Monday, 5 December 2016

Endonezya Hakkında Wikipedik Bilgiler


Endonezya (EndonezceIndonesia) ya da resmî adıyla Endonezya Cumhuriyeti (Endonezce: Republik Indonesia), Güneydoğu Asya ve Okyanusya'da yer alan bir ülkedir. Endonezya 17.508 adadan oluşur. 250 milyon civarında nüfusuyla dünyanın en kalabalık dördüncü ülkesi ve aynı zamanda en kalabalık Müslüman ülkesidir. Endonezya halk tarafından seçilmiş meclisi ve devlet başkanı ile bir cumhuriyet'tir. Ülkenin başkenti Cava adasındaki Cakarta şehridir. Sınır komşuları, Papua Yeni Gine,Doğu Timor ve Malezya'dır. Diğer komşu ülkeleri SingapurFilipinlerAvustralyaAndaman ve Nikobar adalarıdır. Endonezya ASEAN'ın kurucu üyelerinden ve G20 üyesi ülkelerdendir.
Endonezya takımadaları yedinci yüzyıldan sonra Srivijaya ve Majapahit'in Çin ve Hindistan'la ticarete başlamasıyla önemli bir ticaret bölgesi haline gelmiştir. Yerel liderler ilk çağlardan beri yabancı kültür, din ve politik sistemleri yavaş yavaş özümsediler ve böylelikle Hindu ve Budistkrallıklar kuruldu. Endonezya tarihi ülkedeki doğal kaynakları elde etmek isteyen yabancı güçlerin etkisinde kalmıştır. Müslüman tüccarlar bölgeye İslamı getirdiler. Avrupalı güçler ise Coğrafi keşifler ile "Baharat Adası" adı verilen Maluku'yu elde edip bölgedeki ticareti tekelleri altına almak için birbirleriyle savaştılar. Endonezya İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle birlikte üç buçuk asır süren Hollandasömürgeliğinden kurtularak bağımsızlığını elde etti. Endonezya tarihi daha sonra doğal afetler, rüşvet, bölünme, Suharto sonrası demokratikleşme süreci ve hızlı ekonomik değişikliklerle çalkantılı geçti. Şu anki Endonezya Cumhuriyeti üniter bir devlet olmakla birlikte otuzüç eyaletten oluşur.
Pek çok irili ufaklı adaya sahip olan Endonezya farklı dil, din ve kültüre sahip etnik gruplardan oluşur. Cavalılar politik güç olarak baskın en büyük etnik gruptur. Endonezya ulusal bir dil, etnik çeşitlilik ve çoğunluğu Müslüman olmak üzere farklı dinlerin bir araya gelmesiyle ortak bir kimlik geliştirmiştir. Endonezya'nın "Çoklukta birlik" anlamına gelen ulusal sloganı "Bhinneka Tunggal Ika" çeşitliliğin ülkeyi şekillendirdiğini ifade eder. Çok büyük nüfusuna rağmen Endonezya, el değmemiş doğa alanlarıyla dünyanın en büyük ikinci biyoçeşitliliğine ev sahipliği yapar. Çok zengin doğal kaynaklarına rağmen günümüz Endonezya'sında fakirlik yaygındır.[2]

Etimoloji[değiştir | kaynağı değiştir]

Endonezya ismi Latince Indus ve Yunanca nesos kelimelerinden türetilmiştir ve "ada" anlamına gelmektedir.[3] Bu isim Endonezya'nın bağımsızlığından çok önceye, 18nci yüzyıla dayanır.[4] 1850'de İngiliz etnolojist George Earl yayınladığı bir eserle, bölgedeki Hint ve Malay takımadalarında yaşayanlar için Indunesians ve Malayunesians isimlerini önerdi.[5] Aynı eserde George Earl'ün öğrencilerinden James Richardson Logan Endonezya ismini Hint Takımadası ile eşanlamda kullandı.[6] Bununla birlikte Hollandalı akademisyenler sömürge döneminde yazdıklari eserlerde Endonezya ismini kullanmaktan imtina ettiler. Bunun yerine Malay TakımadasıHollanda Doğu HindistanıDoğu Hindistan ve Insulinde isimlerini kullandılar.[7]
1900'lerden sonra Endonezya ismi Hollanda dışındaki akademik çevrelerde yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Hollanda sömürgeciliğine karşı Endonezyalı milliyetçi gruplar bu ismi siyasi bir bakış açısını belirtmek üzere kullanmaya başladılar.[8] Berlin Üniversitesi'nden Adolf Bastian yayınladığı Indonesien oder die Inseln des Malayischen Archipels eseriyle Endonezya ismini 1884–1894 yılları arasında yaygınlaştırdı. Endonezya ismini ilk kullanan Endonezyalı eğitimci Hollanda'da 1913 yılında kurduğu basın bürosuna Indonesisch Pers-bureau adını veren Suwardi Suryaningrat (Ki Hajar Dewantara) idi.[9]

Tarihi[değiştir | kaynağı değiştir]

M.S 800'lü yıllarda Borobudurtapınağına işlenmiş bir resim. Endonezyalı gemiciler milattan sonra birinci yüzyılın başlarında Afrika'nın doğu kıyılarına ticaret seferleri düzenlemiş olabilirler.
Endonezya’nın tarihi hakkında bilinen en eski bilgiler, 4-5 bin yıl kadar önce, Malezya’dan halkın gelip yerleştikleri hakkındadır. Eski çağlardan beri ülkenin üzerinde bulunduğu adaların deniz ticaretinde ehemmiyeti çok büyük olmuştur. Bu sebepten, halk genellikle denizci veya tüccardı. Tarih çağlarında ülke, Çin, Hindistan, İran ve Bizans İmparatorluğunun deniz ticâret yolu idi. Hâlen bu özelliğini muhafaza etmektedir. Eski çağlarda ticâret gemileri buraya uğrar, baharat, reçine ve değerli kereste alırlardı. Ticâretteki bu ehemmiyeti sebebiyle, dünyanın çeşitli yerlerinden Endonezya’ya gelip yerleşen insanlar ülkede yeni fikir ve geleneklerin yerleşmesine sebep olmuşlardı. Bu devirlerde ülkede aşîret idâreleri krallık hâline geldi. Öyle ki her ada ayrı bir krallıktı. Yedinci ve on üçüncü asırlara kadar bölgenin en güçlü krallıkları, Sumatra ve Cava krallıkları idi. Güçlü olmalarının bir neticesi olarak da bölge ticâretine hâkimdiler. On ikinci ve on beşinci asırlarda Hindistan ve Malezya’dan ticâret için buraya gelen Müslüman tâcirler İslâmiyetin yayılmasına vesile olmuşlardı. Halk İslâmiyeti hiçbir zorlama olmaksızın kabul edip benimsemişti. Bundan dolayı da İslâmiyet, Endonezya’da süratle yayılmıştır.
Endonezya konumu Avrupa’nın sömürgecilik zihniyeti, Endonezya’yı 1511 senesinde yakaladı. Bu sene Portekiz Malakka’yı işgal etti. Bundan sonra İspanya, Hollanda ve İngilizler ülkeyi istilâ ettiler. Bu devletler Endonezya’yı sömürmenin yanı sıra Hindistan’ı da sömürgelerine katmak için üs olarak kullanmakta idiler. On altıncı asrın sonlarında Hollandalılar, Doğu Hindistan, Cava ve Moluk’da kurdukları şirketlerle bölge ticâretini ele geçirdiler. Bunun yanı sıra Cakarta’ya üs kurmalarıyla Hollanda’nın bölgedeki nüfuzu arttı. Diğer sömürgeci devletlerin anlaşmaları neticesinde 18. asrın sonlarında Hollanda ülkeyi tam mânâsıyla tek başına ve insafsızca kendi menfaatine kullanmaya başladı. 1900’lü senelerin başlarından îtibâren gün geçtikçe anti-emperyalist fikirlerin kuvvetlenmesi sonucu Hollanda sömürgeciliğine karşı, milliyetçilik ve bağımsızlık mücadelesi fiilen başladı. Bu mücâdelenin önde gelen liderlerinden Ahmed Sukarno 1927’de kurulan Milliyetçi Partinin başkanı oldu. Endonezya halkının başlattıkları ve her geçen gün kuvvet kazanan bağımsızlık mücadelesi karşısında Hollanda endişeye düştü. Halk tamamen Hollandalı sömürgecilerin menfaatleri doğrultusunda yönetilmekteydi. Milliyetçilik ve bağımsızlık hareketlerini yatıştırmak ve sömürgeciliğini devam ettirmek için Hollanda siyâsî bir oyun olarak yerli halka idârede kısmen iştirak hakkı tanıdı. Bu oyuna kanmayıp tam bir bağımsızlık isteyen halkın mücâdelesi çok kanlı bir şekilde bastırılmaya çalışıldı. Mücadelenin liderlerinden Ahmed Sukarno ve arkadaşları yakalanarak sürgüne gönderildi. İkinci Dünyâ Savaşında Japonya, Endonezya’yı işgal etti. Siyâsî olarak Japonlar ülke halkının Hollandalılara karşı yaptıkları bağımsızlık mücâdelesini desteklediler. Japonlar, milliyetçilerin hükümet kurmalarına müsaade etti.
Sukarno, Endonezya'nın ilk devlet başkanı.
17 Ağustos 1945’te Japonların teslim olmalarıyla Endonezya’da Ahmed Sukarno başkanlığında bir hükümet kurularak bağımsızlıklarını îlân ettiler. Hollanda, Endonezya’nın bağımsızlığını tanımadı. Endonezya ve Hollanda arasında bu sebepten başlayan mücâdele, Endonezya’nın zaferiyle neticelendi. Hollanda, “Endonezya Birleşik Devletleri”ni resmen tanımak zorunda kaldı. 1950 senesinde devletin adı “Endonezya Cumhuriyeti” olarak değiştirildi. Ülkenin kurulu olduğu adalardan Yeni Gine Hollandalıların elinde kaldı. Endonezya ancak 1962 senesinde adanın batı kısmını Hollandalılardan kurtardı. 1965 Mayıs'ında Çin ve SSCB destekli bir devrim teşebbüsü oldu. Çeşitli birliklerden solcu general ve subayların ve Endonezya Komünist Partisi'nin öncülük ettiği bu girişim ABD gizli servislerinin büyük komploları sonucu ve ülkedeki Marksist kültürün çok yetersiz oluşu sebebiyle bastırıldı. 1.000.000 civârında insanın öldüğü iç savaşta komünistler ve komünist olduğundan şüphelenilenler dünyada eşine az rastlanan bir katliamla ortadan kaldırıldılar.Özellikle Çinli azınlık bertaraf edildi. Devletin kuruluşundan itibaren meydana gelen hâdiselerde oldukça yıpranan Ahmed Sukarno iktidarı, 1967’de General Suharto tarafından yapılan hükümet darbesi ile son buldu. Darbe sonunda başa geçen General Suharto daha sonra yapılan seçimleri de kazandı. 1982’de Sebker seçimleri kazandı. 1983’te Suharto dördüncü defa 10 Mart 1988’de beşinci defa başkan seçildi. Fakat 1998 yılındaki büyük bir ayaklanmayla Suharto ve siyasi rejimi devrildi. Ülke olağan bir parlamenter demokrasiyle idare edilmeye başladı.

Ekonomi ve Eğitim[değiştir | kaynağı değiştir]

Kişi başına düşen milli geliri yıllık 2239 dolardır. Karma ekonominin hüküm sürdüğü Endonezya'da özel sektör ile devlet ekonomide güçlü bir etkisi vardır. Güneydoğu Asya'nın en büyük ekonomisi olup G20 ülkeleri arasındadır.

Fiziki Yapı[değiştir | kaynağı değiştir]

Endonezya’nın üzerinde bulunduğu adalardan büyük olan beş tanesi, Sumatra, Borneo, Cava, Selebes ve Yeni Gine’dir. Yeni Gine Adasının Endonezya’ya âit olan batı kısmına İrian Barat adı verilir. Borneo Adasının Endonezya’ya ait olan kısmına ise Kalimantan adı verilir. Sumatra, Borneo, Cava ve Selebes adalarına Büyük Sunda Adaları; BaliLombok, Sumba, Sumbawa, Flores, Timor vb. gibi orta büyüklükteki adalara Küçük Sonda Adaları; Buru, Ceram, Halmehera vb. adalara ise Moluk Adaları ismi verilir. Adalar arasında çeşitli iç denizler mevcuttur. İç denizlerle beraber yüzölçümü yaklaşık 5.000.000 km² olan Endonezya’nın kara parçalarının toplam yüzölçümü ise 1.919.443 km2dir. İç denizleri, Cava, Sunda, Banda, Flores, Selebes ve Moluk denizleridir. Adaları birbirinden ayıran deniz ve boğazların önemli özellikleri derin olmalarıdır.
Endonezya'nın başkenti Cakarta, Endonezya genel yapı îtibâriyle volkanik adalardan müteşekkildir. Çoğu sönmüş vaziyette yaklaşık 150 civarında volkan bulunmaktadır. Ülke Ekvator çizgisi üzerindedir. Büyük adalardan olan Sumatra ülkenin batısında olup, Malakka Boğazı ile Asya kıtasından, kuzey batı, güney doğu doğrultusunda, güney doğuda Sonda Boğazı ile Cava Adasından ayrılmıştır. Birmanya’daki sıradağların bir uzantısı Sumatra Adasının batı kıyılarında devam eder. Bu sıradağlar sönmüş ve halen faaliyette bulunan pek çok volkandan müteşekkildir. 3000 m’yi aşan yüksekliklere sahip bu dağ silsilesinin kuzeyinde geniş ve verimli vâdiler, büyük göller bulunur. Adanın doğu kesimleri, düz ve basık olan ovalıktır. Bataklıklar doğu sahillerinde oldukça geniş yer kaplar. Büyük ırmaklara sâhiptir. Cava Adası, Sumatra ile Küçük Sonda adalar dizisinin en batısındaki Bali Adası arasında batı doğu istikametinde yer alır. Yaklaşık 1000 km boyunda ve 200 km eninde olan bu adada ekvatora paralel sıradağlar vardır. Bu sıradağlar, güneye daha yakın olup, üzerinde çok sayıda, bazıları hâlen tütmekte olan volkanlar mevcuttur. Adanın kuzeyi düz ovalı olmasına rağmen güney kıyıları yüksektir. Güney de deniz dibi fazla kayalık değildir. Bu da gemilerin adanın güney kıyılarına rahatlıkla yaklaşmalarını sağlamaktadır. Bu sebepten limanlar güneyde kuzey kıyılarına nispeten daha çoktur. Cava Adasının doğusunda yer alan orta büyüklükteki adalar topluluğu olan Küçük Sonda Adaları da fizikî yapı îtibâriyle diğer Sumatra ve Cava Adalarından pek farklı yapıya sâhip değildir. Topluluğu meydana getiren adaların hepsi volkanik olup, kıyıları düz ovalıktır. İrian Barat denilen Yeni Gine’nin Endonezya’ya âit batı kısımları da fizikî yapı olarak pek fazla değişmez. Bradjamusti Sıradağları, bölgenin ortasında batı doğu doğrultusunda yer alır.
Güney kısmı verimli ovalarla kaplı olan bölgenin kuzeyinde orta kesimlerindekine nazaran daha alçak olan sıradağlar, paralel olarak yer alır. Bu iki dağ silsilesi arada yer alan ova ile birbirinden ayrılır. Her iki sıradağlardan inen çok sayıdaki ırmak tarafından sulanan ova oldukça verimlidir. Yeni Gine Adasının batı kısmı olan bu bölgenin ortasındaki Bradjamusti Sıradağlarında yer alan Carstenz Tepesi 5050 m ile ülkenin de en yüksek noktasıdır. Yeni Gine ve Selebes adaları arasında yer alan pek çok ada ve adacıktan müteşekkil olan Moluk Adaları da dağlıktır.
Kıyıları çok girintili çıkıntılı, aynı oranda kayalık olan adalar gemilerin yanaşmasına müsait olmadığı halde bâzı yerler gemiler için iyi bir barınak vazifesi görmektedirler. Selebes Adası, adanın tam ortasındaki dağların dört farklı yöne açılması ile bir ahtapot görünümü arzetmektedir. Dört yarımadanın arasında kalan üç körfez de derin ve oldukça geniştir. Dağların en yüksek noktası 3840 m ile Latimodjang Tepesidir. Selebes Adası yakınlarında pek çok küçük adacıklar mevcuttur. Endonezya’yı meydana getiren adaların en büyüğü Borneo’dur. Bu ada siyasî bakımdan üç bölgedir. Kuzeyde ve kuzey batıda Malezya’ya bağlı Sarawak ve Sabah bölgeleri ve bu iki bölge arasında kalan bağımsız Brunei Devleti ile bu bölgelerin dışında kalan, adanın orta ve güney kısmını teşkil eden Endonezya’ya bağlı Kalimantan adı verilen bölgedir. Güney-batı, kuzey doğu istikametinde, Endonezya, Malezya sınırının bir kısmında dağlar uzanır. Kalan geniş kısımları düz ovalık, kıyı kesimleri ise bataklıktır. Genellikle alçak ve bataklık olan kıyılarında gemilerin yanaşmasına elverişli pek çok körfez vardır.
Önemli akarsuları ülkenin büyük adalarında bulunmaktadır. Sumatra Adasındaki ırmaklar, Musi, Kampar, Rokar ve Hari’dir. İrian Barat bölgesindeki en önemli akarsu ise adanın ortasındaki sıradağlardan çıkıp, kuzeyde Büyük Okyanusa dökülen Mamberamo Irmağıdır. Borneo Adasının Endonezya’ya âit kısmı olan Kalimantan bölgesindeki en önemli akarsuları ise, Kayan, Mahakam, Barito ve Kapuas ırmaklarıdır. Ülkenin en önemli gölleri ise Sumatra Adasının kuzeyinde yer alan Toba Gölü, Selebes Adasındaki Towuti ve Poso gölleri ile Kalimantan bölgesindeki Semajang ve Djempang gölleridir.

Doğal Kaynakları[değiştir | kaynağı değiştir]

Endonezya, Hollanda’nın her ne pahasına olursa olsun, sömürge olarak kullanmaktan vazgeçmek istemediği seviyede bol doğal kaynaklara sahip bir ülkedir. İkliminden dolayı gür, tropik ormanlar ülkenin bitki örtüsünü meydana getirir. Ülkede bol ve çeşitli bitkiler vardır. Bataklıkların çok bulunduğu kıyı bölgelerinde bataklık bitkileri ve mangrovlar hâkim bitki örtüsüdür. Dağ yamaçlarının gür ormanlarla kaplı bulunduğu Sumatra’da bazı bölgelerde kauçuk ormanlarına da rastlanır. Küçük Sonda Adalarında, kerestesi makbul ağaçlarla kaplı ormanlar daha çoktur. Ülkede hemen hemen 2500 m yüksekliklere kadar ekvator bitkilerinin meydana getirdiği ormanlar vardır. Selebes Adasında düzlük olan bölgelerde iri yapraklı bitkiler daha hâkim olurken, yükseklere çıkıldıkça kerestesi mobilyacılıkta çok değerli olan abanoz ve tek ağaçları yaygınlaşır. Borneo Adasının kıyı kesimlerinde bataklıklar yoğun olduğundan bu bölgelerde bataklık bitkileri hâkimdir. Burada da iç kısımlarda ormanlar, değerli tropik ağaçlar barındırırlar. Bambu, ülkenin her yerinde en bol bulunan ağaçtır. Palmiye, muz, hint kirazı ve turunçgillerin yaygın olduğu Endonezya’da, yüksek ve yağışın daha az bulunduğu bölgelerde ormanlar seyrekleşir ve yerlerini savanlara, tik, kazein, okaliptus ağaçlarına bırakır.
Hayvan çeşitleri çok boldur. Dünyâda kuş çeşitlerinin bolluğu ile meşhurdur. Tropik ormanlarda kaplanlar, leoparlar, büyük orangutanlar, maymunlar, her boyda yılanlar, sürüngenler, bataklık bölgelerinde timsahlar ülkenin her bölgesinde bulunan hayvanlardır. Sumatra ve Kalimantan’da Hindistan filleri, Sumatra ve Cava adalarında ise gergedanlar bol olarak bulunur.
Yer altı zenginlikleri bakımından da yer üstü zenginliklerinde olduğu gibidir. Bol ve çok çeşitli madenler mevcuttur. Kalay, petrol, doğalgaz, kömür, boksit, manganez, altın ve gümüş yatakları dünya rezervleri arasında önemli bir yer işgal eder. Ayrıca bunlardan başka nikel, bakır ve iyot ile tuz da zengin yeraltı madenleri arasında yer alır.

