Monday, 2 January 2017

Cakarta valisinin hakaretleri Müslümanları birleştirdi



Cakarta valisinin hakaretleri Müslümanları birleştirdi

Cakarta valisi Basuki Tjahaha Purnama'nın yaptığı bir konuşmada Müslümanlara hakaret etmesi Endonezyalı Müslümanları harekete geçirdi

Cakarta valisinin hakaretleri Müslümanları birleştirdi
CAKARTA - Alwi Alatas
27 Eylül 2016 günü, halk arasında 'Ahok' olarak bilinen Hıristiyan Çinli Cakarta valisi Basuki Tjahaha Purnama, Kuzey Cakarta'daki Kepulauan Seribu'da bir konuşma yaptı. Konuşmanın tümü, Cakarta Belediyesi (Pemda) tarafından internette yayımlandı. Videonun kısaltılmış hali internet üzerinden müthiş bir hızla yayıldı ve tartışma başlattı. Endonezya Ulema Meclisi (Majelis Ulama Indonesia [MUI]), valinin 'elfaz-ı küfür' içeren sözler söylediğine dair bir fetva verdi. MUI Endonezya'da, aralarında Nezhetü'l-Ulemâ (NU) ve Muhammediyye'nin de bulunduğu bütün Müslüman organizasyonları temsil eden en üst düzey dini organ.
Fetvanın verilmesinden sonra bazı kimseler polise şikayette bulundu. Fakat polisin bir tepki vermediğini ve hatta valiyi koruma eğiliminde olduğunu görünce, valinin tutuklanması için bir gösteri organize ettiler. Ancak, çoğu liberal addedilen az sayıda Müslüman entelektüel, MUI'nin fetvasını da, küfür iddialarını da kabul etmedi.

Suçlamalar

Vali konuşmasında, Müslüman muhaliflerinin, vali olarak konumunun meşruiyetini bozmaya ve ikinci dönem seçilmesine din temelinde karşı çıkmaya yönelik bir komplonun parçası olarak, Kur'an-ı Kerîm'deki Maide suresinin 51. âyetine dayanarak Müslüman seçmenleri aldattığını ve aptal yerine koyduğunu ima etti. Alaycı ve aşağılayıcı bir tavır sergilediğinin görüldüğü konuşmasında gereksiz bir şekilde, Müslüman seçmenlerin zaten “mide bulandırıcı görünen böyle dini inançların” peşinden gittikleri için “safdil” ve “aptal” olduklarını söyleyerek, böyle bir konuşmanın küfür anlamına geldiğine inanan birçok kişinin öfkesini çekti. Küfür sözleri içerdiği kabul edilen konuşmasının ilgili kısmının tercümesi şöyle: “Hanımefendiler, beyefendiler; El-Maide 51'i veya benzerlerini kullananlar tarafından aldatılarak bana oy vermeyebilirsiniz. Bu sizin hakkınızdır. Aldatıldığınız için, cehenneme gitmekten korkarak bana oy veremeyeceğinizi düşüyorsanız, buna da tamam; bu da kişisel bir takdirinizdir. Ama bu program ne olursa olsun devam edecektir.”
Kur'ân-ı Kerîm'in beşinci suresi olan Maide'nin 51. âyeti, Müslümanların Yahudilerle Hıristiyanları dost tutmalarının yasak olduğundan bahseder. Âyet netice itibariyle, Yahudi ve Hıristiyanların Müslümanların başına idareci olarak getirilmesini yasaklar. Âyetin anlamı ve Endonezya ulemasınca da kabul edilen tefsiri budur. Dolayısıyla bir Hıristiyan olan Ahok'un, mütekebbir bir tavırla Müslümanların kutsal kitabını küçümsemesi, anında bir tartışma başlattı. Gerçek niyeti ne olursa olsun, konuşması sadece sıradan Müslümanları değil, Müslüman âlimleri de rencide etti.
Konuşmanın videosunu inceledikten sonra MUI, Kur'ân'ın (Maide, 51) Müslümanları, Yahudi ve Hıristiyanları kendilerine idareci olarak tayin etmekten açıkça men ettiğini ve bu âyetin manasını Müslüman toplumuna iletmenin de Müslüman âlimlerin görevi olduğunu ifade eden bir açıklama yaptı. MUI valinin konuşmasını Kur'ân'a ve söz konusu ayetin bu tefsirini halka ileten Müslüman alimlere hakaret anlamına gelen bir konuşma olarak tanımladı. Endonezya hukukunda, dini anlamda küfür irtikap edenler için cezai hükümlerin mevcut olduğunu ve hukukun MUI'nin fetvalarını ve toplumsal tepkileri de değerlendirmeye aldığını belirtmek mühim. Peygamberlik iddiasında bulunan birkaç kişi de dahil olmak üzere, geçmişte çeşitli kişiler küfür irtikabından dolayı hapse atılmıştı.
Ancak, vali suçlamaları reddederek evvela bir mücadeleye girişti ve muhaliflerinin siyasi ve ırkçı bir motivasyonla hareket ettiğini söyledi. Fakat daha sonra, açık bir şekilde hata yapmış olduğunu itiraf etmeksizin, Müslümanlardan özür diledi. Ne Kur'ân'ı ne de ulemayı aşağılamak gibi bir niyeti olduğunu, ifade ve sözlerinin yanlış anlaşıldığını iddia etti. Birçok Müslüman ise valinin Müslüman toplumunu kasten rencide ettiğine ve özrüne rağmen cezalandırılmayı hakettiğine inanıyordu.

Yaygın protestolar ve cumhurbaşkanın katılımı

Birçok İslami örgüt, MUI'nin fetvasının ardından yeni bir cephe oluşturdu. Endonezce ismi ‘Gerakan Nasional Pengawal Fatwa Majelis Ulama Indonesia’ (GNPF-MUI) olan 'Ulusal MUI'nin Fetvasını Koruma Hareketi', Cakarta'da şimdiye kadar iki gösteri ve bir dua toplantısı organize etti. Spontane bir toplumsal katılımla gerçekleşen organizasyonlar diğer birkaç Endonezya şehirlerinde de yapıldı. İnsanlar, her ikisi de valiye yakın isimler olarak bilinen emniyet müdürünü ve cumhurbaşkanını, adil olmaya ve valiyi ülke yasalarına uygun şekilde yargılanmaktan korumamaya davet etmek için toplandılar.
İlk gösteride, 14 Ekim'de Cakarta'da gerçekleşerek Cuma namazından sonra, Cakarta'nın merkezindeki İstiklal camiinden Belediye binasına (Balai Kota) yüründü. İkinci gösteri 4 Kasım'da gerçekleşti ve Cakartalıların yanı sıra şehir dışından gelenler de katıldı. Göstericiler şikayetlerini cumhurbaşkanına sunabilmek için, yine Cuma namazından sonra İstiklal camiinden Milli Saray'a (Istana Negara) yürüdü, fakat cumhurbaşkanı GNPF liderlerini bizzat karşılamak sorumluluğunu bazı yüksek rütbeli memurlara havale etti. Cumhurbaşkanının bu hareketi, göstericilerde öfkeye ve hayal kırıklığına sebep oldu. Ancak 2 Aralık'ta Milli Abide’nin (Monas) etrafında gerçekleşen üçüncü toplantıda, cumhurbaşkanı da kendisini bağırlarına basan göstericilere Cuma namazından hemen önce katıldı. Bu toplantıya da Cakarta dışından, Endonezya'nın doğu ucu olan Papua'dan başkentin 250 km uzağındaki Ciamis'e kadar birçok şehirden katılanlar oldu.

Medyanın sorgulanabilir rolü ve yönetim

Polis protesto toplantılarını engelleyebilmek ve Cakarta dışından gelenlerin katılımını önleyebilmek için büyük gayret gösterdi, ama nafile. Endonezya'nın en büyük iki Müslüman teşkilatı olan Nahdatü'l-Ulemâ’nın ve Muhammediyye’nin üyelerine protestolara katılmayı tavsiye etmemesine rağmen, her iki organizasyondan da çok sayıda üye toplantılara akın etti ve diğer göstericilerle birlikte protestolara katıldı.
Bütün bu gelişmelere rağmen, protesto toplantıları medyanın büyük bir bölümünce ne objektif ne de aktif bir şekilde haberleştirildi. Fakat gelişmelere dair bilgiler sosyal medyada büyük bir hızla yayıldı. Facebook, Twitter ve Instagram toplumsal muhalefeti dile getirebilmenin yeni mecraları olduğu kadar, muhalif seslerle hâlâ valiyi arkalayanların yeni harp sahası haline geldi.
Bazı medya kuruluşları, ikinci ve üçüncü gösterilere katılanların binler civarında olduğunu, olsa olsa 200 bin kişinin katıldığını yazdı. Halbuki Republika ve Metro News gibi bazı yerel haber kaynakları, her iki gösteride de rahatlıkla bir milyondan fazla protestocu olduğunu kabul etti.

Barışçıl protestolar ve gayrimüslimlerin katılımı

4 Kasım'daki ikinci toplantıda çıkan ufak tefek arbedelerin haricinde, protesto toplantıları genel olarak olaysız geçti. 2 Aralık'taki üçüncü toplantı için Müslüman aktivistler sabah Cakarta'nın merkezindeki Monas'ın etrafında toplandılar ve Cuma namazından hemen sonra alanı boşalttılar. Akşam olduğunda bölge protestocular tarafından tamamen tahliye edilmiş ve biriken bütün çöp de temizlenmişti.
Bazı siyasetçilerin, kendi siyasi gündemlerini gerçekleştirebilmek için gösterileri mali açıdan desteklediği iddia edildi. Bu iddiaların hedefinde ise aslında eski Cumhurbaşkanı Susilo Bambang Yudoyono vardı. Bazı siyasetçilerin bu protesto hareketine katılmış olması ihtimal dahilinde olsa da, kalabalıkları yahut gösterilerin gündemini kontrol etmiş olduklarına dair hiçbir emare yok.
Çoğunluğu Hıristiyan olan etnik Çinlilerin ekonomik hakimiyetine Endonezyalı Müslümanlar yaygın bir şekilde şüpheyle yaklaşsa da, protestolarda gözlenebilir derecede bir Hıristiyan veya Çin karşıtlığı yoktu. Gerçekten de bazı gayrımüslimler ve Çinliler dahi protesto gösterilerine katıldı.

Fakir düşmanı: Vali Ahok'un tartışmalı sicili

Valiye karşı yapılan protestoların sadece küfür meselesinden çıkmadığı, diğer bazı faktörlere de bağlı olduğu söylenebilir. Valiye karşı ortaya çıkan toplumsal patlama, muhtemelen, onunla ilgili muhtelif olaylar neticesinde birikmiş olan hoşnutsuzlukla ilgili. Cakarta'da takdir gören bazı politikalarına rağmen, Ahok birçok Endonezyalı Müslüman tarafından çok kibirli ve kaba bulunuyor ve Müslümanların arzularıyla sürekli çatışan bir profil çiziyor. Kurban bayramında camiler ve okullar gibi kamusal mekanlarda kurban kesilmesini ve Ramazan ayının sonunda Cakarta'da geceleri tekbir getirilmesi geleneğini yasaklamaya kalkıştı ve likör satışını yasallaştırmak ve fuhuş yapılan mekanları belli bir yerde toplamak istedi.
Ayrıca çeşitli durumlarda hakeratamiz bir şekilde konuşmakla ve kaba davranış sergilemekle suçlandı. Mesela Kompas TV'ye verdiği bir mülakatta, program sunucusunun birkaç kez kendisini uyarmasına rağmen tekrar tekrar uygunsuz kelimeler kullandı.
Ancak eylemleri arasında en büyük tartışmaya sebep olanı, açıkça zenginleri, özellikle de etnik Çinlileri kayıran, yoksul kesimi ise olumsuz etkileyen ve aşağılayan ekonomik politikaları olmuş olabilir. Vali Cakarta koyunun kullanıma sokulmasını hararetle destekliyor; bununla kastedilen, mahkeme kararlarına rağmen, Cakarta'nın kuzeyinde yapay bir ada oluşturulması ve bu adanın da apartmanlarla doldurulması.
Vali ayrıca Cakarta'nın çeşitli bölgelerinde, birçoğu yoksulluk içinde yüzen yerli Müslüman halk tabakasına mensup fakirleri, zorla evlerinden çıkarmak için de çalışmalar yürüttü. Gerekçesi ise evlerinden çıkartılanların tapularının olmaması. Halbuki bu bölgelerin sakinleri, on yıllardır bu evlerde oturduklarını iddia ediyor. Bu politika, gecekonduların sayısını azaltarak Cakarta'nın daha temiz ve daha güzel görünmesine katkı sağlayabilir, fakat temel sosyal haklardan mahrum olan kesimlerin insani yaşantısına daha büyük bir darbe vurma pahasına bunu yapıyor. Tahliye işlemleri esnasında şiddet uygulandı ve fakirlere genel olarak kulak verilmedi. Hükümet tahliye edilenlere daireler tedarik etmiş olsa da, bu insanlar şimdi kira ödemek zorunda ve birçoğu da yeni yerleştirildikleri daireler işyerlerine uzak olduğu için işten çıkarıldı.
Bütün bu unsurlar Ahok'u sadece Cakarta'da değil, Endonezya'nın diğer bölgelerinde de birçok kişinin gözünde zaten küçümsenen bir kişi haline getirmiş haldeydi. Bundan dolayı, bu tür mahrumiyetler içinde bulunan kişiler, valinin Kepulan Serbiu'da Kur'ân'la ilgili alaycı ifadelerini de duyunca, spontane bir öfke patlaması yaşadı ve bu öfkeli tepkiler hızla yayılarak Cakarta ve diğer bazı Endonezya şehirlerinde toplu gösterilere sebep oldu. Ancak şimdiye kadar barışçıl gösterilerle ve toplantılarla ortaya konulan bu öfkenin hangi noktaya kadar barışçıl kalacağı sorusu da mühim.

Protestoların birliğin ve ortak bir platformun ortaya çıkışındaki rolü

Gösteriler Müslümanların hoşnutsuzluğunun ifade edildiği bir platform olmanın yanında, Müslüman idarecilerin çok daha önemli birşey kazanmasına vesile oldu: En azından göstericilerin bir kısmı için artık ana konu Ahok değil; esas mesele Müslüman toplumun karşı karşıya bulunduğu sorunlar. Gösteriler ve dua toplantıları Müslüman toplumu bir araya getirdi ve daha önce düşünülemez olan ve her zaman imkansız görülmüş bir şeyin gerçekleşmesine hizmet etti. Daha önce diğer Müslümanları eleştirmeyi ve onlara küfür/beddua etmeyi bırakması imkansız görülen birçok Müslüman grup, bir araya gelmekten öte, şimdi egolarını bir tarafa bırakarak tek bir amaç için el ele yürüyorlar. Bazı Müslüman organizasyonların liderleri açık hava protestolarına katılma konusunda isteksiz olsa da, üyeleri hiçbir tereddüt göstermeden diğer protestoculara katıldılar. Endonezyalı Müslümanlar, bir liderlik altında buluşma ve büyük bir kalabalık halinde meydanlara çıkmakta başarılı olduklarını ve isteklerini de onurlu bir şekilde ortaya koymakta kabiliyetli olduklarını gösterdiler.
Ancak yol uzun ve henüz görüş sahası içinde bir menzil bulunmuyor ve önlerinde de birçok zorluk var.
2 Aralık'taki üçüncü gösteriden sonra GNPF'nin ana lideri Habib Rizieq, hükümeti, Ahok'un küfür irtikabından dolayı cezalandırılmaması durumunda bir devrim gerçekleşeceği konusunda uyardı. Endonezya, yakın gelecekte, Orta Doğudakiler gibi ya da başka bir türde devrime mi şahit olacak? Böyle bir devrimin Müslümanlara ve genel olarak Endonezyalılara bir faydası olur mu? Yoksa Ahok aleyhinde verilecek hukuki bir karar, olayların başka bir sosyo-politik istikamette ilerlemesine mi sebep olur? Cakarta ve Endonezya'nın tümü, gelecekte neler olacağını görmek için umutla, kaygıyla ve samimi dualarla bekliyor.
Mütercim: Ömer Çolakoğlu
[İnsani bilimler alanında yüksek lisans derecesine sahip olan Alwi Alatas, araştırmacı ve toplumsal gözlemcidir. Tarihi, dini ve sosyal çeşitli konularda 26 kitabın yazarıdır.]

