Sunday, 31 August 2014

KALE’DE KAZI, BULUNANLAR VE BEKLENTİLER

KALE’DE KAZI, BULUNANLAR VE BEKLENTİLER


Arif  Bilgin - Tarih


Telefonum çaldığında Prof. Dr. Mehmet Özkarcı’nın adını görünce şaşırmıştım. ‘Muhakkak önemli bir şey var’ düşüncesiyle açtım. Meğer Elbistan’a gelmişler, Ulu Camii’nin güney tarafındaki Kale’de kazı çalışmalarına başlayacaklarmış. “Gelebilirsen akşam sohbet ederiz…” diyordu.
Misafirlerim dolayısıyla o akşam gidemedim, ama ertesi günü kardeşim Akif ile damladık Kale’nin tepesine… Hava çok sıcaktı, biz yolda yürürken bile sırılsıklam terlemiştik, kazıda çalışanlar ne haldedirler düşüncesiyle yetecek kadar içme suyu (acı su) aldık.
Kale üstünde belediyeye intikal eden iki küçük parçadan biri olan merhum Ali İhsan Kıral’ın evinin olduğu yere, kireç ile birbirine paralel iki sıra halinde yaklaşık 2 x 2 ölçülerinde altı tane kare çizilmiş, üçünde kazı başlatılmıştı.
Kazı başlatılan çukurlardan ikisi ve Prof. Dr. Mehmet Özkarcı, Arif Bilgin ve Ahmet Bodovoğlu çalışmaları izlerken.

Suyu çalışanlara dağıttım. Onların memnuniyet ifade eden sözleri bana çok şeyden kıymetliydi.. Artanlarını da kütüphanenin on metre kadar güneyindeki bir ağacın gölgesinde oturan Prof. Dr. Mehmet Bey ve birlikte geldiği müze yetkilisine ikram ettim.
Hoşbeşten sonra konu ile ilgili başlayan konuşmamız saatlerce süren bir fikir jimnastiğine dönmüştü.
Kale denilen bu tepe yığma bir tepe midir yoksa asırlar boyunca savaş ve depremlerle yıkılan sonra yeniden yapılan kerpiç binaların, saray ve konakların yığıntısıyla oluşmuş höyük mü?
Selçuklular zamanında ve aynı tarihlerde yapılan Ulu Camii ile Selçuk (Saray) hamamının temelleri aynı düzlemde olsa gerektir. Bu durumda hamam ve Ulu Camii gibi Ümmet Baba ile Çarşı Atik Camii’nin de zeminleri aynı düzlemdedir…
Eğer tepe üzerine yapılan binalar yıkıla yapıla katmanlar oluşturduysa kazıyla derine inildikçe farklı dönemlere ait kalıntıların bulunması gerekir.
Belki de güvenlik amacıyla toprak taşınarak oluşturulmuş yığma tepe üzerine saraylar yapılmakta idi; yıkıldıkça temizlenip yeniden yapılıyordu. Eğer böyleyse en üst birkaç metre içinde de kalıntı olma ihtimali vardır, daha aşağısı şehrin zeminine kadar toprak olabilir…
Elbistan’ı, Kara Elbistan’ın yerinde iken düz ovada ve savunmasız halde olduğu için Selçuklular fethettikten sonra şimdiki yerine taşımışlardı. Burası Ceyhan ve Küçük Ceyhan ile çevrili bir adaydı. İhtimal ki ortasına yakın bu yere yığma tepe oluşturulmuş, sonra taş temelli toprak kale yapılmış ve içine de beylerin sarayı yapılmıştı…
“Aklımdan geçtiği halde şunu söylemeye fırsat bulamadım (Prof. Dr. Mehmet Bey’e buradan söylemiş olayım): Elbistan’ın yaşayan en eski yapı ustalarından İzzet Gövcecik, bana, ‘Elbistan’ın doğu ve kuzey tarafını bir taş duvar ile çevrili olduğunu, bunu çok sayıda yaptığı inşaat temellerini kazdıkça takip ve tespit ettiğini, ayrıca yaşlılardan duyduklarını birleştirerek kesin kanaat oluşturduğunu’ anlattı. Tekke denilen temelin hemen yanından başlayıp söz konusu ettiği ve temellerin olduğunu ileri sürdüğü cadde ve sokakları birlikte adımladık ve Güneşli Camii önünden Ceyhan’a çıkarak tamamladık. Bu da Elbistan şimdiki yerine taşınınca güvenlik bakımından batı ve güney tarafını sararak akan Ceyhan’ı yeterli bulduklarını, ama kuzey ve doğu tarafları için Küçük Ceyhan ile yetinilmeyip bir de iç kısmından duvarla sarıldığını anlatır...”
Bu surlarla çevrili olma fikrine, 23 Ağustos günü sohbetimiz sırasında dostlar Mustafa Atasayar’ın, Ömer Hakan Özalp’ten naklettiği “Ö. Hakan, çok eski bir seyyahın notlarında Elbistan’ın etrafının surlarla çevrili olduğunu okumuş” cümlesi bence kesinlik kazanmıştır.  
Prof. Dr. Mükrimin Halil Yinanç ve Dulkadiroğulları üzerinde çalışan tarihçilerin hemen hepsi “Dulkadirli beylerin sarayı Elbistan Ulu Camii’nin güneyindeki Kale denilen tepenin üzerinde idi…” fikrinde ittifak halinde oldukları bilinmektedir. Beylerin Kale üstündeki saraylarında oturdukları, namaz vakitlerinde caminin batı duvarının ortasında olan ve sonradan pençeye çevrilmiş bulunan kapıdan girdikleri ve girer girmez hemen sol tarafında aynı duvarın içine yapılmış merdivenden çıkarak ‘Sultan Mahfiline’ ulaştıkları ve namazlarını burada eda ettikleri de kayıtlar arasındadır.
Bu durumda, Mehmet Bey “Kazının üst kısımlarda Dulkadirli Beylerinin saraylarına, daha aşağı kısımlarda Selçuklu Valilerinin saraylarına ait kalıntıları bulma ihtimalimiz çok fazladır…” şeklinde düşüncesini ileri sürüyor ve bizi de bir hayli heyecanlandırıyordu.
Ben bu mahallenin çocuğu idim. Evimiz Kale’nin batı taraf eteğinde ve Ulu Camiye ancak yüz metre mesafede idi. Dolayısıyla Ulu Camiinin bir zamanlar hazire (mezarlık) olan bahçesi ile Kale’nin üstü ve yakınlarındaki sokaklar bizim oyun alanımız idi. Hangi evde kimler oturur tek tek bilirdik. Eski Elbistan’ın evleri çok az istisnası ile tamamına yakını iki katlı, kerpiçten ve toprak damlıydı. Son iki üç asır, daha çok eşkıya baskınlarından korunmak amacıyla mümkün olduğu kadar birbirine bitişik yapılmıştır. Mecbur kalınca dar sokaklar bırakılmıştır. Mesela bizim evden dama çıkınca ondan fazla evin damını hiç aşağı inmeden dolaşmak mümkündü. Elbistan’da birçok evi dar sokaklar ikiye bölerdi. Yani evin bir kısmı sokağın bir tarafında diğer kısmı öteki tarafında yapılırdı. Bunlar birbirine gabaltı (Kapıaltı) denilen ve sokağın üstüne yapılan köprü gibi geçitlerle, genellikle de odalarla bağlanırdı. Kale üstünde ve çevresinde de birkaç tane vardı.
Mehmet Bey’e Ulu Camiinin güneyindeki tepenin üzerindeki ilk evin merhum Kasap Duran Bodovoğlu’na ait olduğunu; yani buranın şu anda gölgesinde oturduğumuz ağacın on metre kadar önünden başlayarak daha ileride gördüğümüz yıkık dökük evlerin ve harabelerin onlara ait olduğunu; buradaki boş arsalarına ağaç dikmek için kazdıkları her yerden çok miktarda küp kırıklarının çıktığını anlattım. İlgisini çekti. “Eğer kazdığımız yerlerde bir şey bulamazsak, mal sahiplerinden resmi izin alarak kazı alanlarını genişletmemiz gerekebilir. Buranın sahiplerini tanıyor musun?” deyince hemen telefonla Ahmet Bodovoğlu’na ulaştım. Meğer o da çarşıda imiş. Çok geçmeden geldi. Tanıştırdım. Ahmet de “Tüm kardeşlerimin vekâletleri bende. Gerekirse vekâlet veririm, kazının gerçekleşmesi için üzerimize düşeni memnuniyetle yaparız.” dedi.
Prof. Dr. Mehmet ÖZKARCI, Kaledeki Kazı çukurlarından birinin başında
Prof. Dr. Mehmet ÖZKARCI, Kale'deki Kazı çukurlarından birinin başında
İkindi sonunda ayrıldık. Mehmet Bey, “Akşam beklerim, oturup çay içeriz, sohbet ederiz. Hem sana getirdiğim içinde Eshab-ı Kehf ile ilgili yazım olan Skylife dergisini alırsın.” dedi. Çok arzu ettiğim halde hem misafirlerim hem hastam vardı; gidemedim. Ertesi gün öğleden hemen sonra menzil olarak yine Kale’yi belirledim. Yanımda yine kardeşim Akif, elimde ise yine çok sayıda içme suyu vs vardı. Yaklaşınca telefon ettim. Kaymakam ve bazı misafirlerle yemekte imişler. Az sonra gelebileceğini, gelmeden önce telefonla haber vereceğini söyledi. Kale’ye geldik, kazılar bir hayli ilerlemişti. Doğu taraftaki ikisi ile batı taraftaki ikisi üçer dörder metre derinleşmişti. Ben çalışan arkadaşlara suları dağıtırken batıdaki çukurda bir desti ile bir kâse ve birkaç parça kâse kırıkları bulduklarını, Prof. Dr. Mehmet Bey’in bunların Dulkadirli dönemine ait olma ihtimallerinin çok yüksek olduğunu söylediğini anlattılar. Belki de Selçukluya ait olabilirmiş. Kâse ve kırıkların üzeri usta bir eldek çıktığı belli olacak derecede Türk mavisi (şimdi turkuaz diyorlar), kahve, yeşil ile renklendirilmiş.
Bir süre sonra Mehmet Bey ve müze yetkilisi arkadaşlarla yeniden buluştuk. Aynı ağacın gölgesine oturup sohbete başladık.
Mehmet Bey, “Dünkü konuştuklarımız adeta gerçekleşiyor. Dişe dokunur bir iki bulguya daha ulaşırsak burasının sit alanı olarak ilan edilmesini teklif ederiz. Röntgenini çektirir, gerekli araştırmaları yaptıktan sonra kazı çalışmalarına başlarız…” dedi. Biz böyle konuşurken, en doğuda çalışan ekip heyecanla “Hocam bakar mısınız, burada galiba bir temel var…” hep birlikte koştuk. Yaklaşık üç metre aşağıda idiler. Kuzeyden güneye uzanan ve bir temel olduğu anlaşılan örülü taşlar vardı ve sağını solunu temizlemekle meşguldüler. Biraz daha derinleştirildi ve buranın bir temel olduğu kesinleşti. Mehmet Bey’in, “Muhtemelen Dulkadir beylerine ait saraylardan birinin temelidir…” demesi beni ziyadesiyle heyecanlandırdı.
O gün birlikte kaldıkları otele gittik. Lobide akşam yakınına kadar sohbet ettik ve getirdiği dergiyi aldıktan sonra vedalaştık.
Ertesi günü kazının bu aşaması tamamlandı. Kazı alanının etrafı yüksek tellerle çevrilerek korumaya alandı.  Hazırlanacak rapora göre büyük ihtimal bölge sit alanı olarak ilan edilecek ve daha geniş ve uzun süreli kazıya en kısa zamanda başlanacaktır…

ATIK ŞİŞELER SAKSIYA DÖNÜŞTÜ

ATIK ŞİŞELER SAKSIYA DÖNÜŞTÜ






Vildan Özsoy ile Selma Örten ikilisi, VİS Sanat Merkezi'nde her türlü plastik ve cam atıkların sanata kazandırılması amacıyla yeni bir proje üzerinde çalışıyor. Atıklardan oluşacak eserler 'Atıkları sanata kazandıralım, doğamızı koruyalım' konulu sergi ile sanatseverlerin beğenisine sunulacak.
Vildan Özsoy plastik su şişesi, bardak, yoğurt kabı gibi atıkların değerlendirilmesi çalışmalarına önem verdiklerini, ilk olarak çiçek saksısı üretimine başladıklarını, önümüzdeki günlerde dekoratif süs eşyası ve duvar panoları da yapacaklarını söyledi. Özsoy, "Yakın çevremizden plastik malzemeleri çöpe atılmamasını, bir kenarda toplanıp sanata kazandırılmasını istedik. Çocuk, genç ve yetişkinlere de eğitim vereceğiz. Atıklardan sanat eserleri çıkacak" dedi. 

EN SON KİM İÇİN AĞLADINIZ?


İnci Şatıroğlu Saral

İnci Şatıroğlu Saral-http://takaonline.com

Bonzai, Oyun Değil; Ölüm

Turgay SÖZEN ( EGE'DEN )
Bonzai, Oyun Değil; Ölüm
Turgay SÖZEN ( EGE'DEN )
Share on bloggerShare on buzzzyShare on twitterShare on googleShare on faceb
19 Temmuz 2014 Cumartesi

