Thursday, 3 May 2018

İslam’ın 'dördüncü kutsal şehri': Harar


İslam’ın 'dördüncü kutsal şehri': Harar

HARAR - TUFAN AKTAŞ
Etiyopya’nın tarihi şehri Harar, 100'e yakın camisi ve 100'den fazla türbesiyle İslam’ın dördüncü kutsal şehri olarak anılıyor. Etiyopya’nın beş kapılı tarihi şehri Harar, yüzyıllardır biriktirdiği kültürel mirasıyla kendini çevreleyen surların arkasında derin bir tarih saklıyor. Eski şehir merkezinde varlığını sürdüren 100'e yakın camisi ve çevresindeki 100'den fazla evliya türbesiyle “İslam’ın dördüncü kutsal şehri” ya da “evliyalar şehri” olarak anılan Harar, hem bölge hem de İslam tarihi açısından büyük öneme sahip.
Başkent Addis Ababa’nın 500 kilometre doğusunda ve deniz seviyesinden bin 800 metre yükseklikteki şehir, mimari yapısı, kendine özgü giyim kuşam kültürü ve canlı ticari hayatıyla dikkati çekiyor.
Aynı adı taşıyan eyaletin de başkenti olan Harar'da halk, Sami dilleri ailesinden Harariyi konuşuyor. Zaman içinde bölgedeki Oromolar ve Somalilerle karışan ve birlikte yaşama kültürü geliştiren halkın ana geçim kaynağı, tarım, ticaret ve hayvancılık.
Kısa bir dönem Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı kalan şehirde bugün Osmanlı tebaası olan, Türk ve Arap soyundan gelen aileler de yaşamaya devam ediyor. 

Fidel Castro'dan Emir Hacı Abdullah’a

İslam’ın beş şartını temsilen beş kapının yapıldığı surların etrafında günümüzde yeni bir şehir kurulmuş olsa da Harar’da zaman, Jugol adlı tarihi alandaki 400'e yakın dar sokakta akıyor.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Jugol'a girerken misafirleri “Duke” adındaki başka bir büyük kapı karşılıyor.
Bembeyaz boyanmış küçük sıralı dükkanların yer aldığı ana caddeye açılan bu kapı, aynı zamanda modern Etiyopya’nın ve değişimin tarihiyle ilgili mesajlar da taşıyor.
Ülkede 1974-1991 arasında hüküm süren komünist Derg rejimi sırasında Duke kapısında Mengistu Hailemariam, Fidel Castro ve Leonid İlyiç Brejnev’in portreleri yer alırken bugün aynı kapıda Harar’ın son emiri Emir Hacı Abdullah’ın portresi bulunuyor. 

Türk esnafla karşılaşmak mümkün

Caddenin hemen bitiminde kendilerini Jugol'un meydanında bulan misafirlerin karşısına 19. yüzyılda büyük bir caminin yıkılması sonrası inşa edildiği ileri sürülen Medhane Alem Kilisesi çıkıyor.
Meydanın dört tarafındaki dükkanlarını ziyaret edenlerin ilk şahit oldukları ise rengarenk çarşafları ve feraceleriyle başlarında meyve ve sebze taşıyan Hararlı kadınlar.
Meydanın hemen başına kurulu olan kahvehanelerde domino oynayan Hararlı yaşlıların kahkahaları işitiliyor.
Şehrin kuzeyine doğru gidildiğinde Jami Camisi görülürken güneyden aşağı inildiğinde ise Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından restore edilen Osmanlı konsolosluk binası dikkati çekiyor. İrili ufaklı küçük dükkanların yer aldığı tarihi sokaklarda çok sayıda kumaşçı ve terziyi görmek ve gezerken Osmanlı tebaasının soyundan gelen bir esnafla karşılaşmak mümkün.
Ulaşımın daha çok "bajaj" adı verilen üç tekerlekli motosikletlerle yapıldığı şehirde, taşımacılıkta da dar sokaklar nedeniyle eşekler kullanılıyor.
16. yüzyılda inşa edilen şehrin dört bir tarafını kuşatan 4 metre yüksekliğindeki surların Suktat Beri, Argo Beri, Asum Beri, Asmedin Beri ve Bedro Beri adlarındaki beş kapısı çarşılara ve daha çok sebze ve meyvenin satıldığı küçük pazarlara açılıyor.
Şehrin doğusundan aşağı inildiğinde ise küçük kasap dükkanlarının olduğu pazarda yırtıcı kuş besleyenlerle karşılaşılıyor. Aynı zamanda vahşi sırtlanlarla da iç içe yaşayan halk, burada ellerine aldıkları et parçalarıyla yırtıcı kuşları besliyor.
Bir dönem şehirde ticaretle uğraşan ünlü Fransız şairi Arthur Rimbaud​'un yaşadığı söylenen tarihi konak ise halihazırda restore ediliyor. ​

Habeş melikleriyle mücadele

10. yüzyılın sonlarına doğru Yemen’in Aden kıyılarından gelen tüccar ve emirler sayesinde İslamiyetle tanışan bölgede 13. yüzyılda kurulan ilk İslam devleti Evfat Emirliği.
Evfat Emirliği’nin yıkılmasından sonra kurulan ve Adel Emirliği adıyla da anılan Zeyla Emirliği, Hristiyan Habeş melikleriyle yüzyıllar boyunca mücadele etmişti. Zeyla Emirliği’nin başkentinin 1520’de Harar’a taşınması sonrasında Harar devlet olmuştu.
1875'te Mısır Hidivi İsmail Paşa’ya ait ordu, Osmanlı adına Habeşistan’a ilerlemiş ve Harar şehri, halk tarafından teslim edilmişti.
Harar’da 10 yıl kalan Mısırlılar, gelirinin giderini karşılamaması ve denize uzaklığı gibi sebeplerle 1885’te Emir Muhammed’in oğlu Abdullah Ali Abdüşşekur’u Harar emiri tayin edip ellerindeki silahları ve bazı görevlileri devrederek geri çekilmişti.
1887'de Habeşler tarafından işgal edilinceye kadar varlığını bağımsız olarak sürdüren Harar, bu tarihten sonra Etiyopya’ya bağlı bir bölge halini aldı.
1936-1941 yıllarını İtalyan, 1941-1948 yıllarını İngiliz işgali altında geçiren Harar, 1977’de Somali tarafından ilhak edildi.
Ancak Somali Devleti ve Harar’ın beraberliği uzun sürmedi ve ertesi yıl Sovyetler Birliği ile Küba’nın yardımlarıyla Etiyopya bölgeyi geri aldı. 

Başkonsolos Ahmed Mazhar Bey

1911’de Osmanlı Devleti ile Habeşistan arasında siyasi ilişkiler kurulduktan sonra Harar’da Osmanlı maslahatgüzarlığı açıldı.
İlk maslahatgüzar Necib Hac Efendi’nin ilk işi Habeşistan’daki Osmanlı tebaasını tespit etmek oldu. Kendisinden sonra başşehbender (başkonsolos) olarak atanan Ahmed Mazhar Bey, çalışmalarıyla ülke tarihinde kendine unutulmaz bir sayfa açmayı başardı.
Tarihi kaynaklara göre, Osmanlı tebaasının haklarını korurken Habeşistan Müslümanlarıyla da ilgilenen Mazhar Bey, Etiyopya’nın genç veliahdı Lij Iyasu’yla kurduğu ilişki sayesinde onun Müslüman olmasına yardımcı oldu.
2. Menelik’in ölümü sonrası başa geçen torun Lij Iyasu, Mazhar Bey’in de telkinleriyle Somalili direnişçi İmam Abdullah Hasan’a sömürgeci güçlere karşı yardımcı oldu ve Harar bölgesinde yeni camiler inşa ettirdi.
Müslüman olduğunun duyulması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı’ya yakınlaşması sonrası devrilen İmparator Lij Iyasu, yıllarca hapis yattıktan sonra 1935’te İtalya işgali sırasında öldü, bazı kaynaklara göre ise öldürüldü.
Harar’da bugün Türk Kızılayı adını taşıyan Hilal-i Ahmer’in yurt dışındaki ilk şubelerinden birini açan Mazhar Bey, Osmanlı Donanma Cemiyetine de yardım topladı.
O günkü şubenin başkanlığını Muşlu Hacı Yusuf Efendi yapıyordu. Üyeler arasında Şamlı İbrahim Haddad Efendi, Hintli Cuma Bayah Denci Efendi, Yemenli Seyyid Abdurrahman Efendi ve Konyalı Hacı Haydar Efendi gibi isimler bulunuyordu.
Sadece Habeşistan’ın değil, aynı zamanda Yemen, Aden ve Hadramut’un meseleleriyle de ilgilenen Harar maslahatgüzarlığı, önemli konuların Harar’dan takibinin zorluğu göz önünde tutularak 1913’de Addis Ababa’ya taşındı.

Ömer Avni Harar’dan bildiriyor

İslam dünyasının ve Müslümanların meseleleriyle yakından ilgilenen, üzüntü ve sevinçlerini paylaşan Harar halkı, 2. Balkan Savaşı’nda Edirne’nin geri alınması sonrası sevince boğuldu.
Dönemin Sabah gazetesine yazılar gönderen gazeteci Ömer Avni, Mehmet Akif Ersoy tarafından çıkarılan Sebilürreşad Dergisi’nin 1913'te çıkan 264. sayısında Osmanlı Ordusunun Edirne’yi geri alınması üzerine “Edirne’nin İstirdadı: Habeşistan Müslümanlarında Sürur ve Şadmani” başlıklı yazıyı kaleme aldı.
Edirne’nin geri alınması üzerine Hararlı Müslümanların sevince kapıldığını ve kutlamalar için çevre vilayetlerden Başkonsolos Ahmet Mazhar Bey'e gelerek tebriklerini ilettiğini belirten Ömer Avni, halkın aynı zamanda bir Osmanlı bayramı olan İd-i Milli gününü de kutladığını yazdı.

İslam’ın 'dördüncü kutsal şehri': Harar


EDİRNEDEN HABERLER : Kakava'da Romanların gözü yine Tunca'da olacak


Kakava'da Romanların gözü yine Tunca'da olacak

Romanların, doğanın uyanışını bolluk ve bereket dileği ile eğlenceli şekilde kutladığı Kakava Şenlikleri, 5 Mayıs'ta Roman at yarışlarıyla başlayacak.
Kakava'da Romanların gözü yine Tunca'da olacak
EDİRNE
Romanların, doğanın uyanışını bolluk ve bereket dileği ile eğlenceli şekilde kutladığı Kakava Şenlikleriefsanelerle daha renkli hale geliyor.
Romanların Kakava'ya ait en önemli söylenceleri arasında Baba Fingo efsanesine de alıyor.
Efsaneye göre, Mısır'da Firavun'un zulmettiği Romanların lideri Baba Fingo, firavunun ordusundan saklanmak için Kızıldeniz'e girer ve tüm Romanlar 6 Mayıs sabahı Baba Fingo'nun bir nehirden yeniden yer yüzüne geleceği inancını taşır.
Bu inanışa göre, Edirne'de yaşayan Romanlar da kutlamalarını Tunca Nehri kenarında sürdürüyor.
Tunca Nehri suyuyla el ve yüz yıkayıp sıhhatli olunacağına inanılması, nehir kenarındaki ağaçlardan muratların kabul olması için yeşil dal koparılması ve Baba Fingo'nun şafak vakti Tunca'dan çıkacağının beklenmesi gibi ritüeller yerine getiriliyor.

"Efsane sürdürülmeli"

Edirne Roman Eğitim Gönüllüleri Derneği Başkanı Turan Şallı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bazı Romanlar tarafından sudan çıkacağına inanılan Baba Fingo'nun her yıl Tunca Nehri'nde beklendiğini söyledi.
Şallı, Baba Fingo'nun bir efsane olduğunu belirterek, efsanenin kültürel ve turizm açısından sürdürülmesi gerektiğine işaret ederek, Kakava'nın doğanın uyanışının kutlanması anlamına geldiğini anlattı.
Türkiye'de en eğlenceli Kakava şenliklerinin yapıldığı Edirne'de kutlamalar, 5 Mayıs Cumartesi günü öğle saatlerinde Roman at yarışlarıyla başlayacak.
Daha sonra Tarihi Sarayiçi'nde Kakava ateşinin yakılması izleyecek. Romanlar, 6 Mayıs Pazar günü ise şafak sökmeden Tunca Nehri kenarında buluşup efsane ve ritüellerine göre kutlamalarını gerçekleştirecek.
Muhabir: Salih Baran

Edirne ekonomisine 'Kakava' dopingi

Romanlar tarafından "bahar bayramı" olarak kutlanan ve yerli yabancı çok sayıda turistin katıldığı Kakava Şenlikleri öncesi Edirne'de ekonomik yaşam hareketlendi.
Edirne ekonomisine 'Kakava' dopingi
EDİRNE
Romanlar tarafından "bahar bayramı"olarak kutlanan ve yerli yabancı çok sayıda turistin katıldığı Kakava Şenlikleri öncesi Edirne'de ekonomik yaşam hareketlendi.
Bahar ayının bereketini heybesinde taşıyan Kakava, kentteki esnafın da yüzünü güldürdü.
Edirne Tanıtım ve Turizm Derneği Başkanı Bülent Bacıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, her 5-6 Mayıs'ta olduğu gibi bu yıl da Trakya'yı Kakava heyecanının sardığını söyledi.
Kakavanın ritüelleriyle korunan, geleneksel bir etkinlik olarak turizm ateşini de yaktığını belirten Bacıoğlu, "Her yıl Edirne'ye ve bölgedeki birçok turistik tesise Kakava odaklı turistler gelmekte. Bu anlamda çok önemli bir etkinlik destinasyonu olarak ortaya çıkıyor. Biz bu heyecanı ve bereketi turizmciler olarak yaşıyoruz." diye konuştu.

"Kakava'nın kültürel ve turistlik destinasyonunu sağlamak üzere çalışmalar yapmak durumundayız"

Kentteki tüm konaklama tesislerinin günler öncesinden hazırlıklarını yaptığını anlatan Bacıoğlu, şunları kaydetti:
"Oteller rezervasyonlarını doldurmuş durumda. Yiyecek ve içecek tesisleri, Kakava odaklı müşterilerine uygun menüler hazırlıyorlar. Bölgesel lezzetleri sunmaya çalışacaklar. Kakava'nın tüm yıl boyunca bahar ayından başlayarak ekonomik olarak bölgeye katkı sunmasını istiyoruz. Bu anlamda Kakava'nın yerelliğini ve gelenekselliğini korumak için adımlar da atılması gerekiyor. Kakava'nın kültürel ve turistlik destinasyonunu sağlamak üzere çalışmalar yapmak durumundayız."
Bacıoğlu, şenliklerin turistik bir değer olarak sürdürülebilirliğini korumak adına çalışmalar yaptıklarını dile getirdi.