'Fırat Kalkanı' ve Türk diplomasisinin başarısı



'Fırat Kalkanı' ve Türk diplomasisinin başarısı

Suriye sorununda Türkiye uzun süre, uluslararası örgütlerin ve bölgeye müdahil büyük devletlerin, sorunun çözümüne katkısını arzuladı ve barışçı çözüm için diplomatik gayret gösterdi.
'Fırat Kalkanı' ve Türk diplomasisinin başarısı

İSTANBUL - FATİH ERBAŞ
2003 yılında Irak’ın işgali ve Saddam Hüseyin’in devrilmesiyle başlayan sınırlarımıza yakın bölgelerdeki sorunlar, her geçen gün daha çetrefilli bir hal alarak artmaya devam ediyor. Başlangıçta ABD açısından sorunların kaynağı olarak kabul edilen Saddam Hüseyin ve ona karşı da ABD ve koalisyon ortakları vardı. ABD’nin Irak’ı işgal harekâtı BM ilkelerine aykırı bir şekilde ve BM kararı olmadan başlatıldı ve sürdü. Saddam Hüseyin’in iktidardan uzaklaştırılmasıyla sorunların sona ereceğini düşünenler çok kısa bir süre içinde yanıldıklarını anladılar. Irak’ta (ve aslında ondan önce Afganistan’da) başlayan ateş, bütün Ortadoğu’yu ve özellikle Müslüman halkları yaktı, yakmaya devam ediyor. Başlangıçtaki sorun çarpanları da her geçen gün artıyor.
Bugün Suriye’de somut şeklini alan sorunun taraflarını, devlet olarak ABD, Rusya, İran ve Türkiye, rejim muhalifi birçok grup tarafından oluşturulan Özgür Suriye Ordusu, terör grupları olarak ise kanlı terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı PYD ve YPG, başlangıcı ve kaynağı belli olmayan ve bölge halkının Batı tarafından kurdurulduğuna inandığı bir başka terörist grup olan DEAŞ, El Nusra ve benzeri nice terörist grup ve İran tarafından organize edildiği ve yönlendirildiği bilinen Suriye’deki devlet terörüne ortak olan sözde milis Şii gruplar olarak sıralayabiliriz.
2015 yılında Suriye’de iki büyük hadise gerçekleşti: Birincisi ABD’nin desteği ile PYD/YPG güçlerinin Fırat’ın batısına yayılmaları, ki bu hamlenin, Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinde denenen, Türkiye’nin işgalini ve Türk vatanında doğudan batıya geçiş için uygun zemin oluşturma hedefi güden, darbeden de öte, iç savaş çıkarma gayretiyle irtibatı olduğu düşünülmektedir. İkinci büyük hadise ise Rusya’nın Suriye iç savaşına, Esed rejiminin yanında doğrudan müdahil olmasıdır.
Bu iki gelişmeye bir de İran’ın Suriye rejimini doğrudan desteklemek adına 2015’in sonunda 'Muharrem' ismiyle başlattığı plan eklendi ki, bu planın amacı özellikle Halep bölgesindeki muhalif unsurları devre dışı bırakmaktı. İran, bugüne kadar süren bu hamlesiyle, bölgede yapılan zulmün ve akıtılan kanın en büyük müsebbiplerinden biri olarak tarihteki kanlı yerini aldı.
Türk devleti, dış politikasını barış üstüne bina etmiş bir devlettir. Bu çerçevede, yıllarca güvenliğinin sınırlarında başladığını ifade eden bir politika izlemiştir. Ancak son yirmi yılda, özellikle güney sınırındaki devletlerin yönetim zafiyetleri nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sınırları ve iç güvenliği, yeni ve artan sorunlarla karşı karşıya kaldı. Türkiye uzun süre, uluslararası örgütlerin ve bölgeye müdahil büyük devletlerin, sorunun çözümüne katkısını arzuladı ve barışçı çözüm için diplomatik gayret gösterdi.
Suriye sorunundaki çarpanların çeşitliliği ve meselenin griftliği, çözümüne uzaktan katkıyı mümkün kılmamaktaydı. Suriye sorunu, Türkiye açısından sadece Suriye’nin iç sorunu değildir. Suriye rejimi önemli sayıdaki Suriyelinin can güvenliğini tehdit ediyor olmakla birlikte, bu sorun aynı zamanda Türkiye’nin iç güvenliğini de doğrudan ilgilendiren bir hal almıştı. Meselenin Türkiye’yi ilgilendiren boyutları kısaca şöyle özetlenebilir:
1. İnsani yönü ile Esed rejimi, İran destekli Şii teröristler, DEAŞ ve PYD/YPG tarafından teröre maruz bırakılan ve diğer devletler ile uluslararası örgütler tarafından önemsenmeyen, değer verilmeyen Suriyeli Türkmenlerin, Kürtlerin ve Arapların insanca yaşama haklarının sağlanması, onların işkenceden, açlıktan ve ölümden kurtarılması,
2. Türkiye’nin sınır güvenliğinin sağlanması,
3. Suriye’deki durumdan da güç bulan Türkiye içindeki terörün bertaraf edilmesi,
4. Türkiye’nin güneyinde Irak’tan başlayıp Suriye’nin de kuzeyini kapsayacak şekilde bir terör devleti kurulmasına engel olunması veya
5. Böyle bir devlet kurulmasa dahi, Suriye’nin kuzeyini de kapsayacak şekilde, terörist Kürt gruplara doğu-batı geçiş koridoru sağlanmasına engel olunması,
6. Bölgenin demografik yapısının değiştirilmesine engel olunması,
7. Suriye’nin toprak bütünlüğü sağlanırken, yönetiminin halkın bütününü kucaklayan bir yapıya kavuşması,
8. Bölgede daimi barışın tesis edilmesi,
9. Ve bu maksadı teminen bölge dışı güçlerin bölgeye müdahalesinin önlenmesi.

Fırat Kalkanı'nın başarısı

Türkiye bütün bunların gerçekleşebilmesi için bölgeye müdahil olmasının gerekli olduğu kanaatiyle Ağustos 2016’da Suriye’ye müteveccihen Fırat Kalkanı Harekâtı’nı başlattı.
Fırat Kalkanı Harekâtı altı ay gibi kısa sürede birçok şeyi başardı:
1. ABD’nin bölgede başaramadığı şeyi başararak, DEAŞ’ın geri çekilmesini sağladı.
2. Bununla da kalınmadı Halep’te katliam, açlık ve yoklukla karşı karşıya kalan yaklaşık elli bin masum insanın salimen kenti terk etmelerini temin etti.
3. Batılı siyasetçilerin ve kamuoyunu oluşturan güçlerin kasıtlı olarak çıkardıkları “Türkiye DEAŞ’ı destekliyor” kara propagandasını boşa çıkardı.
4. 15 Temmuz darbe teşebbüsü badiresini henüz atlatmış ve komuta kademesinin önemli kısmını kaybetmiş Türk ordusunun harekât kabiliyetini kaybetmediğini, önemli bir güç çarpanı olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
5. Rusya ile oluşturulan diplomatik kanal sayesinde, Suriye politikasını rejimi destek üzerine kurgulamış olan Rusya, DEAŞ’ı da hedefleri arasına aldı.
6. Bundan da öte Türkiye’nin dış politikada önemli bir aktör olduğunun altını bir kez daha çizdi.
Gelinen noktada, 2016’nın son gününde Suriye’de ateşkes imzalandı. ABD bu sürece dahil edilmedi. Bu ateşkesin garantörleri olarak Rusya ve Türkiye kabul edildi. Rusya rejim yanlıları, Türkiye ise muhalifler nezdinde ateşkesin devamını garanti ettiler.
Suriye ateşkesi ve bu süreç, bölgedeki işbirliği dengelerini de değiştirdi. Türkiye’nin müttefiki ABD’nin, Türkiye’nin menfaati aleyhine bölgedeki terör örgütlerine doğrudan desteği, bölgedeki işbirliği mekanizmalarının değişimini fitilleyen ana âmil oldu. Türkiye bu süreç özelinde dış politika menfaatlerinin ve diplomatik başarıların her zaman ittifak ve 'dostluk' zemininde ilerlemediğini acı sonuçlarla da olsa anladı. Öte yandan tüm dünyaya, silahlı kuvvetlerinin ve diplomasisinin her zaman hesaba katılması gerektiğini de göstermiş oldu.
Türk Silahlı Kuvvetleri dünyanın sayılı silahlı güçlerinden biri olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Silahlı Kuvvetler, büyük Alman Generali Clausewitz’in “Savaş diplomasinin bir başka şekliyle devamıdır” ve “Savaş, düşmanı irademizi kabule zorlamak için biɾ kuvvet kullanma eylemidiɾ” özdeyişlerini ispat eder şekilde, Türk diplomasisi ile paralel olarak sağladığı başarı sayesinde, Türk devletinin iradesinin etkin bir şekilde kabulüne zemin hazırladı.
ABD yönetiminin Suriye meselesinde Türkiye aleyhinde sergilediği tutumun Türk-Amerikan ilişkilerine zarar verdiği ve bu zararın etkisinin uzun süre devam edeceği aşikârdır. ABD’nin Suriye’de terör örgütlerine sağladığı mühimmat ve silah desteği bu sıkıntının sebeplerinden biri olduğu gibi, bir yönüyle de Türk-Rus işbirliğinin zeminini hazırlamıştır. Bölgedeki sorunun çözümü için her türlü işbirliği mekanizmasını kullanma gayretindeki Türkiye, ilişkinin bozulmasının müsebbibi olmamasının rahatlığıyla, bundan sonraki dış politika uygulamalarında daha rahat adımlar atabilecektir. Yeni Amerikan yönetimini bekleyen en önemli dış politika sorunlarından biri, Ortadoğu’da, hassaten Suriye özelinde, başta Türkiye nezdinde kaybettiği itibar ve güveni tekrar sağlamaya çalışmak olacaktır.
Suriye’de sınırlı bir mücadele gibi başlayan çatışmalar, küresel güç mücadelesinin bir unsuru olarak karşımıza çıkmıştır. Bu mücadelede Türkiye, gerektiği zaman, menfaatlerine halel getirmemek için gücünü etkili bir şekilde kullanabileceğini tüm dünyaya göstermiştir. efkar-ı umumiye, Fırat Kalkanı Harekatı’nın emperyalist amaçları olmayan bir devletin, güvenlik ve insani kaygılarla neler yapabileceğinin ve bu amaç vücut bulana kadar devam ettiriceğinin farkına varmış durumdadır. Bu başarı, 15 Temmuz ihanetinden yara alarak kurtulan Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Türk diplomasisinin eseridir.
Türkiye Suriye’de Batılı müttefiklerinin ummadığı ve arzu etmediği rolleri üstlendi. Çözüm sürecinde devre dışı kalan ve Türkiye’nin Rusya ile işbirliğinden rahatsız olan (başta ABD olmak üzere) Batı’nın, Türkiye’ye karşı örtülü veya açıktan birçok şeyi deneyeceği hesaba katılmalıdır. Bu da ayrı bir yazının konusu olacak bir husustur.
[Dr. Fatih Erbaş uluslararası güvenlik stratejileri uzmanıdır]

Obama'nın BM adımı 'ABD-İsrail simbiyotik ilişkisini' bozar mı



Obama'nın BM adımı 'ABD-İsrail simbiyotik ilişkisini' bozar mı

Uluslararası askeri yardımlarının yarısından fazlasını İsrail'e yapan ABD'nin bu ülkeyle kurumsal ilişkileri, son ayındaki Obama yönetiminin BMGK'da aldığı İsrail karşıtı tavırla bozulacak gibi durmuyor.

Obama'nın BM adımı 'ABD-İsrail simbiyotik ilişkisini' bozar mı

WASHINGTON - Hakan Çopur
Uluslararası askeri yardımlarının yarısından fazlasını İsrail'e yapan ABD'nin bu ülkeyle köklü kurumsal ilişkileri, son ayındaki Barack Obama yönetiminin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki (BMGK) "İsrail karşıtı çıkışından" daha uzun ömürlü gözüküyor.
Görevini seçilmiş Başkan Donald Trump'a 20 Ocak'ta devredecek olan mevcut Başkan Obama'nın, BMGK'da "İsrail'in yasa dışı yerleşim yerlerini derhal ve tamamen durdurmasını" öngören kararın çıkmasına destek vermesi, iki ülke arasındaki gerilimi oldukça yükseltti.
Başkanlığı süresince İsrail'in neredeyse tüm askeri ve siyasi adımlarına güçlü destek veren ve BMGK'da İsrail'i eleştiren 9 tasarıyı reddeden Obama yönetiminin son ayında attığı bu adım "tarihi" nitelikte kabul edilse de Ortadoğu barışına hizmet etmek için biraz geç kalmış bir eylem olarak değerlendiriliyor.
Oval Ofis'teki ilk gününde ilk telefon görüşmesini Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas ile yapan, ikinci gününde de İsrail-Filistin barışı için Ortadoğu özel temsilcisi atayan Obama, "iki devletli çözüm" için yapısal adımlar atabileceği izlenimi veriyordu.
Ancak 8. yılının son ayına kadar İsrail-Filistin sorununun çözümüne ilişkin "diplomatik sözler" dışında somut adımlar atamayan Obama yönetimi, en somut ve güçlü adımını ancak son günlerinde atabildi.
Ortadoğu barışı için yapısal dönüşüm üretecek kadar dayanıklı olmayan söz konusu BMGK kararı, ABD ile İsrail arasında uzun yıllara dayanan "simbiyotik" ilişkiyi bozabilecek nitelikte de gözükmüyor.

İlk döneminde umut dağıttı

Ortadoğu'ya yaptığı ilk ziyarette Kahire'de, Filistin halkının durumunun "kabul edilemez" olduğunu ve "ABD'nin Filistinlilerin kendilerine ait bir devlete sahip olma arzusuna sırtını dönmeyeceğini" vurgulayan Obama, İsrail'in Filistin işgaline son verecek ve iki devletli çözüm ortaya koyacak tarihi bir figür olarak görülüyordu.
Başkanlığının ilk döneminde İsrail'in yasa dışı yerleşim yerlerini durdurması ve Filistin'le müzakerelere başlaması için baskı yapan Obama yönetimi, kısa bir süre Binyamin Netanyahu hükümetinin yeni yerleşim inşasını durdurmasını sağladı.
Ancak İsrail'in yeni yerleşim yerlerine devam etme kararı alması, ABD ve İsrail arasında bir süre "soğuk rüzgarlar" esmesine neden oldu.

Gazze ablukası ve 38 milyar dolarlık yardım

İkinci döneminde "ABD'nin geleneksel İsrail yanlısı politikalarına" dönen Obama, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal eden yasa dışı yerleşim planlarına, Gazze ablukasına ve İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarına seyirci kaldı.
İsrail'in 7 Temmuz 2014'te Gazze’ye yönelik başlattığı ve 51 günde 2 binden fazla Filistinlinin ölümüne neden olan saldırıları İsrail'in "kendini savunma hakkı" olarak nitelendiren Obama, tüm Müslüman dünyadan tepki topladı.
ABD, bu süre zarfında BM Güvenlik Konseyinde İsrail'e yönelik eleştirilerin karşısında da durmaya devam etti. İsrail'in Filistin'deki yasa dışı yerleşimlerinin kınanmasını öngören kararlar ABD'nin vetosuna takıldı.
Obama yönetimi, 2012'de BM Genel Kurulunda Filistin'in BM'deki "gözlemci kuruluş" statüsünün "üye olmayan gözlemci devlet" statüsüne yükseltilmesi önerisine de "hayır" oyu kullanarak Tel Aviv'i memnun etmeye çalıştı.
ABD tarihinin en büyük askeri yardımı da yine Obama yönetimi döneminde yapıldı. İsrail'e 10 yılda 38 milyar dolarlık askeri yardım yapılmasını öngören anlaşmayı imzalayan Obama, söz konusu yardımın İsrail halkının ve ülkenin geleceğine ilişkin endişeler nedeniyle yapıldığını, böylelikle İsrail'in güvenliğine dair "sarsılmaz taahhütlerini" ortaya koyduklarını belirtti.

İran'la nükleer anlaşma

Böyle bir akışa ters olarak gelişen BMGK oylamasının, Obama dönemi ABD-İsrail ilişkilerini kökten değiştirdiğini söylemek fazla iddialı olur. Bunun yerine, özellikle İran'la nükleer anlaşma sürecinde ABD ile İsrail yönetimleri arasında ortaya çıkan anlaşmazlığın Obama ile Netanyahu arasındaki bir "kapışmaya" dönüşmesi faktörü, daha makul bir değerlendirme olabilir.
Nükleer anlaşmaya karşı çıkan Tel Aviv'i ikna etmek için sayısız adım atan Obama yönetiminin, Netanyahu yönetimini yeterince tatmin edebildiğini söylemek mümkün değil.
Obama ile Netanyahu arasındaki "kişisel çekişmeyle" de zedelendiği iddia edilen ikili ilişkiler, özellikle ABD Kongresinin güçlü desteğiyle hızlıca toparlanıp geleneksel rayında ilerlemeye devam etti.

