Monday, 29 June 2015

Ramazan dinlemediler! LGBT'lilerden +18'lik rezalet




Ramazan dinlemediler! LGBT'lilerden +18'lik rezalet
Paralel Yapı, CHP ve HDP'nin destek verdiği İstanbul'da düzenlenen sapkın LGBT yürüyüşünde sergilenen görüntüler rezaletin bu kadarına 'yuh artık' dedirtti.
LGBT'liler Ramazan falan dinlemedi, sokak ortasında toplum ahlakını hiçe sayan görüntülere imza attı. İstanbul, bugün uzun süre konuşulacak büyük rezaletler sahne oldu. Tamamen halkı tahrik etmek için meydanlara dökülen LGBT'liler eylemleri esnasında İslam inancına hakaretler içeren dövizler taşımakla yetinmedi, halka açık alanda +18'lik görüntüler de sergiledi.
MÜBAREK AYLARA HAKARET
Mübarek 3 aylara hakaret içeren pankartlar taşıyan LGBT'liler; Müslümanların kutsal değerlerini incitmekle kalmadı sokak ortasında müstehcen görüntüler oluşturarak halkı tahrik etmeye çalıştı.
ARKALARINDA AYDIN DOĞAN VE FETULLAH GÜLEN VAR!
Fetullah Gülen ve Aydın Doğan Medyası'nın büyük desteğini arkasına alan sapkın LGBT'liler sadece sokakta değil sosyal medyada da provokatif eylemlere imza attı. Sahip oldukları sosyal medya hesapları üzerinden +18'lik görüntülerini paylaşan LGBT'liler sergiledikleri rezilliklerle vatandaşları çileden çıkarttı.
EŞCİNSELLERDEN BÜYÜK PROVOKASYON
Müslüman halkın kutsal inançlarını hiçe sayan LGBT'liler İslami değerlerle de dalga geçen pankartlar taşıyarak son yıllardaki en büyük provokasyonlardan birisine imza atmaya çalıştı.
İşte Firuzağa'da eylem yapan LGBT'lilerin imza attığı skandal görüntüler...

Türkiye kendi kararını verecek güçtedir!


Türkiye kendi kararını verecek güçtedir!
16
29 Haziran 2015 Pazartesi
Sayın Cumhurbaşkanımız kısa bir süre önce savunma endüstrimiz ile ilgili bir açılışta net bir cümle ile söze başladı; “...Türkiye’nin en büyük savunma sanayi atılımının 2003 yılından itibaren başladığını söyleyebiliriz. Artık biz bize yetmek zorundayız. Biz bize yetemediğimiz durumda bağımsız bir Türkiye’den bahsedemeyiz”...
Evet, BAĞIMSIZLIĞIN YOLU kendimize yetmekten geçiyor...
Bunun en canlı örneği de Suriye’de yaşananlar ve Türkiye’nin “içine çekilmeye çalışıldığı DENKLEM”...BAĞIMSIZ karar alabilen bir Türkiye bu denklemi yırtar geçer!
Sevgili dostlar, YENİ ÜRETEN BÜYÜK GÜÇLÜ TÜRKİYE yolunda attığımız ve atacağımız en önemli adımlardan biri de SAVUNMA ENDÜSTRİMİZİ liderlerden olma yoluna sokmak...Yine Sayın Cumhurbaşkanımızın kısa bir süre önce Arnavutluk’ta ve TAİ’de konuşmalarında söylediği gibi “İlk 10’a şirketlerimizi sokarken, ilk 100’e de en az 20 şirket ile girmek”...
Olur mu? İnanın içeriden engellenmezsek, mevcut şirketlerimizin alt yapısı ve bilgi birikimi ile rahatlıkla başarabiliriz hatta ilk 5’i bile hedefleyebiliriz...
Peki Aselsan’ın, Tusaş’ın ilk 100’e girmeleri, yerli uydu tesisimizin açılması, Cumhurbaşkanımız tarafından konan hedef ile ithal malzeme ile yapılacak 4G’yi atlayıp YERLİ 5G çalışmasına başlanması, Teknoloji Bakanı Işık’ın “LTE ADVANCE” teknolojisi üzerinde çalışıyor demesi, Türk şirketlerine görülen potansiyel ile içeriden-dışarıdan sermaye akma isteği bütün bunlar sizce tesadüf mü?
ASLA DEĞİL! 2003’ten beri Sayın Erdoğan’ın vizyonu doğrultusunda ilgili bakanlıklar, kurumlar, kuruluşlar ve TSK Vakıfları tabanında sessiz ve derinden yürüyen çalışmaların ürünü...
Evet, reklam yapılmadı ama Türkiye artık durdurulamayacak şekilde çok önemli adımlar attı... Savunma endüstri denklemimiz % 60’ını kendimizin karşıladığı bir yapıya otururken, YAZILIM gibi stratejik ürünler ve karar alma mekanizmaları % 100 yerli oldu!
Bu yazıyı yazarken, bazı gazetelerin içeride ve dışarıda internet sitelerinde sözde uzmanların açıklamalarına rastlıyorum; Türkiye bölgede asla bağımsız hareket edemez! Bunu sağlayacak yeterli savunma endüstri ürünü olmadığı gibi savunma, telekomünikasyon ve yazılım alanında yol alamaz...
Bunu düşünenler hele YAPILANLARI bilmedikleri için düşünenler lütfen iyi okusunlar...
EDER! EDECEK! Yeterli donanımı yok diyenler ise derinden şaşıracaklar !
Size çok net ve bazı bilgiler eşliğinde diyorum ki; ÇOK BİLİNÇLİ ADIMLAR ATILDI ve Sayın Cumhurbaşkanımız zamanı gelince ÜRETİM ile ilgili ateşi yaktı...
Sevgili dostlar, BAĞIMSIZLIK yolunda KENDİMİZ ÜRETMELİYİZ... Buna da en güzel örnek 5G konusu...
Cumhurbaşkanımız 5G tartışmasını başlatırken aslında çok önemli bir yolu da açtı. Şebekelerde kullanılan “baz istasyon” dahil bütün malzemeler yabancı firmalardan alınıyordu. Bunun anlamı da şu; milyar dolarlar yurtdışına gidiyordu...Oysa bugün durum farklı. Savunma Endüstrisinde lider olan bir şirketimiz ve iki yerli telekomünikasyon araştırma-geliştirme şirketimiz, bu malzemenin tamamını üretmeye çok yakın. Sayın Cumhurbaşkanımızın adımı, 5G’ye geçerken tamamen yerli malzeme ile tesis edilen şebekelerin yolunu açtı ve doğal olarak Türkiye’ye satılacak “vadesi dolmak üzere olan” malzemenin de önünü kesti... SAVUNMA-TELEKOMÜNİKASYON ve ÜRETİM Denkleminin önü açıldı!
Sevgili dostlarım, daha açık yazayım; bu adımla Savunma Endüstrisinde ve Telekomünikasyon sektöründe üretim yapan ve yapacak olan yerli devler doğmasına yol verdi...
Daha fazla detayları paylaşamıyorum fakat şu kadarını söylüyorum; Türkiye için inanılmaz bir adım atıldı ve 2003’ten beri yürünen yol meyvelerini vermeye başladı...Daha neler olacak, izleyin ve Türkiye adına sevinin...
Sonuç: Türkiye BAĞIMSIZ bir ülke olma yolunda, KENDİ KARARINI HER ALANDA VEREBİLME yolunda, her alanda kendine yeten bir ülke olma yolunda hızla ilerliyor...BAĞIMSIZ OLMA KATSAYISI İLE BİRLİKTE İÇTEN-DIŞTAN SALDIRI ARTIYOR... Sabredenler ortaya çıkacak tablo, kazanılacak yerli üretim imkanı ve oluşacak şirket değerleri sonucu Türkiye’nin nasıl bir adım attığını eninde sonunda anlayacaklar! TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE şimdiden hayırlı olsun...

2015 TEOG Sonuçları açıklandı (29.06.2015)


Adayların merakla beklediği sonuçlar Milli Eğitim Bakanlığı'nın resmi internet sitesinden erişime açıldı.

2015 TEOG Sonuçları açıklandı (29.06.2015)
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sistemi kapsamında liselere Yerleştirme Esas Puanlarını açıkladı. Öğrenciler, sonuçları "www.meb.gov.tr" ve "http://teog2015.meb.gov.tr" internet adreslerinden öğrenebilecek.
MEB'den yapılan yazılı açıklamada, 2014-2015 eğitim-öğretim yılı Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Kılavuzunda, 24 Haziran 2015'te ilan edileceği duyurulan yerleştirmeye esas puanların, ikinci dönem ortak sınavlardaki bazı sorulara açılan davaların geç sonuçlanması nedeniyle bugün açıklandığı ifade edildi.
Açıklamada, 26 Haziran 2015'te 12. İdare Mahkemesinde D Kitapçığı İngilizce 11. sorusu ile ilgili açılan dava neticesinde, mahkemenin bu soruya iptal kararı verdiği anımsatılarak Danıştay 8. Dairesi'nin 26.11.2014 tarih ve 2014/2083 esas sayılı kararı doğrultusunda iptal edilen soruyu tüm adayların doğru cevapladığı kabul edilerek 1 milyon 287 bin 947 öğrencinin 8'inci sınıf yıl sonu başarı puanı ile yerleştirmeye esas puanlarının yeniden hesaplandığı bildirildi.
Öğrencilerin yerleştirme ve tercih işlemleriyle ilgili olarak illerde oluşturulan tercih ve yerleştirme rehberlik komisyonlarına müracaat ederek gerekli bilgiyi alabilecekleri belirtilen açıklamada, tercih ve yerleştirme işlemlerinde rehberlik yapma amacıyla okullarda 7 bin 328 öğretmenin görevlendirildiği kaydedildi.
- Tercih işlemleri 6 Temmuz'da başlıyor
MEB'in açıklamasında, yerleştirmeye esas puanların açıklanmasının ardından sürece ilişkin şu bilgiler paylaşıldı:
"Öğrencilerimiz, 6-16 Temmuz 2015 tarihleri arasında 25 okul tercih yapabilecek ve tercih işlemlerini ortaokul müdürlüklerine onaylatacaklardır. Tercih işlemi, okul müdürlüklerine onaylatıldıktan sonra işlem tamamlanmış olacağından; öğrencilerimizin, tercihlerinde yapmayı düşündükleri değişiklikleri onaylama işleminden önce yapmaları gerekmektedir. Tercih işlemleri tamamlandıktan sonra 14 Ağustos 2015 tarihinde yerleştirme sonuçları ve boş kalan kontenjanlar açıklanacaktır.
Yerleştirmeye esas nakil işlemleri ise 17-21 Ağustos 2015, 24-28 Ağustos 2015 ve 31 Ağustos-4 Eylül 2015'te gerçekleştirilecektir."
(AA)

İthalata ek vergi yerli üretimi arttıracak


Çin başta olmak üzere Uzakdoğu ülkelerinden gelen çanta, valiz, kılıf gibi ürünlerin ithalatına getirilen yüzde 30 ek verginin, yerli üretimi artırması bekleniyor.


İthalata ek vergi yerli üretimi arttıracak
Çin başta olmak üzere Uzakdoğu ülkelerinden gelen çanta, valiz ve kılıf gibi ürünlerin ithalatına getirilen yüzde 30 ek vergi yerli üreticileri sevindirdi. Üreticiler, söz konusu uygulamanın ardından yerli üretimde artış bekliyor.

Konuya ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Saraciye Sanayicileri Derneği Başkanı Cemal Aydın, kur ve girdi maliyetleri gibi birçok sorunla uğraşan üreticilerin böyle bir "teneffüse" ihtiyacı olduğunu belirterek, "İthalata vergi uygulanması yerli üretime büyük katkı sağlayacak" dedi.

Aydın, çanta, valiz, silah ve tabancı kılıfı, sırt ve spor çantası gibi malzemeler üreten saraciye sektörünün büyük oranda küçük ve orta boy işletmelerden oluştuğuna dikkati çekerek, "Karar, küresel ticaret şartları nedeniyle üretimi bırakmış ya da yurtdışına yönelmiş yerli sermayemizin yeniden yurtiçinde üretime yönelmesine katkı sağlayacak. Yerli üreticinin kapasitesini tam kullanıp, hacim yakalayarak seri üretime geçmesi de birim fiyatlar üzerinde olumlu katkı yapacak" ifadelerini kullandı.

Yerli üreticinin AB pazarında daha etkili olacağına işaret eden Aydın, bu durumun olumlu sonuçlarının istihdam piyasasında da görüleceğini vurguladı.

Aydın, yerli üreticilerin, Çin'den gelen kalitesiz ürünlerle yarışamadıklarını anlatarak, "Bu bakımdan başta okul çantaları, valizler, kadın çantaları ve benzeri ürünlerde yerli üretici lehine bir dönüşüm gerçekleşecektir. Bu vergi nitelikli ithalatçıya da katkı sağlayacaktır" diye konuştu.

Yunanistan'da flaş karar!



Yunanistan'da, sermaye aktarımına kontrol getirilmesi amacıyla bankaların bugün kapalı olması kararlaştırıldı.

Yunanistanda flaş karar!
Alınan bilgiye göre, Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varufakis başkanlığında toplanan Sistemik İstikrar Konseyi, bankacılık sistemindeki normalliğin bozulmaması için ülkedeki tüm banka ve şubelerinin kapalı kalması, sermaye aktarımına kontrol getirilmesi konusunda tavsiye kararı aldı.
Yunan medyasına yansıyan haberlerde, konseyin kararının hükümete iletildiği belirtilirken, akşam saatlerinde acilen toplanan Bakanlar Kurulu toplantısının ardından Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras'ın açıklama yapmasının beklendiği bildirildi.
Yunanistan’da, hükümetin halk oylamasına gitme kararının açıklanmasıyla ATM'lere hücum eden vatandaşların bankaların kapalı olduğu cumartesi-pazar günü mevduat hesaplarından 1 milyar avronun üzerinde para çektiği belirtildi.
"Yeni teklifleri görüşmeye hazırız"
Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varufakis, Alman Bild gazetesine yaptığı açıklamada, IMF ve AB kurumlarının kurtarma paketinin uzatılmasının koşulları hakkında yeni ve iyi tekliflerle gelmesi durumunda, bunu gelecek hafta içinde görüşmeye hazır olduklarını açıkladı.
Hükümetin, vatandaşlara referandumda "hayır" oyu kullanmaları çağrısında bulunduğunu hatırlatan Varufakis, IMF ve AB kurumlarının, yeni tekliflerle gelmeleri ve anlaşmaları durumunda bu pozisyonun değişebileceğini söyledi.
Varufakis, "Biz de yapmış olduğumuz çağrıyı değiştirebilir, seçmene 'evet' oyu kullanmaları çağrısında bulunabiliriz" ifadelerini kullandı.
Obama ve Merkel krizi görüştü
ABD Başkanı Barack Obama, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile telefonda Yunanistan'daki mali krizi konuştu.
Beyaz Saray'dan yapılan açıklamaya göre, Obama, Yunanistan’da yaşanan gelişmelere ilişkin Merkel ile telefon görüşmesi yaptı. İki lider, Atina yönetiminin reformlarını ve Avro Bölgesi içindeki büyümeyi sürdürecek bir yola dönülmesi için her çarenin denenmesinin son derece önemli olduğunda mutabık kaldı.
Merkel, parti liderleriyle buluşacak
Almanya Hükümet sözcüsü Steffen Seibert, Başbakan Angela Merkel’in Yunanistan konusundaki son gelişmeler üzerine parlamentoda temsil edilen siyasi partilerin liderleri ve meclis grup başkanlarıyla pazartesi günü Başbakanlık'ta bir araya geleceğini açıkladı.
Öte yandan Almanya Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan'a seyahat edecek yurttaşlarına yanlarında yeterli miktarda nakit para bulundurmaları, güncel gelişmeleri ve seyahat uyarılarını yakından takip etmeleri tavsiyesinde bulundu.
Protesto gösterileri
Yunanistan’da hükümetin, kreditörlerin nakit akışının sağlanması için öne sürdüğü koşulları halk oylamasına sunma kararının ardından başkent Atina'da, "referandumda hayır oyu kullanacağız" gösterisi düzenlendi.
Sosyal medya üzerinden Sintagma Meydanı'nda toplanan yüzlerce Yunan, açtıkları pankartlarla Pazar günü yapılması kararlaştırılan referandumda "hayır" oyu kullanacaklarını belirtti. Bazı eylemciler ise AB'nin uyguladığı ekonomi politikalarını protesto etmek için 5 avro yaktı.
Gösterinin ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan grup temsilcileri, Pazar günü yapılması planlanan referandumda "hayır" oyu kullanmakta kararlı olduklarını belirtti. Önümüzdeki günlerde de gösterilerine devam edeceklerini açıklayan temsilciler, "Bizler kararlıyız. Yolumuzdan şaşmayız" ifadelerini kullandı.
Benzer gösterilerin Yunanistan'ın başka şehirlerinde de düzenlendiği bildirildi.
AA 

İMAM NİKAH KARARI


                                       Gülse Birsel yine  muhteşem  yazmış... anlayana!