Ülkemizin olduğu gibi, Samsun'un da son birkaç yıldır "Bonzai" adı verilen bir uyuşturucu tehdidiyle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Tehlikenin boyutları o kadar büyümüş olmalı ki hükümet ek yeni tedbirler alma zorunluluğu hissetti. Geçtiğimiz günlerde mevzuatta değişiklik yaparak, bu uyuşturucunun ihbarındaki ödül miktarını ve verilecek cezaları artırdı. Uzmanlık alanım olmadığı için bilemiyorum, ancak son yıllarda uyuşturucu kullanımında büyük artış olduğunu basından ve medyadan takip ediyoruz. Devlet kurumları ise yasal mevzuatla bağlantılı olarak uyuşturucu ile mücadelelerini sürdürüyor. Yeterli mi? Bana göre değil! Tabi ki olayın uluslararası boyutları ve diğer boyutları da var. Anlayacağınız çok karmaşık! Bize düşen, çocuklarımızın ve gençlerimizin sağlıklı geleceği için okuduklarımızı, araştırdıklarımızı, bilgi dağarcığımızda bulunanları dilimizin döndüğü kadar çocuklarımıza, gençlerimize, anne ve babalara aktarmaya çalışmak.
Samsun'daki "Bonzai" olayını, hastaneye kaldırılan bir gencin medyada yer alan haberleri ile kalemine ve yüreğine her zaman güvendiğim genç gazeteci kardeşim Miraç Öztürk'ün yazılarından öğrendim. Miraç kardeşim, tek kişilik bir ordu gibi "uyuşturucuya, özellikle de Bonzai'ye" savaş açmış. Kendisine bu kutsal savaşında kolaylıklar diliyor ve kutluyorum. Öncelikle belirtmek gerekir ki zehirlenen bu çocuklar bizim, sizin çocuklarınız! Çocuklarımıza sahip çıkalım ve sevgili Miraç'ı ve uyuşturucuyla mücadele edenleri yalnız bırakmayalım. Nitekim, Samsun Valisi Hüseyin Aksoy da düzenlediği basın toplantısında: "Bu bir toplumsal sorun ve toplumsal sorunun giderilmesinde herkese önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir" diyor. Bu sözün altını Samsunlular doldurmalıdır.
Sayın Vali'nin basın toplantısında söylediklerini ve verdiği istatistiki bilgileri, gazetelerde okumuş, TV'lerde izlemişsinizdir. Sayın Vali’nin açıklamalarını tekrara gerek yok. Sadece Samsun'daki genel uyuşturucu istatistikleri ile özelde de "Bonzai" ile ilgili rakamları paylaşmak ve düşüncelerimi belirtmek istiyorum.
Sayın Vali, uyuşturucu için genel olarak şöyle diyor: "Samsun il genelinde 4,5 yıl içerisinde meydana gelen uyuşturucu olaylarına baktığımızda toplam 3 bin 053 olay meydana gelmiştir. Bu olaylar sonucunda 6 bin 949 kişi yakalanmış, 886 kişi tutuklanmıştır. Bunların 5 bin 163 kişisi kullanıcı, 1.673 kişisi de satıcı konumundadır.”
Yine, "Bonzai" ile ilgili ise şu ifadeleri kullanıyor: "İlimizde ilk defa 2012 yılının Aralık ayında ‘sentetik kannabinoid’ uyuşturucu maddesi ile karşılaşıldı. Bu tarihten sonra yapılan çalışmalar sonucunda 2012 yılında 5, 2013 yılında 78 ve 2014 yılı altı aylık dönem içerisinde de 125 olmak üzere toplam 208 olay meydana gelmiştir. Bu olaylarda 5 bin 637 gr sentetik kannabinoid ele geçirilmiştir. Bu olaylar sonucunda 486 kişi yakalanmış, 32 kişi de tutuklanmıştır. Bunların 368’i kullanıcı ve 118’de satıcı konumundadır."
Burada özellikle rakamlara Samsunluların dikkatini çekmek istiyorum. Sayın Vali'nin ifadelerine göre ‘Bonzai’ denilen uyuşturucunun yayılımı felaket denilebilecek bir gelişme çizgisinde görünüyor. 2012 Aralık ayında 5 olan olay sayısı 2013'de 78'e, 2014'ün ilk altı ayında ise 125'e fırlıyor. Bu uyuşturucu 2012'nin Aralık ayında kayıtlara geçmeye başladığı için bu yılı dikkati almazsak, 2013'de 78 olan olay sayısı 2014'ün ilk altı ayında 125'e çıkarak yüzde 62 gibi bir artışa ulaşmıştır. Bunu yıllığa aktardığımızda ise felaketin boyutları daha da ortaya çıkacaktır. Yine 2013'de ele geçen 3 bin 585 gr uyuşturucu miktarı, 2014'ün ilk altı ayında 2 bin 23 grama çıkmıştır. Sentetik zehir olarak adlandırılabilecek bu uyuşturucuda toplam yakalanan kişi sayısı 486, tutuklanan kişi sayısı ise 32 olarak görünmektedir. Yakalananların 368'i kullanıcı, 118'i ise satıcı olarak istatistiklerde yerini almıştır. 3 de firar bulunmaktadır. Rakamları Sayın Vali Aksoy'un verdiği istatistiklerden aynen aldım. Ancak garibime giden, yakalanan kişi ile tutuklanan kişi arasındaki büyük fark! Buraya dikkat çekmek isterim. Güvenlik görevlilerimiz, ellerinden gelenin azamisini yapmış ve olayı yargıya taşımıştır. Yargı ise kanunlara göre karar vermek durumundadır. Demek ki kanunlarımızda bir sıkıntı var gibi görünüyor. Bu düşüncemin doğru olduğunu da, hükümetin özellikle "Bonzai'yi dikkate alarak yaptığı mevzuat iyileştirmesinden anlıyoruz.
Bu kadar istatistiki bilgiden ve yorumdan sonra "Bonzai" adı verilen sentetik uyuşturucunun ne olduğunu, insan vücudunda nasıl bir hasar meydana getirdiğini Samsun Valisi Hüseyin Aksoy'un açıklamalarından ve internetten yaptığım araştırmadan aktarmaya çalışacağım.
Vali Hüseyin Aksoy, halk arasında ‘Bonzai’ olarak adlandırılan sentetik kannabinoid adlı uyuşturucunun en yoğun olarak İlkadım İlçesi'nde görüldüğünü, daha sonra Terme, Atakum, Çarşamba, Canik ve Bafra ilçelerinde de yaygınlaşmaya başladığını söylüyor. Aksoy,  "Şu ana kadar Emniyet ile Sağlık Müdürlüğü kayıtlarına baktığımızda sentetik uyuşturucu kullanımı sonrasında hastaneye kaldırılan kişi sayısı 2013 yılında 4 olayda 4 kişi ve 2014 yılı 6 aylık dönem içerisinde 32 olayda 37 kişi olmak üzere iki yılda toplam 36 olayda 41 kişi hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınmıştır" diyor. Bu da olayın vahametini ve acil tedbir alınması gerekliliğini açık bir şekilde ortaya koyuyor.
Peki, nedir bu Bonzai (Sentetik kannabinoid)?
İnternette, http://bonzaigercegi.com/ internet sitesinde, ayrıntılı bilgi veriliyor. Bu sitedeki bilgiler şöyle:
" Sentetik Kannabinoid – BONZAİ' Kimyasal bir sentetiktir. Sokaklarda genel olarak 'bonzai' olarak adlandırılan uyuşturucu, gerçekte Sentetik Cannabinoid ismi altındaki birçok maddeden oluşmaktadır. Tamamen kimyasal olan bu maddeler bazı bitkilerin kurutulmuş yapraklarına emdirilerek yapılmaktadır...  Bonzai olarak adlandırmakta olduğumuz yeni nesil bu uyarıcı madde genel olarak uluslararası polisiye literatürde 'spice' adı altında tanımlandırılmaktadır. Ülkemizde kullanımın hızla artmakta olduğu bu uyarıcı madde üretiminde sıklıkla kullanılan bonzai ağacının yaprakları sebebi ile bonzai adını almıştır. En önemli husus burada kurutulan madde olarak herhangi bir başka bitkinin yapraklarının da kullanılabiliyor olmasıdır...  Avrupa genelinde Spice olarak adlandırılmakla birlikte satışının 'Plant food' 'not for human use' şeklindeki ibareler bulunan paketlerde satışa sunulmuştur. Başka bir  'herbal incense' veya 'herbal product' olarak da piyasaya sürülmüştür. Kimyasal olan bu maddenin zehirleyici özellikleri sebebi ile insan sağlığına verdiği zararlarının Herbal ürün olarak adlandırarak sağlığa zararlı olmadığı algısı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bakanlar Kurulu'nun 13 Şubat 2011 tarih ve 27845 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2011/1310 sayılı kararınca Uyuşturucuların Murakabesi Kanunu'ndaki uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin listesine ekleninceye kadar yoğun bir kullanım alanı bulmuştur."
Daha ayrıntılı bilgi almak isteyen bu siteye başvurabilir.
Görüldüğü gibi 'Bonzai' adı verilen uyuşturucu doğal yapıda değil, yüzlerce zehrin yapraklara emdirilmesi ile elde edilen kimyasal sentetik bir zehirdir. Bunu da Samsun Başsavcı Vekili Fahri Gülay'ın Haber Gazetesi’nde yer alan açıklamasındaki şu ifadelerden daha iyi anlıyoruz: “Gençler, doğal bir uyuşturucu madde kullandığını zannediyor. Ancak bonzai tamamen yapay bir sentetik uyuşturucudur. Kullanımı diğer uyuşturucu etkilerinden kat be kat felaket doğurucu netice ortaya çıkartmaktadır. Bonzai maddesinin kriminal inceleme sonuçlarında içerisinde etken madde olarak pire ve kene mücadelesi için kullanılan haşere ilaçlarında bulunan etken maddenin olduğu tespit edilmiştir. Kullandıkları uyuşturucu bile değil, pire ve kene öldürmek için kullanılan haşere ilacıdır.”
Bütün bunlardan sonra, halk arasında 'Bonzai' adı verilen Sentetik Kannabinoid'un insan vücudu üzerindeki tahribatını da Vali Aksoy, açıklamasında, şöyle dile getiriyor: “...Bu maddeyi kullanan kişileri gözlemlediğimizde başlıca etkileri, aşırı endişe, algıda değişiklikler, gevşeme, şüphecilik, kolay yönlendirilebilme, yükselmiş duygu durumu, gerçeği değerlendirebilme becerisinde azalma, olayları algılayabilmede sorunlar, aşırı reaksiyon gösterme, bağımlılık, kusma, ağızda kuruluk, kalp atım hızında artma, çarpıntı, kan basıncında artma, kalp krizi, huzursuzluk ve akıl karışıklığı gibi birçok olumsuz sonucunun olabileceği uzmanlarca ifade edilmektedir...”
Sayın Vali'nin de belirttiği gibi, kimyasal sentetik bir zehir olan 'Bonzai'nin çok az bir miktarda kullanılmasının bile insan hayatını nasıl tehdit ettiği açık şekilde ortadadır.
Kamu yönetimi; çocukları, gençleri, sonuç olarak da insanlığı tehdit eden bu zehir ile mücadele çalışmalarını sürdürüyor.  Daha önce de söylediğim gibi hükümet; tedbirleri, cezaları ve ödülleri artıran bir mevzuatı yürürlüğe koydu. Samsun'da 2013–2015 Yerel Uyuşturucu Eylem Planı yürürlüğe girdi. Kamu kuruluşları seminer, panel, konferans gibi eğitim çalışmalarını sürdürüyor. Ancak bütün bunların yeterli olduğunu düşünmüyorum. Nedenine gelince, uyuşturucuyla mücadelenin bir seferberlik halini almasını, içerisinde mutlaka sivil toplumun bulunmasını, sadece gençlerin ve çocukların değil, ailelerin de eğitilmesinin gereğini ve önemini vurgulamak istiyorum. Bu seferberlik içerisinde bilim dünyasının ve bilim insanlarının da yer almasını, genelde uyuşturucu, özelde ise 'bonzai' için araştırmalar yapılmasını, gençlerin neden bu illete bulaştıklarıyla ilgili araştırmalar yapılmasını, bunların kamuoyunun anlayacağı dille yayımlanmasını diliyorum. Burada önemli gördüğüm bir hususu da ifade etmeliyim ki gençlerin boş zamanlarını faydalı uğraşlarla dolduracak çalışmalar da yapılması gerekiyor.
Sonuç olarak; “Bonzai, Oyun Değil; Ölüm.” Bu çocuklar, bu gençler bizim. Toplumun bütün kesimleri olarak onlara sahip çıkmalıyız. Polisiye tedbirlerin yanında, gerek kamu, gerekse STK'ların konuya sahip çıkarak, geleceğimizi karartan bu ve benzeri zehirleri ortadan kaldırmak için topyekün mücadele etmeliyiz. Çevresinde uyuşturucu ile ilgili bir hareket, bir kıpraşma görenlerin zaman kaybetmeksizin ücretsiz olan 155 POLİS İMDATtelefonunu aramasının evlatlarına borcu olduğunu da vurgulamak benim vatandaşlık görevimdir.
Sağlıklı ve sevgiyle kalın...

kaynak: http://www.kuzeyhaber.com

Medeniyet İnşası ve Davutoğlu

Medeniyet İnşası ve Davutoğlu


Medeniyet İnşası ve Davutoğlu

Davutoğlu, partili partisiz intikam tugayları eliyle yıllardır en çok yıpratılmaya çalışılan isim oldu. Ak Partiyi vuracakları kanlı-canlı alanın dış politika olduğu aşikar. Çünkü çevremiz kan gölü. Bunu hazırlayan sebeplerden hiçbiri değiliz ama hazır ateş yanıyorsa da evdeki yakılacakları yakalım derdinde muhalefet. Arap baharı ve öncesindeIrak işgalinin ısıttığı coğrafyada Davutoğlunun linç edilmesi için sabah akşam dualar edildi, ateşli ayinler yapıldı.
Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin en büyük hayali, bir gün uyandıklarında Davutolu’nun yabancı ajanlar listesinde adının geçmesi idi. Bu İran ve El-Kaide falan gibi bir şey olursa da mükemmel olurdu. Öyle ya bunlar ülkeyi satıyorlar, sattılar, satacaklar. Fakat satış belgesi lazım. Davutoğlu bu pazarda sabah akşam harcanmak istedi. En zor alan, dış politika. Ulusal çıkar ile uluslararası yaptırımlar arasında kalır, bazan kendinizi anlatamazsınız. Ülkenizi savunmak için yaptığınız manevranın içerideki görüntüsünü hesaplayamazsınız.
Stratejik derinlik üzerine girşilen operasyonlar meyvelerini vermeye başladı. Davutolu’nun başbakanlık için uygun görülmesi bütün bu muhalefet hırpalamasına da set çekti. Dün, Davutoğlu için gensoru verenlerin gıkı çıkmıyor. Suriye, Gazze ve İŞİD terörü sonrası kimin elinin kimin cebinde olduğunu birazcık anlayan popüler siyasetçiler çuvallamış durumdalar.
Ne oldu tırlara. Türkmenlere neler oluyormuş meğer. Suriyeli sığınmacılar meğer davet mektupları ile gelmemişler. Esed’e gidip Türkiyeyi şikayet etmek meğer çok ayıpmış. Esed aslında hep ikili oynamışve hem İsrail hem de Ruslarınişbirlikçisiymiş. Irak iç düzeni diye bir şey yokmuş değil mi. Orada bir mezhep çatışması değil Amerika, İngiltere ve İsrail odaklı çeteciliğe karşı İran, Rusya ve Çin blokajı varmış. Burada üretilen İslamcı örgüterin tamamı da paravanmış ve Türkiye ile hiçbir organik bağları yokmuş. Muhalefetin salladığı gibi Reyhanlıyı biz yapmamışız.
Bu çatışma ve karambol ortamında zaman zaman istemediğiniz sonuçlar ortaya çıkabilir. 90lı yılların başında peşmergeler için gönderilen silahların PKK tarafından kullanıması gibi. Tarih herşeyi ortaya çıkaracaktır. Fakat bir şey var ki Davutoğlu muhalefetin de nefesini kesmiştir.
En önemlisi, entelektüel ve donanımlı bir sosyal bilimcinin başbakan olmasıdır. Akademiden gelen bir hocanın bu süreçte yapacağı çok şey olacak. Bugüne kadar savaş ekonomisi ve fiziki altyapı ile uğraşıldı. Medeniyet inşası için yol ve köprü gerekir. Geçtiğimiz on yılda araç-gereç, bina ve altyapı için çalışıldı. Şimdi akademi ve eğitim altyapısı tamamlanmalı. Akademi konusunda bir arpa boyu yol alındı. Eğitim yeni baştan ele alınmalı. Sil baştan değil. Islah edilmeli.
Davutoğlu bu süreç için çok büyük bir şanstır. Bilim ve Sanayi Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ortak eylem planında yürütülmesi gereken bir sosyal devrim sürecine geçilecektir.
Eğitim sistemi ve yüksek öğretim politikası temelden elden geçirilmelidir. Bilimsel yobazlığa dönüşmüş olan bu üretimsizlik sorgulanmalı, geçtiğimiz süreçte jurnalci ve tescilli ahlak zabıtaları eliyle yıldırılan öğretim kadrosu kendini güvende hissetmelidir.
Popüler politikalarla savrulan rektörlerin sözüm ona mutlak egemenliği ironisine son verilmeli ve danışma ve yönetim kurullarının etkin olduğu bir yükseköğretim sistemine geçilmelidir.
Üniversite, karanlık orta çağına geçmiştir. Cemaatliliğin egemen olduğu, bütün yönetsel etkinliklerde yandaşçılığın egemen olduğu bu yapı patinaj yapmaktadır. Bu süreçte akademi evrensel misyonuna dönmelidir.
Okullarda hocaefendiler dışında tez konusu verilemeyecek noktaya gelinmiştir. Ergenekon davasında anlatılanlar üniversitede yaşanıyor. Encümen-i daniş toplantıları sohbet evlerindeyapılıyor. Akademik ve idari hiyerarşiyi çakma şeyhlerin çakma halifeleri belirliyor.
Davutoğlu akademi, kültür ve medeniyet inşası için büyük bir fırsattır. Batıcı şımarıklığı olmayan Batılı, Doğucu komplekslerini aşmış bir Doğuludur. Asya kökenli bir Avrupalı, Avrupa donanımlı bir Asyalıdır. Arap dünyası, İslam tarihi ve Ortadoğuyu en iyi bilen insanlardandır.
Bu bakımdan kültürel anlamda dünyaya söyleyecek sözü olan bir medeniyet için çok iyi bir toparlanma şansıdır. Bunu İslamcı emperyaliszmle ilişkilendirmek vicdansızlık ve hasetçiliktir. Türkiyenin ve dünyanın artık böyle bir derdi yok. İnsanlık için bilgi üğretimi ve insanlık için önyargısız hizmet. Fetişe ve totemlere bulaşmadan özgürlükçü bir yaşam. Herkesi özümseyen, hazmeden ve kendisine benzetmeye çelışmeyen bir özgüven. Yumuşak dil ve güleryüz. Belki Davutoğu sempatisinin özeti de budur. Güler yüz ve tatlı dil.
Muhsin Kızılkaya ile tamamlayalım: “Wikileaks belgelerinde “Tehlikeli ve beklenmedik davranışlar gösteren adam” olarak anıldı. O kendisini mükemmeliyetçi olarak tanımlıyor, hatta çevresini huzursuz ve rahatsız edecek kadar mükemmeliyetçi. Bütün çalışma hayatı boyunca diplomasiye bir şiirsellik katmak için çalıştığını söylüyor. Çok çalışıp bunaldığında da “engin bir yerde durmadan yürümek” istiyor. Gecenin bir saatinde uyanıp bir süre düşünmek... Roman okumak... Ney taksimine birazcık Wagner katık etmek...Yani bizim musikimizdeki sükûnet ile Batı müziğinin ritmi arasındaki uyumu yakalamak... En sıkıştığı anda, en çetin müzakere anlarında yarım saat bir başına kalmak yeniden şarj olmasına yetiyor. Ha bir de iflah olmaz bir satranç tutkunu... Yüzünde biraz önce yaramazlık yapmış bir çocuk muzipliği var... Başbakanlığında, Davutoğlu’ndan bir Akbulut bekleyenler çok yanılacak.”
Başarılar dilerim sevgili meslektaşım.