"Hıdırellez kurabiyeleri" hazır

Kent turizmine hem restoranlar hem de şekerleme imalatı ve satışıyla katkı sunan esnaftan Kemal Kılıç da tüm Türkiye'yi Kakava Şenlikleri'ni görmeleri için Edirne'ye davet etti.
Kentteki esnafın şenliklere özel ürünler hazırladığını anlatan Kılıç, "Annelerimizin baharın gelişini kutlamak için yapmış oldukları Hıdırellez kurabiyelerini biz de ürettik ve paketledik. Kurabiye paketlerimizi de baharın gelişini ifade eden çiçeklerle dekore ederek hazırladık. Cıvıl cıvıl renkleri olan paketler hazırladık, bunu sadece bahar ayına şenliklere özel üretiyoruz. Şehre gelen misafirlerimizin alıp hediye olarak götürdükleri lezzetli ve keyifli bir ürün oldu." ifadelerini kullandı.
Muhabir: Cihan Demirci

'Kanal Edirne'nin yüzde 95'i bitti'

Orman ve Su İşleri Bakanı Eroğlu, "Kanal Edirne'nin şu anda yüzde 95'i bitti. Bir köprü ve 100 metrelik alan kaldı. Onu da bu sene bitiriyoruz. Temmuz ayında hepsi bitmiş olacak. Eylül, ekim ayındaki taşkınlara hazır hale getirilecek." dedi.
'Kanal Edirne'nin yüzde 95'i bitti'
TEKİRDAĞ  - ÖMER URAL
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, açılış ve temel atma törenleri için geldiği Tekirdağ'da AA muhabirine yaptığı açıklamada, Edirne'de yaşanan su baskınlarının ve dere taşkınlarının Kanal Edirne ile son bulacağını söyledi. 
Dere ıslah çalışmalarına Edirne'nin yanı sıra Tekirdağ ve Kırklareli'de de devam ettiklerini dile getiren Bakan Eroğlu, "Kanal Edirne'nin şu anda yüzde 95'i bitti. Bir köprü ve 100 metrelik alan kaldı. Onu da bu sene bitiriyoruz. Temmuz ayında hepsi bitmiş olacak. Eylül, ekim ayındaki taşkınlara hazır hale getirilecek. Biz sadece Kanal Edirne değil pek çok dereyi ıslah ediyoruz. Tekirdağ'da 57 derenin ıslahını yaptık. Hala inşaat devam ediyor. Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ'da 250 civarında derenin ıslahını yapmış bulunuyoruz. Ergene'deki ıslahların da yüzde 96'sını bitirdik. Sonuna az kaldı." diye konuştu.
Eroğlu, Meriç ve Tunca nehirlerinde yapılan ıslah çalışmalarıyla taşkın sularının Edirne'nin alt kısımlarına aktarılacağını belirterek, özellikle Edirne'de çok büyük taşkınlar olduğunu anımsattı.
Gerek Meriç Nehri'nde gerekse Tunca Nehri'nde büyük ıslah çalışmaları yaptıklarını vurgulayan Eroğlu, "Meriç ve Tunca nehir yatakları taşkın olduğunda suyu taşıyamıyordu. Garaj civarından yeni bir kanal açarak 7 bin 800 metre uzunluğunda kanalla fazla suları buradan Edirne'nin alt kısmına aktaracağız ve bu da taşkınların azalmasını sağlayacak." değerlendirmesinde bulundu.

Wednesday, 2 May 2018

Kocatepe Gençlik Fuarı başlıyor


Kocatepe Gençlik Fuarı başlıyor

Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Aile ve Gençlik Merkezince düzenlenen Kocatepe Gençlik Fuarı, bu yıl "irade, erdem, hürriyet" temasıyla kapılarını açacak.
Kocatepe Gençlik Fuarı başlıyor
ANKARA - Sefa Şahin
Kocatepe Gençlik Fuarı, bu yıl "irade, erdem, hürriyet" temasıyla 5 Mayıs'ta açılacak.
Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) Kadın Aile ve Gençlik Merkezince (KAGEM) 5-8 Mayıs'taKocatepe Camisi fuar alanında düzenlenecek etkinliğin açılışına, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın katılması öngörülüyor.
TDV KAGEM Müdür Vekili Nurcan Yavuzyiğit, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gençlik fuarının ilkini "cami ve gençlik", ikincisini "kalem, kitap, hikmet", üçüncüsünü "bilgi, eylem, ahlak", dördüncüsünü ise "akıl, ilim, marifet" temalarıyla düzenlediklerini anımsattı.
Fuara ilişkin "www.kocatepegenclikfuari.net" internet sitesinde üç dilde bir forum oluşturduklarını ifade eden Yavuzyiğit, gençlerin ilettikleri mesajlarında en çok "irade", "erdem" ve "hürriyet" gibi kavramların konuşulmasını talep ettiğini aktardı.
Yavuzyiğit, bu kavramların bugüne yansımalarını söyleşi, konferans, panel oturumları, atölye çalışmaları ve farkındalık etkinlikleriyle irdelemeyi, bu yönde yeni bakış açıları kazanmayı amaçladıklarını kaydetti.

Fuara 38 sivil toplum kuruluşu katılacak

Bu sene 11'i uluslararası, 27'si de ulusal olmak üzere 38 sivil toplum kuruluşu fuara katılacak.
Tanıtım, söyleşi, sergi ve ortak alan etkinliklerinin düzenleneceği fuar 5 ve 6 Mayıs'ta 10.00-21.30, 7 ve 8 Mayıs'ta ise 16.00-21.30 saatlerinde açık olacak.
Fuar etkinlikleri, "www.kocatepegenclikfuari.net" adresi ve sosyal medya hesaplarından takip edilebilecek. Ayrıca katılımcı kuruluşlar, #1bizgenciz etiketi sayesinde sosyal medya aracılığıyla çalışmalarını daha geniş kitlelere ulaştıracak.


Ankara’da Başhekimler Toplantısı Yapıldı



Ankara’da Başhekimler Toplantısı Yapıldı

Başhekimler Toplantısı 2 Mayıs 2018 Çarşamba günü, Vali Ercan Topaca başkanlığında yapıldı.

İl Sağlık Müdürlüğü toplantı salonunda gerçekleştirilen toplantıya Vali Yardımcısı İsmail Küreci, Yenimahalle Kaymakamı Selda Dural, İl Sağlık Müdürü Özkan Ünal ve ilimizde yer alan hastanelerin başhekimleri katıldı.

Sağlık hizmetinin devletin sunduğu önemli hizmetlerin başında geldiğini, bu alandaki aksamaların, işlerin sağlıklı bir şekilde yürümemesinin toplumda tepkilere ve ciddi sıkıntılara sebep olduğunu söyleyen Vali Topaca “Sonuçları itibariyle de çok geniş kesimleri etkileyen bir hizmet dalıdır. Dolayısıyla da devlet, bu hizmetler üzerinde hep hassasiyetle durmuştur. Artık memnuniyetle görüyoruz ki sağlık alanında eskiden yaşanan sıkıntılar yaşanmıyor, kalitesi çok yükseldi; vatandaşın da buna bağlı olarak taleplerinin arttığı bir hizmet sektörü haline geldik. Bu hizmetlerin yürütücüsü sizsiniz. Bu alandaki başarı sizin alacağınız doğru kararlarla artacaktır. Sorumlu olduğunuz hastaneleri en güzel şekilde işletmek suretiyle oluşabilecek şikâyetleri en aza indirmeniz çok önemlidir. Aldığınız doğru kararlarda her zaman yanınızda olduğumuzu ifade etmek isterim. ” dedi.

Vali Topaca, başhekimlere düşen en önemli görevin vatandaşla hekim arasında yaşanan sorunları en aza indirmek olduğunu vurgulayarak “Sorumlu hekimlerle belli aralıklarla toplantılar yaparak vatandaşla doktor ilişkisini sağlıklı bir zemine oturtmak gerekiyor. Vatandaşın memnuniyetini düşüren olayları, kurduğunuz ekiple gözlemleyerek ortadan kaldırmak mümkün.” diye konuştu.

Başta gözümüzü korkutan, düzeltilemez dediğimiz birçok şeyin düzeltildiğini, sorun olan bürokratik ve yapısal birçok sorunun aşıldığını belirten Vali Ercan Topaca “Yapısal bir sorunun olmadığını düşünüyorum ama her hastanenin binasından, kurulumundan veya yönetiminden kaynaklanan düzeltilebilecek sorunlarımız var. Bu sebeple yeni bir gözle, yeni bir bakış açısıyla bu sorunları gözlemleyip çözümler üreteceksiniz. Daha hızlı vatandaşın sağlık hizmetlerine erişimini nasıl sağlarız? Bu soruyu hem siz sorun hem de diğer yönetici arkadaşlara sordurun.” dedi.

Hizmette vatandaşlara adil davranılmasının, hastanelerdeki güvenlik önlemlerinin hassasiyetle alınmasının önemine vurgu yapan Vali Topaca, “Özel güvenlikler sık sık denetimden geçirilmelidir. Vatandaşın geliş ve gidişlerinde ve hizmeti alışlarında her zamankinden fazla titiz olunmasını rica ediyorum. Vatandaşın daha kaliteli hizmet almasını, tedavisinin hızlı bir şekilde yapılmasını ve kuyruklar oluşmadan işlemlerin yapılması son derece önemlidir. Seçim sürecinin rahat bir şekilde tamamlanması açısından sağlık hizmetini herkese ulaştırarak bu süreci sorunsuz atlatmalıyız.”

Vali Topaca, incelemelerde bulunduğu, gezdiği bazı hastanelerde özellikle giriş çıkışlarda, personelin disiplinden uzak olduğunu gördüğünü belirtip bunun başhekimin yönetimdeki hâkimiyetiyle ilgisi bulunduğunu ifade ederek şunları kaydetti: “Bir hastanenin girişinden itibaren başhekimin ne kadar etkin olduğunu, ne kadar personel üzerinde hâkimiyetinin olduğunu görebiliriz. Dolayısıyla hastanenizdeki otoritenizin tam olmasını, bütün personel üzerinde önce sevgiye dayanan bir otoriteyi temin etmenizi isteriz. İyi niyetle, samimiyetle, olmuyorsa gerektiği zaman kamu gücünü kullanan, memurun mesleki ve özlük durumunu etkileyen bazı yasal tedbirleri alma yetkisi olan kişileriz. Dolayısıyla hastanenizin, kurumunuzun işleyişini bozacak şekilde, vatandaştaki bizim algımızı, itibarımızı, devletin itibarını bozacak şekilde davranışı olan varsa arkadaşlar gereğini hiç geciktirmeksizin yapmak durumundayız. Bu konuda yapacağınız işlemlerde her zaman yanınızdayız. Sizinle birlikte o tedbirleri, bizim de desteğimiz söz konusuysa almak durumundayız. Bu konuda her bir arkadaşın bütün personelini tanıması, otoritesini kurması, gerektiği zaman disiplin işlemi yapmaktan kaçınmaması gerekir.”

Osmanlı padişahı II. Bayezit’in “Yönetimde merhamet olmaz.” sözünü hatırlatan Vali Topaca “Hata varsa gereğini hepimiz yapmak durumundayız. Bu konuda arkadaşlarımızın tereddüdü olmasın, biz karşılaştığımız sorunları önce uyararak, sonra devletin öngördüğü tedbirleri alarak kurumlarda düzeni sağlamak, vatandaşın sağlık hizmetlerine en kolay şekilde erişimini sağlayacak tedbirleri almak durumundayız.” diye konuştu.

Vali Topaca’nın, toplantıya katılan başhekimlerin soru ve görüşlerini de almasıyla toplantı sona erdi.

http://www.ankara.gov.tr/ankarada-bashekimler-toplantisi-yapildi

1 Çeyrek Altın kaç gram


 1 Çeyrek Altın kaç gram
altın

1 Çeyrek Altın

'Küçük Altın' gerek fiyatı, gerek boyutu olsun ülkemizde altın dendiği anda ilk akla gelen ziynet eşyasıdır. Altın piyasasında ülkemizde yıllardır kendine yer tutmuş eski ve yeni türleri bulunan çeyrek altının ağırlığı ve ayarı hakkında bilinenler şu şekildedir: 

1 Çeyrek Altın Kaç Gramdır? ve Kaç Ayardır?

1 Çeyrek = 1.75 grama denk gelmektedir. 22 Ayar altından üretilmektedir.1.75 Gram ve 22 Ayardır. 

Çeyrek Altın'da Kaç Gram Has Altın Vardır?

'Çeyrek Altın' 1.75 gram ve 22 ayardır. Çeyrek altında has olarak 1.6065 gram 24 ayar altın bulunur. Dolayısıyla fiyat hesaplanırken; 24 Ayar Altının Gramı x 1.6065 işlemi yapılır ve üzerine bir miktar işçilik ve kar ücreti eklenerek satılır. Bu ek ücret; 1 lira da olabilir 15 lira da. Alacağınız yer göre bu ücret değişmektedir. 

1 Çeyrek Altın Ne Kadar?

'Çeyrek Altın' fiyatını altingrafik.com aracılığıyla takip edebilirsiniz. Sitemizin anasayfa ve çeyrek altın kısmında çeyrek altın fiyatı sürekli olarak güncellenmektedir. 

Altın
DolarEuro



Tuaregler Kimdir? Özellikleri Nelerdir ?


