Wednesday, 18 January 2017

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hakkında Ansiklopedik Bilgiler

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hakkında Ansiklopedik Bilgiler

Vikipedi, özgür ansiklopedi

https://tr.wikipedia.org/wiki/Kuzey_K%C4%B1br%C4%B1s_T%C3%BCrk_Cumhuriyeti
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Kuzey Kıbrıs
BayrakArma
Marşı: İstiklâl Marşı
MENÜ
0:00
Başkent
ve yerleşim yeri
Lefkoşa
54°40′K 25°19′D
Resmî dillerTürkçe
HükûmetYarı başkanlık sistemi
 • CumhurbaşkanıMustafa Akıncı
 • BaşbakanHüseyin Özgürgün
 • Meclis BaşkanıSibel Siber
Yasama organıCumhuriyet Meclisi
Kuruluşu
 • Bağımsızlık15 Kasım 1983 
Yüzölçümü
 • Toplam3.355 km2 (167.)
1.295 mil2
 • Su (%)2.7
Nüfus
 • 2013 sayımı286.257[1]
 • Yoğunluk86/km2 (122.)
223/mil2
GSYH (SAGP)2013 tahmini tahmini
 • ToplamTurkish lira symbol black.svg 7.6 milyar
 • Kişi başınaTurkish lira symbol black.svg 41,263
Para birimiTürk lirası (Turkish lira symbol black.svg) (TRY)
Zaman dilimiDAZD (UTC+2)
 • Yaz (SU)DAYZD (UTC+3)
Trafik akışısol
Telefon kodu+90 392
Internet TLD.nc.tr ve .tr

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (kısaca KKTC) veya Kuzey KıbrısAkdeniz'de bulunan en büyük üçüncü ada ve Anadolu yarımadasının 65 km güneyindeki Kıbrıs adasının kuzey kısmında yer alan de facto bağımsız devlet. Bağımsızlığı Türkiye dışında hiçbir ülke tarafından tanınmamaktadır.[2] Bugün birçok devlet, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşlar tarafından adanın sadece güneyini kontrol altında tutan Kıbrıs Rum Yönetimi toprakları içerisinde kabul edilmekte, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ise de facto olarak nitelendirilmektedir. Birleşmiş Milletler[3] ve Avrupa Konseyi[4]'ne göre, Türkiye'nin işgali altındadır.
Bağımsızlık ilanından bu yana Türkiye tarafından ekonomik, siyasi ve askerî olarak desteklenmektedir. Türkiye'de "Yavru vatan", "Yeşilada"[5] ya da "Cennet Ada"[6] diye de bilinir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, kendisine uygulanan ambargolardan dolayı ekonomik olarak Türkiye'ye bağımlı hale gelmiştir.[7] 2010 yılı itibarıyla 2.66 milyar TL olan devlet bütçesinin %32.6'sını Türkiye'nin ekonomik yardımları oluşturur.[8] Buna karşın 2001 yılından itibaren ekonomide hızlı bir büyüme yaşanmış;[7] ancak ülke 2000'li yılların sonlarından itibaren ekonomik sıkıntılar yaşamaya başlamıştır.[9][10][11]

Tarih[değiştir | kaynağı değiştir]

Kıbrıs Krallığı'nın son hükümdarı (1474–1489 ) olan Caterina Cornaro'nun adayı Venedik Cumhuriyeti'ne satması ile krallık sona erdi.

İlk çağlar[değiştir | kaynağı değiştir]

Tarihi boyunca birçok ulusun egemenliği altına giren Kıbrıs MÖ 1500 yılı civarında Antik Mısırın, MÖ 1320 yılı civarında Hititin[12] ve MÖ 1200'li yıllarında tekrar Mısırın, MÖ 1000 yılı civarından Fenikelilerin ve MÖ 709'da Asurluların egemenliği altına girdi.[13][14]
MÖ 669'da bağımsızlığını kazandıysa da tekrar Mısır firavunu Amasis tarafından alındı. MÖ 545'te Pers Ahameniş İmparatorluğu'na geçti ve MÖ 333'te İssus Muharebesinde Persleri yenen Büyük İskender'in egemenliği altında özerklik tanındı.[15][16]
Bu tarihten sonra adada Yunan kültürü önem kazandı. MÖ 58 yılında ada Roma İmparatorluğunun bir vilayeti haline geldi ve 350 sene boyunca Roma İmparatorluğu kontrolünde kaldı. 395’te, Bizans İmparatorluğu'nun bir parçası olan adada halk Putperestlikten yavaş yavaş Ortodoksluk mezhebine geçti.[17]
1191 yılında Aslan Yürekli Richard Üçüncü Haçlı Seferi sırasında adaya yerleşti ve daha sonra adayı Tapınak Şövalyeleri’ne sattı. 1192 yılında adayı satın alan Guy de Lusignan ve soyu 1489'da Venediklilerin adayı alışına kadar Kıbrıs'ı kontrol ettiler.

Venedikliler[değiştir | kaynağı değiştir]

Kıbrıs'ta Venedik Cumhuriyeti hakimiyeti, 26 Şubat 1489'da başladı. O dönemde adanın hakimi olan Lüzinyan kralı, Katerina Kornaro adlı bir Venedik soylusuyla evlendi. Kral ölünce, ada Venediklilere kaldı.[18]
Adayı yöneten Venedikli, Mağusa'da ikamet etmekteydi. Venedikliler döneminde askeriyeye önem verilmiş, Mağusa'nınki başta olmak üzere kaleler sağlamlaştırılmıştı. Lefkoşa Surları ise 8 milden 3 mile indirilerek yeniden yapılmıştır.[18]

Osmanlı dönemi[değiştir | kaynağı değiştir]

Kıbrıs'ın Osmanlı İmparatorluğu'nda denizci olan Piri Reis tarafından oluşturulmuş tarihi haritası.
Fetihden önce Kıbrıs, Doğu Akdeniz'deki Osmanlı Devleti'ne ait gemilerine akın yapan Hristiyan korsanlarının sığınağı haline gelmiştir.[19] Bu korsanlar genellikle deniz ticaret gemilerine ve hacca giden yolculara saldırarak buradaki yol güvenliğini yok etmektedir. Bu gibi nedenlerden dolayı Kıbrıs'ın alınması gerekli görülmüştür.[20]
Kıbrıs, II. Selim'in hükümdarlığı esnasında, Lala Mustafa Paşa komutasındaki ordu ve Piyale Paşa komutasındaki donanma tarafından,[16] 1 Temmuz 1570'de başlayıp,[21] 1 Ağustos 1571'de Mağusa'nın fethedilmesiyle[22] Osmanlı idaresine girdi. Kıbrıs'ın fethiyle Osmanlı Devleti, Doğu Akdeniz'e tamamen hâkim olmuştur.[23]
15 Eylül 1570 tarihinde Lala Mustafa Paşa, tören ile Lefkoşa şehrine girmiştir.[24] Kıbrıs fethedildiği tarihte adada çok az sayıda Ortodoks Rum vardı. Çünkü Venedikliler Katolik idi ve Ortodoks Kilisesi'ne yaşama hakkı tanımıyordu. Osmanlı Devleti Ortodokslara serbestçe kilise kurma ve gelişme imkânı sağladı. Böylece adada Ortodoks Kilisesi gelişti ve Katolik Kilisesi etkinliğini kaybetti.
1571 yılında Kıbrıs'ta yapılmış bulunan nüfus sayımında yerli halkın nüfusu 150.000'dir. Burada bulunan Türk askeri ise 30.000 kadardır.[25] Fethin ardından Karaman'dan adaya göç ettirilen Türkler, adanın ilk Türk sakinleridir.[26] Bugün adada yaşayan Kıbrıs Türkleri'nin (Kıbrıs Harekâtı'ndan sonra Türkiye Cumhuriyeti'nden gelenler hariç) soyu bu Osmanlı idaresinde adaya gönderilen Türklerden gelmektedir.[27]

Birleşik Krallık dönemi[değiştir | kaynağı değiştir]

1931 yılında Enosis taraftarı Rum gösterileri
93 Harbi'nde Rusya İmparatorluğu karşısında yenilen Osmanlı, Ruslara karşı fazla ödün vermemek amacıyla[28]Birleşik Krallığın isteği üzerine ada 92.799 sterline kiralanmıştır.[29] Osmanlı mülkiyeti devam ediyor sayılmakla birlikte, yönetim tamamen Birleşik Krallık'a geçti.[30] Birleşik Krallık adayı "Komiser" diye tabir ettiği yüksek rütbeli yöneticilerle idare etmiştir. 1914'te başlayan I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı'nın Birleşik Krallık karşısındaki Almanya'nın yanında savaşa girmesi üzerine Birleşik Krallık adayı ilhak edip adaya vali tayin etti. 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nın 21. Maddesi gereğince, Birleşik Krallığa ilhakı tanındı.[31] 1925 yılında Kıbrıs kraliyet kolonisi olarak ilan edildi ve adaya ilk Türkiye Cumhuriyeti konsolosu atandı.[32]
Ekim 1931'de itibaren Rumlar Enosis isteğiyle ayaklandı, Rumlar'ın Birleşik Krallık yönetimine karşı ayaklanması sonucu Birleşik Krallık'ın politikası sertleşti. Yunan ve Türk tarihinin okutuması, iki ülkenin bayraklarının kullanılması ve Yunan ya da Türk ulusal kahramanlarının resimlerinin sergilenmesi yasaklandı.[33] Türk topluluğu Enosis’e karşı olduğunu açıkladı. 1943 yılında Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu (KATAK) kuruldu. Fakat KATAK'ın faaliyetini yetersiz bulan Fazıl Küçük KATAK'tan ayrılmış ve 23 Nisan 1944'te Kıbrıs Millî Türk Halk Partisi (KMTHP)'ni kurmuştur.
II. Dünya Savaşı’nın ardından kolonilerin tasfiyesi eğilimi yaygınlaşınca, 18 Ekim 1950'de Kıbrıs Rum Ortodoks liderliğine III. Makarios seçilmiştir. Yunanistan Hükûmeti 1954'de Birleşmiş Milletler’e ulusların kendi kaderlerini tayin haklarının (Self-determinasyon) Kıbrıs için de uygulanması yolunda başvuruda bulundu. Türkiye'nin karşı çıktığı bu istek Birleşmiş Milletler'ce reddedildi.
EOKA 1 Nisan 1955’de adada faaliyete geçti. Rumlar arasında Enosisçi-Anti Enosisçi çatışması başladı. Türkiye ilk kez sorunda taraf olmayı kabul etti[kaynak belirtilmeli] ve 29 Ağustos’ta Londra’da Birleşik Krallık ve Yunanistan’ın katıldığı toplantıda, Türkiye de temsil edildi. 15 Kasım 1957'de Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) kuruldu. 1958 yılında gündeme gelen MacMillan Planı'na göre Kıbrıs’ın İngiliz Milletler Topluluğu içinde kalmasına ama Türkiye ve Yunanistan'la da bağlara sahip olmasına karar verildi.

1960'dan 1974'e[değiştir | kaynağı değiştir]

1960'da kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinde her iki toplum da nüfuslarına göre her kurumda yeterli temsil hakkına sahipti. Fakat Kıbrıs Cumhuriyeti cumhurbaşkanı III. Makarios 30 Kasım 1963’de 13 maddeden oluşan anayasa değişikliği önerilerini sundu. Bunlar arasında anayasanın değişmez maddeleri, Kıbrıs Türk'ü olan Başkan Yardımcısının veto hakkının ortadan kaldırılması, Temsilciler Meclisinde ayrı çoğunluklar ilkesinin ortadan kaldırılarak kararların basit çoğunlukla alınması, ayrı belediyelerin ortadan kaldırılması gibi maddeler de bulunmaktaydı.
ABD Başkanı Kennedy, Makarios’a bundan vazgeçmesini önerdi ve Türkiye değişiklikleri kabul etmeyeceğini bildirdi. Kıbrıs Türkleri'nin de reddi üzerine Kıbrıs Rumları, 21 Aralık 1963’te Kıbrıs Türklerine karşı ada çapında katliam başlattı. 21 Nisan 1966 tarihli Patris gazetesinde yayınlanan Akritas Planına göre Türk halkı sindirilerek ada Yunanistan'a bağlanacaktı.
1967’de Rum saldırıları tekrar başladı. Yunanistan Ordusu'nun 15 bin askeri, gayri resmî olarak adaya yerleştirildi. Türklere karşı sürdürülen sindirme politikasının durdurulması için Türkiye ve Yunanistan başbakanları arasında düzenlenen toplantı bir sonuç vermeyince, Türkiye askerî müdahalede bulunacağını açıkladı.
TBMM hükûmete müdahale yetkisi verdi. Türk uçakları Kıbrıs üzerinde uçmaya başladı. Donanma ve çıkarma birlikleri harekete geçti. ABD’nin arabuluculuğuyla Yunanistan birliklerinin geri çekilmesi sağlanınca, Türkiye harekâtı durdurdu. Yunanistan'ın askerleri üç Türk köyünden geri çekilirken arkalarında 24 ölü bıraktılar[kaynak belirtilmeli] . 1964’ten beri Türkiye’de bulunan Rauf Denktaş gizlice adaya gitti. Denktaş, Yunanlarca tutuklandı ama Türkiye ve ABD’nin itirazı üzerine iade edildi.
1970'li yılların başlarında Yunanistan'ı kontrol eden askerî cunta yönetimi, II. Makarios'un tutumları ve enosisin yolunda ilerleme olmamasından dolayı memnun değildi[34]. Cunta, 15 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs Ulusal Muhafız Birliği'ne bu birliğin komutanının görevinden alınmasını ve adanın kontrolünü Yunan subayların bulunduğu bu birliğin almasını istedi[35]. Birlik aynı gün Lefkoşa'daki Başkanlık Sarayı'nı bastı ve II. Makarios görevden alındı[36]Nikos Sampson yeni hükûmetin devlet başkanı olduğu dünyaya ilan edildi[37]. Her ne kadar milliyetçi Rumlar tarafından darbe yapılsa da Yunanistan ile birleşmedi, Kıbrıs'ın bağımsızlığı devam etti ve bağımlı bir yönetim olmadı[38]Türkiye Cumhuriyeti, gerçekleştirilen darbe nedeniyle[39] Zürih ve Londra Antlaşması'nın IV. maddesine istinaden[40] gerçekleştirdiğini savunarak 20 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs'a karadan ve havadan harekât başlattı. Türk birlikleri, adaya indikten kısa bir süre sonra adanın büyük şehirlerinden bir olan Girne'ye girdi. Başkent Lefkoşa'ya doğru ilerlemeye başladı. 22 Temmuz'da taarruz sonucunda Türk birlikleri önce Girne’ye girdi, daha sonra da başkent Lefkoşa’ya yöneldi. Ateşkes başlamadan Girne-Lefkoşa hattı birleşti.
Geçici ateşkes ilan edildiyse de Rum birliklerinin bu ateşkes kurallarına uymaması sonucu 13 Ağustos'ta Türk birlikleri tekrar ilerlemeye başladı. Türk birlikleri 14 Ağustos'ta başkent Lefkoşa'ya, 15 Ağustos'ta Lefke ve Mağusa'ya girdi. Uluslararası baskılar sonucunda ateşkes ilan edildi[41] ve adanın %37'si Türkler'in kontrolüne geçti[42]. 170.000 civarındaki Kıbrıslı Rum[43] kuzeyde bulunan evlerinden göç ettirildi, 50.000 Kıbrıslı Türk ve daha sonrada Türkiye'nin teşviki[42] ile Türkiye'den gelen göçmenler ise bu evlere yerleştirildi.[42]

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanı[değiştir | kaynağı değiştir]

Kıbrıs Harekâtı sonrasında 1976'da Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulmuştur.
15 Kasım 1983'de Kıbrıs Türk Federe Devleti meclisi Self-determinasyon hakkını kullanarak oybirliği ile aldığı bir kararla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ilan etmiştir. KKTC'nin kuruluş bildirgesini kurucu cumhurbaşkanı Rauf Denktaş okudu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulması, Kıbrıs CumhuriyetiYunanistan’ın ve pek çok devletlerin yanı sıra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin de tepkisini çekti.
Güvenlik Konseyi, 18 Kasım’da aldığı bir kararla bağımsızlık kararını kınadı. 13 Mayıs 1984’te de Güvenlik Konseyi 550 sayılı kararı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanını ayrılıkçı bir hareket olarak tanımladı.[44]

Görüşmeler ve Çözüm Arayışları[değiştir | kaynağı değiştir]

Kıbrıs Sorunu, dünyanın gündemine girdiğinden beri başta Birleşmiş Milletler bünyesindeki çalışmalar olmak üzere adanın birleştirilmesi gayesi ile birçok faaliyet yürütülmüştür. Fakat bunlardan bir sonuç alınmamıştır. Bunlardan biri olan 2004 Annan Planı referandumu da Kıbrıslı Türklerin "kabulü" ve Rumların "hayırı" ile gerçekleşmemiştir. 1 Mayıs 2004’te Kıbrıs Cumhuriyeti tüm adayı temsilen Avrupa Birliği’ne girmişlerdir.[45]

Coğrafya[değiştir | kaynağı değiştir]

Toprakları kuzeyde Dipkarpaz, batıda Güzelyurt, güneyde de Akıncılar'a doğru yayılır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti toprakları arasında Birleşmiş Milletler'in kontrolünde tampon bölge bulunmaktadır.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin önemli yerleşim yerleri, başkent LefkoşaGirneGazimağusaGüzelyurt ve İskele'dir. KKTC, etkisinde bulunduğu Akdeniz ikliminden dolayı fazla yağış almaz. Genellikle sıcak ve kuraktır.
Kıbrıs'ın sahil kıyıları, aşağı yukarı yüz milyon senedir Chelonia mydas ve Caretta caretta kaplumbağaları tarafından ziyeret edilmektedir. Bu canlılar yumurtlamak için Mayıs ve Ağustos ayları arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kumsallarına gelmektedirler. Adanın kuzeyinde doğal mağaralar da bulunmaktadır. Sarkıt ve dikitleri ile İncirli Mağarası, İnönü’deki Sütünlu Mağara, olmak üzere 85 adet civarındaki doğal mağara bulunmaktadır.[46]
KKTC'nin karasal ve denizaşırı komşuları yönlerine göre aşağıda gösterilmiştir:[47]
(enter type parameter)
Akdeniz
daha kuzeybatıda Türkiye Türkiye
Akdeniz
daha kuzeyde Türkiye Türkiye
 
Akdeniz
daha kuzeydoğuda Türkiye Türkiye
Akdeniz
Compasspoint-nw.pngKCompasspoint-ne.png
BRoseVents.svgD
Compasspoint-sw.pngGCompasspoint-se.png
Akdeniz
daha doğuda Suriye Suriye
Kıbrıs Cumhuriyeti Kıbrıs CumhuriyetiKıbrıs Cumhuriyeti Kıbrıs Cumhuriyeti
 
Akdeniz
daha güneydoğuda Lübnan Lübnan ve
İsrail İsrail

Uluslararası statü ve dış ilişkiler[değiştir | kaynağı değiştir]

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali TalatWashington, 15 Nisan 2009.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin temsilcilik ofisi, LondraBirleşik Krallık.
Kıbrıs Türkleri; 27.Türk günü kapsamında yürüyüş düzenlerken,New YorkABD, 2008.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti resmî adı ile Türkiye haricinde tanınmamaktadır. Bağımsızlık ilanından sonra Pakistan ve Bangladeş de KKTC'yi tanıdığını ilan etse de uluslararası baskılar sonucunda bundan vazgeçmişlerdir.[48]
1992’de Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Meclisi'nin yetkisi olmadığı halde KKTC’nin tanınmasına ilişkin karar aldığına dair bilgi aktarılmaktadır.[49]Azerbaycan-Kuzey Kıbrıs arasındaki ilişkiler aralarına Türkiye'yi de katarak "bir millet, üç devlet" anlayışının gelişmesine ve bu anlayışın söz konusu ilişkilere yön vermesine yol açmış olsa da Azerbaycan KKTC'yi resmen tanımamaktadır.
Haziran 2004'te İslam Konferansı Örgütü dışişleri bakanları "Kıbrıs Türk Toplumu" sıfatıyla gözlemci olarak katılan KKTC'nin Annan Planı'nda kullanılan "Kıbrıs Türk Devleti" tanımıyla katılmasını kararlaştırmışlardır.[50][51].
29 Nisan 2004 tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından kabul edilen 1376 sayılı kararda Kıbrıs Türk toplumu seçilmiş temsilcilerinin AKPA çalışmalarına katılabilmelerine imkân verilmesine karar verilmiştir[52]. Bu karar doğrultusunda Kıbrıslı Türkler AKPA'da temsil edilmeye başlamış ve asamble toplantılarına 2 temsilci ile gözlemci statüsünde katılmaktadır.
2005'te Gambiya, Batı Afrika ülkesinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni diplomatik ilişkiler kurmaya hazır olduğunu açıklamıştır.[53] 2008'de Katar'da "KKTC Ticaret ve Turizm Ofisi" adıyla temsilciliğini açmıştır.[54]
2004 Nisan'ında yapılan Annan Planı referandumundan bugüne uluslararası camia KKTC ile var olan ilişkilerini iyileştirmeye başladı. Avrupa Birliği'nin genişlemesi'nden sorumlu üyesi Günter Verheugen raporunda bu şartlar göz önünde tutulursa AB ülkelerinin KKTC'de temsilcilikler açabileceklerini söyledi. AB KKTC'ye 259 Milyon Euro yardım taahhüt etti. Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından engellenmeye çalışan bu yardımı KKTC direkt olarak almak istemektedir.[55][56]
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat görevi sırasında dünya liderleri ile görüşmelerine devam etti. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve Birleşik Krallık eski Dışişleri Bakanı Jack Straw ile görüşmelerde bulundu. Ayrıca 2006 Ağustos'unda eski Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref tarafından Cumhurbaşkanı sıfatı ile ağırlandı.
5 Mayıs 2010'da, Kuzey Kıbrıs'ı temsilen Kıbrıs Türk Ticaret OdasıAvrupa Küçük Ölçekli İşletmeler Birliği'ne (ESBA) tam üye oldu.[57]
Ekim 2011'de Libya, KKTC ile işbirliği protokolü imzalayarak ülkeyi fiilen tanımıştır.[58]

Yönetim ve politika[değiştir | kaynağı değiştir]

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yarı başkanlık sistemi ile yönetilmektedir. Cumhurbaşkanı aynı zamanda devlet başkanı, başbakan ise hükümetin başkanıdır. Ülkede çok partili demokratik bir rejim vardır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı ve hükümet tarafından kullanılmaktadır. Yasama yetkisi ise KKTC Cumhuriyet Meclisi'ne aittir.
KKTC Cumhurbaşkanı halk tarafından, 5 yıllık süre için seçilir. Bu görevi 30 Nisan 2015'dan beri Mustafa Akıncı yürütmektedir. 50 kişiden oluşan Cumhuriyet Meclisi halkın oylarıyla seçilmektedir. Nisan 2009'da yapılan seçim ile başa gelen[59][60] Derviş Eroğlu önderliğindeki Ulusal Birlik Partisi, Eroğlu'nun cumhurbaşkanı olmasıyla İrsen Küçük'ü parti başkanlığına ve başbakanlığa getirmiştir. 2013 genel seçimleri sonrasında seçimlerden birinci çıkan Cumhuriyetçi Türk Partisi ile Ulusal Birlik Partisi'nin kurmuş olduğu koalisyon hükümetinin görevde olduğu 25. hükümette başbakanlık makamında Ömer Kalyoncu bulunmaktadır.
ABD merkezli Freedom House kuruluşu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni "özgür" olarak nitelemektedir.[61]

İdari yapılanma[değiştir | kaynağı değiştir]

LefkoşaGazimağusaGirneGüzelyurtİskele olmak üzere 5 ilçeye ayrılmaktadır. Her ilçeye Kaymakam atanmaktadır.