Nüfus ve Sosyal Hayat[değiştir | kaynağı değiştir]

2010 nüfus sayımına göre Endonezya nüfusu 237.64 milyondur. 2015 yılında 255.4 milyon olarak tahmin edilmektedir.[10] Nüfusun %58'inin yaşadığı Cava adası, dünyanın en yoğun nüfuslu kalabalık adasıdır.[11][12]
Ülke, en kalabalık İslam nüfusunu barındırır.
Ülkenin en dikkat çekici özelliklerinden biri de nüfus dağılımının çok düzensiz olmasıdır. Cava adası nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu bölgedir. İrian Barat ise yoğunluğun en az olduğu bölgedir. Ülke yüzölçümünün % 7’sini teşkil etmesine rağmen Cava’da nüfus yoğunluğu kilometre kareye 450 kişidir. Yoğunluğun en az olduğu İrian Barat bölgesinde ise kilometre kareye 1,7 kişi düşer. Ülkenin başşehri olan CakartaCava adasında bulunmaktadır. Endonezya’nın önemli şehirleri de buradadır.
Halk genellikle tarımla uğraşır. Buna rağmen nüfusu milyonları aşan pek çok büyük şehirleri vardır. Ülke halkının başlıca besin maddesi pirinçtir.
Halkın % 50'si köylerde yaşar. Kıyı bölgelerinde yaşayan halk ile iç kesimlerde yaşayanlar arasında hayat tarzı ve kültür farklılıkları oldukça fazladır. Halk güzel evler yapmaya düşkünlükleri ile meşhurdur. Yaptıkları evler iklim ve imkânlar icâbı, daha ziyade kazıklar üzerine kurulmuş, çatıları çok dik, genellikle bambudan yapılmıştır. Temel gıda maddeleri pirinç olmasına rağmen, bazı fakir bölgelerde mısır ve manyok bitkilerinin pirinç yerine ikâme olduğu görülmektedir. Erkek ve kadınlar gelenek halinde olan, kain veya sarong adı verilen, vücuda sarılan elbiselere bürünürler. El sanatları, özellikle kumaş dokuma ve işleme yönünde çok yaygındır. Batik denilen egzotik renk ve desenli kumaşlar en fazla işlenen el sanatı ürünleridir.

Din[değiştir | kaynağı değiştir]

Endonezya anayasası seküler bir anlayıştadır. Ancak değişik dini inanışların ülkedeki politik, ekonomik ve kültürel yaşayışa etkisi önemli düzeydedir.[14] 2010 nüfus sayımına göre halkın % 87,18'i Müslümandır. Kalanı ise HristiyanlıkKonfüçyanizmBudizm ve Putperestlik gibi inançlara sahiptirler.[13]

Etnisite[değiştir | kaynağı değiştir]

Ülkede 300 farklı etnik grup bulunmakla[15] birlikte, bunların %95'i yerel Endonezya halklarıdır.[16] Nüfûsun büyük bir kısmını meydana getiren Avustronezyalı halklardan başka PapularBataklarAlaslarKabauslarGojolarAraplarÇinliler ve Hindular da etnik grupları teşkil eder.

Dil[değiştir | kaynağı değiştir]

Ülkede, birbirine çok benzeyen 250’den fazla dil kullanırlar. Bağımsızlıktan sonra yapılan çalışmalarla ülkenin resmî dili olarak, kullanılan farklı lehçelerin ortak kısımlarını ihtiva eden “Bahasia” denilen lisan kabul edilmiştir. Hollandalılar sömürge zamanlarında kendi dillerini okullarda zorunlu tutmuşlardı. Fakat, halk bunu kabul etmemiştir.

Eğitim[değiştir | kaynağı değiştir]

Okuma yazma oranı toplam nüfusa göre % 75’tir. Bu oran bağımsızlıktan önce % 50’nin altındaydı. Hollandalılar, halkın okur yazar olmasını her fırsatta engellediler. Günümüzde 8-14 yaş arası öğretim zorunlu ve parasızdır. 14’ü bağımsızlıktan sonra kurulmuş olmak üzere 17 üniversite vardır.

Siyasi Hayat[değiştir | kaynağı değiştir]

Endonezya’da başkanlık sistemine dayalı, cumhûriyet rejimi vardır. Parlamento, 460 üyeli Millet Meclisi’nden meydana gelmektedir. 1967’ye kadar ülkeyi Achmed Soekarno başkanlığındaki hükümet yönetti, bundan sonra da Soeharto başkanlığa geçti. Ülke idari bakımdan 21 bölgeye ayrılmıştır.
Ülkede uzun yıllar baskın durumda olan ve tek başına iktidar görevini yürüten Golkar partisi, 1999 seçimlerinde oy oranını %74.51'den %22.46'e düşürdü. Ardından 1999 ile 2002 yılları arasındaki anayasal reformlar sonrasında rejimde köklü bir değişim yaşandı. Bunların arasında en çok iki defa beş yıllığına görev yapacak başkan ve başkan yardımcısının doğrudan halk tarafından seçilmesi de bulunuyordu. Daha önce anayasaya göre en yüksek seviyede olan People's Consultative Assembly hem anayasaya bağlı diğer kurumlar düzeyine indirildi, hem de başkanı seçme alındı.[17]
2004 yılında ilk kez başkan ve yardımcısı halk tarafından seçildi ve 2004 ile 2009 yıllarında Demokrat Parti'den Susilo Bambang Yudhoyono başkan seçildi.
20 Ekim 2014 tarihinde Endonezya Demikratik Mücadele Partisi adına aday olan ve mecliste azınlıkta olan partilerin desteklediği Cakartavalisi Joko Widodo, %53,15 oyla başkan seçildi. Böylece 10 yıldır başkanlığı elinde bulunduran Susilo Bambang Yudhoyono'nun dönemi sona erdi.[18] (Oysa Widodo'yu destekleyen partilerin yalnız 6 ay önce 9 Nisan 2014 seçimlerindeki oy oranlarının toplamı %40.88 idi.)

Ekonomi[değiştir | kaynağı değiştir]

Ekonomide tarımın hala kuvvetli bir ağırlığı bulunmaktadır. Fakat bağımsızlığına kavuştuğundan beri sanâyi, mâdencilik ve ticârette çok önemli ilerlemeler kaydedilmiş ve bu ilerlemeler devam etmektedir. Topraklarının sadece %7,5’u ekilebilir durumdadır. Sulanabilen arâzilerde senede iki defa mahsul almak mümkündür. Ülkede en çok ekilen tarım ürünü pirinçtir. Pirincin çok yetiştirilmesine rağmen, halkın temel beslenme maddesi olduğu için ülke ihtiyacını dahi karşılayamamaktadır. Ekilebilir arâzilerinin çoğunluğu Cava, Bali ve Sumatra adalarındadır. Bu durum nüfus dağılımının en etkili faktörüdür. Pirincin yanında çay, baharat, tütün, mısır, yer fıstığı, şekerkamışı, manyok, patates, kahve, soya fasulyesi yetiştirilen önemli ürünlerdir.
Ülkenin üçte ikisinin ormanlık olması ekonomiye orman ürünlerinin katkısını arttırmaktadır. Orman ürünlerinde dünyâ ülkeleri arasında ikinci sırayı almaktadır. Kerestesi değerli olan abanoz ve hint meşesi ağaçları, kauçuk ormanlarından elde edilen kauçuk, kına ağacı kabuklarından elde edilen kinin ülke ekonomisine büyük katkısı bulunan orman ürünleridir. Dünyâ kinin ihtiyacının % 90’ını Endonezya karşılamaktadır. Ormanlar devlet kontrolündedir. Giderek büyüyen dünya ekonomisinin etkisiyle Endonezya da dış ülkelerle olan ticari ve endüstriyel ilişkilerini artırmış ve yıllık 100 milyar doların üzerinde ihracat yapmaya başlamıştır. Bunda en büyük etken olağanüstü bir kalkınma süreci gösteren Doğu Asya ekonomilerinin ülkenin yanıbaşında bulunmasıdır.Özellikle Çin ve Japonya ile ilişkiler Endonezya ekonomisine büyük bir ivme kazandırmaktadır. Madenlerin işletilmesi sömürge devrine göre, ülke için daha faydalı hâle gelmesine rağmen, ekonomi halen dışa bağımlı, dış yatırımlara muhtaçtır. Senelik 50 milyon ton olan petrol üretimi ülke petrol rezervlerinin pek azının değerlendirilmesi ile elde edilir. Petrol rafinerilerinin gelişmesi her geçen gün petrol üretimini artırmaktadır. Petrol en ziyâde Sumatra ve Kalimantan bölgelerinden elde edilmektedir. İhracatının yarısını petrol tutmaktadır. Petrol ve tabiî gaz istihsalinden sonra ülke maden üretiminde ikinci sırayı teşkil eden kalay istihsalinde dünyâ devletleri arasında üçüncü sırayı almaktadır. Sanâyi, ancak bağımsızlıklarına kavuştuktan sonra kurulmaya başlandı. Petrol rafinerileri, demir-çelik sanâyii, lâstik, çimento, kâğıt, kinin, gübre, dokuma fabrikaları her geçen gün çoğalmaktadır. Tuz üretimi devlet tekelinde olup, ülke ihtiyacını karşılayacak seviyededir. Limanları her tonajdaki gemilerin yanaşmasına elverişli, tersaneleri de her geçen gün gelişmekte olmasına rağmen kendi deniz filosu yetersizdir. Ülkenin en çok sıkıntı çektiği husus elektrik enerjisinin yeterli olmamasıdır. Fakat son yıllarda bu konuda kayda değer çalışmalar yapılmaktadır. Makina, elektronik, dokuma ve kimya sanayi gelişme içerisindedir.
Hayvancılık ülke ekonomisinde fazla bir yer tutmaz. Sâdece koyun, keçi ve kümes hayvanları beslenmesi yaygındır. Ülkenin fizikî yapısı icabı balıkçılık ekonomide geniş bir yer tutar. Son zamanlarda senelik balık istihsali iki milyon ton dolaylarına erişmiştir. Genellikle kıyı balıkçılığı olarak yapılan balıkçılık, ülke için ticârî bir vasıf taşımaz. Japonya’nın yardımlarıyla balıkçılık gelişmekte, açık deniz balıkçılığı için çalışmalar yoğunlaşmaktadır. Karayolu ulaşımı önemli olmadığı için fazla gelişmemiştir. Hava ve deniz ulaşımı ülke ihtiyacını karşılayacak seviyededir.

Singapur Hakkında Wikipedik Bilgiler

Singapur Hakkında Wikipedik Bilgiler

Singapur ya da resmî adıyla Singapur CumhuriyetiMalay Yarımadası'nın güney ucunda, ekvatorun 137 kilometre kuzeyinde yer alan bir ada ülkesidir. 

Kuzeyde Malezya'nın Johor eyaleti, güneyde ise Endonezya'nın Riau Adaları ile çevrili, dünyanın az sayıdaki şehir devletlerinden biridir.

Singapore River 05.jpg

Tarihçe[değiştir | kaynağı değiştir]

Singapur'un tarihi 11. yüzyıla dayanmaktadır. 14. yüzyılda Srivijayan Prens Parameswara'nın egemenliği altındayken adanın önemi arttı. 1613 yılında Acehnese akıncıları tarafından yıkılana dek önemli bir liman kenti haline gelmişti. İngiliz Sir Thomas Stamford Raffles'in 1819 yılında İngiliz limanı kurmasıyla Singapur'un modern tarihi başladı. İngiliz sömürgesi altında Hindistan-Çin ticaret merkezi ve Güney Asya antrepo ticaret merkezi olmasıyla önem kazandı. Beş yıl içerisinde nüfus 10.000'i geçti ve liman yılda 3.000'i aşkın ticari işleme ev sahipliği yapmaya başladı.[2] 1824'te imzalanan anlaşmayla bölge, Britanya ve Hollanda egemenliği arasında paylaşıldı ve ada, daimi olarak Britanya'nın eline geçti. Süveyş Kanalı'nın 1869'da açılmasıyla Singapur bir zenginleşme ve gelişme dönemine daha girdi.[3] Doğu-Batı ticaretinin giderek artan trafiğini kontrol edebilmek ve yeni buharlı gemilere yakıt aktarabilmek için liman genişletildi ve Çin'den işçiler getirtildi.
19. yüzyılın sonlarında Malay Yarımadası'nda kurulmuş olan kauçuk ve kalay madenleri geliştirilir. Maden ürünleri Singapur'dan Çinli tüccarlar aracılığıyla endüstri ülkelerine ihraç edilir. Bu yeni gelişme Çin'den yeni bir göçmen dalgasını daha getirir. Malaya Federasyonu'nun 1895'te kurulmasıyla Singapur, Malezya'dan ayrılır ve günümüz bağımsız Singapur'unun temelleri atılmış oldu.
II. Dünya Savaşı sırasında 1942-1945 yılları arasında İngilizlerin her türlü koruma ve yardımdan yoksun bıraktığı Singapur, Japon İmparatorluğu tarafından işgal edildi. Adı Syonan-to (昭南島 Shōnan-tō, Japonca'da "Güney adasının ışığı" anlamında) olarak değiştirilen Singapur, Japonya'nın Büyük Doğu Asya Ortak Refahı Alanı'na dahil edildi.[4] Savaş sona erdiğinde Singapur, kendi öz yönetimini alana kadar İngiliz kontrolü altına girdi. 1946'da Singapur, Malezya'dan bağımsız bir Britanya Kraliyet Kolonisi oldu. 1948'de ise demokrasi yönünde ilk adım sayılabilecek Yasama Konseyi'nin 22 üyesinden dokuzu için ilk seçimler yapıldı. Konseyin geri kalanı da adaylarla tamamlansa da en yüksek otorite hala Britanya'dan atanan valide bulunmaktaydı.
Kolonilerin bağımsızlıklarına kavuştukları bu dönemde Britanya, 1963'te küçük sömürgelerin kendi başlarına varlıklarını sürdüremeyeceklerini öne sürerek Singapur'u Malaya, Sabah (Kuzey Borneo) ve Saravak ile beraber Malezya Federasyonu'na katılması, fiilen atılmış bir geri adım olarak algılandı. Ancak sosyal huzursuzluk ve iktidardaki Singapur Halk Hareketi Partisi ve Malezya İttifak Partisi arasındaki anlaşmazlıkları Malezya ile Singapur'un ayrılığı sonuçlandı. Başbakan Lee Kuan Yew, Singapur'u federasyondan çıkararak 9 Ağustos 1965 tarihinde tam bağımsız bir cumhuriyet statüsüne kavuşturdu.
31 yıl başbakan olarak görev yapan ve Singapur'un bağımsızlığını kazanmasından sonraki 25 yılın deneyimini yaşayan Lee Kuan Yew, 1990'da görevden çekilerek yerini Goh Chok Tong'a bıraktı.

Fiziksel yapı[değiştir | kaynağı değiştir]

Singapur, Endonezya ve Malezya toprakları arasına sıkışmış küçücük bir ada devletidir. Kuzey ve batıdan Johore boğazı ve doğu ve güneyden Singapur Boğazı ile kapalı dikdörtgen şeklinde bir ülke olan Singapur’un kendisine ait 40 kadar adacıkla birlikte yüzölçümü yaklaşık olarak 622 km2 civârındadır. Singapur, Malay Yarımadasına 1200 m uzunlukta olan bir demir ve karayolu ile irtibatlıdır. Singapur Adasının uzunluğu, yaklaşık 43 km ve eni ise 22,5 km’dir. Ülke ekvatorun yaklaşık 130 km kadar kuzeyinde bulunmaktadır. Malezya batı kıyısı ile Sumatra Adası arasındaki bir su yolu olan Malacco Boğazının hemen ağzında yer alır.
Singapur arazisi kıyı bölgelerde alçak ve orta bölgelerde az yüksektir. Bu yükseklik tatlı bir meyil halindedir. Ülkenin en yüksek noktası yaklaşık 177 metrelik Timah Dağıdır. Adada sadece Singapur Nehri bulunmaktadır. Nehir 3 km boyunca akar. Adada herhangi bir göl bulunmamaktadır.

İklim[değiştir | kaynağı değiştir]

Singapur, tropikal iklime sahiptir. Sıcaklık ve nem miktarı yüksektir. Yağışlar çok fazladır. Mevsimlere göre nem, ısı ve yağış değişikliği oldukça azdır. Ekvatorun hemen kuzeyinde yer aldığı ve arazisinin alçak olması sebebiyle hava sıcaklığı, özellikle yaz aylarında çok fazla artmaktadır. Genellikle Ekim-Mayıs ayları arasında yağışlar şiddetlenir. Ekvator'un 135 km kuzeyinde genel olarak 4 mevsim hava güneşlidir. Bununla birlikte Kasım ayından Ocak ayına dek süren kuzeydoğu musonları boyunca oldukça fazla sağanak görülür.

Doğal kaynaklar[değiştir | kaynağı değiştir]

Etrafı Hint Okyanusu'nun suları ile çevrili bu küçük ada devletinin bir zamanlar toprakları tamamen tropikal ormanlarla kaplıydı. Bugün bunların %85'i yok olmuştur. Bu durum hayvan popülasyonlarını da olumsuz etkilemiştir. Doğal kaynakları sınırlı olan ada, dışa bağımlıdır. Singapur'un Hint Okyanusu ile Güney Çin Denizi arasındaki stratejik konumu, hem küçük çapta hem de büyük petrol rafineri merkezlerinde birine ev sahipliği yapmaktadır.

Nüfus ve sosyal yaşam[değiştir | kaynağı değiştir]

2014 yılı Haziran ayı sonu verilerine göre Singapur’un nüfusu 5.469.724 kişidir. Bunun yaklaşık olarak 3.870.739'u Singapur'un yerleşik nüfusunu oluşturur. Aynı tarih itibarıyle 1.598.795 Singapur vatandaşı ülke dışında ikamet etmektedir. Nüfusun % 74'ünü Çin asıllılar, % 13'ünü Malaylar ve % 9’unu Hintler, gerisini de diğer azınlıklar oluşturur. 718 km yüzölçümüne sahip olan ülkede nüfus yoğunluğu yüksek olup, kilometrekareye yaklaşık 7.615 kişi düşer. Yıllık nüfus artış oranı yaklaşık %1.3'tür. Nüfusun çoğu genç ve şehirlidir. Yalnızca %25'lik bir kısmı köylerde ve kırsal bölgede yaşar.
Nüfusun çoğunluğunu teşkil eden Çinliler, beş ana grupta toplanırlar ve beş büyük lehçeyi kullanırlar: Hokkien, Kanton, Teochev, Hainanese ve Hakka. Bunlar genellikle Konfüçyüsçü, Budist veya Taoisttir.
Malaylar ise ikinci büyük grup olup, Malay dilini konuşurlar ve tamamına yakını Müslümandır. Nüfusun %7'lik bir bölümünü meydana getiren Hintlerin ve Pakistanlıların büyük bir kısmı Müslüman, az bir kısmı ise Hindudur. Genellikle Tamil lisanını kullanırlar. Bir miktarda da Avrupalı ve Avrasyalı nüfus vardır. Din bakımından halkın %42,5'i Budist, %14,9'u Müslüman, %14,6'sı Hıristiyan, %4'ü Hindu, %8,5'i ise Taoist ve geri kalan %0,7'si diğer dinleri oluşturur.
Din ve dil farklılıklarının büyük boyutlara ulaşması üzerine Singapur hükümeti, Malay dilini millî dil îlan etti. Diğer Mandarin (Çin lehçelerinden bir kısmı), Tamil ve İngilizceyi de resmî dil olarak kabul etti.
Singapur, diğer Asya ülkelerine nazaran okuma-yazma oranı yüksek olan bir ülkedir. Nüfusun hemen hemen %95.4'ü okur-yazardır. Genç nüfusun %65'i okula devam etmektedir. Birçok sanat okulu ile teknik ve özel okul mevcuttur. Ülkede 5 tane üniversite vardır: National University of Singapore, Nanyang Technological University, SIM UniversitySingapore Management University
Singapurluların sağlık, sosyal ve kültür hayatları oldukça iyidir. Ülkede 17 modern hastane vardır. İnsan ömrü ortalaması 70 yaşın üzerindedir.