        İmam nikahı kararı çapkınların sevinç gözyaşlarıyla  karşılandı! Çapkın ve karektersiz bir erkek olsam halaya durmuştum! Artık böyle tipler muhtaç ailelerin kızlarına imam nikahını basar, sıkıldımı da dehler! Böylece ne etrafa, ne devlete hesap verir.Amaaan, hayata bir kere geliyor sonuçta!



         AYM karar verdi. Artık imam nikahından önce resmi nikah şart değil! gerekçe ise bir din özgürlüğü olması.Sanırım Anayasa Mahkemesinin aklında şu çift var: Çocuklar resmi nikah istemiyor. Beraber yaşamak için belediye onayına ihtiyaç duymuyorlar."heyecanımız gider abi"filan diyorlar. Hatta kız saçlarını maviye boyatmış, oğlan da küpe var, cihjangirde ev tutmuşlar. Sadece manevi bir tecrübe olarak, imam nikahı yapmak istiyorlar. Türkiye deki bu ilginç kesişim kümesine düşen 23 çift için süper bir karar!

          Fakat şu andan itibaren, özellkikle, kırsal kesimde, asla resmi nikahı göremeyecek, mirastan pay alamayacak,erkeğin tek sözüyle boşanacak,nafakayı rüyasında bile göremeyecek,kuma olacak yüzbinlerce kadın, tam anlamıyla papazı buldu!


           Ben çapkın ve karaektersiz bir erkek olsam,halaya durmuştum!


Yorgo ANGELOPOULUS/FACEBOOK



     




Sunday, 28 June 2015

Melsa Ararat:" 2023 hedefimiz, yüzde 23 oranında kadın direktör"



2023 hedefimiz, yüzde 23 oranında kadın direktör

Melsa Ararat, “hükümetlerde, yerel yönetimlerde, sivil toplum kuruluşlarında kadınların yer alması ne kadar önemliyse, şirketlerin önemli yönetim kurulu kararlarında da kadınların yer alması çok önemli” dedi.

Melsa Ararat, “hükümetlerde, yerel yönetimlerde, sivil toplum kuruluşlarında kadınların yer alması ne kadar önemliyse, şirketlerin önemli yönetim kurulu kararlarında da kadınların yer alması çok önemli” dedi.

7 Nisan 2015 Cuma 19:37-http://www.sanayicidergisi.com/
GİRAY DUDA

Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu, orta ve üst düzey kadın yöneticilerin çoğunlukta olduğu Türkiye’de, yönetim kurullarında daha çok kadının yer alması için çok yönlü, aktif çalışmalar yürütüyor. 2023 için de iddialı bir oran hedefleyen projenin ayrıntılarını Forum Direktörü Melsa Ararat ile konuştuk.

EKONOMİK KALKINMANIN TEMEL BELİRLEYİCİ UNSURU
- Sayın Ararat, sizinle Kadın Direktörler Projesini konuşacağız. Ama sonuçta bunun temelinde kadınların işgücüne katılımı olgusu yer alıyor. Biz de buradan başlayalım. Dünya örneklerinden başlayarak ülkemize gelelim. Bu konuda dünyadaki durum genel olarak nasıldır?
- Kadınların iş gücüne katılması bugün artık ekonomik kalkınmanın temel belirleyici unsurlarından biri olarak kabul görüyor her yerde. Japonya’da son dönemlerde durgun olan ekonominin bu zamanda canlanmasının, Başbakanın ve Hükümetin Japon kadınlarının ekonomiye katkısını teşvik etmesiyle doğru orantılı olduğunu iddia eden görüşler de var. Kadınların ekonomiye katılmaları son derece önemli ancak bunun koşullarının sağlanması gerekir. Yani kadınların ekonomik hayata katılmamalarının sebebi kadınların çalışmak istememeleri, kadınların eğitimsiz olmaları değil, böyle bir sorun yok. Çalışma hayatı zor hayat olmaya başladı. Dünyanın hemen her yerinde böyle. Rekabetin keskinleşmesi, maliyetlerin düşürülmesi üzerindeki baskılar, hayat pahalılığı, kadın çalışanların bir taraftan anne olma arzuları, ailelerin çocuk yapma arzuları, çocuğun maliyeti ve çocuğu güvenli bir şekilde bakılmasının maliyetleri, tüm bunlar önemli.
KADININ ÇALIŞMASI BİR İNSAN HAKKIDIR
Şurası çok ilginç, kadın her zaman ailenin geçimine katkıda bulunması için çalışma hayatında olması istenen cins olarak karşımıza çıkıyor. Yani kadının çalışmasının bir insan hakkı olduğu, herkesin çalışmasının, üretmesinin, kendini ifade etmesinin özgür ve eşit birey olarak hayatta yer almalarının zorunlu olduğu anlayışı yerine kadının çalışması, erkeğin gelirinin yeterli olmadığı durumlarda erkeğin gelirine katkı sağlanması gibi ele alınmakta. Halbuki böyle değil. Böyle ele alındığında, sonuçta, Türkiye’de olduğu gibi doğumdan sonra 5 yıl çalışmama gibi son derece absürd, güya kadınların lehine olan ama kadınları çalışma hayatından ve toplumsal hayattan izole etmeye hizmet edecek düzenlemelerle karşı karşıya kalıyoruz. Doğru olan kadın ve erkeğin toplumun eşit bireyleri olarak, aile ve çocukla ilgili tüm sorumlulukları paylaşarak toplumsal hayatta ve çalışma hayatında yer almalarının sağlanması. Temel olarak kadının rolüne ilişkin algının değişmesi gerekiyor. Kadının erkeğin gelirinin yetersiz olduğu bir durumda çalışan kişi değil, çalışmanın onun temel hakkı olduğu belirtilerek planların yapılması lazım.   

EŞ-SEVGİLİ DEĞİL, EŞİT BİREY

- Bu algı her yerde, batısı, doğusu, güneyi ve kuzeyiyle her ülkede var mı?
- Her yerde aynı değil. Bizde çok kuvvetli bu algı, yapılan araştırmalar bunu gösteriyor. Bunun böyle olmadığı ülkeler de var. Örneğin Kuzey Avrupa ülkelerinde, Doğu Avrupa ülkelerinde böyle olmadığını görüyoruz. Batı ve Orta Avrupa, Doğu ve Kuzey Avrupa gibi değil. Orada kadının rolünün bizdeki kadar ikincil rol olmasa bile orda da ekonomik rol olarak erkeğin tamamlayıcısı olarak görülüyor. Genel olarak dünyaya baktığımızda kadın ve erkek eşitliği hususunda henüz çok uzakta olduğumuz görülüyor. Dünyanın bugün kadın ve erkek konusunda eşitlikçi bir anlayışa sahip olduğunu söylemek çok zor. En azından bu konunun önemli olduğu konusunda bir mutabakat olduğunu söyleyebiliriz.  Özellikle BM’nin kadın departmanının kurulmasıyla kadının toplumsal ve ekonomik hayata katılmasının eşit bireyler olarak katılmasının öneminin bütün ülkeler tarafından bir öncelik olarak kabul edilmesiyle durumun değiştiğini görüyoruz. Dolayısıyla değişen bir durumun henüz başındayız.
 
40’LI YAŞLARDA İŞTEN AYRILAN ÇOK PROFESYONEL KADIN VAR
Böyle baktığımızda da kadınların çalışma hayatında kendilerinden beklenen esas rolünün eş, sevgili veya gelinin ötesine çıkarak eşit bir birey olması konusunda toplumun bütün oyuncularına, ekonomik hayatın bütün aktörlerine belli bir görev düşmekte. Kadınlar bugün çalışma hayatına girdiklerinde çift görev yapıyorlar. Bir taraftan işte çalışıyorlar, bir taraftan evinde otursun, çocuklarına baksın, evinin işini görsün, evinin kadını olsun anlayışı var. Bu, kadını çok zorluyor, yoruyor ve işteki beklentilerinin geriye çekilmesine yol açıyor. Biz, 40’lı yaşlarda işten ayrılan çok profesyonel kadın olduğunu görüyoruz.
Birinci çocuk oluyor hadi idare ediliyor ama ikinci çocuk olunca artık idare edilemez hale geliyor. Tabii bu iş bölümünün daha iyi yapıldığı aileler de var. Bunun tamamen kadında kalması halinde kadın kaldıramıyor, kendinden bekleneni yapma konusunda işteki hedeflerinden, koyduğu amaçlardan feragat etmeye başlıyor. İşte böylece eğitimi, aklı, kapasitesi erkeklerden farklı olmayan ama büyük bir toplumsal baskıyla işteki hedeflerini optimize etmesi gereken dengelemesi gereken bir insan karşımıza çıkıyor.

YÖNETİM KARARLARINDA KADINLAR DA BULUNMALI

Bunun sonucunda ortaya şöyle bir durum ortaya çıkıyor. Bugün ekonomik hayatta şirketlerin aldığı kararlar, hükümetlerin aldığı kararlar kadar önemli. Hatta şirketler lobi unsurları vasıtasıyla ekonomik politikaların da belirlenmesinde katkıda bulunuyor ve etkili oluyor. Eğer bu belirlemelerde bu karar mekanizmalarında sadece kadınlar veya sadece erkekler yer alırsa bu kararların kötü kararlar, tek yönlü kararlar olduğundan söz edebiliriz. İkincisi bu kararların kadınların üzerindeki etkilerinin göz ardı edildiğinden de söz etmek mümkün. Şirketler önemli kararlar alıyorsa, bu karar mekanizmalarında aynen hükümetlerde, yerel yönetimlerinde, sivil toplum kuruluşlarında kadınların yer alması ne kadar önemliyse, şirketlerin önemli kararlarında da kadınların yer alması o kadar önemli. Biz bu anlayışla yola çıkarak 2013 yılında Yönetim Kurulularında Kadın Projesini başlattık. 2013’te başlatmıştık, ilk raporumuz 2013’te çıkmıştı. Ondan sonra 2014 raporumuzu hazırladık.  Burada da tetikleyici konu şu oldu: Sermaye Piyasası Kurulu, 2012 yılında yönetim kurullarında bağımsız üye bulundurulmasını zorunlu hale getirdi. Bu zorunlulukla beraber bir baktık ki yönetim kurullarındaki kadın üye sayısı düştü. Yönetim kurullarına çağrılan yönetim kurulu üyelerinin çok büyük çoğunluğu erkeklerden oluştu. Birden kadın yönetim kurulu üyeleri sayısı düştü.

YÖNETİMDEKİ KADINLAR AZALIYOR

- Türkiye’deki şirketlerin büyük çoğunluğu, borsa şirketleri de dahil olmak üzere aile şirketleri. Aile şirketlerinde de kadınların ne kadarı aktif çalışıyor?
- Bizim borsa şirketlerinin yönetim kurullarında yüzde 11.5 oranında kadın var. Bu yüzde 11.5 kadının yarısı şirketi kontrol eden aile mensubu. Şimdi bu yüzde 5’in ne kadarının aktif, ne kadarının hissesini temsilen bulunduğu konusunda elimizde bir veri yok. Ancak şunu biliyoruz ki yönetim kurullarından beklenenler arttıkça, yönetim kurullarının yasal sorumlulukları da arttıkça burada icracı görevi olmayan kadın üyelerin çıktığını görüyoruz. Orada bir geriye gidiş var. Fakat bu geriye gidişi de dolduran erkekler. Yani çalışan yönetim kurulu üyesi dediğimiz zaman akla erkekler geliyor, bağımsız yönetim kurulu üyesi dediğimiz zaman yine akla erkekler geliyor.

İŞE GİRİŞ EŞİT, ÜST DÜZEYE ÇIKARKEN DENGE BOZULUYOR
Böyle olduğu zaman da kadın oranının yükselmesi mümkün değil. Avrupa ve diğer ülkelere göre bizde farklı bir durum var. Türkiye’de orta ve üst düzeyde kadın yönetici oranı, orta ve güney Avrupa’nın üzerinde. Bizde yönetim kurullarında kadın az fakat üniversite mezunlarında kadınlar ve erkekler eşit oranda şansa sahip olduğu için işe girişlerde bir dengesizliğimiz yok. Fakat giderek orta düzeyden üst düzeye çıkarken sıkıntı başlıyor. Kayıt girdiğimiz zaman büyük oranda kadın iş gücünün olduğunu görüyoruz fakat bizde dökülme çok oluyor. Yönetim kurullarına da hiçbir zaman gelmiyorlar.

400 ŞİRKETTE 70 KADIN YÖNETİM KURULU ÜYESİ VAR
Türkiye’de 400 kadar listelenmiş şirket var. Bunların borsada işlem görenlerinin sayısı 200 küsur civarında. Bütün bunlara baktığımızda gerçek anlamda profesyonel, aileyle ilişkisi olmayan kadın yönetim kurulu üyesi sayısı 70 civarında. Projemizin amacı da madem bağımsız yönetim kurulu üyeliği zorunlu hale geldi, bu üyelerin seçiminde kadınların dikkate alınması bile biz kadınların yönetim kuruluna girmelerinin şansını artırabiliriz. Bunun için de Türkiye’deki yönetim kurulunda görev alabilecek kadınların bir veri tabanını tuttuk. Bize soran ve isteyen şirketlere bu veri tabanında istedikleri özellikte ve kariyerleri bu çalışmaya uygun kişileri önermek için.  
 
KADIN YÖNETİCİLERİN VERİTABANINI HAZIRLADIK

- Oldukça zor bir şey bu, nasıl yaptınız bunu?
- Bir firma ile çalıştık veri tabanı için. Ayrıca duyurular yayınladık ve kadınların bize başvurmasını sağladık.  Bugüne kadar yaklaşık 300 kadın bize cv’leriyle bize başvurdu. Bizim kriterlerimize uygun, yönetim kurulunda görev almaya uygun gördüğümüz 300 kadar kadınla görüştük. Buna yönetim kurulunda olan kadınlar dahil değil. Yani diyebiliriz ki biz yönetim kurulunda görev alabilecek bütün kadınları kapsamış değiliz. Demek ki bizim koyduğumuz son derece zor kriterlere uyan 800-1000 civarında kadın var.
Şöyle söyleyeyim, bu kriterlere uymalarını biz istedik ama mevcut durumda yönetim kurulunda görev alan erkekler kriterlere uyuyor mu sorusunun cevabı hayır. Olması gereken şeyleri söyledik. Oysa mevcut pek çok yönetim kurulu üyesi erkek ya da kadın olması gereken kriterlere sahip değiller. Bu projeye başladık ve bu proje farkındalık yarattı, kimi şirketlerden çağrılar geldi. Buralara kadınlar yerleştirildi ama bunun büyük transformasyona yol açtığını ya da büyük bir ivme kazandırdığını söyleyemeyeceğim.