Günümüz dünyasında, dünya üzerinde birçok millet yaşamını sürdürmektedir. Bu milletlerden bazıları dünyada oldukça bilinirliliğe sahipken, bazı toplumlar içinse bunu söylemek doğru değildir. Adı bilinmeyen toplumlara örnek verilirse, bunlardan birisi Tuareg Toplumu’dur.
4056_t4
Tuareg toplumunun yaşam alanına bakıldığında; karşımıza Nijer, Mali, Burkina Faso ve Libya gibi ülkelerin arasında kalan geniş bir alan çıkmaktadır. Tuaregler, bu ülkeler arasında kalan alanda yaşarlar ve nüfusları da yaklaşık olarak 1.2 milyon civarıdır. Aynı zamanda Tuaregler bağımsız bir örgütlenmeye de sahip bir toplumdur. İsimlerini oluşturan Tuareg kelimesi Arapçadan gelen bir kelimedir ve anlamı da ‘Tanrı’nın terk ettiğidir. Böyle bir ifadenin nedeni ise, bu toplumun katı inanışlara mesafeli durmaları ve de İslamiyete dönmekte gecikmiş olmalarından gelmektedir. Tuareglerin konuşmuş olduğu dil ise, Berberi dillerinden gelmekte olan bir dildir.4056_tuareg_2
4056_tuareg_2Bakıldığında Tuaregler, Kuzey ve Güney şeklinde ayrılmışlardır. Kuzey Tuaregler’in yaşam alanlarını daha çok çöl oluştururken, Güney Tuaregler’in yaşam alanlarını ise savanlar ve stepler oluşturmaktadır. Güney ve Kuzeyde yaşayanları yaşam tarzı ve geçimi de farklılıklar göstermektedir. Güneydekiler, deve ve de zebu yetiştirirler.(zebu:Hint öküzü) Yetiştirilen bu hayvanlar, kuzeydekilere satılır. Burada, aralarında ticaret ilişkileri olduğu görülmektedir.
Geleneksel Tuareg toplumunda sınıflaşmalar mevcuttur. Soylular, din adamları, vasallar, zaanatçılar ve de eskiden köle emekçisi olanlardan katmanlar Tuareg halkını şekillendirmektedir. Afrika’nın bir bölümünde yaşayan ve adı pek bilinmeyen bu toplum, çadırlarda yaşamlarını sürdürmektedir. Bu çadırlar deriden yapılmadır ve kırmızıya boyalı bir haldedir. Bu çadır kültürü geleneksel bir olgudur. Fakat günümüzde yer yer deri çadırların yerini naylon çadırlar da alabilmektedir.4056_tuareg_area_1
4056_tuareg_area_1Tuareg toplumunda, yetişkin erkek ve kadınların ilginç gelenekleri bulunmaktadır. Yetişkin erkekler, mavi bir peçe takarlar. Bu peçe, yabancıların, kadınların ve de evlilik yoluyla akraba olunan kişilerin yanlarında takılmaktadır. Fakat, artık bu tarz geleneklerden yavaş yavaş uzaklaşılmaya başlanmıştır. Bunun nedeni ise, kentleşmedir. Kentleşme, bu tarz geleneklerin kaybolmasına neden olurken Tuareg toplumunun kullanmış olduğu yazı ise kendini korumaktadır. Tuaregler, aralarında eski Libyalıların kullanış olduğu yazıya benzer bir yazı kullanmaktadırlar. Bu yazının ismi ise, tifinag’dır.Tuareg toplumunun kökenine bakıldığında, bu toplumun aslen berberi kabilelerine mensup olduğu görülmektedir. Mezhep olarak, zahiriye mezhebine sahiptirler. Zarihiye mezhebinde bir hadise göre Tuareglerin yüzlerini örttükleri söylenmektedir. Bu konuda başka bir söylenti ise, kötü ruhların ağızdan girmelerini engellemek için Tuareglerin yüzlerini kapattıklarıdır. Bu konu hakkında başka rivayetler de bulunur. Bunlardan birinde, erkeklerin mavi peçe takmalarının nedeninin duygularının gizli kalmasını istemeleridir.
4056_tuareg_3Tuaregler, kültürlerini benimsemiş ve kültürlerine bağlı bir toplumdur. Kişiliksel özelliklerine bakıldığında ise, bu toplumun gururlu ve de prensip sahibi oldukları görülmektedir. Kadın ve erkek eşitliği vardır. Kız ve erkeklere aynı eğitim verilir. Çocuklar doğunca, soylarını babadan almazlar. Çocuklar soylarını anneden alırlar. Bu özellik, alışılmışın dışında bir özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı zamanda bu toplumda, tek eşlilik kültürü hakimdir.
Yazar:Erdoğan Gül

Türklük’ten İstifa Etmek


Türklük’ten İstifa Etmek

Türklük’ten İstifa Etmek

Türklük’ten istifa etmek Beyoğlu yakasının adetlerinden


21 Şubat 2013 14:24


Türklük’ten istifa etmek Beyoğlu yakasının adetlerinden
1.Türklük engellenemiyor
Hayatı boyuncu ‘milliyetçi olmayan’ Ertuğrul Özkök son zamanlardaTürklük vurgulu yazılar yazdı. Bu yazılar tepki alınca, Ertuğrul Özkök,Türklük’ten istifa etme kararı aldı.
Türklük’ten istifa etmek Beyoğlu yakasının adetlerinden biridir… PKKkurucuları Rizeli Kemal Pir’den, Adanalı Duran Kalkan’a, Çorumlu İsmail Beşikçi’ye Türklük’ten kaçış sürüyor.
Türklük’ten kaçış aslında sadece bugünün adeti değil. Yahya Kemal ve Ziya GökalpMütareke döneminde Türklük’ten kaçanları örnekleriyle anlatırlar…Osmanlı coğrafyasının değişik noktalarında Türk kökenli aydınlar, bu dönemde Türklük’ten istifa edip başka etnik yapılara kaçarlar. Ömer Seyfettin, ‘Kamçı’ öyküsünde İstanbul’da bir Türk’ün Türklük’ten kaçış hikayesini mizahi bir dille anlatır.
Bazılarının zihninde Türklük, bugün de Mütareke İstanbulu’nda olduğu gibi ‘kerih’ bir kimlik.
İşgal medyasında akredite edilmeyen Türklük, yabancılaşmış aydının üç değilinden biridir. Bunları tehlike sırasına göre şöyle sıralayabiliriz: 1.Türklük, 2.(hukuk zeminindeki) İslam 3.Osmanlı cihan hakimiyeti ideali.

İlginçtir bu ‘kerih’ bakışa rağmen Türkiye’nin içinde ve dışında Türklük’e yöneliş bir türlü engellenemiyor.
Gelin Türklük’e yöneliş örneklerine birlikte bakalım.
2.Lavrans, Uceymi Paşa’ya Irak Krallığı önerdi
İngiliz ajanı Lavrans, Türkler’e ihanet etmesi karşılığında Uceymi Sadun Paşa’ya savaştan sonra kurulacak Irak Krallığı’nı önerdi. Uceymi Paşa, Türkler’e ihaneti karşılığında teklif edilen Irak Krallığı’nı tereddütsüz reddetti.

Uceymi Sadun Paşa’nın mensup olduğu aile, Irak’a Mekke’den göç etti. Aile, savaş halindeki aşiretleri uzlaştırarak, Bağdat’tan Basra’ya kadar uzanan bir aşiret organizasyonu gerçekleştirdi. Sadun aşireti, 25 aşirete lider seçildi. Bu aşiret birliği Osmanlı’ya bağlandı. 
Bütün Osmanlı döneminde bölgede, Osmanlı yanlısı olan Sadun ailesiTürk Ordusu’nun geri çekilme süreçlerinde de yardım etti. Türk Ordusu çekilirkenUceymi emrindeki süvariler, Türkler’in yanından ayrılmadı.
Irak’ta 150 bin dönüm toprağını bırakarak 5 Haziran 1920 tarihinde Mardin’e geldi. Kurtuluş Savaşı’nda adamlarıyla birlikte Fransızlar’a karşı mücadele etti. Şanlıurfa’nın kurtuluşunda aktif rol oynadı.
Selam olsun Uceymi Paşa ve kadrosuna…
3.İstanbullu tuaragler
İbrahim Oumarou (Ömeri) Nijer ve Orta Afrika ülkelerinde yaşayan Tuareg halkının liderlerinden. Tuareg Emiri İbrahim Oumarou’nun soyu Osmanlı’ya dayanıyor.
Rivayete göre 1405 yılında Tuaregler’le Osmanlı arasında bir akrabalık bağı kurulmuştur. O tarihte şimdinin Nijer topraklarında yaşayan Tuaregler arasındaki birlik bozulur. Bu durum karşısında bir heyet İstanbul’a gelerekSultan Beyazıt’tan kendilerine hakem de olacak bir yönetici tayin etmelerini ister. Padişah, Afrikalı bir cariyeden olma Yunus adlı oğlunu bu heyetle birlikteNijer’e gönderir. Böylelikle Osmanlı ile Tuaregler arasında akrabalık bağı kurulur.
Osmanlı’nın Afrika’daki en uzak noktası olan Agadez’in şimdiki yöneticisine ‘Sultan’ unvanı ile hitap ediliyor. Çünkü Agadez Sultanı İbrahim Oumarou, o zaman bölgede yönetici olarak atanan Osmanlı Yunus Sultan’ın soyundan geliyor. 
Agadez bölgesi Tuaregler’i kendilerini “İstanbuleva” yani “İstanbullu” olarak tanımlıyorlar ve Türkler’e karşı büyük bir sevgi besliyorlar.
Selam olsun Orta Afrika’nın zenci Türkler’i Tuaragler’e…
4.Haçlı seferlerine katılmayan ‘Türksüz Türk köyü Faymonville
Yıllar önce Barış Manço’dan duymuştuk Türksüz Türk köyü Faymonville’nin varlığını.  Sondevir’de okudum… Her yıl düzenlenen karnaval, bu yıl da coşkuyla kutlanmış.
Faymonville köylülerine, Haçlı seferlerine katılmadıkları için ‘Türk’ deniliyor. FaymonvilleOsmanlı’ya karşı koymak için kilise öncülüğünde toplanan vergilere katılmayı da reddeder. Yani Faymonville köylüleri, Türkler’le ittifak yaptıkları için ‘Türk’ olarak adlandırılıyor. İsmet Özel’in “kafirle savaşan müslümana Türk denir” sözlerinde ifadesini bulan anlamlı durum bizi mutlu ediyor…
Köyde yapılan törene Türkiye’nin Brüksel Büyükelçisi ve BrükselBaşkonsolosu da katılıyor. Karnavalda Faymonville köylüleri, Türk bayraklısüvarilerin öncülüğünde, mehter marşı çalarak yürüyorlar. Kara kışa, ağır hava şartlarına rağmen Türk Günü coşkuyla kutlanıyor.
Selam olsun Haçlı Seferleri’ne katılmayan ve kendilerini ‘Türk’ olarak görenFaymonville köylülerine…
5.Abdülhakim Arvasi: Yeryüzünde iki Türk var ise biri mutlaka benim
Ruslar, 1915 yılında Doğu Anadolu’yu işgal ettiklerinde müslüman ahaliye çok zülmederler.  Zulümlerini Ermeniler’le birlikte, onların rehberliğinde gerçekleştiriyorlardı. Öyle bir imha ki; kadın, erkek, çoluk çocuk demeden katlediyorlar. Seyyit Abdülhakim ArvasiVan’ın Başkale ilçesinde o zaman… Rus-Ermeni zulmünden çevresindekileri kurtarmak için çoluk çocuğunu toplayıp Van’ı terk ediyor. IrakSuriye yolu ile İstanbul’a geçecek. O zaman geçtiği yol, yani Irak ve Suriye bizim; Osmanlı toprağıSuriye’de bulunduğu sırada Suriyeli sevenleri diyorlar ki;
Siz İstanbul’a, Türkiye’ye, gitmek istiyorsunuz. Halbuki, Türkiye çok müşkül durumda, imparatorluk çöktü çökecek, yıkıldı yıkılacak. Türkiye artık iflah olmaz perişan olursunuz. En iyisi burada kalın. Size medrese veririz mektep veririz, hocalık veririz, her türlü imkanı veririz...”
Abdülhakim Arvasi’nin onlara verdiği cevap şudur:
‘‘Türkiye’ye gideceğim. Yeryüzünde iki Türk var ise biri mutlaka benim. Ben Türk’üm ama Jön Türk değilim.’’
Selam olsun Efendi Hazretleri’ne…

6.Hakkarili Latifan Katırcı: “ben bu bayrağın altında yaşıyorum”
Abdülhakim Arvasi’nin yaşadığı toprakların yanı başında Hakkari’de Hudut Komutanı Albay Cemalettin DoğanDağlıca köyünü ve kanaat önderi Latifan Katırcı’yı da ziyaret eder…
Daha önce Dağlıca’da 30 yıl imamlık yapan 81 yaşındaki Latifan Katırcı, sabah ve akşam namazlarının ardından ordu ve millet için dua ettiğini belirterek, misafirlerine şunları söyler: “Biz Müslümanız. Bakıyorum ordu ne ordusu, Müslüman. Biz Mecusi değiliz, Hıristiyan değiliz. Yaşım 81’e girdi, ben bu bayrağın altında yaşıyorum. Babam, atalarımız, bu bayrağın altında yaşıyorlardı Bu devlete yan bakana, benim canım dahi olsa, Allah cennet yüzü göstermesin.”
Latifan Katırcı’nın “ben bu bayrağın altında yaşıyorum. Babam, atalarımız, bu bayrağın altında yaşıyorlardı” sözlerinin altını çiziyoruz.
Selam olsun Latifan Katırcı’ya ve onun gibi düşünenlere…
7.Hatime: bizimle geleceğini inşa edenlere selam olsun…
Türkiye’deki bir çok TürkTürklük’ten gönüllü istifa etmişken Hakkarili Latifan Katırcı, Nijerli Tuareg Omaru, Iraklı Uceyli Sadun Paşa ve Belçika’nınFaymonville köylüleri, kendilerine Türk Milleti’yle ortak bir anlam haritası oluşturuyor. Yeryüzünde iki Türk var ise biri mutlaka benim” buyuranAbdülhakim Arvasi’nin mesajı hala geçerli.
Alemin na-hoş olduğu bu dünyada bizimle geleceğini inşa edenlere selam olsun… Gayretimiz, dualarımız ve gözyaşlarımız sizlerle…
Selam olsun bize kendimizi hatırlatanlara!