Siyaset[değiştir | kaynağı değiştir]

Singapur Cumhuriyeti parlamenter demokrasi sistemine dayanır. Yasama gücü tek meclisli Millet Meclisinin elindedir. Meclis, 94 üyeli olup, üyeler beş senede bir seçilir.
Singapur Parlamentosu, 3 Ocak 1991 tarihinde yaptığı bir Anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören bir yasayı kabul etmiş ve Singapur Cumhuriyeti'ni temsili sistemden ayırarak, veto yetkisine sahip olan bir Başkanlık sistemine geçişi sağlamıştır. Ancak, yetkileri kısıtlı olan cumhurbaşkanının, bütçeyi ve kamu kuruluşlarına yapılan atamaları veto yetkisi bulunmakta, ayrıca, kendisi iç güvenlik yasası ve dinsel uyum alanındaki yasalar çerçevesinde hükümetin uygulamalarını ve yolsuzlukla ilgili konularda yürüttüğü soruşturmaları inceleyebilmektedir. Singapur Anayasası'na göre, Cumhurbaşkanı, adayların Anayasada belirtilen şartları haiz olup olmadığını inceleyen ve buna göre karar veren üç kişilik bir Cumhurbaşkanı Seçim Komisyonu tarafından belirlenmektedir. Cumhurbaşkanı, belirlenen adaylar arasından 6 yıl için halk tarafından seçilmektedir.
Singapur Anayasa sisteminde, hükümetin parlamentodan güvenoyu alma zorunluluğu yoktur. Bu nedenle başbakanın parlamentoya hükümet programı sunması gibi bir gelenek de bulunmamaktadır. Buna karşılık, cumhurbaşkanı, parlamentoyu açış konuşmasında, gelecek çalışma döneminde hükümetin izlemesi gereken sosyal ve ekonomik politikaları belirtmekte, bundan sonraki dört oturumda ise, parlamenterler, Cumhurbaşkanı'nın bu konuşması üzerine görüşlerini açıklamaktadırlar. Bir anlamda hükümet programı cumhurbaşkanı tarafından parlamentoya okunmuş olmaktadır.

Ekonomi[değiştir | kaynağı değiştir]

Singapur ekonomisinin büyük bir kısmı ticarete dayanır. Ayrıca ulaştırma, bankacılık, sigortacılık, haberleşme, tamirat ve depolama gibi hizmetlerden de önemli ölçüde gelir elde edilmektedir. Singapur ekonomisinin dayandığı diğer önemli gelir kaynağı endüstridir. Son zamanlarda mevcut işçi gücünün % 52’sine yakın bir bölümü, endüstri alanında istihdam edilmiştir. İşçi gücünün % 33'lük bir bölümü ticaret ve hizmetlerdeyken, tarım alanında % 2 gibi küçük bir işçi grubu kalmıştır. Singapur'un önde gelen endüstri dalları; gemi yapımcılığı, petrol rafinerileri, elektronik aletler, tekstil, gıda ve kereste endüstrisidir. Turizm ülke için önemli bir gelir kaynağıdır. Balıkçılık da, özellikle son zamanlarda ülke ekonomisine önemli ölçüde gelir sağlamaktadır.

Haşdi Şabi ve Irak devletinde milisleşme tehlikesi


Irak hükümetinin, Şii milis gücü Haşdi Şabi'ye yasal statü kazandırarak meşruiyet tanıması, Irak'ın geleceğine ilişkin belirsizliklere yol açtı: "Yasallaşan Haşdi Şabi mi, yoksa Irak devleti mi milisleşiyor" sorusu tartışılıyor.
Haşdi Şabi ve Irak devletinde milisleşme tehlikesi
İSTANBUL - BİLGAY DUMAN
Irak Parlamentosu 26 Kasım 2016 tarihinde 208 milletvekilinin katıldığı oylamayla, Irak’ta DEAŞ'a karşı yürütülen mücadele ve sonrasına ilişkin sürecin en tartışmalı aktörü olarak ortaya çıkan milis gücü Haşdi Şabi'ye yasal statü verilmesini öngören yasa tasarısını onayladı.
Bu yasayla birlikte Haşdi Şabi’ye hukuki bir meşruiyet kazandırıldı. Haşdi Şabi'nin yasal statüsü ve faaliyet tarzına yönelik düzenlemeler getiren 7 maddelik yasada, söz konusu milis grubun, ordu içinde başbakana bağlı bağımsız bir teşkilat sıfatıyla kendi içerisinde bir komutanlığa ve mekanizmaya sahip olacağı, askeri kanunlara tabi tutulacağı, maaş, rütbe ve terfilerin ordudaki gibi belirleneceği, Haşdi Şabi üyelerinin siyasete giremeyeceği ve siyasi partilerle ilişkisi olmayacağı, son olarak da Haşdi Şabi’nin teşkilat yapısının üç ay içerisinde şekillendirileceği belirtiliyor.
Böylece Irak’taki en büyük Şii dini merci Ayetullah Ali El-Sistani’nin, DEAŞ'ın Haziran 2014’te Musul’u ele geçirmesi sonrası verdiği fetvayla, Irak güvenlik güçlerine destek vermek amacıyla milis gücü yapılanması olarak kurulan Haşdi Şabi, Irak’ın resmi güvenlik gücü haline getirildi. Ancak Haşdi Şabi’ye ilişkin tartışma ve endişeler, kazandırılan hukuki ve resmi statüye rağmen bitmiş değil. Zira Haşdi Şabi’nin hem mevcut yapısı hem niteliği hem de gelecekteki yapılanmasına ilişkin boşluklar doldurulabilmiş değil.

Yasada milis gruplarına dair düzenleme yok

Haşdi Şabi oluşumu oldukça karmaşık ve hatları net olmayan bir yapıya sahip. Haşdi Şabi bünyesinde 60’a yakın silahlı örgütün üyesi bulunuyor. Milis grubuna bağlı, kayıtlı 140 bin kişilik bir güçten bahsediliyor ve 2017 yılının bütçesinden 122 bin Haşdi Şabi üyesine ödenmek üzere maaş bütçesi ayrıldığı biliniyor. Haşdi Şabi’nin resmileştirilmesiyle, bu kişilerin tamamı hükümete bağlı kolluk güçleri haline getirildi. Ancak yasa, milis gruplara ilişkin herhangi bir açıklık getirmiyor. Yani milis grupların üyeleri Haşdi Şabi bünyesinde resmi bir kimlik kazanırken, yasada milis grupların statüsü konusunda hiçbir maddenin yer almamış olması dikkat çekici.
Zira Haşdi Şabi dışında milis gruplara bağlı silahlı güçler de var. Bu nedenle silahlı grupların ve sahip oldukları savaşçıların sayısını tam olarak bilmek mümkün değil. Ayrıca farklı gruplar farklı bölgelerde etkinlik gösteriyor. Bu nedenle gruplar arasındaki etkinlik ve sayı orantısı farklılık gösteriyor. Bu karmaşıklığın giderilmesi ve bu gruplar arasındaki çeteleşmenin önüne geçilmesi amacıyla kazandırılan kurumsal kimlik önemli bir adım olsa da, yasada bu milis gruplara değinilmemiş olması, önümüzdeki dönemde milis güçlerin varlığını koruyup korumayacağını ve nasıl bir pozisyon alınacağını belirsiz bırakıyor.

Haşdi Şabi devlet aygıtını kullanacak

Her şeyden önce Haşdi Şabi’nin üzerinde taşıdığı mezhepsel kimlik, meşruiyeti açısından soru işaretlerine yol açıyor. Zira Haşdi Şabi, Irak’taki Şiilerin en üst mercii Ayetullah Ali El-Sistani’nin cihat fetvasıyla mobilize olan kesimleri temsil ediyor. Bu nedenle Şii kimliği ve Şiilik vurgusunu Haşdi Şabi’de açık bir biçimde görmek mümkün. Nitekim Haşdi Şabi üyelerinin DEAŞ'a karşı yaptığı operasyonlarda Şiiliği simgeleyen bayrak, flama, resim, slogan vb. unsurlar açıkça kullanılıyor. Bu da Haşdi Şabi’nin tüm Irak halkı üzerindeki meşruiyetine gölge düşürüyor. Mevcut durum itibarıyla Haşdi Şabi içerisindeki milis gruplar ile Kürtler ve Sünni Araplar arasında lokal bazı olayların dışında bir çatışma yaşanmazken, yine de taraflar arasındaki gerginliğin geniş çaplı bir çatışmaya dönüşme riski olduğunu görmezden gelmek mümkün değil.
Haşdi Şabi yapısını yasallaştırma çabalarına ve “Haşdi Şabi’nin tüm Irak halkından oluştuğu ve bütün kesimlerden savaşçıları bünyesinde barındırdığı” söylemine rağmen, Sünni ve Kürt halkın Haşdi Şabi ve milis gruplardan tedirgin olduğu açıkça gözleniyor. Hatta Şiiler arasında da Haşdi Şabi ve milis gruplara yönelik rahatsızlık söz konusu. Toplumsal ve kitlesel bir tepki ortaya henüz çıkmamış olsa da, Haşdi Şabi içerisinde yer alan bazı grupların ve kişilerin halkı rahatsız edecek davranışlarda bulunduğu ve bu nedenle Şii halkın bile tepki göstermeye başladığı biliniyor. Ayrıca DEAŞ'a karşı mücadelede çok sayıda Şiinin hayatını kaybetmesi nedeniyle bir tepki oluştuğu ve Haşdi Şabi oluşumunun sorgulanmaya başladığı da görülüyor.
Haşdi Şabi içerisindeki bazı grupların hırsızlık, gasp, adam kaçırma, haraç alma gibi eylemlerde bulunması halkı tedirgin ediyor. Özellikle DEAŞ'tan geri alınan bölgelerde tanık olunan ve Irak'ın hassas toplumsal dengelerine zarar veren bu türden ihlaller, uluslararası medya kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin de dikkatini çekiyor. Nitekim başta Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi uluslararası kurum ve kuruluşların yaptıkları araştırmalarda, Haşdi Şabi bünyesinde hareket eden bazı grupların karıştıkları hak ihlalleri ve suçlar kanıtlarıyla ortaya konuldu. Irak devlet yapısına entegre edilen Haşdi Şabi’nin, milis algılarıyla hareket etmeye devam etmesi durumunda, baskıcı uygulamalarını bu defa devlet aygıtını da kullanarak daha güçlü bir biçimde sürdürmesi, hatta bu uygulamaların bir devlet politikası haline gelmesi mümkün görünüyor.

Merkezi hükümetin meşruiyeti

Haşdi Şabi'ye ilişkin meşruiyet problemi, bir açıdan merkezi hükümet için de geçerli. Haşdi Şabi’ye yasal statü verilerek bağımlı ve sorumlu bir yapıya kavuşturulsa bile, milis grupların varlığı, Irak hükümetinin meşruiyetini zayıflatıyor. Hükümetin ordu ve polis gibi güvenlik birimlerini güçlendirerek devleti istikrara götürecek dengeli bir yapı kurmak yerine, düzensiz milis gruplardan oluşan bir yapıyla güvenliği ve düzeni sağlamaya çalışması, devletteki işleyiş ve kurumsallaşmaya zarar verecek nitelikte.
Diğer taraftan Haşdi Şabi yapısı içerisinde, bütünlüklü bir tavırla DEAŞ'la mücadele ediliyor izlenimi verilse bile, savaş alanında her grubun kendi bayrağıyla ve kendi liderlerinin direktifiyle hareket ettiği gözleniyor. Irak hükümetinin, bünyesinde 60’a yakın grubun üyelerinin yer aldığı bu yapıyı tam olarak kontrol altına alması zor olmakla birlikte, bu başarılsa dahi, ülkede daha önce tanık olunan örnekler, Haşdi Şabi yapısı içerisinde ayrışmaların yaşanabileceğini gösterir nitelikte. Ayrıca Haşdi Şabi dışındaki milis grupların varlığının devam etmesi nedeniyle, hemen her bölgede aktif olan büyük milis gruplar, küçük gruplar üzerinde baskı yaratmakta ve bu grupları kontrol altına almaya çalışmakta. Bu nedenle gruplar arasında çatışma dinamiklerinin ortaya çıkması da ihtimal dahilinde.

Haşdi Şabi'nin siyasi bağlantıları

Haşdi Şabi’nin Irak güvenlik güçlerine entegrasyonu sağlansa bile, DEAŞ tehdidin ortadan kaldırılmasının ardından, bu milis güçlerin ideolojik ve siyasi olarak grupsal bağlılıklarının devam edeceğini söylemek mümkün.
Bu milis yapılar hükümette yer almasalar bile, hakim ya da etkili oldukları bölgelerde idari yetkilerden pay almak isteyebilir. Bu durum, merkezi hükümetin gevşek bir yapıya dönüşmesine ve yerel aktörlerin devlet otoritesinin aleyhine nüfuzlarını artırmasına yol açabilir.
Ayrıca Irak’ta devlet yapısı içerisinde milisleşme ve kontrol mücadelesi yaşanması olasılığı da güçlü bir biçimde kendini gösteriyor. Irak’ta önceki yıllarda yaşanan tecrübeler, bu ihtimalin yabana atılamayacağının kanıtı. Nitekim mevcut yasal düzenlemede her ne kadar Haşdi Şabi’nin hiçbir siyasi parti ile ilişkisi ve siyasi hedefi olmayacağı söylense de, Haşdi Şabi bünyesindeki milis grupların siyasi uzantılara sahip olduğu bir gerçek. Irak Parlamentosu’ndaki pek çok Şii milletvekilinin Haşdi Şabi içerisindeki gruplarla ilintili olduğu biliniyor. Haşdi Şabi içerisindeki en etkili ve en büyük grup olarak bilinen Bedir Örgütü bunun en açık örneği. 2003 sonrası Irak İslam Yüksek Konseyi’nin silahlı gücü olarak öne çıkan Bedir Örgütü, daha sonraki süreçte Irak İslam Yüksek Konseyi'nden ayrılarak bağımsız bir oluşum halinde ortaya çıktı. Irak Parlamentosu’nda Bedir Örgütü’ne bağlı milletvekilleri bulunuyor. Bu durum Haşdi Şabi’nin siyaset üzerinde bir baskı oluşturmasının önünü açabilir.

İran etkisi

Öte yandan Haşdi Şabi içerisinde yer alan grupların, askeri mühimmat ve lojistik açıdan İran tarafından desteklendiği açık. Haşdi Şabi ile birlikte İran’ın Irak’taki etkisinin de hissedilir derecede arttığı görülüyor. İranlı askeri danışmanların operasyonlarda çok fazla yer almadığı, bunun yerine askeri strateji, operasyonel planlama, eğitim konularında büyük görevler üstlendiği ifade ediliyor. İran etkisi, doğal olarak Haşdi Şabi yapısının inandırıcılığı konusunda soru işaretleri ortaya çıkarıyor.
Öte yandan Haşdi Şabi’nin İran’ın kontrolünde bir güç olarak algılandığı bir ortamda, Irak Parlamentosu’nda kabul edilen yasayla Irak hükümetinin kontrolündeki bir güç olarak resmi bir statü kazanması, milis grubu üzerinde İran’ın kontrolünün sınırlanmasına yönelik bir hamle olarak da yorumlanıyor. Ancak Haşdi Şabi’nin doğrudan Irak devlet yapısına entegre olması, Irak merkezi hükümetinin güçsüz yapısı dikkate alındığında, İran’a daha fazla nüfuz alanı açacağı ihtimali de hatırda tutulmalı.

Yeni krizlere zemin hazırlayabilir

Haşdi Şabi içerisindeki bazı milis grupların Türkiye’ye yönelik olumsuz (yer yer tehditkar) tavırlar içinde oldukları da dikkat çekiyor. Özellikle Başika krizinden sonra, Haşdi Şabi'ye bağlı bazı milis grupların liderleri, Türkiye’yi tehdit eder boyutta açıklamalar yapmıştı. Son dönemde Türkiye ve Irak merkezi hükümeti arasında tansiyonu düşürmeye yönelik karşılıklı adımlar atılsa da, milis gruplar arasında Türkiye’ye yönelik tepkisel yaklaşımın sona erdiğini söylemek mümkün değil. Bu nedenle, Haşdi Şabi’nin Irak güvenlik güçlerinin bir parçası konumunu kullanarak Irak merkezi hükümetine baskı yapması durumunda, Türkiye-Irak ilişkilerinde olumlu yönde adımlar atılması mümkün olmayabilir.
Tüm bunlar bir araya getirildiğinde, bir yasayla hukuki ve resmi bir statü kazanmasına rağmen, Haşdi Şabi konusunda belirsizlik ve tartışmalar devam edecek gibi görünüyor. Haşdi Şabi’nin bir yasayla kontrol altına alınma çabası, Irak hükümeti adına olumlu bir adım olsa da, Haşdi Şabi’ye ilişkin soru işaretlerinin giderilememesi durumunda, farklı çatışma dinamiklerine ve krizlere yol açması işten bile değil.

Friday, 2 December 2016


Başbakan Yıldırım: 80 bin KOBİ'ye mali kaynak sağlanacak

Başbakan Yıldırım, "Yüzde 15 riski bankalar, yüzde 85 riski Kredi Garanti Fonu alacak. Böylece ilk etapta 80 bin KOBİ'mize bir nefes aldıracak, ihtiyacını görecek bir mali kaynak sağlamış oluyoruz." dedi.
Başbakan Yıldırım: 80 bin KOBİ'ye mali kaynak sağlanacak
ANKARA
Başbakan Binali Yıldırım, 'KOBİ'ler İçin Nefes Kredisi' tanıtım toplantısında, "Yüzde 15 riski bankalar, yüzde 85 riski Kredi Garanti Fonu alacak. Böylece ilk etapta 80 bin KOBİ'mize bir nefes aldıracak, ihtiyacını görecek bir mali kaynaksağlamış oluyoruz." dedi.

Bakan Özlü: KOSGEB ile verilecek 1,1 milyar lira desteği teknoloji üreten KOBİ’lere ayıracağız

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Özlü, "2017 bütçesinde KOSGEB ile küçük ve orta ölçekli sanayiciye 1,1 milyar lira destek vereceğiz. Bunun önemli bir kısmını teknoloji üretmek isteyen KOBİ’lere ayıracağız." dedi.
Bakan Özlü: KOSGEB ile verilecek 1,1 milyar lira desteği teknoloji üreten KOBİ’lere ayıracağız
İSTANBUL
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, "2017 bütçesinde KOSGEB ile küçük ve orta ölçekli sanayiciye 1,1 milyar lira destek vereceğiz. Bunun önemli bir kısmını teknoloji üretmek isteyen KOBİ’lere ayıracağız." dedi.
Bakan Özlü, Mimar ve Mühendisler Grubu’nun (MMG) düzenlediği Ar-Ge ve İnovasyon Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya ve şartlar dolayısıyla ülkede uluslararası ilişkilerle ilgili politik bir gündem olduğunu, ancak inovasyon, teknoloji ve Ar-Ge’nin daha çok konuşulması gerektiğini ifade etti.
Türkiye’nin dış ticaret ve cari açığı olduğunu ancak en büyük açığın teknolojide bulunduğunu belirten Özlü, “Türkiye’nin teknoloji açığı var. Ne zaman ki teknoloji açığını kapatırsak otomatik şekilde Türkiye’nin dış ticaret ve cari açığı kapanacak. Bunda emin olun.” dedi.
2015 yılı Ar-Ge harcaması rakamlarına değinen Özlü, “Geçen yıl 20 milyar 600 milyon lira civarında Ar-Ge harcamamız oldu. Bu Gayri Safi Milli Hasılamızın yüzde 1,06’sına tekabül ediyor. Bu rakam yetersiz olsa da Cumhuriyet tarihimizde bir rekoru ifade ediyor. Dolayısıyla Ar-Ge’ye ciddi bir meblağ harcıyoruz. Bundan sonra da bu yöndeki harcamalarımız devam edecek.” diye konuştu. 