KADIN YÖNETİCİ İSTİYORUZ DİYORLAR
- Bunların hepsi borsa şirketi mi?
- Çoğunluğu borsa şirketi. Bazen borsa şirketi olmayan şirketlerden de talepler geldi. Üç yılda yönetim kurullarında kadın oranlarında değişiklik 11.3’ten, 11.5’e, 2014’te de 11.7’ye çıktı. Bu yılki genel kurullarda bir kıpırdanma olduğunu görüyoruz. Yöneticiler artık yavaş yavaş farkına vardı, biz kadın yönetim kurulu istiyoruz demeye başladılar. Bunun bir sebebi de 2012’de seçilen bağımsız yönetim kurulu üyeleri genellikle üç yıllığına seçildi. Bu yıl biraz daha hareket olacağını tahmin ediyoruz.

ŞİRKETLERDE DEĞİŞİM BAŞLADI
Nitekim biz şirketlerden hisse alıyoruz ve bu şirketlerin genel kurullarına katılıyoruz. Orada hisse sahibi olarak pek çok soru sorma hakkımız var. Bu soruları soruyoruz ve üç yıldır bu aktiviteyi yapıyoruz. Yönetim kurullarında kadın olmayan şirketlerin genel kurullarına katılıyoruz ve orada da görüyoruz ki, bize çok teşekkür ediyorlar. Üç yıl önce bu konuya başladığımızda nereden çıktı bu denirken, bugün evet biz bu konuyu düşündük planımıza aldık ya da konudaki hassasiyetiniz için teşekkür ederiz diye tebrik gönderen şirketler var. Yani şirketler kadınların yönetime katılmasının kendileri için de bir fayda sağlayacağını, sağlayabileceğinin farkındalar.

AVRUPA KOTA UYGULAMASI GETİRİYOR
Avrupa’da bir çerçeve kanun tasarısı var. Bu tasarı kota getirmeye çalışıyor, bütün Avrupa ülkelerinde ve pek çok ülkede de uyguluyor. Kanun parlamentoda kabul edilmeden önce komisyonlardan geçti, bu arada pek çok ülkede kota uygulaması başladı. Zaten ilk başlatan Norveç’ti, yüzde 40 kadın kotası getirdi. Şu anda Norveç’te yönetim kurullarında kadın oranı yüzde 38-39 civarında. Bunun arkasından İspanya, Hollanda benzer yasalar getirmeye başladı. En son Almanya bu kotayı kabul etti. Yüzde 40 oranında. Bu tabi ki çok cesur bir karar olarak kabul edildi. Çünkü Almanya kadınların yönetimde yer alma oranının en düşük olduğu ülkelerden birisi.  Kadınların yönetim kurullarında bulunmaları mecburi hale geliyor fakat üst yönetimde kadın yok, o pozisyona getirilecek. Ama kotayı koydular dediler ki başka şekilde kadınlar için şirketlerde yönetim kurullarına kadar giden yerleri destekleme şansımız yok dediler.  Geçtiğimiz hafta BM’nin kadının statüsü konusundaki konferansta Almanya’nın kadın bakanı kotanın parlamentoda kabul edildiğini açıkladı. Tabi ideal olan da esasında bu. Çünkü görülüyor ki gönüllülük çerçevesine bırakılan değişim çok yavaş ilerliyor. O kadar yavaş ilerliyor ki şu andaki yetkin, oraya hazır kadınlar açısından bir insan hakları ihlali. Bu insan hakları ihlalinin ortadan kaldırılması lazım. Öte taraftan şirketlerin de bundan fayda sağlayacağı düşünülüyor ki yapılan bütün araştırmalar da kota konulan ülkelerde kadınların o ülkenin ekonomisine ya da şirketlerin performansına olumsuz katkısının olmadığını gösteriyor.
SPK TAVSİYE NİTELİĞİNDE HÜKÜM KOYDU
- Bunun için Türkiye’de de yasa mı olması lazım. İMKB veya SPK’nın yapması gereken bir şey mi?
- Şimdi bunun değişik yolları var. Zaten SPK 2012 yılında kurumsal yönetim kurulu ilkelerine bir madde ekledi. Bağımsız yönetim kurulu üyelerini zorunlu hale getirirken dedi ki yönetim kurullarında en az bir kadın üye olmasını tavsiye ediyoruz. Bağımsız üyeyi zorunlu hale getirdi ama kadın üyeyi zorunlu hale getirmedi, tavsiye olarak belirtti. Bu tavsiyeyi hiçbir şekilde erkekler dikkate almadı. SPK yeni araştırma daha yaptı ve gördüler ki şirketler bunun nedenleri konusunda hiçbir açıklama yapmıyor.
Düzenleme ikinci yıl şöyle değişti; en az bir kadın yönetim kurulu üyesinin bulunması tavsiye ediliyordu. Önerimizle bir değişiklik daha yapıldı. Bir kadın yönetim kurulu üyesinin yeterli olmayacağı araştırmalar da gösteriyor, marjinalize oluyorlar, etkileri olmuyor. En az 3 olması lazım gibi araştırmalar var. Dedik ki şirketler yüzde 25’den az olmamak kaydıyla bir kadın üye oranı hedefleyecekler ve bu hedeflerine kesin bir şekilde ve ne zaman ulaşacaklarını kamu ile paylaşacaklar. Ama yine bunu mecburi bir husus olarak değil tavsiye olarak belirtildi biz de bu tavsiyenin yerine getirilmesi için çalışmalar yapıyoruz. İşte yüzde 25 olursa 600 kadar daha kadının borsaya kote şirketlerin yönetim kurullarına girmesi lazım. Bir de erkekler birçok yönetim kurulunda yer alabiliyor, kadınlar neden yer almasın. Özellikle bağımsız yönetim kurulu üyelerinin birden fazla şirkette yer aldıklarını görüyoruz. Dolayısıyla ortada bir kapasite sorunu şu an için Türkiye’de yok.

ZORUNLU KOTA İÇİN YASAL DÜZENLEME GEREKİYOR
- Kadınların yönetim kurullarında yer alması için zorunlu kota uygulanamaz mı?
- Bunun yasal olarak zorunlu kota haline gelmesi için iki yol var. Sadece halka açık şirketleri düşünürsek burada da Borsa listeleme kurallarına dahil edebilir. Listeleme kurallarında bu zorunluluk olarak getirebilir ya da SPK’nın getirdiği bu tavsiye kararının detaylı açıklamasını bu listeleme kuralı haline getirebilir. SPK bunu açıklayalım diyor ama SPK’nın zorunlu olmayan kurallarına uyumunu denetleyen herhangi bir mekanizma şu anda yok. Burada daha çok piyasanın bu denetim mekanizmasını sağlaması düşünülüyor ama İMKB veya borsa bunu zorunlu hale getirirse o zaman işin renginin değişeceğini söyleyebiliriz. Ama biz sadece halka açık şirketler için değil toplumsal öneme sahip bütün şirketler için bunun olmasını istersek,  bunun içerisine bir kere devlet şirketleri, KİT’ler, yani kamu hizmeti veren şirketler giriyor. Bunları da dahil edersek o zaman bunun bir yasa ile düzenlenmesi gerekiyor.

YASAL VE ANAYASAL ENGEL VAR MI?
Türk Ticaret Yasası’nda buna engel olan bir şey yok. Hukukçularımız da bir çalışma yaptılar. Anayasa’da da buna engel bir durum var mı diye. Çünkü Amerikan Anayasası pozitif ayrımcılığa imkan vermeyen bir Anayasadır. Bizim Anayasamızın buna imkan verip vermediği konusunda hukukçular farklı görüşlere sahip. Demek ki bu bir yasama süreci olacaktır. Biz bu nedenle siyasi partilerle de görüşmeye başladık. İlk görüşmeyi Sayın Ali Babacan ile yaptık. Ali Babacan bu projemize destek verdiğini ifade etmişti. Hatta raporumuzun açılışını yazmıştı. Çünkü kadınların ekonomiye katılmasının önemli olduğunun farkında Babacan. Daha sonra 2-3 hafta önce üniversiteye gönderdiği mektupta şirketleri SPK’nın bu kararına uymaya ve kadınların yönetim kurullarında görevlendirilmesi teşvik ettiğini açıklayan bir beyanat verdi. Hatta onu basınla da biz paylaştık. Dolayısıyla diyebiliriz ki AKP kurmayları ve ekonominin kurmayları açısından baktığımızda kadınların çalışma hayatına katılmalarını son derece önemli görüyor. Ama bu destekleri kadınlara 5 yıl doğum izni verme gibi konularla çatışıyor aslında.   

5 YILLIK ARA KADINI UZAKLAŞTIRIYOR

- Ama o büyük bir ölçüde kadınlarla ilgili ve onların talepleri var.
- Kadın 5 yıl işinden ayrı kalırsa işine geri dönemez.
- Mecburiyet yok ama.
- Kadınlar bunu kullanmayacaklardır. Yani konuştuğunuz hiçbir kadın bu hakkı kullanmayacağını söyleyecektir. Çünkü 5 yıl uzakta kaldığınız bir işe geri dönülmesi mümkün değil. O kadar uzak kaldıktan sonra sizin şirketiniz için katkınız azalacaktır. Hem şirket için zor hem de kadınlar için. Tabi şirketin onaylaması lazım. Hangi şirket onaylayacaktır. Kadın geri döndüğünde yeni işe giren, 5 yıldır çalışmayan düz bir eleman gibi girer, verimli olamaz.
CHP yöneticileriyle görüştük ve onlara projelerimizi anlattık, destek istedik. Diğer siyasi partilerle görüşme taleplerimiz devam ediyor. Şu anda HDP’den randevu talep ettik arkasından MHP’ye gideceğiz. Parlamentoda grubu olan bütün partilerden bu konuda bir işbirliği yapmalarını talep ettik.  Çünkü kadın erkek eşitliği konusunda herkes hassas olduğunu iddia ediyor.

YÜZDE 23 KADIN YÖNETİCİ
- Bir siyasi parti kontenjan koydu ama kısa süre sonra o kontenjanın kağıt üzerinde olduğunu gördük.
- Aslında biz ona kadın kotası değil, toplumsal cinsiyet kontenjanı dedik diye bir açıklamaları oldu ama bizim için geçerli bir şey değil. Şu anda yeni bir proje üzerinde çalışıyoruz. O da Cumhuriyetin 100’üncü yılında 2023 yılında yönetim kurullarındaki kadın oranlarını yüzde 23’e çıkmasını hedefleyen bir proje. Sayın Ali Babacan’ın yönetimde kadınların artırılması çağrısına yanıt olarak, bu ayı sonunda projemizi lanse etmiş olacağız. Bu hedefe uymak isteyen şirketlerin bu konuda bir beyanat vermelerini isteyeceğiz. Şimdi bu esas SPK’nın öngördüğü minimum yüzde 25 hedefinin altında bir rakam. Ama baktığınızda yüzde yüz artış gösteriyor. Şu anda 11.5 ise tam yüzde yüz artış ön görüyor. Ulaşılırsa iyi bir hedef sayılacak. Bizi önemli bir yere getirecek.  
Araştırmalarda şunu gösteriyor. O şirketlerde kadın yöneticiler varsa kadınlar kendilerini daha rahat, daha bağımlı hissediyorlar. Daha üreticiler ve toplumun da böyle şirketlere güveni daha fazla. Yatırımcılar da artık bunu talep ediyorlar. Uluslararası yatırımcı kuruluşlar da bir baskı unsuru olmaya başladılar. Yani bunun kaçarı, göçeri yok bunu şirketler ne kadar çabuk benimser de ona göre stratejilerini yaparlarla o kadar başarılı olurlar.

AİLE DIŞI BAĞIMSIZ ÜYE
- Yurtdışındaki borsa şirketlerinin hemen hemen hepsinde halka açıklık oranı yüksek olduğu için oralarda yönetim kurulu üyelerinin kadın olması kolay gibi gözüküyor. Türkiye’deki engel ise aile şirketlerinin çok olması.
- Onun için biz bağımsız üyelere odaklandık. Yani madem ki en az yüzde 30 oranında bağımsız üye olacak şirket yönetim kurullarında, o zaman bu bağımsız üyeler aileden olmayacağına göre bunların seçiminde kadınlara öncelik verilmesini bir çıkış olarak düşündük. Yani bu yıl yüzde 12’yi aşacağımızı düşünüyoruz umarım boşa bir ümit değildir bu.

İNGİLTERE’DE YÜZDE 30 KULÜBÜ KURULDU

- 2023 hedefi için bir eylem olacak mı?
- Bunu lanse ederken biz madem ki şirketler tavsiyeleri dikkate almıyor o zaman şirketler kendi içlerindeki en iyi örnekleri dikkate alsınlar ve şirketlerde iyi örnekler ortaya çıksın diye düşündük. Örneğin İngiltere’de kota yok ama o zamanın ticaret bakanının çağrısı ile bir kulüp kuruldu, yüzde 30 kulübü diye. Yönetim kurullarında kadın üye oranının en az yüzde 30 olmasını benimseyen şirketler bu çağrıya uyarak yanıt verdiler ve yüzde 30 taahhüdünde bulundular. Bunun sonunda 4 yıl içinde İngiltere’de kadın üye oranında yüzde 100 artış oldu. Demek ki şirketler birbirlerine de bakarak birbirlerini de taklit ederek de davranışlarını değiştirebiliyorlar. Biz bu çağrıya ilk yanıt verecek şirketlerin üzerinde çalışıyoruz. Şu anda görüşmelerimiz sürüyor. Bizim talebimiz, bir erkek bir kadın yönetim kurulu başkanı şeklinde. Bunun ilk taahhüdünü versinler ve ardından da bunun taahhüdüne devam etsinler. Nisan sonunda lanse edeceğiz şu anda logo çalışmaları tamamlandı. 2023’te yüzde 23 kadın çalışması projesinin liderliğini yapacak bir kadın bir erkek yönetim kurulu başkanı da sağlayabilirsek projenin tanıtımını o zaman gerçekleştirmiş oluruz.

- Aslında size yakın olan bir yönetim kurulu başkanı var. Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı bu projeye destek olabilir mi?
- Olabilir, onunla da başka yönetim kurulu başkanlarıyla da görüşüyoruz. Kesin bir şey olmadığı için şu anda bir şey söyleyemem ama Güler Hanım kadın erkek konusunda son derece hassas bir yönetici. Eminim ki bu konuda hassas olan şirketler öne çıkacaklardır.