Hocaların gözüyle Davutoğlu

Liderlik kabiliyeti ve bu tür özellikleri birleştirilince ülkemizin böyle bir siyaset ve bilim adamı yetiştirmiş olmasından gurur duyuyorum.
Prof. Dr. Alparslan Açıkgenç - Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi
O, hemen her dersinde sizi antik dünyadan modern zamanlara kadar farklı medeniyet havzalarının düşünsel ve siyasî tarihlerinde mukayeseli bir gezintiye çıkartır. Bir anda kendinizi Sokrat veya Konfüçyüs'ün yanında bulabilir, biraz sonra Kudüs önlerindeki Selahaddin-i Eyyûbî'nin karargâhında, Endülüs'te el-Hamra Sarayı'nda ya da Rönesans İtalya'sında gözlerinizi açabilirsiniz.
Doç. Dr. M. Cüneyt Kaya - İstanbul Üniversitesi
Bugün dünyada, Batı ve Doğu kültürünü birleştirebilecek olan nadir insanlardan biridir. Bu iki kültürü birleştirmede özel bir yapılandırma şekli var onun.
Prof. Dr. Şerif Mardin - Ahmet Davutoğlu'nun Tez Hocası

Davutoğlu'nun müstesna zekâsı, geniş bilgi birikimi ve bütün bunların çok daha üzerinde insancıllığı ile derinlikli maneviyatı beni yürekten etkilemişti.
Prof. Dr. Richard Falk - Birleşmiş Milletler Özel Raportörü

Öğrenmeye talebesinden daha heyecanla açık bir hoca, etrafında halka olanların motivasyonlarını diri tutmaya kadir bir rehber, muhiplerinin dertlerine ortak olup yol açıcı nasihatler veren bir ağabey.
Doç. Dr. Ahmet Okumuş - İstanbul Şehir Üniversitesi
Türkiye'de onun vizyonunu destekleyecek şekilde bir eğitim vizyonumuz olsa, bir hukuk vizyonumuz olsa harika bir denklik oluşacak. Uluslararası politika anlamında söylediklerini romantik bir Osmanlıcılığa indirgemek, ne söylendiğini görmemektir.
Prof. Dr. Engin Akarlı - Ahmet Davutoğlu'nun Hocası

HAMİŞ

  CHP’li vekiller İnsan Hakları Komisyonunu acilen toplantıya çağırarak İŞİD teröründen kaçan Türkmen ve Ezidilere yönelik acil eylem planı yapılmasını talep etti. Popüler medya da bir iki vicdan tweeti atsa da şu ilkel vandallığımızın tansiyonu düşse. Malum, modern zamanlarda popüler enstrümanların meşrulaştırmadığı herşey yok hükmündedir.
  Rep Müzik sanatçısı Mısır kökenli İngiliz vatandaşı. Trilyonluk evde oturuyor. İŞİD’e katılmış ve kelle kesiyor. Çağdaş cinnet.
  Bakanlar Kurulu İŞİD sözcüsü altı kişinin mal varlığını dondurdu.
  İsrail Gazzeyi vurmaya devam ediyor. İŞİD bu katlima arkasını dönmüş Müslümanları kesiyor. Gel de inan. Kim kime dost, daha fazla söze ne hacet.

AKADEMİK ALANDA PARALEL TEMİZLİK

Hazır el atmışken devam etmeli. Temizlenmesi gereken alanlardan biri de üniversiteler. Yusuf Kaplan yazdı: “Medeniyet Üniversitesi kapatılmalıdır.” Son kurulan üniversitelerden biri. İstanbul’un göbeğinde. İsmi başka bir üniversiteye de nasip olmayacak bir şans ile doğdu. Kurucu rektör atandı. Ben de kendisi ile görüştüm. Cemaatli. Müseccel markalı Müslüman. Kendisi dışındakileri samimi, dindar, ahlaklı, dürüst saymayanlardan. 2010 yılında tanıdığım günden beri değişmedi.
Bu kurumu sığ insanlara teslim edenlere tepkiliyim. Üniversiteyi dar bir kliğin, özellikle de paralel kulların eline bıraktılar. Yeni kurulan bir üniversite doğmadanköhneleşti. Cemaatten olmayanların giremediği, kapalı devre çalışan bir kast sistemine dönüştü. Şimdi ilk rektörlük seçimine gidiliyor. Mevcut rektöre herkes ateş püskürüyor.
Sakalımız olsaydı sözümüz dinlenirdi. Yıllardır söyüyorum. Dinlemelerde sorun yok. Beni de dinlesinler ama operasyon niyetinde olanlar dinlesin. Dinlesinler ki yıllar sonra anlayacakları akademik mevzileri erkenden öğrensinler. Marmara Üniversitesi’nde rektör Zafer Gül’ün ikinci döneme geçmesine izin verilmedi. Gazi Üniversitesi’nde beşinci sıradan atanan bir doktor için şimdiden tellal çağırılıyor. Medeniyet Üniversitesi için kafalarını duvarlara vuruyorlar. Sakarya Üniversitesi’ndeki seçimlerde üç koldan yaşanan paralel kafa karışıklığından bahsediliyor.Kastamonu Üniversitesi çarşaf çarşaf.
Kocaeli Üniversitesi önceki seçimlerde cemaat odağında bir seçim süreci yaşamıştı. Başarılı olunamadı. 17 Aralık sonrasında her biri bir tarafa savruldu. Komsuoğlu yönetimi bu ince sokaklara daha gelemediği için her bıyıklıyı iktidar sahibi zannetti. Fakat paralellerin kıvraklığını öngöremedi. Şimdi elindetutmaya çalışıyor. Fakat paralelizm silikon gibidir. Doğası ve tarihi misyonu gereği oluşan boşluğa karşı en akışkan malzemelerden biridir.
Şimdi sığ bir derinlik içerisinde strateji geliştirmeyi deneyecekler. Fakat artık yoğurdu üfleyerek yeme dönemi başladı. Bahçesinden geçenler bile yaklaştırılmıyor. Kocaeli bürokrasisi bu konuda cahil cesareti içerisinde. İstanbul siyasetinde Kocaeli’nin bu aymazlığı konuşuluyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi üst yönetiminin yüzde yetmişi değiştirildi. Pararlel temizlik birimleri kuruldu. Kocaeli’de yaşanan müdür elemeleri de Kocaeli dışından.
 Bu şehrin sahibi yok. Emanetçiler elinde savruldu bugüne kadar. Fakat, üniversite meselesinde meydanı boş bırakmayacağız. Kimse kusura bakmasın. Burada biz nöbetteyiz. Ahlak zabıtaları bu üniversiteyi şekillendirmeye çalışıyorlar. Gereken her yere ulaşıldı. Anlatıyoruz, anlatacağız.
Dünyada hiçbir ülkede olmayan bir şey bu: Şucuların, bucuların üniversitesi. İlkeller dağlarına çekilsin.
Kocaeli geçilmez.
Prof. Dr. Esat Harmancı, http://ozgurkocaeli.com.tr

Kurulsun Artık Hilâl Orduları!

Kurulsun Artık Hilâl Orduları!

08.08.2014 15:26:33
Rukiye Yıldız ERDOĞMUŞRukiye Yıldız ERDOĞMUŞ
KURULSUN ARTIK HİLÂL ORDULARI
Gazze, ah! Gazze,  İslam coğrafyasının yetim çocuğu.  Gazze Ah Gazze! Bütün tebessümlerimi yüzümde solduran şehit şehir… İki elim yanıma düşüyor feryatlarını işittikçe… Bütün sevinçlerim, neşelerim rengini yitiriyor, kapkara bir çığlık kalıyor kulaklarımın hafızasında. Çaresiz izliyorum, gözyaşım bile beni kınıyor,  aslında ölmek var yanyana… Yemekler kezzap oluyor boğazımda,  sizin ağıtlarınızı izlediğim ekranlarda, acının derin izi kalıyor aklımda… Burada oğlumun eline diken batsa ağlamasına dayanmayan yüreğim… Sizin evlatlarınızı ölüsüne sarılırken getirdiğiniz tekbirlerden utanıyor analık şefkatim.  Başımı önüme eğiyorum çaresiz, ellerimi duaya kaldırıyorum “ya muntakim ya muntakim..”
Gazze, cennete giden parke parke yol… Filistin, gök seferinin ilk limanı, Kudüs peygamberler durağı, Mescid-i Aksa ruhların baba ocağı... Ama mahzun, ama yalnız.Filistin dünya müminlerini bekler, ölüm döşeğinde evladını bekleyen ana gibi, ama insanlık vefasız, insanlık duyarsız.
Çocuğunun ölüsüne sarılan ananın feryadı gök kapılarını tokmaklarken, Filistinliler ellerinde  Kuran ile bütün Müslümanları beklerler.
Oğlunun kopan bacağını ambulansa taşıyan baba, adım adım müminleri bekler, ister ki bütün Müslümanlar ağızlarında dua ile gelsinler bacaklarına olsun fer.  Anasının babasının ölüsü başında küçücük yavrular, müminleri bekler,  gelsin gözyaşlarını silsin ister. Ölüm anında şehadet parmağını kaldıran şehit, müminleri bekler gelsinler ağzına bir yudum ab-ı hayat versinler.
Ama dünya sağır, dünya kör… Müminler, rehavet, gaflet batağında, ekranlarda şuh kahkaha. Sanki filim izliyorlar. Bu ateş kendilerine gün be gün yaklaşıyor uyuşmuş beyni düşünemiyor.
Nerede kadın hakları diye çığırtkanlık yapanlar, ağaçlar için tencere tavan çalanlar? Gazze’de merhamet öldü, insanlık öldü, diğerkamlık öldü, iyi adına ne varsa ölüyor, ağzı kanlı vampir İsrail binlerce insanın kanını içiyor. Neredesiniz hayvan hakları dernekleri, sizin indinizde hayvanlar, Filistin’deki bebeklerden daha mı değerli?
Sen evet sen bu yazıyı okuyan, iyi bak Gazze’de ölen bebeklerin resmine, sahi senin çocuğunun adı ne?  Ahmet Mehmet, Asaf, İlayda, Hasan? Neydi çocuğunun adı?  Oğlunun kızının adını anarak bak, sen rahat odandan TV başında, Gazze’de insanlar can pazarında..
Elinde cola, Amerikan dizileri, daha zengin olanında votka, kınıyoruz conileri!
İki nara iki avaz, kolu kopan boğazı kesilen Müslüman kardeşe ödüyoruz vefa borcumuzu,  üzerimizden atıyoruz cihat sorumluluğunu. Müminler hani bir uzvun azaları gibiydi, nerede dünyadaki petrol zenginleri? Neden sağır oldular? Kadim dava bu,  haçlılar ordu kurdular, kana doymadılar, nerede müslümlar?
Ey İsrail! Batının gayrimeşru şımarık çocuğu, masum çocuklara gücün yetiyor, bilmiyorsun ki o masum feryatlar gök kapılarını tokmaklıyor, az kaldı azap bulutları bir bir toparlanıyor, ülke ülke yağacağız başınıza, az kaldı kızıl elmaları koparacağız dalından. Az kaldı o gözyaşlarının düştüğü yerlerden, bize İslam gülleri,  size azap üzümleri yetişecek, bekleyin az kaldı İsrail ve aveneleri.
Sahi birde İsrail’in içimizde aveneleri var. Ağlayan başbakanı kınarlar, yürekleri yok ki bunların, üç kuruşa dinlerini de satarlar. “Araplardan bize ne” derler aslında bu bir “ırk savaşı” değil “din savaşı” kendileri de bunu çok iyi bilirler. İsrail dindaşları olduğu için bütün kirini örterler.
Birde dinsiz güruh var, en vampir ruhlu olan işte onlar. Bir köpeğin ölümüne üzülen insandan bozma hayvan kılıklılar, Müslüman ölümlerine gözlerini kaparlar. Modern dünyanın göbekli zenginleri, Denzilerde yanmış tenleri, nursuz kirli abdest görmemiş boya ile kapatılmış yüzleri… Vıcık vıcık makyaj burnun üstünden bakan soğuk mat sinsi gülüşleri… yağlanmış terli sırtları  açık elbiseleri…İslama dil uzatırlar, metreslerle yaşamayı özgürlük sayarlar, ardından ta’addüdü zevcatı kınarlar. Bunları konuşmaya bile değmez andıkça mide bulandırırlar.
Sözüm sana ey Müslüman kardaş fitne uykudan uyanalı çok oldu, Müslüman kanı ile topraklar kana doydu. Oturup izlemek ar geliyor, kuşlar gibi çırpınan yavrulara içim dayanmıyor. Bende anayım söyleyin bir Müslüman olarak ne yapayım? Bırakın bırakın beni cihat meydanında serimi ortaya koyayım. İslam uğruna bende şehit olayım.
Ölen şehidim, baban ölüne kapanırken diline iki şey doladı, biri tekbir birde senin ismini… Bir selam bırak, birde yeminini…Elinde levahülhamd sancağı ile dönersin bir gün geri, Üç günlük dünyanın  kirli nefesi sizin kanlarınızla temizleniyor.
Bir avuç gelincik toplayın Filistin’in dağlarından, Bir avuç gelincik toplayın benim için, Filistin’de ölen Muhammet’in toprağında bitsin. Saklayım onları kitaplarımın arasında, her gün bana Filistin’i hatırlatsın. Dünya, Müntakim olan Allahın bize fırsat vereceği günü sakın unutmasın.
Bir avuç gelincik toplayın kan kırmızı, Filistin toprağında yetişsin, Tarihler şerh düşsün ,bütün dünya Müslümanları kıyama kalksın, bir yürek olup cihanın her yerinde atsın. Sonra, gelincik tarlalarında bembeyaz papatyalar yetişsin. Kan bitsin zulüm bitsin. Ehli salip dize gelsin. Güneş yere insin.Bir avuç papatya toplayın, Filsindeki çocukların yüzü gülsün.
Onların güleceklerini hayal ederken ölümlerini izliyorum. İzliyorum da aklımı oradan getiremiyorum geri. Kâh sokaktaki çocukların ellerinde… Kâh mahzun anaların göz bebeğinde, kâh şehitlerin kabrinde, ciğerim lime lime.  Ağlıyorum Gazze’nin acı kaderine, ama  zorluklar bağlarmış ya insanları birbirlerine…
Ey şehit, Şeyh Ahmet Yasin’e selam söyle. Vallahi Bu dava kalmaz yerde, Yırtıldı göğün perdeleri
Melekler bile bak çuşa geldi,Gazze şehit şehit dirildi, ne imanmış öldükçe kükredi. Kim demiş Gazze mahzun,yüreklerde cennet esintileri, Gazze aslında hiç yenilmedi. Şehit kokusu cennet kokusu, kafirin en büyük korkusu.  Hz. Musa, Hz. İsa bile bizim yanımızda. Müslümanlık safında, bu hak-batıl savaşında...
Hep Haçlılar mı birleşecek?  Kurulsun artık Hilal orduları,
Mısır’dan, Yemen’den, Afganistan’dan
Suriye’den, Malezya’dan, Tunus’tan,
Kandahar’dan Kahire’den Ankara’dan,
Cezayir’den, Hindistan’dan Azerbaycan’dan,
Şahlasın atlar, duyulsun İsrail’den nal sesi
Kesilsin kafirin bu sesten nefesi
Toplasın artık hilal-i cündüllah, toplansın
Muhammed’in orduları ile sarsılsın gök ve arz
Bu ordunun lideri Mikail olsun
Son neferi Azrail
Melekler gelsin şehitler dirilsin,
Hizbullahlar arza sığmasın
Hiçbir kalem bu orduyu anlatamasın
Ne Gargat ağacı, ne ağlama duvarı onları saklayamasın
Kıyamet mi istediniz alın kıyamet
Hadi kalk Müslüman kalk kıyam et.
Ne gülle ne topuz
Ne füze ne gürz
Nefesin yeter be
Yeter ki imanınla ilerle
Yürekten söyle bir kere “Allahu ekber” de
Allahım o orduda bir nefer olsun Rukiye’de. 

İsrail'e bir darbe de çağırdığı yedeklerden geldi!

İsrail'e bir darbe de çağırdığı yedeklerden geldi!



İsrail'e bir darbe de çağırdığı yedeklerden geldi!

İsrailli yedek askerler çağrılmaları durumunda orduya katılmayacaklarını belirten ortak bir mektup yayınladılar. Mektupta İsrail ordusuna ağır eleştiriler yer alıyor...