'İnovasyon ruhunu ateşlemek için çalışıyoruz'

Küresel bir araştırmada büyük şirketlerin üst yöneticilerinin (CEO) yüzde 80’inin mevcut ürünlerinin piyasa tarafından üç yıl daha talep göreceğinden emin olmadığını söylediğini aktaran Özlü, dünyadaki en büyük firma ve en değerli marka gibi listelerde teknoloji şirketlerinin ağırlığının her geçen gün arttığını dile getirdi.
Özlü, “Dolayısıyla Türkiye’de yenilikçi firmalarımızın zuhur etmesine, mevcutlarının da korunmasına imkan sağlayacak ortamları oluşturmak durumundayız.” dedi. Bakan Özlü, 2011 yılında “Endüstri 4.0” konseptinin ortaya çıktığını, bunun batılı endüstrilerin doğudaki endüstrilere karşı imalat yöntemlerini geliştirip daha düşük maliyetle rekabetçi olabilmeleri esasına dayandığını ifade etti. 
Bu yılı Meclis’ten çok sayıda yasa çıkardıklarına değinen Özlü, "Ancak bunlar, bir kısmının ikincil mevzuatı yani uygulama esasları henüz yürürlüğe girmediği için sanayicilerimizin istifade etmesi noktasında piyasaya nüfuz etmedi. O bakımdan çıkardığımız yasaların ikincil mevzuatları yani uygulama esasları gündemimizde. Bunları da yayınladığımızda inşallah Ar-Ge yapmak isteyen sanayicilerimize ciddi destekler söz konusu. Bunlardan faydalanılmasını istiyoruz.” diye konuştu. 

'KOBİ’lerimize destek vereceğiz'

2017 bütçesinde KOSGEB ile küçük ve orta ölçekli sanayiciye 1,1 milyar lira destek vereceklerini belirten Özlü, “Bunun önemli bir kısmını teknoloji üretmek isteyen KOBİ’lere ayıracağız. Özellikle yurt dışından ithal ettiğimiz kalemler üzerinde yoğunlaşacağız. Belirli yeteneği olan KOBİ’lerimize destek vereceğiz. Önce ithalin önüne geçmek, bilahare de bu KOBİ’lerimizin ihracatçı olmalarının yolunu açacağız.” ifadelerini kullandı.
İktidara geldikleri 2002 yılında Türkiye’de sadece iki teknopark bulunduğunu, bugün bu sayıyı 64’e çıkardıklarını anlatan Özlü, “Teknoparklarda çok sayıda araştırmacı çalışıyor. Yine Ar-Ge merkezlerini destekliyoruz. Şu anda 289 Ar-Ge merkezi var. Önümüzdeki dönemde bu sayının ilk aşamada 500’e, ikinci aşamada da bine ulaşmasını hedefliyoruz. Devletin Ar-Ge merkezleri ve teknoparklara destekleri var. Bu desteklerden faydalanılmasını arzu ediyoruz.” şeklinde konuştu.
Muhabir: Mücahid Eker

'İngiliz vatandaşlarına AB vatandaşlığı satılsın' önerisi


'İngiliz vatandaşlarına AB vatandaşlığı satılsın' önerisi

Avrupa Parlamentosu Liberal Demokratlar Grubu üyesi Goerens, İngilizlere, Brexit sonrası Avrupa Birliği vatandaşlığının satılması önerisinde bulundu.
'İngiliz vatandaşlarına AB vatandaşlığı satılsın' önerisi
LONDRA - Aslı Aral
İngilizlere AB'den çıkış (Brexit) sonrası Avrupa Birliği (AB) vatandaşlığının satılması önerisinde bulunan Avrupa Parlamentosu (AP) Liberal Demokratlar Grubu üyesi Charles Goerens, tartışmalara neden olan önerisinin Brexit'ten endişe duyan İngiliz vatandaşları için "tatmin edici bir çözüm olacağını" söyledi.
AP üst düzey yetkilileri, İngilizlere Brexit sonrası AB vatandaşlığı satılması önerisinde bulunurken, Brexit yanlısı İngiliz siyasetçiler "Brüksel'in İngiltere'nin AB'den ayrılmaması için tüm numaraları yapacağını" ifade ederek Avrupalı mevkidaşlarını eleştiriyor.
Avrupa Parlamentosu Liberal Demokratlar Grubu üyesi Charles Goerens geçen hafta, İngiltere 28 üyeli birlikten çıktıktan sonra İngiliz vatandaşlarının Avrupa'da yaşayıp, çalışabilmeleri için AB vatandaşlığı satın alabilmeleri önerisinde bulundu.
Goerens'in "ortaklık vatandaşlığı" adı altındaki önerisiyle, AB'den çıkacak İngiliz vatandaşlarına yıllık ödeyecekleri bir meblağ karşılığında AB vatandaşlığı sunulacak ve belirlenecek miktarı ödeyen İngiliz vatandaşları AB ülkelerinde serbestçe dolaşabilecek ve yaşayabilecek.

"Tatmin edici bir çözüm olacak"

Goerens, AA muhabirine yaptığı açıklamada, önerisinin AB ile yakın ilişkileri korumak isteyen İngiliz vatandaşları için "tatmin edici bir çözüm olacağını" savunarak, "Avrupa değerlerine bağlı, Avrupa projesinin parçası olmaya devam etmek isteyenlerin bu isteklerini gözardı edemeyiz. Bu görüşleri paylaşan çok fazla İngiliz vatandaşı var. Şimdiye kadar referandum sonrası endişelerini dile getiren İngilizlerden bin 200'den fazla e-posta aldım." dedi.
Goerens, önerdiği "ortaklık vatandaşlığıyla" doğrudan AB bütçesine katkı sağlayacak yıllık bir üyelik bedeli alacaklarını kaydederek, önerisinin İngiltere ile AB arasındaki müzakere süreci başladığında İngiliz hükümetini serbest dolaşımın sağlanması, ortak pazar ve garantiler gibi konularda ikna etmeye yarayacağını da düşündüğü dile getirdi.

Verhofstadt'tan destek

Charles Goerens'in teklifine en büyük destek AP'de üyesi olduğu grubun başkanından geldi. Avrupa Parlamentosunda Brexit'le ilgili müzakereleri yürütmek için eylül ayında görevlendirilen Guy Verhofstadt geçen hafta sonu İngiliz basınına yaptığı açıklamada, bu öneriyi prensipte kabul ettiğini ifade ederek, "AB'de kalmak isteyen İngiliz vatandaşlarının yüzde 48'inin hakları için mücadele vereceğini" kaydetti.
Liberal Demokratlar Grubu Başkanı ve eski Belçika Başbakanı Verhofstadt, "Birçok kişi, AB ile bağların kopartılmasını istemiyor. Prensipte ortaya konulan öneriyi beğendim." diye konuştu.

"Gerçeklikten uzak"

Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi (EDAM) Başkanı Sinan Ülgen ise AA'ya yaptığı açıklamada, Goerens'in önerisinin "siyaseten gerçeklikten uzak olduğu" değerlendirmesinde bulundu.
Ülgen, "Avrupa başkentlerinde şu anda tam aksi bir hava var. Avrupa'da, İngiltere'ye başka ülkelerin de AB'den çıkmalarını teşvik edecek nitelikte bir çıkış paketi sağlamamak yönünde bir irade var. Dolayısıyla İngiltere'nin çıkış şartlarını zorlaştırmak yönünde bir tutum var. O nedenle daha müzakerenin niteliği belli olmadan, İngilizlere adeta hoş bir hediye vermeyi siyaseten çok gerçekçi bulmuyorum." diye konuştu.

AB rüyası Hollanda'da bitebilir


AB rüyası Hollanda'da bitebilir

Hollanda'da herhangi bir yasal düzenlemeyle ilgili 300 bin imza toplanması durumunda referandumu zorunlu kılan yasa maddesi, AB'nin yasama faaliyetlerine bloke etme şansı doğurdu.
AB rüyası Hollanda'da bitebilir
İSTANBUL - Prof. Dr. Özcan Hıdır
Brexit referandumunun ardından başlıca kurumları, temel siyasi yönelimleri ve giderek kurucu ilkeleriyle bütün varlığını yeniden tanımlama zaruretiyle yüz yüze kalan Avrupa Birliği, bu yöndeki arayışlara paralel olarak 'tükenişini' hazırlayacak süreçleri de bünyesinde taşıyor.
Sonu gelmeyen mali krizler ve aşılamayan mülteci sorununun 'birleşik' ve 'sınırsız' Avrupa ideali yolundaki en önemli kazanımlar olan Avro ve Schengen'i tartışılır hale getirmesiyle sarsılan Avrupa Birliği, Brexit'le birlikte ilk kez üyelerden biri tarafından terk edilen yapıya dönüştü. Yeni 'Brexit'lerin önünü almaya çalışan Brüksel'in, her alanda daha sıkı federalist politikalar izleyerek AB'yi hayatta tutmaya çalışacağı anlaşılıyor. Ancak bu eğilim, kıta genelinde, farklı siyasi ve toplumsal dinamiklerin etkisiyle giderek güçlenen “yeni nesil aşırı sağ” denebilecek yabancı düşmanı, sağcı, popülist ve entegrasyon karşıtı eğilimlerin güç kazanmasıyla akamete uğrayabilir.
Nitekim Brexit'in ardından Atlantik'in diğer yakasında, ABD'de yapılan başkanlık seçimini, hemen hiç siyasi deneyimi olmayan, bütün şöhretini bir televizyon programına, dünyanın dört bir yanındaki plazalarına borçlu milyarder işadamı Donald Trump'ın kazanması, sadece AB'nin değil, bir bütün olarak Batı'da İkinci Dünya Savaşı'nın ardından inşa edilen düzenin temelinden sarsılabileceği ihtimalini güçlü biçimde hissettirdi.

'AB nasıl çökecek' kehanetleri

Trump sonrası ABD’deki bazı eyaletlerin 'ayrılma' ihtimalini yüksek sesle dillendirmeleri ve dolayısıyla ABD’nin yüz yüze kalacağı muhtemel siyasi krizlere dair senaryolar bir yana, AB projesinin bir çıkmaza sürüklendiğine ilişkin kayda değer diğer bir gösterge ise 'AB'nin nasıl çökeceğine' ilişkin senaryolara tahsis edilen zihinsel mesai. 1980 ve 90'lı yıllarda, birleşik Avrupa idealinin başlıca unsurlarıyla nasıl hayata geçirileceğine odaklanan akademi ve düşünce kuruluşlarının, Yugoslavya ve Sovyetler Birliği örneklerinden hareketle, benzer federal örgütlenme modeliyle inşa edilen AB için de 'yolun sonu'nu tasvire çalıştıkları, alternatif ittifak zeminleri üzerinde kafa yordukları dikkat çekiyor.
Bu yöndeki arayışlara bir örnek teşkil etmesi bakımından son olarak ABD'nin itibarlı dış politika dergilerinden Foreign Affairs'de ‘Avrupa'nın Ulus Devletlerinin Dönüşü’ başlıklı makaleye işaret edilebilir. Makalede, içeride terör, mülteciler, kimlik tartışmaları, Avro krizi ve aşırı sağın yükselişi gbi faktörlerle bütünlüğü bozulan AB'nin, küresel stratejik koşullar bağlamında da yetersiz kaldığı, dayatmacı bir entegrasyon politikasında ısrar etmektense, yerini, Vişegard Dörtlüsü örneğinde görüldüğü üzere kendi aralarında sahici zeminlerde ittifak eksenleri tesis edebilecek ulus-devletlere bırakmasının daha isabetli olacağı değerlendirmesi yapılıyor.
Avrupa Birliği projesinin en can alıcı unsurlarından ortak para biriminin istikbali de parlak görünmüyor. Piyasa beklentilerine ilişkin araştırmalar yapan Sentix'in anketi, Avro Bölgesi'nin 12 ay içinde dağılma ihtimalinin arttığını gösteriyor. Bu çerçevede İtalya'nın yanı sıra Fransa ve Hollanda, para birliğinden ayrılması en muhtemel ülkeler arasında gösteriliyor.

"Öldürücü darbe Hollanda'dan gelecek"

Brexit'in AB'de yol açacağı sarsıntı, diğer ülkeler için tercih edilebilir ya da uzak durulması gereken bir model sunup sunmayacağı, müzakere süreci henüz başlamadığı için şimdiden tayin edilemiyor. Ancak üzerinde yeterince durulmasa da birliğin bir bakıma 'tedricen' ölümüne yol açacak en önemli süreç Hollanda'da gelişiyor. Öyle ki, Wall Street Journal'daki bir değerlendirmeye göre "Avrupa rüyası bir gün sona erecekse, öldürücü darbe Hollanda'dan gelecek."
Sanıldığının aksine AB rüyasının sona erme riski, kamuoyu yoklamalarında Mart 2017 genel seçimlerinin galibi olarak görünen -ki 150 milletvekilinin yaklaşık 30’unu alıyor- ırkçı, İslam ve AB karşıtı Geert Wilders’in partisiyle (PVV) ilgili değil. Bu risk, seçimler sonrasında iyice parçalı hal alacak ve Wilders’in partisi ile koalisyon kurmak istemeyen diğer merkez sağ veya merkez sol partilerin oluşturacağı 4 veya 5 partili koalisyon hükümetinden de gelmeyecek.
Bu konudaki esas risk, Hollanda’da gittikçe yükselen ve AB’ye şüpheyle yaklaşan göçmen karşıtı, egemenlik yanlısı olup AB’nin dağılması/yıkılması için çabalayan ve aşırı sağ partilerle AB karşıtlığında buluşan, yer yer de 'yeni aşırı sağ akım' olarak nitelenen yeni kuşaktan gelecek. Bu kuşağın öncüsü olarak öne çıkan Thierry Baudet ve Jan Roos’un İngiltere’deki Brexit yanlıları başta olmak üzere diğer Avrupa ülkelerindeki AB karşıtı aşırı sağ kesimlerle de yakın ilişkide oldukları görülüyor.
Bu rüyalarını gerçekleştirmede onların en önemli umut ve başarıları, Hollanda Parlamentosu’nda kabul edilen ve 1 Temmuz 2015 itibarıyla yürürlüğe giren bir yasa oldu. Bu yasaya göre bir kanuni düzenlemeyle ilgili altı hafta içinde 300 bin imza toplanacak olursa hükümet o konuda referanduma gitmek zorunda. Nitekim bu yasa gereği AB karşıtları veya ‘AB septikleri-şüphecileri’ ilk zaferlerini, AB’nin Ukrayna ile yürürlüğe soktuğu serbest ticaret anlaşması konusunda elde ettiler.
Zira Bürüksel’in son derece önem verdiği bu anlaşma, toplanan imzalar sonucunda yasa gereği 6 Nisan 2016’da referanduma sunulmuş, neticede yüzde 64 oranında hayır oyu çıkmıştı.

Yeni nesil aşırı sağ, AB karşıtlığı ve “Nexit”

Ukrayna referandumu neticesinde, öteden beri AB’ye karşı olan ve Avrupa’daki aşırı sağ partilerin öncülerinden Wilders’in Özgürlükler Partisi ile ‘Hollanda’nın yeni aşırı sağ partileri’ olarak nitelenen ve referandumda ‘hayır’ kampanyasının en önemli aktörleri durumundaki ‘Forum voor Democratie/Demokrasi Forumu)’ lideri Thierry Baudet ve ‘VoorNederland (VNL)/Hollanda İçin’ lideri Jan Roos’un başını çektiği AB karşıtları ile bazı sol partiler AB’ye karşı zafer elde etmiş oldular.
Bu 'başarı'yı da AB’nin Hollanda’nın egemenliğini ihlal etmesine Hollanda halkının demokratik müdahalesi olarak takdim etmeleri dikkat çekici oldu. Zira AB’nin üye ülkelerin egemenlik haklarına giderek artan müdahale olarak algılanan kararlar alması, üye ülkelerde AB karşıtlığının yükselmesi ve dolayısıyla AB karşıtı popülist partilerin güçlenmesindeki en önemli nedenlerden biri. Tabiatıyla mesele sadece bununla açıklanamayacak başka siyasi, sosyolojik, psikolojik ve dini-kültürel yönlere de sahip.
Öte yandan AB karşıtı bu popülist partilerin, Müslümanlar başta olmak üzere Hollanda’daki göçmenlere, bu çerçevede Suriyelilerin Hollanda’ya kabulüne şiddetle karşı çıkmaları, İslamofobik pek çok söyleme sahip olmalarının yanı sıra, belirtildiği üzere, Hollanda’nın AB’den çıkması (Nexit) konusunda yeni kuşakları etkileyen ve etkisi gün geçtikçe artan aktif bir kampanya yürütmeleri özellikle not edilmeli. Nitekim 2015 referandum yasası ve bu doğrultuda yapılan Ukrayna referandumunun 6 Nisan 2016’daki reddi, Hollanda’nın AB’den çıkışı için önemli bir prova özelliği taşıyor. Esasen başta Geert Wilders’in partisi PVV tarafından olmak üzere, Nexit uzun süredir Hollanda’da sürekli dillendirilmekteyse de Ukrayna referandumu ile Nexit kampına Baudet ve Roos’un yeni aşırı sağ partileri de aktif olarak katılmış oldu. Bu partiler küçük olsa da, popülist söylemlerle etkili bir kampanyaya sahipler. Ayrıca “Brexit”in de onlar için bir diğer umut ışığı olduğu belirtilmeli.
Aynı çevrelerin, Avrupa Birliği ile Kanada arasında imzalanan serbest ticaret anlaşmasını (CETA) referanduma götürmek için kampanya yaptıkları ve gereken imza sayısına ulaşma yolunda önemli mesafe aldıkları da biliniyor. CETA konusunda da referanduma gidilmesi ve Ukrayna ile benzer bir sonuç alınması, AB'nin yasama faaliyetlerinin fiilen felç edilmesi anlamına gelecek. Hollanda'da mevcut yasal mevzuat, daha önce imzalanan anlaşmalarla ilgili referanduma gidilmesini engelliyor ancak AB karşıtı koalisyonun bu anlaşmaları da referanduma taşıma kararlılığı içinde oldukları hatırda tutulmalı.

Uzlaşma kültürü giderek aşınıyor

Tabiatıyla bütün bunlar, AB için alarm zillerinin çalması anlamına geliyor. Zira Hollanda’nın AB’den çıkışı, AB için Brexit’ten çok daha ağır sonuçlara yol açabilir ve belki de AB rüyası için sonun başlangıcı olabilir.
Nitekim gerek Hollandalı politikacılar gerekse Bürüksel bu riskin alabildiğine farkında. Ancak şu aşamada elleri de bağlı durumda. Zira Baudet ve Roos, yasal sınırlar içinde Ukrayna, Türkiye gibi ülkelere yönelik AB’nin alacağı önemli adımları bloke etme mekanizmasına sahipler. Yine onlar aynı blokajı, AB’nin Yunanistan, İtalya ve Portekiz gibi, birliğin mali istikrarı konusunda riskli ülkelere yönelik alınacak yardım kararları için de devreye sokabilirler. Nitekim Ukrayna konusundaki referandum sonucu, gerek Hollanda gerekse diğer Avrupa ülkelerindeki AB karşıtları ve septiklerinin gücünü test ettikleri bir sınavdı ve gelecekte bu tür referandumlarda etkili sonuç alabilecekleri konusunda bir 'umut ışığı' olarak görülmüştü.
Son aşamada AB'nin kaderini belirleme potansiyeline sahip diğer bir gelişme ise İtalya'da. Hükümetin kritik anayasa reformlarının oylanacağı 4 Aralık’taki referandumdan ‘evet’ sonucu çıkarsa, parlamentonun üst kanadı olan senatonun yetkileri azaltılacak ve merkezi hükümetin otoritesi güçlendirilecek. Referandum, İtalya’nın AB’de kalıp kalmamasını belirleyecek dolaylı etki gücüne sahip bir konu. Merkez sol eğilimli Başbakan Renzi referandumdan ‘hayır’ çıkması halinde istifa edeceğini açıkladı. Renzi’nin istifasının ardından erken genel seçimde komedyen Beppe Grillo liderliğindeki AB karşıtı ‘5 Yıldız Hareketi’ iktidar alternatifi ve bu partinin, iktidara gelmesi halinde İtalya’nın AB’den çıkması için referanduma gideceği biliniyor. Yani İtalya için de AB’den çıkış çanları çalıyor.
Öte yandan Brüksel ve AB üyesi diğer ülkeler açısından bakılacak olursa, Mart 2017’deki Hollanda seçimlerinin en önemli meselesi, Hollanda’daki ana akım-merkez partilerin, bu krizi çözme konusunda bir yol bulup bulamayacakları da olacak. Dolayısıyla Brüksel, seçimlere gidilen süreçte Hollanda’daki gelişmeleri yakından ve dikkatle takip ediyor.
Esasen uzlaşma kültürüne sahip en önemli ülkelerden olan ve birbirine zıt partilerin koalisyonlarına alışık olan Hollanda bu sınavla başedebilecek mekanzimalara sahipse de, mevcut koşullarda bu hiç de kolay görünmüyor. Wilders’in partisinin oylarını daha da arttırması ve yeni nesil AB karşıtlarının sürekli güçlenmesi bunu zorlaştırıcı unsurlar olarak öne çıkıyor.