ÇALIŞAN KADININ YÜZDE 75’İ ŞİDDETE UĞRUYOR

- Sizin bir de kadına şiddet ile ilgili çalışmanız var. Bu proje hangi aşamada?
- O da yürüyen bir proje. Bizim çıkış noktamız kadınların karar mekanizmalarında yer almalarıydı ama dediğim gibi bu süreçte ilerlerken engeller üzerinde de durmaya başladık. Ve ilginç bir çalışma gerçekleştirdik. Geçtiğimiz yıllarda birkaç tane yönetici kadının öldürüldüğü basına yansıdı. Bu konuya da el atma gereğini duyduk. Ağırlıkla beyaz yakalı kadınlara yönelik bir çalışma gerçekleştirdik ve üniversite mezunu, yönetim veya sorumluluk alan kadınların şiddetle olan ilişkisini araştırdık ve burada karşımıza kötü bir tablo çıktı. Üniversite mezunu ve çalışan kadınların yüzde 75’i bir şekilde şiddete, bir tür şiddete maruz kaldıklarını gördük.
Yönetim kademesinde yer alan üniversite mezunu kadınlarının yüzde 12’si de fiziksel şiddete maruz kaldıklarını söylüyorlar. Korkunç bir rakam. Fiziksel şiddetin içine cinsel şiddet de dahil. Yüzde 12. Ekonomik hayatın içinde yer alan her 5 kadından birisi neredeyse fiziksel ve cinsel şiddete uğruyor. Hayatın bir döneminde, belki 10 yıl önce uğradı, belki bugün, bu soruyu sormuş değiliz. Belki de o ilişkiyi bitirdi.

ŞİDDET GÖRENLERİN PERFORMANSI DÜŞÜYOR
Yine cinsel saldırıya uğradığını söyleyen kadınların içinde boşanma oranının yüksek olduğunu görüyoruz. Demek ki şöyle bir sonuç da çıkarılabilir eğitimli ve ekonomik özgürlüğü olan kadınlar şiddetle karşı karşıya kaldıklarında bu ilişkiyi bitiriyorlar. Araştırmalar gösteriyor ki zor bitiriyorlar, çünkü çocuklar ve ekonomik nedenler etken oluyor. Bunun için de şirketlerin bu sorunun çözümü için çalışmaları gerekiyor. Çünkü kadın erkek eşitliği artık bütün şirketlerin ilkesi haline geldi. Ayrımcılık yapamazsınız ama dayak yiyen bir kadının, baskı altında olan bir kadının şirkette verimli olmasını bekleyemeyiz. Dikkatsizlik, konsantrasyon bozukluğu, bütün bunlar kadını etkiliyor. Ama erkekleri de etkiliyor. Şiddet gösteren erkeklerin de benzer sorunlar gösterdiği görülüyor. Şirketin performansı olumsuz etkileniyor. O zaman şiddetin azalması için şirketlerin bir şeyler yapması lazım. Tepelerde kadınlara hak ettikleri o yetkiyi vermeleri gerekiyor.

ŞİRKETLERE RAPOR VERİYORUZ

- Bu konuda yıldan yıla neler değişti?
- Yıldan yıla çok şeyin değişeceğini zannetmiyoruz. Biz bu projenin devamında şirketlere  ayrı ayrı rapor veriyoruz. Bakıyorsunuz ve diyorsunuz ki benim bankamda 100 tane kadın şiddete uğramış. Şirket bazında katılan şirket sayısı düşük ama burada zaten olayın önemini gösterilmesi amaçlanıyor. Bu araştırmayı biz daha çok bu konuda hassas şirketlerde yaptık. Ama gidip biz bunu Kars’ta yapsaydık belki daha kötü sonuç elde edecektik belki yeterince çalışan kadın bulamayacaktık. Şu anda yaptığımız şey şu; bu şirketler için bir rehber üretiyoruz, bu projemizi Birleşmiş Milletler destekliyor. Bu çalışmamız bu yılın sonuna kadar bitecek ve bu sayede şirketlerin ellerinde nasıl destek olunabileceğine dair bir rehber olacak. 
TÜSİAD bu projenin desteklenmesi için bir karar aldı. TÜSİAD üyesi şirketler neler yapabilir bunlarla ilgili görüşüyoruz. Hatta TÜSİAD yönetim kurulunda yer alan şirketlerin her birinden bu projede katkıda bulunmaları şeklinde talepte bulunacağız.  Böylece elimizde daha geniş bir şirket verisi olacak. TÜSİAD Başkanı’nın kadın olması bu kararda etken olabilir. MÜSİAD’dan da aynı ölçüde destek bekliyoruz