Ordu[değiştir | kaynağı değiştir]

KKTC'nin Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (G.K.K.) adında tümen seviyesinde bir askeri birliği vardır. G.K.K.'nda 18 ile 40 yaşları arasında zorunlu askerliğe alınmış 4000 kadar personel bulunmaktadır. Bunun yanında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 11. Kolordu'su[kaynak belirtilmeli] Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı (K.T.B.K.) yerleşmiş durumdadır.

Ekonomi[değiştir | kaynağı değiştir]

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti uluslararası camiada tanınmamasından dolayı ekonomik olarak Türkiye'den yardım almaktadır. Tedavüldeki para birimi Türk Lirası'dır. KKTC'nin neredeyse tüm ithalat ve ihracatı Türkiye üzerinden gerçekleştirilir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisi kamu sektörü dahilinde ticaret, turizm ve eğitimle beraber tarım ve imalat sanayinden oluşmaktadır. KKTC'deki kişi başına düşen milli gelir şöyledir:

İletişim ve ulaşım[değiştir | kaynağı değiştir]

Uluslararası telefon kodu olan +90 392'dir. İnternet alan adı .nc.tr'dir. Dünya Posta Birliği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni müstakil bir devlet olarak tanımadığından postalarda "Mersin 10 Turkey" posta kodu ile gönderilir.[62]
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne Türkiye hariç direkt uçak seferi düzenlenmemekte, Ercan Uluslararası Havalimanı ve Geçitkale Havaalanı sadece Türkiye ve Azerbaycan[kaynak belirtilmeli] tarafından yasal havaalanı olarak tanınmaktadır.[63]
1974 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin limanlarının, tüm dünya gemilerine kapatıldığını ilan etmiştir. Türkiye bu ilanı tanımamış ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti limanlarını serbest ulaşıma açmıştır.

Havaalanları ve limanlar[değiştir | kaynağı değiştir]

Ercan Uluslararası Havalimanı

Demografi[değiştir | kaynağı değiştir]

1745-1814 döneminde, Müslüman Türk Kıbrıslılar, Kıbrıs adasında Hristiyan Rum Kıbrıslılara karşı çoğunluğu oluşturmaktaydı (bu dönemde, Türk Kıbrıslıların sayısı ada nüfusunun %75'ine kadar çıktı) (Drummond, 1745: 150.000'e 50.000; Kyprianos, 1777: 47.000'e 37.000;[64][65] De Vezin, 1788-1792: 60.000'e 20.000; John M. Kinneir 1814: 35.000'e 35,000)[66]
Nüfusu 2013 genel nüfus sayımına göre 286.257 [1] olup yerli Kıbrıs Türkleri ve Türkiye'den gelen göçmenler olmak üzere iki esas zümreden oluşur.[67] Bu zümreler dışında Türkiye'den ve kısmen diğer ülkelerden işçi statüsünde çalışmak üzere gelenler yaşamaktadır. Az sayıda Rum ve Maruni (Kıbrıs ağzında Maronit) doğuda Dipkarpaz, köyünde, kuzeyde Koruçam (Kormacit) ve Karpaşa köylerinde yaşamaktadır. [kaynak belirtilmeli] Adadaki Latin kökenli Müslümanlara "Linobamvaki" denir.
Kıbrıs Türkleri'nin bir kısmı 1955 yılından itibaren siyasi ve ekonomik sebeplerle ülke dışına göç etmişlerdir. Özellikle Birleşik KrallıkAvustralya ve Türkiye Kıbrıs'tan büyük oranda göç almıştır.[68] Ülkeye uygulanan ekonomik ambargolar nedeniyle üçüncü ülkelere yapılan ticarette büyük zorluklar çekilmesi ülke dışına yapılan göçlerin zaman içerisinde devamlılık kazanmasına yol açmıştır.
Yaz döneminde Türkiye ve diğer ülkelerden gelen turistler günlük nüfusun artmasına yol açmaktadır.

Dil[değiştir | kaynağı değiştir]

Ana madde: Kıbrıs Türkçesi
Resmî dili Türkçedir. Bununla beraber halkın konuştuğu dil Türkiye Türkçesinin Kıbrıs ağzıdır. Yazı dilinde 1940'lardan itibaren Latin harfleri kullanılmaktadır.[kaynak belirtilmeli] Kıbrıs ağzında Türkiye Türkçesinde kullanılmayan veya farklı anlam taşıyan bazı kelimeler bulunmaktadır. Örneğin ayakça (pedal) ve macun (reçel).

Din[değiştir | kaynağı değiştir]

Günümüzde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti nüfusu 2011 yılı itibariyle 286.257'dir.[1] Çeşitli kaynaklarda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki Müslüman nüfus oranının %98,71 ile %99 oranında yer aldığı belirtilmektedir.[69][70][71][72][73] %0,5 oranındaki halkın Ortodoks Hristiyan, %0,2 oranında halkın Maruni Hristiyan, geriye kalanların ise diğer dini inançlarının bulunduğu belirtilmiştir.[69][71]
Müslüman nüfus geleneğe bağlı olarak Sünni inancın Hanefi mezhebine bağlıdır. Din İşleri Dairesi Müslümanların dinî ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışmaktadır. Din hizmeti veren personelin bir kısmı Türkiye'den sağlanmaktadır.
Nüfusunun çok az kısmını oluşturan Ortodoks Rumlar ve Katolik Maruniler de bulunmaktadır.
Frenk (1192-1489) ve Venedikler (1489-1571) Rum Ortodoks Kilisesinin dinsel özgürlüğünü ortadan kaldırıp yerine Latin kilisesinin kurallarını uyguladılar.[74] Osmanlılar, adada varolan tüm dinlere karşı saygı ve hoşgörü göstermiştir.[kaynak belirtilmeli] Birçok Rum Ortodoks Kilisesi Frenk ve Venedik döneminde yıkılmaya yüz tutmuştu. Osmanlı yetkilileri bunların kullanım için tamirine ve düzeltilmesine yardımcı oldu. Rum Ortodoks Kilisesine ayrıca dinî binalara ek olarak toprak ve bağımsızlığını sürdürebileceği tam bir özgürlük verildi.[75]

Eğitim[değiştir | kaynağı değiştir]

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti eğitim sistemi genel olarak üç bölüm olarak değerlendirilir; bunlar temel eğitim, orta eğitim ve yüksek öğretimdir. Ülkede 5 yaşından 15 yaşına kadar süren zorunlu temel eğitim, ücretsizdir. Bu bölümde anaokuluilkokul ve ortaokul eğitimi bulunur. Kreş ise temel eğitime dahil olmasına rağmen zorunlu değildir.[76]
Zorunlu temel eğitim dönemi bittikten sonra orta eğitim dönemi başlar. Bu dönem zorunlu olmayıp süresi değişebilmektedir. Liseler ve meslek liselerinde eğitim üç yıldır. Kolejlerdegüzel sanatlar liselerinde ve çıraklık eğitiminde, eğitim dört yıllıktır.[76]
Orta eğitimden sonra yüksek öğrenim dönemi gelmektedir. Bu dönemde ise lisanslisansüstü ve doktora eğitimi verilir. 18 veya 19 yaşında orta eğitimi bitiren öğrenciler, isteğe bağlı olarak yüksek öğrenime devam edebilirler.[76]
Ülkede 2009 yılı itibarı ile okul öncesi, ilkokul ve ortaokul düzeyinde eğitim alanların oranı %100, lise düzeyinde eğitim alanların oranı %78, üniversite düzeyinde eğitim alanların oranıysa %74'tür.[77]

Yüksek öğretim[değiştir | kaynağı değiştir]

Yüksek öğretim temel olarak üniversitelerde yürütülmektedir. Bu üniversitelerin tümü özel üniversite statüsündedir. Yurtdışından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üniversitelerine başvuran öğrenci sayısında sürekli olarak artış görülmektedir.
Bazı Kıbrıs Türkleri öğrenimlerini yurtdışında özellikle Türkiye’de yürütmeyi tercih etmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yüksek öğrenim gören Kıbrıs Türkü öğrenci sayısı 9,414[78]iken yurtdışında öğrenim gören Kıbrıs Türkü öğrenci sayısı 1,631’dir.[78]
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde öğrenim gören yabancı öğrencilerin 14,624 kişi[78] gibi büyük birçoğunluğu Türkiye’den olmakla beraber, Ortadoğu ülkelerinden 1,896[78] kişi gelmektedir. Üniversitelerin çoğu yüksek lisans ve doktora programları gibi yüksek lisans olanakları sağlamaktadır.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki Yakın Doğu ÜniversitesiGirne Amerikan ÜniversitesiOrta Doğu Teknik Üniversitesi Kuzey Kıbrıs KampüsüLefke Avrupa ÜniversitesiUluslararası Kıbrıs ÜniversitesiDoğu Akdeniz Üniversitesi ve Girne Üniversitesi'nde[79] toplamda 47,000'den fazla öğrenci vardır.[80] DAÜ, uluslararası tanınmış bir yükseköğretim kurumu olup, 35 ülkeden 1000 fakülte üyesine sahiptir; 68 ülkeden 15000 öğrencisi vardır. Bu 6 üniversite, Türkiye'deki YÖK tarafından denkliği onaylanmıştır. DAÜ ve YDÜ,[81] Avrupa Üniversiteler Birliği'nin tam üyesidir. DAÜ, Akdeniz Üniversiteler Topluluğu'nun, İslam Dünyası Üniversiteleri Federasyonu'nun ve Uluslararası Üniversiteler Birliği'nin tam üyesidir. Türkiye'deki üç üniversite (İstanbul Teknik ÜniversitesiÇukurova ÜniversitesiGazi Üniversitesi) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde kampüs açacaklardır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilk üniversitesi olan Girne Amerikan ÜniversitesiBirleşik Krallık'ta Canterbury'de 2009 yılında kampüs açmıştır, bu kampüs İngiliz Akreditasyon Konseyi tarafından 2010 yılında denkliği kabul edilmiştir. Ayrıca Girne Amerikan Üniversitesi'nin, Amerika'da, Singapur'da, Türkiye ve HongKong'da kampüsleri bulunmaktadır.
13 Ağustos 2010'da, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Eğitim Bilimleri Derneği (KEB-DER) Avrupa Eğitim Araştırmaları Birliği'ne tam üye olmuştur.

Kültür[değiştir | kaynağı değiştir]

Müzik[değiştir | kaynağı değiştir]

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde zamanla birçok müzik grubu ve sanatçı çıkmıştır. Bunlar genelde klasik müzik, opera, pop, Türk sanat müziği, Türk halk müziği, rap gibi müzik türlerini gerçekleştirirler.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye'de faaliyet gösteren birçok Kıbrıs Türkü sanatçı vardır. Bunlardan önde gelenleri şunlardır: Rüya TanerZiynet SaliIşın Karaca, Babutsa, Koray Çapanoğlu, Kıbrıs Müzik Yolcuları, Grup SOS, Buray Hoşsöz.

Mutfak kültürü[değiştir | kaynağı değiştir]

Turunç macunu
Kıbrıs Türk mutfağıTürk mutfağı ve Kıbrıs Rum mutfağı ile benzerlikler göstermektedir. Bu çerçevede şeftali kebabı ve pilavuna gibi yemekler, molehiya, keçi peyniri hellim kızartması, hellimli, tatlı olarak da reçel ya da meyve şekerlemesi diye nitelenebilecek macun anılabilir.

Sanat[değiştir | kaynağı değiştir]

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde birçok ünlü sanatçı yetişmiştir. Özellikle fotoğrafçılık, heykelcilik (heykeltıraşlık), resim v.b. görsel sanatlar gelişmiştir.[kaynak belirtilmeli]

Spor[değiştir | kaynağı değiştir]

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, kendisine uygulanan ambargolar yüzünden spor alanında uluslararası organizasyonlara üye olamamaktadır.[82]Ülkede kurulmuş olan Milli Olimpiyat KomitesiUluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından tanınmamaktadır.[83] Başta futbol olmak üzere tüm dallarda KKTC takımlarının uluslararası arenada mücadele etmesi Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti tarafından engellenmektedir.[84] Bazı Kıbrıs Türk sporcular bu nedenle Türkiye ve Rum takımlarında forma giymektedir.[84] Kıbrıs Türk Futbol FederasyonuNF-Board'un kurucu üyelerindendir.[85]

Basın[değiştir | kaynağı değiştir]

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde basın özgürlüğü, Anayasa’nın 26. maddesince[86] garanti altına alınmıştır. Bu maddeye göre basın ve duyuru hakkı tüm vatandaşlar için serbesttir ve sansür uygulanamaz.
Bayrak Radyo Televizyon Kurumu (BRT) kamu yayıncılığı yapmakta olup Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilk televizyon kanalıdır. BRT 1 ve BRT 2 adında iki televizyon kanalının yanında beş adet de radyo ile kamusal yayıncılık yapmaktadır. Türk Ajansı Kıbrıs (TAK) bir devlet kurumu olarak haber ajansı faaliyeti yürütmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde altısı yerli üçü yabancı toplam dokuz haber ajansı, on üç günlük gazete, dört haftalık dergi, dört aylık dergi, altı televizyon kanalı ve yirmi bir radyo kanalı faaliyetlerine devam etmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde TRT de izlenebilmektedir.

Turizm[değiştir | kaynağı değiştir]