AB’nin çözüm çabaları

Öte yandan AB yönetimi Hollanda hükümeti ile irtibat halinde, AB’nin geleceğine doğrudan etkisi olacak bu krize çözüm bulmak için yoğun mesai harcıyor. Ancak bu çıkış yolu, AB karşıtlarının eline yeni koz verecek olan Ukrayna referandumunu doğrudan görmezden gelme, devre dışı bırakma, tanımama şeklinde olmayacak. Nitekim Hollanda, AB yöneticileri ve Ukrayna yakın zamanda bir araya gelerek sorunu çözmede bir orta yol bulmaya çalışacaklar. Basına yansıyan bilgilere göre bu çözüm yolu, Ukrayna’ya askeri yardım içermeyen ve Ukrayna’nın AB üyesi olmasının önünü açmayan, çerçevesi açıkca belirlenmiş bir anlaşma olacak.
Bununla beraber Başbakan Rutte yine de Hollanda Senatosu’nda olan referandum sonucunun nihai onayına engel olamayabilir. Zira Rutte’nin başbakanı olduğu koalisyon hükümeti Senato çoğunluğuna sahip değil. Burada Hıristiyan partilerin ve özellikle de Hıristiyan Demokrat Parti’nin (CDA) desteğine muhtaç. Ne var ki Parlamento’da Ukrayna referandumuna muhalefet eden CDA’nın Senato’da hükümete bu desteği vermesi seçimlere gidilen süreçte kolay görünmüyor.
Son dönemlerde AB’nin Türkiye karşıtı olan ve alabildiğine ‘Türkfobik-Erdoğanfobik’ tonlar barındıran söylemlerinde de aslında üye ülkelerde AB’nin genişlemesini öne sürerek AB karşıtlığını politika haline getirenleri frenleme amacı seziliyor. AB üst yönetimi Türkiye üzerinden söylem ve eylemleriyle, başta Hollanda olmak üzere birliğin kaderini etkileyebilecek seçimlere hazırlanan üye ükelerdeki AB karşıtlığını tolere edilebilir sınırlara çekme amacı güdüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bunu gördüğü için AB’ye anladığı dilden cevap verip yüzlerine ayna tutuyor.
Bununla beraber ‘Hollanda referandum yasası’ ve şayet Senato’da onaylanırsa Ukrayna referandumu sonuçları, ülkedeki AB karşıtı aşırı sağ partilerin elinde, AB’nin çöküşünü hızlandırabilecek, AB rüyasını sonlandıracak adeta pimi çekilmiş bir bomba olarak ortada duruyor olacak.
Prof. Dr. Özcan Hıdır. Rotterdam İslam Üniversitesi ve İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde öğretim üyesidir
* “Görüş” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansı’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.


Thursday, 1 December 2016

Şifreli Kanal Çözen Uydu Alıcıları

Şifreli Kanal Çözen Uydu Alıcıları

Şifreli kanalları çözen uydu alıcıları vardır. Bu yazımızda size bu cihazlardan, nasıl temin edeceğinizden ve nasıl kullanacağınızdan bahsedeceğim. Öncelikle şifreli yayınların neden kapalı olduklarından bahsedelim. Televizyon yayıncıları program aralarında reklam vererek para kazanır. Bunun dışında bir de kanallarını şifreli frekanslara geçirerek aboneleriden de ekstra gelir elde etmektedirler. Bunu sadece açgözlülük ile bağdaştırmamız doğru olmaz çünkü fazla gelir elde edilen tv kanallarından devasa prodüksüyonlar çıktığınıda defalarca gördük. Şimdi gelelim asıl konuya hangi uydu alıcıları şifrelleri çözme yani kırma yeteneğine sahiptir ?
şifreli kanalları çözen uydu alıcıları
Şifreli Kanalları Çözen Uydu Alıcıları Hangileri ?
Şifreleri çözecek olan uydu alıcıları linux işletim sistemine sahip olan uydu alıcılarıdır. Bu uydu alıcıları linux sayesinde bünyelerinde programlar çalıştırarak tıpkı bir bilgisayar gibi hesaplamalar ve işlemler yapabilirler. Linux işletim sistemine sahip olanlar arasında en meşhur olan ve hakkında tonlarca bilgiye ulaşabileceğiniz cihazlar Dreambox marka olanlardır. Sıradan biz izleyici olarak yapmanız gereken tek şey bir Dreambox ve bir server üyeliği almanız.
Şifreli Kanalları Çözen Uydu Alıcıları Neden Server’a İhtiyaç Duyar ?
Dreambox cihazınıza herhangi bir tv paketinin kartını takabilir o kanalların şifresini kaldırabilirsiniz. Peki tüm dünyadaki yayınları izlemek isterseniz 100 tane kartı nereye takacaksınız ? Hatta maç,sinema,yetişkin, belgesel, çocuk derken bütün kartlara ne kadar para ödeyebilirsiniz ? Her ay yaklaşık 5000 TL televizyona verebilir misiniz ? İşte bu dertleri çözmek için server hizmetleri başladı. Server hizmeti satan kişiler her ay yaklaşık 5000 Tl kart parası ödüyor bilgisayar sistemlerine bu kartı tanıtıyor ve size yaklaış 100 TL gibi bir ücretler server hizmeti satıyor. İşte bu hizmetin adı CCCAM server. Gördüğünüz gibi insanlar bu aşırı fiyat farkından dolayı şifre çözen uydu alıcılarını tercih etmekte ve server hizmeti almaktadır.
Basitce Şifreli Kanalları Çözen Uydu Alıcıları Nasıl Kullanılır ?
Üstünüze düşen çok şey yok, bir dreambox bir de server hizmeti satın alacaksınız. Server hizmetini dreambox satın aldığınız yerden temin edebilir veya yardım alabilirsiniz. Dreamboxunuzu aldığınız zaman satıcı sizin için server ayarlarını yapıp öyle teslim ediyor. Size düzen evinize gidip dreambox’a elektrik, internet ve görüntü kablosunutakmak. Hepsi bu. Artık binlerce kanalı şifresiz ve sınırsız izleyebilirsiniz.