Trump dönemi "farklı" olacak

ABD'nin seçilmiş Başkanı Donald Trump, henüz Beyaz Saray'daki koltuğuna oturmadan yaptığı açıklamalar ve attığı adımlarla İsrail yanlısı güçlü bir profil çizeceğini vadetti.
ABD'nin Tel Aviv'deki büyükelçiliğini Kudüs'e taşıyacağını açıklayan ve yeni İsrail Büyükelçisi olarak da "yasa dışı yerleşimlerin finansörlerinden" David Friedman’ı atayan Trump, BMGK'daki oylamayla ilgili "20 Ocak'tan sonra işler farklı olacak" değerlendirmesini yaptı.
Ülke tarihinin en büyük askeri yardımını onaylayan Obama yönetimiyle yıldızı bir türlü barışmayan İsrail'in, Trump ile daha yakın bir ilişki kurup kuramayacağını zaman gösterecek.
Ancak kesin olan şey, İsrail-Filistin sorununun çözümü için başta büyük umutlar dağıtan ancak 8 yılın son ayına kadar kayda değer bir adım atamayan Obama'nın Ortadoğu mirasının hiç de parlak olmadığıdır.
Son olarak geriye, BMGK kararı dışında İsrail'e karşı kayda değer somut bir adım atamayan Obama'nın, "bu adımı, neden başkanlığının son günlerine sakladığı" sorusu kalıyor.


Filistin destekçisi Başpiskopos Capucci vefat etti



Filistin destekçisi Başpiskopos Capucci vefat etti

Filistin Devlet Başkanı Abbas, Filistin yanlısı görüşleriyle tanınan Başpiskopos Capucci'nin öldüğünü duyurdu.

Filistin destekçisi Başpiskopos Capucci vefat etti

RAMALLAH
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistin yanlısı görüşleriyle tanınan Başpiskopos Hilarion Capucci'nin öldüğünü duyurdu.
Abbas, Filistin Haber Ajansı WAFA'da yer alan haberde, "büyük mücadeleci" olarak tanımladığı Capucci'nin İtalya'nın başkenti Roma'da vefat ettiğini belirtti.
Hamas Siyasi Büro Sözcüsü İzzet er-Reşak da yaptığı açıklamada, Filistin halkının yanında yer alan ve haklarını savunan Hilarion Capucci'nin vefat ettiğini kaydetti.
Reşak, açıklamada, "Capucci gitti ama ardında işgale karşı verdiği cesur mücadeleyi bıraktı. Filistinliler onu cesur ve kahramanca mücadelesiyle nesiller boyu hatırlayacak." ifadelerini kullandı.
Suriye'nin Halep kentinde 1922 yılında doğan Hilarion Capucci, 1965'te Kudüs'te Katolik Kilisesi'nde başpiskoposluk görevine getirilmişti. Capucci, 1974'te Batı Şeria'ya gizli olarak silah soktuğu iddiasıyla İsrail tarafından tutuklanmış ve 12 yıl hapis cezasına mahkum edilmiş, ancak 4 yıl hapiste kaldıktan sonra 1978'te İsrail'den sınır dışı edilmişti.
Muhabir: Gülşen Topçu

Asla korkmayacağız, asla mücadeleden vazgeçmeyeceğiz…



Yiğit BULUT
yigitbulut@stargazete.com

Asla korkmayacağız, asla mücadeleden vazgeçmeyeceğiz…

02 Ocak 2017 Pazartesi
Yeni yılın ilk saatlerinde gerçekleşen saldırı ve arkasındakiler aslında “gün gibi” ortadalar…
Görünen hangi örgüt olursa olsun, bu alçak saldırının arkasında “ülkeler” var !
Evet bu kadar açık yazıyorum; bu saldırının arkasında “örgütlerden fazlası olduğunu” düşünüyorum…
Zamanla herşey açığa çıkacak…Bu kirli oyuna kalkışanlar, bir Çin atasözünde vurgulanan şu gerçeği kavramaya çalışsınlar; üzerinde uzandıklarını düşündükleri çalının dibinde yaktıkları ateş onları yakacak ve bize dar etmeye çalıştıkları coğrafyamız bu katillere, taşeronlara ve sahiplerine “dar gelecek”!
Sevgili dostlar, ihtiyacımız olan BİRLİK ve BERABERLİK…Özellikle saldırı sonrası sosyal medya üzerinden başlayan provokasyonlara lütfen itibar etmeyelim…Bu provokasyonu yapanlar da aynı SAHİPLERE hizmet ediyor…Sahipleri de köpekleri de aynı sonu paylaşacak…
Bu noktada yazımın kalanını sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamasından alıntı yaparak bitirmek istiyorum…
Bu açıklamadaki detay ve vurgular herşeyi anlatıyor; “…Saldırıda hayatını kaybeden güvenlik görevlimize ve vatandaşlarımıza rahmet niyaz ediyor, elim olayda yitirdiğimiz yabancı misafirlerimizi tazimle anıyorum. Hayatlarını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Milletimizin huzuruna kastedenler ve onların taşeronları, sivilleri de hedef alan menfur saldırılarla, ülkemizi istikrarsızlaştırmaya, halkımızın moralini bozarak kaos oluşturmaya çalışıyorlar…Ancak bizler milletçe soğukkanlılığımızı muhafaza etmek, birbirimizle daha fazla kenetlenmek suretiyle, bu tür kirli oyunlara asla geçit vermeyeceğiz. Terörle mücadelesini sürdürmekte olan Türkiye, vatandaşlarının güvenliğini ve huzurunu sağlamak için bölgede de ne gerekiyorsa yapmak konusunda son derece kararlıdır. Farklı terör örgütlerinin ülkemizi hedef aldıkları bu saldırıların, bölgemizde yaşanan hadiselerden bağımsız olmadığının farkındayız. Ülkemize yönelik tehditleri ve saldırıları, kaynağında yok etme konusunda da kararlıyız. Bu süreçte kaybettiğimiz her bir can, yüreğimizi dağlamakla birlikte, mücadele azmimizi kamçılamakta, kararlılığımızı perçinlemektedir. Ülke ve millet olarak, terör örgütlerinin ve arkalarındaki güçlerin sadece silahlı saldırılarına değil, onların ekonomik, siyasi, sosyal saldırılarına karşı da sonuna kadar mücadele edeceğiz.İstanbul›daki vahşi saldırı, terörün ayrım yapmadan kan dökmeyi, can almayı, can acıtmayı hedeflediğini açıkça ortaya koymuştur.  Bu elim saldırıda hayatını kaybeden güvenlik görevlimize ve vatandaşlarımıza tekrar Allah›tan rahmet, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. «

İstanbul Ortaköy Reina saldırı son dakika haberleri ve en son durum

İstanbul Ortaköy Reina saldırı son dakika haberleri ve en son durum

%C4%B0stanbul+Ortak%C3%B6y+Reina+sald%C4%B1r%C4%B1+son+dakika+haberleri+ve+en+son+durum

İstanbul Ortaköy'deki Reina gece kulübünde düzenlenen ve 39 kişinin hayatını kaybettiği, 65 kişinin yaralandığı terör saldırısında hayatını kaybeden yabancı uyruklu vatandaşların kimlikleri belirlenmeye başladı. Yaşamını yitiren 39 kişiden 11'nin Türk vatandaşı, 28'inin ise yabancı uyruklu olduğu öğrenildi. İstanbul Ortaköy Reina saldırı son dakika haberleri aksam.com.tr'de

İstanbul Ortaköy Reina saldırı son dakika haberleri gelmeye devam ediyor. Türkiye yeni yıla korkunç bir terör saldırısıyla girdi. Ortaköy'deki ünlü gece kulübü Reina'da dün saat 01.15 sıralarında gelen terörist silahlı saldırı gerçekleştirildi. Reina'ya saldırı düzenleyen silahlı saldırganın eşgali belirlendi. Saldırganın Doğu Türkistan uyruklu olabileceği değerlendiriliyor. Pratik olan saldırganın, profesyonel askeri eğitimli olduğu değerlendiriliyor. Ortaköy'deki Reina gece kulübünde düzenlenen terör saldırısında hayatını kaybeden 39 kişiden 11'nin Türk vatandaşı, 28'inin ise yabancı uyruklu olduğu öğrenildi. 
İstanbul Ortaköy Reina saldırı son dakika haberleri ve en son durum
11 Türk vatandaşın cenazesi yakınlarına teslim edildi. 28 cenazenin işlemleri ise devam ediyor.
Hayatını kaybedenlerden yabancılardan 7'sinin Suudi Arabistan, 4'ünün Irak, 2'sinin Hindistan, 2'sinin Tunus, diğerlerinin ise Kanada, Suriye, İsrail, Lübnan ve Belçika uyruklu olduğu belirtildi. Hayatını kaybedenlerin 25'i erkek 14'ü ise kadın olduğu öğrenildi
İsrail: 19 yaşındaki bir İsralli var
İsrail Dışişleri Bakanlığı, saldırıda İsrailli bir kadının hayatını kaybettiğini duyurdu. İsrail medyasında yer alan haberlere göre saldırıda hayatını kaybeden 19 yaşındaki Leanne Nasser adlı İsrailli'nin üç arkadaşıyla birlikte Reina'da olduğu belirtildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kabine toplantısı sırasında yaptığı açıklamada saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken, yaralılara da acil şifalarını iletti.
Iraklı bir öğrenci de var
Kimliği tespit edilenler arasında Irak'tan Türkiye'ye üniversite okumak için gelen bir gencin de olduğu öğrenildi. Iraklı Jalal Abbas isimli gencin Kemerburgaz Üniversitesinde öğrenci olduğu ve yaşanan silahlı saldırıda hayatını kaybettiği tespit edildi.
Bir Lübnan vatandaşı hayatını kaybetti
İstanbul'daki saldırının ardından kayıp olduğu bildirilen Lübnan vatandaşı Elias Wardini'nin yaşamını yitirdiği açıklandı. Reuters'ın Lübnan televizyon kanalından aktardığı habere göre ailesi, Wardini'nin öldüğüne dair resmi olarak bilgilendirildiklerini kaydetti.
Kimliği belli olanlar
Ortaköy Reina'da gerçekleştirilen hain saldırıda ölenlerden şu ana kadar 16 kişinin ismi açıkladı. Hayatını kaybedenlerin isimleri şöyle:
-Polis memuru Burak Yıldız
-Güvenlik görevlisi Fatih Çakmak
-Özel güvenlik görevlisi Hatice Karcılar
-Ayhan Arık
-Yunus Görmek
-Bahadır Çakır
-Mustafa Jalal Abbas
-Mustafa Kaya
-Baran Cemal
-Mustafa Barın
-Kenan Kutluk
-Ahmet Saud Alfadul
-Muhammed Said Alfadul
-Hatice Aslandoğdu
-Mustafa Seymen
-Hatice Uyar
Ünlü iş adamının kızı da hayatını kaybetti
Mişel Firavn, İstanbul'un Ortaköy'deki gece kulübüne yönelik terör saldırısında Lübnan vatandaşı İlyas Vardini'nin yaşamını yitirdiğine dair ailesine haber verdi.
İstanbul Ortaköy'deki terör saldırısında yaşamını yitiren Lübnanlıların sayısının 3'e çıktığı bildirildi. Lübnan resmi haber ajansı NNA'nın haberine göre, Heykel Müsellem ve Rita Şami'nin, Ortaköy semtinde gece kulübünde yapılan terör saldırısında hayatını kaybettiği aileleri tarafından açıklandı. Yerel basın, Rita Şami'nin Lübnanlı ünlü iş adamı İlyas Şami'nin kızı olduğunu duyurdu.
Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, aralarında milletvekili Estefan Doveyhi'nin kızı Büşra Düveyhi ile Francois Esmar, Nidal Bişravi, Melisa Papalordo'un yaralandığı da kaydedilmişti.
Dışişleri Bakanı Cibran Basil'in İstanbul'daki Lübnan Başkonsolosluğunu arayarak saldırıda yaralanan vatandaşlarının durumu hakkında bilgi aldığı, yaralıların durumunu takip etmek üzere İstanbul'a bir heyet gönderileceğini, ayrıca hükümetin, Türk yetkililerden hayatını kaybedenlerin isim ve uyruklarının açıklamasını beklediklerini belirttiği aktarıldı.
Öte yandan, Cumhurbaşkanı Mişel Avn'ın, Başbakan Saad Hariri ile görüştüğü, "Lübnanlıların sağlığı ve emniyeti için tüm gerekli işlemlerin yapılmasını" söylediği belirtildi.
Gün içinde, Lübnan vatandaşı İlyas Vardini'nin hayatını kaybettiği, dört Lübnanlının da yaralandığı açıklanmıştı. Müsellem ve Şami'nin isimleri ise yaralılar arasında yer almamıştı. AP haber ajansı ise Reina'daki saldırıda yaşamını yitiren İlyas Vardini'nin Beyrut'taki ailesiyle konuştu. Vardini'nin kız kardeşleri gözyaşları döktü. Vardini'nin kardeşi Charbel ise 26 yaşındaki ağabeyini terörizmin öldürdüğünü söyledi. 
Altı Sarjör boşalttı 
Türkiye yeni yıla korkunç bir terör saldırısıyla girdi. Ortaköy'deki ünlü gece kulübü Reina'da dün saat 01.15 sıralarında gelen terörist silahlı saldırı gerçekleştirildi. Taksiyle gece kulübünün önüne gelen terörist bagajdaki çantadan uzun namlulu silahı çıkarıp  kapı girişindeki bir vatandaşa ve polise ateş açtı. Uzun namlulu silahla kapı önündekilere ateş açan terörist 1 polis ile 1 vatandaşı şehit ettikten sonra içeriye girip yaklaşık 5 dakika boyunca insanların üzerine kurşun yağdırdı. Katliam yapan terörist montunu çıkarıp kayıplara karıştı. Alçak saldırıda 39 kişinin hayatını kaybetti. 4'ü ağır 65 kişi de yaralandı. 
MÜŞTERİLER DENİZE ATLADILAR 
Reina'da düzenlenen hain terör saldırısı sırasında 39 kişi hayatını kaybetti, 69 kişi de yaralandı. Saldırı sırasında gece kulübünde bulunanların bazılarının denize atladığı öğrenildi. Denize atlayan vatandaşlar kıyıdan gelen deniz polisi tarafından kurtarıldı.
Profesyolel eğitim almış 
Reina'ya saldırı düzenleyen silahlı saldırganın eşgali belirlendi. Saldırganın Doğu Türkistan uyruklu olabileceği değerlendiriliyor. Pratik olan saldırganın, profesyonel askeri eğitimli olduğu değerlendiriliyor. 
OLAY YERİNE TAKSİ İLE GELMİŞ 
Reina'da dehşet yaratan saldırganın olay yerine bir taksi ile geldiği belirlendi. Taksinin bagajındaki bir valiz ve 1 çanta ile taksiden inen saldırganın, valiz içerisindeki uzun namlulu silahı alarak sırt çantası ile gece kulübüne ateş açarak girdiği belirlendi. 
KAMERALAR İNCELENİYOR
Kapıda bulunan badigart ve gi polisi vuran saldırgan hızla kulübün içerisine girdi. Bir taksi ile Kuruçeşme'ye kadar kaçan saldırganın nereye gittiğinin belirlenmesi için kamera kayıtları inceleniyor.
2 EL BOMBASI ATMIŞ
Gece kulübünün içerisine girer girmez 2 adet el bombasını peş peşe eğlenen kalabalığın içerisine attı. Yaşanan kargaşa ve kaos devam ederken uzun namlulu silahıyla kalabalığa doğru seri bir şekilde ateş açmaya devam etti.
Silahını bırakıp kaçtı
Olay yerinde yapılan incelemelerde, saldırganın kullandığı silah ve 6 adet boş şarjör bulundu. Saldırganın en az 180 mermi kullandığı tahmin ediliyor.
MONTUNDAN 500 LİRA ÇIKTI 
Saldırganın tanınmamak için montunu Reina'da bırakarak kaçtığı belirlendi. Reina'dan biraz uzaklaştıktan sonra bir taksiye binen saldırganın Kuruçeşme'ye geldiği sırada, taksi şoförüne parasının olmadığını söyledi. Taksi şoförünün de parası olmayan saldırganı Kuruçeşme'de indirdiği belirlendi. Saldırganın montunda yapılan aramalarda 500 TL para bulundu. Olay sırasında saldırganın kaçarken bu parayı almayı unuttuğu değerlendiriliyor. 
Provokatörler sahnede!
Kanlı saldırıdan sonra sosyal medya hainleri, saldırının faili  olarak hükümeti hedef gösterdi. 
Ortaköy'de gerçekleştirilen saldırının ardından tüm Türkiye yasa boğulurken, bazıları yine provokasyonun peşine düştü. Türkiye’de yaşanan her kanlı saldırıdan sonra sosyal medyada atılan mesajlar yine  infiale neden oldu. Klavye başındaki hainler saldırıyı Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez ve Müslümanların üzerine yıkacak kadar ileriye gittiler. 
İlk argüman ‘Alevilik’ 
39 vatandaşın hayatını kaybettiği kalleş saldırının ardından ilk sahne alan hain Terzi Yamağı olarak bilinen Barbaros Şansal oldu. Şansal  "işletmecisi ve tüm çalışanları alevi olduğu için, Noel Baba kılığındaki Sünni Müslümanlar silahla insanları taradı, özeti budur." Tweeti attı. Aleviler ve sosyal medya kullanıcıları tepki gösterdi. 
Erdoğan’ı hedef gösterdi 
Mezhepsel mesajların etkisiz kalmasının ardından ikinci argüman ise Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu. Gazinocu Fahrettin Aslan'ın oğlu Mehmet Aslan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret etti ve iftirada bulundu. Aslan “Tayyip yatacak yerin yok. Bu Arap teröristleri doldurdun içimize Türkleri öldürttün!” tweeti attı. 
Görmez’e ağır suçlama
Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili skandal ifadeler kullanarak, "Yarın Diyanet İşleri Başkanı'nın saldırıyı gerçekleştiren teröristi tebrik edeceğini beklediğini" söyledi. Ayşe Hür, olayı kışkırtanların ise Müslümanlar olduğunu söyleyecek kadar ileri gitti. 
PKK’ya övgü sözleri
Her fırsatta terör örgütü PKK'nın Suriye kolu YPG'yi öven Amberin Zaman, Ortaköy saldırısından sonra da aynı örgütleri işaret etti. PKK'nın Suriye'deki uzantılarının DEAŞ'a karşı en etkin güç olduğunu savunan Zaman, "Hain diyebilirsiniz ama gerçek bu" dedi. 
İnsanlıktan çıktılar
Kimi sosyal medya kullanıcısı da Reina’da hayatlarını kaybedenler için yazdıkları mesajlarla adeta insanlıktan çıktı. Kimi ‘Kafirler gidip başka ülkelerde kutlama yapsın’. Kimi, ‘O kadar içip içip eğlenirseler olacağı budur,’, kimi de ‘Reina’da vurulana üzülmeyiz’ diye mesaj attı. Kullanıcıların büyük tepki gösterdi. 
Teröre karşı ortak mücadele vurgusu 
İstanbul Ortaköy'de 39 kişinin yaşamını yitirdiği terör saldırısına ilişkin çeşitli ülkelerden kınama ve taziye mesajları geldi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a taziye mesajı gönderdi. Putin, "Yeni yıl kutlamalarında masum sivilleri öldürmekten daha kötü bir suç olabileceğini düşünemiyorum. Fakat insani değerler teröristlere tamamen yabancı bir kavram. Ortak görevimiz terör saldırılarına kararlı bir şekilde cevap vermektir" ifadelerini kullandı. 
İNSANLIĞI HİÇE SAYDILAR 
NATO: Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, "Kalbim, yeni yılı kutlayan insanlara yönelik saldırıdan etkilenenler ve Türk halkıyla" dedi. 
İRAN: Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi yaptığı yazılı açıklamada, saldırıyı şiddetle kınadıklarını belirtti. Kasımi ayrıca, saldırı nedeniyle tüm Türk halkı ve hükümeti ile hayatını kaybedenlerin yakınlarına taziye dileklerini sundu.
ALMANYA: Başbakan Angela Merkel, "Yeni yılı birlikte kutlamak isteyen insanlara, insanlığı hiçe sayan sinsi bir saldırı düzenlediler. Bu saldırıyı kınıyor ve size taziyelerimi sunuyorum" dedi. 
 AMERİKA: Başkan Barack Obama, İstanbul'daki terör saldırısıyla ilgili yaptığı açıklamada, masum insanların hayatını kaybetmesinden üzüntü duyduğunu belirterek, hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı diledi. 
FRANSA: Cumhurbaşkanı François Hollande, "En az 39 kişinin ölümüne sebep olan terörist saldırıyı şiddetle kınıyorum. Fransa, Türkiye'yle dayanışma içindedir" dedi. 
HÜRRİYET'TEN ALGI OPERASYONU 
Aydın Doğan'ın Hürriyet'i, Reina'nın sahibi Mehmet Koçarslan'ın yaptığı açıklamayı çarpıtarak "10 gün önce ABD istihbaratı tarafından Koçarslan uyarılmış.Emniyete bilgi vermesine rağmen önlem alınmamış" şeklinde verdi. Koçarslan tepki göstererek, "Sözlerim çarpıtıldı . ABD istihbaratı bana bilgi vermedi. 29 Ekim'de gazetelere yansıyan ve kendi vatandaşlarına yönelik yaptıkları uyarıyı anlatmaya çalıştım" dedi. 
Bataclan ve Orlando saldırılarına benziyor 
İstanbul'da yeni yılı kutlamak için toplanılan bir eğlence merkezindeki insanları hedef alan olay, Avrupa ve ABD'deki bazı saldırıları akla getirdi. 13 Kasım 2015'te, Paris'i kana bulayan saldırılarda, Bataclan tiyatrosu da hedef alındı. DEAŞ'ın üstendiği olay, Fransa tarihine "en kanlı silahlı saldırı" olarak geçerken, 89 kişinin öldüğü açıklandı. 12 Haziran 20016'da bu kez, ABD'nin Orlando kentinde eşcinsellerin gittiği bir gece kulübüne silahlı saldırı düzenledi. 50 kişi öldü, 53 kişi yaralandı. 