İsrail'in Gazze'ye saldırılarını yoğunlaştırdığı bugünlerde, İsrailli yedek askerler bir mektup yayınladı. Bir araya gelen eski İsrail askerleri yedek asker statüsünde olduklarını, askere tekrar çağrıldıklarında yasal olarak gitmek zorunda olduklarını ancak kendilerinin  İsrail ordusuna katılmayı reddedeceklerini yazdılar.
Sayılarının 50'den fazla olduğunu söyleyen İsrailli yedek askerler, orduya katılmayı neden reddedeceklerini detaylı gerekçeleriyle birlikte açıklıyorlar. Yedek askerlerin açıkladığı gerekçelerde, İsrail ordusunun iç yüzünü deşifre eden ve yapıdaki bozuklukları ortaya koyan birçok nokta bulunuyor. Yedek askerler sadece orduyu değil, orduyu hayatın merkezine yerleştiren İsrail yönetimini de eleştiriyor.
İsrail ordusunun "Koruyucu Hat Operasyonu" adını verdiği yeni Gazze saldırısının yeni bir işgal planı olduğunu kaydeden yedek askerler, bu çatışmanın içerisinde yer almayı reddettiklerini söylüyorlar. İsrail ordusuna ve zorunlu askerlik yasasına karşı olan grup İsrail ordusunun ayrımcı politikalarından da şikayetçi olduklarını belirtiyor.
Grup mektuplarında, "Biz İsrail ordusunda farklı birlikler ve pozisyonlarda askerlik yaptık, ve şimdi bundan pişmanız. Çünkü görev yaptığımız sürece şunu gördük, İsrail ordusu sadece işgal ettiği topraklarda yaşayan Filistinlilerin hayatlarını baskı altına almıyordu, bu baskı tüm ordu mensuplarını kapsıyordu. Bu yüzden şimdi adına "hizmet" dedikleri zorunlu şeyi yapmayı reddediyoruz" ifadelerini kullanıyor.
Grup, İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarına İsrailli sivilleri yerleştirdiğini daha sonra da ayrımcılık yapmaya başladığını ifade ediyor. İsraillilerin işgal edilen Filistin topraklarında Filistinlilerden daha çok hakka sahip olarak yaşadığını, Filistinlilerin temel insan haklarından bile mahrum edildiklerini kaydediyor.
İsrail ordusunda görev yaparken birçok ayrımcı tutumla karşılaştıklarını söyleyen grup özellikle kadınlara karşı cinsel istismarın İsrail ordusunda çok yaygın olduğunu kaydediyor. Ayrıca kadınlara yönelik olarak yerleşmiş bir ayrımcılığın da uygulandığı vurgulanıyor.
Grup mektuplarının sonunda, çoğunun farklı fikir ve düşüncelere sahip olduklarını ancak hepsinin İsrail ordusunda görev yapmayı reddettiklerini çünkü İsrail ordusunda yer almamak için birçok farklı neden olduğunu belirtiyor.
İsrail ordusuna katılmayı reddeden Yahudiler'in isimlerinin listesi; Yael Even Or, Efrat Even Tzur, Tal Aberman, Klil Agassi, Ofri Ilany, Eran Efrati, Dalit Baum, Roi Basha, Liat Bolzman, Lior Ben-Eliahu, Peleg Bar-Sapir, Moran Barir, Yotam Gidron, Maya Guttman Gal Gvili, Namer Golan, Nirith Ben Horin, Uri Gordon, Yonatan N. Gez, Bosmat Gal, Or Glicklich, Erez Garnai, Diana Dolev, Sharon Dolev, Ariel Handel, Shira Hertzanu, Erez Wohl, Imri Havivi, Gal Chen, Shir Cohen, Gal Katz, Menachem Livne, Amir Livne Bar-on, Gilad Liberman, Dafna Lichtman, Yael Meiry, Amit Meyer, Maya Michaeli, Orian Michaeli, Shira Makin, Chen Misgav, Naama Nagar, Inbal Sinai, Kela Sappir, Shachaf Polakow, Avner Fitterman, Tom Pessah, Nadav Frankovitz, Tamar Kedem, Amnon Keren, Eyal Rozenberg, Guy Ron-Gilboa, Noa Shauer, Avi Shavit, Jen Shuka, Chen Tamir.

Dünya Bülteni/Haber Merkezi,http://www.tellal.com.tr/

Avrasya Tüneli geçiş ücreti ne kadar olacak?

Galeri Foto

Bakan Zeybekçi: IMF'ye borç veren ülke olduk!

Bakan Zeybekçi: IMF'ye borç veren ülke olduk!



Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarına katıldıktan sonra basın açıklamasında bulundu.

Bakan Zeybekçi: IMF'ye borç veren ülke olduk!

Dün gece saatlerinde memleketi Denizli’ye gelen Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarına katıldıktan sonra basın mensuplarına Denizli Valisi Abdülkadir Demir’in makamında açıklamalarda bulundu. Hürriyet'ten Ferah Işık'ın konuyla ilgili özel haberi şöyle:
 
Zeybekci, "Bu millet çok zaferler gördü. Asla esir edilemeyen bu millet tarihteki güzel yerini yeniden alacaktır. 30 Ağustos nasıl yeni bir başlangıçsa yeni medeniyet yolunda Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında layık olduğumuz yere geleceğiz. Yeni bir Türkiye için çalışmaya devam edeceğiz. Ağustos ayında Türkiye Cumhuriyeti çok önemli günler yaşadı. Yeni Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız oldu. Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın" dedi.
 
''IMF’YE BORÇ VEREN BİR ÜLKE OLDUK''
 
Yeni kabinede ekonomi kurmaylarının aynı kalmasıyla ilgili soruyu yanıtlayan Bakan Zeybekci, "2002 yılından bu yana ekonomi anlamında büyük başarılar elde edildi. 35 milyar dolarlık ihracattan 157 milyar dolarlık ihracata, 3 bin 400 dolarlık milli gelirden 11 bin dolara çıkan bir ülke olduk. IMF’ye borç veren bir ülke olduk. Ekonomik performansa göre ülkemiz gayet başarılı bir süreci geride bıraktı. 11 Ağustos’tan itibaren ekonomik olarak da yeni bir döneme girdik. Birilerinin Türk ekonomisiyle ilgili ne diyeceğine bakan değil Türk ekonomisi ne diyor diye bakılan bir döneme geçiyoruz" diye konuştu.
 
Enflasyon ve cari açığın son derece önemli olduğunu kaydeden Zeybekci, enflasyonla mücadelede asla taviz vermeyeceklerini vurguladı. Nihat Zeybekci, "Bizim için enflasyon ve cari açık son derece önemlidir. Enflasyonla mücadeleden asla taviz vermeden devam edeceğiz. Enflasyonla mücadeleyi talebi daraltmak yerine arzı artırarak yolumuza devam edeceğiz. Enflasyonla mücadele önemlidir ama birinci sırada değildir. Birinci sırada devamlı büyüme var. Ekonomi kadrolarındaki bu devamlılıkla önümüzdeki dönem daha farklı olacaktır. Türkiye olarak ihracata dayalı büyümeye devam edeceğiz. Yeni dönemde etkili bir ekonomi politikamız olacak. Önümüzdeki 10 yılda güzel işler yapmak için çalışmaya devam edeceğiz" dedi.

kaynak: mynet

51 yıllık Türk devi yabancılara satılıyor

51 yıllık Türk devi yabancılara satılıyor



Enka Grubu, yapı sektörünün en çok bilinen firmalarından olan ilk PVC borunun üreticisi ve ayrıca Pimapen'in yaratıcısı Pimaş'ı satma kararı aldı.


 51 yıllık Türk devi  yabancılara satılıyor

Pimaş'ta Enka'nın sahip olduğu yüzde 81.2 oranındaki hisse 57.67 milyon lira karşılığında Deceuninck'e satılacak.

Şirketin KAP açıklamasına göre, devir işlemi Türkiye ve Rusya'daki rekabet kurullarından alınacak izinlere tabi olacak.

İLK PVC BORUYU YAPTI


1963 yılında PVC boru üretmek amacıyla kurulan PİMAŞ Türk yapı sektöründeki en önemli firmalardan. Çünkü O zamana kadar gerek içme suyu getirmek için gerek sıhhi tesisat borusu olarak veya sulama yapmak amacıyla kullanılan borular asbest veya demirden yapılıyordu. Ancak bunlar ağır, taşıması ve döşenmesi zaman alan, tamiri zor ve sağlık açısından olumsuz borulardı. PİMAŞ’ın PVC boruları Türkiye’de imal etmeye başlaması ile, hem köylere hızla içme suyu getirmek mümkün oldu hem de binalarda sıhhi tesisat işleri çok daha kolaylaştı. Hatta PVC borular PİMAŞ adı ile anılmaya başlandı ve jenerik isim oldu.

PİMAPEN'İN ÜRETİCİSİ

PİMAŞ'ın herkes tarafından bilinen bir diğer ürünü ise 1982 yılında piyasaya sürdüğü ilk PVC pencere sistemi, yani PİMAPEN oldu. PİMAŞ,  1988 yılına kadar pazara tek başına hakim oldu. Arkasından bir çok firmanın pazara girmesiyle dev bir PEN sektörü doğdu. PİMAŞ, halen PİMAPEN markasıyla yurt dışında 30’dan fazla ülkede 600’ün üzerinde üretici bayisi ile hizmet veriyor.

TÜRKİYE'DE ÜÇÜNCÜ ŞİRKETİNİ ALIYOR


Avrupa'nın en büyük profil şirketi olan Belçikalı Deceuninck, Türkiye'ye 2000 yılında Ege Profil'i alarak girdi ve Ege Pen Deceuninck markasını yarattı. Şirket 2005 yılında da Sabancı Grubu'ndan Winsa’yı satın almıştı. Deceuninck 77 yıllık bir firma.