Bir Makale

The International New Issues In SOcial Sciences Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül Yurt Sağlık Bakanlığı rgulyurt@gmail.com Orcid : 0000-0003-3076-3423 Year : 2025 Number : 13 Volume : 2 pp : 279-306 Makalenin Geliş Tarihi Kabul Tarihi Makalenin Türü Doi : 08/12/2025 : 24/12/2025 : Araştırma makalesi : https://zenodo.org/records/18044127 İntihal/Plagiarism: Bu makale, en az iki hakem tarafından incelenmiş, telif devir belgesi ve intihal içermediğine ilişkin rapor ve gerekliyse Etik Kurulu Raporu sisteme yüklenmiştir. / This article was reviewed by at least two referees, a copyright transfer document and a report indicating that it does not contain plagiarism and, if necessary, the Ethics Committee Report were uploaded to the system. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül YURT Öz Son yıllarda boşanma oranlarındaki artış, evlilik oranlarındaki belirgin düşüş aile yapısına yönelik kaygıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu kaygılar, özellikle aile içi bağların çözülmesi, aile yapısının erozyona uğraması ekseninde yoğunlaşmaktadır. Aile yapısındaki dönüşümlerin dijital çağın dinamikleriyle ilişkili olduğuna dair yaklaşımlar yaygınlaşırken, dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz etme hızı da dikkat çekici biçimde artmaktadır. Bu makale, dijital çağın aile içi ilişkilere etkisini analiz etmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu doğrultuda dijital çağda aile, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi kavramlara ilişkin literatür nitel araştırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Literatürdeki bulgular, aile yapısındaki çözülmenin ve aile içi ilişkilerdeki zayıflamanın tarihsel olarak sanayileşme süreciyle hız kazandığını; ancak dijital çağda yaygınlaşan dijital iletişim araçlarıyla bu dönüşümün çok daha ivmeli bir hâl aldığını göstermektedir. Bu çerçevede çalışma, ailenin temel işlevlerini, aile içi ilişkilerin bütünlüğünü dijital çağın baş döndürücü yenilikleri karşısında koruyabilmek için “dijital muhafazakârlık” kavramını önererek bu kavramın aile kurumu açısından sunduğu imkânları değerlendirmektedir. Anahtar kelimeler: Dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital muhafazakârlık, dijital çağda aile ilişkileri. Risks of Family Relationship Disintegration and Preservation Strategies in the Digital Age: An Assessment within the Context of Digital Conservatism Abstract The increase in divorce rates and the significant decrease in marriage rates in recent years have led to concerns about the family structure. These concerns are particularly focused on the disintegration of intra-family ties and the erosion of the family structure. While approaches suggesting that transformations in the family structure are related to the dynamics of the digital age are becoming widespread, the speed at which digital technologies permeate all areas of life is also increasing remarkably. This article was written to analyze the impact of the digital age on intra-family relationships. In this context, the literature on concepts such as family in the digital age, digital addiction, and digital loneliness has been examined using a qualitative research method. The findings in the literature show that the disintegration of the The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 280 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. family structure and the weakening of intra-family relationships historically accelerated with the industrialization process; however, this transformation has become much more rapid with the widespread use of digital communication tools in the digital age. In this framework, the study proposes the concept of "digital conservatism" to protect the basic functions of the family and the integrity of intra family relationships in the face of the dizzying innovations of the digital age, and evaluates the opportunities that this concept offers for the family institution. Keywords: Digital age, digital addiction, digital loneliness, digital conservatism, family relationships in the digital age. 1. Giriş Dijital çağ, insanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı, sınırsız ve görünmez bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bu dönüşüm yalnızca kamusal alanların değil, toplumun en kadim ve mahrem kurumu olan ailenin de doğrudan etkilendiği bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu çağda gerçekleşen iletişim yöntemi bireyler arasındaki etkileşim biçimlerini yeniden şekillendirmektedir. Dijital araçlarla gerçekleşen iletişimde bir yandan mekânsal sınırlar ortadan kalkarken, aynı zamanda bireyler arasında yeni mesafeler ortaya çıkmaktadır. Yüz yüze ilişkilerin yerini ekran aracılığıyla gerçekleşen yeni bir gündelik hayat ve yaşam şekli almaktadır. Dijital araçlarla şekillenen yeni iletişim yöntemleri hiç kuşkusuz aile içi bireylerin iletişimlerini derinden etkilemektedir. Aile, bir yandan dijital imkânların sağladığı olanaklardan faydalanırken diğer yandan yalnızlık, iletişimsizlik ve değer aşınması gibi risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla 21. yüzyıl, dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerinin çok boyutlu biçimde tartışılmasını zorunlu kılan kritik bir dönem olarak öne çıkmaktadır. İletişim biçimlerinden kamu hizmetlerine, kültürel aktarım pratiklerinden siyasal söylemlere kadar geniş bir etki alanına sahip olan dijital teknolojiler, yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda değerler, normlar ve toplumsal yapılar üzerinde derin dönüşümler yaratan sosyolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital platformlar ideolojilerin, kimliklerin ve değer sistemlerinin üretildiği, dolaşıma sokulduğu ve yeniden müzakere edildiği başlıca alanlardan biri hâline gelmiştir. Dijitalleşmenin liberal, popülist veya küreselci söylemlerle ilişkisi yoğun biçimde tartışılırken, muhafazakâr değerlerin dijital çağda nasıl konumlandığı meselesi görece sınırlı bir alan olarak kalmıştır. Bu dönüşüm süreci, özellikle muhafazakâr The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 281 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. düşünce açısından dijital çağda değerlerin nasıl korunacağı, yeniden üretileceği ve aktarılacağı sorularını gündeme getirmektedir. Dijitalleşmenin hayatın her alanına hızla nüfuz etmesi bu teknolojilere yönelik eleştirel yaklaşımların giderek artmasına yol açmaktadır. Dijitalleşmeye yönelik eleştirilerin kümelendiği konular ahlaki aşınma, kültürel çözülme ve toplumsal yabancılaşma ile ilişkilendirmektedir. Bu teknolojilerden korunmanın çözümünü dijital alanın dışında kalmak olarak kurgulamak ve dijital mecraların sunduğu imkânları göz ardı etmek faydalı bir yaklaşım değildir. Her yenilik gibi dijital teknolojiler de hem fayda hem de riskleri eş zamanlı olarak barındırmaktadır. Bu bağlamda, dijital teknolojilerin olumsuz yönlerine odaklanmak, bu teknolojilerin sunduğu çok yönlü imkânları göz ardı etmek anlamına gelecektir. Oysa dijital platformlar, bilinçli ve stratejik biçimde kullanıldığında, kültürel ve ahlaki değerlerin görünür kılınması, aktarılması ve sürekliliğinin sağlanması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu bakış açısından hareketle makale “dijital muhafazakârlık” kavramını tartışmaya açarak bireylerin dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alan bir yaklaşımın önemini savunmaktadır. Uluslararası literatürde dijital muhafazakârlık kavramının özellikle Rusya bağlamında tartışmaya açıldığı görülmektedir. Eurasia 2.0: Russian Geopolitics in the Age of New Media adlı çalışmada dijital muhafazakârlık vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeni medya aracılığıyla yeniden çerçevelenmesi bağlamında ele alınmakta; dijital platformlar, değerlerin aşındığı alanlar olmaktan ziyade ideolojik ve kültürel sürekliliğin sağlandığı stratejik mecralar olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makale dijital dönüşüm çağında muhafazakâr hukuki düşüncenin, kamu sistemlerinin dijitalleşme süreçlerini etik, ahlaki ve sosyo-normatif düzenlemelerle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmalar, dijital muhafazakârlığın dijital teknolojilere karşı bir mesafe koyma tutumundan ziyade, dijital alanı değerlerin korunması ve yeniden inşası için stratejik bir zemin olarak konumlandırdığını ortaya koymaktadır. Türkiye bağlamında ise dijital muhafazakârlık kavramının henüz sistematik bir çerçeveye oturtulmadığı görülmektedir. Türkiye’de yazın alanında dijitalleşme ile ilgili ele alınan çalışmalar çoğu zaman kültürel yozlaşma, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 282 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. ahlaki erozyon veya dijital bağımlılık ekseninde tartışılmakta; dijital alanın değerleri koruyucu ve yeniden üretici bir potansiyel taşıyabileceği yeterince ele alınmamaktadır. Dijital muhafazakârlık kavramının ulusal literatürde yer almaması, bu alandaki tartışmaların dağınık ve kavramsal bütünlükten yoksun kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, dijital çağda muhafazakâr değerlerin nasıl korunacağına ilişkin tartışmaların teorik derinlik kazanmasını zorlaştırmaktadır. Oysa dijitalleşmenin geri döndürülemez bir gerçeklik olduğu dikkate alındığında, değerleri korumanın yolu dijital alanın dışında kalmak değil, bu alanı değer temelli ilkeler doğrultusunda yeniden anlamlandırmaktan geçmektedir. Dolayısıyla kaleme alınan bu makale, Rusya literatüründe geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarından yola çıkarak, dijital çağda değerleri korumanın dijital platformlardan uzak durmakla değil, bu platformları bilinçli, etik ve normatif ilkeler çerçevesinde etkin biçimde kullanmakla mümkün olabileceğini savunmaktadır. Bu doğrultuda makalenin amacı, dijital muhafazakârlık kavramını kuramsal olarak tartışmak ve Türkiye bağlamında dijitalleşme-değer ilişkisine yönelik kavramsal bir katkı sunmaktır. Bu yönüyle makale, dijital çağda değerlerin korunmasına ilişkin tartışmalara yeni bir perspektif kazandırmakta ve dijitalleşme karşısında muhafazakâr düşüncenin değerlerin muhafazası ekseninde önemli bir rol üstlenebileceğini savunmaktadır. 2. Çalışmanın Amacı ve Beklenen Yararlar Bu çalışmanın temel amacı, dijitalleşmenin toplumsal ve kültürel yapılar üzerindeki dönüştürücü etkilerini, muhafazakâr değerler ekseninde ele alarak “dijital muhafazakârlık” kavramını kuramsal bir çerçeve içerisinde tartışmaktır. Dijital teknolojilerin aile yapısı, değer aktarımı ve gündelik yaşam pratikleri üzerindeki etkilerinden hareketle çalışma, dijital alanın muhafazakâr düşünce açısından yalnızca bir tehdit ya da kaçınılması gereken bir mecra olarak değil; değerlerin korunması, yeniden üretilmesi ve görünür kılınması açısından stratejik bir alan olarak nasıl konumlandırılabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu bağlamda makale, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı etik, normatif ve kültürel ilkeler doğrultusunda aktif biçimde kullanmayı öneren bir yaklaşımı savunmaktadır. Çalışmanın bir diğer amacı, uluslararası literatürde özellikle Rusya bağlamında geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarını Türkiye The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 283 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bağlamına taşıyarak, dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin kavramsal bir boşluğu doldurmaktır. Türkiye’de dijitalleşmenin çoğunlukla kültürel yozlaşma, ahlaki aşınma ve bağımlılık gibi sorunlar etrafında ele alındığı dikkate alındığında, bu çalışma dijital alanın değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alınabileceğini göstermeyi amaçlamaktadır. Böylece muhafazakâr düşüncenin dijital çağda nasıl bir konum alabileceğine dair teorik bir tartışma zemini oluşturulmaktadır. Beklenen yararlar açısından değerlendirildiğinde bu çalışmanın, dijital muhafazakârlık kavramını sistematik biçimde ele alarak ulusal literatüre kavramsal ve teorik bir katkı sunması beklenmektedir. Ayrıca dijitalleşmenin aile, değerler ve kültürel süreklilik üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalara çok boyutlu bir bakış açısı kazandırarak, dijital teknolojilerin bilinçli ve etik kullanımına yönelik farkındalık oluşturması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr değerlerin korunmasına ilişkin akademik tartışmalara yeni bir perspektif sunmakta; politika yapıcılar, akademisyenler ve toplumsal aktörler için dijital alanın değer temelli biçimde nasıl değerlendirilebileceğine dair düşünsel bir çerçeve sağlamaktadır. 3. Araştırmanın Yöntemi ve Kapsamı Modernleşme, kentleşme, sanayileşme ve medya teknolojilerinin aile yapısında değişime-dönüşüme yol açtığı literatürde tartışılan konular arasındadır. Ancak dijital çağın hız, erişilebilirlik, sınırların belirsizleşmesi ve bireysel iletişim pratiklerini yeniden tanımlaması gibi özellikleriyle aile yapısında ve aile içi ilişkilerde nasıl bir sürecin yaşanabileceğine dair çalışmalar sınırlı sayıdadır. Makale literatürde yer alan bu sınırlı çalışmalardan biri olmakla birlikte tartışmaya açtığı dijital muhafazakârlık kavramıyla hem teknolojinin hızına uyum sağlamayı hem de aile kurumu gibi kadim yapıları korumayı hedefleyen çift yönlü bir strateji sunmaktadır. Bu çerçevede makale, dijital teknolojilerin yol açtığı risk ve tehditleri asgariye indirmek amacıyla dijital muhafazakârlık kavramını teorik ve pratik boyutlarıyla tartışmaya açan disiplinlerarası bir yaklaşımla literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, dijital çağın aile ilişkileri üzerindeki etkilerini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek amacıyla nitel derleme yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Derleme yöntemi, belirli bir konuya ilişkin mevcut literatürü The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 284 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sistematik bir çerçevede incelemeyi, bulguları karşılaştırmayı ve alandaki eğilimleri ortaya koymayı mümkün kılmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital ebeveynlik ve dijital muhafazakârlık gibi kavramları ele alan ulusal ve uluslararası akademik yayınlar incelenmiştir. Araştırma sürecinde öncelikle konu ile ilgili temel kavramlar belirlenmiş; ardından bu kavramlarla ilişkili çalışmalar, belirlenen temalar doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Çalışmaların seçiminde, konuyla doğrudan ilişkili olması, alana katkı sunması ve güncel literatürü temsil etmesi temel ölçütler olarak benimsenmiştir. Elde edilen bulgular, aile yapısındaki dönüşümleri tarihsel, sosyolojik ve dijital bağlamlarda ele alan teorik yaklaşımlar ışığında yorumlanmıştır. Bu yaklaşım sayesinde, dijital çağın aile ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne dair çok boyutlu bir değerlendirme yapılmış ve “dijital muhafazakârlık” kavramı bu dönüşümün anlaşılmasında bir analitik çerçeve olarak tartışılmıştır. Bu yöntem doğrultusunda çalışma, mevcut literatürü sentezleyerek alandaki güncel eğilimleri görünür kılmayı, dijital çağda aile kurumuna yönelik risk ve imkânları akademik bir zeminde ortaya koymayı amaçlamaktadır. 4. Dijital Çağda Bağımlılık ve Yalnızlık Dijital çağ, dijital devrim ve dijitalleşme olarak adlandırılan 21. yüzyıl, insanlık tarihindeki en önemli devrimlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu devrimin fitilini ateşleyen ilk adım, Amerikalı bilim insanları tarafından 1947 yılında üretilen transistördür (Özdoğan, 2017:25). Transistörün elektronik cihazların temel bileşeni hâline gelmesi, bilgisayar sistemlerinin ortaya çıkmasını ve bilgilerin dijitalleşmesini sağlamıştır (Özdoğan, 2017:27). Dijital iletişimin ana kaynağı olan internetin doğuşu ise 20. yüzyılın üçüncü çeyreğine dayanmaktadır. Amerika Savunma Bakanlığına bağlı bir birim olan Advanced Research Projects Agency (ARPA) tarafından 1957 yılında kesintisiz bir iletişim ağı kurularak internetin ilk adımı atılmıştır. Bu gelişmeyi takiben 1960 yılında ARPANET projesi kapsamında internetin kullanım alanını yaygınlaştırılmıştır. Büyük bilgisayarlar arasında bağlantılar kurularak paylaşım yapabilen ağlar oluşturulmuş ve zamanla üniversiteler ile diğer kurumlar da bu ağa dahil edilmiştir. Farklı işletim sistemine sahip bilgisayarların ağa bağlanmasıyla “İNTERNET” adı verilen küresel bir network meydana gelmiştir (Yıldırım, 2021:3). Bu networkün The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 285 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gelişim ivmesi ve kullanım alanı her geçen gün katlanarak artmıştır. Dijital araçlarla iletişim kurulabilmesi, bilgiye kolay erişim sağlanması ve birçok hizmetin kısa sürede mekândan bağımsız şekilde sunulabilmesi, dijital çağın küresel zeminde hızla benimsenmesini sağlamıştır (Yetkin & Coşkun, 2021:2). 