Mahmut Çetin/Sondevir 


Bir Makale

The International New Issues In SOcial Sciences Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül Yurt Sağlık Bakanlığı rgulyurt@gmail.com Orcid : 0000-0003-3076-3423 Year : 2025 Number : 13 Volume : 2 pp : 279-306 Makalenin Geliş Tarihi Kabul Tarihi Makalenin Türü Doi : 08/12/2025 : 24/12/2025 : Araştırma makalesi : https://zenodo.org/records/18044127 İntihal/Plagiarism: Bu makale, en az iki hakem tarafından incelenmiş, telif devir belgesi ve intihal içermediğine ilişkin rapor ve gerekliyse Etik Kurulu Raporu sisteme yüklenmiştir. / This article was reviewed by at least two referees, a copyright transfer document and a report indicating that it does not contain plagiarism and, if necessary, the Ethics Committee Report were uploaded to the system. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül YURT Öz Son yıllarda boşanma oranlarındaki artış, evlilik oranlarındaki belirgin düşüş aile yapısına yönelik kaygıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu kaygılar, özellikle aile içi bağların çözülmesi, aile yapısının erozyona uğraması ekseninde yoğunlaşmaktadır. Aile yapısındaki dönüşümlerin dijital çağın dinamikleriyle ilişkili olduğuna dair yaklaşımlar yaygınlaşırken, dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz etme hızı da dikkat çekici biçimde artmaktadır. Bu makale, dijital çağın aile içi ilişkilere etkisini analiz etmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu doğrultuda dijital çağda aile, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi kavramlara ilişkin literatür nitel araştırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Literatürdeki bulgular, aile yapısındaki çözülmenin ve aile içi ilişkilerdeki zayıflamanın tarihsel olarak sanayileşme süreciyle hız kazandığını; ancak dijital çağda yaygınlaşan dijital iletişim araçlarıyla bu dönüşümün çok daha ivmeli bir hâl aldığını göstermektedir. Bu çerçevede çalışma, ailenin temel işlevlerini, aile içi ilişkilerin bütünlüğünü dijital çağın baş döndürücü yenilikleri karşısında koruyabilmek için “dijital muhafazakârlık” kavramını önererek bu kavramın aile kurumu açısından sunduğu imkânları değerlendirmektedir. Anahtar kelimeler: Dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital muhafazakârlık, dijital çağda aile ilişkileri. Risks of Family Relationship Disintegration and Preservation Strategies in the Digital Age: An Assessment within the Context of Digital Conservatism Abstract The increase in divorce rates and the significant decrease in marriage rates in recent years have led to concerns about the family structure. These concerns are particularly focused on the disintegration of intra-family ties and the erosion of the family structure. While approaches suggesting that transformations in the family structure are related to the dynamics of the digital age are becoming widespread, the speed at which digital technologies permeate all areas of life is also increasing remarkably. This article was written to analyze the impact of the digital age on intra-family relationships. In this context, the literature on concepts such as family in the digital age, digital addiction, and digital loneliness has been examined using a qualitative research method. The findings in the literature show that the disintegration of the The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 280 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. family structure and the weakening of intra-family relationships historically accelerated with the industrialization process; however, this transformation has become much more rapid with the widespread use of digital communication tools in the digital age. In this framework, the study proposes the concept of "digital conservatism" to protect the basic functions of the family and the integrity of intra family relationships in the face of the dizzying innovations of the digital age, and evaluates the opportunities that this concept offers for the family institution. Keywords: Digital age, digital addiction, digital loneliness, digital conservatism, family relationships in the digital age. 1. Giriş Dijital çağ, insanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı, sınırsız ve görünmez bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bu dönüşüm yalnızca kamusal alanların değil, toplumun en kadim ve mahrem kurumu olan ailenin de doğrudan etkilendiği bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu çağda gerçekleşen iletişim yöntemi bireyler arasındaki etkileşim biçimlerini yeniden şekillendirmektedir. Dijital araçlarla gerçekleşen iletişimde bir yandan mekânsal sınırlar ortadan kalkarken, aynı zamanda bireyler arasında yeni mesafeler ortaya çıkmaktadır. Yüz yüze ilişkilerin yerini ekran aracılığıyla gerçekleşen yeni bir gündelik hayat ve yaşam şekli almaktadır. Dijital araçlarla şekillenen yeni iletişim yöntemleri hiç kuşkusuz aile içi bireylerin iletişimlerini derinden etkilemektedir. Aile, bir yandan dijital imkânların sağladığı olanaklardan faydalanırken diğer yandan yalnızlık, iletişimsizlik ve değer aşınması gibi risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla 21. yüzyıl, dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerinin çok boyutlu biçimde tartışılmasını zorunlu kılan kritik bir dönem olarak öne çıkmaktadır. İletişim biçimlerinden kamu hizmetlerine, kültürel aktarım pratiklerinden siyasal söylemlere kadar geniş bir etki alanına sahip olan dijital teknolojiler, yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda değerler, normlar ve toplumsal yapılar üzerinde derin dönüşümler yaratan sosyolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital platformlar ideolojilerin, kimliklerin ve değer sistemlerinin üretildiği, dolaşıma sokulduğu ve yeniden müzakere edildiği başlıca alanlardan biri hâline gelmiştir. Dijitalleşmenin liberal, popülist veya küreselci söylemlerle ilişkisi yoğun biçimde tartışılırken, muhafazakâr değerlerin dijital çağda nasıl konumlandığı meselesi görece sınırlı bir alan olarak kalmıştır. Bu dönüşüm süreci, özellikle muhafazakâr The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 281 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. düşünce açısından dijital çağda değerlerin nasıl korunacağı, yeniden üretileceği ve aktarılacağı sorularını gündeme getirmektedir. Dijitalleşmenin hayatın her alanına hızla nüfuz etmesi bu teknolojilere yönelik eleştirel yaklaşımların giderek artmasına yol açmaktadır. Dijitalleşmeye yönelik eleştirilerin kümelendiği konular ahlaki aşınma, kültürel çözülme ve toplumsal yabancılaşma ile ilişkilendirmektedir. Bu teknolojilerden korunmanın çözümünü dijital alanın dışında kalmak olarak kurgulamak ve dijital mecraların sunduğu imkânları göz ardı etmek faydalı bir yaklaşım değildir. Her yenilik gibi dijital teknolojiler de hem fayda hem de riskleri eş zamanlı olarak barındırmaktadır. Bu bağlamda, dijital teknolojilerin olumsuz yönlerine odaklanmak, bu teknolojilerin sunduğu çok yönlü imkânları göz ardı etmek anlamına gelecektir. Oysa dijital platformlar, bilinçli ve stratejik biçimde kullanıldığında, kültürel ve ahlaki değerlerin görünür kılınması, aktarılması ve sürekliliğinin sağlanması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu bakış açısından hareketle makale “dijital muhafazakârlık” kavramını tartışmaya açarak bireylerin dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alan bir yaklaşımın önemini savunmaktadır. Uluslararası literatürde dijital muhafazakârlık kavramının özellikle Rusya bağlamında tartışmaya açıldığı görülmektedir. Eurasia 2.0: Russian Geopolitics in the Age of New Media adlı çalışmada dijital muhafazakârlık vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeni medya aracılığıyla yeniden çerçevelenmesi bağlamında ele alınmakta; dijital platformlar, değerlerin aşındığı alanlar olmaktan ziyade ideolojik ve kültürel sürekliliğin sağlandığı stratejik mecralar olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makale dijital dönüşüm çağında muhafazakâr hukuki düşüncenin, kamu sistemlerinin dijitalleşme süreçlerini etik, ahlaki ve sosyo-normatif düzenlemelerle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmalar, dijital muhafazakârlığın dijital teknolojilere karşı bir mesafe koyma tutumundan ziyade, dijital alanı değerlerin korunması ve yeniden inşası için stratejik bir zemin olarak konumlandırdığını ortaya koymaktadır. Türkiye bağlamında ise dijital muhafazakârlık kavramının henüz sistematik bir çerçeveye oturtulmadığı görülmektedir. Türkiye’de yazın alanında dijitalleşme ile ilgili ele alınan çalışmalar çoğu zaman kültürel yozlaşma, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 282 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. ahlaki erozyon veya dijital bağımlılık ekseninde tartışılmakta; dijital alanın değerleri koruyucu ve yeniden üretici bir potansiyel taşıyabileceği yeterince ele alınmamaktadır. Dijital muhafazakârlık kavramının ulusal literatürde yer almaması, bu alandaki tartışmaların dağınık ve kavramsal bütünlükten yoksun kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, dijital çağda muhafazakâr değerlerin nasıl korunacağına ilişkin tartışmaların teorik derinlik kazanmasını zorlaştırmaktadır. Oysa dijitalleşmenin geri döndürülemez bir gerçeklik olduğu dikkate alındığında, değerleri korumanın yolu dijital alanın dışında kalmak değil, bu alanı değer temelli ilkeler doğrultusunda yeniden anlamlandırmaktan geçmektedir. Dolayısıyla kaleme alınan bu makale, Rusya literatüründe geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarından yola çıkarak, dijital çağda değerleri korumanın dijital platformlardan uzak durmakla değil, bu platformları bilinçli, etik ve normatif ilkeler çerçevesinde etkin biçimde kullanmakla mümkün olabileceğini savunmaktadır. Bu doğrultuda makalenin amacı, dijital muhafazakârlık kavramını kuramsal olarak tartışmak ve Türkiye bağlamında dijitalleşme-değer ilişkisine yönelik kavramsal bir katkı sunmaktır. Bu yönüyle makale, dijital çağda değerlerin korunmasına ilişkin tartışmalara yeni bir perspektif kazandırmakta ve dijitalleşme karşısında muhafazakâr düşüncenin değerlerin muhafazası ekseninde önemli bir rol üstlenebileceğini savunmaktadır. 2. Çalışmanın Amacı ve Beklenen Yararlar Bu çalışmanın temel amacı, dijitalleşmenin toplumsal ve kültürel yapılar üzerindeki dönüştürücü etkilerini, muhafazakâr değerler ekseninde ele alarak “dijital muhafazakârlık” kavramını kuramsal bir çerçeve içerisinde tartışmaktır. Dijital teknolojilerin aile yapısı, değer aktarımı ve gündelik yaşam pratikleri üzerindeki etkilerinden hareketle çalışma, dijital alanın muhafazakâr düşünce açısından yalnızca bir tehdit ya da kaçınılması gereken bir mecra olarak değil; değerlerin korunması, yeniden üretilmesi ve görünür kılınması açısından stratejik bir alan olarak nasıl konumlandırılabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu bağlamda makale, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı etik, normatif ve kültürel ilkeler doğrultusunda aktif biçimde kullanmayı öneren bir yaklaşımı savunmaktadır. Çalışmanın bir diğer amacı, uluslararası literatürde özellikle Rusya bağlamında geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarını Türkiye The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 283 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bağlamına taşıyarak, dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin kavramsal bir boşluğu doldurmaktır. Türkiye’de dijitalleşmenin çoğunlukla kültürel yozlaşma, ahlaki aşınma ve bağımlılık gibi sorunlar etrafında ele alındığı dikkate alındığında, bu çalışma dijital alanın değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alınabileceğini göstermeyi amaçlamaktadır. Böylece muhafazakâr düşüncenin dijital çağda nasıl bir konum alabileceğine dair teorik bir tartışma zemini oluşturulmaktadır. Beklenen yararlar açısından değerlendirildiğinde bu çalışmanın, dijital muhafazakârlık kavramını sistematik biçimde ele alarak ulusal literatüre kavramsal ve teorik bir katkı sunması beklenmektedir. Ayrıca dijitalleşmenin aile, değerler ve kültürel süreklilik üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalara çok boyutlu bir bakış açısı kazandırarak, dijital teknolojilerin bilinçli ve etik kullanımına yönelik farkındalık oluşturması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr değerlerin korunmasına ilişkin akademik tartışmalara yeni bir perspektif sunmakta; politika yapıcılar, akademisyenler ve toplumsal aktörler için dijital alanın değer temelli biçimde nasıl değerlendirilebileceğine dair düşünsel bir çerçeve sağlamaktadır. 