Bir Makale

The International New Issues In SOcial Sciences Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül Yurt Sağlık Bakanlığı rgulyurt@gmail.com Orcid : 0000-0003-3076-3423 Year : 2025 Number : 13 Volume : 2 pp : 279-306 Makalenin Geliş Tarihi Kabul Tarihi Makalenin Türü Doi : 08/12/2025 : 24/12/2025 : Araştırma makalesi : https://zenodo.org/records/18044127 İntihal/Plagiarism: Bu makale, en az iki hakem tarafından incelenmiş, telif devir belgesi ve intihal içermediğine ilişkin rapor ve gerekliyse Etik Kurulu Raporu sisteme yüklenmiştir. / This article was reviewed by at least two referees, a copyright transfer document and a report indicating that it does not contain plagiarism and, if necessary, the Ethics Committee Report were uploaded to the system. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme Remziye Gül YURT Öz Son yıllarda boşanma oranlarındaki artış, evlilik oranlarındaki belirgin düşüş aile yapısına yönelik kaygıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu kaygılar, özellikle aile içi bağların çözülmesi, aile yapısının erozyona uğraması ekseninde yoğunlaşmaktadır. Aile yapısındaki dönüşümlerin dijital çağın dinamikleriyle ilişkili olduğuna dair yaklaşımlar yaygınlaşırken, dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz etme hızı da dikkat çekici biçimde artmaktadır. Bu makale, dijital çağın aile içi ilişkilere etkisini analiz etmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu doğrultuda dijital çağda aile, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi kavramlara ilişkin literatür nitel araştırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Literatürdeki bulgular, aile yapısındaki çözülmenin ve aile içi ilişkilerdeki zayıflamanın tarihsel olarak sanayileşme süreciyle hız kazandığını; ancak dijital çağda yaygınlaşan dijital iletişim araçlarıyla bu dönüşümün çok daha ivmeli bir hâl aldığını göstermektedir. Bu çerçevede çalışma, ailenin temel işlevlerini, aile içi ilişkilerin bütünlüğünü dijital çağın baş döndürücü yenilikleri karşısında koruyabilmek için “dijital muhafazakârlık” kavramını önererek bu kavramın aile kurumu açısından sunduğu imkânları değerlendirmektedir. Anahtar kelimeler: Dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital muhafazakârlık, dijital çağda aile ilişkileri. Risks of Family Relationship Disintegration and Preservation Strategies in the Digital Age: An Assessment within the Context of Digital Conservatism Abstract The increase in divorce rates and the significant decrease in marriage rates in recent years have led to concerns about the family structure. These concerns are particularly focused on the disintegration of intra-family ties and the erosion of the family structure. While approaches suggesting that transformations in the family structure are related to the dynamics of the digital age are becoming widespread, the speed at which digital technologies permeate all areas of life is also increasing remarkably. This article was written to analyze the impact of the digital age on intra-family relationships. In this context, the literature on concepts such as family in the digital age, digital addiction, and digital loneliness has been examined using a qualitative research method. The findings in the literature show that the disintegration of the The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 280 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. family structure and the weakening of intra-family relationships historically accelerated with the industrialization process; however, this transformation has become much more rapid with the widespread use of digital communication tools in the digital age. In this framework, the study proposes the concept of "digital conservatism" to protect the basic functions of the family and the integrity of intra family relationships in the face of the dizzying innovations of the digital age, and evaluates the opportunities that this concept offers for the family institution. Keywords: Digital age, digital addiction, digital loneliness, digital conservatism, family relationships in the digital age. 1. Giriş Dijital çağ, insanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı, sınırsız ve görünmez bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bu dönüşüm yalnızca kamusal alanların değil, toplumun en kadim ve mahrem kurumu olan ailenin de doğrudan etkilendiği bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu çağda gerçekleşen iletişim yöntemi bireyler arasındaki etkileşim biçimlerini yeniden şekillendirmektedir. Dijital araçlarla gerçekleşen iletişimde bir yandan mekânsal sınırlar ortadan kalkarken, aynı zamanda bireyler arasında yeni mesafeler ortaya çıkmaktadır. Yüz yüze ilişkilerin yerini ekran aracılığıyla gerçekleşen yeni bir gündelik hayat ve yaşam şekli almaktadır. Dijital araçlarla şekillenen yeni iletişim yöntemleri hiç kuşkusuz aile içi bireylerin iletişimlerini derinden etkilemektedir. Aile, bir yandan dijital imkânların sağladığı olanaklardan faydalanırken diğer yandan yalnızlık, iletişimsizlik ve değer aşınması gibi risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla 21. yüzyıl, dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerinin çok boyutlu biçimde tartışılmasını zorunlu kılan kritik bir dönem olarak öne çıkmaktadır. İletişim biçimlerinden kamu hizmetlerine, kültürel aktarım pratiklerinden siyasal söylemlere kadar geniş bir etki alanına sahip olan dijital teknolojiler, yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda değerler, normlar ve toplumsal yapılar üzerinde derin dönüşümler yaratan sosyolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital platformlar ideolojilerin, kimliklerin ve değer sistemlerinin üretildiği, dolaşıma sokulduğu ve yeniden müzakere edildiği başlıca alanlardan biri hâline gelmiştir. Dijitalleşmenin liberal, popülist veya küreselci söylemlerle ilişkisi yoğun biçimde tartışılırken, muhafazakâr değerlerin dijital çağda nasıl konumlandığı meselesi görece sınırlı bir alan olarak kalmıştır. Bu dönüşüm süreci, özellikle muhafazakâr The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 281 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. düşünce açısından dijital çağda değerlerin nasıl korunacağı, yeniden üretileceği ve aktarılacağı sorularını gündeme getirmektedir. Dijitalleşmenin hayatın her alanına hızla nüfuz etmesi bu teknolojilere yönelik eleştirel yaklaşımların giderek artmasına yol açmaktadır. Dijitalleşmeye yönelik eleştirilerin kümelendiği konular ahlaki aşınma, kültürel çözülme ve toplumsal yabancılaşma ile ilişkilendirmektedir. Bu teknolojilerden korunmanın çözümünü dijital alanın dışında kalmak olarak kurgulamak ve dijital mecraların sunduğu imkânları göz ardı etmek faydalı bir yaklaşım değildir. Her yenilik gibi dijital teknolojiler de hem fayda hem de riskleri eş zamanlı olarak barındırmaktadır. Bu bağlamda, dijital teknolojilerin olumsuz yönlerine odaklanmak, bu teknolojilerin sunduğu çok yönlü imkânları göz ardı etmek anlamına gelecektir. Oysa dijital platformlar, bilinçli ve stratejik biçimde kullanıldığında, kültürel ve ahlaki değerlerin görünür kılınması, aktarılması ve sürekliliğinin sağlanması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu bakış açısından hareketle makale “dijital muhafazakârlık” kavramını tartışmaya açarak bireylerin dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alan bir yaklaşımın önemini savunmaktadır. Uluslararası literatürde dijital muhafazakârlık kavramının özellikle Rusya bağlamında tartışmaya açıldığı görülmektedir. Eurasia 2.0: Russian Geopolitics in the Age of New Media adlı çalışmada dijital muhafazakârlık vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeni medya aracılığıyla yeniden çerçevelenmesi bağlamında ele alınmakta; dijital platformlar, değerlerin aşındığı alanlar olmaktan ziyade ideolojik ve kültürel sürekliliğin sağlandığı stratejik mecralar olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makale dijital dönüşüm çağında muhafazakâr hukuki düşüncenin, kamu sistemlerinin dijitalleşme süreçlerini etik, ahlaki ve sosyo-normatif düzenlemelerle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmalar, dijital muhafazakârlığın dijital teknolojilere karşı bir mesafe koyma tutumundan ziyade, dijital alanı değerlerin korunması ve yeniden inşası için stratejik bir zemin olarak konumlandırdığını ortaya koymaktadır. Türkiye bağlamında ise dijital muhafazakârlık kavramının henüz sistematik bir çerçeveye oturtulmadığı görülmektedir. Türkiye’de yazın alanında dijitalleşme ile ilgili ele alınan çalışmalar çoğu zaman kültürel yozlaşma, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 282 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. ahlaki erozyon veya dijital bağımlılık ekseninde tartışılmakta; dijital alanın değerleri koruyucu ve yeniden üretici bir potansiyel taşıyabileceği yeterince ele alınmamaktadır. Dijital muhafazakârlık kavramının ulusal literatürde yer almaması, bu alandaki tartışmaların dağınık ve kavramsal bütünlükten yoksun kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, dijital çağda muhafazakâr değerlerin nasıl korunacağına ilişkin tartışmaların teorik derinlik kazanmasını zorlaştırmaktadır. Oysa dijitalleşmenin geri döndürülemez bir gerçeklik olduğu dikkate alındığında, değerleri korumanın yolu dijital alanın dışında kalmak değil, bu alanı değer temelli ilkeler doğrultusunda yeniden anlamlandırmaktan geçmektedir. Dolayısıyla kaleme alınan bu makale, Rusya literatüründe geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarından yola çıkarak, dijital çağda değerleri korumanın dijital platformlardan uzak durmakla değil, bu platformları bilinçli, etik ve normatif ilkeler çerçevesinde etkin biçimde kullanmakla mümkün olabileceğini savunmaktadır. Bu doğrultuda makalenin amacı, dijital muhafazakârlık kavramını kuramsal olarak tartışmak ve Türkiye bağlamında dijitalleşme-değer ilişkisine yönelik kavramsal bir katkı sunmaktır. Bu yönüyle makale, dijital çağda değerlerin korunmasına ilişkin tartışmalara yeni bir perspektif kazandırmakta ve dijitalleşme karşısında muhafazakâr düşüncenin değerlerin muhafazası ekseninde önemli bir rol üstlenebileceğini savunmaktadır. 2. Çalışmanın Amacı ve Beklenen Yararlar Bu çalışmanın temel amacı, dijitalleşmenin toplumsal ve kültürel yapılar üzerindeki dönüştürücü etkilerini, muhafazakâr değerler ekseninde ele alarak “dijital muhafazakârlık” kavramını kuramsal bir çerçeve içerisinde tartışmaktır. Dijital teknolojilerin aile yapısı, değer aktarımı ve gündelik yaşam pratikleri üzerindeki etkilerinden hareketle çalışma, dijital alanın muhafazakâr düşünce açısından yalnızca bir tehdit ya da kaçınılması gereken bir mecra olarak değil; değerlerin korunması, yeniden üretilmesi ve görünür kılınması açısından stratejik bir alan olarak nasıl konumlandırılabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu bağlamda makale, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma refleksi yerine, dijital alanı etik, normatif ve kültürel ilkeler doğrultusunda aktif biçimde kullanmayı öneren bir yaklaşımı savunmaktadır. Çalışmanın bir diğer amacı, uluslararası literatürde özellikle Rusya bağlamında geliştirilen dijital muhafazakârlık tartışmalarını Türkiye The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 283 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bağlamına taşıyarak, dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin kavramsal bir boşluğu doldurmaktır. Türkiye’de dijitalleşmenin çoğunlukla kültürel yozlaşma, ahlaki aşınma ve bağımlılık gibi sorunlar etrafında ele alındığı dikkate alındığında, bu çalışma dijital alanın değer temelli bir üretim ve mücadele sahası olarak ele alınabileceğini göstermeyi amaçlamaktadır. Böylece muhafazakâr düşüncenin dijital çağda nasıl bir konum alabileceğine dair teorik bir tartışma zemini oluşturulmaktadır. Beklenen yararlar açısından değerlendirildiğinde bu çalışmanın, dijital muhafazakârlık kavramını sistematik biçimde ele alarak ulusal literatüre kavramsal ve teorik bir katkı sunması beklenmektedir. Ayrıca dijitalleşmenin aile, değerler ve kültürel süreklilik üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalara çok boyutlu bir bakış açısı kazandırarak, dijital teknolojilerin bilinçli ve etik kullanımına yönelik farkındalık oluşturması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr değerlerin korunmasına ilişkin akademik tartışmalara yeni bir perspektif sunmakta; politika yapıcılar, akademisyenler ve toplumsal aktörler için dijital alanın değer temelli biçimde nasıl değerlendirilebileceğine dair düşünsel bir çerçeve sağlamaktadır. 3. Araştırmanın Yöntemi ve Kapsamı Modernleşme, kentleşme, sanayileşme ve medya teknolojilerinin aile yapısında değişime-dönüşüme yol açtığı literatürde tartışılan konular arasındadır. Ancak dijital çağın hız, erişilebilirlik, sınırların belirsizleşmesi ve bireysel iletişim pratiklerini yeniden tanımlaması gibi özellikleriyle aile yapısında ve aile içi ilişkilerde nasıl bir sürecin yaşanabileceğine dair çalışmalar sınırlı sayıdadır. Makale literatürde yer alan bu sınırlı çalışmalardan biri olmakla birlikte tartışmaya açtığı dijital muhafazakârlık kavramıyla hem teknolojinin hızına uyum sağlamayı hem de aile kurumu gibi kadim yapıları korumayı hedefleyen çift yönlü bir strateji sunmaktadır. Bu çerçevede makale, dijital teknolojilerin yol açtığı risk ve tehditleri asgariye indirmek amacıyla dijital muhafazakârlık kavramını teorik ve pratik boyutlarıyla tartışmaya açan disiplinlerarası bir yaklaşımla literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, dijital çağın aile ilişkileri üzerindeki etkilerini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek amacıyla nitel derleme yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Derleme yöntemi, belirli bir konuya ilişkin mevcut literatürü The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 284 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sistematik bir çerçevede incelemeyi, bulguları karşılaştırmayı ve alandaki eğilimleri ortaya koymayı mümkün kılmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında dijital çağ, dijital bağımlılık, dijital yalnızlık, dijital ebeveynlik ve dijital muhafazakârlık gibi kavramları ele alan ulusal ve uluslararası akademik yayınlar incelenmiştir. Araştırma sürecinde öncelikle konu ile ilgili temel kavramlar belirlenmiş; ardından bu kavramlarla ilişkili çalışmalar, belirlenen temalar doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Çalışmaların seçiminde, konuyla doğrudan ilişkili olması, alana katkı sunması ve güncel literatürü temsil etmesi temel ölçütler olarak benimsenmiştir. Elde edilen bulgular, aile yapısındaki dönüşümleri tarihsel, sosyolojik ve dijital bağlamlarda ele alan teorik yaklaşımlar ışığında yorumlanmıştır. Bu yaklaşım sayesinde, dijital çağın aile ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne dair çok boyutlu bir değerlendirme yapılmış ve “dijital muhafazakârlık” kavramı bu dönüşümün anlaşılmasında bir analitik çerçeve olarak tartışılmıştır. Bu yöntem doğrultusunda çalışma, mevcut literatürü sentezleyerek alandaki güncel eğilimleri görünür kılmayı, dijital çağda aile kurumuna yönelik risk ve imkânları akademik bir zeminde ortaya koymayı amaçlamaktadır. 4. Dijital Çağda Bağımlılık ve Yalnızlık Dijital çağ, dijital devrim ve dijitalleşme olarak adlandırılan 21. yüzyıl, insanlık tarihindeki en önemli devrimlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu devrimin fitilini ateşleyen ilk adım, Amerikalı bilim insanları tarafından 1947 yılında üretilen transistördür (Özdoğan, 2017:25). Transistörün elektronik cihazların temel bileşeni hâline gelmesi, bilgisayar sistemlerinin ortaya çıkmasını ve bilgilerin dijitalleşmesini sağlamıştır (Özdoğan, 2017:27). Dijital iletişimin ana kaynağı olan internetin doğuşu ise 20. yüzyılın üçüncü çeyreğine dayanmaktadır. Amerika Savunma Bakanlığına bağlı bir birim olan Advanced Research Projects Agency (ARPA) tarafından 1957 yılında kesintisiz bir iletişim ağı kurularak internetin ilk adımı atılmıştır. Bu gelişmeyi takiben 1960 yılında ARPANET projesi kapsamında internetin kullanım alanını yaygınlaştırılmıştır. Büyük bilgisayarlar arasında bağlantılar kurularak paylaşım yapabilen ağlar oluşturulmuş ve zamanla üniversiteler ile diğer kurumlar da bu ağa dahil edilmiştir. Farklı işletim sistemine sahip bilgisayarların ağa bağlanmasıyla “İNTERNET” adı verilen küresel bir network meydana gelmiştir (Yıldırım, 2021:3). Bu networkün The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 285 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gelişim ivmesi ve kullanım alanı her geçen gün katlanarak artmıştır. Dijital araçlarla iletişim kurulabilmesi, bilgiye kolay erişim sağlanması ve birçok hizmetin kısa sürede mekândan bağımsız şekilde sunulabilmesi, dijital çağın küresel zeminde hızla benimsenmesini sağlamıştır (Yetkin & Coşkun, 2021:2). 