KKTC'ye Giriş
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin en büyük gelirlerinden biri olan turizmin ülkede büyük bir yeri vardır. Ülke iklimi tüm yıl boyunca tatil için olanaklar sağlar. Yağışlar Aralık ve Ocak aylarında yoğunlaşıp ortalama deniz sıcaklığı altı ayı aşkın bir süre 20 °C dir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bahar aylarında saran yabani çiçekleriyle ve havayı dolduran portakal, limon ve greyfurt çiçeği kokularıyla ünlüdür.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sahilleri yüzmek için Akdeniz'in elverişli ve güvenli, mekânlarındandır. Çoğu tatil tesislerinin modern yüzme havuzları yanında, doğu Akdeniz'in serin suları için güzel sahilleri bulunur.
Adanın iç kesiminde, Beşparmak Dağları güneyinde, geniş Mesarya ovasıErcan Havalimanı ve ülkenin başkenti Lefkoşa bulunmaktadır. Lefkoşa şehrinin tarihi merkezi etrafı 5.5 km uzunluğunda şehir duvarı ile çevrilidir ve bu duvar hâlâ sağlamdır. Girişteki kapı Osmanlılar tarafından yapılmıştır. Doğu sahili boyunca tarihî, gelişmiş Gazimağusa kenti ve onun yanında Salamis antik kenti yer alır. Adanın en büyük yarımadası olan Karpaz yarımadası yeşil kaplumbağaların yumurtlama mekânıdır. Burada özel alanlar vardır ve giriş çıkış yasaktır.[46]
Egzotik Kıbrıs mutfağı, kendi tarihî ve deniz kültürünü yansıtması yanında, doğu ve batı kültürünün de ortak bir sentezidir.
Ülkede 2009 yılı itibarı ile 119 turistik konaklama tesisi, 15 diğer konaklama tesisi, 144 turizm ve seyahat acentesi, 25 casino ve 250 turistik restoran bulunmaktadır. Ülkedeki rehber sayısı 1192'dir. Toplam 9224 kişi turizm sektöründe çalışmaktadır.[87][88]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ a b c Nüfus sayımının sonuçları açıklandıErişim: 7 Mart 2015.
  2. ^ antiwar.com Leon Hadar "In Praise of 'Virtual States'" (16 Kasım 2005)
  3. ^ Simón Duke, United States military forces and installations in Europe, Stockholm International Peace Research Institute, Oxford University Press, 1989, ISBN 0-19-829132-9, p. 274. (Turkey's occupation of Cyprus...)
  4. ^ Council of Europe, Parliamentary Assembly, Official Report of Debates, p. 212. (Cyprus is.....under Turkish military occupation.)
  5. ^ Yeşil Ada Kıbrıs adı gibi yeşil oluyor, Haberler.com, 25 Ocak 2008.
  6. ^ A'dan Z'ye K.K.T.C. RehberiTempo, 12 Mayıs 2004.
  7. ^ a b Universities: Little accord on the island(The Independent) Erişim tarihi: 22 Haziran 2012.
  8. ^ Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği Yardım Heyeti Başkanlığı. KKTC Ekonomi Durum Raporu 2010, sf. 87-95.
  9. ^ Ekonomiye 100 milyon TL (Kıbrıs Gazetesi) Erişim tarihi: 22 Haziran 2012.
  10. ^ Son 60 yılın en karamsar zamanı (Kıbrıs Gazetesi) Erişim tarihi: 22 Haziran 2012.
  11. ^ Dibe vuruş (Kıbrıs Gazetesi) Erişim tarihi: 22 Haziran 2012.
  12. ^ H. D. Purcell, Cyprus, New York; Frederick A. Praeger, 1969, 2. baskı, s. 78.
  13. ^ H. D. Purcell, a.g.e., s. 79.
  14. ^ Osmanlı İdaresinde Kıbrıs (Nüfusu, Arazi Dağılımı ve Türk Vakıflar), Ankara; Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, 2000, s.9.
  15. ^ H.D.Purcell, CyprusNew York; Frederick A. Praeger, 1969, 2.baskı, s.89.
  16. ^ a b H. D. Purcell, a.g.e., s. 90. Kaynak hatası:Geçersiz <ref> etiketi: "pyurche90" adı farklı içerikte birden fazla tanımlanmış. (Bkz: Kaynak gösterme)
  17. ^ "Kısa Kıbrıs Tarihi". KKTC Cumhurbaşkanlığı. Erişim tarihi: 23 Eylül 2010.
  18. ^ a b Hakeri, Bener Hakkı (4 Eylül 2010). "Kıbrıs'ta Venedikliler". Kıbrıs Gazetesi Ekran Eki. s. 6.
  19. ^ Martin Sicker, "The Islamic world in ascendancy", sf. 213, Praeger Publishers (30 Haziran 2000).
  20. ^ Hacı Osman Yıldırım, Hasan Çağlar, Vahdettin Atik, "Osmanlı İdaresinde Kıbrıs", sf. 48, Başbakanlık Osmanlı Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü (2000).
  21. ^ "Hürriyet ansiklopedik yıllığı", sf. 198, Hürriyet (1975).
  22. ^ Ali Efdal Özkul, Aydın Özkul, "Kıbrıs'ın sosyo-ekonomik tarihi, 1726-1750", sf. 38, İletişim Yayınları (2005).
  23. ^ Erdinç Sancar, "21. yüzyıl stratejilerinde Türk denizcilik tarihi", sf. 174, IQ Kültür Sanat Yayıncılık (2006).
  24. ^ Yusuf Küçükdağ, "Türk tasavvuf araştırmaları", sf. 209, Çizgi Kitabevi (2005).
  25. ^ Halil Fikret Alasya, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ", sf. 2, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü (1987).
  26. ^ Pierre Oberling, Mehmet Erdoğan, "Bellapais'e giden yol", sf. 1, Genelkurmay Basımevi (1987).
  27. ^ Göyünç, Nejat. "Kıbırs'ta Türk İdaresi". Türk Federasyon. 11 Ocak 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2009-05-14.
  28. ^ Osmanlı İdaresinde Kıbrıs, s.21–22.
  29. ^ Eric Solsten (Derleyen), Cyprus, A Country Study, Washington, D.C.; GPO for the Library of Congress, 1993
  30. ^ "KKTC Cumhurbaşkanlığı web sayfası"
  31. ^ "Lozan Antlaşması, 20-29 ss."Türk Tarih Kurumu. 24 Temmuz 1923. 24 Kasım 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2009-03-15.
  32. ^ Hasgüler, Mehmet. Kıbrıs'ta Enosis ve Taksim Politikalarının Sonu; 37. sayfa, Alfa Yayınları, Şubat 2007, ISBN 975-297-836-3.
  33. ^ Eric Solsten (Derleyen), Cyprus - British Annexation, Washington, D.C.; GPO for the Library of Congress, 1993.
  34. ^ Ismail Bozkurt, Hüseyin Mehmet Ateşin, (1999). Second International Congress for Cyprus Studies: 262. sayfa., Eastern Mediterranean University (Doğu Akdeniz Üniversitesi).
  35. ^ Osmanlı İdaresinde Kıbrıs, s.38.
  36. ^ Osmanlı İdaresinde Kıbrıs, s.40.
  37. ^ "Kıbrıslı Rumlara komünist başkan". Fox.com.tr. 2008-02-25. Erişim tarihi: 2009-05-27.
  38. ^ O'Malley, Brendan (1999). Ian Craig. ed. The Cyprus Conspiracy: America, Espionage and the Turkish Invasion. I.B.Tauris. s. 170. ISBN 1-86064-737-5..
  39. ^ "Tarihçesi" (Türkçe). Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Londra Temsilciliği. 9 Kasım 2009 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2009-07-05.
  40. ^ Turan, Sibel (15-16 Mayıs 2003). Keşan sempozyumu; 323. sayfa, Keşan Belediye Başkanlığı, 2006.
  41. ^ Aydoğdu, Ahmet (2005). Kıbrıs Sorunu çözüm arayışları, 134. sayfa, Asil Yayın Dağıtım, ISBN 975-98443-2-X.
  42. ^ a b c Münir, Metin (2004-08-26). "KKTC'de yabancılar villa Türkiye bela satın alıyor"(Türkçe). Vatan. 3 Ocak 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2009-07-04.
  43. ^ "Unlawfuk exploitationof the property of displaced persons" (İngilizce) (PDF). Kıbrıs hükûmeti. 28 Temmuz 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2009-07-04.
  44. ^ according to the United Nations Security Council, see Resolution 550 and 541 (İngilizce)Birleşmiş Milletler, Erişim Tarihi: 29 Eylül 2008.
  45. ^ www.Zypern.cc: United Nations Annan-Plan for Cyprus 2004 (english, PDF)
  46. ^ a b Hakkında>>KKTC Hakkında(Türkçe), Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi, Erişim Tarihi: 29 Nisan 2009.
  47. ^ "Middle East" (İngilizce). Teksas Üniversitesi Austin. 15 Şubat 2013 tarihinde kaynağındanarşivlendi. Erişim tarihi: 21 Eylül 2010.
  48. ^ Seyahatname – 1: Kıbrıs ve Microsoft, PC TIME, 20 Kasım 2008.
  49. ^ Sema Sezer, Hasan Kanbolat, 'Türkiye-Azerbaycan-KKTC: "Bir Millet, Üç devlet"', Stratejik Analiz, Kasım 2005, ASAM (PDF dosyası)
  50. ^ "İKÖ'den KKTC ve Batı Trakya Desteği" (21 Haziran 2006, CNN Türk)
  51. ^ İKÖ-AB Toplantısı - Hollanda katılmıyor (1 Ekim 2004, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği)
  52. ^ Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde (AKPM) KKTC’nin Temsiliyeti
  53. ^ "Gambiya'dan KKTC sürprizi", 27 Mayıs 2005 tarihli Sabah gazetesi
  54. ^ "KKTC Katar Temsilciliği açıldı", 25 Kasım 2008 tarihli NTV-MSNBC
  55. ^ "Referandum Sonrası Kıbrıs-Nisan, 2004". T.C. İÇİŞLERİ BAKANLIĞI. 2004. Erişim tarihi: 6 Ekim 2012.
  56. ^ "'Türklere verilecek para benden geçer'". Milliyet. 28 Nisan 2004. 29 Ekim 2004 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 6 Ekim 2012.
  57. ^ "KKTO, Avrupa'da Artık Söz Sahibi"Kıbrıs Türk Ticaret Odası. 1 Ekim 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2 Ekim 2010.
  58. ^ http://www.ntvmsnbc.com/id/25293446/
  59. ^ "UBP 1’inci"Star Kıbrıs. 20 Nisan 2009. 12 Eylül 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 20 Nisan 2009.
  60. ^ "YSK - KKTC 2009 Milletvekilliği Erken Genel Seçim Sonuçları". Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu. Erişim tarihi: 20 Nisan 2009.
  61. ^ Northern Cyprus - Freedom in the World 2011(Freedom House) Erişim tarihi: 5 Haziran 2012.
  62. ^ "KKTC hakkında, Telekomünikasyon". KKTC Tanıtma Dairesi. 18 Ocak 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2009-03-15.
  63. ^ http://www.cografya.gen.tr/siyasi/devletler/kuzey-kibris-turk-cumhuriyeti.htm
  64. ^ Claude Delaval Cobham Excerpta Cypria, Cambridge University Press, 1908, s.366-67
  65. ^ Archimandrite Kyprianos Istoria Khronoloyiki tis Nisou Kiprou (History and Chronicles of the Island of Cyprus, Ιστορία χρονολογική της νήσου Κύπρου) 1788, s.495
  66. ^ Mete Hatay, "Is the Turkish Cypriot population shrinking?", PRIO Cyprus Center, 2007, s.19
  67. ^ "Kıbrıs'ı "görüşüyorlar"!". Yeni Dünya için Çağrı Dergisi, 52. sayı. 2001-12-15. Erişim tarihi: 2009-05-14.
  68. ^ Eskioğlu, Faruk (2009-04-24). "İngiltere'deki Kıbrıslı Türkler". Açık Gazete. 26 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2009-05-12.
  69. ^ a b *enfal.de. "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti". 15 Haziran 2013 tarihinde kaynağındanarşivlendi. (Türkçe) (13 Şubat 2012).
  70. ^ *İTO. "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ülke Raporu". (Türkçe) (13 Şubat 2012).
  71. ^ a b *turkbirdev.info. "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti". 8 Eylül 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. (13 Şubat 2012).
  72. ^ *siyasetdergisi.com.tr. "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti". 9 Temmuz 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. (Türkçe) (13 Şubat 2012).
  73. ^ *islamansiklopedisi.org. "Dünyadaki Müslüman Nüfus". 27 Mart 2012 tarihinde kaynağındanarşivlendi. (Türkçe) (13 Şubat 2012).
  74. ^ M. Tevfik Tarkan, Kıbrıs (Genel Çizgileriyle) Sevinç Matbaası, Ankara 1975, s. 45-47.
  75. ^http://arsiv.sabah.com.tr/2007/01/10/gny/yaz1649-200-118-20070110-200.html
  76. ^ a b c "Kıbrıs Türk Eğitim Sistemi". KKTC Milli Eğitim Bakanlığı. Erişim tarihi: 21 Eylül 2010.
  77. ^ KKTC Devlet Planlama Örgütü. Ekonomik ve Sosyal Göstergeler 2009. s. sf. 2-3.
  78. ^ a b c dhttp://www.trncinfo.com/tanitma/tr/index.asp?sayfa=cms&dmid=0&cmsid=189&ssid=90897018
  79. ^ "Üniversitelerimiz" (Türkçe). Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu. 10 Kasım 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2013-06-03.
  80. ^ http://www.brtk.net/index.php?option=com_content&view=article&id=42328:uenverstelerde-toplam-oerenc-sayisi-47-bn&catid=1:kktc&Itemid=3
  81. ^ http://neu.edu.tr
  82. ^ "Sporcularımızın dünya ile bütünleşmesi çözümle olur". Kıbrıs Gazetesi. 30 Kasım 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 21 Eylül 2010.
  83. ^ Erdem, Sinan. "KIBRIS TÜRK KESİMİ’NDE YAŞAYAN GENÇLERİN DÜNYA SPOR PLATFORMUNDA YERLERİNİ ALMALARI İÇİN GEREKLİ YAPTIRIMLAR KONUSUNDA DÜŞÜNCELER". KKTC Milli Olimpiyat Komitesi. 24 Ocak 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 21 Eylül 2010.
  84. ^ a b "Benzersiz Spor Ambargosu"Anka Haber Ajansı. Haberpan. Erişim tarihi: 10 Ocak 2011.
  85. ^ "Spor ambargosu kalkıyor mu?"Star KıbrısKıbrıs Postası. 19 Mart 2010. 25 Mayıs 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Ocak 2011.
  86. ^ "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anayasası". KKTC Mahkemeleri. 9 Aralık 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2009-03-15.
  87. ^ Turizm İstatistikleri Yıllığı 2009. KKTC Turizm ve Planlama Dairesi. s. sf. 46.
  88. ^ Turizm İstatistikleri Yıllığı 2009. KKTC Turizm ve Planlama Dairesi. s. sf. 43.

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Daha fazla bilgi için Vikipedi'nin kardeş projelerinde ara
    Vikisözlükbu maddeyi Vikisözlük'te ara
    Vikikitapbu maddeyi Vikikitap'ta ara
    Vikisözbu maddeyi Vikisöz'de ara
    Vikikaynakbu maddeyi Vikikaynak'ta ara
    Wikimedia Commonsbu maddeyi Commons'da ara
    Vikihaberbu maddeyi Vikihaber'de ara
    Vikiversitebu maddeyi Vikiversite'de ara
    Resmî web siteleri
    KKTC tanıtım siteleri

    KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı: Basına sızdırılan haritalar gerçeği yansıtmıyor



    KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı: Basına sızdırılan haritalar gerçeği yansıtmıyor

    KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, "Cenevre görüşmeleri sonrası basına sızdırılan haritalar gerçeği yansıtmıyor. Bizim ortaya sunduğumuz Rahmetli Rauf Denktaş’ın imzaladığı 'yüzde 29 artı'dır." dedi.
    KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı: Basına sızdırılan haritalar gerçeği yansıtmıyor

    LEFKOŞA
    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs müzakerelerinde Cenevre görüşmeleri sonrası basına sızdırılan haritaların gerçeği yansıtmadığını belirterek, "Bizim ortaya sunduğumuz harita Rahmetli Rauf Denktaş’ın imzaladığı 'yüzde 29 artı'dır. Bunu Meclisimizdeki tüm partiler de onayladılar. Biz, haritamızı bu çerçevede sunduk. Rumların önerdiği harita kabul edilebilir bir harita değil. O haritayı kabul edecek olan bir tek Kıbrıslı Türk yoktur." dedi.
    TRT Haber’de “Anadolu Soruyor” programına konuk olan Akıncı, Cenevre zirvesi ve Kıbrıs müzakerelerindeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Dönüşümlü başkanlık konusu

    Kıbrıs müzakerelerinin gelinen aşamada cumhurbaşkanlığı muavinliğinden dönüşümlü cumhurbaşkanlığı aşamasına gelindiğine işaret eden Akıncı, “Bu aşama olası bir çözümde bir Kıbrıslı Türk'ün de cumhurbaşkanı olabilmesine imkan tanıyacak.” diye konuştu.
    Dönüşümlü başkanlık sisteminde bir dönem Kıbrıs Türk tarafının, iki dönem de Kıbrıs Rum tarafının rol üstleneceğini belirten Akıncı, dönüşümlü başkanlık konusundaki anlaşmanın ancak 2 döneme bir dönem olarak kabul edilebileceğini söyledi.
    Kıbrıs’ta 1960 yılında Bakanlar Kurulunun 7’ye 3, 2004 yılındaki Annan Planı’nda 4’e 2 olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Akıncı, şu an ise o planlardan daha ileri noktalara gidilerek olası bir çözümde 7’ye 4 olacağını vurguladı.

    Türkiye ile en başından beri yakın diyalog ve istişare içerisinde yürütüyoruz

    Cumhurbaşkanı Akıncı, Kıbrıs müzakerelerini Türkiye ile en başından beri yakın diyalog ve istişare içerisinde yürüttüklerini belirterek, “Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da ifade ettiği gibi ‘Cenevre’deki çalışmalarda Türkiye ile KKTC bire bir örtüştü’. Dolayısıyla Türkiye ile işbirliği içerisinde olduğumuzu ben de her fırsatta dile getiriyorum. İşin gerçeği de budur. Türkiye tarihsel ve kültürel bağlarımız olan bir ülke.” ifadelerini kullandı.

    Basına sızdırılan haritalar gerçeği yansıtmıyor

    İsviçre'nin Cenevre kentindeki Kıbrıs müzakereleri sonrası basına sızdırılan haritaların gerçeği yansıtmadığını dile getiren Akıncı, “Bizim ortaya sunduğumuz harita Rahmetli Rauf Denktaş’ın imzaladığı 'yüzde 29 artı'dır. Bunu Meclisimizdeki tüm partiler de onayladılar. Biz haritamızı bu çerçevede sunduk. Rumların önerdiği harita kabul edilebilir bir harita değil. O haritayı kabul edecek olan bir tek Kıbrıslı Türk yoktur." dedi.
    Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs’ta varılacak bir anlaşmanın aslında Kıbrıs Türk halkının yıllardır gasbedilmiş olan haklarının geri alınması anlamına geleceğini belirterek, Cenevre konferansında, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan, “0 asker, 0 garanti” mantığından çıkarsa bir çözüm yolu bulunabileceğini söyledi.

    Türkiye’nin garantörlüğü şart 

    Mustafa Akıncı, muhtemel bir çözümde Kıbrıs’ta üzerinde uzlaşılacak bir sayıda asker olmasının ve Türkiye’nin garantörlüğünün de şart olduğuna işaret ederek, artık bunun 2017’ye nasıl adapte edilebileceği konuşulması gerektiğini vurguladı.
    Akdeniz'de çıkarılacak doğalgaz konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Akıncı, "Bir çözümle birlikte herkes için ama özellikle de Türkiye için çok avantajlı bir durum olacak. Eğer bir çözüme varabilirsek bölgede gerginlikler yerine işbirliği alanları kurulacak. Rum tarafı 'Bölge bana aittir, ben kazarım' diye diretirse gerginlikler olacaktır." şeklinde konuştu.

    Türkiye'den KKTC'ye Su Temini Projesi

    Akıncı, Türkiye'den KKTC'ye Su Temini Projesi'nin Türkiye’nin KKTC halkına verdiği çok önemli bir hizmet olduğunu belirterek, “Bu hizmetten bütün ada niye yaralanmasın? Niye paylaşmayalım? Rum iş insanları Türkiye ile işbirliği yapmanın öneminin farkına varmaya başladılar. Bunlar güzel gelişmeler. Bir çözüm sonrasında Türkiyenin limanlarını ve hava sahasını kullanmaya başlayacaklar." değerlendirmesinde bulundu. 
    Muhabir: Murat Demirci
    http://aa.com.tr/tr/dunya/kktc-cumhurbaskani-akinci-basina-sizdirilan-haritalar-gercegi-yansitmiyor/729486

    Tuesday, 17 January 2017

    Türk akademisyen 'fenolsüz' mikro besin gübresi üretti



    Türk akademisyen 'fenolsüz' mikro besin gübresi üretti

    Bitkilerin mineral ihtiyacını karşılamak için kullanılan, fenol maddesi içermeyen, daha verimli ve güvenilir yerli "şelatlı mikro besin gübresi" imal edildi.
    SAKARYA - Emre Ayvaz
    Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Anorganik Kimya Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Salih Zeki Yıldız, tarım kimyasalları üzerine AR-GE araştırmaları yapmak için Sakarya TEKNOKENT içinde KOSGEB destekli kurdukları şirkette, ithal edilen ve içinde fenol bulunan gübre üzerinde çalışma yaptı.
    Bitkilerin mineral ihtiyacını karşılamak için toprağa verilen demir, mangan, bakır, bor ve çinkodan oluşan mikro besin elementlerinin içinde zehirli madde içeren fenol olması üzerine Prof. Dr. Yıldız, yeni gübre üretmek için çalışmalara başladı.
    Yıldız, yeni nesil şelatlı mikro besin gübrelerinde kullanılan fenol yerine alternatif molekül arayışı içerisine girerek, yaklaşık 6 ay süren çalışmalar neticesinde, etkinliği düşük bir molekül olan etilendiamin tetra asetik asitini, kompleksleşme çalışmalarında etkinliklerini çıkartarak, amino asit yapısında daha verimli, güvenilir, yüksek çevreci ve yerli "oksi-şelatlı" mikro besin gübresi üretti.

    "Alternatif bir yapı ortaya koymuş olduk" 

    KOSGEB'ten aldıkları destekle Sakarya TEKNOKENT bünyesinde kurdukları şirkette AR-GE çalışmaları yaptıklarını vurgulayan Yıldız, "Bu çalışmalar sırasında özellikle dünyadaki üretilmiş olan molekülleri inceliyoruz. Bu yaptığımız çalışmalarda bahsettiğimiz unsur karşımıza çıktı ve bunu bu haliyle üretmek istemedik." ifadelerini kullandı.
    Prof. Dr. Yıldız, fenol yerine alternatif molekül arayışı içerisine girdiklerini belirterek, etkinliği düşük bir molekül olan ve daha önce kullanılan etilendiamin tetra asetik asidin (EDTA) güvenilir bir kimyasal olması üzerine bunun üzerinde çalışmaya karar verdiklerini dile getirdi.
    Bu durumda bu molekülün kompleksleşme kararlılıklarını istenilen seviyeye getirmek için çalışma başlattıklarını dile getiren Yıldız, şu ifadeleri kullandı:
    "Özellikle etkinliğinin düşük olması sebebiyle etilendiamin tetra asetik asiti kullanılmıyor. Yapmış olduğumuz çalışmalarda mikro besin elementlerinden özellikle demir iyonu ile kompleksleşme etkinliğini düşük olan etilendiamin tetra asetik asidinin kompleks kararlılığını iyileştirerek, şu anda bilinen ve dünyada uygulanan yeni nesil moleküllerin durumuna getirdik. Dolayısıyla bizim için bir kazanım oldu. Bu molekülü kullanarak dünyada bilinen ve etkinliği yüksek şelatlı ajanlara alternatif bir yapı ortaya koymuş olduk."


    Anayasa Değişikliği teklifine ilişkin merak edilenler



    Anayasa Değişikliği teklifine ilişkin merak edilenler

    Anayasa Değişikliği teklifine ilişkin merak edilenler

    Mecliste grubu bulunan bütün siyasi partiler, uzun zamandır, halktan gelen yoğun talep nedeniyle 1982 darbe Anayasası'nın değişmesini istiyor. Bütün partilerin seçim bidirgelerinde bu anayasanın değiştirileceği vaadediliyor. Mevcut anayasa en fazla vesayet, yürütmedeki çift başlılık, kuvvetler ayrılığını gerektiği şekilde koruyamama gibi konularda eleştiriliyor. Ayrıca bu anayasa değişiklik teklifi ile en çok sorgulanan iktidar şekli olan koalisyon hükümeti tarihe karışıyor. ( Yasin Demirci - Anadolu Ajansı )
    http://aa.com.tr/tr/info/infografik/3542

    Termal tesisler yılda 550 bin turistin tercihi



    Termal tesisler yılda 550 bin turistin tercihi

    Sağlık ile Kültür ve Turizm bakanlıklarınca hazırlanan verilere göre, yılda yaklaşık 550 bin turist Türkiye'deki termal tesisleri ziyaret ediyor.
    Termal tesisler yılda 550 bin turistin tercihi
    ANKARA - Yeşim Sert Karaaslan
    AA muhabirinin Sağlık ile Kültür ve Turizm bakanlıkları verilerinden derlediği bilgiye göre, Türkiye, jeotermal kaynak potansiyeli açısından Avrupa'da birinci, kaplıca uygulamaları konusunda ise üçüncü sırada yer alıyor.
    Sıcaklıkları 20-110 derece, debileri 2-500 litre/saniye arasında değişebilen bin 500'den fazla kaynağa sahip Türkiye, kaynak zenginliği ve potansiyeli açısından dünyada ilk 5 ülke arasında bulunuyor.
    Türkiye, yüksek mineralizasyon içeriği sayesinde etkin tedavi edici özelliklere sahip termal su potansiyelinin, zengin kültürel, doğal değerleri ve iklimsel özellikleriyle birleşmesi sonucunda benzersiz bir sağlık turizmi ortamı sunuyor.
    Termal turizm verilerine göre, Türkiye'deki tesislere yılda yaklaşık 550 bin yabancı ziyaretçi geliyor. 2015'te bu tesisleri en çok sırasıyla Çin Halk Cumhuriyeti, Almanya, Güney Kore, Japonya, Rusya ve ABD'den ziyaretçiler tercih etti.