29.12.2016 Kültür ve Turizm Bakanlığı , Giriş - Çıkış Yapan Ziyaretçi Yabancı ve Vatandaşlar Haber Bülteni Kasım 2016 sayısı yayınlandı.


29.12.2016 Kültür ve Turizm Bakanlığı ,

Giriş - Çıkış Yapan Ziyaretçi

Yabancı ve Vatandaşlar 

Haber Bülteni Kasım 2016 sayısı yayınlandı.

TÜRKİYE'YE  GELEN  YABANCI  ZİYARETÇİLERİN  YILLARA  VE  AYLARA  GÖRE  DAĞILIMI          
YILLAR % DEĞİŞİM ORANI
AYLAR 2014 2015 2016* 2015/2014 2016/2015
OCAK 1 146 815 1 250 941 1 170 333 9,08 -6,44
ŞUBAT 1 352 184 1 383 343 1 240 633 2,30 -10,32
MART 1 851 980 1 895 940 1 652 511 2,37 -12,84
NİSAN 2 652 071 2 437 263 1 753 045 -8,10 -28,07
MAYIS 3 900 096 3 804 158 2 485 411 -2,46 -34,67
HAZİRAN 4 335 075 4 123 109 2 438 293 -4,89 -40,86
TEMMUZ 5 214 519 5 480 502 3 468 202 5,10 -36,72
AĞUSTOS 5 283 333 5 130 967 3 183 003 -2,88 -37,96
EYLÜL 4 352 429 4 251 870 2 855 397 -2,31 -32,84
EKİM 3 439 554 3 301 194 2 449 948 -4,02 -25,79
KASIM 1 729 803 1 720 554 1 353 280 -0,53 -21,35
ARALIK 1 580 041 1 464 791   -7,29 -100,00
TOPLAM 36 837 900 36 244 632 24 050 056 -1,61 -33,65
           
11 AYLIK TOPLAM 35 257 859 34 779 841 24 050 056 -1,36 -30,85
 
(*): Veriler geçicidir.
2016 yılı Kasım ayında Ülkemizi ziyaret eden yabancı sayısı geçen yılın aynı ayına göre % 21,35 azalış gösterdi.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nden alınan geçici verilere göre; 2016 yılı Kasım ayında Ülkemizi ziyaret eden yabancı sayısı geçen yılın aynı ayına göre %21,35'lik bir azalışla 1 353 280 olmuştur.
Kasım ayında Ülkemize gelen 1 353 280 yabancı ziyaretçinin 17 454'ü (%1,29) günübirlikçidir.
Kasım ayında Ülkemize gelen yabancı ziyaretçilerin en çok giriş yaptıkları sınır kapılarının bağlı olduğu iller sıralamasında ilk 5 il aşağıdaki şekilde gerçekleşti:
1- İSTANBUL %49,10 (664 459)
2- EDİRNE %13,70 (185 398)
3- ARTVİN %13,34 (180 564)
4- ANTALYA %9,22 (124 826)
5- AĞRI %2,44 (33 061)
2016 yılı Ocak-Kasım döneminde Ülkemizi ziyaret eden yabancı sayısı geçen yılın aynı dönemine göre %30,85 azalış olmuştur.
2016 yılı Ocak-Kasım döneminde Ülkemizi ziyaret eden yabancı sayısı geçen yılın aynı dönemine göre %30,85 azalış göstererek 24 050 056 olmuştur.
2016 yılı Ocak-Kasım döneminde Ülkemize gelen 24 050 056 yabancı ziyaretçinin 610 403'ü (%2,54) günübirlikçidir.
Ocak-Kasım döneminde Ülkemize gelen yabancı ziyaretçilerin en çok giriş yaptıkları sınır kapılarının bağlı olduğu iller sıralamasında ilk 5 il aşağıdaki şekilde gerçekleşti:
1- İSTANBUL %35,52 (8 542 570)
2- ANTALYA %24,40 (5 868 167)
3- EDİRNE %11,03 (2 653 723)
4- ARTVİN %9,09 (2 184 958)
5- MUĞLA %6,89 (1 656 448)
YATIRIM VE İŞLETMELER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ ARAŞTIRMA VE DEĞERLENDİRME DAİRE BAŞKANLIĞI
* İsmet İnönü Bulvarı No: 5  06100 Emek/Ankara 'Tel: (0.312) 212 83 95 7 Faks: (0.312) 212 20 05
                                                                   www.turizm.gov.tr    istatistik@turizm.gov.tr
http://yigm.kulturturizm.gov.tr/TR,161150/29122016---giris---cikis-yapan-ziyaretci-yabanci-ve-vat-.html