20.yüzyılda televizyon ve radyo gibi “geleneksel medya” araçları, bireylerin yüzyıllardır sürdürdüğü iletişim pratiklerini köklü biçimde dönüştürmüşken (Alkan, 2023: 15), 21. yüzyıl bu dönüşümün çok daha kapsamlı bir versiyonuna tanıklık etmektedir. Günümüzde cep telefonları, dijital kameralar, sosyal medya platformları ve çeşitli dijital iletişim teknolojileri, gündelik yaşamın merkezine yerleşmiş ve bireylerin etkileşim biçimlerinin başat belirleyicileri hâline gelmiştir (Akar, 2025:10). Devlet yönetiminden bürokratik süreçlere, ticaretten alışveriş kültürüne; eğitim politikalarından sağlık hizmetlerine kadar hemen her alanda dijital dönüşüm belirgin bir etki oluşturmaktadır (Yurt, 2025:26). Dijital iletişimin en belirgin avantajı, zaman ve mekân sınırlamasından bağımsız olarak, anlık, dijital platformların mevcut olduğu sahalarda kullanılabilmesidir. Bu sayede milyonlarca, hatta milyarlarca bireyin aynı anda iletişim kurması mümkündür. Fiziki sınırlardan bağımsız olarak dijital uygulamalar sayesinde kişilerarası iletişim tek bir tıklamayla kolaylaşmıştır. Mektup, telefon ve telgraf gibi klasik iletişim araçlarıyla kıyaslandığında, dijital dünyanın iletişim açısından sunduğu olanaklar insanlık için paha biçilemez niteliktedir. Dijital iletişimin bu hızda yaygınlaşması bu araçlara yönelik kaygıların zaman içinde artmasına yol açmaktadır. Bu araçlar yoluyla kurulan dijital sosyalleşmelerin, aile üyeleri arasındaki iletişimi zayıflattığına, aile içi bağlara zarar verdiğine yönelik endişeler medyada ve akademik platformlarda geniş yer bulmaktadır (Duran, 2022: 13). Hayatın tüm katmanlarına nüfuz eden bu dijitalleşme sürecinin aile içi ilişkileri yönlendirme ve dönüştürme gücünün giderek artması, dijital teknolojilere ve dijital iletişim biçimlerine yönelik eleştirel yaklaşımların doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu çağın kavramları da kuşkusuz dijital ön ekiyle her geçen gün genişlemekte ve kullanım alanları yaygınlaşmaktadır. Dijital sağlık, dijital eğitim, dijital bankacılık, dijital kurumlar (e-devlet, e-vergi, e-imza), dijital oyunlar ve dijital ticaret dijitalleşmenin somut örneklerinden yalnızca birkaçıdır. Bununla birlikte dijital iletişim, dijital yalnızlık, dijital din ve dijital toplum gibi soyut kavramlar da giderek yaygınlaşmaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 286 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Önümüzdeki yıllarda dijital ön ekiyle birçok yeni somut ve soyut kavramın türeyeceği kaçınılmazdır. Çünkü her yeni gelişme, dijital hizmetler ve araçların kullanım alanını genişletirken, aynı zamanda bu yenilikler bireylerin günlük yaşamına da entegre olmaktadır. Dijital çağda öne çıkan ve giderek yaygınlaşan bağımlılık türlerinden biri de dijital bağımlılıktır (Yengin, 2019:2). Bu kavram, ilk kez 1995 yılında Ivan Goldberg tarafından literatüre kazandırılmış ve ardından Amerika medyasında “internet addiction” olarak yer bulmuştur (Ersoy & Ağlar, 2024:3; Yıldırım, 2021:7). Kimberly Young tarafından dijital bağımlılığı araştırmak üzere kurulan araştırma merkezi ve geliştirilen bağımlılık testleri dijital bağımlılık alanındaki bilimsel çalışmalara öncülük etmiştir (Havalı, 2024:20). Bağımlılık bir nesneye, kişiye, objeye duyulan önlenemez istek, iradenin yetersiz kalması veya başka bir iradenin etkisi altında olma durumu olarak tanımlanabilir. Dijital bağımlılık ise, bireyin kendisini yeterli hissetmeme dürtüsüyle tetiklenen, teknolojik ve davranışsal bir bağımlılık türüdür (Özsarı & Deli, 2023:2). Bu bağımlılık türünde bireyin zihni sürekli dijital öğelerle meşgul olmaktadır. Birey zamanla dijital araçlardan kopamamaktadır. Birey, bu araçlara erişim sağlayamadığında huzursuz, gergin, kaygılı, mutsuz bir durum sergilemektedir. Dijital bağımlılığın şiddeti, haftalık 40-48 saate varan internet kullanımına kadar ulaşabilirken birey dijitali kullanma isteğinin önüne geçmekte zorlanmaktadır. Bağımlılık düzeyine ulaşan bireylerde, internete bağlı olunmayan zamanın önemi kaybolmakta, saldırganlık gibi davranışsal değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Günlük yaşamda sorumlulukların yerine getirilmesinde aksaklıklar meydana gelirken iş, okul ve aile hayatındaki görevler ihmal edilmektedir. Zamanla bağımlı bireyler, evden dışarı çıkamama gibi ciddi sorunlarla karşılaşabilmektedir (Alyanak, 2016: 1). Literatürde dijital bağımlılık ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir bölümünde olumsuz aile ilişkilerinin yaşandığı ortamlarda bağımlılığın daha yaygın olduğu vurgulanmaktadır. Dijital bağımlılığa yol açan çalışma sonuçları makalenin “literatürde dijital bağımlılık ve aile ilişkileri” başlığında ele alınmıştır. Dijital Yalnızlık The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 287 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Yalnızlık kavramı, Türkçe sözlükte “yalnız olma, kimsenin bulunmaması durumu” olarak tanımlanmaktadır. Ancak Türk Dil Kurumu (TDK), 2024 yılında “kalabalık yalnızlık” kavramını yılın kelimesi olarak açıklayarak, bu kavrama olan ilgiyi önemli ölçüde artırmıştır (Karayaman, Boz, Şener, & Güler, 2025:1). TDK’nın internet sitesinde halk oylamasına sunulan “merhamet”, “yabancılaşma”, “algoritma”, “yozlaşma”, “yapay zekâ” ve “dijital yorgunluk” kelimeleri arasından seçilen “kalabalık yalnızlık”, birey toplum ilişkisi hakkında birçok mesaj barındırmaktadır (tdk.gov.tr, 30 Temmuz 2025). Yaklaşık bir milyon kişinin katılımıyla yapılan oylamada bu kavramın seçilmesi, birey-toplum, sosyoloji ve psikoloji zemininde kapsamlı araştırmaların önemini göstermektedir. Aynı zamanda kavram, toplumsal ve sosyolojik dönüşümün hangi yönlere evrilebileceği konusunda uyarıcı bir niteliğe sahiptir. Birbirine zıt anlamlar taşıyan “kalabalık” ve “yalnızlık” kelimelerinin bir arada kullanılması ilk bakışta tezat gibi görünse de kavramın derinlemesine incelenmesi bireylerin içinde bulunduğu durumun ne denli travmatik olabileceğini ortaya koymaktadır. Carl Gustaw Jung’un yalnızlık ile ilgili tanımı, bu kavramın bireylerin yaşadığı durumu özetler niteliktedir. Jung’a göre yalnızlık, bireyin yanında kimsenin olmaması değil; bireye ait duygu, düşünce ve fikirlerin karşı tarafa iletilememesi veya kabul görmemesidir (Deveoğlu, 2024:2). Literatürde dijitalleşme ve yalnızlık arasındaki ilişki üzerine birçok araştırma bulunmaktadır. Alkan, Alyanak, Deveoğlu, Göldağ, Kavlak, Yıldırım, Şen & Erol, bu ilişkinin farklı boyutlarını inceleyen çalışmalara örnek olarak gösterilebilir. Araştırmalar, yalnızlığa yol açan çeşitli etmenleri ortaya koymaktadır. Aile içi olumsuz ilişkiler, dijital araçlar, dijital oyunlar, dijital hedonizm, anlaşılmama hissi, mobbing ve boşluk hissi bunlardan sadece birkaçıdır. Ancak ortak olarak vurgulanan ve dikkat çeken unsur, aile içi olumsuz ilişkilerden kaynaklanan yalnızlıktır. İnsan doğası, temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra ait olma, sevilme, sayılma ve anlaşılmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç, Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin üçüncü basamağında, sosyal aidiyet basamağı olarak yer almaktadır. Birey, bu ihtiyacını sevgi, sosyal yakınlık ve dostluk ilişkileriyle karşılamaktadır (Şengöz, 2022:4). Ancak aile içinde ait olma, anlaşılma, sevgi ve değer görme ihtiyacı karşılanamadığında birey, bu boşluğu farklı kanallarla doldurmaya çalışabilmektedir. Bireyin iş, okul ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 288 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. sosyal hayatındaki ilişkiler zaman zaman sekteye uğrayabilmektedir. Bu durumlara aile içi iletişimsizlik, anlaşılmama ve değersizlik hissi eşlik ettiğinde bireysel izolasyonla başlayan yalnızlık zamanla bireyi dijital dünyanın zeminine sürükleyebilmektedir. Hayatın neredeyse her alanına entegre olmuş ve mekândan bağımsız sayısız seçenek sunan dijital dünya, bireyleri sanal bir çevreyle kuşatırken bireylerin yalnızlıklarını derinleştirmektedir. Bu yalnızlaşmanın sonucunda, aile ve toplum içindeki iş birliği, dayanışma ve yardımlaşma gibi değerlerin önemi zamanla azalmaktadır. Bireylerde yabancılaşma ve aidiyet duygularının kaybolması kaçınılmaz hâle gelmektedir. Oysa insan, yaratılış itibarıyla toplumsal bir varlıktır ve tarih boyunca milletlerin, devletlerin oluşumunda toplumsal bağlar belirleyici bir rol oynamıştır. Gerçek anlamda tarihin öznesi olabilmek, güçlü toplumsal bağlarla bir arada yaşamakla mümkündür. Toplumlar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş yığınlar değildir. Toplumları bir arada tutan, birlikte yaşamalarını sağlayan ortak tarih, sosyal ve kültürel bağlardır. Bu bağlar zamanla güçlenebileceği gibi gevşeyip çözülme tehlikesi de taşımaktadır. Toplumun hangi yöne evrileceği ortak irade ve birlikte yaşama kararlılığıyla doğrudan bağlantılıdır (Çapcıoğlu, 2024: 17-18). Ancak “kalabalık yalnızlık” içinde yaşayan bireylerin artışı, bireylerde birlikte yaşama arzusunun azalmasına yol açacaktır. Bu durumda nihai olarak toplumsal bağların çöküşüne zemin hazırlayacaktır. Dijitalleşme ve Muhafazakârlık Muhafazakârlık Latince’de korumak, saklamak, muhafaza etmek, tutmak gibi anlamlara gelen conservare sözcüğüne dayanmaktadır (Güngörmez, 2004:2). Kavram Ortaçağ’da yasaları, düzeni, belli grupları koruyan, kollayan anlamında “Conservator” terimiyle kullanılmıştır (Akkaş, 2003:2). Arapça sözlükte koruma, himaye etme, gözetme anlamlarına gelen hafaza kökünden türemiştir. Türkçe sözlükte de muhafaza etme, koruma anlamına gelmektedir. Muhafazakârlık kavramının Türkçe’de conservatismin karşılığı olarak ne zamandan itibaren kullanıldığı net olarak bilinmemekle birlikte geleneği koruma sürekliliği ifade etme anlamı uzun bir geçmişe dayanmaktadır (Çamurdaş, 2023:2). Muhafazakârlık modern siyasi bir ideoloji olarak Fransız Devrimi’ne karşı bir tepki hareketi olarak Edmund Burke’ün (1729-1797) fikirleriyle şekillense The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 289 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. de bir yaşam formu, bir düşünce şekli olarak kökeni 4. yüzyılın Kilise babalarından Saint Augustin’e, hatta Antik Yunan’a Aristo’ya kadar uzanmaktadır (Yurt, 2025:16). Edmund Burke tarafından kaleme alınan “Reflections on the Revolution in France 1790 (Fransız İhtilali Üzerine Düşünceler 1790)” muhafazakâr geleneğin en üst referans metni olarak kabul edilmektedir (Beneton, 2016: 15). Muhafazakârlıkla ilgili yaygın kabul, bu düşünce geleneğinin değişime bütünüyle karşı olduğu yönündedir. Ancak bu yaklaşım, muhafazakârlığın gerçek doğasını tam olarak yansıtmamaktadır. Muhafazakârlığın değişime bakışı, kökten ve ani dönüşümlere direnmekle birlikte, değişimin tedrici, kontrollü ve toplumsal istikrarı gözeten bir biçimde gerçekleşmesi gerektiği yönündedir. Nitekim literatür incelendiğinde muhafazakârlığın zaman içerisinde “neo-muhafazakârlık” ve “Yeni Sağ” gibi farklı biçimlere evrilerek dönemin toplumsal ve siyasal koşullarına uyum sağladığı görülmektedir (Yurt, 2025:27). Aile kurumu, insanlık tarihi boyunca toplumsal düzenin köklü yapılarından biri olarak varlığını muhafaza etmiştir. Bu kurum, “bireylerin sosyal bir varlık olmayı öğrendikleri ilk etkileşim ağı olması nedeniyle bireysel hayatlar ve toplum hayatı için en temel kurumdur” (Dikeçligil, 2012:24). Biyolojik, psikolojik, ekonomik, sosyolojik ve hukukî boyutlarıyla aile; üyeler arasındaki ilişkileri belirli normlara bağlayan, toplumun kültürel ve karakteristik özelliklerini kuşaktan kuşağa aktaran ve en yoğun birincil ilişkilerin yaşandığı temel sosyalleşme ortamını oluşturan bir kurumdur (Zorlu, 2025:2). Muhafazakâr düşünce geleneğinde aile, toplumsal yapının inşasında ve sürekliliğinde merkezi bir konuma sahiptir. Toplumsal hayatın en eski kurumu olan aile, yalnızca biyolojik bir birliktelik değil; aynı zamanda değerlerin aktarımını, otoritenin meşruiyetini ve toplumsal düzenin devamlılığını sağlayan temel bir yapı olarak görülmektedir. Muhafazakâr ideolojinin erken dönem teorisyenlerinden Louis de Bonald’a göre aile toplumsal ve siyasal düzenin küçük bir yansıması niteliğindedir (Güler, 2016:127). Muhafazakâr düşüncede aile, bireyin kimlik kazanma sürecinde belirleyici bir kurumsal yapı olarak konumlandırılmaktadır. Aile, bireylerine yalnızca aidiyet duygusu kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda onları toplumsal hayata hazırlayarak belirli roller ve konumlar üzerinden toplumsal yapı içine dâhil eder. Bu yönüyle aile, birey ile toplum arasındaki temel aracı The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 290 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. kurumlardan biri olarak işlev görmektedir. Thomas Fleming de benzer biçimde, bireyin esas kimliğini oluşturan tarihsel süreklilik ve gelecek tasavvurunun aile aracılığıyla şekillendiğini ileri sürmektedir. Fleming’e göre insan doğası gereği unutkandır; buna karşılık aile, kuşaklar arası aktarımı mümkün kılan kolektif bir hafıza işlevi üstlenmektedir. Talcott Parsons, aile kurumunun toplumsal düzen içindeki rolünü; neslin devamlılığının sağlanması, bireylerin sosyal ve psikolojik rehabilitasyonu ile toplumsal norm ve değerlerin aktarımını sağlamak şeklinde üç temel işlev üzerinden tanımlamaktadır (Çaha, 2004: 8). Aile, bireylerde topluma ve devlete yönelik sevgi, aidiyet ve bağlılık duygularının gelişmesinde merkezi bir işleve sahiptir. Toplumsal bütünlüğün ve siyasal istikrarın sürdürülebilirliği, bireyler arasındaki bu duygusal ve normatif bağların gücüne doğrudan bağlıdır. Sevgi ve bağlılık temelinde inşa edilmemiş toplumların ve devlet yapıların çözülmeye daha açık olduğu görülmektedir. Bu bağlamda aile değerlerine yönelen herhangi bir tehdidin zamanında engellenememesi, söz konusu tehdidin giderek derinleşmesine ve yalnızca aile kurumunu değil, toplumsal düzeni ve nihai aşamada devletin bütünlüğünü hedef alan yapısal bir soruna dönüşmesine zemin hazırlamaktadır (Gilbert, 2016:74). Durkheim, toplumsal yapıda ortaya çıkan anomi ve yabancılaşma olgusunu, toplumun ortak değer dünyasında meydana gelen çözülmeyle ilişkilendirmektedir. Ona göre toplumsal düzenin zayıflaması ani bir kırılmanın sonucu değil, daha derin ve kademeli bir sürecin ürünüdür. Bu çözülme sürecinin ilk aşaması ise aile kurumunda başlamaktadır. Aile bağlarının zayıfladığı ve aileye atfedilen değerlerin aşındığı toplumlarda, kolektif bilinç giderek güç kaybetmekte; buna bağlı olarak toplumsal bağların ve ortak değerlerin çözülmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir (Çaha, 2004:8). Türk sosyoloji geleneğinde Ziya Gökalp, aileyi yalnızca bireylerin bir araya geldiği özel bir alan olarak değil, ulusun varlığını sürdüren ve kültürel sürekliliği sağlayan merkezi bir yapı olarak ele alır. Ona göre aile, toplumsal dirliği teminat altına alan, millî değerleri nesilden nesile aktaran ve ulusal bütünlüğü güçlendiren bir çekirdek kurumdur. Bu yaklaşım, aileyi hem ahlaki hem de ulusal sorumluluk alanı olarak konumlandırmaktadır. Benzer şekilde İhsan Sezal da aileyi toplumsal düzenin inşasında ve kurumsallaşmasında başlangıç noktası olarak değerlendirir. Sezal’in The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 291 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. perspektifinde aile, birey ile toplum arasındaki bağın kurulduğu; toplumsal yapının canlılığını, dayanıklılığını ve sürekliliğini güvence altına alan temel örgütlenme biçimidir (Kır, 2011:2). Bu makalenin odağı gereği, aile kurumunun önemine ilişkin tanımlar sınırlı tutulmuş; esas amaç olarak dijital çağın aile yapısı üzerindeki etkilerini irdelemek ve bu yeni çağda aileyi korumaya yönelik stratejiler geliştirmek benimsenmiştir. Literatürdeki çalışmalar, geleneksel aile modelinin tarihsel süreç içerisinde çekirdek aile formuna evrildiğini; dijital çağla birlikte çekirdek yapısının da farklılaşarak çoklu aile tipolojilerine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Araştırmalar, aile yapısındaki çözülme eğiliminin Sanayi Devrimi sonrasında hız kazanan kentleşme ve göç süreçleri, kadın hakları mücadelesi, eğitimde fırsat eşitliğinin genişlemesi, kadınların iş gücüne aktif katılımı gibi çeşitli toplumsal dinamiklerle bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır (Turgut, 2017:18). Bunun yanı sıra aile içi ilişkilerin belirgin biçimde zayıfladığı; tek ebeveynli aileler, dijital aileler, arkadaş temelli aile yapıları ve çocuksuz aile modelleri gibi yeni aile formlarının dijital çağın ilk çeyreğinde dikkat çeken bir seviyede artış gösterdiği literatür bulgularındandır (Bayer, 2013:12). Dolayısıyla aile yapısındaki dönüşüm çok boyutlu nedenlerle şekillenmekte olup bu nedenlerin etkisi, dijitalleşmenin hızlandırıcı niteliğiyle günümüzde daha görünür ve daha belirgin hale gelmiştir. Dijital Muhafazakârlık 2016 yılında yayımlanan Russian Geopolitics in the Age of New Media (Yeni Medya Çağında Rus Jeopolitiği) adlı eserde, dijitalleşmenin jeopolitik yapılar üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Anılan eserde Rusya’daki bölgelerin yerel ve jeopolitik mekânsal kimliklerine ilişkin anlatıların dijital platformlar aracılığıyla inşa edilmesi, bölgesel öz belirlemeye yönelik politik bir yönelimin oluşturulmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu anlatıların, “dijital jeopolitik” kavramını görünür ve analiz edilebilir bir olgu hâline getirdiği; dolayısıyla Rusya’daki sosyologlar tarafından incelenmesi gerektiği eserde vurgulanan temel hususlar arasındadır. Eserde özellikle dikkat çeken bölümlerden biri, “Digital Conservatism: Framing Patriotism in the Era of Global Journalism” (Küresel Gazetecilik Çağında Vatanseverliğin Çerçevelenmesi) başlığıdır (Bassin ve diğerleri, 2016:185). Bu başlıkta yazar, The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 292 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Rusya’nın yeni medya ortamı içerisinde gelenekselci ve muhafazakâr anlatıların nasıl yeniden