Bir Makale

The International New Issues In SOcial Sciences Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül Yurt Sağlık Bakanlığı rgulyurt@gmail.com Orcid : 0000-0003-3076-3423 Year : 2025 Number : 13 Volume : 2 pp : 279-306 Makalenin Geliş Tarihi Kabul Tarihi Makalenin Türü Doi : 08/12/2025 : 24/12/2025 : Araştırma makalesi : https://zenodo.org/records/18044127 İntihal/Plagiarism: Bu makale, en az iki hakem tarafından incelenmiş, telif devir belgesi ve intihal içermediğine ilişkin rapor ve gerekliyse Etik Kurulu Raporu sisteme yüklenmiştir. / This article was reviewed by at least two referees, a copyright transfer document and a report indicating that it does not contain plagiarism and, if necessary, the Ethics Committee Report were uploaded to the system. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül YURT Öz Son yıllarda boşanma oranlarındaki artış, evlilik oranlarındaki belirgin düşüş aile yapısına yönelik kaygıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu kaygılar, özellikle aile içi bağların çözülmesi, aile yapısının erozyona uğraması ekseninde yoğunlaşmaktadır. Aile yapısındaki dönüşümlerin dijital çağın dinamikleriyle ilişkili olduğuna dair yaklaşımlar yaygınlaşırken, dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz etme hızı da dikkat çekici biçimde artmaktadır. Bu makale, dijital çağın aile içi ilişkilere etkisini analiz etmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu doğrultuda dijital çağda aile, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi kavramlara ilişkin literatür nitel araştırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Literatürdeki bulgular, aile yapısındaki çözülmenin ve aile içi ilişkilerdeki zayıflamanın tarihsel olarak sanayileşme süreciyle hız kazandığını; ancak dijital çağda yaygınlaşan dijital iletişim araçlarıyla bu dönüşümün çok daha ivmeli bir hâl aldığını göstermektedir. Bu çerçevede çalışma, ailenin temel işlevlerini, aile içi ilişkilerin bütünlüğünü dijital çağın baş döndürücü yenilikleri karşısında koruyabilmek için “dijital muhafazakârlık” kavramını önererek bu kavramın aile kurumu açısından sunduğu imkânları değerlendirmektedir. Anahtar kelimeler: Dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital muhafazakârlık, dijital çağda aile ilişkileri. Risks of Family Relationship Disintegration and Preservation Strategies in the Digital Age: An Assessment within the Context of Digital Conservatism Abstract The increase in divorce rates and the significant decrease in marriage rates in recent years have led to concerns about the family structure. These concerns are particularly focused on the disintegration of intra-family ties and the erosion of the family structure. While approaches suggesting that transformations in the family structure are related to the dynamics of the digital age are becoming widespread, the speed at which digital technologies permeate all areas of life is also increasing remarkably. This article was written to analyze the impact of the digital age on intra-family relationships. In this context, the literature on concepts such as family in the digital age, digital addiction, and digital loneliness has been examined using a qualitative research method. The findings in the literature show that the disintegration of the The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 280 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. family structure and the weakening of intra-family relationships historically accelerated with the industrialization process; however, this transformation has become much more rapid with the widespread use of digital communication tools in the digital age. In this framework, the study proposes the concept of "digital conservatism" to protect the basic functions of the family and the integrity of intra family relationships in the face of the dizzying innovations of the digital age, and evaluates the opportunities that this concept offers for the family institution. Keywords: Digital age, digital addiction, digital loneliness, digital conservatism, family relationships in the digital age. 1. Giriş Dijital çağ, insanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı, sınırsız ve görünmez bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bu dönüşüm yalnızca kamusal alanların değil, toplumun en kadim ve mahrem kurumu olan ailenin de doğrudan etkilendiği bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu çağda gerçekleşen iletişim yöntemi bireyler arasındaki etkileşim biçimlerini yeniden şekillendirmektedir. Dijital araçlarla gerçekleşen iletişimde bir yandan mekânsal sınırlar ortadan kalkarken, aynı zamanda bireyler arasında yeni mesafeler ortaya çıkmaktadır. Yüz yüze ilişkilerin yerini ekran aracılığıyla gerçekleşen yeni bir gündelik hayat ve yaşam şekli almaktadır. Dijital araçlarla şekillenen yeni iletişim yöntemleri hiç kuşkusuz aile içi bireylerin iletişimlerini derinden etkilemektedir. Aile, bir yandan dijital imkânların sağladığı olanaklardan faydalanırken diğer yandan yalnızlık, iletişimsizlik ve değer aşınması gibi risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla 21. yüzyıl, dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerinin çok boyutlu biçimde tartışılmasını zorunlu kılan kritik bir dönem olarak öne çıkmaktadır. İletişim biçimlerinden kamu hizmetlerine, kültürel aktarım pratiklerinden siyasal söylemlere kadar geniş bir etki alanına sahip olan dijital teknolojiler, yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda değerler, normlar ve toplumsal yapılar üzerinde derin dönüşümler yaratan sosyolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital platformlar ideolojilerin, kimliklerin ve değer sistemlerinin üretildiği, dolaşıma sokulduğu ve yeniden müzakere edildiği başlıca alanlardan biri hâline gelmiştir. Dijitalleşmenin liberal, popülist veya küreselci söylemlerle ilişkisi yoğun biçimde tartışılırken, muhafazakâr değerlerin dijital çağda nasıl konumlandığı meselesi görece sınırlı bir alan olarak kalmıştır. Bu dönüşüm süreci, özellikle muhafazakâr The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 281 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. düşünce açısından dijital çağda değerlerin nasıl korunacağı, yeniden üretileceği ve aktarılacağı sorularını gündeme getirmektedir. Dijitalleşmenin hayatın her alanına hızla nüfuz etmesi bu teknolojilere yönelik eleştirel yaklaşımların giderek artmasına yol açmaktadır. Dijitalleşmeye yönelik eleştirilerin kümelendiği konular ahlaki aşınma, kültürel çözülme ve toplumsal yabancılaşma ile ilişkilendirmektedir. Bu teknolojilerden korunmanın çözümünü dijital alanın dışında kalmak olarak kurgulamak ve dijital mecraların sunduğu imkânları göz ardı etmek faydalı bir yaklaşım değildir. Her yenilik gibi dijital teknolojiler de hem fayda hem de riskleri eş zamanlı olarak barındırmaktadır. Bu bağlamda, dijital teknolojilerin olumsuz yönlerine odaklanmak, bu teknolojilerin sunduğu çok yönlü imkânları göz ardı etmek anlamına gelecektir. Oysa dijital platformlar, bilinçli ve stratejik biçimde kullanıldığında, kültürel ve ahlaki değerlerin görünür kılınması, aktarılması ve sürekliliğinin sağlanması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu bakış açısından hareketle makale “dijital muhafazakârlık” kavramını tartışmaya açarak bireylerin dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alan bir yaklaşımın önemini savunmaktadır. Uluslararası literatürde dijital muhafazakârlık kavramının özellikle Rusya bağlamında tartışmaya açıldığı görülmektedir. Eurasia 2.0: Russian Geopolitics in the Age of New Media adlı çalışmada dijital muhafazakârlık vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeni medya aracılığıyla yeniden çerçevelenmesi bağlamında ele alınmakta; dijital platformlar, değerlerin aşındığı alanlar olmaktan ziyade ideolojik ve kültürel sürekliliğin sağlandığı stratejik mecralar olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makale dijital dönüşüm çağında muhafazakâr hukuki düşüncenin, kamu sistemlerinin dijitalleşme süreçlerini etik, ahlaki ve sosyo-normatif düzenlemelerle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmalar, dijital muhafazakârlığın dijital teknolojilere karşı bir mesafe koyma tutumundan ziyade, dijital alanı değerlerin korunması ve yeniden inşası için stratejik bir zemin olarak konumlandırdığını ortaya koymaktadır. Türkiye bağlamında ise dijital muhafazakârlık kavramının henüz sistematik bir çerçeveye oturtulmadığı görülmektedir. Türkiye’de yazın alanında dijitalleşme ile ilgili ele alınan çalışmalar çoğu zaman kültürel yozlaşma, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 282 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. ahlaki erozyon veya dijital bağımlılık ekseninde tartışılmakta; dijital alanın değerleri koruyucu ve yeniden üretici bir potansiyel taşıyabileceği yeterince ele alınmamaktadır. Dijital muhafazakârlık kavramının ulusal literatürde yer almaması, bu alandaki tartışmaların dağınık ve kavramsal bütünlükten yoksun kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, dijital çağda muhafazakâr değerlerin nasıl korunacağına ilişkin tartışmaların teorik derinlik kazanmasını zorlaştırmaktadır. Oysa dijitalleşmenin geri döndürülemez bir gerçeklik olduğu dikkate alındığında, değerleri korumanın yolu dijital alanın dışında kalmak değil, bu alanı değer temelli ilkeler doğrultusunda yeniden anlamlandırmaktan geçmektedir. Dolayısıyla kaleme alınan bu makale, Rusya literatüründe geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarından yola çıkarak, dijital çağda değerleri korumanın dijital platformlardan uzak durmakla değil, bu platformları bilinçli, etik ve normatif ilkeler çerçevesinde etkin biçimde kullanmakla mümkün olabileceğini savunmaktadır. Bu doğrultuda makalenin amacı, dijital muhafazakârlık kavramını kuramsal olarak tartışmak ve Türkiye bağlamında dijitalleşme-değer ilişkisine yönelik kavramsal bir katkı sunmaktır. Bu yönüyle makale, dijital çağda değerlerin korunmasına ilişkin tartışmalara yeni bir perspektif kazandırmakta ve dijitalleşme karşısında muhafazakâr düşüncenin değerlerin muhafazası ekseninde önemli bir rol üstlenebileceğini savunmaktadır. 2. Çalışmanın Amacı ve Beklenen Yararlar Bu çalışmanın temel amacı, dijitalleşmenin toplumsal ve kültürel yapılar üzerindeki dönüştürücü etkilerini, muhafazakâr değerler ekseninde ele alarak “dijital muhafazakârlık” kavramını kuramsal bir çerçeve içerisinde tartışmaktır. Dijital teknolojilerin aile yapısı, değer aktarımı ve gündelik yaşam pratikleri üzerindeki etkilerinden hareketle çalışma, dijital alanın muhafazakâr düşünce açısından yalnızca bir tehdit ya da kaçınılması gereken bir mecra olarak değil; değerlerin korunması, yeniden üretilmesi ve görünür kılınması açısından stratejik bir alan olarak nasıl konumlandırılabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu bağlamda makale, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı etik, normatif ve kültürel ilkeler doğrultusunda aktif biçimde kullanmayı öneren bir yaklaşımı savunmaktadır. Çalışmanın bir diğer amacı, uluslararası literatürde özellikle Rusya bağlamında geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarını Türkiye The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 283 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bağlamına taşıyarak, dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin kavramsal bir boşluğu doldurmaktır. Türkiye’de dijitalleşmenin çoğunlukla kültürel yozlaşma, ahlaki aşınma ve bağımlılık gibi sorunlar etrafında ele alındığı dikkate alındığında, bu çalışma dijital alanın değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alınabileceğini göstermeyi amaçlamaktadır. Böylece muhafazakâr düşüncenin dijital çağda nasıl bir konum alabileceğine dair teorik bir tartışma zemini oluşturulmaktadır. Beklenen yararlar açısından değerlendirildiğinde bu çalışmanın, dijital muhafazakârlık kavramını sistematik biçimde ele alarak ulusal literatüre kavramsal ve teorik bir katkı sunması beklenmektedir. Ayrıca dijitalleşmenin aile, değerler ve kültürel süreklilik üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalara çok boyutlu bir bakış açısı kazandırarak, dijital teknolojilerin bilinçli ve etik kullanımına yönelik farkındalık oluşturması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr değerlerin korunmasına ilişkin akademik tartışmalara yeni bir perspektif sunmakta; politika yapıcılar, akademisyenler ve toplumsal aktörler için dijital alanın değer temelli biçimde nasıl değerlendirilebileceğine dair düşünsel bir çerçeve sağlamaktadır. 3. Araştırmanın Yöntemi ve Kapsamı Modernleşme, kentleşme, sanayileşme ve medya teknolojilerinin aile yapısında değişime-dönüşüme yol açtığı literatürde tartışılan konular arasındadır. Ancak dijital çağın hız, erişilebilirlik, sınırların belirsizleşmesi ve bireysel iletişim pratiklerini yeniden tanımlaması gibi özellikleriyle aile yapısında ve aile içi ilişkilerde nasıl bir sürecin yaşanabileceğine dair çalışmalar sınırlı sayıdadır. Makale literatürde yer alan bu sınırlı çalışmalardan biri olmakla birlikte tartışmaya açtığı dijital muhafazakârlık kavramıyla hem teknolojinin hızına uyum sağlamayı hem de aile kurumu gibi kadim yapıları korumayı hedefleyen çift yönlü bir strateji sunmaktadır. Bu çerçevede makale, dijital teknolojilerin yol açtığı risk ve tehditleri asgariye indirmek amacıyla dijital muhafazakârlık kavramını teorik ve pratik boyutlarıyla tartışmaya açan disiplinlerarası bir yaklaşımla literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, dijital çağın aile ilişkileri üzerindeki etkilerini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek amacıyla nitel derleme yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Derleme yöntemi, belirli bir konuya ilişkin mevcut literatürü The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 284 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sistematik bir çerçevede incelemeyi, bulguları karşılaştırmayı ve alandaki eğilimleri ortaya koymayı mümkün kılmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital ebeveynlik ve dijital muhafazakârlık gibi kavramları ele alan ulusal ve uluslararası akademik yayınlar incelenmiştir. Araştırma sürecinde öncelikle konu ile ilgili temel kavramlar belirlenmiş; ardından bu kavramlarla ilişkili çalışmalar, belirlenen temalar doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Çalışmaların seçiminde, konuyla doğrudan ilişkili olması, alana katkı sunması ve güncel literatürü temsil etmesi temel ölçütler olarak benimsenmiştir. Elde edilen bulgular, aile yapısındaki dönüşümleri tarihsel, sosyolojik ve dijital bağlamlarda ele alan teorik yaklaşımlar ışığında yorumlanmıştır. Bu yaklaşım sayesinde, dijital çağın aile ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne dair çok boyutlu bir değerlendirme yapılmış ve “dijital muhafazakârlık” kavramı bu dönüşümün anlaşılmasında bir analitik çerçeve olarak tartışılmıştır. Bu yöntem doğrultusunda çalışma, mevcut literatürü sentezleyerek alandaki güncel eğilimleri görünür kılmayı, dijital çağda aile kurumuna yönelik risk ve imkânları akademik bir zeminde ortaya koymayı amaçlamaktadır. 4. Dijital Çağda Bağımlılık ve Yalnızlık Dijital çağ, dijital devrim ve dijitalleşme olarak adlandırılan 21. yüzyıl, insanlık tarihindeki en önemli devrimlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu devrimin fitilini ateşleyen ilk adım, Amerikalı bilim insanları tarafından 1947 yılında üretilen transistördür (Özdoğan, 2017:25). Transistörün elektronik cihazların temel bileşeni hâline gelmesi, bilgisayar sistemlerinin ortaya çıkmasını ve bilgilerin dijitalleşmesini sağlamıştır (Özdoğan, 2017:27). Dijital iletişimin ana kaynağı olan internetin doğuşu ise 20. yüzyılın üçüncü çeyreğine dayanmaktadır. Amerika Savunma Bakanlığına bağlı bir birim olan Advanced Research Projects Agency (ARPA) tarafından 1957 yılında kesintisiz bir iletişim ağı kurularak internetin ilk adımı atılmıştır. Bu gelişmeyi takiben 1960 yılında ARPANET projesi kapsamında internetin kullanım alanını yaygınlaştırılmıştır. Büyük bilgisayarlar arasında bağlantılar kurularak paylaşım yapabilen ağlar oluşturulmuş ve zamanla üniversiteler ile diğer kurumlar da bu ağa dahil edilmiştir. Farklı işletim sistemine sahip bilgisayarların ağa bağlanmasıyla “İNTERNET” adı verilen küresel bir network meydana gelmiştir (Yıldırım, 2021:3). Bu networkün The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 285 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gelişim ivmesi ve kullanım alanı her geçen gün katlanarak artmıştır. Dijital araçlarla iletişim kurulabilmesi, bilgiye kolay erişim sağlanması ve birçok hizmetin kısa sürede mekândan bağımsız şekilde sunulabilmesi, dijital çağın küresel zeminde hızla benimsenmesini sağlamıştır (Yetkin & Coşkun, 2021:2). 20.yüzyılda televizyon ve radyo gibi “geleneksel medya” araçları, bireylerin yüzyıllardır sürdürdüğü iletişim pratiklerini köklü biçimde dönüştürmüşken (Alkan, 2023: 15), 21. yüzyıl bu dönüşümün çok daha kapsamlı bir versiyonuna tanıklık etmektedir. Günümüzde cep telefonları, dijital kameralar, sosyal medya platformları ve çeşitli dijital iletişim teknolojileri, gündelik yaşamın merkezine yerleşmiş ve bireylerin etkileşim biçimlerinin başat belirleyicileri hâline gelmiştir (Akar, 2025:10). Devlet yönetiminden bürokratik süreçlere, ticaretten alışveriş kültürüne; eğitim politikalarından sağlık hizmetlerine kadar hemen her alanda dijital dönüşüm belirgin bir etki oluşturmaktadır (Yurt, 2025:26). Dijital iletişimin en belirgin avantajı, zaman ve mekân sınırlamasından bağımsız olarak, anlık, dijital platformların mevcut olduğu sahalarda kullanılabilmesidir. Bu sayede milyonlarca, hatta milyarlarca bireyin aynı anda iletişim kurması mümkündür. Fiziki sınırlardan bağımsız olarak dijital uygulamalar sayesinde kişilerarası iletişim tek bir tıklamayla kolaylaşmıştır. Mektup, telefon ve telgraf gibi klasik iletişim araçlarıyla kıyaslandığında, dijital dünyanın iletişim açısından sunduğu olanaklar insanlık için paha biçilemez niteliktedir. Dijital iletişimin bu hızda yaygınlaşması bu araçlara yönelik kaygıların zaman içinde artmasına yol açmaktadır. Bu araçlar yoluyla kurulan dijital sosyalleşmelerin, aile üyeleri arasındaki iletişimi zayıflattığına, aile içi bağlara zarar verdiğine yönelik endişeler medyada ve akademik platformlarda geniş yer bulmaktadır (Duran, 2022: 13). Hayatın tüm katmanlarına nüfuz eden bu dijitalleşme sürecinin aile içi ilişkileri yönlendirme ve dönüştürme gücünün giderek artması, dijital teknolojilere ve dijital iletişim biçimlerine yönelik eleştirel yaklaşımların doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu çağın kavramları da kuşkusuz dijital ön ekiyle her geçen gün genişlemekte ve kullanım alanları yaygınlaşmaktadır. Dijital sağlık, dijital eğitim, dijital bankacılık, dijital kurumlar (e-devlet, e-vergi, e-imza), dijital oyunlar ve dijital ticaret dijitalleşmenin somut örneklerinden yalnızca birkaçıdır. Bununla birlikte dijital iletişim, dijital yalnızlık, dijital din ve dijital toplum gibi soyut kavramlar da giderek yaygınlaşmaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 286 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Önümüzdeki yıllarda dijital ön ekiyle birçok yeni somut ve soyut kavramın türeyeceği kaçınılmazdır. Çünkü her yeni gelişme, dijital hizmetler ve araçların kullanım alanını genişletirken, aynı zamanda bu yenilikler bireylerin günlük yaşamına da entegre olmaktadır. Dijital çağda öne çıkan ve giderek yaygınlaşan bağımlılık türlerinden biri de dijital bağımlılıktır (Yengin, 2019:2). Bu kavram, ilk kez 1995 yılında Ivan Goldberg tarafından literatüre kazandırılmış ve ardından Amerika medyasında “internet addiction” olarak yer bulmuştur (Ersoy & Ağlar, 2024:3; Yıldırım, 2021:7). Kimberly Young tarafından dijital bağımlılığı araştırmak üzere kurulan araştırma merkezi ve geliştirilen bağımlılık testleri dijital bağımlılık alanındaki bilimsel çalışmalara öncülük etmiştir (Havalı, 2024:20). Bağımlılık bir nesneye, kişiye, objeye duyulan önlenemez istek, iradenin yetersiz kalması veya başka bir iradenin etkisi altında olma durumu olarak tanımlanabilir. Dijital bağımlılık ise, bireyin kendisini yeterli hissetmeme dürtüsüyle tetiklenen, teknolojik ve davranışsal bir bağımlılık türüdür (Özsarı & Deli, 2023:2). Bu bağımlılık türünde bireyin zihni sürekli dijital öğelerle meşgul olmaktadır. Birey zamanla dijital araçlardan kopamamaktadır. Birey, bu araçlara erişim sağlayamadığında huzursuz, gergin, kaygılı, mutsuz bir durum sergilemektedir. Dijital bağımlılığın şiddeti, haftalık 40-48 saate varan internet kullanımına kadar ulaşabilirken birey dijitali kullanma isteğinin önüne geçmekte zorlanmaktadır. Bağımlılık düzeyine ulaşan bireylerde, internete bağlı olunmayan zamanın önemi kaybolmakta, saldırganlık gibi davranışsal değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Günlük yaşamda sorumlulukların yerine getirilmesinde aksaklıklar meydana gelirken iş, okul ve aile hayatındaki görevler ihmal edilmektedir. Zamanla bağımlı bireyler, evden dışarı çıkamama gibi ciddi sorunlarla karşılaşabilmektedir (Alyanak, 2016: 1). Literatürde dijital bağımlılık ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir bölümünde olumsuz aile ilişkilerinin yaşandığı ortamlarda bağımlılığın daha yaygın olduğu vurgulanmaktadır. Dijital bağımlılığa yol açan çalışma sonuçları makalenin “literatürde dijital bağımlılık ve aile ilişkileri” başlığında ele alınmıştır. Dijital Yalnızlık The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 287 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Yalnızlık kavramı, Türkçe sözlükte “yalnız olma, kimsenin bulunmaması durumu” olarak tanımlanmaktadır. Ancak Türk Dil Kurumu (TDK), 2024 yılında “kalabalık yalnızlık” kavramını yılın kelimesi olarak açıklayarak, bu kavrama olan ilgiyi önemli ölçüde artırmıştır (Karayaman, Boz, Şener, & Güler, 2025:1). TDK’nın internet sitesinde halk oylamasına sunulan “merhamet”, “yabancılaşma”, “algoritma”, “yozlaşma”, “yapay zekâ” ve “dijital yorgunluk” kelimeleri arasından seçilen “kalabalık yalnızlık”, birey toplum ilişkisi hakkında birçok mesaj barındırmaktadır (tdk.gov.tr, 30 Temmuz 2025). Yaklaşık bir milyon kişinin katılımıyla yapılan oylamada bu kavramın seçilmesi, birey-toplum, sosyoloji ve psikoloji zemininde kapsamlı araştırmaların önemini göstermektedir. Aynı zamanda kavram, toplumsal ve sosyolojik dönüşümün hangi yönlere evrilebileceği konusunda uyarıcı bir niteliğe sahiptir. Birbirine zıt anlamlar taşıyan “kalabalık” ve “yalnızlık” kelimelerinin bir arada kullanılması ilk bakışta tezat gibi görünse de kavramın derinlemesine incelenmesi bireylerin içinde bulunduğu durumun ne denli travmatik olabileceğini ortaya koymaktadır. Carl Gustaw Jung’un yalnızlık ile ilgili tanımı, bu kavramın bireylerin yaşadığı durumu özetler niteliktedir. Jung’a göre yalnızlık, bireyin yanında kimsenin olmaması değil; bireye ait duygu, düşünce ve fikirlerin karşı tarafa iletilememesi veya kabul görmemesidir (Deveoğlu, 2024:2). Literatürde dijitalleşme ve yalnızlık arasındaki ilişki üzerine birçok araştırma bulunmaktadır. Alkan, Alyanak, Deveoğlu, Göldağ, Kavlak, Yıldırım, Şen & Erol, bu ilişkinin farklı boyutlarını inceleyen çalışmalara örnek olarak gösterilebilir. Araştırmalar, yalnızlığa yol açan çeşitli etmenleri ortaya koymaktadır. Aile içi olumsuz ilişkiler, dijital araçlar, dijital oyunlar, dijital hedonizm, anlaşılmama hissi, mobbing ve boşluk hissi bunlardan sadece birkaçıdır. Ancak ortak olarak vurgulanan ve dikkat çeken unsur, aile içi olumsuz ilişkilerden kaynaklanan yalnızlıktır. İnsan doğası, temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra ait olma, sevilme, sayılma ve anlaşılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç, Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin üçüncü basamağında, sosyal aidiyet basamağı olarak yer almaktadır. Birey, bu ihtiyacını sevgi, sosyal yakınlık ve dostluk ilişkileriyle karşılamaktadır (Şengöz, 2022:4). Ancak aile içinde ait olma, anlaşılma, sevgi ve değer görme ihtiyacı karşılanamadığında birey, bu boşluğu farklı kanallarla doldurmaya çalışabilmektedir. Bireyin iş, okul ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 288 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sosyal hayatındaki ilişkiler zaman zaman sekteye uğrayabilmektedir. Bu durumlara aile içi iletişimsizlik, anlaşılmama ve değersizlik hissi eşlik ettiğinde bireysel izolasyonla başlayan yalnızlık zamanla bireyi dijital dünyanın zeminine sürükleyebilmektedir. Hayatın neredeyse her alanına entegre olmuş ve mekândan bağımsız sayısız seçenek sunan dijital dünya, bireyleri sanal bir çevreyle kuşatırken bireylerin yalnızlıklarını derinleştirmektedir. Bu yalnızlaşmanın sonucunda, aile ve toplum içindeki iş birliği, dayanışma ve yardımlaşma gibi değerlerin önemi zamanla azalmaktadır. Bireylerde yabancılaşma ve aidiyet duygularının kaybolması kaçınılmaz hâle gelmektedir. Oysa insan, yaratılış itibarıyla toplumsal bir varlıktır ve tarih boyunca milletlerin, devletlerin oluşumunda toplumsal bağlar belirleyici bir rol oynamıştır. Gerçek anlamda tarihin öznesi olabilmek, güçlü toplumsal bağlarla bir arada yaşamakla mümkündür. Toplumlar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş yığınlar değildir. Toplumları bir arada tutan, birlikte yaşamalarını sağlayan ortak tarih, sosyal ve kültürel bağlardır. Bu bağlar zamanla güçlenebileceği gibi gevşeyip çözülme tehlikesi de taşımaktadır. Toplumun hangi yöne evrileceği ortak irade ve birlikte yaşama kararlılığıyla doğrudan bağlantılıdır (Çapcıoğlu, 2024: 17-18). Ancak “kalabalık yalnızlık” içinde yaşayan bireylerin artışı, bireylerde birlikte yaşama arzusunun azalmasına yol açacaktır. Bu durumda nihai olarak toplumsal bağların çöküşüne zemin hazırlayacaktır. Dijitalleşme ve Muhafazakârlık Muhafazakârlık Latince’de korumak, saklamak, muhafaza etmek, tutmak gibi anlamlara gelen conservare sözcüğüne dayanmaktadır (Güngörmez, 2004:2). Kavram Ortaçağ’da yasaları, düzeni, belli grupları koruyan, kollayan anlamında “Conservator” terimiyle kullanılmıştır (Akkaş, 2003:2). Arapça sözlükte koruma, himaye etme, gözetme anlamlarına gelen hafaza kökünden türemiştir. Türkçe sözlükte de muhafaza etme, koruma anlamına gelmektedir. Muhafazakârlık kavramının Türkçe’de conservatismin karşılığı olarak ne zamandan itibaren kullanıldığı net olarak bilinmemekle birlikte geleneği koruma sürekliliği ifade etme anlamı uzun bir geçmişe dayanmaktadır (Çamurdaş, 2023:2). Muhafazakârlık modern siyasi bir ideoloji olarak Fransız Devrimi’ne karşı bir tepki hareketi olarak Edmund Burke’ün (1729-1797) fikirleriyle şekillense The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 289 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. de bir yaşam formu, bir düşünce şekli olarak kökeni 4. yüzyılın Kilise babalarından Saint Augustin’e, hatta Antik Yunan’a Aristo’ya kadar uzanmaktadır (Yurt, 2025:16). Edmund Burke tarafından kaleme alınan “Reflections on the Revolution in France 1790 (Fransız İhtilali Üzerine Düşünceler 1790)” muhafazakâr geleneğin en üst referans metni olarak kabul edilmektedir (Beneton, 2016: 15). Muhafazakârlıkla ilgili yaygın kabul, bu düşünce geleneğinin değişime bütünüyle karşı olduğu yönündedir. Ancak bu yaklaşım, muhafazakârlığın gerçek doğasını tam olarak yansıtmamaktadır. Muhafazakârlığın değişime bakışı, kökten ve ani dönüşümlere direnmekle birlikte, değişimin tedrici, kontrollü ve toplumsal istikrarı gözeten bir biçimde gerçekleşmesi gerektiği yönündedir. Nitekim literatür incelendiğinde muhafazakârlığın zaman içerisinde “neo-muhafazakârlık” ve “Yeni Sağ” gibi farklı biçimlere evrilerek dönemin toplumsal ve siyasal koşullarına uyum sağladığı görülmektedir (Yurt, 2025:27). Aile kurumu, insanlık tarihi boyunca toplumsal düzenin köklü yapılarından biri olarak varlığını muhafaza etmiştir. Bu kurum, “bireylerin sosyal bir varlık olmayı öğrendikleri ilk etkileşim ağı olması nedeniyle bireysel hayatlar ve toplum hayatı için en temel kurumdur” (Dikeçligil, 2012:24). Biyolojik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik ve hukukî boyutlarıyla aile; üyeler arasındaki ilişkileri belirli normlara bağlayan, toplumun kültürel ve karakteristik özelliklerini kuşaktan kuşağa aktaran ve en yoğun birincil ilişkilerin yaşandığı temel sosyalleşme ortamını oluşturan bir kurumdur (Zorlu, 2025:2). Muhafazakâr düşünce geleneğinde aile, toplumsal yapının inşasında ve sürekliliğinde merkezi bir konuma sahiptir. Toplumsal hayatın en eski kurumu olan aile, yalnızca biyolojik bir birliktelik değil; aynı zamanda değerlerin aktarımını, otoritenin meşruiyetini ve toplumsal düzenin devamlılığını sağlayan temel bir yapı olarak görülmektedir. Muhafazakâr ideolojinin erken dönem teorisyenlerinden Louis de Bonald’a göre aile toplumsal ve siyasal düzenin küçük bir yansıması niteliğindedir (Güler, 2016:127). Muhafazakâr düşüncede aile, bireyin kimlik kazanma sürecinde belirleyici bir kurumsal yapı olarak konumlandırılmaktadır. Aile, bireylerine yalnızca aidiyet duygusu kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda onları toplumsal hayata hazırlayarak belirli roller ve konumlar üzerinden toplumsal yapı içine dâhil eder. Bu yönüyle aile, birey ile toplum arasındaki temel aracı The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 290 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. kurumlardan biri olarak işlev görmektedir. Thomas Fleming de benzer biçimde, bireyin esas kimliğini oluşturan tarihsel süreklilik ve gelecek tasavvurunun aile aracılığıyla şekillendiğini ileri sürmektedir. Fleming’e göre insan doğası gereği unutkandır; buna karşılık aile, kuşaklar arası aktarımı mümkün kılan kolektif bir hafıza işlevi üstlenmektedir. Talcott Parsons, aile kurumunun toplumsal düzen içindeki rolünü; neslin devamlılığının sağlanması, bireylerin sosyal ve psikolojik rehabilitasyonu ile toplumsal norm ve değerlerin aktarımını sağlamak şeklinde üç temel işlev üzerinden tanımlamaktadır (Çaha, 2004: 8). Aile, bireylerde topluma ve devlete yönelik sevgi, aidiyet ve bağlılık duygularının gelişmesinde merkezi bir işleve sahiptir. Toplumsal bütünlüğün ve siyasal istikrarın sürdürülebilirliği, bireyler arasındaki bu duygusal ve normatif bağların gücüne doğrudan bağlıdır. Sevgi ve bağlılık temelinde inşa edilmemiş toplumların ve devlet yapıların çözülmeye daha açık olduğu görülmektedir. Bu bağlamda aile değerlerine yönelen herhangi bir tehdidin zamanında engellenememesi, söz konusu tehdidin giderek derinleşmesine ve yalnızca aile kurumunu değil, toplumsal düzeni ve nihai aşamada devletin bütünlüğünü hedef alan yapısal bir soruna dönüşmesine zemin hazırlamaktadır (Gilbert, 2016:74). Durkheim, toplumsal yapıda ortaya çıkan anomi ve yabancılaşma olgusunu, toplumun ortak değer dünyasında meydana gelen çözülmeyle ilişkilendirmektedir. Ona göre toplumsal düzenin zayıflaması ani bir kırılmanın sonucu değil, daha derin ve kademeli bir sürecin ürünüdür. Bu çözülme sürecinin ilk aşaması ise aile kurumunda başlamaktadır. Aile bağlarının zayıfladığı ve aileye atfedilen değerlerin aşındığı toplumlarda, kolektif bilinç giderek güç kaybetmekte; buna bağlı olarak toplumsal bağların ve ortak değerlerin çözülmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir (Çaha, 2004:8). Türk sosyoloji geleneğinde Ziya Gökalp, aileyi yalnızca bireylerin bir araya geldiği özel bir alan olarak değil, ulusun varlığını sürdüren ve kültürel sürekliliği sağlayan merkezi bir yapı olarak ele alır. Ona göre aile, toplumsal dirliği teminat altına alan, millî değerleri nesilden nesile aktaran ve ulusal bütünlüğü güçlendiren bir çekirdek kurumdur. Bu yaklaşım, aileyi hem ahlaki hem de ulusal sorumluluk alanı olarak konumlandırmaktadır. Benzer şekilde İhsan Sezal da aileyi toplumsal düzenin inşasında ve kurumsallaşmasında başlangıç noktası olarak değerlendirir. Sezal’in The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 291 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. perspektifinde aile, birey ile toplum arasındaki bağın kurulduğu; toplumsal yapının canlılığını, dayanıklılığını ve sürekliliğini güvence altına alan temel örgütlenme biçimidir (Kır, 2011:2). Bu makalenin odağı gereği, aile kurumunun önemine ilişkin tanımlar sınırlı tutulmuş; esas amaç olarak dijital çağın aile yapısı üzerindeki etkilerini irdelemek ve bu yeni çağda aileyi korumaya yönelik stratejiler geliştirmek benimsenmiştir. Literatürdeki çalışmalar, geleneksel aile modelinin tarihsel süreç içerisinde çekirdek aile formuna evrildiğini; dijital çağla birlikte çekirdek yapısının da farklılaşarak çoklu aile tipolojilerine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Araştırmalar, aile yapısındaki çözülme eğiliminin Sanayi Devrimi sonrasında hız kazanan kentleşme ve göç süreçleri, kadın hakları mücadelesi, eğitimde fırsat eşitliğinin genişlemesi, kadınların iş gücüne aktif katılımı gibi çeşitli toplumsal dinamiklerle bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır (Turgut, 2017:18). Bunun yanı sıra aile içi ilişkilerin belirgin biçimde zayıfladığı; tek ebeveynli aileler, dijital aileler, arkadaş temelli aile yapıları ve çocuksuz aile modelleri gibi yeni aile formlarının dijital çağın ilk çeyreğinde dikkat çeken bir seviyede artış gösterdiği literatür bulgularındandır (Bayer, 2013:12). Dolayısıyla aile yapısındaki dönüşüm çok boyutlu nedenlerle şekillenmekte olup bu nedenlerin etkisi, dijitalleşmenin hızlandırıcı niteliğiyle günümüzde daha görünür ve daha belirgin hale gelmiştir. Dijital Muhafazakârlık 2016 yılında yayımlanan Russian Geopolitics in the Age of New Media (Yeni Medya Çağında Rus Jeopolitiği) adlı eserde, dijitalleşmenin jeopolitik yapılar üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Anılan eserde Rusya’daki bölgelerin yerel ve jeopolitik mekânsal kimliklerine ilişkin anlatıların dijital platformlar aracılığıyla inşa edilmesi, bölgesel öz belirlemeye yönelik politik bir yönelimin oluşturulmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu anlatıların, “dijital jeopolitik” kavramını görünür ve analiz edilebilir bir olgu hâline getirdiği; dolayısıyla Rusya’daki sosyologlar tarafından incelenmesi gerektiği eserde vurgulanan temel hususlar arasındadır. Eserde özellikle dikkat çeken bölümlerden biri, “Digital Conservatism: Framing Patriotism in the Era of Global Journalism” (Küresel Gazetecilik Çağında Vatanseverliğin Çerçevelenmesi) başlığıdır (Bassin ve diğerleri, 2016:185). Bu başlıkta yazar, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 292 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Rusya’nın yeni medya ortamı içerisinde gelenekselci ve muhafazakâr anlatıların nasıl yeniden üretildiğini incelemektedir. Dijital platformların yalnızca teknik araçlar olmadığı, aksine tarihsel hafıza, ulusal kimlik ve muhafazakâr değerlerin dolaşıma sokulduğu ideolojik mekânlar hâline geldiği vurgulanmaktadır. Eserde dijital gazetecilik, devletle uyumlu aktörler ile taban hareketlerinin çevrimiçi katılım pratiklerini bir araya getirerek muhafazakâr bir jeopolitik dünya görüşünü pekiştiren stratejik bir mecra işlevi görmektedir. Böylece dijital muhafazakârlık; medya biçimi, siyasal ideoloji ve ulusal kimliğin, Rusya’nın Sovyet sonrası coğrafyadaki jeopolitik hedefleri çerçevesinde karşılıklı olarak birbirini ürettiği bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle dijital muhafazakârlık, geleneksel değerlerin dijital formlar içinde yeniden üretilmesini ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu eserde “dijital muhafazakârlık” kavramının kullanılması uluslararası literatür açısından bir ilki barındırmakla birlikte muhafazakârlığın dijital çağda kendini yenilemesi ve dijital bir forma evrilmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu göstermektedir. Dijital muhafazakârlığın konu edindiği başka bir çalışma Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makalede yer almaktadır. Anılan yazarlar “Conservatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems’ Digital Transformation (Muhafazakârlık ve Muhafazakâr Hukuk Düşüncesi: Kamu Sistemlerinin Dijital Dönüşümü Çağı) başlıklı makalede muhafazakârlığın genel kavramsal yapısını tartıştıktan sonra, dijital dönüşümün hukuki ve sosyal etkileri bağlamında muhafazakâr düşüncenin nasıl konumlanması gerektiğini belirtirler. Kazachanskaya ve Mamychev dijital teknolojilerin hızla kamu sistemlerine entegre olduğu bir dönemde, muhafazakâr hukuki düşüncenin salt geleneksel değerleri korumaya dönük değil, aynı zamanda dijitalleşme süreçlerini bu değerlerle uyumlu bir şekilde düzenlemeye odaklanan bir çerçeve geliştirmesi gerektiğini savunurlar. Söz konusu çalışmada toplumsal yaşamda dijital teknolojilerin geliştirilmesi ve etkin biçimde kullanılabilmesi için doktrinel nitelikte hukuki ve düzenleyici politikaların yanı sıra etik standartlar ve ahlaki ilkelerin oluşturulmasının gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Kazachanskaya ve Mamychev’e göre, 21. yüzyılda güçlü bir devlet yapısının inşası açısından dijital ortamda sunulan hizmetlerin; deontolojik kodlar, biyolojik tehditler ve çevresel riskler dikkate alınarak tasarlanması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, dijital çağın The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 293 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gereklerine uyum sağlayabilmek için kamu yönetiminde ve kamu hizmetlerinde gerçekleştirilen dijital dönüşümlere ek olarak, sosyo-normatif düzenlemelerin de hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmektedir (Kazachanskaya ve Mamychev, 2021:447-455). Bu çerçevede dijital muhafazakârlık, dijitalleşmenin değerler üzerinde yarattığı dönüştürücü etkilere karşı geliştirilen savunmacı bir refleks olmanın ötesinde, dijital çağın imkânlarını dikkate alan kurucu bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görüldüğü üzere, dijital platformlar muhafazakâr değerlerin aşındığı değil, aksine yeniden üretildiği ve dolaşıma sokulduğu stratejik alanlar hâline gelebilmektedir. Kazachanskaya ve Mamychev’in dijital dönüşüm bağlamında muhafazakâr hukuki düşünceye ilişkin ortaya koyduğu normatif çerçeve, dijitalleşmenin etik, ahlaki ve toplumsal sorumluluk ilkeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye bağlamında ise dijitalleşme sürecinin hızına karşın, değerlerle dijital platformlar arasındaki ilişkinin henüz kavramsal ve kuramsal bir bütünlük içinde ele alınmadığı görülmektedir. Bu durum, dijital çağda değerleri koruma ve aktarma çabalarının dağınık ve tepkisel bir düzeyde kalmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak tartışmaya açılması, dijitalleşmenin kaçınılmazlığı karşısında değerlerin korunmasına yönelik yeni ve sistematik bir düşünme biçimi sunmaktadır. Bu çerçevede sınırların görünmez hâle geldiği, küresel kültür ve değer aktarımının hızlandığı ve dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz ettiği bu dönemde Türkiye açısından da aileyi, bireyi, kimliği, inancı, değerleri koruyan, kamusal alanlardaki gerçekleşecek olan dijital dönüşümlerin her kademesinde koruyucu çerçeveye duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu ihtiyacı en kapsamlı biçimde karşılayan ve söz konusu dönüşümü teorik olarak açıklayan yaklaşım dijital muhafazakârlık perspektifidir. Dijital muhafazakârlık perspektifi, insanı merkeze alan tüm değerleri ailenin, kimliğin, inancın, tarihin, kadim kültürel mirasın ve hatta insan psikolojisinin- dijital çağın dönüştürücü ve çoğu zaman aşındırıcı etkilerinden korumayı amaçlayan kapsamlı bir stratejik çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda dijital sınırların belirlenmesi, ekran sürelerinin denetimi, sosyal medya kullanımının kontrollü biçimde düzenlenmesi ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 294 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bireyin özel alanının korunması temel stratejik başlıklar olarak öne çıkmaktadır. Bu makalenin odağında ise aile kurumunun korunmasına yönelik dijital muhafazakârlık stratejiler yer almaktadır. 5. Dijital Muhafazakârlık Stratejileri Dijital Sınırların Belirlenmesi Dijital çağın diğer tarihsel dönemlerden ayırt edici özelliği, fiziksel sınırların anlamını yitirmesidir. Artık kıta, ülke veya sınır kavramları dijital mecralarda büyük ölçüde erimektedir. Bireylerin paylaşımları, saniyeler içinde uçsuz bucaksız mesafeleri aşarak dünyanın herhangi bir noktasındaki bireylerin erişimine açılmaktadır. Sosyal medya platformları üzerinden bireyler, toplumsal, kültürel ve sosyal içeriklere sürekli maruz kalmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin sahip oldukları kültürel değerleri ve kadim mirası koruyabilmeleri, dijital araçları ve sosyal medyayı bilinçli, kontrollü ve iradeli bir şekilde kullanmalarını zorunlu kılmaktadır. Dijital mecraların bilinçli kullanımı, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile içi ilişkilerin sağlıklı biçimde sürdürülmesi açısından da hayati öneme sahiptir. Ekran süresinin sınırlandırılması, özellikle çocuklar için güvenli içerik filtrelerinin uygulanması, özel alan ve mahremiyetin korunması, bu alanların dijital mecralarda paylaşılmaması temel dijital muhafazakârlık stratejilerini oluşturmaktadır. Aile Değerlerinin Dijital Ortama Taşınması Dijital ortamda aile değerlerinin -yardımlaşma, koruma, işbirliği, merhamet, sevgi, saygı vb.- paylaşılması ve ailenin toplumsal önemi üzerine üretilen içerikler, söz konusu mecralarda ailenin işlevinin ve öneminin sürekli hatırlanmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür paylaşımlar, aile bireyleri arasında etkili iletişimi teşvik ederek, karşılıklı anlayış ve işbirliği ortamını güçlendirmektedir. Özellikle rehber niteliğindeki içerikler, aile içi karar alma süreçlerinde farkındalık yaratmakta, çatışma yönetimi ve duygusal destek mekanizmalarının geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca, bu paylaşımlar, bireylerin aile değerlerini içselleştirmesini destekleyerek, toplum genelinde kültürel ve ahlaki normların korunmasına dolaylı yoldan hizmet etmektedir. Sonuç olarak, aile değerlerinin dijital zeminde görünür kılınması ve bu değerlerin sürdürülebilir biçimde paylaşılması, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından hem bireysel hem de toplumsal açıdan kritik bir rol oynamaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 295 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Eğitim ve Farkındalık Stratejileri Dijital ortamda paylaşılan içeriklerin bireyler üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları, dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu çalışmaların özellikle aile yapısı, aile içi ilişkiler ve aile üyeleri bağlamında yürütülmesi ayrı bir önem taşımaktadır; çünkü aile, toplumu bir arada tutan temel işlevlerden birine sahiptir. Aile yapısının zayıfladığı toplumların uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir. Bireyler toplumsal değerleri, kültürel mirası ve insana, ahlaka ilişkin normları ilk olarak aile içinde öğrenmektedir. Bu yönüyle aile, toplumun adeta bir sigortası işlevi görmektedir. Bu nedenle, ilgili kurumların1 öncülüğünde aile üyelerine dijital dünyadaki riskler ve fırsatlar hakkında eğitim verilmesi dijital muhafazakârlık stratejilerinin merkezi bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, çocuklar ve gençlere dijital sorumluluk bilinci kazandırmaya yönelik yürütülecek eğitim ve farkındalık faaliyetleri de dijital muhafazakârlığın stratejik hedefleri arasında yer almaktadır. Toplumsal ve Kültürel Bağların Güçlendirilmesi Dijital çağın hızla ilerleyen dinamikleri ve kıtalararası kültürel etkileşimler karşısında, ulusal değerlere yönelik toplumsal ve kültürel bağların güçlendirilmesi kritik bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Dijital mecralarda üretilen içeriklerin, toplumsal bağları pekiştirecek ve kültürel mirasın yaygınlaşmasına katkı sağlayacak nitelikte olması, ulusal kültürün yabancı kültürler karşısında erimesini önleyecektir. Ayrıca, dijital araçlar aracılığıyla ulusal ve kültürel değerlerin paylaşımı bu paylaşımların sürdürülebilirliği, ulusal değerlerin korunmasına önemli katkılar sunmaktadır. Bu bağlamda, aile yapısının güçlendirilmesi, aile değerlerinin yaşatılması ve ailenin toplum içindeki rolünün vurgulanması yönündeki dijital içerikler de toplumsal bütünlüğün korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Dijitalin Bilinçli Kullanımı Dijital dünyanın sunduğu sayısız hizmet arasında kaybolmak ve bireysel özden uzaklaşmak yerine, dijitali bilinçli ve ölçülü bir şekilde tüketme iradesi, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından son derece kritik bir 1Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşlar vb. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 296 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. tutum olarak değerlendirilmektedir. Bireye herhangi bir fayda sağlamayan, zaman kaybına yol açan ve psikolojik sıkıntılara neden olabilecek sınırsız dijital kullanım, ciddi bir risk ve tehlike unsuru taşımaktadır. Her bireyin öz disiplin bilinciyle güçlü bir irade göstermesi, dijital bağımlılık tuzağından korunmasına önemli katkılar sunacaktır. Bu öz disiplin ve dijital mecraların iradeli kullanımı, aile üyeleri arasında da sağlanmalıdır. Aile fertlerinin işbirliği ve dayanışmasıyla, dijitalin eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaçlar dışında belirli zamanlarda kullanılmaması -başka bir deyişle, dijitalin minimal düzeyde ve ihtiyaç odaklı kullanımı- dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. 