20.yüzyılda televizyon ve radyo gibi “geleneksel medya” araçları, bireylerin yüzyıllardır sürdürdüğü iletişim pratiklerini köklü biçimde dönüştürmüşken (Alkan, 2023: 15), 21. yüzyıl bu dönüşümün çok daha kapsamlı bir versiyonuna tanıklık etmektedir. Günümüzde cep telefonları, dijital kameralar, sosyal medya platformları ve çeşitli dijital iletişim teknolojileri, gündelik yaşamın merkezine yerleşmiş ve bireylerin etkileşim biçimlerinin başat belirleyicileri hâline gelmiştir (Akar, 2025:10). Devlet yönetiminden bürokratik süreçlere, ticaretten alışveriş kültürüne; eğitim politikalarından sağlık hizmetlerine kadar hemen her alanda dijital dönüşüm belirgin bir etki oluşturmaktadır (Yurt, 2025:26). Dijital iletişimin en belirgin avantajı, zaman ve mekân sınırlamasından bağımsız olarak, anlık, dijital platformların mevcut olduğu sahalarda kullanılabilmesidir. Bu sayede milyonlarca, hatta milyarlarca bireyin aynı anda iletişim kurması mümkündür. Fiziki sınırlardan bağımsız olarak dijital uygulamalar sayesinde kişilerarası iletişim tek bir tıklamayla kolaylaşmıştır. Mektup, telefon ve telgraf gibi klasik iletişim araçlarıyla kıyaslandığında, dijital dünyanın iletişim açısından sunduğu olanaklar insanlık için paha biçilemez niteliktedir. Dijital iletişimin bu hızda yaygınlaşması bu araçlara yönelik kaygıların zaman içinde artmasına yol açmaktadır. Bu araçlar yoluyla kurulan dijital sosyalleşmelerin, aile üyeleri arasındaki iletişimi zayıflattığına, aile içi bağlara zarar verdiğine yönelik endişeler medyada ve akademik platformlarda geniş yer bulmaktadır (Duran, 2022: 13). Hayatın tüm katmanlarına nüfuz eden bu dijitalleşme sürecinin aile içi ilişkileri yönlendirme ve dönüştürme gücünün giderek artması, dijital teknolojilere ve dijital iletişim biçimlerine yönelik eleştirel yaklaşımların doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu çağın kavramları da kuşkusuz dijital ön ekiyle her geçen gün genişlemekte ve kullanım alanları yaygınlaşmaktadır. Dijital sağlık, dijital eğitim, dijital bankacılık, dijital kurumlar (e-devlet, e-vergi, e-imza), dijital oyunlar ve dijital ticaret dijitalleşmenin somut örneklerinden yalnızca birkaçıdır. Bununla birlikte dijital iletişim, dijital yalnızlık, dijital din ve dijital toplum gibi soyut kavramlar da giderek yaygınlaşmaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 286 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Önümüzdeki yıllarda dijital ön ekiyle birçok yeni somut ve soyut kavramın türeyeceği kaçınılmazdır. Çünkü her yeni gelişme, dijital hizmetler ve araçların kullanım alanını genişletirken, aynı zamanda bu yenilikler bireylerin günlük yaşamına da entegre olmaktadır. Dijital çağda öne çıkan ve giderek yaygınlaşan bağımlılık türlerinden biri de dijital bağımlılıktır (Yengin, 2019:2). Bu kavram, ilk kez 1995 yılında Ivan Goldberg tarafından literatüre kazandırılmış ve ardından Amerika medyasında “internet addiction” olarak yer bulmuştur (Ersoy & Ağlar, 2024:3; Yıldırım, 2021:7). Kimberly Young tarafından dijital bağımlılığı araştırmak üzere kurulan araştırma merkezi ve geliştirilen bağımlılık testleri dijital bağımlılık alanındaki bilimsel çalışmalara öncülük etmiştir (Havalı, 2024:20). Bağımlılık bir nesneye, kişiye, objeye duyulan önlenemez istek, iradenin yetersiz kalması veya başka bir iradenin etkisi altında olma durumu olarak tanımlanabilir. Dijital bağımlılık ise, bireyin kendisini yeterli hissetmeme dürtüsüyle tetiklenen, teknolojik ve davranışsal bir bağımlılık türüdür (Özsarı & Deli, 2023:2). Bu bağımlılık türünde bireyin zihni sürekli dijital öğelerle meşgul olmaktadır. Birey zamanla dijital araçlardan kopamamaktadır. Birey, bu araçlara erişim sağlayamadığında huzursuz, gergin, kaygılı, mutsuz bir durum sergilemektedir. Dijital bağımlılığın şiddeti, haftalık 40-48 saate varan internet kullanımına kadar ulaşabilirken birey dijitali kullanma isteğinin önüne geçmekte zorlanmaktadır. Bağımlılık düzeyine ulaşan bireylerde, internete bağlı olunmayan zamanın önemi kaybolmakta, saldırganlık gibi davranışsal değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Günlük yaşamda sorumlulukların yerine getirilmesinde aksaklıklar meydana gelirken iş, okul ve aile hayatındaki görevler ihmal edilmektedir. Zamanla bağımlı bireyler, evden dışarı çıkamama gibi ciddi sorunlarla karşılaşabilmektedir (Alyanak, 2016: 1). Literatürde dijital bağımlılık ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir bölümünde olumsuz aile ilişkilerinin yaşandığı ortamlarda bağımlılığın daha yaygın olduğu vurgulanmaktadır. Dijital bağımlılığa yol açan çalışma sonuçları makalenin “literatürde dijital bağımlılık ve aile ilişkileri” başlığında ele alınmıştır. Dijital Yalnızlık The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 287 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Yalnızlık kavramı, Türkçe sözlükte “yalnız olma, kimsenin bulunmaması durumu” olarak tanımlanmaktadır. Ancak Türk Dil Kurumu (TDK), 2024 yılında “kalabalık yalnızlık” kavramını yılın kelimesi olarak açıklayarak, bu kavrama olan ilgiyi önemli ölçüde artırmıştır (Karayaman, Boz, Şener, & Güler, 2025:1). TDK’nın internet sitesinde halk oylamasına sunulan “merhamet”, “yabancılaşma”, “algoritma”, “yozlaşma”, “yapay zekâ” ve “dijital yorgunluk” kelimeleri arasından seçilen “kalabalık yalnızlık”, birey toplum ilişkisi hakkında birçok mesaj barındırmaktadır (tdk.gov.tr, 30 Temmuz 2025). Yaklaşık bir milyon kişinin katılımıyla yapılan oylamada bu kavramın seçilmesi, birey-toplum, sosyoloji ve psikoloji zemininde kapsamlı araştırmaların önemini göstermektedir. Aynı zamanda kavram, toplumsal ve sosyolojik dönüşümün hangi yönlere evrilebileceği konusunda uyarıcı bir niteliğe sahiptir. Birbirine zıt anlamlar taşıyan “kalabalık” ve “yalnızlık” kelimelerinin bir arada kullanılması ilk bakışta tezat gibi görünse de kavramın derinlemesine incelenmesi bireylerin içinde bulunduğu durumun ne denli travmatik olabileceğini ortaya koymaktadır. Carl Gustaw Jung’un yalnızlık ile ilgili tanımı, bu kavramın bireylerin yaşadığı durumu özetler niteliktedir. Jung’a göre yalnızlık, bireyin yanında kimsenin olmaması değil; bireye ait duygu, düşünce ve fikirlerin karşı tarafa iletilememesi veya kabul görmemesidir (Deveoğlu, 2024:2). Literatürde dijitalleşme ve yalnızlık arasındaki ilişki üzerine birçok araştırma bulunmaktadır. Alkan, Alyanak, Deveoğlu, Göldağ, Kavlak, Yıldırım, Şen & Erol, bu ilişkinin farklı boyutlarını inceleyen çalışmalara örnek olarak gösterilebilir. Araştırmalar, yalnızlığa yol açan çeşitli etmenleri ortaya koymaktadır. Aile içi olumsuz ilişkiler, dijital araçlar, dijital oyunlar, dijital hedonizm, anlaşılmama hissi, mobbing ve boşluk hissi bunlardan sadece birkaçıdır. Ancak ortak olarak vurgulanan ve dikkat çeken unsur, aile içi olumsuz ilişkilerden kaynaklanan yalnızlıktır. İnsan doğası, temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra ait olma, sevilme, sayılma ve anlaşılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç, Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin üçüncü basamağında, sosyal aidiyet basamağı olarak yer almaktadır. Birey, bu ihtiyacını sevgi, sosyal yakınlık ve dostluk ilişkileriyle karşılamaktadır (Şengöz, 2022:4). Ancak aile içinde ait olma, anlaşılma, sevgi ve değer görme ihtiyacı karşılanamadığında birey, bu boşluğu farklı kanallarla doldurmaya çalışabilmektedir. Bireyin iş, okul ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 288 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sosyal hayatındaki ilişkiler zaman zaman sekteye uğrayabilmektedir. Bu durumlara aile içi iletişimsizlik, anlaşılmama ve değersizlik hissi eşlik ettiğinde bireysel izolasyonla başlayan yalnızlık zamanla bireyi dijital dünyanın zeminine sürükleyebilmektedir. Hayatın neredeyse her alanına entegre olmuş ve mekândan bağımsız sayısız seçenek sunan dijital dünya, bireyleri sanal bir çevreyle kuşatırken bireylerin yalnızlıklarını derinleştirmektedir. Bu yalnızlaşmanın sonucunda, aile ve toplum içindeki iş birliği, dayanışma ve yardımlaşma gibi değerlerin önemi zamanla azalmaktadır. Bireylerde yabancılaşma ve aidiyet duygularının kaybolması kaçınılmaz hâle gelmektedir. Oysa insan, yaratılış itibarıyla toplumsal bir varlıktır ve tarih boyunca milletlerin, devletlerin oluşumunda toplumsal bağlar belirleyici bir rol oynamıştır. Gerçek anlamda tarihin öznesi olabilmek, güçlü toplumsal bağlarla bir arada yaşamakla mümkündür. Toplumlar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş yığınlar değildir. Toplumları bir arada tutan, birlikte yaşamalarını sağlayan ortak tarih, sosyal ve kültürel bağlardır. Bu bağlar zamanla güçlenebileceği gibi gevşeyip çözülme tehlikesi de taşımaktadır. Toplumun hangi yöne evrileceği ortak irade ve birlikte yaşama kararlılığıyla doğrudan bağlantılıdır (Çapcıoğlu, 2024: 17-18). Ancak “kalabalık yalnızlık” içinde yaşayan bireylerin artışı, bireylerde birlikte yaşama arzusunun azalmasına yol açacaktır. Bu durumda nihai olarak toplumsal bağların çöküşüne zemin hazırlayacaktır. Dijitalleşme ve Muhafazakârlık Muhafazakârlık Latince’de korumak, saklamak, muhafaza etmek, tutmak gibi anlamlara gelen conservare sözcüğüne dayanmaktadır (Güngörmez, 2004:2). Kavram Ortaçağ’da yasaları, düzeni, belli grupları koruyan, kollayan anlamında “Conservator” terimiyle kullanılmıştır (Akkaş, 2003:2). Arapça sözlükte koruma, himaye etme, gözetme anlamlarına gelen hafaza kökünden türemiştir. Türkçe sözlükte de muhafaza etme, koruma anlamına gelmektedir. Muhafazakârlık kavramının Türkçe’de conservatismin karşılığı olarak ne zamandan itibaren kullanıldığı net olarak bilinmemekle birlikte geleneği koruma sürekliliği ifade etme anlamı uzun bir geçmişe dayanmaktadır (Çamurdaş, 2023:2). Muhafazakârlık modern siyasi bir ideoloji olarak Fransız Devrimi’ne karşı bir tepki hareketi olarak Edmund Burke’ün (1729-1797) fikirleriyle şekillense The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 289 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. de bir yaşam formu, bir düşünce şekli olarak kökeni 4. yüzyılın Kilise babalarından Saint Augustin’e, hatta Antik Yunan’a Aristo’ya kadar uzanmaktadır (Yurt, 2025:16). Edmund Burke tarafından kaleme alınan “Reflections on the Revolution in France 1790 (Fransız İhtilali Üzerine Düşünceler 1790)” muhafazakâr geleneğin en üst referans metni olarak kabul edilmektedir (Beneton, 2016: 15). Muhafazakârlıkla ilgili yaygın kabul, bu düşünce geleneğinin değişime bütünüyle karşı olduğu yönündedir. Ancak bu yaklaşım, muhafazakârlığın gerçek doğasını tam olarak yansıtmamaktadır. Muhafazakârlığın değişime bakışı, kökten ve ani dönüşümlere direnmekle birlikte, değişimin tedrici, kontrollü ve toplumsal istikrarı gözeten bir biçimde gerçekleşmesi gerektiği yönündedir. Nitekim literatür incelendiğinde muhafazakârlığın zaman içerisinde “neo-muhafazakârlık” ve “Yeni Sağ” gibi farklı biçimlere evrilerek dönemin toplumsal ve siyasal koşullarına uyum sağladığı görülmektedir (Yurt, 2025:27). Aile kurumu, insanlık tarihi boyunca toplumsal düzenin köklü yapılarından biri olarak varlığını muhafaza etmiştir. Bu kurum, “bireylerin sosyal bir varlık olmayı öğrendikleri ilk etkileşim ağı olması nedeniyle bireysel hayatlar ve toplum hayatı için en temel kurumdur” (Dikeçligil, 2012:24). Biyolojik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik ve hukukî boyutlarıyla aile; üyeler arasındaki ilişkileri belirli normlara bağlayan, toplumun kültürel ve karakteristik özelliklerini kuşaktan kuşağa aktaran ve en yoğun birincil ilişkilerin yaşandığı temel sosyalleşme ortamını oluşturan bir kurumdur (Zorlu, 2025:2). Muhafazakâr düşünce geleneğinde aile, toplumsal yapının inşasında ve sürekliliğinde merkezi bir konuma sahiptir. Toplumsal hayatın en eski kurumu olan aile, yalnızca biyolojik bir birliktelik değil; aynı zamanda değerlerin aktarımını, otoritenin meşruiyetini ve toplumsal düzenin devamlılığını sağlayan temel bir yapı olarak görülmektedir. Muhafazakâr ideolojinin erken dönem teorisyenlerinden Louis de Bonald’a göre aile toplumsal ve siyasal düzenin küçük bir yansıması niteliğindedir (Güler, 2016:127). Muhafazakâr düşüncede aile, bireyin kimlik kazanma sürecinde belirleyici bir kurumsal yapı olarak konumlandırılmaktadır. Aile, bireylerine yalnızca aidiyet duygusu kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda onları toplumsal hayata hazırlayarak belirli roller ve konumlar üzerinden toplumsal yapı içine dâhil eder. Bu yönüyle aile, birey ile toplum arasındaki temel aracı The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 290 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. kurumlardan biri olarak işlev görmektedir. Thomas Fleming de benzer biçimde, bireyin esas kimliğini oluşturan tarihsel süreklilik ve gelecek tasavvurunun aile aracılığıyla şekillendiğini ileri sürmektedir. Fleming’e göre insan doğası gereği unutkandır; buna karşılık aile, kuşaklar arası aktarımı mümkün kılan kolektif bir hafıza işlevi üstlenmektedir. Talcott Parsons, aile kurumunun toplumsal düzen içindeki rolünü; neslin devamlılığının sağlanması, bireylerin sosyal ve psikolojik rehabilitasyonu ile toplumsal norm ve değerlerin aktarımını sağlamak şeklinde üç temel işlev üzerinden tanımlamaktadır (Çaha, 2004: 8). Aile, bireylerde topluma ve devlete yönelik sevgi, aidiyet ve bağlılık duygularının gelişmesinde merkezi bir işleve sahiptir. Toplumsal bütünlüğün ve siyasal istikrarın sürdürülebilirliği, bireyler arasındaki bu duygusal ve normatif bağların gücüne doğrudan bağlıdır. Sevgi ve bağlılık temelinde inşa edilmemiş toplumların ve devlet yapıların çözülmeye daha açık olduğu görülmektedir. Bu bağlamda aile değerlerine yönelen herhangi bir tehdidin zamanında engellenememesi, söz konusu tehdidin giderek derinleşmesine ve yalnızca aile kurumunu değil, toplumsal düzeni ve nihai aşamada devletin bütünlüğünü hedef alan yapısal bir soruna dönüşmesine zemin hazırlamaktadır (Gilbert, 2016:74). Durkheim, toplumsal yapıda ortaya çıkan anomi ve yabancılaşma olgusunu, toplumun ortak değer dünyasında meydana gelen çözülmeyle ilişkilendirmektedir. Ona göre toplumsal düzenin zayıflaması ani bir kırılmanın sonucu değil, daha derin ve kademeli bir sürecin ürünüdür. Bu çözülme sürecinin ilk aşaması ise aile kurumunda başlamaktadır. Aile bağlarının zayıfladığı ve aileye atfedilen değerlerin aşındığı toplumlarda, kolektif bilinç giderek güç kaybetmekte; buna bağlı olarak toplumsal bağların ve ortak değerlerin çözülmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir (Çaha, 2004:8). Türk sosyoloji geleneğinde Ziya Gökalp, aileyi yalnızca bireylerin bir araya geldiği özel bir alan olarak değil, ulusun varlığını sürdüren ve kültürel sürekliliği sağlayan merkezi bir yapı olarak ele alır. Ona göre aile, toplumsal dirliği teminat altına alan, millî değerleri nesilden nesile aktaran ve ulusal bütünlüğü güçlendiren bir çekirdek kurumdur. Bu yaklaşım, aileyi hem ahlaki hem de ulusal sorumluluk alanı olarak konumlandırmaktadır. Benzer şekilde İhsan Sezal da aileyi toplumsal düzenin inşasında ve kurumsallaşmasında başlangıç noktası olarak değerlendirir. Sezal’in The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 291 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. perspektifinde aile, birey ile toplum arasındaki bağın kurulduğu; toplumsal yapının canlılığını, dayanıklılığını ve sürekliliğini güvence altına alan temel örgütlenme biçimidir (Kır, 2011:2). Bu makalenin odağı gereği, aile kurumunun önemine ilişkin tanımlar sınırlı tutulmuş; esas amaç olarak dijital çağın aile yapısı üzerindeki etkilerini irdelemek ve bu yeni çağda aileyi korumaya yönelik stratejiler geliştirmek benimsenmiştir. Literatürdeki çalışmalar, geleneksel aile modelinin tarihsel süreç içerisinde çekirdek aile formuna evrildiğini; dijital çağla birlikte çekirdek yapısının da farklılaşarak çoklu aile tipolojilerine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Araştırmalar, aile yapısındaki çözülme eğiliminin Sanayi Devrimi sonrasında hız kazanan kentleşme ve göç süreçleri, kadın hakları mücadelesi, eğitimde fırsat eşitliğinin genişlemesi, kadınların iş gücüne aktif katılımı gibi çeşitli toplumsal dinamiklerle bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır (Turgut, 2017:18). Bunun yanı sıra aile içi ilişkilerin belirgin biçimde zayıfladığı; tek ebeveynli aileler, dijital aileler, arkadaş temelli aile yapıları ve çocuksuz aile modelleri gibi yeni aile formlarının dijital çağın ilk çeyreğinde dikkat çeken bir seviyede artış gösterdiği literatür bulgularındandır (Bayer, 2013:12). Dolayısıyla aile yapısındaki dönüşüm çok boyutlu nedenlerle şekillenmekte olup bu nedenlerin etkisi, dijitalleşmenin hızlandırıcı niteliğiyle günümüzde daha görünür ve daha belirgin hale gelmiştir. Dijital Muhafazakârlık 2016 yılında yayımlanan Russian Geopolitics in the Age of New Media (Yeni Medya Çağında Rus Jeopolitiği) adlı eserde, dijitalleşmenin jeopolitik yapılar üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Anılan eserde Rusya’daki bölgelerin yerel ve jeopolitik mekânsal kimliklerine ilişkin anlatıların dijital platformlar aracılığıyla inşa edilmesi, bölgesel öz belirlemeye yönelik politik bir yönelimin oluşturulmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu anlatıların, “dijital jeopolitik” kavramını görünür ve analiz edilebilir bir olgu hâline getirdiği; dolayısıyla Rusya’daki sosyologlar tarafından incelenmesi gerektiği eserde vurgulanan temel hususlar arasındadır. Eserde özellikle dikkat çeken bölümlerden biri, “Digital Conservatism: Framing Patriotism in the Era of Global Journalism” (Küresel Gazetecilik Çağında Vatanseverliğin Çerçevelenmesi) başlığıdır (Bassin ve diğerleri, 2016:185). Bu başlıkta yazar, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 