Bir Makale

The International New Issues In SOcial Sciences Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül Yurt Sağlık Bakanlığı rgulyurt@gmail.com Orcid : 0000-0003-3076-3423 Year : 2025 Number : 13 Volume : 2 pp : 279-306 Makalenin Geliş Tarihi Kabul Tarihi Makalenin Türü Doi : 08/12/2025 : 24/12/2025 : Araştırma makalesi : https://zenodo.org/records/18044127 İntihal/Plagiarism: Bu makale, en az iki hakem tarafından incelenmiş, telif devir belgesi ve intihal içermediğine ilişkin rapor ve gerekliyse Etik Kurulu Raporu sisteme yüklenmiştir. / This article was reviewed by at least two referees, a copyright transfer document and a report indicating that it does not contain plagiarism and, if necessary, the Ethics Committee Report were uploaded to the system. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül YURT Öz Son yıllarda boşanma oranlarındaki artış, evlilik oranlarındaki belirgin düşüş aile yapısına yönelik kaygıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu kaygılar, özellikle aile içi bağların çözülmesi, aile yapısının erozyona uğraması ekseninde yoğunlaşmaktadır. Aile yapısındaki dönüşümlerin dijital çağın dinamikleriyle ilişkili olduğuna dair yaklaşımlar yaygınlaşırken, dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz etme hızı da dikkat çekici biçimde artmaktadır. Bu makale, dijital çağın aile içi ilişkilere etkisini analiz etmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu doğrultuda dijital çağda aile, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi kavramlara ilişkin literatür nitel araştırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Literatürdeki bulgular, aile yapısındaki çözülmenin ve aile içi ilişkilerdeki zayıflamanın tarihsel olarak sanayileşme süreciyle hız kazandığını; ancak dijital çağda yaygınlaşan dijital iletişim araçlarıyla bu dönüşümün çok daha ivmeli bir hâl aldığını göstermektedir. Bu çerçevede çalışma, ailenin temel işlevlerini, aile içi ilişkilerin bütünlüğünü dijital çağın baş döndürücü yenilikleri karşısında koruyabilmek için “dijital muhafazakârlık” kavramını önererek bu kavramın aile kurumu açısından sunduğu imkânları değerlendirmektedir. Anahtar kelimeler: Dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital muhafazakârlık, dijital çağda aile ilişkileri. Risks of Family Relationship Disintegration and Preservation Strategies in the Digital Age: An Assessment within the Context of Digital Conservatism Abstract The increase in divorce rates and the significant decrease in marriage rates in recent years have led to concerns about the family structure. These concerns are particularly focused on the disintegration of intra-family ties and the erosion of the family structure. While approaches suggesting that transformations in the family structure are related to the dynamics of the digital age are becoming widespread, the speed at which digital technologies permeate all areas of life is also increasing remarkably. This article was written to analyze the impact of the digital age on intra-family relationships. In this context, the literature on concepts such as family in the digital age, digital addiction, and digital loneliness has been examined using a qualitative research method. The findings in the literature show that the disintegration of the The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 280 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. family structure and the weakening of intra-family relationships historically accelerated with the industrialization process; however, this transformation has become much more rapid with the widespread use of digital communication tools in the digital age. In this framework, the study proposes the concept of "digital conservatism" to protect the basic functions of the family and the integrity of intra family relationships in the face of the dizzying innovations of the digital age, and evaluates the opportunities that this concept offers for the family institution. Keywords: Digital age, digital addiction, digital loneliness, digital conservatism, family relationships in the digital age. 1. Giriş Dijital çağ, insanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı, sınırsız ve görünmez bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bu dönüşüm yalnızca kamusal alanların değil, toplumun en kadim ve mahrem kurumu olan ailenin de doğrudan etkilendiği bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu çağda gerçekleşen iletişim yöntemi bireyler arasındaki etkileşim biçimlerini yeniden şekillendirmektedir. Dijital araçlarla gerçekleşen iletişimde bir yandan mekânsal sınırlar ortadan kalkarken, aynı zamanda bireyler arasında yeni mesafeler ortaya çıkmaktadır. Yüz yüze ilişkilerin yerini ekran aracılığıyla gerçekleşen yeni bir gündelik hayat ve yaşam şekli almaktadır. Dijital araçlarla şekillenen yeni iletişim yöntemleri hiç kuşkusuz aile içi bireylerin iletişimlerini derinden etkilemektedir. Aile, bir yandan dijital imkânların sağladığı olanaklardan faydalanırken diğer yandan yalnızlık, iletişimsizlik ve değer aşınması gibi risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla 21. yüzyıl, dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerinin çok boyutlu biçimde tartışılmasını zorunlu kılan kritik bir dönem olarak öne çıkmaktadır. İletişim biçimlerinden kamu hizmetlerine, kültürel aktarım pratiklerinden siyasal söylemlere kadar geniş bir etki alanına sahip olan dijital teknolojiler, yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda değerler, normlar ve toplumsal yapılar üzerinde derin dönüşümler yaratan sosyolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital platformlar ideolojilerin, kimliklerin ve değer sistemlerinin üretildiği, dolaşıma sokulduğu ve yeniden müzakere edildiği başlıca alanlardan biri hâline gelmiştir. Dijitalleşmenin liberal, popülist veya küreselci söylemlerle ilişkisi yoğun biçimde tartışılırken, muhafazakâr değerlerin dijital çağda nasıl konumlandığı meselesi görece sınırlı bir alan olarak kalmıştır. Bu dönüşüm süreci, özellikle muhafazakâr The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 281 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. düşünce açısından dijital çağda değerlerin nasıl korunacağı, yeniden üretileceği ve aktarılacağı sorularını gündeme getirmektedir. Dijitalleşmenin hayatın her alanına hızla nüfuz etmesi bu teknolojilere yönelik eleştirel yaklaşımların giderek artmasına yol açmaktadır. Dijitalleşmeye yönelik eleştirilerin kümelendiği konular ahlaki aşınma, kültürel çözülme ve toplumsal yabancılaşma ile ilişkilendirmektedir. Bu teknolojilerden korunmanın çözümünü dijital alanın dışında kalmak olarak kurgulamak ve dijital mecraların sunduğu imkânları göz ardı etmek faydalı bir yaklaşım değildir. Her yenilik gibi dijital teknolojiler de hem fayda hem de riskleri eş zamanlı olarak barındırmaktadır. Bu bağlamda, dijital teknolojilerin olumsuz yönlerine odaklanmak, bu teknolojilerin sunduğu çok yönlü imkânları göz ardı etmek anlamına gelecektir. Oysa dijital platformlar, bilinçli ve stratejik biçimde kullanıldığında, kültürel ve ahlaki değerlerin görünür kılınması, aktarılması ve sürekliliğinin sağlanması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu bakış açısından hareketle makale “dijital muhafazakârlık” kavramını tartışmaya açarak bireylerin dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alan bir yaklaşımın önemini savunmaktadır. Uluslararası literatürde dijital muhafazakârlık kavramının özellikle Rusya bağlamında tartışmaya açıldığı görülmektedir. Eurasia 2.0: Russian Geopolitics in the Age of New Media adlı çalışmada dijital muhafazakârlık vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeni medya aracılığıyla yeniden çerçevelenmesi bağlamında ele alınmakta; dijital platformlar, değerlerin aşındığı alanlar olmaktan ziyade ideolojik ve kültürel sürekliliğin sağlandığı stratejik mecralar olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makale dijital dönüşüm çağında muhafazakâr hukuki düşüncenin, kamu sistemlerinin dijitalleşme süreçlerini etik, ahlaki ve sosyo-normatif düzenlemelerle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmalar, dijital muhafazakârlığın dijital teknolojilere karşı bir mesafe koyma tutumundan ziyade, dijital alanı değerlerin korunması ve yeniden inşası için stratejik bir zemin olarak konumlandırdığını ortaya koymaktadır. Türkiye bağlamında ise dijital muhafazakârlık kavramının henüz sistematik bir çerçeveye oturtulmadığı görülmektedir. Türkiye’de yazın alanında dijitalleşme ile ilgili ele alınan çalışmalar çoğu zaman kültürel yozlaşma, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 282 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. ahlaki erozyon veya dijital bağımlılık ekseninde tartışılmakta; dijital alanın değerleri koruyucu ve yeniden üretici bir potansiyel taşıyabileceği yeterince ele alınmamaktadır. Dijital muhafazakârlık kavramının ulusal literatürde yer almaması, bu alandaki tartışmaların dağınık ve kavramsal bütünlükten yoksun kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, dijital çağda muhafazakâr değerlerin nasıl korunacağına ilişkin tartışmaların teorik derinlik kazanmasını zorlaştırmaktadır. Oysa dijitalleşmenin geri döndürülemez bir gerçeklik olduğu dikkate alındığında, değerleri korumanın yolu dijital alanın dışında kalmak değil, bu alanı değer temelli ilkeler doğrultusunda yeniden anlamlandırmaktan geçmektedir. Dolayısıyla kaleme alınan bu makale, Rusya literatüründe geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarından yola çıkarak, dijital çağda değerleri korumanın dijital platformlardan uzak durmakla değil, bu platformları bilinçli, etik ve normatif ilkeler çerçevesinde etkin biçimde kullanmakla mümkün olabileceğini savunmaktadır. Bu doğrultuda makalenin amacı, dijital muhafazakârlık kavramını kuramsal olarak tartışmak ve Türkiye bağlamında dijitalleşme-değer ilişkisine yönelik kavramsal bir katkı sunmaktır. Bu yönüyle makale, dijital çağda değerlerin korunmasına ilişkin tartışmalara yeni bir perspektif kazandırmakta ve dijitalleşme karşısında muhafazakâr düşüncenin değerlerin muhafazası ekseninde önemli bir rol üstlenebileceğini savunmaktadır. 2. Çalışmanın Amacı ve Beklenen Yararlar Bu çalışmanın temel amacı, dijitalleşmenin toplumsal ve kültürel yapılar üzerindeki dönüştürücü etkilerini, muhafazakâr değerler ekseninde ele alarak “dijital muhafazakârlık” kavramını kuramsal bir çerçeve içerisinde tartışmaktır. Dijital teknolojilerin aile yapısı, değer aktarımı ve gündelik yaşam pratikleri üzerindeki etkilerinden hareketle çalışma, dijital alanın muhafazakâr düşünce açısından yalnızca bir tehdit ya da kaçınılması gereken bir mecra olarak değil; değerlerin korunması, yeniden üretilmesi ve görünür kılınması açısından stratejik bir alan olarak nasıl konumlandırılabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu bağlamda makale, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı etik, normatif ve kültürel ilkeler doğrultusunda aktif biçimde kullanmayı öneren bir yaklaşımı savunmaktadır. Çalışmanın bir diğer amacı, uluslararası literatürde özellikle Rusya bağlamında geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarını Türkiye The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 283 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bağlamına taşıyarak, dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin kavramsal bir boşluğu doldurmaktır. Türkiye’de dijitalleşmenin çoğunlukla kültürel yozlaşma, ahlaki aşınma ve bağımlılık gibi sorunlar etrafında ele alındığı dikkate alındığında, bu çalışma dijital alanın değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alınabileceğini göstermeyi amaçlamaktadır. Böylece muhafazakâr düşüncenin dijital çağda nasıl bir konum alabileceğine dair teorik bir tartışma zemini oluşturulmaktadır. Beklenen yararlar açısından değerlendirildiğinde bu çalışmanın, dijital muhafazakârlık kavramını sistematik biçimde ele alarak ulusal literatüre kavramsal ve teorik bir katkı sunması beklenmektedir. Ayrıca dijitalleşmenin aile, değerler ve kültürel süreklilik üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalara çok boyutlu bir bakış açısı kazandırarak, dijital teknolojilerin bilinçli ve etik kullanımına yönelik farkındalık oluşturması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr değerlerin korunmasına ilişkin akademik tartışmalara yeni bir perspektif sunmakta; politika yapıcılar, akademisyenler ve toplumsal aktörler için dijital alanın değer temelli biçimde nasıl değerlendirilebileceğine dair düşünsel bir çerçeve sağlamaktadır. 3. Araştırmanın Yöntemi ve Kapsamı Modernleşme, kentleşme, sanayileşme ve medya teknolojilerinin aile yapısında değişime-dönüşüme yol açtığı literatürde tartışılan konular arasındadır. Ancak dijital çağın hız, erişilebilirlik, sınırların belirsizleşmesi ve bireysel iletişim pratiklerini yeniden tanımlaması gibi özellikleriyle aile yapısında ve aile içi ilişkilerde nasıl bir sürecin yaşanabileceğine dair çalışmalar sınırlı sayıdadır. Makale literatürde yer alan bu sınırlı çalışmalardan biri olmakla birlikte tartışmaya açtığı dijital muhafazakârlık kavramıyla hem teknolojinin hızına uyum sağlamayı hem de aile kurumu gibi kadim yapıları korumayı hedefleyen çift yönlü bir strateji sunmaktadır. Bu çerçevede makale, dijital teknolojilerin yol açtığı risk ve tehditleri asgariye indirmek amacıyla dijital muhafazakârlık kavramını teorik ve pratik boyutlarıyla tartışmaya açan disiplinlerarası bir yaklaşımla literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, dijital çağın aile ilişkileri üzerindeki etkilerini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek amacıyla nitel derleme yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Derleme yöntemi, belirli bir konuya ilişkin mevcut literatürü The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 284 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sistematik bir çerçevede incelemeyi, bulguları karşılaştırmayı ve alandaki eğilimleri ortaya koymayı mümkün kılmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital ebeveynlik ve dijital muhafazakârlık gibi kavramları ele alan ulusal ve uluslararası akademik yayınlar incelenmiştir. Araştırma sürecinde öncelikle konu ile ilgili temel kavramlar belirlenmiş; ardından bu kavramlarla ilişkili çalışmalar, belirlenen temalar doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Çalışmaların seçiminde, konuyla doğrudan ilişkili olması, alana katkı sunması ve güncel literatürü temsil etmesi temel ölçütler olarak benimsenmiştir. Elde edilen bulgular, aile yapısındaki dönüşümleri tarihsel, sosyolojik ve dijital bağlamlarda ele alan teorik yaklaşımlar ışığında yorumlanmıştır. Bu yaklaşım sayesinde, dijital çağın aile ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne dair çok boyutlu bir değerlendirme yapılmış ve “dijital muhafazakârlık” kavramı bu dönüşümün anlaşılmasında bir analitik çerçeve olarak tartışılmıştır. Bu yöntem doğrultusunda çalışma, mevcut literatürü sentezleyerek alandaki güncel eğilimleri görünür kılmayı, dijital çağda aile kurumuna yönelik risk ve imkânları akademik bir zeminde ortaya koymayı amaçlamaktadır. 4. Dijital Çağda Bağımlılık ve Yalnızlık Dijital çağ, dijital devrim ve dijitalleşme olarak adlandırılan 21. yüzyıl, insanlık tarihindeki en önemli devrimlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu devrimin fitilini ateşleyen ilk adım, Amerikalı bilim insanları tarafından 1947 yılında üretilen transistördür (Özdoğan, 2017:25). Transistörün elektronik cihazların temel bileşeni hâline gelmesi, bilgisayar sistemlerinin ortaya çıkmasını ve bilgilerin dijitalleşmesini sağlamıştır (Özdoğan, 2017:27). Dijital iletişimin ana kaynağı olan internetin doğuşu ise 20. yüzyılın üçüncü çeyreğine dayanmaktadır. Amerika Savunma Bakanlığına bağlı bir birim olan Advanced Research Projects Agency (ARPA) tarafından 1957 yılında kesintisiz bir iletişim ağı kurularak internetin ilk adımı atılmıştır. Bu gelişmeyi takiben 1960 yılında ARPANET projesi kapsamında internetin kullanım alanını yaygınlaştırılmıştır. Büyük bilgisayarlar arasında bağlantılar kurularak paylaşım yapabilen ağlar oluşturulmuş ve zamanla üniversiteler ile diğer kurumlar da bu ağa dahil edilmiştir. Farklı işletim sistemine sahip bilgisayarların ağa bağlanmasıyla “İNTERNET” adı verilen küresel bir network meydana gelmiştir (Yıldırım, 2021:3). Bu networkün The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 285 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gelişim ivmesi ve kullanım alanı her geçen gün katlanarak artmıştır. Dijital araçlarla iletişim kurulabilmesi, bilgiye kolay erişim sağlanması ve birçok hizmetin kısa sürede mekândan bağımsız şekilde sunulabilmesi, dijital çağın küresel zeminde hızla benimsenmesini sağlamıştır (Yetkin & Coşkun, 2021:2). 