısının Geleceğine Yönelik Çıkarımların Değerlendirilmesi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Dergisi, 2(1), 147-164. Gilbert, Andrew Norman (2016). British Conservatism and The Legal Regulation of İntimate Adult Relationships, 1983-2013 (Doctoral Dissertation, Ucl (University College London)). Güler, Zeynep (2016). Muhafazakârlık, Kadim Geleneğin Savunusundan Faydacılığa. H.B.Örs (Der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler (Ss. 115-162). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi. Göldağ, Battal (2018). Lise Öğrencilerinin Dijital Oyun Bağımlılık Düzeylerinin Demografik Özelliklerine Göre İncelenmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 15 (1), 1287-1315. Güngörmez, Bengül (2004). Muhafazakâr Paradigma: “Dogma” ve “Önyargı. Muhafazakâr Düşünce Dergisi, 1(1), 11-30. Deveoğlu, Müge (2024). Yalnızlığın Yeni Hali: Dijital Yalnızlık. Sosyologca, 9/18-19, 341-352. Dikeçliğil, F. Beylü (2012). Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu, Muhafazakâr Düşünce, 8(31), 21-52 Ersoy, Mustafa ve Ağlar, Cengiz (2024). Trdizin Veri Tabanındaki Dijital Bağımlılık Araştırmalarına Genel Bakış (2013-2023). Haberli, Mehmet (2023). Dijital Çağda Aile: Ebeveynleriyle İlişkisi Çerçevesinde Gençlik ve Din. Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi, 7(3), 374-389. Havalı, Sibel (2024). Dijital Bağımlılık Üzerine Güncel Tartışmalar. Ankara: Berikan Yayınevi. Karaboğa, Mehmet Tahir (2019). Dijital Medya Okuryazarlığında Anne ve Baba Eğitimi.” Opus International Journal of Society Researches, 14(20), 2040-2073. Karayaman, Saffet ve diğerleri (2025) Kalabalık Yalnızlık Ölçeği. Kazachanskaya, Elena ve Mamychev, Alexey (2021). Conser-vatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems' Digital Transformation. European Proceedings of Social and Behavioural Sciences. Kır, İbrahim (2011). Toplumsal Bir Kurum Olarak Ailenin İşlevleri. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 10(36), 381–404. Özdoğan, Ogan (2017). Endüstri 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi ve Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları, Pusula. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 305 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Özsarı, Arif ve Deli, Şekip Can (2023). Dijital Okuryazarlık ve Dijital Bağımlılık İlişkisi: Hokey Sporcuları Araştırması. The Online Journal of Recreation and Sports, 12(4), 491-501. Şen, Gülyaşar Erol, Ayten (2024). Modernleşme Sürecinde Dijital Medyanın Aile Üzerindeki Etkileri.” Kaide Dergisi (Asbü Uluslararası Aile Araştırmaları Dergisi), 2 (1), 1-30. Turğut, Faruk (2017). Tarihsel Süreçte Aile Kurumunun Dönüşümü ve Geleceğine Yönelik Çıkarımlar. Medeniyet ve Toplum Dergisi, 1(1), 93-117. Ültay, Eser ve diğerleri (2021), Sosyal Bilimlerde Betimsel İçerik Analizi.” Ibad Sosyal Bilimler Dergisi, (10), 188-201. Yengin, Deniz (2019). Teknoloji Bağımlılığı Olarak Dijital Bağımlılık. Turkish Online Journal of Design Art and Communication, 9(2), 130-144. Yetkin, Elif Gizem ve Coşkun, Kemal (2021). Endüstri 5.0 (Toplum 5.0) ve Mimarlık, Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi, (27), 347-353. Yurdakul, Işıl ve diğerleri (2013). Dijital Ebeveynlik ve Değişen Roller. Gaziantep University Journal of Social Sciences, 12(4), 883-896. Yıldırım, İrfan (2021). Sosyal Medya, Dijital Bağımlılık ve Siber Zorbalık Ekseninde Değişen Aile İlişkileri Üzerine Bir Değerlendirme.” Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9 (5), 1237-1258. Yurt, Remziye Gül (2025). Dijital Muhafazakârlık: Gelenekten Dijitale Muhafazakârlığın Dönüşümü. İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları. Zorlu, Yaşar (2025). Sosyal ve Dijital Medyanın Aile İçi İletişim Üzerindeki Olumsuz Etkileri Ve Sosyal Sonuçları. Erciyes İletişim Dergisi, 12(2), 599-620. Https://Tdk.Gov.Tr/İcerik/Basindan/2024-Yilinin-Kelimesi-Kavrami-Kalabalik Yalnizlik/ The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 306 https://dergipark.org.tr/tr/pub/tinisos/article/1838435

Featured post

İRAN-İSRAİL-ABD SAVAŞI VE TÜRKİYE'NİN BARIŞI SAĞLAMA ÇABALARI

  Birinci Haftanın Bilançosu: Ateş Çemberinde Diplomasi 7 Mart 2026 Ortadoğu, 28 Şubat 2026'da başlayan ve bir haftayı geride bıra...