3. Araştırmanın Yöntemi ve Kapsamı Modernleşme, kentleşme, sanayileşme ve medya teknolojilerinin aile yapısında değişime-dönüşüme yol açtığı literatürde tartışılan konular arasındadır. Ancak dijital çağın hız, erişilebilirlik, sınırların belirsizleşmesi ve bireysel iletişim pratiklerini yeniden tanımlaması gibi özellikleriyle aile yapısında ve aile içi ilişkilerde nasıl bir sürecin yaşanabileceğine dair çalışmalar sınırlı sayıdadır. Makale literatürde yer alan bu sınırlı çalışmalardan biri olmakla birlikte tartışmaya açtığı dijital muhafazakârlık kavramıyla hem teknolojinin hızına uyum sağlamayı hem de aile kurumu gibi kadim yapıları korumayı hedefleyen çift yönlü bir strateji sunmaktadır. Bu çerçevede makale, dijital teknolojilerin yol açtığı risk ve tehditleri asgariye indirmek amacıyla dijital muhafazakârlık kavramını teorik ve pratik boyutlarıyla tartışmaya açan disiplinlerarası bir yaklaşımla literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, dijital çağın aile ilişkileri üzerindeki etkilerini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek amacıyla nitel derleme yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Derleme yöntemi, belirli bir konuya ilişkin mevcut literatürü The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 284 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sistematik bir çerçevede incelemeyi, bulguları karşılaştırmayı ve alandaki eğilimleri ortaya koymayı mümkün kılmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital ebeveynlik ve dijital muhafazakârlık gibi kavramları ele alan ulusal ve uluslararası akademik yayınlar incelenmiştir. Araştırma sürecinde öncelikle konu ile ilgili temel kavramlar belirlenmiş; ardından bu kavramlarla ilişkili çalışmalar, belirlenen temalar doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Çalışmaların seçiminde, konuyla doğrudan ilişkili olması, alana katkı sunması ve güncel literatürü temsil etmesi temel ölçütler olarak benimsenmiştir. Elde edilen bulgular, aile yapısındaki dönüşümleri tarihsel, sosyolojik ve dijital bağlamlarda ele alan teorik yaklaşımlar ışığında yorumlanmıştır. Bu yaklaşım sayesinde, dijital çağın aile ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne dair çok boyutlu bir değerlendirme yapılmış ve “dijital muhafazakârlık” kavramı bu dönüşümün anlaşılmasında bir analitik çerçeve olarak tartışılmıştır. Bu yöntem doğrultusunda çalışma, mevcut literatürü sentezleyerek alandaki güncel eğilimleri görünür kılmayı, dijital çağda aile kurumuna yönelik risk ve imkânları akademik bir zeminde ortaya koymayı amaçlamaktadır. 4. Dijital Çağda Bağımlılık ve Yalnızlık Dijital çağ, dijital devrim ve dijitalleşme olarak adlandırılan 21. yüzyıl, insanlık tarihindeki en önemli devrimlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu devrimin fitilini ateşleyen ilk adım, Amerikalı bilim insanları tarafından 1947 yılında üretilen transistördür (Özdoğan, 2017:25). Transistörün elektronik cihazların temel bileşeni hâline gelmesi, bilgisayar sistemlerinin ortaya çıkmasını ve bilgilerin dijitalleşmesini sağlamıştır (Özdoğan, 2017:27). Dijital iletişimin ana kaynağı olan internetin doğuşu ise 20. yüzyılın üçüncü çeyreğine dayanmaktadır. Amerika Savunma Bakanlığına bağlı bir birim olan Advanced Research Projects Agency (ARPA) tarafından 1957 yılında kesintisiz bir iletişim ağı kurularak internetin ilk adımı atılmıştır. Bu gelişmeyi takiben 1960 yılında ARPANET projesi kapsamında internetin kullanım alanını yaygınlaştırılmıştır. Büyük bilgisayarlar arasında bağlantılar kurularak paylaşım yapabilen ağlar oluşturulmuş ve zamanla üniversiteler ile diğer kurumlar da bu ağa dahil edilmiştir. Farklı işletim sistemine sahip bilgisayarların ağa bağlanmasıyla “İNTERNET” adı verilen küresel bir network meydana gelmiştir (Yıldırım, 2021:3). Bu networkün The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 285 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gelişim ivmesi ve kullanım alanı her geçen gün katlanarak artmıştır. Dijital araçlarla iletişim kurulabilmesi, bilgiye kolay erişim sağlanması ve birçok hizmetin kısa sürede mekândan bağımsız şekilde sunulabilmesi, dijital çağın küresel zeminde hızla benimsenmesini sağlamıştır (Yetkin & Coşkun, 2021:2). 20.yüzyılda televizyon ve radyo gibi “geleneksel medya” araçları, bireylerin yüzyıllardır sürdürdüğü iletişim pratiklerini köklü biçimde dönüştürmüşken (Alkan, 2023: 15), 21. yüzyıl bu dönüşümün çok daha kapsamlı bir versiyonuna tanıklık etmektedir. Günümüzde cep telefonları, dijital kameralar, sosyal medya platformları ve çeşitli dijital iletişim teknolojileri, gündelik yaşamın merkezine yerleşmiş ve bireylerin etkileşim biçimlerinin başat belirleyicileri hâline gelmiştir (Akar, 2025:10). Devlet yönetiminden bürokratik süreçlere, ticaretten alışveriş kültürüne; eğitim politikalarından sağlık hizmetlerine kadar hemen her alanda dijital dönüşüm belirgin bir etki oluşturmaktadır (Yurt, 2025:26). Dijital iletişimin en belirgin avantajı, zaman ve mekân sınırlamasından bağımsız olarak, anlık, dijital platformların mevcut olduğu sahalarda kullanılabilmesidir. Bu sayede milyonlarca, hatta milyarlarca bireyin aynı anda iletişim kurması mümkündür. Fiziki sınırlardan bağımsız olarak dijital uygulamalar sayesinde kişilerarası iletişim tek bir tıklamayla kolaylaşmıştır. Mektup, telefon ve telgraf gibi klasik iletişim araçlarıyla kıyaslandığında, dijital dünyanın iletişim açısından sunduğu olanaklar insanlık için paha biçilemez niteliktedir. Dijital iletişimin bu hızda yaygınlaşması bu araçlara yönelik kaygıların zaman içinde artmasına yol açmaktadır. Bu araçlar yoluyla kurulan dijital sosyalleşmelerin, aile üyeleri arasındaki iletişimi zayıflattığına, aile içi bağlara zarar verdiğine yönelik endişeler medyada ve akademik platformlarda geniş yer bulmaktadır (Duran, 2022: 13). Hayatın tüm katmanlarına nüfuz eden bu dijitalleşme sürecinin aile içi ilişkileri yönlendirme ve dönüştürme gücünün giderek artması, dijital teknolojilere ve dijital iletişim biçimlerine yönelik eleştirel yaklaşımların doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu çağın kavramları da kuşkusuz dijital ön ekiyle her geçen gün genişlemekte ve kullanım alanları yaygınlaşmaktadır. Dijital sağlık, dijital eğitim, dijital bankacılık, dijital kurumlar (e-devlet, e-vergi, e-imza), dijital oyunlar ve dijital ticaret dijitalleşmenin somut örneklerinden yalnızca birkaçıdır. Bununla birlikte dijital iletişim, dijital yalnızlık, dijital din ve dijital toplum gibi soyut kavramlar da giderek yaygınlaşmaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 286 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Önümüzdeki yıllarda dijital ön ekiyle birçok yeni somut ve soyut kavramın türeyeceği kaçınılmazdır. Çünkü her yeni gelişme, dijital hizmetler ve araçların kullanım alanını genişletirken, aynı zamanda bu yenilikler bireylerin günlük yaşamına da entegre olmaktadır. Dijital çağda öne çıkan ve giderek yaygınlaşan bağımlılık türlerinden biri de dijital bağımlılıktır (Yengin, 2019:2). Bu kavram, ilk kez 1995 yılında Ivan Goldberg tarafından literatüre kazandırılmış ve ardından Amerika medyasında “internet addiction” olarak yer bulmuştur (Ersoy & Ağlar, 2024:3; Yıldırım, 2021:7). Kimberly Young tarafından dijital bağımlılığı araştırmak üzere kurulan araştırma merkezi ve geliştirilen bağımlılık testleri dijital bağımlılık alanındaki bilimsel çalışmalara öncülük etmiştir (Havalı, 2024:20). Bağımlılık bir nesneye, kişiye, objeye duyulan önlenemez istek, iradenin yetersiz kalması veya başka bir iradenin etkisi altında olma durumu olarak tanımlanabilir. Dijital bağımlılık ise, bireyin kendisini yeterli hissetmeme dürtüsüyle tetiklenen, teknolojik ve davranışsal bir bağımlılık türüdür (Özsarı & Deli, 2023:2). Bu bağımlılık türünde bireyin zihni sürekli dijital öğelerle meşgul olmaktadır. Birey zamanla dijital araçlardan kopamamaktadır. Birey, bu araçlara erişim sağlayamadığında huzursuz, gergin, kaygılı, mutsuz bir durum sergilemektedir. Dijital bağımlılığın şiddeti, haftalık 40-48 saate varan internet kullanımına kadar ulaşabilirken birey dijitali kullanma isteğinin önüne geçmekte zorlanmaktadır. Bağımlılık düzeyine ulaşan bireylerde, internete bağlı olunmayan zamanın önemi kaybolmakta, saldırganlık gibi davranışsal değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Günlük yaşamda sorumlulukların yerine getirilmesinde aksaklıklar meydana gelirken iş, okul ve aile hayatındaki görevler ihmal edilmektedir. Zamanla bağımlı bireyler, evden dışarı çıkamama gibi ciddi sorunlarla karşılaşabilmektedir (Alyanak, 2016: 1). Literatürde dijital bağımlılık ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir bölümünde olumsuz aile ilişkilerinin yaşandığı ortamlarda bağımlılığın daha yaygın olduğu vurgulanmaktadır. Dijital bağımlılığa yol açan çalışma sonuçları makalenin “literatürde dijital bağımlılık ve aile ilişkileri” başlığında ele alınmıştır. Dijital Yalnızlık The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 287 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Yalnızlık kavramı, Türkçe sözlükte “yalnız olma, kimsenin bulunmaması durumu” olarak tanımlanmaktadır. Ancak Türk Dil Kurumu (TDK), 2024 yılında “kalabalık yalnızlık” kavramını yılın kelimesi olarak açıklayarak, bu kavrama olan ilgiyi önemli ölçüde artırmıştır (Karayaman, Boz, Şener, & Güler, 2025:1). TDK’nın internet sitesinde halk oylamasına sunulan “merhamet”, “yabancılaşma”, “algoritma”, “yozlaşma”, “yapay zekâ” ve “dijital yorgunluk” kelimeleri arasından seçilen “kalabalık yalnızlık”, birey toplum ilişkisi hakkında birçok mesaj barındırmaktadır (tdk.gov.tr, 30 Temmuz 2025). Yaklaşık bir milyon kişinin katılımıyla yapılan oylamada bu kavramın seçilmesi, birey-toplum, sosyoloji ve psikoloji zemininde kapsamlı araştırmaların önemini göstermektedir. Aynı zamanda kavram, toplumsal ve sosyolojik dönüşümün hangi yönlere evrilebileceği konusunda uyarıcı bir niteliğe sahiptir. Birbirine zıt anlamlar taşıyan “kalabalık” ve “yalnızlık” kelimelerinin bir arada kullanılması ilk bakışta tezat gibi görünse de kavramın derinlemesine incelenmesi bireylerin içinde bulunduğu durumun ne denli travmatik olabileceğini ortaya koymaktadır. Carl Gustaw Jung’un yalnızlık ile ilgili tanımı, bu kavramın bireylerin yaşadığı durumu özetler niteliktedir. Jung’a göre yalnızlık, bireyin yanında kimsenin olmaması değil; bireye ait duygu, düşünce ve fikirlerin karşı tarafa iletilememesi veya kabul görmemesidir (Deveoğlu, 2024:2). Literatürde dijitalleşme ve yalnızlık arasındaki ilişki üzerine birçok araştırma bulunmaktadır. Alkan, Alyanak, Deveoğlu, Göldağ, Kavlak, Yıldırım, Şen & Erol, bu ilişkinin farklı boyutlarını inceleyen çalışmalara örnek olarak gösterilebilir. Araştırmalar, yalnızlığa yol açan çeşitli etmenleri ortaya koymaktadır. Aile içi olumsuz ilişkiler, dijital araçlar, dijital oyunlar, dijital hedonizm, anlaşılmama hissi, mobbing ve boşluk hissi bunlardan sadece birkaçıdır. Ancak ortak olarak vurgulanan ve dikkat çeken unsur, aile içi olumsuz ilişkilerden kaynaklanan yalnızlıktır. İnsan doğası, temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra ait olma, sevilme, sayılma ve anlaşılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç, Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin üçüncü basamağında, sosyal aidiyet basamağı olarak yer almaktadır. Birey, bu ihtiyacını sevgi, sosyal yakınlık ve dostluk ilişkileriyle karşılamaktadır (Şengöz, 2022:4). Ancak aile içinde ait olma, anlaşılma, sevgi ve değer görme ihtiyacı karşılanamadığında birey, bu boşluğu farklı kanallarla doldurmaya çalışabilmektedir. Bireyin iş, okul ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 288 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sosyal hayatındaki ilişkiler zaman zaman sekteye uğrayabilmektedir. Bu durumlara aile içi iletişimsizlik, anlaşılmama ve değersizlik hissi eşlik ettiğinde bireysel izolasyonla başlayan yalnızlık zamanla bireyi dijital dünyanın zeminine sürükleyebilmektedir. Hayatın neredeyse her alanına entegre olmuş ve mekândan bağımsız sayısız seçenek sunan dijital dünya, bireyleri sanal bir çevreyle kuşatırken bireylerin yalnızlıklarını derinleştirmektedir. Bu yalnızlaşmanın sonucunda, aile ve toplum içindeki iş birliği, dayanışma ve yardımlaşma gibi değerlerin önemi zamanla azalmaktadır. Bireylerde yabancılaşma ve aidiyet duygularının kaybolması kaçınılmaz hâle gelmektedir. Oysa insan, yaratılış itibarıyla toplumsal bir varlıktır ve tarih boyunca milletlerin, devletlerin oluşumunda toplumsal bağlar belirleyici bir rol oynamıştır. Gerçek anlamda tarihin öznesi olabilmek, güçlü toplumsal bağlarla bir arada yaşamakla mümkündür. Toplumlar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş yığınlar değildir. Toplumları bir arada tutan, birlikte yaşamalarını sağlayan ortak tarih, sosyal ve kültürel bağlardır. Bu bağlar zamanla güçlenebileceği gibi gevşeyip çözülme tehlikesi de taşımaktadır. Toplumun hangi yöne evrileceği ortak irade ve birlikte yaşama kararlılığıyla doğrudan bağlantılıdır (Çapcıoğlu, 2024: 17-18). Ancak “kalabalık yalnızlık” içinde yaşayan bireylerin artışı, bireylerde birlikte yaşama arzusunun azalmasına yol açacaktır. Bu durumda nihai olarak toplumsal bağların çöküşüne zemin hazırlayacaktır. Dijitalleşme ve Muhafazakârlık Muhafazakârlık Latince’de korumak, saklamak, muhafaza etmek, tutmak gibi anlamlara gelen conservare sözcüğüne dayanmaktadır (Güngörmez, 2004:2). Kavram Ortaçağ’da yasaları, düzeni, belli grupları koruyan, kollayan anlamında “Conservator” terimiyle kullanılmıştır (Akkaş, 2003:2). Arapça sözlükte koruma, himaye etme, gözetme anlamlarına gelen hafaza kökünden türemiştir. Türkçe sözlükte de muhafaza etme, koruma anlamına gelmektedir. Muhafazakârlık kavramının Türkçe’de conservatismin karşılığı olarak ne zamandan itibaren kullanıldığı net olarak bilinmemekle birlikte geleneği koruma sürekliliği ifade etme anlamı uzun bir geçmişe dayanmaktadır (Çamurdaş, 2023:2). Muhafazakârlık modern siyasi bir ideoloji olarak Fransız Devrimi’ne karşı bir tepki hareketi olarak Edmund Burke’ün (1729-1797) fikirleriyle şekillense The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 289 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. de bir yaşam formu, bir düşünce şekli olarak kökeni 4. yüzyılın Kilise babalarından Saint Augustin’e, hatta Antik Yunan’a Aristo’ya kadar uzanmaktadır (Yurt, 2025:16). Edmund Burke tarafından kaleme alınan “Reflections on the Revolution in France 1790 (Fransız İhtilali Üzerine Düşünceler 1790)” muhafazakâr geleneğin en üst referans metni olarak kabul edilmektedir (Beneton, 2016: 15). Muhafazakârlıkla ilgili yaygın kabul, bu düşünce geleneğinin değişime bütünüyle karşı olduğu yönündedir. Ancak bu yaklaşım, muhafazakârlığın gerçek doğasını tam olarak yansıtmamaktadır. Muhafazakârlığın değişime bakışı, kökten ve ani dönüşümlere direnmekle birlikte, değişimin tedrici, kontrollü ve toplumsal istikrarı gözeten bir biçimde gerçekleşmesi gerektiği yönündedir. Nitekim literatür incelendiğinde muhafazakârlığın zaman içerisinde “neo-muhafazakârlık” ve “Yeni Sağ” gibi farklı biçimlere evrilerek dönemin toplumsal ve siyasal koşullarına uyum sağladığı görülmektedir (Yurt, 2025:27). Aile kurumu, insanlık tarihi boyunca toplumsal düzenin köklü yapılarından biri olarak varlığını muhafaza etmiştir. Bu kurum, “bireylerin sosyal bir varlık olmayı öğrendikleri ilk etkileşim ağı olması nedeniyle bireysel hayatlar ve toplum hayatı için en temel kurumdur” (Dikeçligil, 2012:24). Biyolojik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik ve hukukî boyutlarıyla aile; üyeler arasındaki ilişkileri belirli normlara bağlayan, toplumun kültürel ve karakteristik özelliklerini kuşaktan kuşağa aktaran ve en yoğun birincil ilişkilerin yaşandığı temel sosyalleşme ortamını oluşturan bir kurumdur (Zorlu, 2025:2). Muhafazakâr düşünce geleneğinde aile, toplumsal yapının inşasında ve sürekliliğinde merkezi bir konuma sahiptir. Toplumsal hayatın en eski kurumu olan aile, yalnızca biyolojik bir birliktelik değil; aynı zamanda değerlerin aktarımını, otoritenin meşruiyetini ve toplumsal düzenin devamlılığını sağlayan temel bir yapı olarak görülmektedir. Muhafazakâr ideolojinin erken dönem teorisyenlerinden Louis de Bonald’a göre aile toplumsal ve siyasal düzenin küçük bir yansıması niteliğindedir (Güler, 2016:127). Muhafazakâr düşüncede aile, bireyin kimlik kazanma sürecinde belirleyici bir kurumsal yapı olarak konumlandırılmaktadır. Aile, bireylerine yalnızca aidiyet duygusu kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda onları toplumsal hayata hazırlayarak belirli roller ve konumlar üzerinden toplumsal yapı içine dâhil eder. Bu yönüyle aile, birey ile toplum arasındaki temel aracı The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 290 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. kurumlardan biri olarak işlev görmektedir. Thomas Fleming de benzer biçimde, bireyin esas kimliğini oluşturan tarihsel süreklilik ve gelecek tasavvurunun aile aracılığıyla şekillendiğini ileri sürmektedir. Fleming’e göre insan doğası gereği unutkandır; buna karşılık aile, kuşaklar arası aktarımı mümkün kılan kolektif bir hafıza işlevi üstlenmektedir. Talcott Parsons, aile kurumunun toplumsal düzen içindeki rolünü; neslin devamlılığının sağlanması, bireylerin sosyal ve psikolojik rehabilitasyonu ile toplumsal norm ve değerlerin aktarımını sağlamak şeklinde üç temel işlev üzerinden tanımlamaktadır (Çaha, 2004: 8). Aile, bireylerde topluma ve devlete yönelik sevgi, aidiyet ve bağlılık duygularının gelişmesinde merkezi bir işleve sahiptir. Toplumsal bütünlüğün ve siyasal istikrarın sürdürülebilirliği, bireyler arasındaki bu duygusal ve normatif bağların gücüne doğrudan bağlıdır. Sevgi ve bağlılık temelinde inşa edilmemiş toplumların ve devlet yapıların çözülmeye daha açık olduğu görülmektedir. Bu bağlamda aile değerlerine yönelen herhangi bir tehdidin zamanında engellenememesi, söz konusu tehdidin giderek derinleşmesine ve yalnızca aile kurumunu değil, toplumsal düzeni ve nihai aşamada devletin bütünlüğünü hedef alan yapısal bir soruna dönüşmesine zemin hazırlamaktadır (Gilbert, 2016:74). Durkheim, toplumsal yapıda ortaya çıkan anomi ve yabancılaşma olgusunu, toplumun ortak değer dünyasında meydana gelen çözülmeyle ilişkilendirmektedir. Ona göre toplumsal düzenin zayıflaması ani bir kırılmanın sonucu değil, daha derin ve kademeli bir sürecin ürünüdür. Bu çözülme sürecinin ilk aşaması ise aile kurumunda başlamaktadır. Aile bağlarının zayıfladığı ve aileye atfedilen değerlerin aşındığı toplumlarda, kolektif bilinç giderek güç kaybetmekte; buna bağlı olarak toplumsal bağların ve ortak değerlerin çözülmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir (Çaha, 2004:8). Türk sosyoloji geleneğinde Ziya Gökalp, aileyi yalnızca bireylerin bir araya geldiği özel bir alan olarak değil, ulusun varlığını sürdüren ve kültürel sürekliliği sağlayan merkezi bir yapı olarak ele alır. Ona göre aile, toplumsal dirliği teminat altına alan, millî değerleri nesilden nesile aktaran ve ulusal bütünlüğü güçlendiren bir çekirdek kurumdur. Bu yaklaşım, aileyi hem ahlaki hem de ulusal sorumluluk alanı olarak konumlandırmaktadır. Benzer şekilde İhsan Sezal da aileyi toplumsal düzenin inşasında ve kurumsallaşmasında başlangıç noktası olarak değerlendirir. Sezal’in The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 291 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. perspektifinde aile, birey ile toplum arasındaki bağın kurulduğu; toplumsal yapının canlılığını, dayanıklılığını ve sürekliliğini güvence altına alan temel örgütlenme biçimidir (Kır, 2011:2). Bu makalenin odağı gereği, aile kurumunun önemine ilişkin tanımlar sınırlı tutulmuş; esas amaç olarak dijital çağın aile yapısı üzerindeki etkilerini irdelemek ve bu yeni çağda aileyi korumaya yönelik stratejiler geliştirmek benimsenmiştir. Literatürdeki çalışmalar, geleneksel aile modelinin tarihsel süreç içerisinde çekirdek aile formuna evrildiğini; dijital çağla birlikte çekirdek yapısının da farklılaşarak çoklu aile tipolojilerine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Araştırmalar, aile yapısındaki çözülme eğiliminin Sanayi Devrimi sonrasında hız kazanan kentleşme ve göç süreçleri, kadın hakları mücadelesi, eğitimde fırsat eşitliğinin genişlemesi, kadınların iş gücüne aktif katılımı gibi çeşitli toplumsal dinamiklerle bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır (Turgut, 2017:18). Bunun yanı sıra aile içi ilişkilerin belirgin biçimde zayıfladığı; tek ebeveynli aileler, dijital aileler, arkadaş temelli aile yapıları ve çocuksuz aile modelleri gibi yeni aile formlarının dijital çağın ilk çeyreğinde dikkat çeken bir seviyede artış gösterdiği literatür bulgularındandır (Bayer, 2013:12). Dolayısıyla aile yapısındaki dönüşüm çok boyutlu nedenlerle şekillenmekte olup bu nedenlerin etkisi, dijitalleşmenin hızlandırıcı niteliğiyle günümüzde daha görünür ve daha belirgin hale gelmiştir. Dijital Muhafazakârlık 2016 yılında yayımlanan Russian Geopolitics in the Age of New Media (Yeni Medya Çağında Rus Jeopolitiği) adlı eserde, dijitalleşmenin jeopolitik yapılar üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Anılan eserde Rusya’daki bölgelerin yerel ve jeopolitik mekânsal kimliklerine ilişkin anlatıların dijital platformlar aracılığıyla inşa edilmesi, bölgesel öz belirlemeye yönelik politik bir yönelimin oluşturulmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu anlatıların, “dijital jeopolitik” kavramını görünür ve analiz edilebilir bir olgu hâline getirdiği; dolayısıyla Rusya’daki sosyologlar tarafından incelenmesi gerektiği eserde vurgulanan temel hususlar arasındadır. Eserde özellikle dikkat çeken bölümlerden biri, “Digital Conservatism: Framing Patriotism in the Era of Global Journalism” (Küresel Gazetecilik Çağında Vatanseverliğin Çerçevelenmesi) başlığıdır (Bassin ve diğerleri, 2016:185). Bu başlıkta yazar, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 292 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Rusya’nın yeni medya ortamı içerisinde gelenekselci ve muhafazakâr anlatıların nasıl yeniden üretildiğini incelemektedir. Dijital platformların yalnızca teknik araçlar olmadığı, aksine tarihsel hafıza, ulusal kimlik ve muhafazakâr değerlerin dolaşıma sokulduğu ideolojik mekânlar hâline geldiği vurgulanmaktadır. Eserde dijital gazetecilik, devletle uyumlu aktörler ile taban hareketlerinin çevrimiçi katılım pratiklerini bir araya getirerek muhafazakâr bir jeopolitik dünya görüşünü pekiştiren stratejik bir mecra işlevi görmektedir. Böylece dijital muhafazakârlık; medya biçimi, siyasal ideoloji ve ulusal kimliğin, Rusya’nın Sovyet sonrası coğrafyadaki jeopolitik hedefleri çerçevesinde karşılıklı olarak birbirini ürettiği bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle dijital muhafazakârlık, geleneksel değerlerin dijital formlar içinde yeniden üretilmesini ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu eserde “dijital muhafazakârlık” kavramının kullanılması uluslararası literatür açısından bir ilki barındırmakla birlikte muhafazakârlığın dijital çağda kendini yenilemesi ve dijital bir forma evrilmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu göstermektedir. Dijital muhafazakârlığın konu edindiği başka bir çalışma Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makalede yer almaktadır. Anılan yazarlar “Conservatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems’ Digital Transformation (Muhafazakârlık ve Muhafazakâr Hukuk Düşüncesi: Kamu Sistemlerinin Dijital Dönüşümü Çağı) başlıklı makalede muhafazakârlığın genel kavramsal yapısını tartıştıktan sonra, dijital dönüşümün hukuki ve sosyal etkileri bağlamında muhafazakâr düşüncenin nasıl konumlanması gerektiğini belirtirler. Kazachanskaya ve Mamychev dijital teknolojilerin hızla kamu sistemlerine entegre olduğu bir dönemde, muhafazakâr hukuki düşüncenin salt geleneksel değerleri korumaya dönük değil, aynı zamanda dijitalleşme süreçlerini bu değerlerle uyumlu bir şekilde düzenlemeye odaklanan bir çerçeve geliştirmesi gerektiğini savunurlar. Söz konusu çalışmada toplumsal yaşamda dijital teknolojilerin geliştirilmesi ve etkin biçimde kullanılabilmesi için doktrinel nitelikte hukuki ve düzenleyici politikaların yanı sıra etik standartlar ve ahlaki ilkelerin oluşturulmasının gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Kazachanskaya ve Mamychev’e göre, 21. yüzyılda güçlü bir devlet yapısının inşası açısından dijital ortamda sunulan hizmetlerin; deontolojik kodlar, biyolojik tehditler ve çevresel riskler dikkate alınarak tasarlanması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, dijital çağın The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 293 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gereklerine uyum sağlayabilmek için kamu yönetiminde ve kamu hizmetlerinde gerçekleştirilen dijital dönüşümlere ek olarak, sosyo-normatif düzenlemelerin de hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmektedir (Kazachanskaya ve Mamychev, 2021:447-455). Bu çerçevede dijital muhafazakârlık, dijitalleşmenin değerler üzerinde yarattığı dönüştürücü etkilere karşı geliştirilen savunmacı bir refleks olmanın ötesinde, dijital çağın imkânlarını dikkate alan kurucu bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görüldüğü üzere, dijital platformlar muhafazakâr değerlerin aşındığı değil, aksine yeniden üretildiği ve dolaşıma sokulduğu stratejik alanlar hâline gelebilmektedir. Kazachanskaya ve Mamychev’in dijital dönüşüm bağlamında muhafazakâr hukuki düşünceye ilişkin ortaya koyduğu normatif çerçeve, dijitalleşmenin etik, ahlaki ve toplumsal sorumluluk ilkeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye bağlamında ise dijitalleşme sürecinin hızına karşın, değerlerle dijital platformlar arasındaki ilişkinin henüz kavramsal ve kuramsal bir bütünlük içinde ele alınmadığı görülmektedir. Bu durum, dijital çağda değerleri koruma ve aktarma çabalarının dağınık ve tepkisel bir düzeyde kalmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak tartışmaya açılması, dijitalleşmenin kaçınılmazlığı karşısında değerlerin korunmasına yönelik yeni ve sistematik bir düşünme biçimi sunmaktadır. Bu çerçevede sınırların görünmez hâle geldiği, küresel kültür ve değer aktarımının hızlandığı ve dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz ettiği bu dönemde Türkiye açısından da aileyi, bireyi, kimliği, inancı, değerleri koruyan, kamusal alanlardaki gerçekleşecek olan dijital dönüşümlerin her kademesinde koruyucu çerçeveye duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu ihtiyacı en kapsamlı biçimde karşılayan ve söz konusu dönüşümü teorik olarak açıklayan yaklaşım dijital muhafazakârlık perspektifidir. Dijital muhafazakârlık perspektifi, insanı merkeze alan tüm değerleri ailenin, kimliğin, inancın, tarihin, kadim kültürel mirasın ve hatta insan psikolojisinin- dijital çağın dönüştürücü ve çoğu zaman aşındırıcı etkilerinden korumayı amaçlayan kapsamlı bir stratejik çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda dijital sınırların belirlenmesi, ekran sürelerinin denetimi, sosyal medya kullanımının kontrollü biçimde düzenlenmesi ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 294 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bireyin özel alanının korunması temel stratejik başlıklar olarak öne çıkmaktadır. Bu makalenin odağında ise aile kurumunun korunmasına yönelik dijital muhafazakârlık stratejiler yer almaktadır. 5. Dijital Muhafazakârlık Stratejileri Dijital Sınırların Belirlenmesi Dijital çağın diğer tarihsel dönemlerden ayırt edici özelliği, fiziksel sınırların anlamını yitirmesidir. Artık kıta, ülke veya sınır kavramları dijital mecralarda büyük ölçüde erimektedir. Bireylerin paylaşımları, saniyeler içinde uçsuz bucaksız mesafeleri aşarak dünyanın herhangi bir noktasındaki bireylerin erişimine açılmaktadır. Sosyal medya platformları üzerinden bireyler, toplumsal, kültürel ve sosyal içeriklere sürekli maruz kalmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin sahip oldukları kültürel değerleri ve kadim mirası koruyabilmeleri, dijital araçları ve sosyal medyayı bilinçli, kontrollü ve iradeli bir şekilde kullanmalarını zorunlu kılmaktadır. Dijital mecraların bilinçli kullanımı, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile içi ilişkilerin sağlıklı biçimde sürdürülmesi açısından da hayati öneme sahiptir. Ekran süresinin sınırlandırılması, özellikle çocuklar için güvenli içerik filtrelerinin uygulanması, özel alan ve mahremiyetin korunması, bu alanların dijital mecralarda paylaşılmaması temel dijital muhafazakârlık stratejilerini oluşturmaktadır. Aile Değerlerinin Dijital Ortama Taşınması Dijital ortamda aile değerlerinin -yardımlaşma, koruma, işbirliği, merhamet, sevgi, saygı vb.