20.yüzyılda televizyon ve radyo gibi “geleneksel medya” araçları, bireylerin yüzyıllardır sürdürdüğü iletişim pratiklerini köklü biçimde dönüştürmüşken (Alkan, 2023: 15), 21. yüzyıl bu dönüşümün çok daha kapsamlı bir versiyonuna tanıklık etmektedir. Günümüzde cep telefonları, dijital kameralar, sosyal medya platformları ve çeşitli dijital iletişim teknolojileri, gündelik yaşamın merkezine yerleşmiş ve bireylerin etkileşim biçimlerinin başat belirleyicileri hâline gelmiştir (Akar, 2025:10). Devlet yönetiminden bürokratik süreçlere, ticaretten alışveriş kültürüne; eğitim politikalarından sağlık hizmetlerine kadar hemen her alanda dijital dönüşüm belirgin bir etki oluşturmaktadır (Yurt, 2025:26). Dijital iletişimin en belirgin avantajı, zaman ve mekân sınırlamasından bağımsız olarak, anlık, dijital platformların mevcut olduğu sahalarda kullanılabilmesidir. Bu sayede milyonlarca, hatta milyarlarca bireyin aynı anda iletişim kurması mümkündür. Fiziki sınırlardan bağımsız olarak dijital uygulamalar sayesinde kişilerarası iletişim tek bir tıklamayla kolaylaşmıştır. Mektup, telefon ve telgraf gibi klasik iletişim araçlarıyla kıyaslandığında, dijital dünyanın iletişim açısından sunduğu olanaklar insanlık için paha biçilemez niteliktedir. Dijital iletişimin bu hızda yaygınlaşması bu araçlara yönelik kaygıların zaman içinde artmasına yol açmaktadır. Bu araçlar yoluyla kurulan dijital sosyalleşmelerin, aile üyeleri arasındaki iletişimi zayıflattığına, aile içi bağlara zarar verdiğine yönelik endişeler medyada ve akademik platformlarda geniş yer bulmaktadır (Duran, 2022: 13). Hayatın tüm katmanlarına nüfuz eden bu dijitalleşme sürecinin aile içi ilişkileri yönlendirme ve dönüştürme gücünün giderek artması, dijital teknolojilere ve dijital iletişim biçimlerine yönelik eleştirel yaklaşımların doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu çağın kavramları da kuşkusuz dijital ön ekiyle her geçen gün genişlemekte ve kullanım alanları yaygınlaşmaktadır. Dijital sağlık, dijital eğitim, dijital bankacılık, dijital kurumlar (e-devlet, e-vergi, e-imza), dijital oyunlar ve dijital ticaret dijitalleşmenin somut örneklerinden yalnızca birkaçıdır. Bununla birlikte dijital iletişim, dijital yalnızlık, dijital din ve dijital toplum gibi soyut kavramlar da giderek yaygınlaşmaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 286 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Önümüzdeki yıllarda dijital ön ekiyle birçok yeni somut ve soyut kavramın türeyeceği kaçınılmazdır. Çünkü her yeni gelişme, dijital hizmetler ve araçların kullanım alanını genişletirken, aynı zamanda bu yenilikler bireylerin günlük yaşamına da entegre olmaktadır. Dijital çağda öne çıkan ve giderek yaygınlaşan bağımlılık türlerinden biri de dijital bağımlılıktır (Yengin, 2019:2). Bu kavram, ilk kez 1995 yılında Ivan Goldberg tarafından literatüre kazandırılmış ve ardından Amerika medyasında “internet addiction” olarak yer bulmuştur (Ersoy & Ağlar, 2024:3; Yıldırım, 2021:7). Kimberly Young tarafından dijital bağımlılığı araştırmak üzere kurulan araştırma merkezi ve geliştirilen bağımlılık testleri dijital bağımlılık alanındaki bilimsel çalışmalara öncülük etmiştir (Havalı, 2024:20). Bağımlılık bir nesneye, kişiye, objeye duyulan önlenemez istek, iradenin yetersiz kalması veya başka bir iradenin etkisi altında olma durumu olarak tanımlanabilir. Dijital bağımlılık ise, bireyin kendisini yeterli hissetmeme dürtüsüyle tetiklenen, teknolojik ve davranışsal bir bağımlılık türüdür (Özsarı & Deli, 2023:2). Bu bağımlılık türünde bireyin zihni sürekli dijital öğelerle meşgul olmaktadır. Birey zamanla dijital araçlardan kopamamaktadır. Birey, bu araçlara erişim sağlayamadığında huzursuz, gergin, kaygılı, mutsuz bir durum sergilemektedir. Dijital bağımlılığın şiddeti, haftalık 40-48 saate varan internet kullanımına kadar ulaşabilirken birey dijitali kullanma isteğinin önüne geçmekte zorlanmaktadır. Bağımlılık düzeyine ulaşan bireylerde, internete bağlı olunmayan zamanın önemi kaybolmakta, saldırganlık gibi davranışsal değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Günlük yaşamda sorumlulukların yerine getirilmesinde aksaklıklar meydana gelirken iş, okul ve aile hayatındaki görevler ihmal edilmektedir. Zamanla bağımlı bireyler, evden dışarı çıkamama gibi ciddi sorunlarla karşılaşabilmektedir (Alyanak, 2016: 1). Literatürde dijital bağımlılık ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir bölümünde olumsuz aile ilişkilerinin yaşandığı ortamlarda bağımlılığın daha yaygın olduğu vurgulanmaktadır. Dijital bağımlılığa yol açan çalışma sonuçları makalenin “literatürde dijital bağımlılık ve aile ilişkileri” başlığında ele alınmıştır. Dijital Yalnızlık The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 287 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Yalnızlık kavramı, Türkçe sözlükte “yalnız olma, kimsenin bulunmaması durumu” olarak tanımlanmaktadır. Ancak Türk Dil Kurumu (TDK), 2024 yılında “kalabalık yalnızlık” kavramını yılın kelimesi olarak açıklayarak, bu kavrama olan ilgiyi önemli ölçüde artırmıştır (Karayaman, Boz, Şener, & Güler, 2025:1). TDK’nın internet sitesinde halk oylamasına sunulan “merhamet”, “yabancılaşma”, “algoritma”, “yozlaşma”, “yapay zekâ” ve “dijital yorgunluk” kelimeleri arasından seçilen “kalabalık yalnızlık”, birey toplum ilişkisi hakkında birçok mesaj barındırmaktadır (tdk.gov.tr, 30 Temmuz 2025). Yaklaşık bir milyon kişinin katılımıyla yapılan oylamada bu kavramın seçilmesi, birey-toplum, sosyoloji ve psikoloji zemininde kapsamlı araştırmaların önemini göstermektedir. Aynı zamanda kavram, toplumsal ve sosyolojik dönüşümün hangi yönlere evrilebileceği konusunda uyarıcı bir niteliğe sahiptir. Birbirine zıt anlamlar taşıyan “kalabalık” ve “yalnızlık” kelimelerinin bir arada kullanılması ilk bakışta tezat gibi görünse de kavramın derinlemesine incelenmesi bireylerin içinde bulunduğu durumun ne denli travmatik olabileceğini ortaya koymaktadır. Carl Gustaw Jung’un yalnızlık ile ilgili tanımı, bu kavramın bireylerin yaşadığı durumu özetler niteliktedir. Jung’a göre yalnızlık, bireyin yanında kimsenin olmaması değil; bireye ait duygu, düşünce ve fikirlerin karşı tarafa iletilememesi veya kabul görmemesidir (Deveoğlu, 2024:2). Literatürde dijitalleşme ve yalnızlık arasındaki ilişki üzerine birçok araştırma bulunmaktadır. Alkan, Alyanak, Deveoğlu, Göldağ, Kavlak, Yıldırım, Şen & Erol, bu ilişkinin farklı boyutlarını inceleyen çalışmalara örnek olarak gösterilebilir. Araştırmalar, yalnızlığa yol açan çeşitli etmenleri ortaya koymaktadır. Aile içi olumsuz ilişkiler, dijital araçlar, dijital oyunlar, dijital hedonizm, anlaşılmama hissi, mobbing ve boşluk hissi bunlardan sadece birkaçıdır. Ancak ortak olarak vurgulanan ve dikkat çeken unsur, aile içi olumsuz ilişkilerden kaynaklanan yalnızlıktır. İnsan doğası, temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra ait olma, sevilme, sayılma ve anlaşılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç, Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin üçüncü basamağında, sosyal aidiyet basamağı olarak yer almaktadır. Birey, bu ihtiyacını sevgi, sosyal yakınlık ve dostluk ilişkileriyle karşılamaktadır (Şengöz, 2022:4). Ancak aile içinde ait olma, anlaşılma, sevgi ve değer görme ihtiyacı karşılanamadığında birey, bu boşluğu farklı kanallarla doldurmaya çalışabilmektedir. Bireyin iş, okul ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 288 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sosyal hayatındaki ilişkiler zaman zaman sekteye uğrayabilmektedir. Bu durumlara aile içi iletişimsizlik, anlaşılmama ve değersizlik hissi eşlik ettiğinde bireysel izolasyonla başlayan yalnızlık zamanla bireyi dijital dünyanın zeminine sürükleyebilmektedir. Hayatın neredeyse her alanına entegre olmuş ve mekândan bağımsız sayısız seçenek sunan dijital dünya, bireyleri sanal bir çevreyle kuşatırken bireylerin yalnızlıklarını derinleştirmektedir. Bu yalnızlaşmanın sonucunda, aile ve toplum içindeki iş birliği, dayanışma ve yardımlaşma gibi değerlerin önemi zamanla azalmaktadır. Bireylerde yabancılaşma ve aidiyet duygularının kaybolması kaçınılmaz hâle gelmektedir. Oysa insan, yaratılış itibarıyla toplumsal bir varlıktır ve tarih boyunca milletlerin, devletlerin oluşumunda toplumsal bağlar belirleyici bir rol oynamıştır. Gerçek anlamda tarihin öznesi olabilmek, güçlü toplumsal bağlarla bir arada yaşamakla mümkündür. Toplumlar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş yığınlar değildir. Toplumları bir arada tutan, birlikte yaşamalarını sağlayan ortak tarih, sosyal ve kültürel bağlardır. Bu bağlar zamanla güçlenebileceği gibi gevşeyip çözülme tehlikesi de taşımaktadır. Toplumun hangi yöne evrileceği ortak irade ve birlikte yaşama kararlılığıyla doğrudan bağlantılıdır (Çapcıoğlu, 2024: 17-18). Ancak “kalabalık yalnızlık” içinde yaşayan bireylerin artışı, bireylerde birlikte yaşama arzusunun azalmasına yol açacaktır. Bu durumda nihai olarak toplumsal bağların çöküşüne zemin hazırlayacaktır. Dijitalleşme ve Muhafazakârlık Muhafazakârlık Latince’de korumak, saklamak, muhafaza etmek, tutmak gibi anlamlara gelen conservare sözcüğüne dayanmaktadır (Güngörmez, 2004:2). Kavram Ortaçağ’da yasaları, düzeni, belli grupları koruyan, kollayan anlamında “Conservator” terimiyle kullanılmıştır (Akkaş, 2003:2). Arapça sözlükte koruma, himaye etme, gözetme anlamlarına gelen hafaza kökünden türemiştir. Türkçe sözlükte de muhafaza etme, koruma anlamına gelmektedir. Muhafazakârlık kavramının Türkçe’de conservatismin karşılığı olarak ne zamandan itibaren kullanıldığı net olarak bilinmemekle birlikte geleneği koruma sürekliliği ifade etme anlamı uzun bir geçmişe dayanmaktadır (Çamurdaş, 2023:2). Muhafazakârlık modern siyasi bir ideoloji olarak Fransız Devrimi’ne karşı bir tepki hareketi olarak Edmund Burke’ün (1729-1797) fikirleriyle şekillense The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 289 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. de bir yaşam formu, bir düşünce şekli olarak kökeni 4. yüzyılın Kilise babalarından Saint Augustin’e, hatta Antik Yunan’a Aristo’ya kadar uzanmaktadır (Yurt, 2025:16). Edmund Burke tarafından kaleme alınan “Reflections on the Revolution in France 1790 (Fransız İhtilali Üzerine Düşünceler 1790)” muhafazakâr geleneğin en üst referans metni olarak kabul edilmektedir (Beneton, 2016: 15). Muhafazakârlıkla ilgili yaygın kabul, bu düşünce geleneğinin değişime bütünüyle karşı olduğu yönündedir. Ancak bu yaklaşım, muhafazakârlığın gerçek doğasını tam olarak yansıtmamaktadır. Muhafazakârlığın değişime bakışı, kökten ve ani dönüşümlere direnmekle birlikte, değişimin tedrici, kontrollü ve toplumsal istikrarı gözeten bir biçimde gerçekleşmesi gerektiği yönündedir. Nitekim literatür incelendiğinde muhafazakârlığın zaman içerisinde “neo-muhafazakârlık” ve “Yeni Sağ” gibi farklı biçimlere evrilerek dönemin toplumsal ve siyasal koşullarına uyum sağladığı görülmektedir (Yurt, 2025:27). Aile kurumu, insanlık tarihi boyunca toplumsal düzenin köklü yapılarından biri olarak varlığını muhafaza etmiştir. Bu kurum, “bireylerin sosyal bir varlık olmayı öğrendikleri ilk etkileşim ağı olması nedeniyle bireysel hayatlar ve toplum hayatı için en temel kurumdur” (Dikeçligil, 2012:24). Biyolojik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik ve hukukî boyutlarıyla aile; üyeler arasındaki ilişkileri belirli normlara bağlayan, toplumun kültürel ve karakteristik özelliklerini kuşaktan kuşağa aktaran ve en yoğun birincil ilişkilerin yaşandığı temel sosyalleşme ortamını oluşturan bir kurumdur (Zorlu, 2025:2). Muhafazakâr düşünce geleneğinde aile, toplumsal yapının inşasında ve sürekliliğinde merkezi bir konuma sahiptir. Toplumsal hayatın en eski kurumu olan aile, yalnızca biyolojik bir birliktelik değil; aynı zamanda değerlerin aktarımını, otoritenin meşruiyetini ve toplumsal düzenin devamlılığını sağlayan temel bir yapı olarak görülmektedir. Muhafazakâr ideolojinin erken dönem teorisyenlerinden Louis de Bonald’a göre aile toplumsal ve siyasal düzenin küçük bir yansıması niteliğindedir (Güler, 2016:127). Muhafazakâr düşüncede aile, bireyin kimlik kazanma sürecinde belirleyici bir kurumsal yapı olarak konumlandırılmaktadır. Aile, bireylerine yalnızca aidiyet duygusu kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda onları toplumsal hayata hazırlayarak belirli roller ve konumlar üzerinden toplumsal yapı içine dâhil eder. Bu yönüyle aile, birey ile toplum arasındaki temel aracı The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 290 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. kurumlardan biri olarak işlev görmektedir. Thomas Fleming de benzer biçimde, bireyin esas kimliğini oluşturan tarihsel süreklilik ve gelecek tasavvurunun aile aracılığıyla şekillendiğini ileri sürmektedir. Fleming’e göre insan doğası gereği unutkandır; buna karşılık aile, kuşaklar arası aktarımı mümkün kılan kolektif bir hafıza işlevi üstlenmektedir. Talcott Parsons, aile kurumunun toplumsal düzen içindeki rolünü; neslin devamlılığının sağlanması, bireylerin sosyal ve psikolojik rehabilitasyonu ile toplumsal norm ve değerlerin aktarımını sağlamak şeklinde üç temel işlev üzerinden tanımlamaktadır (Çaha, 2004: 8). Aile, bireylerde topluma ve devlete yönelik sevgi, aidiyet ve bağlılık duygularının gelişmesinde merkezi bir işleve sahiptir. Toplumsal bütünlüğün ve siyasal istikrarın sürdürülebilirliği, bireyler arasındaki bu duygusal ve normatif bağların gücüne doğrudan bağlıdır. Sevgi ve bağlılık temelinde inşa edilmemiş toplumların ve devlet yapıların çözülmeye daha açık olduğu görülmektedir. Bu bağlamda aile değerlerine yönelen herhangi bir tehdidin zamanında engellenememesi, söz konusu tehdidin giderek derinleşmesine ve yalnızca aile kurumunu değil, toplumsal düzeni ve nihai aşamada devletin bütünlüğünü hedef alan yapısal bir soruna dönüşmesine zemin hazırlamaktadır (Gilbert, 2016:74). Durkheim, toplumsal yapıda ortaya çıkan anomi ve yabancılaşma olgusunu, toplumun ortak değer dünyasında meydana gelen çözülmeyle ilişkilendirmektedir. Ona göre toplumsal düzenin zayıflaması ani bir kırılmanın sonucu değil, daha derin ve kademeli bir sürecin ürünüdür. Bu çözülme sürecinin ilk aşaması ise aile kurumunda başlamaktadır. Aile bağlarının zayıfladığı ve aileye atfedilen değerlerin aşındığı toplumlarda, kolektif bilinç giderek güç kaybetmekte; buna bağlı olarak toplumsal bağların ve ortak değerlerin çözülmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir (Çaha, 2004:8). Türk sosyoloji geleneğinde Ziya Gökalp, aileyi yalnızca bireylerin bir araya geldiği özel bir alan olarak değil, ulusun varlığını sürdüren ve kültürel sürekliliği sağlayan merkezi bir yapı olarak ele alır. Ona göre aile, toplumsal dirliği teminat altına alan, millî değerleri nesilden nesile aktaran ve ulusal bütünlüğü güçlendiren bir çekirdek kurumdur. Bu yaklaşım, aileyi hem ahlaki hem de ulusal sorumluluk alanı olarak konumlandırmaktadır. Benzer şekilde İhsan Sezal da aileyi toplumsal düzenin inşasında ve kurumsallaşmasında başlangıç noktası olarak değerlendirir. Sezal’in The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 291 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. perspektifinde aile, birey ile toplum arasındaki bağın kurulduğu; toplumsal yapının canlılığını, dayanıklılığını ve sürekliliğini güvence altına alan temel örgütlenme biçimidir (Kır, 2011:2). Bu makalenin odağı gereği, aile kurumunun önemine ilişkin tanımlar sınırlı tutulmuş; esas amaç olarak dijital çağın aile yapısı üzerindeki etkilerini irdelemek ve bu yeni çağda aileyi korumaya yönelik stratejiler geliştirmek benimsenmiştir. Literatürdeki çalışmalar, geleneksel aile modelinin tarihsel süreç içerisinde çekirdek aile formuna evrildiğini; dijital çağla birlikte çekirdek yapısının da farklılaşarak çoklu aile tipolojilerine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Araştırmalar, aile yapısındaki çözülme eğiliminin Sanayi Devrimi sonrasında hız kazanan kentleşme ve göç süreçleri, kadın hakları mücadelesi, eğitimde fırsat eşitliğinin genişlemesi, kadınların iş gücüne aktif katılımı gibi çeşitli toplumsal dinamiklerle bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır (Turgut, 2017:18). Bunun yanı sıra aile içi ilişkilerin belirgin biçimde zayıfladığı; tek ebeveynli aileler, dijital aileler, arkadaş temelli aile yapıları ve çocuksuz aile modelleri gibi yeni aile formlarının dijital çağın ilk çeyreğinde dikkat çeken bir seviyede artış gösterdiği literatür bulgularındandır (Bayer, 2013:12). Dolayısıyla aile yapısındaki dönüşüm çok boyutlu nedenlerle şekillenmekte olup bu nedenlerin etkisi, dijitalleşmenin hızlandırıcı niteliğiyle günümüzde daha görünür ve daha belirgin hale gelmiştir. Dijital Muhafazakârlık 2016 yılında yayımlanan Russian Geopolitics in the Age of New Media (Yeni Medya Çağında Rus Jeopolitiği) adlı eserde, dijitalleşmenin jeopolitik yapılar üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Anılan eserde Rusya’daki bölgelerin yerel ve jeopolitik mekânsal kimliklerine ilişkin anlatıların dijital platformlar aracılığıyla inşa edilmesi, bölgesel öz belirlemeye yönelik politik bir yönelimin oluşturulmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu anlatıların, “dijital jeopolitik” kavramını görünür ve analiz edilebilir bir olgu hâline getirdiği; dolayısıyla Rusya’daki sosyologlar tarafından incelenmesi gerektiği eserde vurgulanan temel hususlar arasındadır. Eserde özellikle dikkat çeken bölümlerden biri, “Digital Conservatism: Framing Patriotism in the Era of Global Journalism” (Küresel Gazetecilik Çağında Vatanseverliğin Çerçevelenmesi) başlığıdır (Bassin ve diğerleri, 2016:185). Bu başlıkta yazar, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 