    Sağlık için yılda bir kez kaplıca kürü öneriliyor

    Doğal sıcak su kaynakları, tedavi amaçlı banyo kürleri olarak kullanılıyor.
    Bu kaynaklar, balneoterapi, spa terapi ve hidroterapi gibi farklı isimlerle tedavi edici, koruyucu ve zindelik sağlayıcı amaçlarla kullanılan çok eski ve geleneksel yöntem olarak varlığını sürdürüyor.
    Uzmanlar tarafından, bağışıklık sistemini güçlendirmek, zinde kalmak, hastalık durumlarında ise iyileşme sürecini hızlandırmak için yılda bir kez kaplıca kürü alınması öneriliyor.
    Hastalıkların çeşidine göre uygun termal suyun, yararlanma teknikleri ve sürelerinin, uzman tavsiyesiyle belirlenmesi gerekiyor. Kaplıca kür uygulamaları için genelde 14-21 günlük tedavi süresi öneriliyor.
    Kaplıcalarda, tedavi ve zindelik amacıyla su içi jimnastiği, solunum terapisi, tansiyon düzenleme tedavisi, kulak akupunkturu, tıbbi sauna, kolon hidroterapi, değişik bölge ve teknikte uygulanan masajlar, orman veya deniz kenarında yürüyüş, ozon tedavisi, ritim terapi gibi günde 2 saati aşmayan pek çok günlük kür çeşidi uygulanıyor.

    Türkiye-AB ilişkilerinde yeniden canlanma mümkün mü?



    Türkiye-AB ilişkilerinde yeniden canlanma mümkün mü?

    AB'de Türkiye ile ilişkilerde yeniden canlanmanın gerekliliği görülse de bu yönde gerekli adımları atmıyorlar ya da atamıyorlar.
    Türkiye-AB ilişkilerinde yeniden canlanma mümkün mü?
    İSTANBUL - Prof. Dr. Fuat Keyman
    2016 yılının en önemli olaylarından biri olan Brexit, sadece Britanya’nın Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılması anlamına gelmedi; aynı zamanda Avrupa Birliği’nin geleceğine yönelik şüphelerin de artmasına ve yaygınlaşmasına neden oldu.
    Uzun zamandan beri hem kimliği, hem çekiciliği, hem de geleceği temelinde ciddi bir kriz yaşayan AB ve entegrasyon süreci, Brexit ile birlikte krizin daha da derinleştiği bir evreye girdi. İslam korkusu, göçmen korkusu, yabancı korkusu ile merkez partilerin zayıfladığı, ırkçı, tepkici aşırı sağ partilerin güçlendiği Avrupa siyaseti, zaten AB’nin krizini derinleştiriyordu. Buna, Macaristan, Polonya, Yunanistan hatta İsveç gibi üye ülkelerde de tepkici milliyetçi, ötekileştirici ve dışlayıcı popülist eğilimlerin güçlenmesi de eklenince, AB krizi daha da derinleşti.
    Brexit ile birlikte Birliğin kilit ülkelerinden Britanya’nın ayrılmasıyla AB, hem kendi içinde hem de bölgesel ve küresel ölçekteki meydan okumalara yanıt vermekte yetersiz kalma, etkisini ve dönüştürücü gücünü kaybetme sorunuyla karşılaştı. AB, çok ciddi bir krizden geçiyor.
    Bu krizin çözümünün bir boyutunu, Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden canlanması oluşturuyor. Dahası, hem Türkiye hem de AB, son dönemde çok ciddi güvenlik riskleri, bölgesel meydan okumalar ve küresel çalkantı ile karşı karşıya. Mülteci krizi, terör sorunu, Suriye ve Irak’ta 'Çökmüş Devlet' sorunu, Türkiye ve AB’yi doğrudan etkileyen riskler ve meydan okumalar. Bu anlamda Türkiye ve AB aynı gemide ve birbirlerinin güvenliği birlikte çalışmalarına ve işbirliğine bağlı.

    AB karar mercilerinde vizyon eksikliği

    Brexit ve bölgesel-küresel çalkantı, Türkiye-AB ilişkilerini yeniden canlandırmayı gerekli kılarken, son dönemde yaşadığımız ise bunun tam tersi bir durum. İki aktör arasında ciddi bir güven sorunu yaşanıyor; ilişkiler durma noktasında. Gerek Türkiye Cumhurbaşkanı, gerek Başbakanı, AB Bakanı ve Ekonomiden sorumlu Bakanı yeniden canlanma gerekliliği üzerine girişimlerde ve söylemde bulunuyorsa da, güven krizi ve ilişkilerin kötüleşmesi engellenemiyor.
    AB'de karar vericiler, vizyon eksikliği, İslam korkusu, tepkici aşırı sağ ve popülist siyasi ve ideolojik söylemlerle rehin alınmış durumda; yeniden canlanmanın gerekliliği görülse de bu yönde gerekli adımları atmıyorlar ya da atamıyorlar. FETÖ darbe girişimi, DEAŞ ve PKK terör saldırıları ve ekonomik belirsizliklerle karşı karşıya olan Türkiye’de, anti-Batı, anti-AB ve anti-Amerika söyleminin güçlendiği bir dönemden geçiliyor. Fakat bu söylemin de Türkiye’yi daha güvenli kılma ve düzlüğe çıkarma için olumlu bir tarafı yok; aksine, söylem düzeyinde olan tepki, sorunların çözümünde zararlı da olabilir.
    Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden canlanması her iki taraf için de iyi ve yararlı bir gelişme olacak. Peki bu mümkün mü? Ya da nasıl mümkün kılınabilir?

    AB Küresel Stratejisi ve Türk dış politikası

    Bu noktada, AB’nin son dönemlerde, altını çizerek söyleyelim, hata yaparak, Türkiye’yi dışlayarak tartıştığı “AB Küresel Strateji” raporunun ve açılımının ana önerisinin, AB ile Türkiye dış politika anlayışları arasında önemli bir benzerlik taşıdığını görelim:
    AB Küresel Strateji raporu, AB’nin, güvenlikten ekonomiye, şiddetten iç savaşa, yoksulluktan iklim değişikliğine, küreselleşen dünyanın bugün yaşadığı çok boyutlu krize ve çalkantıya yanıtını içeriyor. Bu yanıtın da hem küreselleşmenin ve çok boyutlu krizinin “doğru okunması” ve etkili bir “strateji” üzerine kurulmasını. Doğru okuma ile etkili stratejiyi bir araya getirmek için de “ilkeli pragmatizm” (principled pragmatizm) ilkesi öneriliyor.
    Diğer bir deyişle, AB, Global Stratejisini, “gerçekçi değerlendirmeler” (realistic assessment) ile “idealist değerler” (idealist aspirations) birleşiminden anlam kazanan, “ilkeli pragmatizm”in şekillendirdiği bir dış politika üzerine kuruyor. Basitleştirirsek, AB, etrafında olanlara ve dünyaya, gerçekçilik temelinde bakacak, tavrını ve yanıtınıysa, değerler/normalar temelinde verecek. Hem gerçekçi olacak, hem de ilkeli. Hem pragmatik davranacak, buna karşılık değerlerini, ilkelerini de unutmayacak. AB, ilkeli pragmatik dış politikasını ne derecede başarılı olarak geliştirebilir ve uygulamaya sokabilir? Bu önemli bir soru ve AB ile üye ülkeler içinde, hem siyasi, hem de akademik düzeyde tartışılıyor.
    Bu sorunun yanıtı başka bir değerlendirmenin konusu olabilir. Ama şu noktanın altını çizelim: Yukarıda kısaca açımlanan AB Küresel Strateji önerisi ve bu önerinin en önemli boyutunu oluşturan ilkeli pragmatizm, ne kadar ve ne derecede Türkiye’nin aktif dış politika vizyonundan farklı? Türkiye’nin, somutta, mülteci krizi, terör sorunu, genelde de, Ortadoğu’da yaşanan büyük istikrarsızlık ve küresel çaklantıya bakışı ile AB Küresel Stratejisi, söylem ve vizyon ekseninde çok mu farklı, yoksa benzer mi? AB Küresel Stratejisi ile aktif Türk dış politikası arasında çakışma ve benzerlik noktaları mı, yoksa farklılaşma ve ayrışma noktaları mı daha fazla?

    Türkiye'nin küresel işbirliği arayışları

    Aktif Türk dış politikası da, çevreyi doğru okuma ve kendi kapasitesini iyi değerlendirme ekseninde son dönemlerde yapılan bazı stratejik hataları unutmadan söyleyebiliriz ki, gerçekçilik ile idealizm arasında denge kurmaya çalışan, ilkeli pragmatizmi içeren ve insani normaları ve değerleri önemseyen bir vizyon ve hareket tarzına sahip olmaya çalışıyor. Gerek mülteci krizine bakışta, gererekse de, bölgesel ve küresel sorunlara yaklaşımında, yapıcı, ilkeli ve insani durumu ön plana çıkartan bir vizyonun, sorun çözmede, salt güç ve çıkara dayalı uluslararası ilişkiler anlayışından daha başarılı olacağını öneriyor. Ve başta büyük güçler olmak üzere, BM, NATO, AB, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, G20 gibi aktörleri de, bu yönde hareket etmeye ve işbirliği içinde olmaya davet ediyor.
    "İnsani ve Ahlaki Diplomasi”, “Dünya Beşten Büyüktür”, “Terörizme Karşı Ortak ve Birlikte Mücadele”, “İnsani Yardım”, “Güvenlikten Yoksulluğa ve Dışlanmaya İnsani Trajediyi Önleyecek Çatışma Çözümü ve Uzlaşma” v.b kavramlar ve sloganlar temelinde Sn. Cumhurbaşkanı başta olmak üzere, devlet ve hükümet yetkililerinin yaptığı birlik ve beraberlik çağrıları, 'ilkeli pragmatizm’den çok mu farklı?

    AB güvenliğinin ön koşulu Türkiye’nin güvenliği

    Söylem düzeyinde AB Küresel Stratejisi ile aktif Türk dış politikası arasında bezerlikleri ve çakışma noktalarını bulmak mümkün. Her iki aktör de dış politika alanında, benzer bir söylem ve anlayışa sahip görünüyor. Daha önce vurgulandığı gibi, bölgesel istikrarsızlığın ve küresel çalkantının çok önemli boyutlarını oluşturan mülteci krizi, başta DEAŞ ve diğer terör örgütlerine karşı mücadele, Suriye ve Irak’tan başlayarak "çökmüş devletlerin" yeniden inşası ve insani yardım alanlarında Türkiye ile AB aynı gemide ve aynı coğrafyada yer alıyor. Türkiye ve AB ne kadar işbirliği ve ortak çalışma içinde olursa o kadar güvenli olacaklar. AB’nin güvenliğinin ön koşulu Türkiye’nin güvenliği. Ve tüm bu meydan okumalara yanıt, ilkeli pragmatizm yoluyla verilebilir.
    Bu bağlamda Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden canlanmasına, her iki tarafın güvenliği için, insanların yaşam haklarının güvenceye alınması için ve küresel-bölgesel istikrar için gerek var ve bu bekletilmeden gerçekleştirilmesi gereken bir gereklilik. AB ülkelerinin, Türkiye’yi Küresel Strateji tartışmaları da dahil olmak üzere genel dışlayıcı tavrı, vizyonsuzluk ve çifte standart göstergesi, İslam ve yabancı-göçmen düşmanlığı sorunlarında görüldüğü gibi ideoloji ve dogmanın rasyonalitenin önüne geçmesinin sonucu.
    AB tam üyelik müzakerelerini yürüten bir aday ülke olarak Türkiye’nin demokrasi, haklar ve özgürlükler alanlarındaki sorunlarını eleştirmek, ilke ve kurumsal düzenleyici normalar temelinde, AB’nin yapabileceği, yapması gereken bir şey. Ama bu eleştiri, ne objektiflikten sapmalı, ne de AB-Türkiye ilişkilerinin yeniden canlanmasını engellemeli. Eleştiri ve işbirliği aynı anda yapılabilir, bölgesel ve küresel meydan okumalara ortak tavır geliştirilirken, aktörler birbirlerinin hatalarına eleştirel de yaklaşabilirler. Mülteci krizine insani yanıt ve teröre karşı mücadele temelinde ortak tavır geliştiren Türkiye ve AB, demokrasiden Gümrük Birliği’nin modernizasyonuna kadar farklı konularda objektif ve yapıcı olarak birbirlerini eleştirebilirler.

    AB'nin Türkiye'yi kaybetme lüksü yok

    Brexit ile birlikte geleceği giderek belirsiz hale gelen AB’nin, gelinen aşamada Türkiye’yi kaybetme lüksü yoktur. FETÖ-DEAŞ-PKK terör saldırılarına maruz kalan, ekonomisinde risklerin ve belirsizliklerin arttığı ve 3.3 milyon mülteciye “koşulsuz misafirperverlik ilkesi” temelinde kollarını açan Türkiye’nin de güvenli ve istikrarlı bir gelecek üretmesinin çok önemli bir boyutu, AB tam üyelik müzakereleri ve güçlü AB çapası’dır.
    2017 başında Kıbrıs sorununa çözüm olasılığıyla başlayan ve karanlık günler içinde aydınlığı bize gösteren olumlu öykü olasılıklarına en büyük katkıyı, Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden canlanması verecektir. Türkiye’nin istediği de bu yönde bir tavrın ve hareketlenmenin başlamasıdır.
    [Prof. Dr. Fuat Keyman. Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi, İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü]

    Türkiye-Irak ilişkilerinde temel sorunlar, beklentiler


    Türkiye-Irak ilişkilerinde temel sorunlar, beklentiler

    Başbakan Yıldırım'ın Irak ziyareti, son dönemde yıpranan ilişkilerin tamiri için önemli bir adımdı ancak bu ziyaretle sorunların tamamen çözüldüğü söylenemez.
    Türkiye-Irak ilişkilerinde temel sorunlar, beklentiler
    İSTANBUL - Doç. Dr. Serhat Erkmen
    Başbakan Binali Yıldırım'ın Irak ziyareti, son bir buçuk yılda yıpranan ilişkilerin tamiri için önemli bir adımdı. Ancak bu ziyaretle iki devlet arasındaki sorunların tamamen çözüldüğü söylenemez. Elbette, ziyaret sırasında yapılan görüşmeler son derece kritikti. İki ülke başbakanının yayınladığı ortak bildiri son dönemdeki sorunların birçoğuna işaret ediyordu. Hatta kısa vadede iki ülke arasında yeni ve ani krizlerin çıkmasının engelleneceğine dair güçlü ipuçları da içeriyor. Fakat kapsamlı ve uzun vadeli bir iyileşme iki ülkenin arasındaki sorunlara çözüm bulunmasından fazlasını gerektiriyor.

    Irak'ta devlet kurumlarındaki zafiyet

    Öncelikle, Irak denildiğinde 2003'ten beri tam olarak hangi kurumdan bahsedildiği belirtilmeden bir değerlendirme yapılması mümkün değil. ABD'nin Irak'ı işgali bu ülkedeki siyasal yapıyı yıkmakla kalmadı, yerine parçalı ve bir o kadar da işlevsiz bir siyasal düzenin ortaya çıkmasına neden oldu. Bu tespit Saddam Hüseyin'in diktatörlüğü altında ezilen Irak'ın daha iyi bir yönetim tarzıyla idare edildiği anlamına gelmez. Ancak işgal sonrası kurulan siyasal düzen, ülkenin tamamında sözü geçen ve ülkeyi yönetebilen hükümetler ortaya çıkmasını engelledi. Bu nedenle Irak'la sorunlardan bahsederken IKBY'deki siyasal liderler ve onların kontrol ettiği kurumlar ile Bağdat merkezli olanları birbirinden ayırmak gerekiyor.
    Fakat bu ayrım da yeterli değil. Kuzey Irak'ın kendi içinde siyasal partilerin ve liderlerin etki sahaları oluşmuş durumda. Yani Irak'ın pekçok yerinde düzeni sağlayabilecek tek ve geçerli bir aktör bulmaktan ziyade daha yerel odaklı politikalar izlemek gerekiyor. Aslında bu durum Başbakan Yıldırım'ın gezisiyle birlikte bir kez daha açığa çıktı. Merkeziyetçi politikalardan vazgeçmeyen ancak ülkenin bir kısmı üzerinde fiili kontrolünü yitiren Bağdat ile DEAŞ'tan sonra bağımsızlığın temel hedef olduğunu belirten Erbil'i aynı gezide ziyaret etmek, Irak'taki dengeler açısından gözetilen bir çizgi haline geldi. Bu yaklaşım bugün için hala geçerliliğini koruyor, ancak DEAŞ sonrası Irak'ta ortaya çıkabilecek sorunlar düşünüldüğünde devamlılığı sorgulanabilecek bir hal alabilir.

    Sorunlar dört başlık altında toplanabilir

    Türkiye ile Irak arasındaki sorunlar nasıl kategorize edilmeli? Aslında iki ülke arasında dört kategorik sorun bulunuyor: Güvenlik sorunu; karşılıklı güven eksikliği; bölgesel ittifaklarda ayrı saflarda yer almaktan kaynaklanan sorunlar ve dönemsel olarak ön plana çıkan ancak sürekliliği bulunmayan karşılıklı sert söylemlerden kaynaklanan sorunlar.
    Güvenlik Sorunu: Türkiye ile Irak arasındaki güvenlik sorunu aslında paradoksal bir biçimde hem işbirliği hem de sorun alanı haline dönüşebiliyor. Türkiye açısından Irak'ın istikrarlı ve güvenli bir ülke olabilmesi aslında bir güvenlik sorunudur. 2000'li yılların ortasında Türkiye, PKK terör örgütünün Kuzey Irak'taki varlığını ortadan kaldırabilmek için en doğru muhatabın Irak merkezi hükümeti olduğunu düşünüyor ve bunu ilişkilerine birebir yansıtıyordu. Ancak zamanla hem Bağdat'ın PKK konusundaki işbirliğini ertelemesi hem de kendisi açısından öncelikli diğer güvenlik sorunlarıyla uğraşması nedeniyle zayıf düşmesi, PKK'yla mücadelede işbirliği alanını daralttı. Oysa, 2000'lerin ortalarında IKBY, Türkiye'nin Kuzey Irak'taki askeri üslerini boşaltmasını istediğinde buna merkezi hükümet destek vermemişti. Ancak yıllar sonra (yani 2012'den itibaren) bu süreç tersine döndü. Aslında bu dönüşüm Türkiye ile Erbil ilişkilerindeki dönüşümü de açıklayan bir gösterge olarak da kabul edilebilir. Nasıl 2000'lerin ortasında Türkiye, IKBY'yi PKK'ya kucak açan bir aktör olarak görüyorsa, 2009'dan itibaren IKBY'deki en azından bazı partileri onunla mücadele için temel işbirliği unsuru olarak kabul ediyor.
    Son birkaç yılda PKK'yla mücadele konusunda yaşananlar, Türkiye-Irak ilişkileri açısından eski dönemi çağrıştırıyor. Saddam Hüseyin zamanında da Irak bazı dönemlerde Türkiye'ye PKK'yla mücadele konusunda göz kırparken, bazı dönemlerde ise onu Türkiye'ye karşı bir araç olarak kullanmıştı. Bu yaklaşımın son dönemden pek de bir farkı yok. Irak merkezi hükümeti PYD'yle görüşme trafiğini artırırken, PKK'lıların Sincar ve Kerkük gibi daha önce pek de yayılamadığı alanlarda boy göstermesine karşı çık(a)mıyor, diğer yandan Türkiye ile ilişkilerin yakınlaşmasıyla birlikte bu konuda tedbir alma sinyalleri veriyor.