- paylaşılması ve ailenin toplumsal önemi üzerine üretilen içerikler, söz konusu mecralarda ailenin işlevinin ve öneminin sürekli hatırlanmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür paylaşımlar, aile bireyleri arasında etkili iletişimi teşvik ederek, karşılıklı anlayış ve işbirliği ortamını güçlendirmektedir. Özellikle rehber niteliğindeki içerikler, aile içi karar alma süreçlerinde farkındalık yaratmakta, çatışma yönetimi ve duygusal destek mekanizmalarının geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca, bu paylaşımlar, bireylerin aile değerlerini içselleştirmesini destekleyerek, toplum genelinde kültürel ve ahlaki normların korunmasına dolaylı yoldan hizmet etmektedir. Sonuç olarak, aile değerlerinin dijital zeminde görünür kılınması ve bu değerlerin sürdürülebilir biçimde paylaşılması, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından hem bireysel hem de toplumsal açıdan kritik bir rol oynamaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 295 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Eğitim ve Farkındalık Stratejileri Dijital ortamda paylaşılan içeriklerin bireyler üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları, dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu çalışmaların özellikle aile yapısı, aile içi ilişkiler ve aile üyeleri bağlamında yürütülmesi ayrı bir önem taşımaktadır; çünkü aile, toplumu bir arada tutan temel işlevlerden birine sahiptir. Aile yapısının zayıfladığı toplumların uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir. Bireyler toplumsal değerleri, kültürel mirası ve insana, ahlaka ilişkin normları ilk olarak aile içinde öğrenmektedir. Bu yönüyle aile, toplumun adeta bir sigortası işlevi görmektedir. Bu nedenle, ilgili kurumların1 öncülüğünde aile üyelerine dijital dünyadaki riskler ve fırsatlar hakkında eğitim verilmesi dijital muhafazakârlık stratejilerinin merkezi bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, çocuklar ve gençlere dijital sorumluluk bilinci kazandırmaya yönelik yürütülecek eğitim ve farkındalık faaliyetleri de dijital muhafazakârlığın stratejik hedefleri arasında yer almaktadır. Toplumsal ve Kültürel Bağların Güçlendirilmesi Dijital çağın hızla ilerleyen dinamikleri ve kıtalararası kültürel etkileşimler karşısında, ulusal değerlere yönelik toplumsal ve kültürel bağların güçlendirilmesi kritik bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Dijital mecralarda üretilen içeriklerin, toplumsal bağları pekiştirecek ve kültürel mirasın yaygınlaşmasına katkı sağlayacak nitelikte olması, ulusal kültürün yabancı kültürler karşısında erimesini önleyecektir. Ayrıca, dijital araçlar aracılığıyla ulusal ve kültürel değerlerin paylaşımı bu paylaşımların sürdürülebilirliği, ulusal değerlerin korunmasına önemli katkılar sunmaktadır. Bu bağlamda, aile yapısının güçlendirilmesi, aile değerlerinin yaşatılması ve ailenin toplum içindeki rolünün vurgulanması yönündeki dijital içerikler de toplumsal bütünlüğün korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Dijitalin Bilinçli Kullanımı Dijital dünyanın sunduğu sayısız hizmet arasında kaybolmak ve bireysel özden uzaklaşmak yerine, dijitali bilinçli ve ölçülü bir şekilde tüketme iradesi, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından son derece kritik bir 1Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşlar vb. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 296 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. tutum olarak değerlendirilmektedir. Bireye herhangi bir fayda sağlamayan, zaman kaybına yol açan ve psikolojik sıkıntılara neden olabilecek sınırsız dijital kullanım, ciddi bir risk ve tehlike unsuru taşımaktadır. Her bireyin öz disiplin bilinciyle güçlü bir irade göstermesi, dijital bağımlılık tuzağından korunmasına önemli katkılar sunacaktır. Bu öz disiplin ve dijital mecraların iradeli kullanımı, aile üyeleri arasında da sağlanmalıdır. Aile fertlerinin işbirliği ve dayanışmasıyla, dijitalin eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaçlar dışında belirli zamanlarda kullanılmaması -başka bir deyişle, dijitalin minimal düzeyde ve ihtiyaç odaklı kullanımı- dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. 6. Dijitalleşme ve Aile İlişkileri Literatür Bulguları ve Tartışma Bu başlık altında dijital bağımlılık, dijital yalnızlık ve dijital çağda aile içi ilişkiler konusuna dair literatür araştırmalarında öne çıkan bulgular ele alınmaktadır. Söz konusu bulgular, dijital araçların aile içi ilişkiler üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla anlamaya yöneliktir. Bu bağlamda, literatür taramaları, dijital çağın aile dinamikleri üzerindeki karmaşık etkilerini daha bütüncül bir perspektifle değerlendirme imkânı sunmaktadır. Bu çerçevede literatür bulguları: Bayhan’ın (2020:119) lise öğrencileri üzerinde gerçekleştirdiği araştırma, internet bağımlılığının aile içi ilişki kalitesiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular, ebeveynlik tutumlarının çocukların dijital davranışlarını doğrudan etkilediğini göstermekte; özellikle ilgisiz, mesafeli veya yetersiz ebeveynlik pratiklerinin internet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet oranlarını anlamlı düzeyde artırdığı belirtilmektedir. Ayrıca aile bağlarının zayıf olduğu ya da ebeveynlerin ayrı yaşadığı aile tiplerinde çocukların dijital risklere maruz kalma olasılığının belirgin şekilde yükseldiği vurgulanmaktadır. Benzer biçimde Kavlak ve arkadaşlarının (2022:9) çalışması da aile ilişkilerinde yaşanan çatışma, iletişimsizlik veya duygusal kopukluk gibi olumsuzlukların internet bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık düzeyleriyle pozitif yönlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, dijital bağımlılık davranışlarının yalnızca bireysel faktörlerle değil, güçlü biçimde aile içi etkileşim örüntüleriyle şekillendiğine işaret etmektedir. Göldağ’ın (2018:14) lise öğrencileri üzerine gerçekleştirdiği araştırma, dijital oyun kullanımının aileler tarafından yeterince denetlenmediğini ve oyun The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 297 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. süreleri ile içeriklerinin çoğu zaman kontrolsüz kaldığını göstermektedir. Çalışmanın bulguları, dijital oyunlar üzerinde etkin bir ebeveyn kontrolü sağlanmadığında öğrencilerin internet bağımlılığı eğilimlerinin belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Alyanak’ın (2016:4) çalışması, internet bağımlılığının tedavi sürecinde güçlü aile ilişkilerinin kritik bir değişken olduğunu vurgulamaktadır. Araştırmaya göre, bağımlılığın altında yatan iletişim problemleri ve aile içi çatışmaların giderilmesi, bireyin bağımlılıkla baş etme kapasitesini önemli ölçüde güçlendirmekte; bu bağlamda aile içi iletişim kanallarının güçlendirilmesi, destekleyici bir iş birliği ortamının sağlanması ve duygusal dayanışmanın artırılması tedavi sürecinin başarısı açısından temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu iki çalışma birlikte değerlendirildiğinde, dijital bağımlılık davranışlarının önlenmesinde ve tedavi edilmesinde aile kurumu ile ebeveynlik pratiklerinin merkezi bir role sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ersoy ve Ağlar’ın (2024:17) araştırması, aile içinde açık iletişim kanallarının bulunmasının ve demokratik bir aile atmosferinin sağlanmasının dijital bağımlılık riskini anlamlı biçimde azaltan temel etkenler olduğunu göstermektedir. Çalışma, aile içi iletişimin niteliğinin çocukların dijital davranış örüntülerini doğrudan biçimlendirdiğini vurgulamaktadır. Buna paralel olarak Şen ve Erol (2024:3), aile içi iletişimin başlangıç noktasının ebeveynler olduğunu ifade etmekte ve anne-babanın sergilediği tutarlı, yapıcı ve sağlıklı iletişim biçiminin çocuklarla kurulacak ilişkinin temelini oluşturduğunu belirtmektedir. Araştırma bulguları, dijital teknolojilerin aile içi iletişimi zayıflatıcı etkilere sahip olabileceğini; ancak güçlü aile bağları, nitelikli etkileşim ve destekleyici ebeveyn tutumlarının bu olumsuz etkileri önemli ölçüde sınırlayabildiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda çalışmalar, dijital bağımlılığın önlenmesinde yalnızca teknolojik faktörlere değil, aile içi iletişim süreçlerinin kalitesine de odaklanılması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Haberli (2023:7), ebeveynlerin çocukların dijital araçlarla kurdukları ilişkiyi yönlendirmede belirleyici bir konumda bulunduğunu vurgulamakta ve literatürde ebeveynlik tutumlarının arabulucu, otoriter ve ortak izlenme şeklinde üç kategori altında incelendiğini aktarmaktadır. Arabulucu tutumdaki ebeveynler, çocuklarıyla dijital içeriklerin olumlu ve olumsuz yönlerini tartışarak rehberlik sağlayan, dijital farkındalık ve eleştirel medya okuryazarlığı gelişimini destekleyen bir yaklaşım benimsemektedir. Buna The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 298 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. karşılık otoriter tutum, baskıcı ve tek yönlü bir kontrol mekanizmasına dayandığından, çoğu zaman çocukların dijital içeriklere yönelik merak ve yönelimlerini artırmakta; ayrıca aile içi iletişimde çatışma ve uzlaşma sorunlarına yol açabilmektedir. Ortak izlenme tutumunda ise ebeveynler çocuklarıyla birlikte dijital araçları kullanarak daha etkileşimli, paylaşımcı ve işbirlikçi bir iletişim modeli geliştirmektedir. Araştırma bulguları, bu işbirlikçi yaklaşımın çocukların öğrenme süreçlerine ve dijital deneyimlerinin niteliğine anlamlı düzeyde olumlu katkı sunduğunu göstermektedir. Böylece çalışma, ebeveynlik tarzlarının dijital davranışları şekillendiren güçlü bir sosyopedagojik faktör olduğunu ileri sürmektedir. Karaboğa (2019:16) araştırmasında, uzun süreli dijital medya kullanımında aile içi iletişimin ve aile bağlarının zayıflayacağı vurgulanmaktadır. Araştırma, aile üyeleri arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi için ebeveynlere dijital medya okuryazarlığı eğitimini önermektedir. Bu eğitimin zaman yönetimi başta olmak üzere hem eşler arasındaki iletişime hem de ebeveyn-çocuk iletişimine olumlu katkı sağlayacağı eğitimin sağlayacağı faydalar olarak öne çıkmaktadır. Barış ve Yeşilyurt’un (2025:8) araştırmasında dijital mecraların yalnızca kullanım sıklığının değil, bu platformlarda paylaşılan içeriklerin niteliğinin de aile ilişkilerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Özellikle kıyaslama, rekabet ve idealize edilmiş yaşam temsilleri içeren paylaşımların aile içi iletişimde güvensizlik, yetersizlik hissi ve duygusal kopukluk gibi sonuçlara yol açtığı belirtilmektedir. Fenomenleşmiş içeriklerin de benzer biçimde aile dinamiklerini olumsuz etkilediği ifade edilmektedir. Çalışma, bu olumsuz etkilerin azaltılabilmesi için ailelere dijital içerik yönetimine yönelik stratejik öneriler sunmakta; bilinçli kullanım, içerik seçimi ve dijital etkileşim sınırlarının belirlenmesi gibi uygulamaların önemine dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda her iki araştırma, dijital mecraların aile yapısı üzerindeki etkilerinin hem kullanım biçimi hem de içerik türleri üzerinden çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Akbaş ve Dursun’un (2020:11) araştırması, dijital teknolojilerin uzun süreli kullanımının özellikle çocuklar üzerinde bilişsel, davranışsal ve sosyal düzeyde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, bu olumsuzlukların önlenmesinde baskıcı veya yasaklayıcı ebeveynlik tarzlarının etkili olmadığını, aksine ebeveynlerin dijital teknolojiyi bilinçli, kültürel ve pedagojik bir perspektifle kullanma The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 299 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. becerilerini geliştirmelerinin kritik bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. Çalışma, bu bağlamda dijital ebeveynlik kavramını öne çıkararak dijital kültürün aile içinde geliştirilmesinin, Arslan’ın (2020:2) ifadesiyle “dijital yerlilerin” sağlıklı biçimde yetiştirilmesi açısından temel bir gereklilik olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde Yurdakul, Dönmez, Yaman ve Odabaşı (2013:6), dijital bağımlılığın önlenmesinde dijital ebeveynliğin merkezi bir rol üstlendiğini ifade ederek kavramı; dijital araçlara hâkim olan, dijital mecralardaki fırsat ve risklerin bilincinde bulunan, çocuklarını çevrimiçi tehditlere karşı koruyan, gerçek ve sanal dünyada haklara saygı kültürünü aktaran ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilen bireylerin sergilediği ebeveynlik biçimi olarak tanımlamaktadır. Bu doğrultuda dijital ebeveynlik, çocukların dijital dünyada güvenli, bilinçli, etik ve sürdürülebilir biçimde var olabilmelerini sağlayan temel bir rehberlik çerçevesi sunmaktadır. 7. Sonuç İnsanlık tarihi, her büyük yeniliğin arkasındaki köklü toplumsal dönüşümlerin itici gücüyle durmaksızın şekillenen bir değişim ve dönüşüm yolculuğudur. Ateşin bulunması, yazının icadı, buharlı makinelerin üretime dâhil edilmesi, elektriğin keşfi ve nihayetinde internetin ortaya çıkışı, insan yaşamında paradigmatik kırılmalara yol açan başlıca dönüm noktalarıdır. Bu yenilikler, toplumların beslenme alışkanlıklarından yerleşik yaşam pratiklerine, ticaret ve üretim yöntemlerinden iletişim biçimlerine kadar geniş bir yelpazede radikal değişim süreçlerini tetiklemiştir. 