292 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Rusya’nın yeni medya ortamı içerisinde gelenekselci ve muhafazakâr anlatıların nasıl yeniden üretildiğini incelemektedir. Dijital platformların yalnızca teknik araçlar olmadığı, aksine tarihsel hafıza, ulusal kimlik ve muhafazakâr değerlerin dolaşıma sokulduğu ideolojik mekânlar hâline geldiği vurgulanmaktadır. Eserde dijital gazetecilik, devletle uyumlu aktörler ile taban hareketlerinin çevrimiçi katılım pratiklerini bir araya getirerek muhafazakâr bir jeopolitik dünya görüşünü pekiştiren stratejik bir mecra işlevi görmektedir. Böylece dijital muhafazakârlık; medya biçimi, siyasal ideoloji ve ulusal kimliğin, Rusya’nın Sovyet sonrası coğrafyadaki jeopolitik hedefleri çerçevesinde karşılıklı olarak birbirini ürettiği bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle dijital muhafazakârlık, geleneksel değerlerin dijital formlar içinde yeniden üretilmesini ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu eserde “dijital muhafazakârlık” kavramının kullanılması uluslararası literatür açısından bir ilki barındırmakla birlikte muhafazakârlığın dijital çağda kendini yenilemesi ve dijital bir forma evrilmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu göstermektedir. Dijital muhafazakârlığın konu edindiği başka bir çalışma Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makalede yer almaktadır. Anılan yazarlar “Conservatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems’ Digital Transformation (Muhafazakârlık ve Muhafazakâr Hukuk Düşüncesi: Kamu Sistemlerinin Dijital Dönüşümü Çağı) başlıklı makalede muhafazakârlığın genel kavramsal yapısını tartıştıktan sonra, dijital dönüşümün hukuki ve sosyal etkileri bağlamında muhafazakâr düşüncenin nasıl konumlanması gerektiğini belirtirler. Kazachanskaya ve Mamychev dijital teknolojilerin hızla kamu sistemlerine entegre olduğu bir dönemde, muhafazakâr hukuki düşüncenin salt geleneksel değerleri korumaya dönük değil, aynı zamanda dijitalleşme süreçlerini bu değerlerle uyumlu bir şekilde düzenlemeye odaklanan bir çerçeve geliştirmesi gerektiğini savunurlar. Söz konusu çalışmada toplumsal yaşamda dijital teknolojilerin geliştirilmesi ve etkin biçimde kullanılabilmesi için doktrinel nitelikte hukuki ve düzenleyici politikaların yanı sıra etik standartlar ve ahlaki ilkelerin oluşturulmasının gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Kazachanskaya ve Mamychev’e göre, 21. yüzyılda güçlü bir devlet yapısının inşası açısından dijital ortamda sunulan hizmetlerin; deontolojik kodlar, biyolojik tehditler ve çevresel riskler dikkate alınarak tasarlanması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, dijital çağın The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 293 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gereklerine uyum sağlayabilmek için kamu yönetiminde ve kamu hizmetlerinde gerçekleştirilen dijital dönüşümlere ek olarak, sosyo-normatif düzenlemelerin de hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmektedir (Kazachanskaya ve Mamychev, 2021:447-455). Bu çerçevede dijital muhafazakârlık, dijitalleşmenin değerler üzerinde yarattığı dönüştürücü etkilere karşı geliştirilen savunmacı bir refleks olmanın ötesinde, dijital çağın imkânlarını dikkate alan kurucu bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görüldüğü üzere, dijital platformlar muhafazakâr değerlerin aşındığı değil, aksine yeniden üretildiği ve dolaşıma sokulduğu stratejik alanlar hâline gelebilmektedir. Kazachanskaya ve Mamychev’in dijital dönüşüm bağlamında muhafazakâr hukuki düşünceye ilişkin ortaya koyduğu normatif çerçeve, dijitalleşmenin etik, ahlaki ve toplumsal sorumluluk ilkeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye bağlamında ise dijitalleşme sürecinin hızına karşın, değerlerle dijital platformlar arasındaki ilişkinin henüz kavramsal ve kuramsal bir bütünlük içinde ele alınmadığı görülmektedir. Bu durum, dijital çağda değerleri koruma ve aktarma çabalarının dağınık ve tepkisel bir düzeyde kalmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak tartışmaya açılması, dijitalleşmenin kaçınılmazlığı karşısında değerlerin korunmasına yönelik yeni ve sistematik bir düşünme biçimi sunmaktadır. Bu çerçevede sınırların görünmez hâle geldiği, küresel kültür ve değer aktarımının hızlandığı ve dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz ettiği bu dönemde Türkiye açısından da aileyi, bireyi, kimliği, inancı, değerleri koruyan, kamusal alanlardaki gerçekleşecek olan dijital dönüşümlerin her kademesinde koruyucu çerçeveye duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu ihtiyacı en kapsamlı biçimde karşılayan ve söz konusu dönüşümü teorik olarak açıklayan yaklaşım dijital muhafazakârlık perspektifidir. Dijital muhafazakârlık perspektifi, insanı merkeze alan tüm değerleri ailenin, kimliğin, inancın, tarihin, kadim kültürel mirasın ve hatta insan psikolojisinin- dijital çağın dönüştürücü ve çoğu zaman aşındırıcı etkilerinden korumayı amaçlayan kapsamlı bir stratejik çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda dijital sınırların belirlenmesi, ekran sürelerinin denetimi, sosyal medya kullanımının kontrollü biçimde düzenlenmesi ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 294 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bireyin özel alanının korunması temel stratejik başlıklar olarak öne çıkmaktadır. Bu makalenin odağında ise aile kurumunun korunmasına yönelik dijital muhafazakârlık stratejiler yer almaktadır. 5. Dijital Muhafazakârlık Stratejileri Dijital Sınırların Belirlenmesi Dijital çağın diğer tarihsel dönemlerden ayırt edici özelliği, fiziksel sınırların anlamını yitirmesidir. Artık kıta, ülke veya sınır kavramları dijital mecralarda büyük ölçüde erimektedir. Bireylerin paylaşımları, saniyeler içinde uçsuz bucaksız mesafeleri aşarak dünyanın herhangi bir noktasındaki bireylerin erişimine açılmaktadır. Sosyal medya platformları üzerinden bireyler, toplumsal, kültürel ve sosyal içeriklere sürekli maruz kalmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin sahip oldukları kültürel değerleri ve kadim mirası koruyabilmeleri, dijital araçları ve sosyal medyayı bilinçli, kontrollü ve iradeli bir şekilde kullanmalarını zorunlu kılmaktadır. Dijital mecraların bilinçli kullanımı, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile içi ilişkilerin sağlıklı biçimde sürdürülmesi açısından da hayati öneme sahiptir. Ekran süresinin sınırlandırılması, özellikle çocuklar için güvenli içerik filtrelerinin uygulanması, özel alan ve mahremiyetin korunması, bu alanların dijital mecralarda paylaşılmaması temel dijital muhafazakârlık stratejilerini oluşturmaktadır. Aile Değerlerinin Dijital Ortama Taşınması Dijital ortamda aile değerlerinin -yardımlaşma, koruma, işbirliği, merhamet, sevgi, saygı vb.- paylaşılması ve ailenin toplumsal önemi üzerine üretilen içerikler, söz konusu mecralarda ailenin işlevinin ve öneminin sürekli hatırlanmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür paylaşımlar, aile bireyleri arasında etkili iletişimi teşvik ederek, karşılıklı anlayış ve işbirliği ortamını güçlendirmektedir. Özellikle rehber niteliğindeki içerikler, aile içi karar alma süreçlerinde farkındalık yaratmakta, çatışma yönetimi ve duygusal destek mekanizmalarının geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca, bu paylaşımlar, bireylerin aile değerlerini içselleştirmesini destekleyerek, toplum genelinde kültürel ve ahlaki normların korunmasına dolaylı yoldan hizmet etmektedir. Sonuç olarak, aile değerlerinin dijital zeminde görünür kılınması ve bu değerlerin sürdürülebilir biçimde paylaşılması, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından hem bireysel hem de toplumsal açıdan kritik bir rol oynamaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 295 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Eğitim ve Farkındalık Stratejileri Dijital ortamda paylaşılan içeriklerin bireyler üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları, dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu çalışmaların özellikle aile yapısı, aile içi ilişkiler ve aile üyeleri bağlamında yürütülmesi ayrı bir önem taşımaktadır; çünkü aile, toplumu bir arada tutan temel işlevlerden birine sahiptir. Aile yapısının zayıfladığı toplumların uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir. Bireyler toplumsal değerleri, kültürel mirası ve insana, ahlaka ilişkin normları ilk olarak aile içinde öğrenmektedir. Bu yönüyle aile, toplumun adeta bir sigortası işlevi görmektedir. Bu nedenle, ilgili kurumların1 öncülüğünde aile üyelerine dijital dünyadaki riskler ve fırsatlar hakkında eğitim verilmesi dijital muhafazakârlık stratejilerinin merkezi bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, çocuklar ve gençlere dijital sorumluluk bilinci kazandırmaya yönelik yürütülecek eğitim ve farkındalık faaliyetleri de dijital muhafazakârlığın stratejik hedefleri arasında yer almaktadır. Toplumsal ve Kültürel Bağların Güçlendirilmesi Dijital çağın hızla ilerleyen dinamikleri ve kıtalararası kültürel etkileşimler karşısında, ulusal değerlere yönelik toplumsal ve kültürel bağların güçlendirilmesi kritik bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Dijital mecralarda üretilen içeriklerin, toplumsal bağları pekiştirecek ve kültürel mirasın yaygınlaşmasına katkı sağlayacak nitelikte olması, ulusal kültürün yabancı kültürler karşısında erimesini önleyecektir. Ayrıca, dijital araçlar aracılığıyla ulusal ve kültürel değerlerin paylaşımı bu paylaşımların sürdürülebilirliği, ulusal değerlerin korunmasına önemli katkılar sunmaktadır. Bu bağlamda, aile yapısının güçlendirilmesi, aile değerlerinin yaşatılması ve ailenin toplum içindeki rolünün vurgulanması yönündeki dijital içerikler de toplumsal bütünlüğün korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Dijitalin Bilinçli Kullanımı Dijital dünyanın sunduğu sayısız hizmet arasında kaybolmak ve bireysel özden uzaklaşmak yerine, dijitali bilinçli ve ölçülü bir şekilde tüketme iradesi, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından son derece kritik bir 1Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşlar vb. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 296 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. tutum olarak değerlendirilmektedir. Bireye herhangi bir fayda sağlamayan, zaman kaybına yol açan ve psikolojik sıkıntılara neden olabilecek sınırsız dijital kullanım, ciddi bir risk ve tehlike unsuru taşımaktadır. Her bireyin öz disiplin bilinciyle güçlü bir irade göstermesi, dijital bağımlılık tuzağından korunmasına önemli katkılar sunacaktır. Bu öz disiplin ve dijital mecraların iradeli kullanımı, aile üyeleri arasında da sağlanmalıdır. Aile fertlerinin işbirliği ve dayanışmasıyla, dijitalin eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaçlar dışında belirli zamanlarda kullanılmaması -başka bir deyişle, dijitalin minimal düzeyde ve ihtiyaç odaklı kullanımı- dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. 6. Dijitalleşme ve Aile İlişkileri Literatür Bulguları ve Tartışma Bu başlık altında dijital bağımlılık, dijital yalnızlık ve dijital çağda aile içi ilişkiler konusuna dair literatür araştırmalarında öne çıkan bulgular ele alınmaktadır. Söz konusu bulgular, dijital araçların aile içi ilişkiler üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla anlamaya yöneliktir. Bu bağlamda, literatür taramaları, dijital çağın aile dinamikleri üzerindeki karmaşık etkilerini daha bütüncül bir perspektifle değerlendirme imkânı sunmaktadır. Bu çerçevede literatür bulguları: Bayhan’ın (2020:119) lise öğrencileri üzerinde gerçekleştirdiği araştırma, internet bağımlılığının aile içi ilişki kalitesiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular, ebeveynlik tutumlarının çocukların dijital davranışlarını doğrudan etkilediğini göstermekte; özellikle ilgisiz, mesafeli veya yetersiz ebeveynlik pratiklerinin internet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet oranlarını anlamlı düzeyde artırdığı belirtilmektedir. Ayrıca aile bağlarının zayıf olduğu ya da ebeveynlerin ayrı yaşadığı aile tiplerinde çocukların dijital risklere maruz kalma olasılığının belirgin şekilde yükseldiği vurgulanmaktadır. Benzer biçimde Kavlak ve arkadaşlarının (2022:9) çalışması da aile ilişkilerinde yaşanan çatışma, iletişimsizlik veya duygusal kopukluk gibi olumsuzlukların internet bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık düzeyleriyle pozitif yönlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, dijital bağımlılık davranışlarının yalnızca bireysel faktörlerle değil, güçlü biçimde aile içi etkileşim örüntüleriyle şekillendiğine işaret etmektedir. Göldağ’ın (2018:14) lise öğrencileri üzerine gerçekleştirdiği araştırma, dijital oyun kullanımının aileler tarafından yeterince denetlenmediğini ve oyun The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 297 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. süreleri ile içeriklerinin çoğu zaman kontrolsüz kaldığını göstermektedir. Çalışmanın bulguları, dijital oyunlar üzerinde etkin bir ebeveyn kontrolü sağlanmadığında öğrencilerin internet bağımlılığı eğilimlerinin belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Alyanak’ın (2016:4) çalışması, internet bağımlılığının tedavi sürecinde güçlü aile ilişkilerinin kritik bir değişken olduğunu vurgulamaktadır. Araştırmaya göre, bağımlılığın altında yatan iletişim problemleri ve aile içi çatışmaların giderilmesi, bireyin bağımlılıkla baş etme kapasitesini önemli ölçüde güçlendirmekte; bu bağlamda aile içi iletişim kanallarının güçlendirilmesi, destekleyici bir iş birliği ortamının sağlanması ve duygusal dayanışmanın artırılması tedavi sürecinin başarısı açısından temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu iki çalışma birlikte değerlendirildiğinde, dijital bağımlılık davranışlarının önlenmesinde ve tedavi edilmesinde aile kurumu ile ebeveynlik pratiklerinin merkezi bir role sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ersoy ve Ağlar’ın (2024:17) araştırması, aile içinde açık iletişim kanallarının bulunmasının ve demokratik bir aile atmosferinin sağlanmasının dijital bağımlılık riskini anlamlı biçimde azaltan temel etkenler olduğunu göstermektedir. Çalışma, aile içi iletişimin niteliğinin çocukların dijital davranış örüntülerini doğrudan biçimlendirdiğini vurgulamaktadır. Buna paralel olarak Şen ve Erol (2024:3), aile içi iletişimin başlangıç noktasının ebeveynler olduğunu ifade etmekte ve anne-babanın sergilediği tutarlı, yapıcı ve sağlıklı iletişim biçiminin çocuklarla kurulacak ilişkinin temelini oluşturduğunu belirtmektedir. Araştırma bulguları, dijital teknolojilerin aile içi iletişimi zayıflatıcı etkilere sahip olabileceğini; ancak güçlü aile bağları, nitelikli etkileşim ve destekleyici ebeveyn tutumlarının bu olumsuz etkileri önemli ölçüde sınırlayabildiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda çalışmalar, dijital bağımlılığın önlenmesinde yalnızca teknolojik faktörlere değil, aile içi iletişim süreçlerinin kalitesine de odaklanılması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Haberli (2023:7), ebeveynlerin çocukların dijital araçlarla kurdukları ilişkiyi yönlendirmede belirleyici bir konumda bulunduğunu vurgulamakta ve literatürde ebeveynlik tutumlarının arabulucu, otoriter ve ortak izlenme şeklinde üç kategori altında incelendiğini aktarmaktadır. Arabulucu tutumdaki ebeveynler, çocuklarıyla dijital içeriklerin olumlu ve olumsuz yönlerini tartışarak rehberlik sağlayan, dijital farkındalık ve eleştirel medya okuryazarlığı gelişimini destekleyen bir yaklaşım benimsemektedir. Buna The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 298 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. karşılık otoriter tutum, baskıcı ve tek yönlü bir kontrol mekanizmasına dayandığından, çoğu zaman çocukların dijital içeriklere yönelik merak ve yönelimlerini artırmakta; ayrıca aile içi iletişimde çatışma ve uzlaşma sorunlarına yol açabilmektedir. Ortak izlenme tutumunda ise ebeveynler çocuklarıyla birlikte dijital araçları kullanarak daha etkileşimli, paylaşımcı ve işbirlikçi bir iletişim modeli geliştirmektedir. Araştırma bulguları, bu işbirlikçi yaklaşımın çocukların öğrenme süreçlerine ve dijital deneyimlerinin niteliğine anlamlı düzeyde olumlu katkı sunduğunu göstermektedir. Böylece çalışma, ebeveynlik tarzlarının dijital davranışları şekillendiren güçlü bir sosyopedagojik faktör olduğunu ileri sürmektedir. Karaboğa (2019:16) araştırmasında, uzun süreli dijital medya kullanımında aile içi iletişimin ve aile bağlarının zayıflayacağı vurgulanmaktadır. Araştırma, aile üyeleri arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi için ebeveynlere dijital medya okuryazarlığı eğitimini önermektedir. Bu eğitimin zaman yönetimi başta olmak üzere hem eşler arasındaki iletişime hem de ebeveyn-çocuk iletişimine olumlu katkı sağlayacağı eğitimin sağlayacağı faydalar olarak öne çıkmaktadır. Barış ve Yeşilyurt’un (2025:8) araştırmasında dijital mecraların yalnızca kullanım sıklığının değil, bu platformlarda paylaşılan içeriklerin niteliğinin de aile ilişkilerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Özellikle kıyaslama, rekabet ve idealize edilmiş yaşam temsilleri içeren paylaşımların aile içi iletişimde güvensizlik, yetersizlik hissi ve duygusal kopukluk gibi sonuçlara yol açtığı belirtilmektedir. Fenomenleşmiş içeriklerin de benzer biçimde aile dinamiklerini olumsuz etkilediği ifade edilmektedir. Çalışma, bu olumsuz etkilerin azaltılabilmesi için ailelere dijital içerik yönetimine yönelik stratejik öneriler sunmakta; bilinçli kullanım, içerik seçimi ve dijital etkileşim sınırlarının belirlenmesi gibi uygulamaların önemine dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda her iki araştırma, dijital mecraların aile yapısı üzerindeki etkilerinin hem kullanım biçimi hem de içerik türleri üzerinden çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Akbaş ve Dursun’un (2020:11) araştırması, dijital teknolojilerin uzun süreli kullanımının özellikle çocuklar üzerinde bilişsel, davranışsal ve sosyal düzeyde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, bu olumsuzlukların önlenmesinde baskıcı veya yasaklayıcı ebeveynlik tarzlarının etkili olmadığını, aksine ebeveynlerin dijital teknolojiyi bilinçli, kültürel ve pedagojik bir perspektifle kullanma The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 299 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. becerilerini geliştirmelerinin kritik bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. Çalışma, bu bağlamda dijital ebeveynlik kavramını öne çıkararak dijital kültürün aile içinde geliştirilmesinin, Arslan’ın (2020:2) ifadesiyle “dijital yerlilerin” sağlıklı biçimde yetiştirilmesi açısından temel bir gereklilik olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde Yurdakul, Dönmez, Yaman ve Odabaşı (2013:6), dijital bağımlılığın önlenmesinde dijital ebeveynliğin merkezi bir rol üstlendiğini ifade ederek kavramı; dijital araçlara hâkim olan, dijital mecralardaki fırsat ve risklerin bilincinde bulunan, çocuklarını çevrimiçi tehditlere karşı koruyan, gerçek ve sanal dünyada haklara saygı kültürünü aktaran ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilen bireylerin sergilediği ebeveynlik biçimi olarak tanımlamaktadır. Bu doğrultuda dijital ebeveynlik, çocukların dijital dünyada güvenli, bilinçli, etik ve sürdürülebilir biçimde var olabilmelerini sağlayan temel bir rehberlik çerçevesi sunmaktadır. 