    PKK ile mücadele ve DEAŞ tehidi

    Fakat bu noktada altı çizilmesi gereken bir nokta daha var: Bu nokta, PKK'nın Kuzey Irak'taki dağlık bölgeden çıkıp da Irak'ın Tuzhurmatu, Tavuk, Sincar ve Kerkük gibi noktalarında görünür hale gelmesinin tek ve asli sorumlusunun merkezi hükümet olmaması. IKBY'deki bazı partilerin gerek DEAŞ'a karşı kullanmak gerekse kendi iç siyasi çekişmelerinde koza çevirmek amacıyla PKK'nın alan genişletmesine izin verdiği unutulmamalı. Her ne kadar, PKK'nın genişlediği bu alanlar teorik olarak Irak merkezi hükümetinin münhasıran yetkisi ve sorumluluğu altında bulunan alanlar olmasına rağmen son iki yılda büyük bir çöküntüye uğrayan Irak devletinin yapabileceği şeylerin sınırlı olduğu da açık. Dolayısıyla, ikili ilişkilerdeki PKK'yla mücadele sorunu ne merkezi hükümetin tek başına çözebileceği bir sorun ne de onun tamamen etkisiz kalabileceği bir alan olarak tanımlanabilir.
    KDP'nin en azından söylemsel düzlemde Türkiye'ye destek verdiği görülüyor. Ancak IKBY, KDP'den ibaret değil ve tam da bu nedenle PKK'yla mücadelede Türkiye'nin Irak'taki aktörlerle alması gereken daha çok yol var. Fakat tüm bunlara rağmen, Bağdat'ın gerçek anlamda güvenlik işbirliğinde samimi olduğunu gösterebilecek gelişmeler yaşanabilir. Bunun için en önemli örnek ise PKK'nın Sincar'daki varlığı.
    İkili ilişkilerdeki tek güvenlik sorunu PKK değil. DEAŞ'ın ortaya çıkması, Irak kadar olmasa da Türkiye'nin de güvenliğini tehdit etmiştir. Şu aşamada DEAŞ, hala Irak için hayati düzeyde bir güvenlik sorunu. Musul Operasyonu'nun başlamasıyla bu örgütün Irak'taki etkinliği stratejik düzeyde bir hayli sınırlanmış olsa da Irak'ın içinde bulunduğu genel durum dikkate alındığında DEAŞ zayıfladıktan ve Musul'dan çıkarıldıktan birkaç yıl sonra benzer kaynaklardan beslenen daha büyük bir tehdit doğması ihtimali zayıf değildir. Buna karşılık DEAŞ, gerçekleştirdiği terör eylemleri ve Ortadoğu'da neden olduğu tektonik kırılmalar nedeniyle Türkiye için bir tehdit olma durumunu korumaktadır. DEAŞ'ın yarattığı terör dalgası Türkiye Cumhuriyeti'nde benzerine az rastlanır bir güvenlik sorunu üretmiştir. Bu nedenle Türkiye, DEAŞ'la mücadelesini sınır ötesine taşımak zorunda kalmıştır.
    Bu noktada iki ülkenin terörle mücadelede geniş kapsamlı bir işbirliği yapmasının önemi bir kez daha görülmektedir. Fakat, bu işbirliği kapsamlı, uzun süreli ve yapısal bir biçimde organize edilmediği sürece sonuç vermemektedir. Bu sonuçsuzluk ise güvenlik alanının işbirliği üretmedeki etkisini sınırlandırmaktadır. Özetle, ikili ilişkilerdeki güvenlik konusunda tam bir işbirliği yapılması karşılıklı güveni artırabilecekken, bu işbirliğinin tam olarak gerçekleşememesi güvensizliğin artmasına neden olmaktadır.

    Haşimi'nin tutuklanma girişimi dönüm noktası

    Güven eksikliği sorunu: Son dönemde Türkiye-Irak ilişkilerinin en önemli sorunlarından birisi de karşılıklı güvensizliğin doruk noktasına çıkmış olması. Irak'ta işgalden hemen sonra Türkiye, Iraklı yeni yöneticilere şüpheyle yaklaşsa da pek çoğuyla kısa sürede ilişki geliştirebilmişti. Hatta, bugün Türkiye karşıtı açıklamalar yapan pek çok siyasetçi 2005-2009 arasında Türkiye'yi ziyaret ederek ilişkilerin geliştirilmesine katkıda bulunmuştu. Fakat 2011 yılından itibaren Iraklı siyasetçilerin bir kısmı ile Türkiye arasında güven bunalımı başgösterdi. Bu süreç 2010 yılında Irak'taki genel seçimden itibaren başlasa da asıl dönüm noktası Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi'nin teröre destek verdiği suçlamasıyla tutuklanma girişimi ve ardından ülkeyi terketmek zorunda kalmasıydı.
    Aslında Iraklı siyasetçiler arasında Türkiye'ye yönelik güvensizlik sorununun baş göstermesi paradoksal olarak Türkiye'nin Irak'taki gücünün ve etki alanının artmasıyla ilişkili. Irak'ta Türkiye'ye yakın siyasetçilerin güç kazanması ve siyasal sistemin kilit noktalarına gelebilmesi onların siyasi rakiplerinde endişe yarattı. Ancak altı çizilmesi gereken bir nokta var: Irak'ta Türkiye'ye karşı çıkan siyasetçiler sadece Şii Araplarla sınırlı değil. Sünni Araplar, Kürtler ve hatta Türkmenler arasında bile kişisel, partisel ya da ideolojik nedenlerle karşı çıkanlar olduğu görülüyor. Dolayısıyla, güvensizlik meselesini tek bir faktöre indirgemek doğru değil. Iraklı siyasetçiler arasında Türkiye'ye yönelik güvensizlik İran ve ABD gibi Irak siyasetinde etkisi bulunan aktörlerden destek alanlar ile Türkiye'den destek alanlar arasındaki mücadelenin yansıması olarak ortaya çıkıyor.
    Güvensizlik tek taraflı değil elbette. Türk yetkililer de Iraklı yetkililerin çoğu hakkında derin bir güven sorunu yaşıyor. Bu Türkiye'nin üst düzey yetkililerinin açıklamalarına kadar yansımış durumda. Örneğin, Türkiye'de Irak ordusunun 2014'te Musul'da DEAŞ'a karşı direnmemesini eski Başbakan Nuri Maliki'nin bir tercihi olduğu görüşü son derece yaygın. Hatta Türkiye'nin eski Başbakan Maliki ve onun yakın müttefiklerinin Irak'taki pek çok sorunun kaynağı olduğu düşüncesi epey geçerliydi. Irak'ın mezhepçi politikalar ile idare edildiği, bu politikaların da ülkenin bölünmesine yol açacağı, hala Türkiye'deki analizciler ve hatta karar vericiler arasında yaygın bir düşünce. Türkiye'de Iraklı yetkililere yönelik güvensizlik eski Başbakan Maliki ile sınırlı değil. Örneğin KYB'nin en azından bazı kanatlarının PKK'yla işbirliği yaptığı ya da önünü açtığı düşüncesi de bir hayli güçlü.

    Yeni şekillenen ittifak zeminleri

    Bölgesel Dengeler: Türkiye ile Irak yakın zamana kadar bölgede aynı ittifak sisteminin bir tarafı değildi. Evet, Ortadoğu'da her iki ülkenin de üyesi olduğu resmi savunma teşkilatlanmaları yok. Ancak, yakın zamana kadar bölgesel sorunlarda Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerle yakınlaştığı ve buna karşılık Irak'ın da Rusya ve İran ile aynı cephede olduğu görülüyordu. Özellikle Suriye ve Yemen gibi konularda iki ülke tamamen ayrı ve rakip politikalar izliyordu. Örneğin, Suriye'de rejimin yanında yer alan Iraklı milislerin muhaliflerle çatışması iki ülke ilişkilerinde pek konuşulmayan ancak ciddi bir gerginlik faktörüydü.
    Oysa Türkiye'nin son dönemde Rusya ile yakınlaşması ve yeni bir bölgesel politika izlemeye başlaması bu faktörün etkisini terse çevirdi. Türkiye'nin İsrail ve Rusya ile ilişkilerindeki iyileşme Ortadoğu'daki kamplaşmanın ötesinde Türkiye'nin kendi çıkarlarını teminat altına alabilmek ve güvenliğini sağlayabilmek için bölgesel aktörlerle işbirliğinin içeriğini değiştirmesiyle açıklanabilir. Burada anahtar Rusya ile ilişkiler ve Rusya'nın Suriye'den sonra Irak sahasına dönüşüdür. Her iki ülkenin de Rusya ile ilişkileri iyileşirken birbirleriyle rekabet ettikleri alanlarda da azalma olabilir.
    Karşılıklı sert söylemler: Karşılıklı sert söylemler aslında iki ülke gerginliğin nedeni olmaktan ziyade sonucudur. Ancak bu söylemlerin uzun süreye yayılması, daha çok yetkili tarafından sürekli olarak dile getirilmesi ve söylemlerin sertliği iki ülke ilişkilerinde ciddi bir gerilim kaynağına dönüşmüştür. Özellikle Iraklı milis liderlerin Türkiye'yi doğrudan hedef alan sözleri normal şartlarda olabileceğinden çok daha fazla tehdit algısına neden olmuştur. Özellikle Ekim ve Kasım 2016'da sertleşen bu söylemlerin, Aralık ayında yumuşamaya başladığı gözlemlenmiştir. Son haftalarda Irak Başbakanı Haydar el-İbadi'nin tansiyonu düşürücü açıklamalarına Başbakan Binali Yıldırım'ın gezisinin eklenmesi kamuoyu önünde söylem düzeyindeki sertliğin azaldığını gösteriyor. Ancak, bu sürecin bir süre daha devam etmesi ve uzun süreye yayılması gerekiyor.

    Başbakan Yıldırım'ın ziyareti

    Ziyaretin en somut sonucu Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin üçüncü toplantısının gerçekleştirilmesi oldu. Toplantının sonunda yayınlanan ortak bildirinin öne çıkan maddeleri ise temelde güvenlik konusunda işbirliği mesajlarını içeriyor. Terörle mücadelede ortak tavır alma yönünde ortaya konulan irade önemli. Fakat Irak tarafının özellikle Başika Kampı'nın durumunu ön plana çıkarması bu ortaklığın kapsamı hakkında fikir veriyor. Gerek ziyaret sırasında gerekse sonrasında Iraklı makamların ziyarete ilişkin açıklamalarının büyük bir kısmını Başika Kampı oluşturuyor. Irak Başbakanı Ibadi Türkiye'nin Başika'dan çekilmesiyle ilişkilerin ilerleyebileceğini söyledi. Sonrasında ise Türkiye'deki Irak Büyükelçisi, Musul Operasyonu bitince Türkiye'nin Başika'dan çekilmesinin gerçekleşebileceğinden bahsetti.
    Ortak bildiri metninde PKK'yla mücadeleye yönelik net bir ifade yok. Ancak Irak hükümetinin Sincar'da PKK varlığının kabul edilmeyeceğini açıklaması not edilmeli. Çünkü, her ne kadar Irak hükümeti, Sincar'a ilişkin bu açıklamaları yapsa da Türk basınında PKK'nın bu bölgede yeni üsler kurduğu haberleri yer alıyor. Eğer bu konuda varılan uzlaşı gerçeğe dönüşmezse Türk-Irak ilişkilerinde Başika krizinden sonra bir de Sincar krizi yaşanabilir.
    Elbette, iki ülke ilişkilerine dair karamsar olmamak lazım. Toplantılarda ekonomik işbirliğinin canlandırılmasının gündeme geldiği anlaşılıyor. Özellikle terörden zarar gören bölgelerin inşası, ortak su projelerinin gerçekleştirilmesi ve önceden imzalanan anlaşmaların hayata geçirilmesi yönündeki maddeler bardağın dolu tarafına da bakmayı gerekli kılıyor. Ancak iki ülke arasındaki ilişkiler son iki yıl içinde öylesine gerildi ve zarar gördü ki; Başbakan Yıldırım'ın ziyareti ancak ilişkilerdeki düzelmenin kapısını aralamış olabilir. Şimdi bu ziyarette verilen sözlerin tutulmasını ve İbadi'nin Türkiye ziyaretini beklemek lazım. İlişkilerdeki düzelme iki ülke için de elzem. Fakat uzun bir sürede yapısal ve konjonktürel nedenlerle bozulan bir ilişkinin hemen düzelmesini beklemek fazla iyimserlik olur.
    [Doç. Dr. Serhat Erkmen, Ahi Evran Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Masası Başkanı] 