üretildiğini incelemektedir. Dijital platformların yalnızca teknik araçlar olmadığı, aksine tarihsel hafıza, ulusal kimlik ve muhafazakâr değerlerin dolaşıma sokulduğu ideolojik mekânlar hâline geldiği vurgulanmaktadır. Eserde dijital gazetecilik, devletle uyumlu aktörler ile taban hareketlerinin çevrimiçi katılım pratiklerini bir araya getirerek muhafazakâr bir jeopolitik dünya görüşünü pekiştiren stratejik bir mecra işlevi görmektedir. Böylece dijital muhafazakârlık; medya biçimi, siyasal ideoloji ve ulusal kimliğin, Rusya’nın Sovyet sonrası coğrafyadaki jeopolitik hedefleri çerçevesinde karşılıklı olarak birbirini ürettiği bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle dijital muhafazakârlık, geleneksel değerlerin dijital formlar içinde yeniden üretilmesini ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu eserde “dijital muhafazakârlık” kavramının kullanılması uluslararası literatür açısından bir ilki barındırmakla birlikte muhafazakârlığın dijital çağda kendini yenilemesi ve dijital bir forma evrilmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu göstermektedir. Dijital muhafazakârlığın konu edindiği başka bir çalışma Elena Kazachanskaya ve Alexey Mamychev tarafından kaleme alınan makalede yer almaktadır. Anılan yazarlar “Conservatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems’ Digital Transformation (Muhafazakârlık ve Muhafazakâr Hukuk Düşüncesi: Kamu Sistemlerinin Dijital Dönüşümü Çağı) başlıklı makalede muhafazakârlığın genel kavramsal yapısını tartıştıktan sonra, dijital dönüşümün hukuki ve sosyal etkileri bağlamında muhafazakâr düşüncenin nasıl konumlanması gerektiğini belirtirler. Kazachanskaya ve Mamychev dijital teknolojilerin hızla kamu sistemlerine entegre olduğu bir dönemde, muhafazakâr hukuki düşüncenin salt geleneksel değerleri korumaya dönük değil, aynı zamanda dijitalleşme süreçlerini bu değerlerle uyumlu bir şekilde düzenlemeye odaklanan bir çerçeve geliştirmesi gerektiğini savunurlar. Söz konusu çalışmada toplumsal yaşamda dijital teknolojilerin geliştirilmesi ve etkin biçimde kullanılabilmesi için doktrinel nitelikte hukuki ve düzenleyici politikaların yanı sıra etik standartlar ve ahlaki ilkelerin oluşturulmasının gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Kazachanskaya ve Mamychev’e göre, 21. yüzyılda güçlü bir devlet yapısının inşası açısından dijital ortamda sunulan hizmetlerin; deontolojik kodlar, biyolojik tehditler ve çevresel riskler dikkate alınarak tasarlanması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, dijital çağın The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 293 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. gereklerine uyum sağlayabilmek için kamu yönetiminde ve kamu hizmetlerinde gerçekleştirilen dijital dönüşümlere ek olarak, sosyo-normatif düzenlemelerin de hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmektedir (Kazachanskaya ve Mamychev, 2021:447-455). Bu çerçevede dijital muhafazakârlık, dijitalleşmenin değerler üzerinde yarattığı dönüştürücü etkilere karşı geliştirilen savunmacı bir refleks olmanın ötesinde, dijital çağın imkânlarını dikkate alan kurucu bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görüldüğü üzere, dijital platformlar muhafazakâr değerlerin aşındığı değil, aksine yeniden üretildiği ve dolaşıma sokulduğu stratejik alanlar hâline gelebilmektedir. Kazachanskaya ve Mamychev’in dijital dönüşüm bağlamında muhafazakâr hukuki düşünceye ilişkin ortaya koyduğu normatif çerçeve, dijitalleşmenin etik, ahlaki ve toplumsal sorumluluk ilkeleriyle birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye bağlamında ise dijitalleşme sürecinin hızına karşın, değerlerle dijital platformlar arasındaki ilişkinin henüz kavramsal ve kuramsal bir bütünlük içinde ele alınmadığı görülmektedir. Bu durum, dijital çağda değerleri koruma ve aktarma çabalarının dağınık ve tepkisel bir düzeyde kalmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak tartışmaya açılması, dijitalleşmenin kaçınılmazlığı karşısında değerlerin korunmasına yönelik yeni ve sistematik bir düşünme biçimi sunmaktadır. Bu çerçevede sınırların görünmez hâle geldiği, küresel kültür ve değer aktarımının hızlandığı ve dijital teknolojilerin yaşamın tüm alanlarına nüfuz ettiği bu dönemde Türkiye açısından da aileyi, bireyi, kimliği, inancı, değerleri koruyan, kamusal alanlardaki gerçekleşecek olan dijital dönüşümlerin her kademesinde koruyucu çerçeveye duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu ihtiyacı en kapsamlı biçimde karşılayan ve söz konusu dönüşümü teorik olarak açıklayan yaklaşım dijital muhafazakârlık perspektifidir. Dijital muhafazakârlık perspektifi, insanı merkeze alan tüm değerleri ailenin, kimliğin, inancın, tarihin, kadim kültürel mirasın ve hatta insan psikolojisinin- dijital çağın dönüştürücü ve çoğu zaman aşındırıcı etkilerinden korumayı amaçlayan kapsamlı bir stratejik çerçeve sunmaktadır. Bu bağlamda dijital sınırların belirlenmesi, ekran sürelerinin denetimi, sosyal medya kullanımının kontrollü biçimde düzenlenmesi ve The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 294 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. bireyin özel alanının korunması temel stratejik başlıklar olarak öne çıkmaktadır. Bu makalenin odağında ise aile kurumunun korunmasına yönelik dijital muhafazakârlık stratejiler yer almaktadır. 5. Dijital Muhafazakârlık Stratejileri Dijital Sınırların Belirlenmesi Dijital çağın diğer tarihsel dönemlerden ayırt edici özelliği, fiziksel sınırların anlamını yitirmesidir. Artık kıta, ülke veya sınır kavramları dijital mecralarda büyük ölçüde erimektedir. Bireylerin paylaşımları, saniyeler içinde uçsuz bucaksız mesafeleri aşarak dünyanın herhangi bir noktasındaki bireylerin erişimine açılmaktadır. Sosyal medya platformları üzerinden bireyler, toplumsal, kültürel ve sosyal içeriklere sürekli maruz kalmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin sahip oldukları kültürel değerleri ve kadim mirası koruyabilmeleri, dijital araçları ve sosyal medyayı bilinçli, kontrollü ve iradeli bir şekilde kullanmalarını zorunlu kılmaktadır. Dijital mecraların bilinçli kullanımı, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile içi ilişkilerin sağlıklı biçimde sürdürülmesi açısından da hayati öneme sahiptir. Ekran süresinin sınırlandırılması, özellikle çocuklar için güvenli içerik filtrelerinin uygulanması, özel alan ve mahremiyetin korunması, bu alanların dijital mecralarda paylaşılmaması temel dijital muhafazakârlık stratejilerini oluşturmaktadır. Aile Değerlerinin Dijital Ortama Taşınması Dijital ortamda aile değerlerinin -yardımlaşma, koruma, işbirliği, merhamet, sevgi, saygı vb.- paylaşılması ve ailenin toplumsal önemi üzerine üretilen içerikler, söz konusu mecralarda ailenin işlevinin ve öneminin sürekli hatırlanmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür paylaşımlar, aile bireyleri arasında etkili iletişimi teşvik ederek, karşılıklı anlayış ve işbirliği ortamını güçlendirmektedir. Özellikle rehber niteliğindeki içerikler, aile içi karar alma süreçlerinde farkındalık yaratmakta, çatışma yönetimi ve duygusal destek mekanizmalarının geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca, bu paylaşımlar, bireylerin aile değerlerini içselleştirmesini destekleyerek, toplum genelinde kültürel ve ahlaki normların korunmasına dolaylı yoldan hizmet etmektedir. Sonuç olarak, aile değerlerinin dijital zeminde görünür kılınması ve bu değerlerin sürdürülebilir biçimde paylaşılması, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından hem bireysel hem de toplumsal açıdan kritik bir rol oynamaktadır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 295 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Eğitim ve Farkındalık Stratejileri Dijital ortamda paylaşılan içeriklerin bireyler üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları, dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu çalışmaların özellikle aile yapısı, aile içi ilişkiler ve aile üyeleri bağlamında yürütülmesi ayrı bir önem taşımaktadır; çünkü aile, toplumu bir arada tutan temel işlevlerden birine sahiptir. Aile yapısının zayıfladığı toplumların uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir. Bireyler toplumsal değerleri, kültürel mirası ve insana, ahlaka ilişkin normları ilk olarak aile içinde öğrenmektedir. Bu yönüyle aile, toplumun adeta bir sigortası işlevi görmektedir. Bu nedenle, ilgili kurumların1 öncülüğünde aile üyelerine dijital dünyadaki riskler ve fırsatlar hakkında eğitim verilmesi dijital muhafazakârlık stratejilerinin merkezi bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, çocuklar ve gençlere dijital sorumluluk bilinci kazandırmaya yönelik yürütülecek eğitim ve farkındalık faaliyetleri de dijital muhafazakârlığın stratejik hedefleri arasında yer almaktadır. Toplumsal ve Kültürel Bağların Güçlendirilmesi Dijital çağın hızla ilerleyen dinamikleri ve kıtalararası kültürel etkileşimler karşısında, ulusal değerlere yönelik toplumsal ve kültürel bağların güçlendirilmesi kritik bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Dijital mecralarda üretilen içeriklerin, toplumsal bağları pekiştirecek ve kültürel mirasın yaygınlaşmasına katkı sağlayacak nitelikte olması, ulusal kültürün yabancı kültürler karşısında erimesini önleyecektir. Ayrıca, dijital araçlar aracılığıyla ulusal ve kültürel değerlerin paylaşımı bu paylaşımların sürdürülebilirliği, ulusal değerlerin korunmasına önemli katkılar sunmaktadır. Bu bağlamda, aile yapısının güçlendirilmesi, aile değerlerinin yaşatılması ve ailenin toplum içindeki rolünün vurgulanması yönündeki dijital içerikler de toplumsal bütünlüğün korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Dijitalin Bilinçli Kullanımı Dijital dünyanın sunduğu sayısız hizmet arasında kaybolmak ve bireysel özden uzaklaşmak yerine, dijitali bilinçli ve ölçülü bir şekilde tüketme iradesi, dijital muhafazakârlık stratejileri açısından son derece kritik bir 1Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Üniversiteler, Sivil Toplum Kuruluşlar vb. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 296 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. tutum olarak değerlendirilmektedir. Bireye herhangi bir fayda sağlamayan, zaman kaybına yol açan ve psikolojik sıkıntılara neden olabilecek sınırsız dijital kullanım, ciddi bir risk ve tehlike unsuru taşımaktadır. Her bireyin öz disiplin bilinciyle güçlü bir irade göstermesi, dijital bağımlılık tuzağından korunmasına önemli katkılar sunacaktır. Bu öz disiplin ve dijital mecraların iradeli kullanımı, aile üyeleri arasında da sağlanmalıdır. Aile fertlerinin işbirliği ve dayanışmasıyla, dijitalin eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaçlar dışında belirli zamanlarda kullanılmaması -başka bir deyişle, dijitalin minimal düzeyde ve ihtiyaç odaklı kullanımı- dijital muhafazakârlık stratejilerinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. 6. Dijitalleşme ve Aile İlişkileri Literatür Bulguları ve Tartışma Bu başlık altında dijital bağımlılık, dijital yalnızlık ve dijital çağda aile içi ilişkiler konusuna dair literatür araştırmalarında öne çıkan bulgular ele alınmaktadır. Söz konusu bulgular, dijital araçların aile içi ilişkiler üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla anlamaya yöneliktir. Bu bağlamda, literatür taramaları, dijital çağın aile dinamikleri üzerindeki karmaşık etkilerini daha bütüncül bir perspektifle değerlendirme imkânı sunmaktadır. Bu çerçevede literatür bulguları: Bayhan’ın (2020:119) lise öğrencileri üzerinde gerçekleştirdiği araştırma, internet bağımlılığının aile içi ilişki kalitesiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular, ebeveynlik tutumlarının çocukların dijital davranışlarını doğrudan etkilediğini göstermekte; özellikle ilgisiz, mesafeli veya yetersiz ebeveynlik pratiklerinin internet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet oranlarını anlamlı düzeyde artırdığı belirtilmektedir. Ayrıca aile bağlarının zayıf olduğu ya da ebeveynlerin ayrı yaşadığı aile tiplerinde çocukların dijital risklere maruz kalma olasılığının belirgin şekilde yükseldiği vurgulanmaktadır. Benzer biçimde Kavlak ve arkadaşlarının (2022:9) çalışması da aile ilişkilerinde yaşanan çatışma, iletişimsizlik veya duygusal kopukluk gibi olumsuzlukların internet bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı ve yalnızlık düzeyleriyle pozitif yönlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, dijital bağımlılık davranışlarının yalnızca bireysel faktörlerle değil, güçlü biçimde aile içi etkileşim örüntüleriyle şekillendiğine işaret etmektedir. Göldağ’ın (2018:14) lise öğrencileri üzerine gerçekleştirdiği araştırma, dijital oyun kullanımının aileler tarafından yeterince denetlenmediğini ve oyun The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 297 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. süreleri ile içeriklerinin çoğu zaman kontrolsüz kaldığını göstermektedir. Çalışmanın bulguları, dijital oyunlar üzerinde etkin bir ebeveyn kontrolü sağlanmadığında öğrencilerin internet bağımlılığı eğilimlerinin belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Alyanak’ın (2016:4) çalışması, internet bağımlılığının tedavi sürecinde güçlü aile ilişkilerinin kritik bir değişken olduğunu vurgulamaktadır. Araştırmaya göre, bağımlılığın altında yatan iletişim problemleri ve aile içi çatışmaların giderilmesi, bireyin bağımlılıkla baş etme kapasitesini önemli ölçüde güçlendirmekte; bu bağlamda aile içi iletişim kanallarının güçlendirilmesi, destekleyici bir iş birliği ortamının sağlanması ve duygusal dayanışmanın artırılması tedavi sürecinin başarısı açısından temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu iki çalışma birlikte değerlendirildiğinde, dijital bağımlılık davranışlarının önlenmesinde ve tedavi edilmesinde aile kurumu ile ebeveynlik pratiklerinin merkezi bir role sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ersoy ve Ağlar’ın (2024:17) araştırması, aile içinde açık iletişim kanallarının bulunmasının ve demokratik bir aile atmosferinin sağlanmasının dijital bağımlılık riskini anlamlı biçimde azaltan temel etkenler olduğunu göstermektedir. Çalışma, aile içi iletişimin niteliğinin çocukların dijital davranış örüntülerini doğrudan biçimlendirdiğini vurgulamaktadır. Buna paralel olarak Şen ve Erol (2024:3), aile içi iletişimin başlangıç noktasının ebeveynler olduğunu ifade etmekte ve anne-babanın sergilediği tutarlı, yapıcı ve sağlıklı iletişim biçiminin çocuklarla kurulacak ilişkinin temelini oluşturduğunu belirtmektedir. Araştırma bulguları, dijital teknolojilerin aile içi iletişimi zayıflatıcı etkilere sahip olabileceğini; ancak güçlü aile bağları, nitelikli etkileşim ve destekleyici ebeveyn tutumlarının bu olumsuz etkileri önemli ölçüde sınırlayabildiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda çalışmalar, dijital bağımlılığın önlenmesinde yalnızca teknolojik faktörlere değil, aile içi iletişim süreçlerinin kalitesine de odaklanılması gerektiğini açık biçimde göstermektedir. Haberli (2023:7), ebeveynlerin çocukların dijital araçlarla kurdukları ilişkiyi yönlendirmede belirleyici bir konumda bulunduğunu vurgulamakta ve literatürde ebeveynlik tutumlarının arabulucu, otoriter ve ortak izlenme şeklinde üç kategori altında incelendiğini aktarmaktadır. Arabulucu tutumdaki ebeveynler, çocuklarıyla dijital içeriklerin olumlu ve olumsuz yönlerini tartışarak rehberlik sağlayan, dijital farkındalık ve eleştirel medya okuryazarlığı gelişimini destekleyen bir yaklaşım benimsemektedir. Buna The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 298 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. karşılık otoriter tutum, baskıcı ve tek yönlü bir kontrol mekanizmasına dayandığından, çoğu zaman çocukların dijital içeriklere yönelik merak ve yönelimlerini artırmakta; ayrıca aile içi iletişimde çatışma ve uzlaşma sorunlarına yol açabilmektedir. Ortak izlenme tutumunda ise ebeveynler çocuklarıyla birlikte dijital araçları kullanarak daha etkileşimli, paylaşımcı ve işbirlikçi bir iletişim modeli geliştirmektedir. Araştırma bulguları, bu işbirlikçi yaklaşımın çocukların öğrenme süreçlerine ve dijital deneyimlerinin niteliğine anlamlı düzeyde olumlu katkı sunduğunu göstermektedir. Böylece çalışma, ebeveynlik tarzlarının dijital davranışları şekillendiren güçlü bir sosyopedagojik faktör olduğunu ileri sürmektedir. Karaboğa (2019:16) araştırmasında, uzun süreli dijital medya kullanımında aile içi iletişimin ve aile bağlarının zayıflayacağı vurgulanmaktadır. Araştırma, aile üyeleri arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi için ebeveynlere dijital medya okuryazarlığı eğitimini önermektedir. Bu eğitimin zaman yönetimi başta olmak üzere hem eşler arasındaki iletişime hem de ebeveyn-çocuk iletişimine olumlu katkı sağlayacağı eğitimin sağlayacağı faydalar olarak öne çıkmaktadır. Barış ve Yeşilyurt’un (2025:8) araştırmasında dijital mecraların yalnızca kullanım sıklığının değil, bu platformlarda paylaşılan içeriklerin niteliğinin de aile ilişkilerini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Özellikle kıyaslama, rekabet ve idealize edilmiş yaşam temsilleri içeren paylaşımların aile içi iletişimde güvensizlik, yetersizlik hissi ve duygusal kopukluk gibi sonuçlara yol açtığı belirtilmektedir. Fenomenleşmiş içeriklerin de benzer biçimde aile dinamiklerini olumsuz etkilediği ifade edilmektedir. Çalışma, bu olumsuz etkilerin azaltılabilmesi için ailelere dijital içerik yönetimine yönelik stratejik öneriler sunmakta; bilinçli kullanım, içerik seçimi ve dijital etkileşim sınırlarının belirlenmesi gibi uygulamaların önemine dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda her iki araştırma, dijital mecraların aile yapısı üzerindeki etkilerinin hem kullanım biçimi hem de içerik türleri üzerinden çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Akbaş ve Dursun’un (2020:11) araştırması, dijital teknolojilerin uzun süreli kullanımının özellikle çocuklar üzerinde bilişsel, davranışsal ve sosyal düzeyde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, bu olumsuzlukların önlenmesinde baskıcı veya yasaklayıcı ebeveynlik tarzlarının etkili olmadığını, aksine ebeveynlerin dijital teknolojiyi bilinçli, kültürel ve pedagojik bir perspektifle kullanma The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 299 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. becerilerini geliştirmelerinin kritik bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. Çalışma, bu bağlamda dijital ebeveynlik kavramını öne çıkararak dijital kültürün aile içinde geliştirilmesinin, Arslan’ın (2020:2) ifadesiyle “dijital yerlilerin” sağlıklı biçimde yetiştirilmesi açısından temel bir gereklilik olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde Yurdakul, Dönmez, Yaman ve Odabaşı (2013:6), dijital bağımlılığın önlenmesinde dijital ebeveynliğin merkezi bir rol üstlendiğini ifade ederek kavramı; dijital araçlara hâkim olan, dijital mecralardaki fırsat ve risklerin bilincinde bulunan, çocuklarını çevrimiçi tehditlere karşı koruyan, gerçek ve sanal dünyada haklara saygı kültürünü aktaran ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilen bireylerin sergilediği ebeveynlik biçimi olarak tanımlamaktadır. Bu doğrultuda dijital ebeveynlik, çocukların dijital dünyada güvenli, bilinçli, etik ve sürdürülebilir biçimde var olabilmelerini sağlayan temel bir rehberlik çerçevesi sunmaktadır. 