7. Sonuç İnsanlık tarihi, her büyük yeniliğin arkasındaki köklü toplumsal dönüşümlerin itici gücüyle durmaksızın şekillenen bir değişim ve dönüşüm yolculuğudur. Ateşin bulunması, yazının icadı, buharlı makinelerin üretime dâhil edilmesi, elektriğin keşfi ve nihayetinde internetin ortaya çıkışı, insan yaşamında paradigmatik kırılmalara yol açan başlıca dönüm noktalarıdır. Bu yenilikler, toplumların beslenme alışkanlıklarından yerleşik yaşam pratiklerine, ticaret ve üretim yöntemlerinden iletişim biçimlerine kadar geniş bir yelpazede radikal değişim süreçlerini tetiklemiştir. 21.yüzyıl diğer adıyla dijital çağ, internetin keşfiyle birlikte dijital iletişimin küresel ölçekte yeniden biçimlendiği bir döneme işaret etmektedir. İnternetin sağladığı altyapı sayesinde dünya üzerindeki milyarlarca insan, fiziksel sınırların belirleyiciliğinden bağımsız olarak aynı dijital zeminde bir araya gelebilme imkânına kavuşmuştur. Bu yeni iletişim ortamı bireylere önemli fırsatlar sunmakla birlikte, beraberinde çeşitli risk ve tehditleri de taşımaktadır. Söz konusu risklerin ulusal ve yerel kültürler açısından kritik yönü, farklı kültürel kodlara ve değer sistemlerine kontrolsüz biçimde maruz kalma sonucunda ulusal değerlerden uzaklaşma ihtimalinin artmasıdır. Bireyin sosyalleşmesinde ve toplumun sürekliliğinde temel bir rol üstlenen aile kurumunun dijital ortamlardan gelebilecek olası tehditlere karşı korunması, toplumsal bütünlük açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede makale bireyin kendisiyle ve çevresiyle (aile, toplum vb.) olan The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 300 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. iletişimini dijital çağın baş döndüren teknolojileri karşısında korumak için “dijital muhafazakârlık” kavramını teklif etmesiyle özgün ve ayırt edici yönüyle öne çıkmaktadır. Dijital muhafazakârlık yaklaşımı, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma geliştirmek yerine, dijital alanı değer temelli bir mücadele ve üretim sahası olarak ele almakta; değerlerin korunmasını dijital platformların etkin ve stratejik kullanımına bağlamaktadır. Dijital muhafazakârlık, muhafazakâr değerlerin dijital çağın iletişim biçimleriyle yeniden ifade edilmesini ve dolaşıma sokulmasını esas alan bir kavramsallaştırmadır. Bu yaklaşım, geleneği dijitalleşmenin karşısında sabit ve değişmez bir unsur olarak değil, dijital mecralarla etkileşim hâlinde yeniden müzakere edilen dinamik bir yapı olarak ele almaktadır. Rusya’da dijital muhafazakârlık, özellikle yeni medya aracılığıyla vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeniden çerçevelenmesi bağlamında teorik bir içerik kazanmıştır. Buna karşılık Türkiye’de kavram henüz literatürde sistematik biçimde ele alınmamış olsa da hızlı dijitalleşmenin toplumsal yapılar üzerindeki etkileri, dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Makale, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi bireysel deneyimlerin aile bağlarını nasıl zayıflattığına ilişkin bulguları bir araya getirerek literatürdeki dağınık bilgi birikimini sistematik bir çatı altında toplamaktadır. Bununla birlikte dijital iletişimin hızlanmasıyla aile üyeleri arasındaki fiziksel ve duygusal mesafenin nasıl yeniden tanımlandığına dair özgün tespitler sunarak, aile sosyolojisi ve iletişim çalışmaları alanlarında önemli bir tartışma zemini oluşturmaktadır. Sonuç olarak makale, dijital muhafazakârlığı Türkiye literatüründe kavramsal bir öneri olarak tartışmaya açarak, dijitalleşme ile değerler arasındaki ilişkiye yönelik dağınık tartışmaları bütünlüklü bir çerçeveye oturtmayı hedeflemektedir. Çalışmanın özgünlüğü, dijital muhafazakârlığı ne dijitalleşmeye karşı bir reddiye ne de geleneksel değerlerden kopuş olarak ele alması; aksine dijital platformların değer temelli ve normatif ilkeler doğrultusunda etkin kullanımını savunan kurucu bir yaklaşım geliştirmesinde yatmaktadır. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görülen dijital muhafazakârlık tartışmalarının Türkiye bağlamına taşınması, karşılaştırmalı bir perspektif sunarak literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr düşüncenin edilgen değil, yönlendirici ve üretken bir rol üstlenebileceğini The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 301 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. göstermekte; dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin akademik tartışmalara özgün bir katkı sunmaktadır. 8. Öneriler Dijital çağın olumsuz etkilerini azaltmak, dijital mecraların daha bilinçli, kontrollü ve kültürel duyarlılıkla kullanılmasını sağlamak amacıyla makale genç, ebeveyn, akademi, bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, resmî kurumlar ve daha birçok kurum-kuruluşa çeşitli öneriler sunmaktadır. *Birey, aile ve toplumların dijital mecraların olumsuz etkilerine karşı daha kırılgan hâle geldiği görülmektedir. Bu nedenle, değer üreten ve değer aktarımını önceleyen bir dijital zeminin inşası zorunludur. Bu zemini ifade eden en kapsamlı kavram dijital muhafazakârlıktır. Dijital muhafazakârlık, dijital teknolojilerin hayatın her alanına nüfuz ettiği çağımızda birey, aile ve toplumların değerlerini, kimliklerini ve geleneksel normlarını koruma yönündeki bilinçli duruşu ifade etmektedir. *Dijital muhafazakârlık yaklaşımının Türkiye bağlamında işlevsel hâle gelebilmesi için, dijitalleşme politikalarının yalnızca teknik altyapı ve verimlilik ekseninde değil, değer temelli bir perspektifle ele alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda, kamu yönetimi ve kamu hizmetlerinde yürütülen dijital dönüşüm süreçlerinin etik ilkeler, mahremiyet hassasiyeti ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla birlikte yapılandırılması önem taşımaktadır. Dijital platformların, kültürel sürekliliği destekleyen ve toplumsal değerlerin aktarımını güçlendiren araçlar olarak değerlendirilmesi, dijitalleşmenin değerlerle çatışan değil, değerleri yeniden üreten bir sürece dönüşmesine katkı sağlayacaktır. *Akademik düzeyde dijital muhafazakârlık kavramının sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk ve iletişim çalışmaları ekseninde disiplinlerarası biçimde ele alınması, kavramın teorik derinliğini artıracaktır. Eğitim, medya ve dijital okuryazarlık politikalarında değer temelli içeriklerin teşvik edilmesi de dijital muhafazakârlığın pratik karşılıklarını güçlendirecek önemli adımlar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda dijital alan, muhafazakâr değerlerin savunulduğu bir “tehdit alanı” olmaktan çıkarılarak, değer temelli bir toplumsal inşa zemini olarak yeniden düşünülmelidir. *Yerli ve değer odaklı dijital içerik üretimi teşvik edilmelidir. Bu kapsamda kamu destekli projelerin yaygınlaşmasına ihtiyaç vardır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 302 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. *Dijital ortamlarda özel alanın korunması ve mahremiyet bilincinin güçlendirilmesi, bireylerin dijitalleşme sürecinde psikolojik bütünlüklerini korumaları açısından kritik önem taşımaktadır. *Dijital ebeveynlik farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, çocukların ve gençlerin dijital risklerden korunması ve sağlıklı dijital alışkanlıklar geliştirmesi için gereklidir. *İlköğretimde seçmeli ders olarak sunulan “Medya Okuryazarlığı” dersinin lise ve yükseköğretim düzeylerinde de zorunlu hâle getirilmesi, eleştirel dijital bilinç geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir. *Dijital mecralarda doğruluk, adalet, saygı ve mahremiyet gibi etik değerlerin yaşatılmasına yönelik içerik üretiminin artırılması, dijital kültürün etik zeminde şekillenmesine katkı sağlayacaktır. *Baskıcı, otoriter ve yasaklayıcı ebeveyn modelleri yerine; hoşgörülü, empati kurabilen, çocuklarıyla iletişim ve müzakere becerisi geliştirebilen bir ebeveyn yaklaşımının teşvik edilmesi gerekmektedir. *Aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın niteliğinin artırılması, ortak etkinliklerle duygusal ve sosyal bağların anlamlı biçimde güçlendirilmesi önemlidir. *Aile içi ilişkilerde merhamet, saygı, sevgi, aidiyet, paylaşım, hoşgörü ve güven temelli ilişkilerin güçlendirilmesi hem aile bütünlüğünü hem de toplumsal dayanıklılığı destekleyen temel bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. *Dijital mecralarda dezenformasyon, manipülasyon ve sahte içeriklerle mücadele için hem teknolojik hem de pedagojik temelli doğrulama mekanizmaları geliştirilerek kullanıcıların eleştirel dijital düşünme becerileri desteklenmelidir. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 303 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Kaynakça Akkaş, Hasan Hüseyin (2003). Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4(2), 241-254. Aksan, Gamze. (2025) Ebeveyn ve Genç İlişkisinde Aile Tutumları ve Aile Değerleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Habitus Toplumbilim Dergisi, 6, 95-124. Alkan, Buse (2023). Instagram’ın Evli Çiftlerin Aile Yaşantısına Etkileri. İletişim Bilimi Araştırmaları Dergisi 3(3), 218-235. Alyanak, Behiye (2016). İnternet Bağımlılığı. Klinik Tıp Pediatri Dergisi 8 (5), 20-24. Akbaş, Özge Zeybekoğlu ve Dursun, Cansu (2020). Teknolojinin Aileye Etkisi: Değişen Ailenin Dijital Ebeveyn ve Çocukları. Turkish Studies-Social, 15(4), 2245-2265. Akar, Damla (2025). Sosyal Medyada Aile Algısı: Ekşi Sözlük Tanımları Üzerine Bir Değerlendirme. Trt Akademi, 10(24), 800-829. Arslan, Aysel 2020). Üniversite Öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Düzeylerinin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi. International E-Journal of Educational Studies, 4(7), 27-41. Barış, Özlem ve Yeşilyurt, Segah (2025). Sosyal Medyada Ailelerin Medyatikleşmesi: Popüler Aileler Örneği, TRT Akademi, 10(24), 624-651. Bassin, Mark ve diğerleri (2016). Eurasia 2.0: Russian geopolitics in the age of new media. Bloomsbury Publishing PLC. Bayer, Ali (2013). Değişen Toplumsal Yapıda Aile. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4(8), 101-129. Bayhan, Vehbi (2020). Z Kuşağı Lise Gençlerinde Sosyal Medya Bağımlılığı İle Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyet Deneyimleri. İlahiyat Akademi (12), 117-144. Beneton, Phillipe (2016). Muhafazakârlık, Le Conservatisme. (C. Akalın Çev.), İstanbul: İletişim. Çaha, Ömer (2004). Muhafazakâr Düşüncede Toplum, Liberal Düşünce Dergisi, (34), 15-24. Çamurdaş, Kübra (2023) Türkiye’de Gelenek ve Modernite Geriliminde Muhafazakârlık: Hareket Dergisi Örneği1. Çiftçi, Ayşe Nur (2023). Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü Örneği.” Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 25 (Özel Sayı), 489-514. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 304 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Duran, Resul (2022). Türkiye Aile Yapısının Geleceğine Yönelik Çıkarımların Değerlendirilmesi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Dergisi, 2(1), 147-164. Gilbert, Andrew Norman (2016). British Conservatism and The Legal Regulation of İntimate Adult Relationships, 1983-2013 (Doctoral Dissertation, Ucl (University College London)). Güler, Zeynep (2016). Muhafazakârlık, Kadim Geleneğin Savunusundan Faydacılığa. H.B.Örs (Der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler (Ss. 115-162). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi. Göldağ, Battal (2018). Lise Öğrencilerinin Dijital Oyun Bağımlılık Düzeylerinin Demografik Özelliklerine Göre İncelenmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 15 (1), 1287-1315. Güngörmez, Bengül (2004). Muhafazakâr Paradigma: “Dogma” ve “Önyargı. Muhafazakâr Düşünce Dergisi, 1(1), 11-30. Deveoğlu, Müge (2024). Yalnızlığın Yeni Hali: Dijital Yalnızlık. Sosyologca, 9/18-19, 341-352. Dikeçliğil, F. Beylü (2012). Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu, Muhafazakâr Düşünce, 8(31), 21-52 Ersoy, Mustafa ve Ağlar, Cengiz (2024). Trdizin Veri Tabanındaki Dijital Bağımlılık Araştırmalarına Genel Bakış (2013-2023). Haberli, Mehmet (2023). Dijital Çağda Aile: Ebeveynleriyle İlişkisi Çerçevesinde Gençlik ve Din. Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi, 7(3), 374-389. Havalı, Sibel (2024). Dijital Bağımlılık Üzerine Güncel Tartışmalar. Ankara: Berikan Yayınevi. Karaboğa, Mehmet Tahir (2019). Dijital Medya Okuryazarlığında Anne ve Baba Eğitimi.” Opus International Journal of Society Researches, 14(20), 2040-2073. Karayaman, Saffet ve diğerleri (2025) Kalabalık Yalnızlık Ölçeği. Kazachanskaya, Elena ve Mamychev, Alexey (2021). Conser-vatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems' Digital Transformation. European Proceedings of Social and Behavioural Sciences. Kır, İbrahim (2011). Toplumsal Bir Kurum Olarak Ailenin İşlevleri. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 10(36), 381–404. Özdoğan, Ogan (2017). Endüstri 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi ve Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları, Pusula. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 305 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Özsarı, Arif ve Deli, Şekip Can (2023). Dijital Okuryazarlık ve Dijital Bağımlılık İlişkisi: Hokey Sporcuları Araştırması. The Online Journal of Recreation and Sports, 12(4), 491-501. Şen, Gülyaşar Erol, Ayten (2024). Modernleşme Sürecinde Dijital Medyanın Aile Üzerindeki Etkileri.” Kaide Dergisi (Asbü Uluslararası Aile Araştırmaları Dergisi), 2 (1), 1-30. Turğut, Faruk (2017). Tarihsel Süreçte Aile Kurumunun Dönüşümü ve Geleceğine Yönelik Çıkarımlar. Medeniyet ve Toplum Dergisi, 1(1), 93-117. Ültay, Eser ve diğerleri (2021), Sosyal Bilimlerde Betimsel İçerik Analizi.” Ibad Sosyal Bilimler Dergisi, (10), 188-201. Yengin, Deniz (2019). Teknoloji Bağımlılığı Olarak Dijital Bağımlılık. Turkish Online Journal of Design Art and Communication, 9(2), 130-144. Yetkin, Elif Gizem ve Coşkun, Kemal (2021). Endüstri 5.0 (Toplum 5.0) ve Mimarlık, Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi, (27), 347-353. Yurdakul, Işıl ve diğerleri (2013). Dijital Ebeveynlik ve Değişen Roller. Gaziantep University Journal of Social Sciences, 12(4), 883-896. Yıldırım, İrfan (2021). Sosyal Medya, Dijital Bağımlılık ve Siber Zorbalık Ekseninde Değişen Aile İlişkileri Üzerine Bir Değerlendirme.” Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9 (5), 1237-1258. Yurt, Remziye Gül (2025). Dijital Muhafazakârlık: Gelenekten Dijitale Muhafazakârlığın Dönüşümü. İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları. Zorlu, Yaşar (2025). Sosyal ve Dijital Medyanın Aile İçi İletişim Üzerindeki Olumsuz Etkileri Ve Sosyal Sonuçları. Erciyes İletişim Dergisi, 12(2), 599-620. Https://Tdk.Gov.Tr/İcerik/Basindan/2024-Yilinin-Kelimesi-Kavrami-Kalabalik Yalnizlik/ The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 306 https://dergipark.org.tr/tr/pub/tinisos/article/1838435

Featured post

İRAN-İSRAİL-ABD SAVAŞI VE TÜRKİYE'NİN BARIŞI SAĞLAMA ÇABALARI

  Birinci Haftanın Bilançosu: Ateş Çemberinde Diplomasi 7 Mart 2026 Ortadoğu, 28 Şubat 2026'da başlayan ve bir haftayı geride bıra...