6. Dijitalleşme ve Aile İlişkileri Literatür Bulguları ve Tartışma Bu başlık altında dijital bağımlılık, dijital yalnızlık ve dijital çağda aile içi ilişkiler konusuna dair literatür araştırmalarında öne çıkan bulgular ele alınmaktadır. Söz konusu bulgular, dijital araçların aile içi ilişkiler üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla anlamaya yöneliktir. Bu bağlamda, literatür taramaları, dijital çağın aile dinamikleri üzerindeki karmaşık etkilerini daha bütüncül bir perspektifle değerlendirme imkânı sunmaktadır. Bu çerçevede literatür bulguları: Bayhan’ın (2020:119) lise öğrencileri üzerinde gerçekleştirdiği araştırma, internet bağımlılığının aile içi ilişki kalitesiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular, ebeveynlik tutumlarının çocukların dijital davranışlarını doğrudan etkilediğini göstermekte; özellikle ilgisiz, mesafeli veya yetersiz ebeveynlik pratiklerinin internet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet oranlarını anlamlı düzeyde artırdığı belirtilmektedir. Ayrıca aile bağlarının zayıf olduğu ya da ebeveynlerin ayrı yaşadığı aile tiplerinde çocukların dijital risklere maruz kalma olasılığının belirgin şekilde yükseldiği vurgulanmaktadır. Benzer biçimde Kavlak ve arkadaşlarının (2022:9) çalışması da aile ilişkilerinde yaşanan çatışma, iletişimsizlik veya duygusal kopukluk gibi olumsuzlukların internet bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık düzeyleriyle pozitif yönlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, dijital bağımlılık davranışlarının yalnızca bireysel faktörlerle değil, güçlü biçimde aile içi etkileşim örüntüleriyle şekillendiğine işaret etmektedir. Göldağ’ın (2018:14) lise öğrencileri üzerine gerçekleştirdiği araştırma, dijital oyun kullanımının aileler tarafından yeterince denetlenmediğini ve oyun The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 297 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. süreleri ile içeriklerinin çoğu zaman kontrolsüz kaldığını göstermektedir. Çalışmanın bulguları, dijital oyunlar üzerinde etkin bir ebeveyn kontrolü sağlanmadığında öğrencilerin internet bağımlılığı eğilimlerinin belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Alyanak’ın (2016:4) çalışması, internet bağımlılığının tedavi sürecinde güçlü aile ilişkilerinin kritik bir değişken olduğunu vurgulamaktadır. Araştırmaya göre, bağımlılığın altında yatan iletişim problemleri ve aile içi çatışmaların giderilmesi, bireyin bağımlılıkla baş etme kapasitesini önemli ölçüde güçlendirmekte; bu bağlamda aile içi iletişim kanallarının güçlendirilmesi, destekleyici bir iş birliği ortamının sağlanması ve duygusal dayanışmanın artırılması tedavi sürecinin başarısı açısından temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu iki çalışma birlikte değerlendirildiğinde, dijital bağımlılık davranışlarının önlenmesinde ve tedavi edilmesinde aile kurumu ile ebeveynlik pratiklerinin merkezi bir role sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ersoy ve Ağlar’ın (2024:17) araştırması, aile içinde açık iletişim kanallarının bulunmasının ve demokratik bir aile atmosferinin sağlanmasının dijital bağımlılık riskini anlamlı biçimde azaltan temel etkenler olduğunu göstermektedir. Çalışma, aile içi iletişimin niteliğinin çocukların dijital davranış örüntülerini doğrudan biçimlendirdiğini vurgulamaktadır. Buna paralel olarak Şen ve Erol (2024:3), aile içi iletişimin başlangıç noktasının ebeveynler olduğunu ifade etmekte ve anne-babanın sergilediği tutarlı, yapıcı ve sağlıklı iletişim biçiminin çocuklarla kurulacak ilişkinin temelini oluşturduğunu belirtmektedir. Araştırma bulguları, dijital teknolojilerin aile içi iletişimi zayıflatıcı etkilere sahip olabileceğini; ancak güçlü aile bağları, nitelikli etkileşim ve destekleyici ebeveyn tutumlarının bu olumsuz etkileri önemli ölçüde sınırlayabildiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda çalışmalar, dijital bağımlılığın önlenmesinde yalnızca teknolojik faktörlere değil, aile içi iletişim süreçlerinin kalitesine de odaklanılması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Haberli (2023:7), ebeveynlerin çocukların dijital araçlarla kurdukları ilişkiyi yönlendirmede belirleyici bir konumda bulunduğunu vurgulamakta ve literatürde ebeveynlik tutumlarının arabulucu, otoriter ve ortak izlenme şeklinde üç kategori altında incelendiğini aktarmaktadır. Arabulucu tutumdaki ebeveynler, çocuklarıyla dijital içeriklerin olumlu ve olumsuz yönlerini tartışarak rehberlik sağlayan, dijital farkındalık ve eleştirel medya okuryazarlığı gelişimini destekleyen bir yaklaşım benimsemektedir. Buna The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 298 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. karşılık otoriter tutum, baskıcı ve tek yönlü bir kontrol mekanizmasına dayandığından, çoğu zaman çocukların dijital içeriklere yönelik merak ve yönelimlerini artırmakta; ayrıca aile içi iletişimde çatışma ve uzlaşma sorunlarına yol açabilmektedir. Ortak izlenme tutumunda ise ebeveynler çocuklarıyla birlikte dijital araçları kullanarak daha etkileşimli, paylaşımcı ve işbirlikçi bir iletişim modeli geliştirmektedir. Araştırma bulguları, bu işbirlikçi yaklaşımın çocukların öğrenme süreçlerine ve dijital deneyimlerinin niteliğine anlamlı düzeyde olumlu katkı sunduğunu göstermektedir. Böylece çalışma, ebeveynlik tarzlarının dijital davranışları şekillendiren güçlü bir sosyopedagojik faktör olduğunu ileri sürmektedir. Karaboğa (2019:16) araştırmasında, uzun süreli dijital medya kullanımında aile içi iletişimin ve aile bağlarının zayıflayacağı vurgulanmaktadır. Araştırma, aile üyeleri arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi için ebeveynlere dijital medya okuryazarlığı eğitimini önermektedir. Bu eğitimin zaman yönetimi başta olmak üzere hem eşler arasındaki iletişime hem de ebeveyn-çocuk iletişimine olumlu katkı sağlayacağı eğitimin sağlayacağı faydalar olarak öne çıkmaktadır. Barış ve Yeşilyurt’un (2025:8) araştırmasında dijital mecraların yalnızca kullanım sıklığının değil, bu platformlarda paylaşılan içeriklerin niteliğinin de aile ilişkilerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Özellikle kıyaslama, rekabet ve idealize edilmiş yaşam temsilleri içeren paylaşımların aile içi iletişimde güvensizlik, yetersizlik hissi ve duygusal kopukluk gibi sonuçlara yol açtığı belirtilmektedir. Fenomenleşmiş içeriklerin de benzer biçimde aile dinamiklerini olumsuz etkilediği ifade edilmektedir. Çalışma, bu olumsuz etkilerin azaltılabilmesi için ailelere dijital içerik yönetimine yönelik stratejik öneriler sunmakta; bilinçli kullanım, içerik seçimi ve dijital etkileşim sınırlarının belirlenmesi gibi uygulamaların önemine dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda her iki araştırma, dijital mecraların aile yapısı üzerindeki etkilerinin hem kullanım biçimi hem de içerik türleri üzerinden çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Akbaş ve Dursun’un (2020:11) araştırması, dijital teknolojilerin uzun süreli kullanımının özellikle çocuklar üzerinde bilişsel, davranışsal ve sosyal düzeyde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, bu olumsuzlukların önlenmesinde baskıcı veya yasaklayıcı ebeveynlik tarzlarının etkili olmadığını, aksine ebeveynlerin dijital teknolojiyi bilinçli, kültürel ve pedagojik bir perspektifle kullanma The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 299 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. becerilerini geliştirmelerinin kritik bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. Çalışma, bu bağlamda dijital ebeveynlik kavramını öne çıkararak dijital kültürün aile içinde geliştirilmesinin, Arslan’ın (2020:2) ifadesiyle “dijital yerlilerin” sağlıklı biçimde yetiştirilmesi açısından temel bir gereklilik olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde Yurdakul, Dönmez, Yaman ve Odabaşı (2013:6), dijital bağımlılığın önlenmesinde dijital ebeveynliğin merkezi bir rol üstlendiğini ifade ederek kavramı; dijital araçlara hâkim olan, dijital mecralardaki fırsat ve risklerin bilincinde bulunan, çocuklarını çevrimiçi tehditlere karşı koruyan, gerçek ve sanal dünyada haklara saygı kültürünü aktaran ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilen bireylerin sergilediği ebeveynlik biçimi olarak tanımlamaktadır. Bu doğrultuda dijital ebeveynlik, çocukların dijital dünyada güvenli, bilinçli, etik ve sürdürülebilir biçimde var olabilmelerini sağlayan temel bir rehberlik çerçevesi sunmaktadır. 7. Sonuç İnsanlık tarihi, her büyük yeniliğin arkasındaki köklü toplumsal dönüşümlerin itici gücüyle durmaksızın şekillenen bir değişim ve dönüşüm yolculuğudur. Ateşin bulunması, yazının icadı, buharlı makinelerin üretime dâhil edilmesi, elektriğin keşfi ve nihayetinde internetin ortaya çıkışı, insan yaşamında paradigmatik kırılmalara yol açan başlıca dönüm noktalarıdır. Bu yenilikler, toplumların beslenme alışkanlıklarından yerleşik yaşam pratiklerine, ticaret ve üretim yöntemlerinden iletişim biçimlerine kadar geniş bir yelpazede radikal değişim süreçlerini tetiklemiştir. 21.yüzyıl diğer adıyla dijital çağ, internetin keşfiyle birlikte dijital iletişimin küresel ölçekte yeniden biçimlendiği bir döneme işaret etmektedir. İnternetin sağladığı altyapı sayesinde dünya üzerindeki milyarlarca insan, fiziksel sınırların belirleyiciliğinden bağımsız olarak aynı dijital zeminde bir araya gelebilme imkânına kavuşmuştur. Bu yeni iletişim ortamı bireylere önemli fırsatlar sunmakla birlikte, beraberinde çeşitli risk ve tehditleri de taşımaktadır. Söz konusu risklerin ulusal ve yerel kültürler açısından kritik yönü, farklı kültürel kodlara ve değer sistemlerine kontrolsüz biçimde maruz kalma sonucunda ulusal değerlerden uzaklaşma ihtimalinin artmasıdır. Bireyin sosyalleşmesinde ve toplumun sürekliliğinde temel bir rol üstlenen aile kurumunun dijital ortamlardan gelebilecek olası tehditlere karşı korunması, toplumsal bütünlük açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede makale bireyin kendisiyle ve çevresiyle (aile, toplum vb.) olan The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 300 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. iletişimini dijital çağın baş döndüren teknolojileri karşısında korumak için “dijital muhafazakârlık” kavramını teklif etmesiyle özgün ve ayırt edici yönüyle öne çıkmaktadır. Dijital muhafazakârlık yaklaşımı, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma geliştirmek yerine, dijital alanı değer temelli bir mücadele ve üretim sahası olarak ele almakta; değerlerin korunmasını dijital platformların etkin ve stratejik kullanımına bağlamaktadır. Dijital muhafazakârlık, muhafazakâr değerlerin dijital çağın iletişim biçimleriyle yeniden ifade edilmesini ve dolaşıma sokulmasını esas alan bir kavramsallaştırmadır. Bu yaklaşım, geleneği dijitalleşmenin karşısında sabit ve değişmez bir unsur olarak değil, dijital mecralarla etkileşim hâlinde yeniden müzakere edilen dinamik bir yapı olarak ele almaktadır. Rusya’da dijital muhafazakârlık, özellikle yeni medya aracılığıyla vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeniden çerçevelenmesi bağlamında teorik bir içerik kazanmıştır. Buna karşılık Türkiye’de kavram henüz literatürde sistematik biçimde ele alınmamış olsa da hızlı dijitalleşmenin toplumsal yapılar üzerindeki etkileri, dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Makale, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi bireysel deneyimlerin aile bağlarını nasıl zayıflattığına ilişkin bulguları bir araya getirerek literatürdeki dağınık bilgi birikimini sistematik bir çatı altında toplamaktadır. Bununla birlikte dijital iletişimin hızlanmasıyla aile üyeleri arasındaki fiziksel ve duygusal mesafenin nasıl yeniden tanımlandığına dair özgün tespitler sunarak, aile sosyolojisi ve iletişim çalışmaları alanlarında önemli bir tartışma zemini oluşturmaktadır. Sonuç olarak makale, dijital muhafazakârlığı Türkiye literatüründe kavramsal bir öneri olarak tartışmaya açarak, dijitalleşme ile değerler arasındaki ilişkiye yönelik dağınık tartışmaları bütünlüklü bir çerçeveye oturtmayı hedeflemektedir. Çalışmanın özgünlüğü, dijital muhafazakârlığı ne dijitalleşmeye karşı bir reddiye ne de geleneksel değerlerden kopuş olarak ele alması; aksine dijital platformların değer temelli ve normatif ilkeler doğrultusunda etkin kullanımını savunan kurucu bir yaklaşım geliştirmesinde yatmaktadır. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görülen dijital muhafazakârlık tartışmalarının Türkiye bağlamına taşınması, karşılaştırmalı bir perspektif sunarak literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr düşüncenin edilgen değil, yönlendirici ve üretken bir rol üstlenebileceğini The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 301 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. göstermekte; dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin akademik tartışmalara özgün bir katkı sunmaktadır. 8. Öneriler Dijital çağın olumsuz etkilerini azaltmak, dijital mecraların daha bilinçli, kontrollü ve kültürel duyarlılıkla kullanılmasını sağlamak amacıyla makale genç, ebeveyn, akademi, bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, resmî kurumlar ve daha birçok kurum-kuruluşa çeşitli öneriler sunmaktadır. *Birey, aile ve toplumların dijital mecraların olumsuz etkilerine karşı daha kırılgan hâle geldiği görülmektedir. Bu nedenle, değer üreten ve değer aktarımını önceleyen bir dijital zeminin inşası zorunludur. Bu zemini ifade eden en kapsamlı kavram dijital muhafazakârlıktır. Dijital muhafazakârlık, dijital teknolojilerin hayatın her alanına nüfuz ettiği çağımızda birey, aile ve toplumların değerlerini, kimliklerini ve geleneksel normlarını koruma yönündeki bilinçli duruşu ifade etmektedir. *Dijital muhafazakârlık yaklaşımının Türkiye bağlamında işlevsel hâle gelebilmesi için, dijitalleşme politikalarının yalnızca teknik altyapı ve verimlilik ekseninde değil, değer temelli bir perspektifle ele alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda, kamu yönetimi ve kamu hizmetlerinde yürütülen dijital dönüşüm süreçlerinin etik ilkeler, mahremiyet hassasiyeti ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla birlikte yapılandırılması önem taşımaktadır. Dijital platformların, kültürel sürekliliği destekleyen ve toplumsal değerlerin aktarımını güçlendiren araçlar olarak değerlendirilmesi, dijitalleşmenin değerlerle çatışan değil, değerleri yeniden üreten bir sürece dönüşmesine katkı sağlayacaktır. *Akademik düzeyde dijital muhafazakârlık kavramının sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk ve iletişim çalışmaları ekseninde disiplinlerarası biçimde ele alınması, kavramın teorik derinliğini artıracaktır. Eğitim, medya ve dijital okuryazarlık politikalarında değer temelli içeriklerin teşvik edilmesi de dijital muhafazakârlığın pratik karşılıklarını güçlendirecek önemli adımlar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda dijital alan, muhafazakâr değerlerin savunulduğu bir “tehdit alanı” olmaktan çıkarılarak, değer temelli bir toplumsal inşa zemini olarak yeniden düşünülmelidir. *Yerli ve değer odaklı dijital içerik üretimi teşvik edilmelidir. Bu kapsamda kamu destekli projelerin yaygınlaşmasına ihtiyaç vardır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 302 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. *Dijital ortamlarda özel alanın korunması ve mahremiyet bilincinin güçlendirilmesi, bireylerin dijitalleşme sürecinde psikolojik bütünlüklerini korumaları açısından kritik önem taşımaktadır. *Dijital ebeveynlik farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, çocukların ve gençlerin dijital risklerden korunması ve sağlıklı dijital alışkanlıklar geliştirmesi için gereklidir. *İlköğretimde seçmeli ders olarak sunulan “Medya Okuryazarlığı” dersinin lise ve yükseköğretim düzeylerinde de zorunlu hâle getirilmesi, eleştirel dijital bilinç geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir. *Dijital mecralarda doğruluk, adalet, saygı ve mahremiyet gibi etik değerlerin yaşatılmasına yönelik içerik üretiminin artırılması, dijital kültürün etik zeminde şekillenmesine katkı sağlayacaktır. *Baskıcı, otoriter ve yasaklayıcı ebeveyn modelleri yerine; hoşgörülü, empati kurabilen, çocuklarıyla iletişim ve müzakere becerisi geliştirebilen bir ebeveyn yaklaşımının teşvik edilmesi gerekmektedir. *Aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın niteliğinin artırılması, ortak etkinliklerle duygusal ve sosyal bağların anlamlı biçimde güçlendirilmesi önemlidir. *Aile içi ilişkilerde merhamet, saygı, sevgi, aidiyet, paylaşım, hoşgörü ve güven temelli ilişkilerin güçlendirilmesi hem aile bütünlüğünü hem de toplumsal dayanıklılığı destekleyen temel bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. *Dijital mecralarda dezenformasyon, manipülasyon ve sahte içeriklerle mücadele için hem teknolojik hem de pedagojik temelli doğrulama mekanizmaları geliştirilerek kullanıcıların eleştirel dijital düşünme becerileri desteklenmelidir. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 303 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Kaynakça Akkaş, Hasan Hüseyin (2003). Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4(2), 241-254. Aksan, Gamze. (2025) Ebeveyn ve Genç İlişkisinde Aile Tutumları ve Aile Değerleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Habitus Toplumbilim Dergisi, 6, 95-124. Alkan, Buse (2023). Instagram’ın Evli Çiftlerin Aile Yaşantısına Etkileri. İletişim Bilimi Araştırmaları Dergisi 3(3), 218-235. Alyanak, Behiye (2016). İnternet Bağımlılığı. Klinik Tıp Pediatri Dergisi 8 (5), 20-24. Akbaş, Özge Zeybekoğlu ve Dursun, Cansu (2020). Teknolojinin Aileye Etkisi: Değişen Ailenin Dijital Ebeveyn ve Çocukları. Turkish Studies-Social, 15(4), 2245-2265. Akar, Damla (2025). Sosyal Medyada Aile Algısı: Ekşi Sözlük Tanımları Üzerine Bir Değerlendirme. Trt Akademi, 10(24), 800-829. Arslan, Aysel 2020). Üniversite Öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Düzeylerinin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi. International E-Journal of Educational Studies, 4(7), 27-41. Barış, Özlem ve Yeşilyurt, Segah (2025). Sosyal Medyada Ailelerin Medyatikleşmesi: Popüler Aileler Örneği, TRT Akademi, 10(24), 624-651. Bassin, Mark ve diğerleri (2016). Eurasia 2.0: Russian geopolitics in the age of new media. Bloomsbury Publishing PLC. Bayer, Ali (2013). Değişen Toplumsal Yapıda Aile. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4(8), 101-129. Bayhan, Vehbi (2020). Z Kuşağı Lise Gençlerinde Sosyal Medya Bağımlılığı İle Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyet Deneyimleri. İlahiyat Akademi (12), 117-144. Beneton, Phillipe (2016). Muhafazakârlık, Le Conservatisme. (C. Akalın Çev.), İstanbul: İletişim. Çaha, Ömer (2004). Muhafazakâr Düşüncede Toplum, Liberal Düşünce Dergisi, (34), 15-24. Çamurdaş, Kübra (2023) Türkiye’de Gelenek ve Modernite Geriliminde Muhafazakârlık: Hareket Dergisi Örneği1. Çiftçi, Ayşe Nur (2023). Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü Örneği.” Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 25 (Özel Sayı), 489-514. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 304 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Duran, Resul (2022). Türkiye Aile Yapısının Geleceğine Yönelik Çıkarımların Değerlendirilmesi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Dergisi, 2(1), 147-164. Gilbert, Andrew Norman (2016). British Conservatism and The Legal Regulation of İntimate Adult Relationships, 1983-2013 (Doctoral Dissertation, Ucl (University College London)). Güler, Zeynep (2016). Muhafazakârlık, Kadim Geleneğin Savunusundan Faydacılığa. H.B.Örs (Der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler (Ss. 115-162). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi. Göldağ, Battal (2018). Lise Öğrencilerinin Dijital Oyun Bağımlılık Düzeylerinin Demografik Özelliklerine Göre İncelenmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 15 (1), 1287-1315. Güngörmez, Bengül (2004). Muhafazakâr Paradigma: “Dogma” ve “Önyargı. Muhafazakâr Düşünce Dergisi, 1(1), 11-30. Deveoğlu, Müge (2024). Yalnızlığın Yeni Hali: Dijital Yalnızlık. Sosyologca, 9/18-19, 341-352. Dikeçliğil, F. Beylü (2012). Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu, Muhafazakâr Düşünce, 8(31), 21-52 Ersoy, Mustafa ve Ağlar, Cengiz (2024). Trdizin Veri Tabanındaki Dijital Bağımlılık Araştırmalarına Genel Bakış (2013-2023). Haberli, Mehmet (2023). Dijital Çağda Aile: Ebeveynleriyle İlişkisi Çerçevesinde Gençlik ve Din. Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi, 7(3), 374-389. Havalı, Sibel (2024). Dijital Bağımlılık Üzerine Güncel Tartışmalar. Ankara: Berikan Yayınevi. Karaboğa, Mehmet Tahir (2019). Dijital Medya Okuryazarlığında Anne ve Baba Eğitimi.” Opus International Journal of Society Researches, 14(20), 2040-2073. Karayaman, Saffet ve diğerleri (2025) Kalabalık Yalnızlık Ölçeği. Kazachanskaya, Elena ve Mamychev, Alexey (2021). Conser-vatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems' Digital Transformation. European Proceedings of Social and Behavioural Sciences. Kır, İbrahim (2011). Toplumsal Bir Kurum Olarak Ailenin İşlevleri. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 10(36), 381–404. Özdoğan, Ogan (2017). Endüstri 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi ve Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları, Pusula. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 305 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Özsarı, Arif ve Deli, Şekip Can (2023). Dijital Okuryazarlık ve Dijital Bağımlılık İlişkisi: Hokey Sporcuları Araştırması. The Online Journal of Recreation and Sports, 12(4), 491-501. Şen, Gülyaşar Erol, Ayten (2024). Modernleşme Sürecinde Dijital Medyanın Aile Üzerindeki Etkileri.” Kaide Dergisi (Asbü Uluslararası Aile Araştırmaları Dergisi), 2 (1), 1-30. Turğut, Faruk (2017). Tarihsel Süreçte Aile Kurumunun Dönüşümü ve Geleceğine Yönelik Çıkarımlar. Medeniyet ve Toplum Dergisi, 1(1), 93-117. Ültay, Eser ve diğerleri (2021), Sosyal Bilimlerde Betimsel İçerik Analizi.” Ibad Sosyal Bilimler Dergisi, (10), 188-201. Yengin, Deniz (2019). Teknoloji Bağımlılığı Olarak Dijital Bağımlılık. Turkish Online Journal of Design Art and Communication, 9(2), 130-144. Yetkin, Elif Gizem ve Coşkun, Kemal (2021). Endüstri 5.0 (Toplum 5.0) ve Mimarlık, Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi, (27), 347-353. Yurdakul, Işıl ve diğerleri (2013). Dijital Ebeveynlik ve Değişen Roller. Gaziantep University Journal of Social Sciences, 12(4), 883-896. Yıldırım, İrfan (2021). Sosyal Medya, Dijital Bağımlılık ve Siber Zorbalık Ekseninde Değişen Aile İlişkileri Üzerine Bir Değerlendirme.” Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9 (5), 1237-1258. Yurt, Remziye Gül (2025). Dijital Muhafazakârlık: Gelenekten Dijitale Muhafazakârlığın Dönüşümü. İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları. Zorlu, Yaşar (2025). Sosyal ve Dijital Medyanın Aile İçi İletişim Üzerindeki Olumsuz Etkileri Ve Sosyal Sonuçları. Erciyes İletişim Dergisi, 12(2), 599-620. Https://Tdk.Gov.Tr/İcerik/Basindan/2024-Yilinin-Kelimesi-Kavrami-Kalabalik Yalnizlik/ The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 306 https://dergipark.org.tr/tr/pub/tinisos/article/1838435

Featured post

İRAN-İSRAİL-ABD SAVAŞI VE TÜRKİYE'NİN BARIŞI SAĞLAMA ÇABALARI

  Birinci Haftanın Bilançosu: Ateş Çemberinde Diplomasi 7 Mart 2026 Ortadoğu, 28 Şubat 2026'da başlayan ve bir haftayı geride bıra...