21.yüzyıl diğer adıyla dijital çağ, internetin keşfiyle birlikte dijital iletişimin küresel ölçekte yeniden biçimlendiği bir döneme işaret etmektedir. İnternetin sağladığı altyapı sayesinde dünya üzerindeki milyarlarca insan, fiziksel sınırların belirleyiciliğinden bağımsız olarak aynı dijital zeminde bir araya gelebilme imkânına kavuşmuştur. Bu yeni iletişim ortamı bireylere önemli fırsatlar sunmakla birlikte, beraberinde çeşitli risk ve tehditleri de taşımaktadır. Söz konusu risklerin ulusal ve yerel kültürler açısından kritik yönü, farklı kültürel kodlara ve değer sistemlerine kontrolsüz biçimde maruz kalma sonucunda ulusal değerlerden uzaklaşma ihtimalinin artmasıdır. Bireyin sosyalleşmesinde ve toplumun sürekliliğinde temel bir rol üstlenen aile kurumunun dijital ortamlardan gelebilecek olası tehditlere karşı korunması, toplumsal bütünlük açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede makale bireyin kendisiyle ve çevresiyle (aile, toplum vb.) olan The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 300 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. iletişimini dijital çağın baş döndüren teknolojileri karşısında korumak için “dijital muhafazakârlık” kavramını teklif etmesiyle özgün ve ayırt edici yönüyle öne çıkmaktadır. Dijital muhafazakârlık yaklaşımı, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma geliştirmek yerine, dijital alanı değer temelli bir mücadele ve üretim sahası olarak ele almakta; değerlerin korunmasını dijital platformların etkin ve stratejik kullanımına bağlamaktadır. Dijital muhafazakârlık, muhafazakâr değerlerin dijital çağın iletişim biçimleriyle yeniden ifade edilmesini ve dolaşıma sokulmasını esas alan bir kavramsallaştırmadır. Bu yaklaşım, geleneği dijitalleşmenin karşısında sabit ve değişmez bir unsur olarak değil, dijital mecralarla etkileşim hâlinde yeniden müzakere edilen dinamik bir yapı olarak ele almaktadır. Rusya’da dijital muhafazakârlık, özellikle yeni medya aracılığıyla vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeniden çerçevelenmesi bağlamında teorik bir içerik kazanmıştır. Buna karşılık Türkiye’de kavram henüz literatürde sistematik biçimde ele alınmamış olsa da hızlı dijitalleşmenin toplumsal yapılar üzerindeki etkileri, dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Makale, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi bireysel deneyimlerin aile bağlarını nasıl zayıflattığına ilişkin bulguları bir araya getirerek literatürdeki dağınık bilgi birikimini sistematik bir çatı altında toplamaktadır. Bununla birlikte dijital iletişimin hızlanmasıyla aile üyeleri arasındaki fiziksel ve duygusal mesafenin nasıl yeniden tanımlandığına dair özgün tespitler sunarak, aile sosyolojisi ve iletişim çalışmaları alanlarında önemli bir tartışma zemini oluşturmaktadır. Sonuç olarak makale, dijital muhafazakârlığı Türkiye literatüründe kavramsal bir öneri olarak tartışmaya açarak, dijitalleşme ile değerler arasındaki ilişkiye yönelik dağınık tartışmaları bütünlüklü bir çerçeveye oturtmayı hedeflemektedir. Çalışmanın özgünlüğü, dijital muhafazakârlığı ne dijitalleşmeye karşı bir reddiye ne de geleneksel değerlerden kopuş olarak ele alması; aksine dijital platformların değer temelli ve normatif ilkeler doğrultusunda etkin kullanımını savunan kurucu bir yaklaşım geliştirmesinde yatmaktadır. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görülen dijital muhafazakârlık tartışmalarının Türkiye bağlamına taşınması, karşılaştırmalı bir perspektif sunarak literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr düşüncenin edilgen değil, yönlendirici ve üretken bir rol üstlenebileceğini The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 301 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. göstermekte; dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin akademik tartışmalara özgün bir katkı sunmaktadır. 8. Öneriler Dijital çağın olumsuz etkilerini azaltmak, dijital mecraların daha bilinçli, kontrollü ve kültürel duyarlılıkla kullanılmasını sağlamak amacıyla makale genç, ebeveyn, akademi, bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, resmî kurumlar ve daha birçok kurum-kuruluşa çeşitli öneriler sunmaktadır. *Birey, aile ve toplumların dijital mecraların olumsuz etkilerine karşı daha kırılgan hâle geldiği görülmektedir. Bu nedenle, değer üreten ve değer aktarımını önceleyen bir dijital zeminin inşası zorunludur. Bu zemini ifade eden en kapsamlı kavram dijital muhafazakârlıktır. Dijital muhafazakârlık, dijital teknolojilerin hayatın her alanına nüfuz ettiği çağımızda birey, aile ve toplumların değerlerini, kimliklerini ve geleneksel normlarını koruma yönündeki bilinçli duruşu ifade etmektedir. *Dijital muhafazakârlık yaklaşımının Türkiye bağlamında işlevsel hâle gelebilmesi için, dijitalleşme politikalarının yalnızca teknik altyapı ve verimlilik ekseninde değil, değer temelli bir perspektifle ele alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda, kamu yönetimi ve kamu hizmetlerinde yürütülen dijital dönüşüm süreçlerinin etik ilkeler, mahremiyet hassasiyeti ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla birlikte yapılandırılması önem taşımaktadır. Dijital platformların, kültürel sürekliliği destekleyen ve toplumsal değerlerin aktarımını güçlendiren araçlar olarak değerlendirilmesi, dijitalleşmenin değerlerle çatışan değil, değerleri yeniden üreten bir sürece dönüşmesine katkı sağlayacaktır. *Akademik düzeyde dijital muhafazakârlık kavramının sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk ve iletişim çalışmaları ekseninde disiplinlerarası biçimde ele alınması, kavramın teorik derinliğini artıracaktır. Eğitim, medya ve dijital okuryazarlık politikalarında değer temelli içeriklerin teşvik edilmesi de dijital muhafazakârlığın pratik karşılıklarını güçlendirecek önemli adımlar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda dijital alan, muhafazakâr değerlerin savunulduğu bir “tehdit alanı” olmaktan çıkarılarak, değer temelli bir toplumsal inşa zemini olarak yeniden düşünülmelidir. *Yerli ve değer odaklı dijital içerik üretimi teşvik edilmelidir. Bu kapsamda kamu destekli projelerin yaygınlaşmasına ihtiyaç vardır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 302 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. *Dijital ortamlarda özel alanın korunması ve mahremiyet bilincinin güçlendirilmesi, bireylerin dijitalleşme sürecinde psikolojik bütünlüklerini korumaları açısından kritik önem taşımaktadır. *Dijital ebeveynlik farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, çocukların ve gençlerin dijital risklerden korunması ve sağlıklı dijital alışkanlıklar geliştirmesi için gereklidir. *İlköğretimde seçmeli ders olarak sunulan “Medya Okuryazarlığı” dersinin lise ve yükseköğretim düzeylerinde de zorunlu hâle getirilmesi, eleştirel dijital bilinç geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir. *Dijital mecralarda doğruluk, adalet, saygı ve mahremiyet gibi etik değerlerin yaşatılmasına yönelik içerik üretiminin artırılması, dijital kültürün etik zeminde şekillenmesine katkı sağlayacaktır. *Baskıcı, otoriter ve yasaklayıcı ebeveyn modelleri yerine; hoşgörülü, empati kurabilen, çocuklarıyla iletişim ve müzakere becerisi geliştirebilen bir ebeveyn yaklaşımının teşvik edilmesi gerekmektedir. *Aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın niteliğinin artırılması, ortak etkinliklerle duygusal ve sosyal bağların anlamlı biçimde güçlendirilmesi önemlidir. *Aile içi ilişkilerde merhamet, saygı, sevgi, aidiyet, paylaşım, hoşgörü ve güven temelli ilişkilerin güçlendirilmesi hem aile bütünlüğünü hem de toplumsal dayanıklılığı destekleyen temel bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. *Dijital mecralarda dezenformasyon, manipülasyon ve sahte içeriklerle mücadele için hem teknolojik hem de pedagojik temelli doğrulama mekanizmaları geliştirilerek kullanıcıların eleştirel dijital düşünme becerileri desteklenmelidir. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 303 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Kaynakça Akkaş, Hasan Hüseyin (2003). Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4(2), 241-254. Aksan, Gamze. (2025) Ebeveyn ve Genç İlişkisinde Aile Tutumları ve Aile Değerleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Habitus Toplumbilim Dergisi, 6, 95-124. Alkan, Buse (2023). Instagram’ın Evli Çiftlerin Aile Yaşantısına Etkileri. İletişim Bilimi Araştırmaları Dergisi 3(3), 218-235. Alyanak, Behiye (2016). İnternet Bağımlılığı. Klinik Tıp Pediatri Dergisi 8 (5), 20-24. Akbaş, Özge Zeybekoğlu ve Dursun, Cansu (2020). Teknolojinin Aileye Etkisi: Değişen Ailenin Dijital Ebeveyn ve Çocukları. Turkish Studies-Social, 15(4), 2245-2265. Akar, Damla (2025). Sosyal Medyada Aile Algısı: Ekşi Sözlük Tanımları Üzerine Bir Değerlendirme. Trt Akademi, 10(24), 800-829. Arslan, Aysel 2020). Üniversite Öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Düzeylerinin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi. International E-Journal of Educational Studies, 4(7), 27-41. Barış, Özlem ve Yeşilyurt, Segah (2025). Sosyal Medyada Ailelerin Medyatikleşmesi: Popüler Aileler Örneği, TRT Akademi, 10(24), 624-651. Bassin, Mark ve diğerleri (2016). Eurasia 2.0: Russian geopolitics in the age of new media. Bloomsbury Publishing PLC. Bayer, Ali (2013). Değişen Toplumsal Yapıda Aile. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4(8), 101-129. Bayhan, Vehbi (2020). Z Kuşağı Lise Gençlerinde Sosyal Medya Bağımlılığı İle Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyet Deneyimleri. İlahiyat Akademi (12), 117-144. Beneton, Phillipe (2016). Muhafazakârlık, Le Conservatisme. (C. Akalın Çev.), İstanbul: İletişim. Çaha, Ömer (2004). Muhafazakâr Düşüncede Toplum, Liberal Düşünce Dergisi, (34), 15-24. Çamurdaş, Kübra (2023) Türkiye’de Gelenek ve Modernite Geriliminde Muhafazakârlık: Hareket Dergisi Örneği1. Çiftçi, Ayşe Nur (2023). Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü Örneği.” Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 25 (Özel Sayı), 489-514. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 304 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Duran, Resul (2022). Türkiye Aile Yapısının Geleceğine Yönelik Çıkarımların Değerlendirilmesi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Dergisi, 2(1), 147-164. Gilbert, Andrew Norman (2016). British Conservatism and The Legal Regulation of İntimate Adult Relationships, 1983-2013 (Doctoral Dissertation, Ucl (University College London)). Güler, Zeynep (2016). Muhafazakârlık, Kadim Geleneğin Savunusundan Faydacılığa. H.B.Örs (Der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler (Ss. 115-162). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi. Göldağ, Battal (2018). Lise Öğrencilerinin Dijital Oyun Bağımlılık Düzeylerinin Demografik Özelliklerine Göre İncelenmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 15 (1), 1287-1315. Güngörmez, Bengül (2004). Muhafazakâr Paradigma: “Dogma” ve “Önyargı. Muhafazakâr Düşünce Dergisi, 1(1), 11-30. Deveoğlu, Müge (2024). Yalnızlığın Yeni Hali: Dijital Yalnızlık. Sosyologca, 9/18-19, 341-352. Dikeçliğil, F. Beylü (2012). Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu, Muhafazakâr Düşünce, 8(31), 21-52 Ersoy, Mustafa ve Ağlar, Cengiz (2024). Trdizin Veri Tabanındaki Dijital Bağımlılık Araştırmalarına Genel Bakış (2013-2023). Haberli, Mehmet (2023). Dijital Çağda Aile: Ebeveynleriyle İlişkisi Çerçevesinde Gençlik ve Din. Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi, 7(3), 374-389. Havalı, Sibel (2024). Dijital Bağımlılık Üzerine Güncel Tartışmalar. Ankara: Berikan Yayınevi. Karaboğa, Mehmet Tahir (2019). Dijital Medya Okuryazarlığında Anne ve Baba Eğitimi.” Opus International Journal of Society Researches, 14(20), 2040-2073. Karayaman, Saffet ve diğerleri (2025) Kalabalık Yalnızlık Ölçeği. Kazachanskaya, Elena ve Mamychev, Alexey (2021). Conser-vatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems' Digital Transformation. European Proceedings of Social and Behavioural Sciences. Kır, İbrahim (2011). Toplumsal Bir Kurum Olarak Ailenin İşlevleri. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 10(36), 381–404. Özdoğan, Ogan (2017). Endüstri 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi ve Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları, Pusula. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 305 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Özsarı, Arif ve Deli, Şekip Can (2023). Dijital Okuryazarlık ve Dijital Bağımlılık İlişkisi: Hokey Sporcuları Araştırması. The Online Journal of Recreation and Sports, 12(4), 491-501. Şen, Gülyaşar Erol, Ayten (2024). Modernleşme Sürecinde Dijital Medyanın Aile Üzerindeki Etkileri.” Kaide Dergisi (Asbü Uluslararası Aile Araştırmaları Dergisi), 2 (1), 1-30. Turğut, Faruk (2017). Tarihsel Süreçte Aile Kurumunun Dönüşümü ve Geleceğine Yönelik Çıkarımlar. Medeniyet ve Toplum Dergisi, 1(1), 93-117. Ültay, Eser ve diğerleri (2021), Sosyal Bilimlerde Betimsel İçerik Analizi.” Ibad Sosyal Bilimler Dergisi, (10), 188-201. Yengin, Deniz (2019). Teknoloji Bağımlılığı Olarak Dijital Bağımlılık. Turkish Online Journal of Design Art and Communication, 9(2), 130-144. Yetkin, Elif Gizem ve Coşkun, Kemal (2021). Endüstri 5.0 (Toplum 5.0) ve Mimarlık, Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi, (27), 347-353. Yurdakul, Işıl ve diğerleri (2013). Dijital Ebeveynlik ve Değişen Roller. Gaziantep University Journal of Social Sciences, 12(4), 883-896. Yıldırım, İrfan (2021). Sosyal Medya, Dijital Bağımlılık ve Siber Zorbalık Ekseninde Değişen Aile İlişkileri Üzerine Bir Değerlendirme.” Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9 (5), 1237-1258. Yurt, Remziye Gül (2025). Dijital Muhafazakârlık: Gelenekten Dijitale Muhafazakârlığın Dönüşümü. İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları. Zorlu, Yaşar (2025). Sosyal ve Dijital Medyanın Aile İçi İletişim Üzerindeki Olumsuz Etkileri Ve Sosyal Sonuçları. Erciyes İletişim Dergisi, 12(2), 599-620. Https://Tdk.Gov.Tr/İcerik/Basindan/2024-Yilinin-Kelimesi-Kavrami-Kalabalik Yalnizlik/ The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 306 https://dergipark.org.tr/tr/pub/tinisos/article/1838435

Featured post

İRAN-İSRAİL-ABD SAVAŞI VE TÜRKİYE'NİN BARIŞI SAĞLAMA ÇABALARI

  Birinci Haftanın Bilançosu: Ateş Çemberinde Diplomasi 7 Mart 2026 Ortadoğu, 28 Şubat 2026'da başlayan ve bir haftayı geride bıra...