7. Sonuç İnsanlık tarihi, her büyük yeniliğin arkasındaki köklü toplumsal dönüşümlerin itici gücüyle durmaksızın şekillenen bir değişim ve dönüşüm yolculuğudur. Ateşin bulunması, yazının icadı, buharlı makinelerin üretime dâhil edilmesi, elektriğin keşfi ve nihayetinde internetin ortaya çıkışı, insan yaşamında paradigmatik kırılmalara yol açan başlıca dönüm noktalarıdır. Bu yenilikler, toplumların beslenme alışkanlıklarından yerleşik yaşam pratiklerine, ticaret ve üretim yöntemlerinden iletişim biçimlerine kadar geniş bir yelpazede radikal değişim süreçlerini tetiklemiştir. 21.yüzyıl diğer adıyla dijital çağ, internetin keşfiyle birlikte dijital iletişimin küresel ölçekte yeniden biçimlendiği bir döneme işaret etmektedir. İnternetin sağladığı altyapı sayesinde dünya üzerindeki milyarlarca insan, fiziksel sınırların belirleyiciliğinden bağımsız olarak aynı dijital zeminde bir araya gelebilme imkânına kavuşmuştur. Bu yeni iletişim ortamı bireylere önemli fırsatlar sunmakla birlikte, beraberinde çeşitli risk ve tehditleri de taşımaktadır. Söz konusu risklerin ulusal ve yerel kültürler açısından kritik yönü, farklı kültürel kodlara ve değer sistemlerine kontrolsüz biçimde maruz kalma sonucunda ulusal değerlerden uzaklaşma ihtimalinin artmasıdır. Bireyin sosyalleşmesinde ve toplumun sürekliliğinde temel bir rol üstlenen aile kurumunun dijital ortamlardan gelebilecek olası tehditlere karşı korunması, toplumsal bütünlük açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede makale bireyin kendisiyle ve çevresiyle (aile, toplum vb.) olan The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 300 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. iletişimini dijital çağın baş döndüren teknolojileri karşısında korumak için “dijital muhafazakârlık” kavramını teklif etmesiyle özgün ve ayırt edici yönüyle öne çıkmaktadır. Dijital muhafazakârlık yaklaşımı, dijitalleşmeye karşı edilgen bir savunma geliştirmek yerine, dijital alanı değer temelli bir mücadele ve üretim sahası olarak ele almakta; değerlerin korunmasını dijital platformların etkin ve stratejik kullanımına bağlamaktadır. Dijital muhafazakârlık, muhafazakâr değerlerin dijital çağın iletişim biçimleriyle yeniden ifade edilmesini ve dolaşıma sokulmasını esas alan bir kavramsallaştırmadır. Bu yaklaşım, geleneği dijitalleşmenin karşısında sabit ve değişmez bir unsur olarak değil, dijital mecralarla etkileşim hâlinde yeniden müzakere edilen dinamik bir yapı olarak ele almaktadır. Rusya’da dijital muhafazakârlık, özellikle yeni medya aracılığıyla vatanseverlik, ulusal kimlik ve tarihsel hafızanın yeniden çerçevelenmesi bağlamında teorik bir içerik kazanmıştır. Buna karşılık Türkiye’de kavram henüz literatürde sistematik biçimde ele alınmamış olsa da hızlı dijitalleşmenin toplumsal yapılar üzerindeki etkileri, dijital muhafazakârlığın kuramsal bir çerçeve olarak geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Makale, dijital bağımlılık ve dijital yalnızlık gibi bireysel deneyimlerin aile bağlarını nasıl zayıflattığına ilişkin bulguları bir araya getirerek literatürdeki dağınık bilgi birikimini sistematik bir çatı altında toplamaktadır. Bununla birlikte dijital iletişimin hızlanmasıyla aile üyeleri arasındaki fiziksel ve duygusal mesafenin nasıl yeniden tanımlandığına dair özgün tespitler sunarak, aile sosyolojisi ve iletişim çalışmaları alanlarında önemli bir tartışma zemini oluşturmaktadır. Sonuç olarak makale, dijital muhafazakârlığı Türkiye literatüründe kavramsal bir öneri olarak tartışmaya açarak, dijitalleşme ile değerler arasındaki ilişkiye yönelik dağınık tartışmaları bütünlüklü bir çerçeveye oturtmayı hedeflemektedir. Çalışmanın özgünlüğü, dijital muhafazakârlığı ne dijitalleşmeye karşı bir reddiye ne de geleneksel değerlerden kopuş olarak ele alması; aksine dijital platformların değer temelli ve normatif ilkeler doğrultusunda etkin kullanımını savunan kurucu bir yaklaşım geliştirmesinde yatmaktadır. Uluslararası literatürde özellikle Rusya örneğinde görülen dijital muhafazakârlık tartışmalarının Türkiye bağlamına taşınması, karşılaştırmalı bir perspektif sunarak literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital çağda muhafazakâr düşüncenin edilgen değil, yönlendirici ve üretken bir rol üstlenebileceğini The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 301 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. göstermekte; dijitalleşme-değer ilişkisine ilişkin akademik tartışmalara özgün bir katkı sunmaktadır. 8. Öneriler Dijital çağın olumsuz etkilerini azaltmak, dijital mecraların daha bilinçli, kontrollü ve kültürel duyarlılıkla kullanılmasını sağlamak amacıyla makale genç, ebeveyn, akademi, bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, resmî kurumlar ve daha birçok kurum-kuruluşa çeşitli öneriler sunmaktadır. *Birey, aile ve toplumların dijital mecraların olumsuz etkilerine karşı daha kırılgan hâle geldiği görülmektedir. Bu nedenle, değer üreten ve değer aktarımını önceleyen bir dijital zeminin inşası zorunludur. Bu zemini ifade eden en kapsamlı kavram dijital muhafazakârlıktır. Dijital muhafazakârlık, dijital teknolojilerin hayatın her alanına nüfuz ettiği çağımızda birey, aile ve toplumların değerlerini, kimliklerini ve geleneksel normlarını koruma yönündeki bilinçli duruşu ifade etmektedir. *Dijital muhafazakârlık yaklaşımının Türkiye bağlamında işlevsel hâle gelebilmesi için, dijitalleşme politikalarının yalnızca teknik altyapı ve verimlilik ekseninde değil, değer temelli bir perspektifle ele alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda, kamu yönetimi ve kamu hizmetlerinde yürütülen dijital dönüşüm süreçlerinin etik ilkeler, mahremiyet hassasiyeti ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla birlikte yapılandırılması önem taşımaktadır. Dijital platformların, kültürel sürekliliği destekleyen ve toplumsal değerlerin aktarımını güçlendiren araçlar olarak değerlendirilmesi, dijitalleşmenin değerlerle çatışan değil, değerleri yeniden üreten bir sürece dönüşmesine katkı sağlayacaktır. *Akademik düzeyde dijital muhafazakârlık kavramının sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk ve iletişim çalışmaları ekseninde disiplinlerarası biçimde ele alınması, kavramın teorik derinliğini artıracaktır. Eğitim, medya ve dijital okuryazarlık politikalarında değer temelli içeriklerin teşvik edilmesi de dijital muhafazakârlığın pratik karşılıklarını güçlendirecek önemli adımlar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda dijital alan, muhafazakâr değerlerin savunulduğu bir “tehdit alanı” olmaktan çıkarılarak, değer temelli bir toplumsal inşa zemini olarak yeniden düşünülmelidir. *Yerli ve değer odaklı dijital içerik üretimi teşvik edilmelidir. Bu kapsamda kamu destekli projelerin yaygınlaşmasına ihtiyaç vardır. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 302 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. *Dijital ortamlarda özel alanın korunması ve mahremiyet bilincinin güçlendirilmesi, bireylerin dijitalleşme sürecinde psikolojik bütünlüklerini korumaları açısından kritik önem taşımaktadır. *Dijital ebeveynlik farkındalığının artırılmasına yönelik eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, çocukların ve gençlerin dijital risklerden korunması ve sağlıklı dijital alışkanlıklar geliştirmesi için gereklidir. *İlköğretimde seçmeli ders olarak sunulan “Medya Okuryazarlığı” dersinin lise ve yükseköğretim düzeylerinde de zorunlu hâle getirilmesi, eleştirel dijital bilinç geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir. *Dijital mecralarda doğruluk, adalet, saygı ve mahremiyet gibi etik değerlerin yaşatılmasına yönelik içerik üretiminin artırılması, dijital kültürün etik zeminde şekillenmesine katkı sağlayacaktır. *Baskıcı, otoriter ve yasaklayıcı ebeveyn modelleri yerine; hoşgörülü, empati kurabilen, çocuklarıyla iletişim ve müzakere becerisi geliştirebilen bir ebeveyn yaklaşımının teşvik edilmesi gerekmektedir. *Aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın niteliğinin artırılması, ortak etkinliklerle duygusal ve sosyal bağların anlamlı biçimde güçlendirilmesi önemlidir. *Aile içi ilişkilerde merhamet, saygı, sevgi, aidiyet, paylaşım, hoşgörü ve güven temelli ilişkilerin güçlendirilmesi hem aile bütünlüğünü hem de toplumsal dayanıklılığı destekleyen temel bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. *Dijital mecralarda dezenformasyon, manipülasyon ve sahte içeriklerle mücadele için hem teknolojik hem de pedagojik temelli doğrulama mekanizmaları geliştirilerek kullanıcıların eleştirel dijital düşünme becerileri desteklenmelidir. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 303 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Kaynakça Akkaş, Hasan Hüseyin (2003). Muhafazakâr Siyasi Düşünce Kavramı Üzerine, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4(2), 241-254. Aksan, Gamze. (2025) Ebeveyn ve Genç İlişkisinde Aile Tutumları ve Aile Değerleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Habitus Toplumbilim Dergisi, 6, 95-124. Alkan, Buse (2023). Instagram’ın Evli Çiftlerin Aile Yaşantısına Etkileri. İletişim Bilimi Araştırmaları Dergisi 3(3), 218-235. Alyanak, Behiye (2016). İnternet Bağımlılığı. Klinik Tıp Pediatri Dergisi 8 (5), 20-24. Akbaş, Özge Zeybekoğlu ve Dursun, Cansu (2020). Teknolojinin Aileye Etkisi: Değişen Ailenin Dijital Ebeveyn ve Çocukları. Turkish Studies-Social, 15(4), 2245-2265. Akar, Damla (2025). Sosyal Medyada Aile Algısı: Ekşi Sözlük Tanımları Üzerine Bir Değerlendirme. Trt Akademi, 10(24), 800-829. Arslan, Aysel 2020). Üniversite Öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Düzeylerinin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi. International E-Journal of Educational Studies, 4(7), 27-41. Barış, Özlem ve Yeşilyurt, Segah (2025). Sosyal Medyada Ailelerin Medyatikleşmesi: Popüler Aileler Örneği, TRT Akademi, 10(24), 624-651. Bassin, Mark ve diğerleri (2016). Eurasia 2.0: Russian geopolitics in the age of new media. Bloomsbury Publishing PLC. Bayer, Ali (2013). Değişen Toplumsal Yapıda Aile. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4(8), 101-129. Bayhan, Vehbi (2020). Z Kuşağı Lise Gençlerinde Sosyal Medya Bağımlılığı İle Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyet Deneyimleri. İlahiyat Akademi (12), 117-144. Beneton, Phillipe (2016). Muhafazakârlık, Le Conservatisme. (C. Akalın Çev.), İstanbul: İletişim. Çaha, Ömer (2004). Muhafazakâr Düşüncede Toplum, Liberal Düşünce Dergisi, (34), 15-24. Çamurdaş, Kübra (2023) Türkiye’de Gelenek ve Modernite Geriliminde Muhafazakârlık: Hareket Dergisi Örneği1. Çiftçi, Ayşe Nur (2023). Aile Yapısında Yaşanan Çözülme ve Uzunköprü Örneği.” Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 25 (Özel Sayı), 489-514. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 304 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Duran, Resul (2022). Türkiye Aile Yapısının Geleceğine Yönelik Çıkarımların Değerlendirilmesi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Dergisi, 2(1), 147-164. Gilbert, Andrew Norman (2016). British Conservatism and The Legal Regulation of İntimate Adult Relationships, 1983-2013 (Doctoral Dissertation, Ucl (University College London)). Güler, Zeynep (2016). Muhafazakârlık, Kadim Geleneğin Savunusundan Faydacılığa. H.B.Örs (Der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler (Ss. 115-162). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi. Göldağ, Battal (2018). Lise Öğrencilerinin Dijital Oyun Bağımlılık Düzeylerinin Demografik Özelliklerine Göre İncelenmesi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 15 (1), 1287-1315. Güngörmez, Bengül (2004). Muhafazakâr Paradigma: “Dogma” ve “Önyargı. Muhafazakâr Düşünce Dergisi, 1(1), 11-30. Deveoğlu, Müge (2024). Yalnızlığın Yeni Hali: Dijital Yalnızlık. Sosyologca, 9/18-19, 341-352. Dikeçliğil, F. Beylü (2012). Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu, Muhafazakâr Düşünce, 8(31), 21-52 Ersoy, Mustafa ve Ağlar, Cengiz (2024). Trdizin Veri Tabanındaki Dijital Bağımlılık Araştırmalarına Genel Bakış (2013-2023). Haberli, Mehmet (2023). Dijital Çağda Aile: Ebeveynleriyle İlişkisi Çerçevesinde Gençlik ve Din. Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi, 7(3), 374-389. Havalı, Sibel (2024). Dijital Bağımlılık Üzerine Güncel Tartışmalar. Ankara: Berikan Yayınevi. Karaboğa, Mehmet Tahir (2019). Dijital Medya Okuryazarlığında Anne ve Baba Eğitimi.” Opus International Journal of Society Researches, 14(20), 2040-2073. Karayaman, Saffet ve diğerleri (2025) Kalabalık Yalnızlık Ölçeği. Kazachanskaya, Elena ve Mamychev, Alexey (2021). Conser-vatism and Conservative Legal Thinking: The Era of Public Systems' Digital Transformation. European Proceedings of Social and Behavioural Sciences. Kır, İbrahim (2011). Toplumsal Bir Kurum Olarak Ailenin İşlevleri. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 10(36), 381–404. Özdoğan, Ogan (2017). Endüstri 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi ve Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları, Pusula. The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 305 “Dijital Çağda Aile İlişkilerinin Çözülme Riskleri ve Muhafaza Stratejileri: Dijital Muhafazakârlık Bağlamında Bir Değerlendirme”, Remziye Gül Yurt, tinisos 13/2, pp. 279 306. Özsarı, Arif ve Deli, Şekip Can (2023). Dijital Okuryazarlık ve Dijital Bağımlılık İlişkisi: Hokey Sporcuları Araştırması. The Online Journal of Recreation and Sports, 12(4), 491-501. Şen, Gülyaşar Erol, Ayten (2024). Modernleşme Sürecinde Dijital Medyanın Aile Üzerindeki Etkileri.” Kaide Dergisi (Asbü Uluslararası Aile Araştırmaları Dergisi), 2 (1), 1-30. Turğut, Faruk (2017). Tarihsel Süreçte Aile Kurumunun Dönüşümü ve Geleceğine Yönelik Çıkarımlar. Medeniyet ve Toplum Dergisi, 1(1), 93-117. Ültay, Eser ve diğerleri (2021), Sosyal Bilimlerde Betimsel İçerik Analizi.” Ibad Sosyal Bilimler Dergisi, (10), 188-201. Yengin, Deniz (2019). Teknoloji Bağımlılığı Olarak Dijital Bağımlılık. Turkish Online Journal of Design Art and Communication, 9(2), 130-144. Yetkin, Elif Gizem ve Coşkun, Kemal (2021). Endüstri 5.0 (Toplum 5.0) ve Mimarlık, Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi, (27), 347-353. Yurdakul, Işıl ve diğerleri (2013). Dijital Ebeveynlik ve Değişen Roller. Gaziantep University Journal of Social Sciences, 12(4), 883-896. Yıldırım, İrfan (2021). Sosyal Medya, Dijital Bağımlılık ve Siber Zorbalık Ekseninde Değişen Aile İlişkileri Üzerine Bir Değerlendirme.” Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9 (5), 1237-1258. Yurt, Remziye Gül (2025). Dijital Muhafazakârlık: Gelenekten Dijitale Muhafazakârlığın Dönüşümü. İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları. Zorlu, Yaşar (2025). Sosyal ve Dijital Medyanın Aile İçi İletişim Üzerindeki Olumsuz Etkileri Ve Sosyal Sonuçları. Erciyes İletişim Dergisi, 12(2), 599-620. Https://Tdk.Gov.Tr/İcerik/Basindan/2024-Yilinin-Kelimesi-Kavrami-Kalabalik Yalnizlik/ The International New Issues in Social Sciences (tini-SOS), issn: 2149-4266, e-issn: 2645 9140, Year 2025 Winter – Volume 13, Number 2 306 https://dergipark.org.tr/tr/pub/tinisos/article/1838435

Featured post

İRAN-İSRAİL-ABD SAVAŞI VE TÜRKİYE'NİN BARIŞI SAĞLAMA ÇABALARI

  Birinci Haftanın Bilançosu: Ateş Çemberinde Diplomasi 7 Mart 2026 Ortadoğu, 28 Şubat 2026'da başlayan ve bir haftayı geride bıra...