292 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Rusya’nın yeni medya ortamı içerisinde gelenekselci ve muhafazakâr anlatıların nasıl yeniden üretildiğini incelemektedir. Dijital platformların yalnızca teknik araçlar olmadığı, aksine tarihsel hafıza, ulusal kimlik ve muhafazakâr değerlerin dolaşıma sokulduğu ideolojik mekânlar hâline geldiği vurgulanmaktadır. Eserde dijital gazetecilik, devletle uyumlu aktörler ile taban hareketlerinin çevrimiçi katılım pratiklerini bir araya getirerek muhafazakâr bir jeopolitik dünya görüşünü pekiştiren stratejik bir mecra işlevi görmektedir. Böylece dijital muhafazakârlık; medya biçimi, siyasal ideoloji ve ulusal kimliğin, Rusya’nın Sovyet sonrası coğrafyadaki jeopolitik hedefleri çerçevesinde karşılıklı olarak birbirini ürettiği bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle dijital muhafazakârlık, geleneksel değerlerin dijital formlar içinde yeniden üretilmesini ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu eserde “dijital muhafazakârlık” kavramının kullanılması uluslararası literatür açısından bir ilki barındırmakla birlikte muhafazakârlığın dijital çağda kendini yenilemesi ve dijital bir forma evrilmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu göstermektedir. Dijital muhafazakârlığın konu edindiği başka bir çalışma Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makalede yer almaktadır. Anılan yazarlar “Conservatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems’ Digital Transformation (Muhafazakârlık ve Muhafazakâr Hukuk Düşüncesi: Kamu Sistemlerinin Dijital Dönüşümü Çağı) başlıklı makalede muhafazakârlığın genel kavramsal yapısını tartıştıktan sonra, dijital dönüşümün hukuki ve sosyal etkileri bağlamında muhafazakâr düşüncenin nasıl konumlanması gerektiğini belirtirler. Kazachanskaya ve Mamychev dijital teknolojilerin hızla kamu sistemlerine entegre olduğu bir dönemde, muhafazakâr hukuki düşüncenin salt geleneksel değerleri korumaya dönük değil, aynı zamanda dijitalleşme süreçlerini bu değerlerle uyumlu bir şekilde düzenlemeye odaklanan bir çerçeve geliştirmesi gerektiğini savunurlar. Söz konusu çalışmada toplumsal yaşamda dijital teknolojilerin geliştirilmesi ve etkin biçimde kullanılabilmesi için doktrinel nitelikte hukuki ve düzenleyici politikaların yanı sıra etik standartlar ve ahlaki ilkelerin oluşturulmasının gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Kazachanskaya ve Mamychev’e göre, 21. yüzyılda güçlü bir devlet yapısının inşası açısından dijital ortamda sunulan hizmetlerin; deontolojik kodlar, biyolojik tehditler ve çevresel riskler dikkate alınarak tasarlanması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, dijital çağın The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 293 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gereklerine uyum sağlayabilmek için kamu yönetiminde ve kamu hizmetlerinde gerçekleştirilen dijital dönüşümlere ek olarak, sosyo-normatif düzenlemelerin de hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmektedir (Kazachanskaya ve Mamychev, 2021:447-455). Bu çerçevede dijital muhafazakârlık, dijitalleşmenin değerler üzerinde yarattığı dönüştürücü etkilere karşı geliştirilen savunmacı bir refleks olmanın ötesinde, dijital çağın imkânlarını dikkate alan kurucu bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görüldüğü üzere, dijital platformlar muhafazakâr değerlerin aşındığı değil, aksine yeniden üretildiği ve dolaşıma sokulduğu stratejik alanlar hâline gelebilmektedir. Kazachanskaya ve Mamychev’in dijital dönüşüm bağlamında muhafazakâr hukuki düşünceye ilişkin ortaya koyduğu normatif çerçeve, dijitalleşmenin etik, ahlaki ve toplumsal sorumluluk ilkeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye bağlamında ise dijitalleşme sürecinin hızına karşın, değerlerle dijital platformlar arasındaki ilişkinin henüz kavramsal ve kuramsal bir bütünlük içinde ele alınmadığı görülmektedir. Bu durum, dijital çağda değerleri koruma ve aktarma çabalarının dağınık ve tepkisel bir düzeyde kalmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak tartışmaya açılması, dijitalleşmenin kaçınılmazlığı karşısında değerlerin korunmasına yönelik yeni ve sistematik bir düşünme biçimi sunmaktadır. Bu çerçevede sınırların görünmez hâle geldiği, küresel kültür ve değer aktarımının hızlandığı ve dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz ettiği bu dönemde Türkiye açısından da aileyi, bireyi, kimliği, inancı, değerleri koruyan, kamusal alanlardaki gerçekleşecek olan dijital dönüşümlerin her kademesinde koruyucu çerçeveye duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu ihtiyacı en kapsamlı biçimde karşılayan ve söz konusu dönüşümü teorik olarak açıklayan yaklaşım dijital muhafazakârlık perspektifidir. Dijital muhafazakârlık perspektifi, insanı merkeze alan tüm değerleri ailenin, kimliğin, inancın, tarihin, kadim kültürel mirasın ve hatta insan psikolojisinin- dijital çağın dönüştürücü ve çoğu zaman aşındırıcı etkilerinden korumayı amaçlayan kapsamlı bir stratejik çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda dijital sınırların belirlenmesi, ekran sürelerinin denetimi, sosyal medya kullanımının kontrollü biçimde düzenlenmesi ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 294 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bireyin özel alanının korunması temel stratejik başlıklar olarak öne çıkmaktadır. Bu makalenin odağında ise aile kurumunun korunmasına yönelik dijital muhafazakârlık stratejiler yer almaktadır. 5. Dijital Muhafazakârlık Stratejileri Dijital Sınırların Belirlenmesi Dijital çağın diğer tarihsel dönemlerden ayırt edici özelliği, fiziksel sınırların anlamını yitirmesidir. Artık kıta, ülke veya sınır kavramları dijital mecralarda büyük ölçüde erimektedir. Bireylerin paylaşımları, saniyeler içinde uçsuz bucaksız mesafeleri aşarak dünyanın herhangi bir noktasındaki bireylerin erişimine açılmaktadır. Sosyal medya platformları üzerinden bireyler, toplumsal, kültürel ve sosyal içeriklere sürekli maruz kalmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin sahip oldukları kültürel değerleri ve kadim mirası koruyabilmeleri, dijital araçları ve sosyal medyayı bilinçli, kontrollü ve iradeli bir şekilde kullanmalarını zorunlu kılmaktadır. Dijital mecraların bilinçli kullanımı, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile içi ilişkilerin sağlıklı biçimde sürdürülmesi açısından da hayati öneme sahiptir. Ekran süresinin sınırlandırılması, özellikle çocuklar için güvenli içerik filtrelerinin uygulanması, özel alan ve mahremiyetin korunması, bu alanların dijital mecralarda paylaşılmaması temel dijital muhafazakârlık stratejilerini oluşturmaktadır. Aile Değerlerinin Dijital Ortama Taşınması Dijital ortamda aile değerlerinin -yardımlaşma, koruma, işbirliği, merhamet, sevgi, saygı vb.- paylaşılması ve ailenin toplumsal önemi üzerine üretilen içerikler, söz konusu mecralarda ailenin işlevinin ve öneminin sürekli hatırlanmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür paylaşımlar, aile bireyleri arasında etkili iletişimi teşvik ederek, karşılıklı anlayış ve işbirliği ortamını güçlendirmektedir. Özellikle rehber niteliğindeki içerikler, aile içi karar alma süreçlerinde farkındalık yaratmakta, çatışma yönetimi ve duygusal destek mekanizmalarının geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca, bu paylaşımlar, bireylerin aile değerlerini içselleştirmesini destekleyerek, toplum genelinde kültürel ve ahlaki normların korunmasına dolaylı yoldan hizmet etmektedir. Sonuç olarak, aile değerlerinin dijital zeminde görünür kılınması ve bu değerlerin sürdürülebilir biçimde paylaşılması, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından hem bireysel hem de toplumsal açıdan kritik bir rol oynamaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 295 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Eğitim ve Farkındalık Stratejileri Dijital ortamda paylaşılan içeriklerin bireyler üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları, dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu çalışmaların özellikle aile yapısı, aile içi ilişkiler ve aile üyeleri bağlamında yürütülmesi ayrı bir önem taşımaktadır; çünkü aile, toplumu bir arada tutan temel işlevlerden birine sahiptir. Aile yapısının zayıfladığı toplumların uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir. Bireyler toplumsal değerleri, kültürel mirası ve insana, ahlaka ilişkin normları ilk olarak aile içinde öğrenmektedir. Bu yönüyle aile, toplumun adeta bir sigortası işlevi görmektedir. Bu nedenle, ilgili kurumların1 öncülüğünde aile üyelerine dijital dünyadaki riskler ve fırsatlar hakkında eğitim verilmesi dijital muhafazakârlık stratejilerinin merkezi bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, çocuklar ve gençlere dijital sorumluluk bilinci kazandırmaya yönelik yürütülecek eğitim ve farkındalık faaliyetleri de dijital muhafazakârlığın stratejik hedefleri arasında yer almaktadır. Toplumsal ve Kültürel Bağların Güçlendirilmesi Dijital çağın hızla ilerleyen dinamikleri ve kıtalararası kültürel etkileşimler karşısında, ulusal değerlere yönelik toplumsal ve kültürel bağların güçlendirilmesi kritik bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Dijital mecralarda üretilen içeriklerin, toplumsal bağları pekiştirecek ve kültürel mirasın yaygınlaşmasına katkı sağlayacak nitelikte olması, ulusal kültürün yabancı kültürler karşısında erimesini önleyecektir. Ayrıca, dijital araçlar aracılığıyla ulusal ve kültürel değerlerin paylaşımı bu paylaşımların sürdürülebilirliği, ulusal değerlerin korunmasına önemli katkılar sunmaktadır. Bu bağlamda, aile yapısının güçlendirilmesi, aile değerlerinin yaşatılması ve ailenin toplum içindeki rolünün vurgulanması yönündeki dijital içerikler de toplumsal bütünlüğün korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Dijitalin Bilinçli Kullanımı Dijital dünyanın sunduğu sayısız hizmet arasında kaybolmak ve bireysel özden uzaklaşmak yerine, dijitali bilinçli ve ölçülü bir şekilde tüketme iradesi, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından son derece kritik bir 1Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşlar vb. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 296 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. tutum olarak değerlendirilmektedir. Bireye herhangi bir fayda sağlamayan, zaman kaybına yol açan ve psikolojik sıkıntılara neden olabilecek sınırsız dijital kullanım, ciddi bir risk ve tehlike unsuru taşımaktadır. Her bireyin öz disiplin bilinciyle güçlü bir irade göstermesi, dijital bağımlılık tuzağından korunmasına önemli katkılar sunacaktır. Bu öz disiplin ve dijital mecraların iradeli kullanımı, aile üyeleri arasında da sağlanmalıdır. Aile fertlerinin işbirliği ve dayanışmasıyla, dijitalin eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaçlar dışında belirli zamanlarda kullanılmaması -başka bir deyişle, dijitalin minimal düzeyde ve ihtiyaç odaklı kullanımı- dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. 6. Dijitalleşme ve Aile İlişkileri Literatür Bulguları ve Tartışma Bu başlık altında dijital bağımlılık, dijital yalnızlık ve dijital çağda aile içi ilişkiler konusuna dair literatür araştırmalarında öne çıkan bulgular ele alınmaktadır. Söz konusu bulgular, dijital araçların aile içi ilişkiler üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla anlamaya yöneliktir. Bu bağlamda, literatür taramaları, dijital çağın aile dinamikleri üzerindeki karmaşık etkilerini daha bütüncül bir perspektifle değerlendirme imkânı sunmaktadır. Bu çerçevede literatür bulguları: Bayhan’ın (2020:119) lise öğrencileri üzerinde gerçekleştirdiği araştırma, internet bağımlılığının aile içi ilişki kalitesiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular, ebeveynlik tutumlarının çocukların dijital davranışlarını doğrudan etkilediğini göstermekte; özellikle ilgisiz, mesafeli veya yetersiz ebeveynlik pratiklerinin internet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet oranlarını anlamlı düzeyde artırdığı belirtilmektedir. Ayrıca aile bağlarının zayıf olduğu ya da ebeveynlerin ayrı yaşadığı aile tiplerinde çocukların dijital risklere maruz kalma olasılığının belirgin şekilde yükseldiği vurgulanmaktadır. Benzer biçimde Kavlak ve arkadaşlarının (2022:9) çalışması da aile ilişkilerinde yaşanan çatışma, iletişimsizlik veya duygusal kopukluk gibi olumsuzlukların internet bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık düzeyleriyle pozitif yönlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, dijital bağımlılık davranışlarının yalnızca bireysel faktörlerle değil, güçlü biçimde aile içi etkileşim örüntüleriyle şekillendiğine işaret etmektedir. Göldağ’ın (2018:14) lise öğrencileri üzerine gerçekleştirdiği araştırma, dijital oyun kullanımının aileler tarafından yeterince denetlenmediğini ve oyun The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 297 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. süreleri ile içeriklerinin çoğu zaman kontrolsüz kaldığını göstermektedir. Çalışmanın bulguları, dijital oyunlar üzerinde etkin bir ebeveyn kontrolü sağlanmadığında öğrencilerin internet bağımlılığı eğilimlerinin belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Alyanak’ın (2016:4) çalışması, internet bağımlılığının tedavi sürecinde güçlü aile ilişkilerinin kritik bir değişken olduğunu vurgulamaktadır. Araştırmaya göre, bağımlılığın altında yatan iletişim problemleri ve aile içi çatışmaların giderilmesi, bireyin bağımlılıkla baş etme kapasitesini önemli ölçüde güçlendirmekte; bu bağlamda aile içi iletişim kanallarının güçlendirilmesi, destekleyici bir iş birliği ortamının sağlanması ve duygusal dayanışmanın artırılması tedavi sürecinin başarısı açısından temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu iki çalışma birlikte değerlendirildiğinde, dijital bağımlılık davranışlarının önlenmesinde ve tedavi edilmesinde aile kurumu ile ebeveynlik pratiklerinin merkezi bir role sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ersoy ve Ağlar’ın (2024:17) araştırması, aile içinde açık iletişim kanallarının bulunmasının ve demokratik bir aile atmosferinin sağlanmasının dijital bağımlılık riskini anlamlı biçimde azaltan temel etkenler olduğunu göstermektedir. Çalışma, aile içi iletişimin niteliğinin çocukların dijital davranış örüntülerini doğrudan biçimlendirdiğini vurgulamaktadır. Buna paralel olarak Şen ve Erol (2024:3), aile içi iletişimin başlangıç noktasının ebeveynler olduğunu ifade etmekte ve anne-babanın sergilediği tutarlı, yapıcı ve sağlıklı iletişim biçiminin çocuklarla kurulacak ilişkinin temelini oluşturduğunu belirtmektedir. Araştırma bulguları, dijital teknolojilerin aile içi iletişimi zayıflatıcı etkilere sahip olabileceğini; ancak güçlü aile bağları, nitelikli etkileşim ve destekleyici ebeveyn tutumlarının bu olumsuz etkileri önemli ölçüde sınırlayabildiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda çalışmalar, dijital bağımlılığın önlenmesinde yalnızca teknolojik faktörlere değil, aile içi iletişim süreçlerinin kalitesine de odaklanılması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Haberli (2023:7), ebeveynlerin çocukların dijital araçlarla kurdukları ilişkiyi yönlendirmede belirleyici bir konumda bulunduğunu vurgulamakta ve literatürde ebeveynlik tutumlarının arabulucu, otoriter ve ortak izlenme şeklinde üç kategori altında incelendiğini aktarmaktadır. Arabulucu tutumdaki ebeveynler, çocuklarıyla dijital içeriklerin olumlu ve olumsuz yönlerini tartışarak rehberlik sağlayan, dijital farkındalık ve eleştirel medya okuryazarlığı gelişimini destekleyen bir yaklaşım benimsemektedir. Buna The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 298 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. karşılık otoriter tutum, baskıcı ve tek yönlü bir kontrol mekanizmasına dayandığından, çoğu zaman çocukların dijital içeriklere yönelik merak ve yönelimlerini artırmakta; ayrıca aile içi iletişimde çatışma ve uzlaşma sorunlarına yol açabilmektedir. Ortak izlenme tutumunda ise ebeveynler çocuklarıyla birlikte dijital araçları kullanarak daha etkileşimli, paylaşımcı ve işbirlikçi bir iletişim modeli geliştirmektedir. Araştırma bulguları, bu işbirlikçi yaklaşımın çocukların öğrenme süreçlerine ve dijital deneyimlerinin niteliğine anlamlı düzeyde olumlu katkı sunduğunu göstermektedir. Böylece çalışma, ebeveynlik tarzlarının dijital davranışları şekillendiren güçlü bir sosyopedagojik faktör olduğunu ileri sürmektedir. Karaboğa (2019:16) araştırmasında, uzun süreli dijital medya kullanımında aile içi iletişimin ve aile bağlarının zayıflayacağı vurgulanmaktadır. Araştırma, aile üyeleri arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi için ebeveynlere dijital medya okuryazarlığı eğitimini önermektedir. Bu eğitimin zaman yönetimi başta olmak üzere hem eşler arasındaki iletişime hem de ebeveyn-çocuk iletişimine olumlu katkı sağlayacağı eğitimin sağlayacağı faydalar olarak öne çıkmaktadır. Barış ve Yeşilyurt’un (2025:8) araştırmasında dijital mecraların yalnızca kullanım sıklığının değil, bu platformlarda paylaşılan içeriklerin niteliğinin de aile ilişkilerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Özellikle kıyaslama, rekabet ve idealize edilmiş yaşam temsilleri içeren paylaşımların aile içi iletişimde güvensizlik, yetersizlik hissi ve duygusal kopukluk gibi sonuçlara yol açtığı belirtilmektedir. Fenomenleşmiş içeriklerin de benzer biçimde aile dinamiklerini olumsuz etkilediği ifade edilmektedir. Çalışma, bu olumsuz etkilerin azaltılabilmesi için ailelere dijital içerik yönetimine yönelik stratejik öneriler sunmakta; bilinçli kullanım, içerik seçimi ve dijital etkileşim sınırlarının belirlenmesi gibi uygulamaların önemine dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda her iki araştırma, dijital mecraların aile yapısı üzerindeki etkilerinin hem kullanım biçimi hem de içerik türleri üzerinden çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Akbaş ve Dursun’un (2020:11) araştırması, dijital teknolojilerin uzun süreli kullanımının özellikle çocuklar üzerinde bilişsel, davranışsal ve sosyal düzeyde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, bu olumsuzlukların önlenmesinde baskıcı veya yasaklayıcı ebeveynlik tarzlarının etkili olmadığını, aksine ebeveynlerin dijital teknolojiyi bilinçli, kültürel ve pedagojik bir perspektifle kullanma The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 299 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. becerilerini geliştirmelerinin kritik bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. Çalışma, bu bağlamda dijital ebeveynlik kavramını öne çıkararak dijital kültürün aile içinde geliştirilmesinin, Arslan’ın (2020:2) ifadesiyle “dijital yerlilerin” sağlıklı biçimde yetiştirilmesi açısından temel bir gereklilik olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde Yurdakul, Dönmez, Yaman ve Odabaşı (2013:6), dijital bağımlılığın önlenmesinde dijital ebeveynliğin merkezi bir rol üstlendiğini ifade ederek kavramı; dijital araçlara hâkim olan, dijital mecralardaki fırsat ve risklerin bilincinde bulunan, çocuklarını çevrimiçi tehditlere karşı koruyan, gerçek ve sanal dünyada haklara saygı kültürünü aktaran ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilen bireylerin sergilediği ebeveynlik biçimi olarak tanımlamaktadır. Bu doğrultuda dijital ebeveynlik, çocukların dijital dünyada güvenli, bilinçli, etik ve sürdürülebilir biçimde var olabilmelerini sağlayan temel bir rehberlik çerçevesi sunmaktadır. 