    Bir Makale

    The International New Issues In SOcial Sciences Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül Yurt Sağlık Bakanlığı rgulyurt@gmail.com Orcid : 0000-0003-3076-3423 Year : 2025 Number : 13 Volume : 2 pp : 279-306 Makalenin Geliş Tarihi Kabul Tarihi Makalenin Türü Doi : 08/12/2025 : 24/12/2025 : Araştırma makalesi : https://zenodo.org/records/18044127 İntihal/Plagiarism: Bu makale, en az iki hakem tarafından incelenmiş, telif devir belgesi ve intihal içermediğine ilişkin rapor ve gerekliyse Etik Kurulu Raporu sisteme yüklenmiştir. / This article was reviewed by at least two referees, a copyright transfer document and a report indicating that it does not contain plagiarism and, if necessary, the Ethics Committee Report were uploaded to the system. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül YURT Öz Son yıllarda boşanma oranlarındaki artış, evlilik oranlarındaki belirgin düşüş aile yapısına yönelik kaygıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu kaygılar, özellikle aile içi bağların çözülmesi, aile yapısının erozyona uğraması ekseninde yoğunlaşmaktadır. Aile yapısındaki dönüşümlerin dijital çağın dinamikleriyle ilişkili olduğuna dair yaklaşımlar yaygınlaşırken, dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz etme hızı da dikkat çekici biçimde artmaktadır. Bu makale, dijital çağın aile içi ilişkilere etkisini analiz etmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu doğrultuda dijital çağda aile, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi kavramlara ilişkin literatür nitel araştırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Literatürdeki bulgular, aile yapısındaki çözülmenin ve aile içi ilişkilerdeki zayıflamanın tarihsel olarak sanayileşme süreciyle hız kazandığını; ancak dijital çağda yaygınlaşan dijital iletişim araçlarıyla bu dönüşümün çok daha ivmeli bir hâl aldığını göstermektedir. Bu çerçevede çalışma, ailenin temel işlevlerini, aile içi ilişkilerin bütünlüğünü dijital çağın baş döndürücü yenilikleri karşısında koruyabilmek için “dijital muhafazakârlık” kavramını önererek bu kavramın aile kurumu açısından sunduğu imkânları değerlendirmektedir. Anahtar kelimeler: Dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital muhafazakârlık, dijital çağda aile ilişkileri. Risks of Family Relationship Disintegration and Preservation Strategies in the Digital Age: An Assessment within the Context of Digital Conservatism Abstract The increase in divorce rates and the significant decrease in marriage rates in recent years have led to concerns about the family structure. These concerns are particularly focused on the disintegration of intra-family ties and the erosion of the family structure. While approaches suggesting that transformations in the family structure are related to the dynamics of the digital age are becoming widespread, the speed at which digital technologies permeate all areas of life is also increasing remarkably. This article was written to analyze the impact of the digital age on intra-family relationships. In this context, the literature on concepts such as family in the digital age, digital addiction, and digital loneliness has been examined using a qualitative research method. The findings in the literature show that the disintegration of the The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 280 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. family structure and the weakening of intra-family relationships historically accelerated with the industrialization process; however, this transformation has become much more rapid with the widespread use of digital communication tools in the digital age. In this framework, the study proposes the concept of "digital conservatism" to protect the basic functions of the family and the integrity of intra family relationships in the face of the dizzying innovations of the digital age, and evaluates the opportunities that this concept offers for the family institution. Keywords: Digital age, digital addiction, digital loneliness, digital conservatism, family relationships in the digital age. 1. Giriş Dijital çağ, insanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı, sınırsız ve görünmez bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bu dönüşüm yalnızca kamusal alanların değil, toplumun en kadim ve mahrem kurumu olan ailenin de doğrudan etkilendiği bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu çağda gerçekleşen iletişim yöntemi bireyler arasındaki etkileşim biçimlerini yeniden şekillendirmektedir. Dijital araçlarla gerçekleşen iletişimde bir yandan mekânsal sınırlar ortadan kalkarken, aynı zamanda bireyler arasında yeni mesafeler ortaya çıkmaktadır. Yüz yüze ilişkilerin yerini ekran aracılığıyla gerçekleşen yeni bir gündelik hayat ve yaşam şekli almaktadır. Dijital araçlarla şekillenen yeni iletişim yöntemleri hiç kuşkusuz aile içi bireylerin iletişimlerini derinden etkilemektedir. Aile, bir yandan dijital imkânların sağladığı olanaklardan faydalanırken diğer yandan yalnızlık, iletişimsizlik ve değer aşınması gibi risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla 21. yüzyıl, dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerinin çok boyutlu biçimde tartışılmasını zorunlu kılan kritik bir dönem olarak öne çıkmaktadır. İletişim biçimlerinden kamu hizmetlerine, kültürel aktarım pratiklerinden siyasal söylemlere kadar geniş bir etki alanına sahip olan dijital teknolojiler, yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda değerler, normlar ve toplumsal yapılar üzerinde derin dönüşümler yaratan sosyolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital platformlar ideolojilerin, kimliklerin ve değer sistemlerinin üretildiği, dolaşıma sokulduğu ve yeniden müzakere edildiği başlıca alanlardan biri hâline gelmiştir. Dijitalleşmenin liberal, popülist veya küreselci söylemlerle ilişkisi yoğun biçimde tartışılırken, muhafazakâr değerlerin dijital çağda nasıl konumlandığı meselesi görece sınırlı bir alan olarak kalmıştır. Bu dönüşüm süreci, özellikle muhafazakâr The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 281 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. düşünce açısından dijital çağda değerlerin nasıl korunacağı, yeniden üretileceği ve aktarılacağı sorularını gündeme getirmektedir. Dijitalleşmenin hayatın her alanına hızla nüfuz etmesi bu teknolojilere yönelik eleştirel yaklaşımların giderek artmasına yol açmaktadır. Dijitalleşmeye yönelik eleştirilerin kümelendiği konular ahlaki aşınma, kültürel çözülme ve toplumsal yabancılaşma ile ilişkilendirmektedir. Bu teknolojilerden korunmanın çözümünü dijital alanın dışında kalmak olarak kurgulamak ve dijital mecraların sunduğu imkânları göz ardı etmek faydalı bir yaklaşım değildir. Her yenilik gibi dijital teknolojiler de hem fayda hem de riskleri eş zamanlı olarak barındırmaktadır. Bu bağlamda, dijital teknolojilerin olumsuz yönlerine odaklanmak, bu teknolojilerin sunduğu çok yönlü imkânları göz ardı etmek anlamına gelecektir. Oysa dijital platformlar, bilinçli ve stratejik biçimde kullanıldığında, kültürel ve ahlaki değerlerin görünür kılınması, aktarılması ve sürekliliğinin sağlanması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu bakış açısından hareketle makale “dijital muhafazakârlık” kavramını tartışmaya açarak bireylerin dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alan bir yaklaşımın önemini savunmaktadır. Uluslararası literatürde dijital muhafazakârlık kavramının özellikle Rusya bağlamında tartışmaya açıldığı görülmektedir. Eurasia 2.0: Russian Geopolitics in the Age of New Media adlı çalışmada dijital muhafazakârlık vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeni medya aracılığıyla yeniden çerçevelenmesi bağlamında ele alınmakta; dijital platformlar, değerlerin aşındığı alanlar olmaktan ziyade ideolojik ve kültürel sürekliliğin sağlandığı stratejik mecralar olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makale dijital dönüşüm çağında muhafazakâr hukuki düşüncenin, kamu sistemlerinin dijitalleşme süreçlerini etik, ahlaki ve sosyo-normatif düzenlemelerle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmalar, dijital muhafazakârlığın dijital teknolojilere karşı bir mesafe koyma tutumundan ziyade, dijital alanı değerlerin korunması ve yeniden inşası için stratejik bir zemin olarak konumlandırdığını ortaya koymaktadır. Türkiye bağlamında ise dijital muhafazakârlık kavramının henüz sistematik bir çerçeveye oturtulmadığı görülmektedir. Türkiye’de yazın alanında dijitalleşme ile ilgili ele alınan çalışmalar çoğu zaman kültürel yozlaşma, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 282 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. ahlaki erozyon veya dijital bağımlılık ekseninde tartışılmakta; dijital alanın değerleri koruyucu ve yeniden üretici bir potansiyel taşıyabileceği yeterince ele alınmamaktadır. Dijital muhafazakârlık kavramının ulusal literatürde yer almaması, bu alandaki tartışmaların dağınık ve kavramsal bütünlükten yoksun kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, dijital çağda muhafazakâr değerlerin nasıl korunacağına ilişkin tartışmaların teorik derinlik kazanmasını zorlaştırmaktadır. Oysa dijitalleşmenin geri döndürülemez bir gerçeklik olduğu dikkate alındığında, değerleri korumanın yolu dijital alanın dışında kalmak değil, bu alanı değer temelli ilkeler doğrultusunda yeniden anlamlandırmaktan geçmektedir. Dolayısıyla kaleme alınan bu makale, Rusya literatüründe geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarından yola çıkarak, dijital çağda değerleri korumanın dijital platformlardan uzak durmakla değil, bu platformları bilinçli, etik ve normatif ilkeler çerçevesinde etkin biçimde kullanmakla mümkün olabileceğini savunmaktadır. Bu doğrultuda makalenin amacı, dijital muhafazakârlık kavramını kuramsal olarak tartışmak ve Türkiye bağlamında dijitalleşme-değer ilişkisine yönelik kavramsal bir katkı sunmaktır. Bu yönüyle makale, dijital çağda değerlerin korunmasına ilişkin tartışmalara yeni bir perspektif kazandırmakta ve dijitalleşme karşısında muhafazakâr düşüncenin değerlerin muhafazası ekseninde önemli bir rol üstlenebileceğini savunmaktadır. 2. Çalışmanın Amacı ve Beklenen Yararlar Bu çalışmanın temel amacı, dijitalleşmenin toplumsal ve kültürel yapılar üzerindeki dönüştürücü etkilerini, muhafazakâr değerler ekseninde ele alarak “dijital muhafazakârlık” kavramını kuramsal bir çerçeve içerisinde tartışmaktır. Dijital teknolojilerin aile yapısı, değer aktarımı ve gündelik yaşam pratikleri üzerindeki etkilerinden hareketle çalışma, dijital alanın muhafazakâr düşünce açısından yalnızca bir tehdit ya da kaçınılması gereken bir mecra olarak değil; değerlerin korunması, yeniden üretilmesi ve görünür kılınması açısından stratejik bir alan olarak nasıl konumlandırılabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu bağlamda makale, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı etik, normatif ve kültürel ilkeler doğrultusunda aktif biçimde kullanmayı öneren bir yaklaşımı savunmaktadır. Çalışmanın bir diğer amacı, uluslararası literatürde özellikle Rusya bağlamında geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarını Türkiye The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 283 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bağlamına taşıyarak, dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin kavramsal bir boşluğu doldurmaktır. Türkiye’de dijitalleşmenin çoğunlukla kültürel yozlaşma, ahlaki aşınma ve bağımlılık gibi sorunlar etrafında ele alındığı dikkate alındığında, bu çalışma dijital alanın değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alınabileceğini göstermeyi amaçlamaktadır. Böylece muhafazakâr düşüncenin dijital çağda nasıl bir konum alabileceğine dair teorik bir tartışma zemini oluşturulmaktadır. Beklenen yararlar açısından değerlendirildiğinde bu çalışmanın, dijital muhafazakârlık kavramını sistematik biçimde ele alarak ulusal literatüre kavramsal ve teorik bir katkı sunması beklenmektedir. Ayrıca dijitalleşmenin aile, değerler ve kültürel süreklilik üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalara çok boyutlu bir bakış açısı kazandırarak, dijital teknolojilerin bilinçli ve etik kullanımına yönelik farkındalık oluşturması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr değerlerin korunmasına ilişkin akademik tartışmalara yeni bir perspektif sunmakta; politika yapıcılar, akademisyenler ve toplumsal aktörler için dijital alanın değer temelli biçimde nasıl değerlendirilebileceğine dair düşünsel bir çerçeve sağlamaktadır. 3. Araştırmanın Yöntemi ve Kapsamı Modernleşme, kentleşme, sanayileşme ve medya teknolojilerinin aile yapısında değişime-dönüşüme yol açtığı literatürde tartışılan konular arasındadır. Ancak dijital çağın hız, erişilebilirlik, sınırların belirsizleşmesi ve bireysel iletişim pratiklerini yeniden tanımlaması gibi özellikleriyle aile yapısında ve aile içi ilişkilerde nasıl bir sürecin yaşanabileceğine dair çalışmalar sınırlı sayıdadır. Makale literatürde yer alan bu sınırlı çalışmalardan biri olmakla birlikte tartışmaya açtığı dijital muhafazakârlık kavramıyla hem teknolojinin hızına uyum sağlamayı hem de aile kurumu gibi kadim yapıları korumayı hedefleyen çift yönlü bir strateji sunmaktadır. Bu çerçevede makale, dijital teknolojilerin yol açtığı risk ve tehditleri asgariye indirmek amacıyla dijital muhafazakârlık kavramını teorik ve pratik boyutlarıyla tartışmaya açan disiplinlerarası bir yaklaşımla literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, dijital çağın aile ilişkileri üzerindeki etkilerini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek amacıyla nitel derleme yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Derleme yöntemi, belirli bir konuya ilişkin mevcut literatürü The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 284 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sistematik bir çerçevede incelemeyi, bulguları karşılaştırmayı ve alandaki eğilimleri ortaya koymayı mümkün kılmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital ebeveynlik ve dijital muhafazakârlık gibi kavramları ele alan ulusal ve uluslararası akademik yayınlar incelenmiştir. Araştırma sürecinde öncelikle konu ile ilgili temel kavramlar belirlenmiş; ardından bu kavramlarla ilişkili çalışmalar, belirlenen temalar doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Çalışmaların seçiminde, konuyla doğrudan ilişkili olması, alana katkı sunması ve güncel literatürü temsil etmesi temel ölçütler olarak benimsenmiştir. Elde edilen bulgular, aile yapısındaki dönüşümleri tarihsel, sosyolojik ve dijital bağlamlarda ele alan teorik yaklaşımlar ışığında yorumlanmıştır. Bu yaklaşım sayesinde, dijital çağın aile ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne dair çok boyutlu bir değerlendirme yapılmış ve “dijital muhafazakârlık” kavramı bu dönüşümün anlaşılmasında bir analitik çerçeve olarak tartışılmıştır. Bu yöntem doğrultusunda çalışma, mevcut literatürü sentezleyerek alandaki güncel eğilimleri görünür kılmayı, dijital çağda aile kurumuna yönelik risk ve imkânları akademik bir zeminde ortaya koymayı amaçlamaktadır. 4. Dijital Çağda Bağımlılık ve Yalnızlık Dijital çağ, dijital devrim ve dijitalleşme olarak adlandırılan 21. yüzyıl, insanlık tarihindeki en önemli devrimlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu devrimin fitilini ateşleyen ilk adım, Amerikalı bilim insanları tarafından 1947 yılında üretilen transistördür (Özdoğan, 2017:25). Transistörün elektronik cihazların temel bileşeni hâline gelmesi, bilgisayar sistemlerinin ortaya çıkmasını ve bilgilerin dijitalleşmesini sağlamıştır (Özdoğan, 2017:27). Dijital iletişimin ana kaynağı olan internetin doğuşu ise 20. yüzyılın üçüncü çeyreğine dayanmaktadır. Amerika Savunma Bakanlığına bağlı bir birim olan Advanced Research Projects Agency (ARPA) tarafından 1957 yılında kesintisiz bir iletişim ağı kurularak internetin ilk adımı atılmıştır. Bu gelişmeyi takiben 1960 yılında ARPANET projesi kapsamında internetin kullanım alanını yaygınlaştırılmıştır. Büyük bilgisayarlar arasında bağlantılar kurularak paylaşım yapabilen ağlar oluşturulmuş ve zamanla üniversiteler ile diğer kurumlar da bu ağa dahil edilmiştir. Farklı işletim sistemine sahip bilgisayarların ağa bağlanmasıyla “İNTERNET” adı verilen küresel bir network meydana gelmiştir (Yıldırım, 2021:3). Bu networkün The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 285 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gelişim ivmesi ve kullanım alanı her geçen gün katlanarak artmıştır. Dijital araçlarla iletişim kurulabilmesi, bilgiye kolay erişim sağlanması ve birçok hizmetin kısa sürede mekândan bağımsız şekilde sunulabilmesi, dijital çağın küresel zeminde hızla benimsenmesini sağlamıştır (Yetkin & Coşkun, 2021:2). 20.yüzyılda televizyon ve radyo gibi “geleneksel medya” araçları, bireylerin yüzyıllardır sürdürdüğü iletişim pratiklerini köklü biçimde dönüştürmüşken (Alkan, 2023: 15), 21. yüzyıl bu dönüşümün çok daha kapsamlı bir versiyonuna tanıklık etmektedir. Günümüzde cep telefonları, dijital kameralar, sosyal medya platformları ve çeşitli dijital iletişim teknolojileri, gündelik yaşamın merkezine yerleşmiş ve bireylerin etkileşim biçimlerinin başat belirleyicileri hâline gelmiştir (Akar, 2025:10). Devlet yönetiminden bürokratik süreçlere, ticaretten alışveriş kültürüne; eğitim politikalarından sağlık hizmetlerine kadar hemen her alanda dijital dönüşüm belirgin bir etki oluşturmaktadır (Yurt, 2025:26). Dijital iletişimin en belirgin avantajı, zaman ve mekân sınırlamasından bağımsız olarak, anlık, dijital platformların mevcut olduğu sahalarda kullanılabilmesidir. Bu sayede milyonlarca, hatta milyarlarca bireyin aynı anda iletişim kurması mümkündür. Fiziki sınırlardan bağımsız olarak dijital uygulamalar sayesinde kişilerarası iletişim tek bir tıklamayla kolaylaşmıştır. Mektup, telefon ve telgraf gibi klasik iletişim araçlarıyla kıyaslandığında, dijital dünyanın iletişim açısından sunduğu olanaklar insanlık için paha biçilemez niteliktedir. Dijital iletişimin bu hızda yaygınlaşması bu araçlara yönelik kaygıların zaman içinde artmasına yol açmaktadır. Bu araçlar yoluyla kurulan dijital sosyalleşmelerin, aile üyeleri arasındaki iletişimi zayıflattığına, aile içi bağlara zarar verdiğine yönelik endişeler medyada ve akademik platformlarda geniş yer bulmaktadır (Duran, 2022: 13). Hayatın tüm katmanlarına nüfuz eden bu dijitalleşme sürecinin aile içi ilişkileri yönlendirme ve dönüştürme gücünün giderek artması, dijital teknolojilere ve dijital iletişim biçimlerine yönelik eleştirel yaklaşımların doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu çağın kavramları da kuşkusuz dijital ön ekiyle her geçen gün genişlemekte ve kullanım alanları yaygınlaşmaktadır. Dijital sağlık, dijital eğitim, dijital bankacılık, dijital kurumlar (e-devlet, e-vergi, e-imza), dijital oyunlar ve dijital ticaret dijitalleşmenin somut örneklerinden yalnızca birkaçıdır. Bununla birlikte dijital iletişim, dijital yalnızlık, dijital din ve dijital toplum gibi soyut kavramlar da giderek yaygınlaşmaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 286 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Önümüzdeki yıllarda dijital ön ekiyle birçok yeni somut ve soyut kavramın türeyeceği kaçınılmazdır. Çünkü her yeni gelişme, dijital hizmetler ve araçların kullanım alanını genişletirken, aynı zamanda bu yenilikler bireylerin günlük yaşamına da entegre olmaktadır. Dijital çağda öne çıkan ve giderek yaygınlaşan bağımlılık türlerinden biri de dijital bağımlılıktır (Yengin, 2019:2). Bu kavram, ilk kez 1995 yılında Ivan Goldberg tarafından literatüre kazandırılmış ve ardından Amerika medyasında “internet addiction” olarak yer bulmuştur (Ersoy & Ağlar, 2024:3; Yıldırım, 2021:7). Kimberly Young tarafından dijital bağımlılığı araştırmak üzere kurulan araştırma merkezi ve geliştirilen bağımlılık testleri dijital bağımlılık alanındaki bilimsel çalışmalara öncülük etmiştir (Havalı, 2024:20). Bağımlılık bir nesneye, kişiye, objeye duyulan önlenemez istek, iradenin yetersiz kalması veya başka bir iradenin etkisi altında olma durumu olarak tanımlanabilir. Dijital bağımlılık ise, bireyin kendisini yeterli hissetmeme dürtüsüyle tetiklenen, teknolojik ve davranışsal bir bağımlılık türüdür (Özsarı & Deli, 2023:2). Bu bağımlılık türünde bireyin zihni sürekli dijital öğelerle meşgul olmaktadır. Birey zamanla dijital araçlardan kopamamaktadır. Birey, bu araçlara erişim sağlayamadığında huzursuz, gergin, kaygılı, mutsuz bir durum sergilemektedir. Dijital bağımlılığın şiddeti, haftalık 40-48 saate varan internet kullanımına kadar ulaşabilirken birey dijitali kullanma isteğinin önüne geçmekte zorlanmaktadır. Bağımlılık düzeyine ulaşan bireylerde, internete bağlı olunmayan zamanın önemi kaybolmakta, saldırganlık gibi davranışsal değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Günlük yaşamda sorumlulukların yerine getirilmesinde aksaklıklar meydana gelirken iş, okul ve aile hayatındaki görevler ihmal edilmektedir. Zamanla bağımlı bireyler, evden dışarı çıkamama gibi ciddi sorunlarla karşılaşabilmektedir (Alyanak, 2016: 1). Literatürde dijital bağımlılık ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir bölümünde olumsuz aile ilişkilerinin yaşandığı ortamlarda bağımlılığın daha yaygın olduğu vurgulanmaktadır. Dijital bağımlılığa yol açan çalışma sonuçları makalenin “literatürde dijital bağımlılık ve aile ilişkileri” başlığında ele alınmıştır. Dijital Yalnızlık The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 287 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Yalnızlık kavramı, Türkçe sözlükte “yalnız olma, kimsenin bulunmaması durumu” olarak tanımlanmaktadır. Ancak Türk Dil Kurumu (TDK), 2024 yılında “kalabalık yalnızlık” kavramını yılın kelimesi olarak açıklayarak, bu kavrama olan ilgiyi önemli ölçüde artırmıştır (Karayaman, Boz, Şener, & Güler, 2025:1). TDK’nın internet sitesinde halk oylamasına sunulan “merhamet”, “yabancılaşma”, “algoritma”, “yozlaşma”, “yapay zekâ” ve “dijital yorgunluk” kelimeleri arasından seçilen “kalabalık yalnızlık”, birey toplum ilişkisi hakkında birçok mesaj barındırmaktadır (tdk.gov.tr, 30 Temmuz 2025). Yaklaşık bir milyon kişinin katılımıyla yapılan oylamada bu kavramın seçilmesi, birey-toplum, sosyoloji ve psikoloji zemininde kapsamlı araştırmaların önemini göstermektedir. Aynı zamanda kavram, toplumsal ve sosyolojik dönüşümün hangi yönlere evrilebileceği konusunda uyarıcı bir niteliğe sahiptir. Birbirine zıt anlamlar taşıyan “kalabalık” ve “yalnızlık” kelimelerinin bir arada kullanılması ilk bakışta tezat gibi görünse de kavramın derinlemesine incelenmesi bireylerin içinde bulunduğu durumun ne denli travmatik olabileceğini ortaya koymaktadır. Carl Gustaw Jung’un yalnızlık ile ilgili tanımı, bu kavramın bireylerin yaşadığı durumu özetler niteliktedir. Jung’a göre yalnızlık, bireyin yanında kimsenin olmaması değil; bireye ait duygu, düşünce ve fikirlerin karşı tarafa iletilememesi veya kabul görmemesidir (Deveoğlu, 