7. Sonuç İnsanlık tarihi, her büyük yeniliğin arkasındaki köklü toplumsal dönüşümlerin itici gücüyle durmaksızın şekillenen bir değişim ve dönüşüm yolculuğudur. Ateşin bulunması, yazının icadı, buharlı makinelerin üretime dâhil edilmesi, elektriğin keşfi ve nihayetinde internetin ortaya çıkışı, insan yaşamında paradigmatik kırılmalara yol açan başlıca dönüm noktalarıdır. Bu yenilikler, toplumların beslenme alışkanlıklarından yerleşik yaşam pratiklerine, ticaret ve üretim yöntemlerinden iletişim biçimlerine kadar geniş bir yelpazede radikal değişim süreçlerini tetiklemiştir. 21.yüzyıl diğer adıyla dijital çağ, internetin keşfiyle birlikte dijital iletişimin küresel ölçekte yeniden biçimlendiği bir döneme işaret etmektedir. İnternetin sağladığı altyapı sayesinde dünya üzerindeki milyarlarca insan, fiziksel sınırların belirleyiciliğinden bağımsız olarak aynı dijital zeminde bir araya gelebilme imkânına kavuşmuştur. Bu yeni iletişim ortamı bireylere önemli fırsatlar sunmakla birlikte, beraberinde çeşitli risk ve tehditleri de taşımaktadır. Söz konusu risklerin ulusal ve yerel kültürler açısından kritik yönü, farklı kültürel kodlara ve değer sistemlerine kontrolsüz biçimde maruz kalma sonucunda ulusal değerlerden uzaklaşma ihtimalinin artmasıdır. Bireyin sosyalleşmesinde ve toplumun sürekliliğinde temel bir rol üstlenen aile kurumunun dijital ortamlardan gelebilecek olası tehditlere karşı korunması, toplumsal bütünlük açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede makale bireyin kendisiyle ve çevresiyle (aile, toplum vb.) olan The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 300 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. iletişimini dijital çağın baş döndüren teknolojileri karşısında korumak için “dijital muhafazakârlık” kavramını teklif etmesiyle özgün ve ayırt edici yönüyle öne çıkmaktadır. Dijital muhafazakârlık yaklaşımı, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma geliştirmek yerine, dijital alanı değer temelli bir mücadele ve üretim sahası olarak ele almakta; değerlerin korunmasını dijital platformların etkin ve stratejik kullanımına bağlamaktadır. Dijital muhafazakârlık, muhafazakâr değerlerin dijital çağın iletişim biçimleriyle yeniden ifade edilmesini ve dolaşıma sokulmasını esas alan bir kavramsallaştırmadır. Bu yaklaşım, geleneği dijitalleşmenin karşısında sabit ve değişmez bir unsur olarak değil, dijital mecralarla etkileşim hâlinde yeniden müzakere edilen dinamik bir yapı olarak ele almaktadır. Rusya’da dijital muhafazakârlık, özellikle yeni medya aracılığıyla vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeniden çerçevelenmesi bağlamında teorik bir içerik kazanmıştır. Buna karşılık Türkiye’de kavram henüz literatürde sistematik biçimde ele alınmamış olsa da hızlı dijitalleşmenin toplumsal yapılar üzerindeki etkileri, dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Makale, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi bireysel deneyimlerin aile bağlarını nasıl zayıflattığına ilişkin bulguları bir araya getirerek literatürdeki dağınık bilgi birikimini sistematik bir çatı altında toplamaktadır. Bununla birlikte dijital iletişimin hızlanmasıyla aile üyeleri arasındaki fiziksel ve duygusal mesafenin nasıl yeniden tanımlandığına dair özgün tespitler sunarak, aile sosyolojisi ve iletişim çalışmaları alanlarında önemli bir tartışma zemini oluşturmaktadır. Sonuç olarak makale, dijital muhafazakârlığı Türkiye literatüründe kavramsal bir öneri olarak tartışmaya açarak, dijitalleşme ile değerler arasındaki ilişkiye yönelik dağınık tartışmaları bütünlüklü bir çerçeveye oturtmayı hedeflemektedir. Çalışmanın özgünlüğü, dijital muhafazakârlığı ne dijitalleşmeye karşı bir reddiye ne de geleneksel değerlerden kopuş olarak ele alması; aksine dijital platformların değer temelli ve normatif ilkeler doğrultusunda etkin kullanımını savunan kurucu bir yaklaşım geliştirmesinde yatmaktadır. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görülen dijital muhafazakârlık tartışmalarının Türkiye bağlamına taşınması, karşılaştırmalı bir perspektif sunarak literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr düşüncenin edilgen değil, yönlendirici ve üretken bir rol üstlenebileceğini The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 301 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. göstermekte; dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin akademik tartışmalara özgün bir katkı sunmaktadır. 8. Öneriler Dijital çağın olumsuz etkilerini azaltmak, dijital mecraların daha bilinçli, kontrollü ve kültürel duyarlılıkla kullanılmasını sağlamak amacıyla makale genç, ebeveyn, akademi, bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, resmî kurumlar ve daha birçok kurum-kuruluşa çeşitli öneriler sunmaktadır. *Birey, aile ve toplumların dijital mecraların olumsuz etkilerine karşı daha kırılgan hâle geldiği görülmektedir. Bu nedenle, değer üreten ve değer aktarımını önceleyen bir dijital zeminin inşası zorunludur. Bu zemini ifade eden en kapsamlı kavram dijital muhafazakârlıktır. Dijital muhafazakârlık, dijital teknolojilerin hayatın her alanına nüfuz ettiği çağımızda birey, aile ve toplumların değerlerini, kimliklerini ve geleneksel normlarını koruma yönündeki bilinçli duruşu ifade etmektedir. *Dijital muhafazakârlık yaklaşımının Türkiye bağlamında işlevsel hâle gelebilmesi için, dijitalleşme politikalarının yalnızca teknik altyapı ve verimlilik ekseninde değil, değer temelli bir perspektifle ele alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda, kamu yönetimi ve kamu hizmetlerinde yürütülen dijital dönüşüm süreçlerinin etik ilkeler, mahremiyet hassasiyeti ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla birlikte yapılandırılması önem taşımaktadır. Dijital platformların, kültürel sürekliliği destekleyen ve toplumsal değerlerin aktarımını güçlendiren araçlar olarak değerlendirilmesi, dijitalleşmenin değerlerle çatışan değil, değerleri yeniden üreten bir sürece dönüşmesine katkı sağlayacaktır. *Akademik düzeyde dijital muhafazakârlık kavramının sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk ve iletişim çalışmaları ekseninde disiplinlerarası biçimde ele alınması, kavramın teorik derinliğini artıracaktır. Eğitim, medya ve dijital okuryazarlık politikalarında değer temelli içeriklerin teşvik edilmesi de dijital muhafazakârlığın pratik karşılıklarını güçlendirecek önemli adımlar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda dijital alan, muhafazakâr değerlerin savunulduğu bir “tehdit alanı” olmaktan çıkarılarak, değer temelli bir toplumsal inşa zemini olarak yeniden düşünülmelidir. *Yerli ve değer odaklı dijital içerik üretimi teşvik edilmelidir. Bu kapsamda kamu destekli projelerin yaygınlaşmasına ihtiyaç vardır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 302 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. *Dijital ortamlarda özel alanın korunması ve mahremiyet bilincinin güçlendirilmesi, bireylerin dijitalleşme sürecinde psikolojik bütünlüklerini korumaları açısından kritik önem taşımaktadır. *Dijital ebeveynlik farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, çocukların ve gençlerin dijital risklerden korunması ve sağlıklı dijital alışkanlıklar geliştirmesi için gereklidir. *İlköğretimde seçmeli ders olarak sunulan “Medya Okuryazarlığı” dersinin lise ve yükseköğretim düzeylerinde de zorunlu hâle getirilmesi, eleştirel dijital bilinç geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir. *Dijital mecralarda doğruluk, adalet, saygı ve mahremiyet gibi etik değerlerin yaşatılmasına yönelik içerik üretiminin artırılması, dijital kültürün etik zeminde şekillenmesine katkı sağlayacaktır. *Baskıcı, otoriter ve yasaklayıcı ebeveyn modelleri yerine; hoşgörülü, empati kurabilen, çocuklarıyla iletişim ve müzakere becerisi geliştirebilen bir ebeveyn yaklaşımının teşvik edilmesi gerekmektedir. *Aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın niteliğinin artırılması, ortak etkinliklerle duygusal ve sosyal bağların anlamlı biçimde güçlendirilmesi önemlidir. *Aile içi ilişkilerde merhamet, saygı, sevgi, aidiyet, paylaşım, hoşgörü ve güven temelli ilişkilerin güçlendirilmesi hem aile bütünlüğünü hem de toplumsal dayanıklılığı destekleyen temel bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. *Dijital mecralarda dezenformasyon, manipülasyon ve sahte içeriklerle mücadele için hem teknolojik hem de pedagojik temelli doğrulama mekanizmaları geliştirilerek kullanıcıların eleştirel dijital düşünme becerileri desteklenmelidir. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 303 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Kaynakça Akkaş, Hasan Hüseyin (2003). Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4(2), 241-254. Aksan, Gamze. (2025) Ebeveyn ve Genç İlişkisinde Aile Tutumları ve Aile Değerleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Habitus Toplumbilim Dergisi, 6, 95-124. Alkan, Buse (2023). Instagram’ın Evli Çiftlerin Aile Yaşantısına Etkileri. İletişim Bilimi Araştırmaları Dergisi 3(3), 218-235. Alyanak, Behiye (2016). İnternet Bağımlılığı. Klinik Tıp Pediatri Dergisi 8 (5), 20-24. Akbaş, Özge Zeybekoğlu ve Dursun, Cansu (2020). Teknolojinin Aileye Etkisi: Değişen Ailenin Dijital Ebeveyn ve Çocukları. Turkish Studies-Social, 15(4), 2245-2265. Akar, Damla (2025). Sosyal Medyada Aile Algısı: Ekşi Sözlük Tanımları Üzerine Bir Değerlendirme. Trt Akademi, 10(24), 800-829. Arslan, Aysel 2020). Üniversite Öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Düzeylerinin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi. International E-Journal of Educational Studies, 4(7), 27-41. Barış, Özlem ve Yeşilyurt, Segah (2025). Sosyal Medyada Ailelerin Medyatikleşmesi: Popüler Aileler Örneği, TRT Akademi, 10(24), 624-651. Bassin, Mark ve diğerleri (2016). Eurasia 2.0: Russian geopolitics in the age of new media. Bloomsbury Publishing PLC. Bayer, Ali (2013). Değişen Toplumsal Yapıda Aile. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4(8), 101-129. Bayhan, Vehbi (2020). Z Kuşağı Lise Gençlerinde Sosyal Medya Bağımlılığı İle Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyet Deneyimleri. İlahiyat Akademi (12), 117-144. Beneton, Phillipe (2016). Muhafazakârlık, Le Conservatisme. (C. Akalın Çev.), İstanbul: İletişim. Çaha, Ömer (2004). Muhafazakâr Düşüncede Toplum, Liberal Düşünce Dergisi, (34), 15-24. Çamurdaş, Kübra (2023) Türkiye’de Gelenek ve Modernite Geriliminde Muhafazakârlık: Hareket Dergisi Örneği1. Çiftçi, Ayşe Nur (2023). Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü Örneği.” Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 25 (Özel Sayı), 489-514. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 304 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Duran, Resul (2022). Türkiye Aile Yapısının Geleceğine Yönelik Çıkarımların Değerlendirilmesi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Dergisi, 2(1), 147-164. Gilbert, Andrew Norman (2016). British Conservatism and The Legal Regulation of İntimate Adult Relationships, 1983-2013 (Doctoral Dissertation, Ucl (University College London)). Güler, Zeynep (2016). Muhafazakârlık, Kadim Geleneğin Savunusundan Faydacılığa. H.B.Örs (Der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler (Ss. 115-162). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi. Göldağ, Battal (2018). Lise Öğrencilerinin Dijital Oyun Bağımlılık Düzeylerinin Demografik Özelliklerine Göre İncelenmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 15 (1), 1287-1315. Güngörmez, Bengül (2004). Muhafazakâr Paradigma: “Dogma” ve “Önyargı. Muhafazakâr Düşünce Dergisi, 1(1), 11-30. Deveoğlu, Müge (2024). Yalnızlığın Yeni Hali: Dijital Yalnızlık. Sosyologca, 9/18-19, 341-352. Dikeçliğil, F. Beylü (2012). Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu, Muhafazakâr Düşünce, 8(31), 21-52 Ersoy, Mustafa ve Ağlar, Cengiz (2024). Trdizin Veri Tabanındaki Dijital Bağımlılık Araştırmalarına Genel Bakış (2013-2023). Haberli, Mehmet (2023). Dijital Çağda Aile: Ebeveynleriyle İlişkisi Çerçevesinde Gençlik ve Din. Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi, 7(3), 374-389. Havalı, Sibel (2024). Dijital Bağımlılık Üzerine Güncel Tartışmalar. Ankara: Berikan Yayınevi. Karaboğa, Mehmet Tahir (2019). Dijital Medya Okuryazarlığında Anne ve Baba Eğitimi.” Opus International Journal of Society Researches, 14(20), 2040-2073. Karayaman, Saffet ve diğerleri (2025) Kalabalık Yalnızlık Ölçeği. Kazachanskaya, Elena ve Mamychev, Alexey (2021). Conser-vatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems' Digital Transformation. European Proceedings of Social and Behavioural Sciences. Kır, İbrahim (2011). Toplumsal Bir Kurum Olarak Ailenin İşlevleri. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 10(36), 381–404. Özdoğan, Ogan (2017). Endüstri 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi ve Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları, Pusula. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 305 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Özsarı, Arif ve Deli, Şekip Can (2023). Dijital Okuryazarlık ve Dijital Bağımlılık İlişkisi: Hokey Sporcuları Araştırması. The Online Journal of Recreation and Sports, 12(4), 491-501. Şen, Gülyaşar Erol, Ayten (2024). Modernleşme Sürecinde Dijital Medyanın Aile Üzerindeki Etkileri.” Kaide Dergisi (Asbü Uluslararası Aile Araştırmaları Dergisi), 2 (1), 1-30. Turğut, Faruk (2017). Tarihsel Süreçte Aile Kurumunun Dönüşümü ve Geleceğine Yönelik Çıkarımlar. Medeniyet ve Toplum Dergisi, 1(1), 93-117. Ültay, Eser ve diğerleri (2021), Sosyal Bilimlerde Betimsel İçerik Analizi.” Ibad Sosyal Bilimler Dergisi, (10), 188-201. Yengin, Deniz (2019). Teknoloji Bağımlılığı Olarak Dijital Bağımlılık. Turkish Online Journal of Design Art and Communication, 9(2), 130-144. Yetkin, Elif Gizem ve Coşkun, Kemal (2021). Endüstri 5.0 (Toplum 5.0) ve Mimarlık, Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi, (27), 347-353. Yurdakul, Işıl ve diğerleri (2013). Dijital Ebeveynlik ve Değişen Roller. Gaziantep University Journal of Social Sciences, 12(4), 883-896. Yıldırım, İrfan (2021). Sosyal Medya, Dijital Bağımlılık ve Siber Zorbalık Ekseninde Değişen Aile İlişkileri Üzerine Bir Değerlendirme.” Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9 (5), 1237-1258. Yurt, Remziye Gül (2025). Dijital Muhafazakârlık: Gelenekten Dijitale Muhafazakârlığın Dönüşümü. İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları. Zorlu, Yaşar (2025). Sosyal ve Dijital Medyanın Aile İçi İletişim Üzerindeki Olumsuz Etkileri Ve Sosyal Sonuçları. Erciyes İletişim Dergisi, 12(2), 599-620. Https://Tdk.Gov.Tr/İcerik/Basindan/2024-Yilinin-Kelimesi-Kavrami-Kalabalik Yalnizlik/ The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 306 https://dergipark.org.tr/tr/pub/tinisos/article/1838435

Featured post

İRAN-İSRAİL-ABD SAVAŞI VE TÜRKİYE'NİN BARIŞI SAĞLAMA ÇABALARI

  Birinci Haftanın Bilançosu: Ateş Çemberinde Diplomasi 7 Mart 2026 Ortadoğu, 28 Şubat 2026'da başlayan ve bir haftayı geride bıra...