2024:2). Literatürde dijitalleşme ve yalnızlık arasındaki ilişki üzerine birçok araştırma bulunmaktadır. Alkan, Alyanak, Deveoğlu, Göldağ, Kavlak, Yıldırım, Şen & Erol, bu ilişkinin farklı boyutlarını inceleyen çalışmalara örnek olarak gösterilebilir. Araştırmalar, yalnızlığa yol açan çeşitli etmenleri ortaya koymaktadır. Aile içi olumsuz ilişkiler, dijital araçlar, dijital oyunlar, dijital hedonizm, anlaşılmama hissi, mobbing ve boşluk hissi bunlardan sadece birkaçıdır. Ancak ortak olarak vurgulanan ve dikkat çeken unsur, aile içi olumsuz ilişkilerden kaynaklanan yalnızlıktır. İnsan doğası, temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra ait olma, sevilme, sayılma ve anlaşılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç, Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin üçüncü basamağında, sosyal aidiyet basamağı olarak yer almaktadır. Birey, bu ihtiyacını sevgi, sosyal yakınlık ve dostluk ilişkileriyle karşılamaktadır (Şengöz, 2022:4). Ancak aile içinde ait olma, anlaşılma, sevgi ve değer görme ihtiyacı karşılanamadığında birey, bu boşluğu farklı kanallarla doldurmaya çalışabilmektedir. Bireyin iş, okul ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 288 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sosyal hayatındaki ilişkiler zaman zaman sekteye uğrayabilmektedir. Bu durumlara aile içi iletişimsizlik, anlaşılmama ve değersizlik hissi eşlik ettiğinde bireysel izolasyonla başlayan yalnızlık zamanla bireyi dijital dünyanın zeminine sürükleyebilmektedir. Hayatın neredeyse her alanına entegre olmuş ve mekândan bağımsız sayısız seçenek sunan dijital dünya, bireyleri sanal bir çevreyle kuşatırken bireylerin yalnızlıklarını derinleştirmektedir. Bu yalnızlaşmanın sonucunda, aile ve toplum içindeki iş birliği, dayanışma ve yardımlaşma gibi değerlerin önemi zamanla azalmaktadır. Bireylerde yabancılaşma ve aidiyet duygularının kaybolması kaçınılmaz hâle gelmektedir. Oysa insan, yaratılış itibarıyla toplumsal bir varlıktır ve tarih boyunca milletlerin, devletlerin oluşumunda toplumsal bağlar belirleyici bir rol oynamıştır. Gerçek anlamda tarihin öznesi olabilmek, güçlü toplumsal bağlarla bir arada yaşamakla mümkündür. Toplumlar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş yığınlar değildir. Toplumları bir arada tutan, birlikte yaşamalarını sağlayan ortak tarih, sosyal ve kültürel bağlardır. Bu bağlar zamanla güçlenebileceği gibi gevşeyip çözülme tehlikesi de taşımaktadır. Toplumun hangi yöne evrileceği ortak irade ve birlikte yaşama kararlılığıyla doğrudan bağlantılıdır (Çapcıoğlu, 2024: 17-18). Ancak “kalabalık yalnızlık” içinde yaşayan bireylerin artışı, bireylerde birlikte yaşama arzusunun azalmasına yol açacaktır. Bu durumda nihai olarak toplumsal bağların çöküşüne zemin hazırlayacaktır. Dijitalleşme ve Muhafazakârlık Muhafazakârlık Latince’de korumak, saklamak, muhafaza etmek, tutmak gibi anlamlara gelen conservare sözcüğüne dayanmaktadır (Güngörmez, 2004:2). Kavram Ortaçağ’da yasaları, düzeni, belli grupları koruyan, kollayan anlamında “Conservator” terimiyle kullanılmıştır (Akkaş, 2003:2). Arapça sözlükte koruma, himaye etme, gözetme anlamlarına gelen hafaza kökünden türemiştir. Türkçe sözlükte de muhafaza etme, koruma anlamına gelmektedir. Muhafazakârlık kavramının Türkçe’de conservatismin karşılığı olarak ne zamandan itibaren kullanıldığı net olarak bilinmemekle birlikte geleneği koruma sürekliliği ifade etme anlamı uzun bir geçmişe dayanmaktadır (Çamurdaş, 2023:2). Muhafazakârlık modern siyasi bir ideoloji olarak Fransız Devrimi’ne karşı bir tepki hareketi olarak Edmund Burke’ün (1729-1797) fikirleriyle şekillense The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 289 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. de bir yaşam formu, bir düşünce şekli olarak kökeni 4. yüzyılın Kilise babalarından Saint Augustin’e, hatta Antik Yunan’a Aristo’ya kadar uzanmaktadır (Yurt, 2025:16). Edmund Burke tarafından kaleme alınan “Reflections on the Revolution in France 1790 (Fransız İhtilali Üzerine Düşünceler 1790)” muhafazakâr geleneğin en üst referans metni olarak kabul edilmektedir (Beneton, 2016: 15). Muhafazakârlıkla ilgili yaygın kabul, bu düşünce geleneğinin değişime bütünüyle karşı olduğu yönündedir. Ancak bu yaklaşım, muhafazakârlığın gerçek doğasını tam olarak yansıtmamaktadır. Muhafazakârlığın değişime bakışı, kökten ve ani dönüşümlere direnmekle birlikte, değişimin tedrici, kontrollü ve toplumsal istikrarı gözeten bir biçimde gerçekleşmesi gerektiği yönündedir. Nitekim literatür incelendiğinde muhafazakârlığın zaman içerisinde “neo-muhafazakârlık” ve “Yeni Sağ” gibi farklı biçimlere evrilerek dönemin toplumsal ve siyasal koşullarına uyum sağladığı görülmektedir (Yurt, 2025:27). Aile kurumu, insanlık tarihi boyunca toplumsal düzenin köklü yapılarından biri olarak varlığını muhafaza etmiştir. Bu kurum, “bireylerin sosyal bir varlık olmayı öğrendikleri ilk etkileşim ağı olması nedeniyle bireysel hayatlar ve toplum hayatı için en temel kurumdur” (Dikeçligil, 2012:24). Biyolojik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik ve hukukî boyutlarıyla aile; üyeler arasındaki ilişkileri belirli normlara bağlayan, toplumun kültürel ve karakteristik özelliklerini kuşaktan kuşağa aktaran ve en yoğun birincil ilişkilerin yaşandığı temel sosyalleşme ortamını oluşturan bir kurumdur (Zorlu, 2025:2). Muhafazakâr düşünce geleneğinde aile, toplumsal yapının inşasında ve sürekliliğinde merkezi bir konuma sahiptir. Toplumsal hayatın en eski kurumu olan aile, yalnızca biyolojik bir birliktelik değil; aynı zamanda değerlerin aktarımını, otoritenin meşruiyetini ve toplumsal düzenin devamlılığını sağlayan temel bir yapı olarak görülmektedir. Muhafazakâr ideolojinin erken dönem teorisyenlerinden Louis de Bonald’a göre aile toplumsal ve siyasal düzenin küçük bir yansıması niteliğindedir (Güler, 2016:127). Muhafazakâr düşüncede aile, bireyin kimlik kazanma sürecinde belirleyici bir kurumsal yapı olarak konumlandırılmaktadır. Aile, bireylerine yalnızca aidiyet duygusu kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda onları toplumsal hayata hazırlayarak belirli roller ve konumlar üzerinden toplumsal yapı içine dâhil eder. Bu yönüyle aile, birey ile toplum arasındaki temel aracı The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 290 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. kurumlardan biri olarak işlev görmektedir. Thomas Fleming de benzer biçimde, bireyin esas kimliğini oluşturan tarihsel süreklilik ve gelecek tasavvurunun aile aracılığıyla şekillendiğini ileri sürmektedir. Fleming’e göre insan doğası gereği unutkandır; buna karşılık aile, kuşaklar arası aktarımı mümkün kılan kolektif bir hafıza işlevi üstlenmektedir. Talcott Parsons, aile kurumunun toplumsal düzen içindeki rolünü; neslin devamlılığının sağlanması, bireylerin sosyal ve psikolojik rehabilitasyonu ile toplumsal norm ve değerlerin aktarımını sağlamak şeklinde üç temel işlev üzerinden tanımlamaktadır (Çaha, 2004: 8). Aile, bireylerde topluma ve devlete yönelik sevgi, aidiyet ve bağlılık duygularının gelişmesinde merkezi bir işleve sahiptir. Toplumsal bütünlüğün ve siyasal istikrarın sürdürülebilirliği, bireyler arasındaki bu duygusal ve normatif bağların gücüne doğrudan bağlıdır. Sevgi ve bağlılık temelinde inşa edilmemiş toplumların ve devlet yapıların çözülmeye daha açık olduğu görülmektedir. Bu bağlamda aile değerlerine yönelen herhangi bir tehdidin zamanında engellenememesi, söz konusu tehdidin giderek derinleşmesine ve yalnızca aile kurumunu değil, toplumsal düzeni ve nihai aşamada devletin bütünlüğünü hedef alan yapısal bir soruna dönüşmesine zemin hazırlamaktadır (Gilbert, 2016:74). Durkheim, toplumsal yapıda ortaya çıkan anomi ve yabancılaşma olgusunu, toplumun ortak değer dünyasında meydana gelen çözülmeyle ilişkilendirmektedir. Ona göre toplumsal düzenin zayıflaması ani bir kırılmanın sonucu değil, daha derin ve kademeli bir sürecin ürünüdür. Bu çözülme sürecinin ilk aşaması ise aile kurumunda başlamaktadır. Aile bağlarının zayıfladığı ve aileye atfedilen değerlerin aşındığı toplumlarda, kolektif bilinç giderek güç kaybetmekte; buna bağlı olarak toplumsal bağların ve ortak değerlerin çözülmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir (Çaha, 2004:8). Türk sosyoloji geleneğinde Ziya Gökalp, aileyi yalnızca bireylerin bir araya geldiği özel bir alan olarak değil, ulusun varlığını sürdüren ve kültürel sürekliliği sağlayan merkezi bir yapı olarak ele alır. Ona göre aile, toplumsal dirliği teminat altına alan, millî değerleri nesilden nesile aktaran ve ulusal bütünlüğü güçlendiren bir çekirdek kurumdur. Bu yaklaşım, aileyi hem ahlaki hem de ulusal sorumluluk alanı olarak konumlandırmaktadır. Benzer şekilde İhsan Sezal da aileyi toplumsal düzenin inşasında ve kurumsallaşmasında başlangıç noktası olarak değerlendirir. Sezal’in The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 291 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. perspektifinde aile, birey ile toplum arasındaki bağın kurulduğu; toplumsal yapının canlılığını, dayanıklılığını ve sürekliliğini güvence altına alan temel örgütlenme biçimidir (Kır, 2011:2). Bu makalenin odağı gereği, aile kurumunun önemine ilişkin tanımlar sınırlı tutulmuş; esas amaç olarak dijital çağın aile yapısı üzerindeki etkilerini irdelemek ve bu yeni çağda aileyi korumaya yönelik stratejiler geliştirmek benimsenmiştir. Literatürdeki çalışmalar, geleneksel aile modelinin tarihsel süreç içerisinde çekirdek aile formuna evrildiğini; dijital çağla birlikte çekirdek yapısının da farklılaşarak çoklu aile tipolojilerine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Araştırmalar, aile yapısındaki çözülme eğiliminin Sanayi Devrimi sonrasında hız kazanan kentleşme ve göç süreçleri, kadın hakları mücadelesi, eğitimde fırsat eşitliğinin genişlemesi, kadınların iş gücüne aktif katılımı gibi çeşitli toplumsal dinamiklerle bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır (Turgut, 2017:18). Bunun yanı sıra aile içi ilişkilerin belirgin biçimde zayıfladığı; tek ebeveynli aileler, dijital aileler, arkadaş temelli aile yapıları ve çocuksuz aile modelleri gibi yeni aile formlarının dijital çağın ilk çeyreğinde dikkat çeken bir seviyede artış gösterdiği literatür bulgularındandır (Bayer, 2013:12). Dolayısıyla aile yapısındaki dönüşüm çok boyutlu nedenlerle şekillenmekte olup bu nedenlerin etkisi, dijitalleşmenin hızlandırıcı niteliğiyle günümüzde daha görünür ve daha belirgin hale gelmiştir. Dijital Muhafazakârlık 2016 yılında yayımlanan Russian Geopolitics in the Age of New Media (Yeni Medya Çağında Rus Jeopolitiği) adlı eserde, dijitalleşmenin jeopolitik yapılar üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Anılan eserde Rusya’daki bölgelerin yerel ve jeopolitik mekânsal kimliklerine ilişkin anlatıların dijital platformlar aracılığıyla inşa edilmesi, bölgesel öz belirlemeye yönelik politik bir yönelimin oluşturulmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu anlatıların, “dijital jeopolitik” kavramını görünür ve analiz edilebilir bir olgu hâline getirdiği; dolayısıyla Rusya’daki sosyologlar tarafından incelenmesi gerektiği eserde vurgulanan temel hususlar arasındadır. Eserde özellikle dikkat çeken bölümlerden biri, “Digital Conservatism: Framing Patriotism in the Era of Global Journalism” (Küresel Gazetecilik Çağında Vatanseverliğin Çerçevelenmesi) başlığıdır (Bassin ve diğerleri, 2016:185). Bu başlıkta yazar, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 292 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Rusya’nın yeni medya ortamı içerisinde gelenekselci ve muhafazakâr anlatıların nasıl yeniden üretildiğini incelemektedir. Dijital platformların yalnızca teknik araçlar olmadığı, aksine tarihsel hafıza, ulusal kimlik ve muhafazakâr değerlerin dolaşıma sokulduğu ideolojik mekânlar hâline geldiği vurgulanmaktadır. Eserde dijital gazetecilik, devletle uyumlu aktörler ile taban hareketlerinin çevrimiçi katılım pratiklerini bir araya getirerek muhafazakâr bir jeopolitik dünya görüşünü pekiştiren stratejik bir mecra işlevi görmektedir. Böylece dijital muhafazakârlık; medya biçimi, siyasal ideoloji ve ulusal kimliğin, Rusya’nın Sovyet sonrası coğrafyadaki jeopolitik hedefleri çerçevesinde karşılıklı olarak birbirini ürettiği bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle dijital muhafazakârlık, geleneksel değerlerin dijital formlar içinde yeniden üretilmesini ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu eserde “dijital muhafazakârlık” kavramının kullanılması uluslararası literatür açısından bir ilki barındırmakla birlikte muhafazakârlığın dijital çağda kendini yenilemesi ve dijital bir forma evrilmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu göstermektedir. Dijital muhafazakârlığın konu edindiği başka bir çalışma Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makalede yer almaktadır. Anılan yazarlar “Conservatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems’ Digital Transformation (Muhafazakârlık ve Muhafazakâr Hukuk Düşüncesi: Kamu Sistemlerinin Dijital Dönüşümü Çağı) başlıklı makalede muhafazakârlığın genel kavramsal yapısını tartıştıktan sonra, dijital dönüşümün hukuki ve sosyal etkileri bağlamında muhafazakâr düşüncenin nasıl konumlanması gerektiğini belirtirler. Kazachanskaya ve Mamychev dijital teknolojilerin hızla kamu sistemlerine entegre olduğu bir dönemde, muhafazakâr hukuki düşüncenin salt geleneksel değerleri korumaya dönük değil, aynı zamanda dijitalleşme süreçlerini bu değerlerle uyumlu bir şekilde düzenlemeye odaklanan bir çerçeve geliştirmesi gerektiğini savunurlar. Söz konusu çalışmada toplumsal yaşamda dijital teknolojilerin geliştirilmesi ve etkin biçimde kullanılabilmesi için doktrinel nitelikte hukuki ve düzenleyici politikaların yanı sıra etik standartlar ve ahlaki ilkelerin oluşturulmasının gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Kazachanskaya ve Mamychev’e göre, 21. yüzyılda güçlü bir devlet yapısının inşası açısından dijital ortamda sunulan hizmetlerin; deontolojik kodlar, biyolojik tehditler ve çevresel riskler dikkate alınarak tasarlanması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, dijital çağın The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 293 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gereklerine uyum sağlayabilmek için kamu yönetiminde ve kamu hizmetlerinde gerçekleştirilen dijital dönüşümlere ek olarak, sosyo-normatif düzenlemelerin de hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmektedir (Kazachanskaya ve Mamychev, 2021:447-455). Bu çerçevede dijital muhafazakârlık, dijitalleşmenin değerler üzerinde yarattığı dönüştürücü etkilere karşı geliştirilen savunmacı bir refleks olmanın ötesinde, dijital çağın imkânlarını dikkate alan kurucu bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görüldüğü üzere, dijital platformlar muhafazakâr değerlerin aşındığı değil, aksine yeniden üretildiği ve dolaşıma sokulduğu stratejik alanlar hâline gelebilmektedir. Kazachanskaya ve Mamychev’in dijital dönüşüm bağlamında muhafazakâr hukuki düşünceye ilişkin ortaya koyduğu normatif çerçeve, dijitalleşmenin etik, ahlaki ve toplumsal sorumluluk ilkeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye bağlamında ise dijitalleşme sürecinin hızına karşın, değerlerle dijital platformlar arasındaki ilişkinin henüz kavramsal ve kuramsal bir bütünlük içinde ele alınmadığı görülmektedir. Bu durum, dijital çağda değerleri koruma ve aktarma çabalarının dağınık ve tepkisel bir düzeyde kalmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak tartışmaya açılması, dijitalleşmenin kaçınılmazlığı karşısında değerlerin korunmasına yönelik yeni ve sistematik bir düşünme biçimi sunmaktadır. Bu çerçevede sınırların görünmez hâle geldiği, küresel kültür ve değer aktarımının hızlandığı ve dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz ettiği bu dönemde Türkiye açısından da aileyi, bireyi, kimliği, inancı, değerleri koruyan, kamusal alanlardaki gerçekleşecek olan dijital dönüşümlerin her kademesinde koruyucu çerçeveye duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu ihtiyacı en kapsamlı biçimde karşılayan ve söz konusu dönüşümü teorik olarak açıklayan yaklaşım dijital muhafazakârlık perspektifidir. Dijital muhafazakârlık perspektifi, insanı merkeze alan tüm değerleri ailenin, kimliğin, inancın, tarihin, kadim kültürel mirasın ve hatta insan psikolojisinin- dijital çağın dönüştürücü ve çoğu zaman aşındırıcı etkilerinden korumayı amaçlayan kapsamlı bir stratejik çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda dijital sınırların belirlenmesi, ekran sürelerinin denetimi, sosyal medya kullanımının kontrollü biçimde düzenlenmesi ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 294 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bireyin özel alanının korunması temel stratejik başlıklar olarak öne çıkmaktadır. Bu makalenin odağında ise aile kurumunun korunmasına yönelik dijital muhafazakârlık stratejiler yer almaktadır. 5. Dijital Muhafazakârlık Stratejileri Dijital Sınırların Belirlenmesi Dijital çağın diğer tarihsel dönemlerden ayırt edici özelliği, fiziksel sınırların anlamını yitirmesidir. Artık kıta, ülke veya sınır kavramları dijital mecralarda büyük ölçüde erimektedir. Bireylerin paylaşımları, saniyeler içinde uçsuz bucaksız mesafeleri aşarak dünyanın herhangi bir noktasındaki bireylerin erişimine açılmaktadır. Sosyal medya platformları üzerinden bireyler, toplumsal, kültürel ve sosyal içeriklere sürekli maruz kalmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin sahip oldukları kültürel değerleri ve kadim mirası koruyabilmeleri, dijital araçları ve sosyal medyayı bilinçli, kontrollü ve iradeli bir şekilde kullanmalarını zorunlu kılmaktadır. Dijital mecraların bilinçli kullanımı, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile içi ilişkilerin sağlıklı biçimde sürdürülmesi açısından da hayati öneme sahiptir. Ekran süresinin sınırlandırılması, özellikle çocuklar için güvenli içerik filtrelerinin uygulanması, özel alan ve mahremiyetin korunması, bu alanların dijital mecralarda paylaşılmaması temel dijital muhafazakârlık stratejilerini oluşturmaktadır. Aile Değerlerinin Dijital Ortama Taşınması Dijital ortamda aile değerlerinin -yardımlaşma, koruma, işbirliği, merhamet, sevgi, saygı vb.- paylaşılması ve ailenin toplumsal önemi üzerine üretilen içerikler, söz konusu mecralarda ailenin işlevinin ve öneminin sürekli hatırlanmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür paylaşımlar, aile bireyleri arasında etkili iletişimi teşvik ederek, karşılıklı anlayış ve işbirliği ortamını güçlendirmektedir. Özellikle rehber niteliğindeki içerikler, aile içi karar alma süreçlerinde farkındalık yaratmakta, çatışma yönetimi ve duygusal destek mekanizmalarının geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca, bu paylaşımlar, bireylerin aile değerlerini içselleştirmesini destekleyerek, toplum genelinde kültürel ve ahlaki normların korunmasına dolaylı yoldan hizmet etmektedir. Sonuç olarak, aile değerlerinin dijital zeminde görünür kılınması ve bu değerlerin sürdürülebilir biçimde paylaşılması, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından hem bireysel hem de toplumsal açıdan kritik bir rol oynamaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 295 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Eğitim ve Farkındalık Stratejileri Dijital ortamda paylaşılan içeriklerin bireyler üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları, dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu çalışmaların özellikle aile yapısı, aile içi ilişkiler ve aile üyeleri bağlamında yürütülmesi ayrı bir önem taşımaktadır; çünkü aile, toplumu bir arada tutan temel işlevlerden birine sahiptir. Aile yapısının zayıfladığı toplumların uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir. Bireyler toplumsal değerleri, kültürel mirası ve insana, ahlaka ilişkin normları ilk olarak aile içinde öğrenmektedir. Bu yönüyle aile, toplumun adeta bir sigortası işlevi görmektedir. Bu nedenle, ilgili kurumların1 öncülüğünde aile üyelerine dijital dünyadaki riskler ve fırsatlar hakkında eğitim verilmesi dijital muhafazakârlık stratejilerinin merkezi bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, çocuklar ve gençlere dijital sorumluluk bilinci kazandırmaya yönelik yürütülecek eğitim ve farkındalık faaliyetleri de dijital muhafazakârlığın stratejik hedefleri arasında yer almaktadır. Toplumsal ve Kültürel Bağların Güçlendirilmesi Dijital çağın hızla ilerleyen dinamikleri ve kıtalararası kültürel etkileşimler karşısında, ulusal değerlere yönelik toplumsal ve kültürel bağların güçlendirilmesi kritik bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Dijital mecralarda üretilen içeriklerin, toplumsal bağları pekiştirecek ve kültürel mirasın yaygınlaşmasına katkı sağlayacak nitelikte olması, ulusal kültürün yabancı kültürler karşısında erimesini önleyecektir. Ayrıca, dijital araçlar aracılığıyla ulusal ve kültürel değerlerin paylaşımı bu paylaşımların sürdürülebilirliği, ulusal değerlerin korunmasına önemli katkılar sunmaktadır. Bu bağlamda, aile yapısının güçlendirilmesi, aile değerlerinin yaşatılması ve ailenin toplum içindeki rolünün vurgulanması yönündeki dijital içerikler de toplumsal bütünlüğün korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Dijitalin Bilinçli Kullanımı Dijital dünyanın sunduğu sayısız hizmet arasında kaybolmak ve bireysel özden uzaklaşmak yerine, dijitali bilinçli ve ölçülü bir şekilde tüketme iradesi, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından son derece kritik bir 1Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşlar vb. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 296 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. tutum olarak değerlendirilmektedir. Bireye herhangi bir fayda sağlamayan, zaman kaybına yol açan ve psikolojik sıkıntılara neden olabilecek sınırsız dijital kullanım, ciddi bir risk ve tehlike unsuru taşımaktadır. Her bireyin öz disiplin bilinciyle güçlü bir irade göstermesi, dijital bağımlılık tuzağından korunmasına önemli katkılar sunacaktır. Bu öz disiplin ve dijital mecraların iradeli kullanımı, aile üyeleri arasında da sağlanmalıdır. Aile fertlerinin işbirliği ve dayanışmasıyla, dijitalin eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaçlar dışında belirli zamanlarda kullanılmaması -başka bir deyişle, dijitalin minimal düzeyde ve ihtiyaç odaklı kullanımı- dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. 6. Dijitalleşme ve Aile İlişkileri Literatür Bulguları ve Tartışma Bu başlık altında dijital bağımlılık, dijital yalnızlık ve dijital çağda aile içi ilişkiler konusuna dair literatür araştırmalarında öne çıkan bulgular ele alınmaktadır. Söz konusu bulgular, dijital araçların aile içi ilişkiler üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla anlamaya yöneliktir. Bu bağlamda, literatür taramaları, dijital çağın aile dinamikleri üzerindeki karmaşık etkilerini daha bütüncül bir perspektifle değerlendirme imkânı sunmaktadır. Bu çerçevede literatür bulguları: Bayhan’ın (2020:119) lise öğrencileri üzerinde gerçekleştirdiği araştırma, internet bağımlılığının aile içi ilişki kalitesiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular, ebeveynlik tutumlarının çocukların dijital davranışlarını doğrudan etkilediğini göstermekte; özellikle ilgisiz, mesafeli veya yetersiz ebeveynlik pratiklerinin internet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet oranlarını anlamlı düzeyde artırdığı belirtilmektedir. Ayrıca aile bağlarının zayıf olduğu ya da ebeveynlerin ayrı yaşadığı aile tiplerinde çocukların dijital risklere maruz kalma olasılığının belirgin şekilde yükseldiği vurgulanmaktadır. Benzer biçimde Kavlak ve arkadaşlarının (2022:9) çalışması da aile ilişkilerinde yaşanan çatışma, iletişimsizlik veya duygusal kopukluk gibi olumsuzlukların internet bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık düzeyleriyle pozitif yönlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, dijital bağımlılık davranışlarının yalnızca bireysel faktörlerle değil, güçlü biçimde aile içi etkileşim örüntüleriyle şekillendiğine işaret etmektedir. Göldağ’ın (2018:14) lise öğrencileri üzerine gerçekleştirdiği araştırma, dijital oyun kullanımının aileler tarafından yeterince denetlenmediğini ve oyun The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 297 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. süreleri ile içeriklerinin çoğu zaman kontrolsüz kaldığını göstermektedir. Çalışmanın bulguları, dijital oyunlar üzerinde etkin bir ebeveyn kontrolü sağlanmadığında öğrencilerin internet bağımlılığı eğilimlerinin belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Alyanak’ın (2016:4) çalışması, internet bağımlılığının tedavi sürecinde güçlü aile ilişkilerinin kritik bir değişken olduğunu vurgulamaktadır. Araştırmaya göre, bağımlılığın altında yatan iletişim problemleri ve aile içi çatışmaların giderilmesi, bireyin bağımlılıkla baş etme kapasitesini önemli ölçüde güçlendirmekte; bu bağlamda aile içi iletişim kanallarının güçlendirilmesi, destekleyici bir iş birliği ortamının sağlanması ve duygusal dayanışmanın artırılması tedavi sürecinin başarısı açısından temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu iki çalışma birlikte değerlendirildiğinde, dijital bağımlılık davranışlarının önlenmesinde ve tedavi edilmesinde aile kurumu ile ebeveynlik pratiklerinin merkezi bir role sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ersoy ve Ağlar’ın (2024:17) araştırması, aile içinde açık iletişim kanallarının bulunmasının ve demokratik bir aile atmosferinin sağlanmasının dijital bağımlılık riskini anlamlı biçimde azaltan temel etkenler olduğunu göstermektedir. Çalışma, aile içi iletişimin niteliğinin çocukların dijital davranış örüntülerini doğrudan biçimlendirdiğini vurgulamaktadır. Buna paralel olarak Şen ve Erol (2024:3), aile içi iletişimin başlangıç noktasının ebeveynler olduğunu ifade etmekte ve anne-babanın sergilediği tutarlı, yapıcı ve sağlıklı iletişim biçiminin çocuklarla kurulacak ilişkinin temelini oluşturduğunu belirtmektedir. Araştırma bulguları, dijital teknolojilerin aile içi iletişimi zayıflatıcı etkilere sahip olabileceğini; ancak güçlü aile bağları, nitelikli etkileşim ve destekleyici ebeveyn tutumlarının bu olumsuz etkileri önemli ölçüde sınırlayabildiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda çalışmalar, dijital bağımlılığın önlenmesinde yalnızca teknolojik faktörlere değil, aile içi iletişim süreçlerinin kalitesine de odaklanılması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Haberli (2023:7), ebeveynlerin çocukların dijital araçlarla kurdukları ilişkiyi yönlendirmede belirleyici bir konumda bulunduğunu vurgulamakta ve literatürde ebeveynlik tutumlarının arabulucu, otoriter ve ortak izlenme şeklinde üç kategori altında incelendiğini aktarmaktadır. Arabulucu tutumdaki ebeveynler, çocuklarıyla dijital içeriklerin olumlu ve olumsuz yönlerini tartışarak rehberlik sağlayan, dijital farkındalık ve eleştirel medya okuryazarlığı gelişimini destekleyen bir yaklaşım benimsemektedir. Buna The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 298 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. karşılık otoriter tutum, baskıcı ve tek yönlü bir kontrol mekanizmasına dayandığından, çoğu zaman çocukların dijital içeriklere yönelik merak ve yönelimlerini artırmakta; ayrıca aile içi iletişimde çatışma ve uzlaşma sorunlarına yol açabilmektedir. Ortak izlenme tutumunda ise ebeveynler çocuklarıyla birlikte dijital araçları kullanarak daha etkileşimli, paylaşımcı ve işbirlikçi bir iletişim modeli geliştirmektedir. Araştırma bulguları, bu işbirlikçi yaklaşımın çocukların öğrenme süreçlerine ve dijital deneyimlerinin niteliğine anlamlı düzeyde olumlu katkı sunduğunu göstermektedir. Böylece çalışma, ebeveynlik tarzlarının dijital davranışları şekillendiren güçlü bir sosyopedagojik faktör olduğunu ileri sürmektedir. Karaboğa (2019:16) araştırmasında, uzun süreli dijital medya kullanımında aile içi iletişimin ve aile bağlarının zayıflayacağı vurgulanmaktadır. Araştırma, aile üyeleri arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi için ebeveynlere dijital medya okuryazarlığı eğitimini önermektedir. Bu eğitimin zaman yönetimi başta olmak üzere hem eşler arasındaki iletişime hem de ebeveyn-çocuk iletişimine olumlu katkı sağlayacağı eğitimin sağlayacağı faydalar olarak öne çıkmaktadır. Barış ve Yeşilyurt’un (2025:8) araştırmasında dijital mecraların yalnızca kullanım sıklığının değil, bu platformlarda paylaşılan içeriklerin niteliğinin de aile ilişkilerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Özellikle kıyaslama, rekabet ve idealize edilmiş yaşam temsilleri içeren paylaşımların aile içi iletişimde güvensizlik, yetersizlik hissi ve duygusal kopukluk gibi sonuçlara yol açtığı belirtilmektedir. Fenomenleşmiş içeriklerin de benzer biçimde aile dinamiklerini olumsuz etkilediği ifade edilmektedir. Çalışma, bu olumsuz etkilerin azaltılabilmesi için ailelere dijital içerik yönetimine yönelik stratejik öneriler sunmakta; bilinçli kullanım, içerik seçimi ve dijital etkileşim sınırlarının belirlenmesi gibi uygulamaların önemine dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda her iki araştırma, dijital mecraların aile yapısı üzerindeki etkilerinin hem kullanım biçimi hem de içerik türleri üzerinden çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Akbaş ve Dursun’un (2020:11) araştırması, dijital teknolojilerin uzun süreli kullanımının özellikle çocuklar üzerinde bilişsel, davranışsal ve sosyal düzeyde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, bu olumsuzlukların önlenmesinde baskıcı veya yasaklayıcı ebeveynlik tarzlarının etkili olmadığını, aksine ebeveynlerin dijital teknolojiyi bilinçli, kültürel ve pedagojik bir perspektifle kullanma The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 299 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. becerilerini geliştirmelerinin kritik bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. Çalışma, bu bağlamda dijital ebeveynlik kavramını öne çıkararak dijital kültürün aile içinde geliştirilmesinin, Arslan’ın (2020:2) ifadesiyle “dijital yerlilerin” sağlıklı biçimde yetiştirilmesi açısından temel bir gereklilik olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde Yurdakul, Dönmez, Yaman ve Odabaşı (2013:6), dijital bağımlılığın önlenmesinde dijital ebeveynliğin merkezi bir rol üstlendiğini ifade ederek kavramı; dijital araçlara hâkim olan, dijital mecralardaki fırsat ve risklerin bilincinde bulunan, çocuklarını çevrimiçi tehditlere karşı koruyan, gerçek ve sanal dünyada haklara saygı kültürünü aktaran ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilen bireylerin sergilediği ebeveynlik biçimi olarak tanımlamaktadır. Bu doğrultuda dijital ebeveynlik, çocukların dijital dünyada güvenli, bilinçli, etik ve sürdürülebilir biçimde var olabilmelerini sağlayan temel bir rehberlik çerçevesi sunmaktadır. 7. Sonuç İnsanlık tarihi, her büyük yeniliğin arkasındaki köklü toplumsal dönüşümlerin itici gücüyle durmaksızın şekillenen bir değişim ve dönüşüm yolculuğudur. Ateşin bulunması, yazının icadı, buharlı makinelerin üretime dâhil edilmesi, elektriğin keşfi ve nihayetinde internetin ortaya çıkışı, insan yaşamında paradigmatik kırılmalara yol açan başlıca dönüm noktalarıdır. Bu yenilikler, toplumların beslenme alışkanlıklarından yerleşik yaşam pratiklerine, ticaret ve üretim yöntemlerinden iletişim biçimlerine kadar geniş bir yelpazede radikal değişim süreçlerini tetiklemiştir. 21.yüzyıl diğer adıyla dijital çağ, internetin keşfiyle birlikte dijital iletişimin küresel ölçekte yeniden biçimlendiği bir döneme işaret etmektedir. İnternetin sağladığı altyapı sayesinde dünya üzerindeki milyarlarca insan, fiziksel sınırların belirleyiciliğinden bağımsız olarak aynı dijital zeminde bir araya gelebilme imkânına kavuşmuştur. Bu yeni iletişim ortamı bireylere önemli fırsatlar sunmakla birlikte, beraberinde çeşitli risk ve tehditleri de taşımaktadır. Söz konusu risklerin ulusal ve yerel kültürler açısından kritik yönü, farklı kültürel kodlara ve değer sistemlerine kontrolsüz biçimde maruz kalma sonucunda ulusal değerlerden uzaklaşma ihtimalinin artmasıdır. Bireyin sosyalleşmesinde ve toplumun sürekliliğinde temel bir rol üstlenen aile kurumunun dijital ortamlardan gelebilecek olası tehditlere karşı korunması, toplumsal bütünlük açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede makale bireyin kendisiyle ve çevresiyle (aile, toplum vb.) olan The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 300 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. iletişimini dijital çağın baş döndüren teknolojileri karşısında korumak için “dijital muhafazakârlık” kavramını teklif etmesiyle özgün ve ayırt edici yönüyle öne çıkmaktadır. Dijital muhafazakârlık yaklaşımı, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma geliştirmek yerine, dijital alanı değer temelli bir mücadele ve üretim sahası olarak ele almakta; değerlerin korunmasını dijital platformların etkin ve stratejik kullanımına bağlamaktadır. Dijital muhafazakârlık, muhafazakâr değerlerin dijital çağın iletişim biçimleriyle yeniden ifade edilmesini ve dolaşıma sokulmasını esas alan bir kavramsallaştırmadır. Bu yaklaşım, geleneği dijitalleşmenin karşısında sabit ve değişmez bir unsur olarak değil, dijital mecralarla etkileşim hâlinde yeniden müzakere edilen dinamik bir yapı olarak ele almaktadır. Rusya’da dijital muhafazakârlık, özellikle yeni medya aracılığıyla vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeniden çerçevelenmesi bağlamında teorik bir içerik kazanmıştır. Buna karşılık Türkiye’de kavram henüz literatürde sistematik biçimde ele alınmamış olsa da hızlı dijitalleşmenin toplumsal yapılar üzerindeki etkileri, dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Makale, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi bireysel deneyimlerin aile bağlarını nasıl zayıflattığına ilişkin bulguları bir araya getirerek literatürdeki dağınık bilgi birikimini sistematik bir çatı altında toplamaktadır. Bununla birlikte dijital iletişimin hızlanmasıyla aile üyeleri arasındaki fiziksel ve duygusal mesafenin nasıl yeniden tanımlandığına dair özgün tespitler sunarak, aile sosyolojisi ve iletişim çalışmaları alanlarında önemli bir tartışma zemini oluşturmaktadır. Sonuç olarak makale, dijital muhafazakârlığı Türkiye literatüründe kavramsal bir öneri olarak tartışmaya açarak, dijitalleşme ile değerler arasındaki ilişkiye yönelik dağınık tartışmaları bütünlüklü bir çerçeveye oturtmayı hedeflemektedir. Çalışmanın özgünlüğü, dijital muhafazakârlığı ne dijitalleşmeye karşı bir reddiye ne de geleneksel değerlerden kopuş olarak ele alması; aksine dijital platformların değer temelli ve normatif ilkeler doğrultusunda etkin kullanımını savunan kurucu bir yaklaşım geliştirmesinde yatmaktadır. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görülen dijital muhafazakârlık tartışmalarının Türkiye bağlamına taşınması, karşılaştırmalı bir perspektif sunarak literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr düşüncenin edilgen değil, yönlendirici ve üretken bir rol üstlenebileceğini The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 301 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. göstermekte; dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin akademik tartışmalara özgün bir katkı sunmaktadır. 8. Öneriler Dijital çağın olumsuz etkilerini azaltmak, dijital mecraların daha bilinçli, kontrollü ve kültürel duyarlılıkla kullanılmasını sağlamak amacıyla makale genç, ebeveyn, akademi, bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, resmî kurumlar ve daha birçok kurum-kuruluşa çeşitli öneriler sunmaktadır. *Birey, aile ve toplumların dijital mecraların olumsuz etkilerine karşı daha kırılgan hâle geldiği görülmektedir. Bu nedenle, değer üreten ve değer aktarımını önceleyen bir dijital zeminin inşası zorunludur. Bu zemini ifade eden en kapsamlı kavram dijital muhafazakârlıktır. Dijital muhafazakârlık, dijital teknolojilerin hayatın her alanına nüfuz ettiği çağımızda birey, aile ve toplumların değerlerini, kimliklerini ve geleneksel normlarını koruma yönündeki bilinçli duruşu ifade etmektedir. *Dijital muhafazakârlık yaklaşımının Türkiye bağlamında işlevsel hâle gelebilmesi için, dijitalleşme politikalarının yalnızca teknik altyapı ve verimlilik ekseninde değil, değer temelli bir perspektifle ele alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda, kamu yönetimi ve kamu hizmetlerinde yürütülen dijital dönüşüm süreçlerinin etik ilkeler, mahremiyet hassasiyeti ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla birlikte yapılandırılması önem taşımaktadır. Dijital platformların, kültürel sürekliliği destekleyen ve toplumsal değerlerin aktarımını güçlendiren araçlar olarak değerlendirilmesi, dijitalleşmenin değerlerle çatışan değil, değerleri yeniden üreten bir sürece dönüşmesine katkı sağlayacaktır. *Akademik düzeyde dijital muhafazakârlık kavramının sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk ve iletişim çalışmaları ekseninde disiplinlerarası biçimde ele alınması, kavramın teorik derinliğini artıracaktır. Eğitim, medya ve dijital okuryazarlık politikalarında değer temelli içeriklerin teşvik edilmesi de dijital muhafazakârlığın pratik karşılıklarını güçlendirecek önemli adımlar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda dijital alan, muhafazakâr değerlerin savunulduğu bir “tehdit alanı” olmaktan çıkarılarak, değer temelli bir toplumsal inşa zemini olarak yeniden düşünülmelidir. *Yerli ve değer odaklı dijital içerik üretimi teşvik edilmelidir. Bu kapsamda kamu destekli projelerin yaygınlaşmasına ihtiyaç vardır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 302 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. *Dijital ortamlarda özel alanın korunması ve mahremiyet bilincinin güçlendirilmesi, bireylerin dijitalleşme sürecinde psikolojik bütünlüklerini korumaları açısından kritik önem taşımaktadır. *Dijital ebeveynlik farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, çocukların ve gençlerin dijital risklerden korunması ve sağlıklı dijital alışkanlıklar geliştirmesi için gereklidir. *İlköğretimde seçmeli ders olarak sunulan “Medya Okuryazarlığı” dersinin lise ve yükseköğretim düzeylerinde de zorunlu hâle getirilmesi, eleştirel dijital bilinç geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir. *Dijital mecralarda doğruluk, adalet, saygı ve mahremiyet gibi etik değerlerin yaşatılmasına yönelik içerik üretiminin artırılması, dijital kültürün etik zeminde şekillenmesine katkı sağlayacaktır. *Baskıcı, otoriter ve yasaklayıcı ebeveyn modelleri yerine; hoşgörülü, empati kurabilen, çocuklarıyla iletişim ve müzakere becerisi geliştirebilen bir ebeveyn yaklaşımının teşvik edilmesi gerekmektedir. *Aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın niteliğinin artırılması, ortak etkinliklerle duygusal ve sosyal bağların anlamlı biçimde güçlendirilmesi önemlidir. *Aile içi ilişkilerde merhamet, saygı, sevgi, aidiyet, paylaşım, hoşgörü ve güven temelli ilişkilerin güçlendirilmesi hem aile bütünlüğünü hem de toplumsal dayanıklılığı destekleyen temel bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. *Dijital mecralarda dezenformasyon, manipülasyon ve sahte içeriklerle mücadele için hem teknolojik hem de pedagojik temelli doğrulama mekanizmaları geliştirilerek kullanıcıların eleştirel dijital düşünme becerileri desteklenmelidir. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 303 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Kaynakça Akkaş, Hasan Hüseyin (2003). Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4(2), 241-254. Aksan, Gamze. (2025) Ebeveyn ve Genç İlişkisinde Aile Tutumları ve Aile Değerleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Habitus Toplumbilim Dergisi, 6, 95-124. Alkan, Buse (2023). Instagram’ın Evli Çiftlerin Aile Yaşantısına Etkileri. İletişim Bilimi Araştırmaları Dergisi 3(3), 218-235. Alyanak, Behiye (2016). İnternet Bağımlılığı. Klinik Tıp Pediatri Dergisi 8 (5), 20-24. Akbaş, Özge Zeybekoğlu ve Dursun, Cansu (2020). Teknolojinin Aileye Etkisi: Değişen Ailenin Dijital Ebeveyn ve Çocukları. Turkish Studies-Social, 15(4), 2245-2265. Akar, Damla (2025). Sosyal Medyada Aile Algısı: Ekşi Sözlük Tanımları Üzerine Bir Değerlendirme. Trt Akademi, 10(24), 800-829. Arslan, Aysel 2020). Üniversite Öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Düzeylerinin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi. International E-Journal of Educational Studies, 4(7), 27-41. Barış, Özlem ve Yeşilyurt, Segah (2025). Sosyal Medyada Ailelerin Medyatikleşmesi: Popüler Aileler Örneği, TRT Akademi, 10(24), 624-651. Bassin, Mark ve diğerleri (2016). Eurasia 2.0: Russian geopolitics in the age of new media. Bloomsbury Publishing PLC. Bayer, Ali (2013). Değişen Toplumsal Yapıda Aile. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4(8), 101-129. Bayhan, Vehbi (2020). Z Kuşağı Lise Gençlerinde Sosyal Medya Bağımlılığı İle Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyet Deneyimleri. İlahiyat Akademi (12), 117-144. Beneton, Phillipe (2016). Muhafazakârlık, Le Conservatisme. (C. Akalın Çev.), İstanbul: İletişim. Çaha, Ömer (2004). Muhafazakâr Düşüncede Toplum, Liberal Düşünce Dergisi, (34), 15-24. Çamurdaş, Kübra (2023) Türkiye’de Gelenek ve Modernite Geriliminde Muhafazakârlık: Hareket Dergisi Örneği1. Çiftçi, Ayşe Nur (2023). Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü Örneği.” Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 25 (Özel Sayı), 489-514. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 304 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Duran, Resul (2022). Türkiye Aile Yapısının Geleceğine Yönelik Çıkarımların Değerlendirilmesi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Dergisi, 2(1), 147-164. Gilbert, Andrew Norman (2016). British Conservatism and The Legal Regulation of İntimate Adult Relationships, 1983-2013 (Doctoral Dissertation, Ucl (University College London)). Güler, Zeynep (2016). Muhafazakârlık, Kadim Geleneğin Savunusundan Faydacılığa. H.B.Örs (Der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler (Ss. 115-162). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi. Göldağ, Battal (2018). Lise Öğrencilerinin Dijital Oyun Bağımlılık Düzeylerinin Demografik Özelliklerine Göre İncelenmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 15 (1), 1287-1315. Güngörmez, Bengül (2004). Muhafazakâr Paradigma: “Dogma” ve “Önyargı. Muhafazakâr Düşünce Dergisi, 1(1), 11-30. Deveoğlu, Müge (2024). Yalnızlığın Yeni Hali: Dijital Yalnızlık. Sosyologca, 9/18-19, 341-352. Dikeçliğil, F. Beylü (2012). Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu, Muhafazakâr Düşünce, 8(31), 21-52 Ersoy, Mustafa ve Ağlar, Cengiz (2024). Trdizin Veri Tabanındaki Dijital Bağımlılık Araştırmalarına Genel Bakış (2013-2023). Haberli, Mehmet (2023). Dijital Çağda Aile: Ebeveynleriyle İlişkisi Çerçevesinde Gençlik ve Din. Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi, 7(3), 374-389. Havalı, Sibel (2024). Dijital Bağımlılık Üzerine Güncel Tartışmalar. Ankara: Berikan Yayınevi. Karaboğa, Mehmet Tahir (2019). Dijital Medya Okuryazarlığında Anne ve Baba Eğitimi.” Opus International Journal of Society Researches, 14(20), 2040-2073. Karayaman, Saffet ve diğerleri (2025) Kalabalık Yalnızlık Ölçeği. Kazachanskaya, Elena ve Mamychev, Alexey (2021). Conser-vatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems' Digital Transformation. European Proceedings of Social and Behavioural Sciences. Kır, İbrahim (2011). Toplumsal Bir Kurum Olarak Ailenin İşlevleri. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 10(36), 381–404. Özdoğan, Ogan (2017). Endüstri 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi ve Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları, Pusula. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 305 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Özsarı, Arif ve Deli, Şekip Can (2023). Dijital Okuryazarlık ve Dijital Bağımlılık İlişkisi: Hokey Sporcuları Araştırması. The Online Journal of Recreation and Sports, 12(4), 491-501. Şen, Gülyaşar Erol, Ayten (2024). Modernleşme Sürecinde Dijital Medyanın Aile Üzerindeki Etkileri.” Kaide Dergisi (Asbü Uluslararası Aile Araştırmaları Dergisi), 2 (1), 1-30. Turğut, Faruk (2017). Tarihsel Süreçte Aile Kurumunun Dönüşümü ve Geleceğine Yönelik Çıkarımlar. Medeniyet ve Toplum Dergisi, 1(1), 93-117. Ültay, Eser ve diğerleri (2021), Sosyal Bilimlerde Betimsel İçerik Analizi.” Ibad Sosyal Bilimler Dergisi, (10), 188-201. Yengin, Deniz (2019). Teknoloji Bağımlılığı Olarak Dijital Bağımlılık. Turkish Online Journal of Design Art and Communication, 9(2), 130-144. Yetkin, Elif Gizem ve Coşkun, Kemal (2021). Endüstri 5.0 (Toplum 5.0) ve Mimarlık, Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi, (27), 347-353. Yurdakul, Işıl ve diğerleri (2013). Dijital Ebeveynlik ve Değişen Roller. Gaziantep University Journal of Social Sciences, 12(4), 883-896. Yıldırım, İrfan (2021). Sosyal Medya, Dijital Bağımlılık ve Siber Zorbalık Ekseninde Değişen Aile İlişkileri Üzerine Bir Değerlendirme.” Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9 (5), 1237-1258. Yurt, Remziye Gül (2025). Dijital Muhafazakârlık: Gelenekten Dijitale Muhafazakârlığın Dönüşümü. İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları. Zorlu, Yaşar (2025). Sosyal ve Dijital Medyanın Aile İçi İletişim Üzerindeki Olumsuz Etkileri Ve Sosyal Sonuçları. Erciyes İletişim Dergisi, 12(2), 599-620. Https://Tdk.Gov.Tr/İcerik/Basindan/2024-Yilinin-Kelimesi-Kavrami-Kalabalik Yalnizlik/ The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 306 https://dergipark.org.tr/tr/pub/tinisos/article/1838435

    Featured post

    A Silent Journey Through Literature: Muhittin Çiftçi’s ‘Sessiz Sofra’ is out now from Alaska Yayınları!

       Author Muhittin Çiftçi’s eagerly awaited new work, ‘Sessiz Sofra’, is set to reach readers and the literary world very soon under the Ala...